TÜRKİYE GÜNDEMİ 

 ALMANYA GÜNDEMİ 

 ISTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ 

 DANIŞMANLIK HİZMETLERİ 

  BI AWB MENÜLERİ 

 MÜŞTERİ SORULARI YORUMLARI 

 SAVUNMA SANAYİİ STRATEJİSİ 

 FİNANS KRİZİ KOMPLEKS DENGELER 

 ÖZEL EĞİTİM HİZMETLERİ  

 
New Page 1
Ana Sayfa  >  SAVUNMA SANAYİİ STRATEJİSİ  >
     
SAVUNMA SANAYİİ STRATEJİSİ
 
 
HAVACILIK VE UZAY SANAYİİ, FÜZE, UÇAK VE HELİKOPTER İMALATININ TEKNİK, EKONOMİK, FİNANSAL VE KURUMSAL ALTYAPISI NASIL KURULUR?
 
Prof. Dr. Mehmet Erdaş, 26.11.2010 Berlin, Viyana, İstanbul
 
Sen iyilik yap, bilgi üret aktar yaz, Baliğ bilmese de Halik bilir. Türk gençliği ve karar vericiler için düşünüp araştırıp bilgi üretmeye, aktarmaya ve yaymaya devam etmek istiyorum. Ancak yaşadıklarım ve okuyucudan olumsuz tepki almak beni üzüyor ve tembelleştiriyor; zira müşterisi olmayan ne malın, ne hizmetin, ne de fikrin değeri de olmuyor. Dünya ekonomisini de çökerten talep yetersizliği değil mi? Rahmetli Nuri Demirağ, Türkiye de ilk uçak fabrikasını kurduğunda zamanın Türk hükümeti ve Genelkurmayı, Amerikalıların biz size daha iyisini veririz vaatlerine kanmasaydı, bugün Türkiye de en az Batılı ülkeler kadar uçak sanayi ve yan sanayi gelişirdi.
 
Uçak, Havacılık ve Uzay Endüstrisi, tüm diğer ekonomik sektörlerde ve firmalarda biriken teknolojik know-how, bileşik malzeme, organizasyon, standart ve mühendislik bilgisini, sermaye birikimini, araştırma geliştirme potansiyelini kullanır. Yan sanayiniz gelişmemizse, ilgili kalite ve standartlarınız, temel ve bileşik malzeme üretim teknolojileriniz, mühendislik yazılım ve donanım bilginiz, sermaye birikiminiz yetersizse ancak bugünkü gibi hazır alım yaparsınız ve milyarlarca doları her yıl hiç kullanılmayacak olan silahlara öder, aşırı borçlanır ve daha çok güvenlik ararken daha çok esir olursunuz. Türkiye de bugün AKP iktidarı, izlediği ucuz döviz, yüksek faiz, aşırı değerlenmiş TL, ihracattan çok ithalat ve sürekli artan cari açık ve dış borç yükü ile İsrail ve ABD ye AB ye kafa tutamaz ancak el açar, kapalı kapılar arkasında yalvarır ve güçlünün önünde diz çöker. Öyle dayandığı bir sermaye ve teknoloji birikimi, silah gücü olmadan ‘One Minute’ Show ları, din iman masalları ile kimseleri kandıramazsınız. Düğmeye bastı mı yok ederler sizi,  hem de binlerce kilometre uzaktan, daha temel kavramları ve hedefi görülmeden, anlamadan ve kavramadan kurulmasına çaresiz evet dediğiniz füze kalkanı projesi ile anında yok edilebilirsiniz.
 
Havacılık ve Uzay, Füze, Uçak ve Helikopter Sanayinin teknolojik, ekonomik, finansal ve kurumsal alt yapısını kısaca özetleyelim:
 
1-   Ülkede, bölgede ve dünya da yeni bileşik malzeme, elektronik yonga, yüksek hafızalı özel maksatlı VLSI özel chips, süreç denetim, optoelektronik, laser, mikrodalga anten, hassas dişli, türbin ve tahrik teknolojilerini üretebilen, tüm ilgili firmaların hammadde, yarı mamül, tam ürünlerinin, sistemlerinin, kalite ve standartlarının, fiyatlarının, teslim sürelerinin, fiyatlarının izlenerek envanterinin tutulması, yeni ürün, teknoloji değişim ve gelişimlerinin, keşif ve patentlerin sürekli izlenerek güncellenmesi
2-   Kamu ve Özel kurumların iştiraki ile bir finansman havuzu oluşturulması
3-   Hedef, Strateji, Kısa orta ve uzun vadeli hedeflerin belirlenerek özellikle ülke ekonomisinde mevcut tüm atıl hammadde, kalifiye işgücü ve makine kapasitelerinin son durumlarının, kalite ve standartlarının döküm ve güncel durum tesbiti yapılarak seferber edilmesi; bunun için gerekli finans kaynağının kamu ve özel sektör katılımı ile sağlanması
4-   Hedefler hiyerarşisinde nereden, hangi üründen başlanacaksa, o ürünün prototipinin yapılarak tüm detay tasarım ve üretim süreçlerinin, mühendislik, malzeme, işgücü ve üretim hatlarının belirlenmesi; fiyat, üretim satış ve pazarlama risklerini en aza indirgeyecek ihtiyaçların belirlenerek, uygun kapasite seçiminin yapılması, bütün bu şartları sağlayacak tümleşik yatay ve dikey kurumsal, finansal, idari hukuki ve teknik olarak güvenilir şartnamelerin hazırlanması; ulusal ve uluslar arası fonlardan uygun kaynak temini
5-   İlgili tüm yan sanayilerin, teknoloji, kalite ve standartların otomotiv sanayi başta olmak üzere, tekstil, metal, makine, elektronik ve haberleşme teknolojilerinin iş istihbaratı yöntemleriyle uygun portal ve bilgi bankalarında dökümünün yapılarak kullanımına sunulması
6-   Dünya da ABD, Fransa ve İngiltere başta olmak üzere, Çin, Rusya, Almanya, Hindistan ve Brezilya, İran gibi Havacılık ve Uzay, Füze, Uçak ve Helikopter Sanayinin teknolojik, ekonomik, finansal ve kurumsal alt yapısına sahip ülkelerle ortak araştırma geliştirme, bilgi alışverişi ağlarının kurulması
7-   Galileo ve GPS Projeleri başta olmak üzere tüm NATO NASA, DARPA, ESA, EADS ve BOEING, ROLLS ROYCE gibi Havacılık ve Uzay, Füze, Uçak ve Helikopter Sanayi konularında çalışan tüm firma kurum ve kuruluşların projelerinin fuarlar, seminerler, açık oturumlar, özel çalıştaylar düzenlenerek izlenmesi, katılımcı gönderilmesi, sürekli periyodik ve raporlama dökümantasyon sisteminin kurulması; bu konularda Üniversitelerde ve sanayi sektörlerinde yeni projelerin teşvik edilmesi, vergi muafiyeti getirilmesi, finans desteği sağlanması
8-   Networking denilen ve şebeke ağlarıyla açık sistem yöntemleriyle haberleşmeyi sağlayacak, AB ve ABD dekine benzer bir geniş bant IT Bilişim altyapısının kurulması ve isteyen herkesin ücretsiz kullanımının sağlanması
9-   Teknoloji, Kalite ve Standart Test ve Kabul Merkezlerinin kurularak profesyonelce işletilmesi; ücret karşılığı Havacılık ve Uzay, Füze, Uçak ve Helikopter Sanayinin ihtiyacı malzeme dayanıklılık testlerinin yapılması, Teknoloji Enstitülerinde rüzgâr tünellerinin elektronik tam otomatik malzeme test analiz ve ölçme merkezlerinin kurulması
10-                   Yatay ve Dikey, Matriks organizasyonları ile azami kaynak verimliliği ve uygun zamanlama ile kapasite seçimi sağlayacak şekilde fon ve nakit akımlarının, insan gücü kaynaklarının proje ve ürün bazında tanımlanarak seferber edilmesi
11-                   Kamuoyunda bu konuda sürekli basın yayın organlarında lay lay lomlar yerine bilgilendirici ve eğitici programlarının yapılması; ülkede zaman ve kaynak kullanımının, tasarruf ve değer bilincinin yeniden yükselen değer haline getirilmesi
12-                   Biz de yaparız; Türk inan çalış güven;Bilgi güçtür, çalışarak katma değer üretmek, yardımlaşmak ve dayanışmak asalettir, imkanlarının üzerinde sürekli borçlanarak aşırı tüketimle yaşamak aşağılıktır, köleliktir;kanaat ve tasarruf ederek sürekli öğrenmek, ahlaklı yaşamak en yüksek fazilettir’ sloganının Fatiha gibi sürekli dilek ve temenni, samimi inanç ve ahlaklı yaşam felsefesi olarak ilk okul sıralarından başlayarak tüm tören ve toplantıların açılışında, sürekli ve gönüllü ulusal ortak iradenin ifadesi olarak tekrarlanmalıdır.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
STUXNET CASUS VİRÜSÜ NASIL TASARLANDI?
 
Prof.Dr.mehmet Erdaş 03.10.2010 Berlin
 
Özellikle sanayi de kullanılan kontrol sistemlerine musallat olan Stuxnet virüsü çok karmaşık ve özel maksatlı bir virüs tasarımıdır. Bugüne kadar bilgisayar ve haberleşme dünyasında böyle özel maksatlı ve karmaşık, cyber- savaş virüsü görülmedi. Bu virüsü tasarlayan ve geliştiren en az on kişilik bir yazılım ekibinin elin kalite kontrol, test ve Microsoft ve Siemens firmalarının digital sertifikalarının bulunması gerekir. Ayrıca Danimarka ve Malezya da konuşlandırılmış iki sunucu (server) dan saldırı başlatıldığına göre kimin tasarladığının ve maksadının son ana kadar bilinememesi için hiçbir masraftan kaçınılmamıştır. Özellikle de SIEMENS SCADA WinCC S7-300 ve S7-400 program kontrollü otomasyon teknolojisi kullanan ve elektrik üreten santraller hedef alınmıştır. Stuxnet virüsünü üç aydan beri analiz eden Symantec firmasının uzmanlarına göre Virüs en çok İran’ daki nükleer santrallere bulaştırılmıştır. Tschernobyl misali yeni bir nükleer kazanın olasılığı da artmıştır. Her ne kadar Alman RWE ve E-ON firmaları Stuxnet virüsünden zarar görmediklerini açıklasalar da, bu konuda çok hassas olan Alman kamuoyunu yatıştırmak amacıyla sesiz kalmaktadırlar. Siemens ve Microsoft ise birer açıklama yaparak virüsün zararsız hale getirildiğini duyurdular.
 
 
Stuxnet ilk defa doğrudan önemli sanayi tesislerini hedef aldığından ve geliştirilmesi için milyonlarca dolarlık kaynak kullanılşdığından özellikle bilinmesi aydınlatılması gereken bulaşıcı bir tehdittir. Stuxnet diğer bilinen bilgisayar virüslerinden çok daha karmaşık ve özel maksatlı değişik bir mimariye sahiptir. Yükleme ve saldırı noktalarından, hedeflerine kadar ince ayar ve karmaşık programlama ve süreç denetim, komuta kontrol, yazılım kalite yönetim ve tasarım bilgisi gerektirmektedir. Stuxnet sabotaj virüsünün varlığı Temmuz 2010 da ilk defa anlaşılmış, ancak bu tarihten en az bir yıl önce Temmuz 2009 da tasarlandığı sonucuna varılmıştır.
 
Stuxnet sabotaj virüsü özellikle İran nükleer santral ve uranyum zenginleştirme programını, her türlü enerji üretim, iletim ve dağıtımını, özellikle de elektrik, su ve gaz şebekesini çökertmek için tasarlanmıştır. Kendi kendini kopyalayarak çoğaltabilen ve muhtemelen ceplerde taşınan USB çubukları veya Windows programının kablosuz yazıcı kesitlerinden toplanan şebeke bilgilerini kullanan Stuxnet karmaşıklığı ve özel maksatlı ulusal güvenlik tehdidi oluşturması nedeniyle, başta NATO olmak üzere tüm dünya ülkelerinin gündeminde kalacaktır. WinCC bilgi bankası ve Microsoft ve SIEMENS otomasyon teknolojisi kullanan tüm sanayi tesislerini kendiliğinden şebeke geçişleriyle arayıp bulabilen Stuxnet, Windows un BID 41732, BID43073, BID31874 ve SIEMENS in kullandığı WinCC SCADA S7-300 ve LAN için S7-400 yazılımının güvenlik açıklarını kullanmaktadır. Proje otomasyon yönetimi hiyerarşisinde karmaşıklık seviyesi 7 yi aşan süreçlerde otomatik olarak devreye giren Stuxnet, 33 adet fiziki değer bileşimi ortaya çıktığında da tahrip edici darbeyi vurmaktadır. Özellikle nükleere santraller ve petrokimya gibi sürekli süreçleri olan sanayi tesislerinde basınç, sıcaklık, esneklik, akım, gerilim…. ve diğer önemli kontrol değişkenlerinin değerleri sürekli yazılımlarla izlenmekte ve hiyerarşik karmaşıklık ve risk derecelerine göre tüm süreçler ayrıştırılarak birbirlerine bağımlılık derecelerine göre kontrol sistemleri tarafından kendiliğinden seviyelere ayrılmaktadır. Stuxnet sabotaj virüsü karmaşıklık bağımlılık ve risk derecelendirmesi 7nci seviyeye ulaşıncaya kadar kendi kendini kopyalayarak yazılım sistemleri içine yerleşmeyi sürdürmekte ve 7nci kontrol seviyesinden itibaren birdenbire 33 adet fiziki değerin eşleşmesi halinde kendiliğinden aktif hale geçmektedir. Bu kadar karmaşık ve özel maksatlı, bilinen bütün IT bilgisayar virüs bilgilerini ve uluslar arası yazılım ve süreç denetim otomasyon ürünleri üreten firmaların özel güvenlik ve virüs koruması sağlayan digital sertifika bilgilerini kapsayan sanayi casusluğu ve sabotaj virüsü ilk defa üretilip kullanılmaktadır. Kendi kendini LAN şebekeleri arası (peer-to-peer) yazıcı havuzları kesitlerinin üzerinden topladığı bilgileri kullanıp eşlenerek güncelleyebilen Stuxnet, özellikle SIEMES PLC’ leri üzerinden programlanabilir mantıksal denetim yazılımlarını değiştirerek tüm süreç denetiminin zincirleme olarak zamanlamasını ve denetimini gizlice değiştirmektedir. Bu çok karmaşık ve hiyerarşik tasarım özelliği ile tüm dünya da nükleer kazaların, doğal gaz ve elektrik üretim iletim ve dağıtım şebekelerinin yönetiminde ve denetiminde yazılım ve bağımlılık riskini de artırmaktadır. Hatırlarsanız 2000 yılına geçilirken tüm dünya da bilgisayar sistemlerindeki eşleme-eş zamanlama güçlüğünden dolayı uçak kazalarından ve sanayi tesislerinde de denetim dışı patlamalar olmasından korkulmuştu. Stuxnet programlanabilen denetim yazılımlarını kullanan otomasyon sistemlerinin dışarıdan müdahale, bağımlılık ve denetlenebilirlik riskini de artırmaktadır. Normal şartlarda altı katmandan oluşan açık sistem şebekeler arası haberleşme mimarisi, askeri amaçlarla özel maksat ve uygulamalar için uluslar arası standartlar dışında tasarlanabilmektedir.
 
Stuxnet virüsünün, özel maksatlarla değiştirilip başkalaştırılması ve sanayi tesislerinin çalınan özel tasarım dokümanları ve veri akış şemaları, bilgi bankaları kullanılarak yeni sürümlerinin tasarlanması, Internet üzerinden adresleme ve indeksleme teknikleri kullanılarak yeni hedeflere başkalaştırılarak yönlendirilmesi beklenmektedir. Özellikle Amerika ve Avrupa Birliği ülkelerine karşı oluşan Çin ve Rusya enerji yatırımları işbirliği projelerini geciktirmek için de stuxnet virüsü kullanılabilecektir. Esasen geliştirilmesine 2004 yılında başlandığını kesin olarak bildiğimiz stuxnet cyber savaş ve sabotaj virüsünün ilk sürümlerinin uygulamaya konması için altı yıl gerektiğini hesaba kattığımızda, yeni stuxnet sürümlerinin çok daha kısa sürelerde geliştirilip olgunlaştırılarak daha başka hedefler için kullanılacağı tahmin edilmektedir. Dünya da yepyeni bir sanayi ve yazılım casusluğu, cyber savaş, sabotaj, terör ve uluslar arası tehdit değerlendirmesi dönemi başlamış olmaktadır.
 
Korkunun en büyüğünün yine korkunun kendisi olduğunu bilerek, dünyasındaki enerji su temiz hava kaynakları iyice azalıp kirlenen, iklimi değişen bicecik ve sınırlı dünyasının nüfus arttıkça kendisine zamanla iyice dar gelmeye başlayan insanlığın, başladığı noktaya yeniden döneceğini ve kendi kendisini yok edecek en büyük tehdit unsuru olduğunu, yeni stuxnet cyber savaş ve sabotaj virüsünün yepyeni bir savunma ve güvenlik doktrinine yol açacağına, NATO nun esnek mukabele ve tehdit değerlendirme stratejisinin de değişeceğine artık kesin gözüyle bakılmalıdır. Türk kamuoyu sanki başka bir zamanda, başka bir asır da başka bir gezegen de yaşamaktadır. Yoksa Hint Çin Brezilya da, Almanya İsrail Amerika da üretilen cyber - savaş sabotaj yazılımlarının, bir gün Türkiye deki enerji ve doğal gaz, petrokimya tesislerini hedef almayacağını kim iddia edebilir?
 
 
 
 
Dünyadaki yeni gelişmeler ve Türk Savunma Sanayii stratejisi Dünya Gazetesi nde Aralık 1988 da yayınlanmıştır; Nezih Demirkent e Genelkurmay dan Komünizm propagandası yapıldığı suçlaması yapılınca üçüncü makale yayımlanamamıştır.
 
 
En son 1980 yılında ve çok dar bakış açısıyla kaleme salınmış “Türk Savunma Sanayini Geliştirme Stratejisi” dünyadaki yeni gelişmelerin ışığı altında yeni bir tehdit değerlendirmesi yapılarak güncelleştirilmelidir. Savunma ihtiyaçlarımız; MKE – Eskişehir ve Kayseri İkmal bakım Merkezleri – Gölcük Tersanesi – Arifiye Tank Modernizasyonu ve T.S.K. Orda net Fabrikaları, ASELSAN dışında tamamı yurt dışından ihale usulü ile tedarik edilmektedir. Önümüzdeki dönemde Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nca toplam bedeli 19.8 milyar dolar olan savunmaya yönelik proje demeti kısmen yeniden ihale edilecektir.Her yıl bütçenin % 18 ile %25’i oranında çok büyük bir kaynak savunma ihtiyaçları için harcanmaktadır. Yıllardır gizlilik gerekçesiyle yeterince topluma mal edilmemiş önemli teknoloji seçimi kararlarının, dünyadaki gelişmeleri doğrultusunda yeniden açıklıkla ele alınıp tartışılmasında zarardan çok yarar vardır. Çağımızda gizlilik prensibinin yerini açıklık, katılım ve dayanışma prensibi almıştır. Türk Ordusu da bu çağdaş gelişmelerin dışında kalmak, zırhını kalınlaştırmak yerine Türk toplumuyla üniversiteleri, sanayicisi, işçisi, öğrencisi ile daha çok bütünleşmek zorundadır.
 
Dünya ekonomisi ve siyaseti, 1990’lı yıllarda büyümenin ve refahın sınırlarını tanımış, dünyamızın bir ve bütün olduğu artık iyice anlaşılmıştır. Doğu Bloku ’nda  sonunun nereye varacağı henüz belli olmayan gelişmeler kendiliğinden meydana gelmemiştir. 1960’li yıllarda yaşanan teknolojik belirsizlikler ve 1973/74 petrol şokları, daralan dünya pazarları, artan korumacılık eğilimleri ve süper güçlerin yüksek savunma harcamaları, önemli hazırlayıcı sebeplerdendir. Büyük Amerikan şirketleri 1980’li yıllarda milyarlarca dolar tutarındaki AR-GE harcamalarını boşuna sarf edip yeni teknoloji üretmişlerdir.
 
Büyümenin ve refahın getirdikleri kadar götürdükleri de olmuştur. Batı’lı ülkelerin gençliğini teknoloji ve gelecek kaygısının sarması temel eksikliği işsizlik probleminin dışsal bir veri olarak kabul edilmesidir. Devlet, kayıtsızlığıyla bindiği dalı kesmektedir. Dünya hızla barışa doğru koşarken ülkemizin yalnızlığa itilmesi manidardır. Toplumsal uzlaşma ve güvenlik ortamı en az silahlar kadar vatandaşın devlete olan inancının eğitim, sağlık, sosyal güvenlik harcamaları sayesinde felsefi ve psikolojik olarak güçlendirilmesine bağlıdır.
 
Savunma Sanayii Fonu’nda her yıl toplanması söz konusu olan 500 milyon doların küçümsenecek bir kaynak olmadığı açıktır. Önümüzdeki 10 yıl içinde gerçekleştirilmesi düşünülen ve en büyük savunma sanayii projesi olan TAFICS projesinin maliyeti 10 milyar dolar civarında olacaktır. İddialı projenin %50’si Türk Hükümeti’nce geri kalan % 50’si ise NATO tarafından finanse edilecektir. Projenin gerçek bedeli ve Nihal konsepti ortaya konmamıştır. Kolordu seviyesinde mi yoksa tugay seviyesinde mi otomasyona gidileceğine henüz karar verilmemiştir. Kolordu seviyesinde otomasyona gidilirse proje bedeli 10 milyar dolar mertebesinde olacaktır. Tugay seviyesine inilirse toplam proje bedeli muhtemelen 20 milyar doları bulabilecektir. Bu güne kadar Türk ordusunun telekomünikasyon ihtiyaçları PTT tarafından karşılanmıştır. Genelkurmay, TAFICS projesinin ön şartnamesini hazırlatıp PTT’ye devretmiş bulunmaktadır. PTT’de kurulan bir dairede TAFICS projesi üzerindeki çalışmalar sürdürülmektedir.
 
Milli Savunma Bütçemizin ana hedefi ileri teknoloji transferini gerçekleştirmek eğitim ve sağlık sektörüne dolaylı olarak kaynak transferini sağlamak olmalıdır. Batılı sanayileşmiş ülkelerin savunma bütçelerindeki artış tesadüfi değildir. Ekonomide karşılaşılan talep yetersizliği sorunu ve nükleer teknolojinin akseptans krizi devlet desteğiyle zarlarına hitap edebilirse mümkündür. Aksi halde bir bardak süt için inek beslemeye kalkmış oluruz. Ölçekler ekonomisini gerçekleştirmek de bugünkü yoğun rekabet ve atıl kapasite probleminin olduğu batı ittifakı ekonomileri karşısında kolay değildir.
 
NATO ittifakına dahil olan ülkelerde arz fazlası ve talep yetersizliği, atıl kapasite problemi vardır. Doğu Blok’unda ise en basit tüketim malzemelerinin dahi yokluğu çekilmektedir. Silahlanma yarışını büyük fedakarlıklarla 1990’lı yıllara kadar getirebilen Sovyetler Birliği, Amerika’nın SDI-Stratejik Savunma Girişimi Projesi2ni engellemek için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Amerikan ekonomisinin içine düştüğü talep yetmezliği sorunu SDI Projesi’yle, Pentagon siparişleriyle aşılmaya çalışılmaktadır. Doğu ile Batı’nın menfaat birliğine ve yaklaşımlarına Türkiye seyirci kalmamalı, payına düşen siparişleri almak için çaba sarf etmelidir.
 
Batı’da firmalar ve devletin orta vadeli hedefleri, güvenlik stratejisi aynıdır. Türkiye’de ise firmalar ancak devlet siparişleri ile sermaye birikimi sağlayabilmektedirler. Ölçekler çok farklıdır.. karma ekonomi ve liberallik adı ile devletçilik yapmaya devam etmekteyiz. Savunma sanayii projeleri en üstte ve alttaki kesimlerin mutabakatı ve katılımı ile gerçekleştirilebilir. F-16 Projesi gibi 4,2 milyar dolara 4000 Amerikalıya karşılık 1000 Türk’ün çalışabildiği, üstelik yerli montaj yapacağız diye ısrar edip dünya fiyatlarının iki-üç misli para ödenmekle uçak sanayi kurmuş olmayız. Ancak müsaade edildiği kadar uçak imal ederiz, ihtiyacımız kadar değil. Dünyada herkes kârını, katma değerini, refah ve güvenliğini kendi işgücünü korumaktadır.aynı dönemde Türkiye sadece borcuna sadık iyi bir müşteri rolü oynamaktadır. Bu anlayış la ve yüksek enflasyon ortamında 10 milyar dolarlık TAFICS gibi proje hazırlamaya mecburuz. Ancak samimiyetle ve açıklıkla ifade etmek gerekir ki bizler tam aksine gelecek neslin hürriyet refahını rehin ederek bugünkü refahımızı hak etmeden yaşıyoruz. Milli gelirin yarısı oranında dış borç servisi yapmaya mecbur olmak başka türlü izah edilemez.
 
Savunma sanayii projeleri mümkün olduğu kadar topluma maledilmelidir. Milyarlarca dolarlık kaynağın, teknik şartnamelerin dahi üniversitelere, firma ve ilgili kamu ve özel sektör kuruluşlarının bilgisine, katılımına sunulmadan harcanması, yurt dışına devlet eliyle sermaye transferi anlamına gelmektedir. Teknik şartname hazırlanması, Contracat Management denilen sözleşme teknikleri, off-set anlaşmaları uzmanlık gerektiren çok önemli konulardır. Yılların tecrübe birikimini, teknik – ekonomik – mali ve askeri bilgi paketleri oluşturulmasını gerekli kılar. Nitekim 4.2 milyar dolarlık kaynağın harcandığı F-16 projesi’nde çok önemli hatalar yapılmıştır. 1975 yılında Avrupa Konsorsiyumu’nun 1000 adet F-16 harp uçağının Belçika’da müşterek imalatını sağlayan her bir F-16 için en çok 6 milyon dolar ödeneceği, isterlerse NATO üyesi diğer ülkelerin de bu anlaşmadan yararlanabilecekleri hükmüne yer verilmesine rağmen Türkiye, 1983 yılında hem de MOU-Memorandum of Understanding denilen çerçeve anlaşmasını imzalamadan doğrudan doğruya Loı-Letter of Intent denilen niyet ve sipariş mektubunda oldu-bittiye getirip imzalamıştır. 9 aralık 1983 tarihinde alelacele imzalanan sipariş mektubunda her bir F-16 uçağı için radar ve silah sistemleri hariç olarak 26 milyar dolar ödemeyi kabul ve taahhüt eden Türkiye böylece GAP projesini geciktirerek kaynak harcamalar ve dış borç dengesini yedi yıl önce bozmuştur. Türk ekonomisi boş vaatlere aldanıp tüyü bitmedik yetimin, köylünün, işçinin hakkını israf edilmesine seyirci kalmıştır. Bir ülkenin devletini piyasasını, dış ilişkilerini işadamları, sermayedarlar yönlendirir. En azından Batı’lı anlayışı böyledir. Bu korku silahlanmaya ve çevre kirlenmesine daha duyarlı bir genç nesil getirmiştir. Dünya gençliği, silahlanma yarışına harcanan milyarlarca dolarlık kaynağın sosyal amaçlarla kullanılmasını istemektedir. Geleceğe güven duymak, işsizlik ve gelir dağılımındaki adaletsizlik başta olmak üzere eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik harcamalarında sağlanacak iyileştirmelere daha çok duyarlıdır. Yüksek enflasyon ve kredi faizleri işsizlik ve gelir dağılımı ile bölgelere arasındaki sosyal dengesizlik önemli iç tehdit unsurları olarak değerlendirilmektedir. Güneydoğu bölgemizdeki olaylar da komşularımız Suriye, Irak ve İran kadar iktisadi ve sosyal yapının besleyici kaynak olduğu bilinmektedir.
 
Mevcut ekonomik modelin septuus krizi devlet desteğiyle, milli savunma siparişleri sayesinde ertelenmektedir. Türkiye’de de savunma bütçesi, harcanırken, silah sistemlerinin tedarikinde mühendislik, müşavirlik ve kalite kontrol hizmetlerinin yurt içinde sağlanması, mühendislik bilgi birikiminin artırılması esas gaye olmalıdır. Yan sanayiden zamanında ve kaliteli girdi sağlayamayan sanayi henüz organize değildir, askeri malzeme standartlarına da ulaşamaz.
 
Birbiriyle uyumsuz silah sistemleri, Milli Savunma Bakanlığı ve Silahlı Kuvvetler tedarik otoritelerince çok büyük paralar ödenerek alırsa dahi hangi bir tehlike anında kullanılma ihtimalleri çok zayıftır. Ayrıca bu sistemler çok hızlı teknolojik gelişme temposu karşısında hızla eskimekte, demode olmaktadır. Bütçenin beşte biri oranındaki kaynağı israf etmek yerine savunma sanayii projelerinde mevcut sanayi yapımızın irdelenmesi, ekonomimize daha uygun teknolojilerin seçilerek, kamu ve özel sektöre dış piyasalarda rekabet kabiliyeti kazandırılmasına öncelik verilmelidir.
 
Hazır silah sistemleri, uçaklar almakla milli güvenlik sağlanamaz. Bireylere inmiş, bireyin refahını ve güvenliğini esas alan bir savunma anlayışı uygulanan ekonomik kalkınma modeli ile tutarlılık ve süreklilik, inandırıcılık sağlayabilir. Stratejik Hedef Planı ve Kalkınma Planı ayrı dünyaların ürünü olmamalıdır. Zenginlik ve koruma aynı devlet içindir.
 
Savunma sanayiinin alt yapısı kimya ve elektronikte kullanılan yarı-iletken özel entegre devrelerle malzeme ve sansör teknolojileridir. Hazır silah sistemleri yerine önemli komponentler ithal edilerek yurt içinde mühendislik hizmetleri verilmesi için ödüllendirilerek teşvik edilmelidir. Savunma sanayii olarak ayrı bir sektör düşünülemez, bu yüzden de 6.BKYP’ da tanımı yer almamıştır. Yurt sanayi içinde diğer sektör girdilerini özelliği olan askeri maksatlarla kullanan bir sanayi kolu olarak tanımlanabilir.
 
Standardizasyon ve kalite, savunma sanayii organizasyonun temel direğidir. Modern silah ve komuta kontrol sistemleri ile ilgili ne yazılım ne de donanım üniversitelerimiz de okutulmamaktadır. Avrupa Tek Pazarı için mevcut standartlar revize edilerek devlet ve firma alımlarında uygulanmamaktadır. Halbuki Alman, Fransız ve İngiliz firmaları 1992 için standartlar savaşı içindedirler. Pazarı, talebi olmayan mal ne kadar mükemmel olursa olsun ekonomik değeri yoktur. Türk savunma sanayiinin kurulup geliştirilebilmesi off-set ticaretiyle değil AT veya Ortadoğu, dünya 10 milyar dolarlık TAFICS gibi projelere soyunmak bize ne güvenlik, ne de itibar kazandırır, olsa olsa yalnızlık getirir. Optimum kapasite ve ölçeklerimizi bilmek, hepimiz ülke güvenliği ile çocuklarımızın geleceğini bir tutmak zorundayız. Geçmişte alınan silahlar ve dış yardımlarla gelecek nesillerin güvenliğini, iş bulmalarını döviz bulmalarını, karılarını övünme ve safsatalarla doyurup çağ atlamalarını sağlayamayız. On yılda bir ihtilallerle de bir yere varamayız.
 
Bu satırların yazarı 1982-1984 yıllarında Milli Savunma Bakanlığı Savunma Sanayii ve Teknik Hizmetler Daire Başkanlığı emrinde ulaştırma asteğmen, elektronik mühendisi-iktisat doktorası sahibi proje subayı olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin muhabere sistemlerinde F-16 uçaklarına, harp akademileri kapalı devre televizyon ve bilgisayar radar projelerine kadar çok çeşitli şartname ve iç-dış alımlarına şahit olmuştur. Yaşadıklarıma bazen kendim dahi inanmakta güçlük çekmekteyim. Bizler bu topluma, gelecek nesle umut ve gelişme, kalkınma, sanayileşme potansiyeli en azından Batı’lı anlayışı böyledir. O halde neden bu güne kadar önü iyice tıkanmadan Türk işadamları vazifelerini yapmayıp da on yıl sonra “1990’lı yıllarda Piyasa ekonomilerinde Endüstriyel Kalkınma Stratejileri Semineri” düzenleyerek havanda su dövmektedir ? atı alan Üsküdar ‘ ı geçmiştir. Önemli bir kaynak yurt dışına transfer edilmiştir. Üstelik dünya da hızla değişmektedir. Eskisi kadar kolay kaynak yaratamazsınız. Finansman çevrelerinin risk değerlendirmeleri değişmiştir. Sermaye, yegane kaynak yaratan kaynak durumuna gelmiş, işgücü ve arazi coğrafi konum önemini yüksek teknolojiye devretmiştir. Bilim ve insanlık kendini aşmaya, uluslar temel üniversal değer hükümlerini kabullenerek bir ve bütün olarak barış içinde yaşamaya mecburdur. Başka alternatif hayat hakkıda yoktur. Dünyadaki çok hızlı yeni gelişmeleri ve Türkiye’nin 67 yıl gibi devletlerin ömrü için kısa sayılabilecek sürede yapılan hataları gerçekten Atatürkçü siyaset anlayışı ile değerlendirerek çağdaş SAVUNMA SANAYİİ kurmalı, avunmayı, aldatmayı terk etmeliyiz.
 
 

 

       

 

Copyright © 2008 Mehmetrdassapbidanismani.com Tüm Hakları Saklıdır..

Ana Sayfa  |  Güncel  |  Eğitim Danışmanlığı  |  Hr Pr Danışmanlığı  |  Üye Girişi  |  Kitap Siparişi  |  Kitap Oku  |  Yeni Projeler  |  İletişim

 

Web Tasarım ve Kodlama: ATLASDİZAYN.NET