TÜRKİYE GÜNDEMİ 

 ALMANYA GÜNDEMİ 

 ISTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ 

 DANIŞMANLIK HİZMETLERİ 

  BI AWB MENÜLERİ 

 MÜŞTERİ SORULARI YORUMLARI 

 SAVUNMA SANAYİİ STRATEJİSİ 

 FİNANS KRİZİ KOMPLEKS DENGELER 

 ÖZEL EĞİTİM HİZMETLERİ  

 
New Page 1
Ana Sayfa  >  MÜŞTERİ SORULARI YORUMLARI  >
     
MÜŞTERİ SORULARI YORUMLARI

TEKNOLOJİ İZLEME ŞARTNAME DESTEK İHTİYAÇ ANALİZİ

 
 

 

Turk IT Grubunda 29 Ekim 2010 günü THY SAP Projesi hakkında  yazışma
THY SAP projesi yapıyor ve rüşvetle Türkiye SAP bu projeyi aldı.
http://www.oytrabzon.com/oytrabzon/modules/sections/index.php?op=viewarticle&artid=1104


 
 



Prof. Dr. Mehmet Erdaş: Evrensel boyutlu THY soygunu...

THY SAP projesi yapıyor ve rüşvetle Türkiye SAP bu projeyi aldı.

Müteaddit kereler ikaz yazıları yazarak şartnamede risk minimizasyonu yapılmasını ve yazılım menülerinin ve bug larının mutlaka tek tek kontrol edilmesini, aksi halde THY nin Global SAP ve SAP Türkiye’ ye gereksiz yere milyonlarca Euro lisans ve verziyon dönüşüm parasını gereksiz yere ödeyeceğini ve rekabet kabiliyetini kaybedeceğini yazdım. Uyarılarım hiç dikkate alınmadı ve olumlu olumsuz hiç bir cevap bile verilmedi. SAP Türkiye Müdürü Cem Yeker görevden alınacaktı ama bu tam bu sırada THY Projesi imdadına yetişti ve THY sayesinde görevinde kalmayı başardı. Cem yeker SAP Türkiye Genel Müdürlüğünü de binbir entrikalarla ele geçirmişti. İlk SAP Türkiye Müdürü ve uzmanları şahittir.

Hemen Sonra THY Yönetim Kurulu Başkanı Candan Ertekin görevinden kendi isteğiyle ayrıldı.

Hem THY Genel Müdürüne, hem THY SAP Projesini yürüten Adnan Metin ve THY Genel Müdürüne bu Proje hakkında ilettiğim çok önemli bilgiler dikkate alınmadı.

THY nin Web sitesinden hala doğru dürüst reservasyon yapılamıyor örneğin Berlin Schönefeld İstanbul uçuşları hiç yok sistemde?

SAP firması, bir Afrika ülkesinde dahi olamayacak şekilde, yarı Almanca, yarı İngilizce, yarı Türkçe menü lerle Türkiye den milyonlarca Euro lisans parasını hiçbir masraf yapmadan Türkiye den dışarıya transfer edebiliyor.Bu konuda ilk Türkçe kitabı yazmama ve SAP CEO su Leo Apotheker in doğrudan destek sözüne rağmen SAP Türkiye mafyası kitabıma sponsor olmadı ve bana olmadık güçlükler çıkarttı bu konuda piyasaya bilgi verip aydınlatmamam gençlere yardımcı olmamam için. Pasta çok büyük ve ÜLKER grubuyla anlaşmışlar SAP Eğitimi ve Danışmanlık hizmetleri sektörü ne başka kimseyi sokmamak istiyorlar!

Konusundaki ilk Türkçe Kitabıma kimse sponsor olamadı; İstanbulda ki bürom da üst kattan musluk açık bırakılarak su bastırıldı ve 550 adet SAP kitabım suda çürüdü. Burada kasıt olduğunu düşünüyorum zira tüm Apartmanı su basmasına rağmen ve Internetten/Google dan kolayca ulaşılabilmeme rağmen kimse bana haber vermedi. Berlin de evim soyuldu. Bu kadar kısa süre de bu kadar çok talihsiz olayın tesadüf olamayacağını düşünüyorum.
7 hours ago
9 comments
Ahmet BilgenSayın Mehmet Bey;
Bu bayram sabahı güldürdünüz beni Allah da sizi güldürsün...

öyle bir kaos teorisinden bahsdiyorsunuz ki gören de SAP Türkiye Moassad dan daha iyi casusluk yapıyor zanneder. diğer konuları ben bilmiyorum ama dediğiniz konularda yanlışlıklar var. örneğin Türkiyede Koç grubu eğitim vermekte idi, sonra Bilimer de vermeye başladı, Koç bu işte karlılık görmediği için çıktı. bilimer'i Ulker grubu bünyesine katınca bu gruba geçmiş oldu. arkasından Bilge Adam SAP eğitimleri vermeye başladı. bunun neresi komplo ben anlamış değilim. Sizin kitabınızla ilgili olarak bir zamanlar başlıkları göndermiştiniz. bende size dürüstçe bu kitabı satamazsınız bu işler ile uğraşanlar zaten bu bilgileri internetten ingilize edinebiliyorlar demiştim. ve dahsası garip bir mail adresinden sürekli spam mailler göndermiştiniz. şimdi 550 kitap'ı su bastı vs. ile komplo üretmek hakkaten çok güldürdü beni. Şimdi bir başkası sizinle ilgili başka teoriler üretebilir buradan.

Çok ciddi ithamlarda bulunuyorsunuz, bunlarda deliliniz olmadan lütfen insanları itham etmeyiniz.

Evinizi su bastığı ve hırsızlık olduğu için gerçekten üzüldüm. ama ne var ki bu olaylar Avrupada yaşayan birçok arkadaşımızın başına gelmiştir. geçen yaz benimde evimi su bastı burada bir kasıt olduğunu düşünmek biraz duygusalca bence. çünkü ISKI'nin su basıncı sürekli değişebiliyor. şayet Çin malı tesisat kullandıysanız basınca dayanamıyarak borular veya tesisatlar patlayabiliyor. benim başıma bu geldi mesela. o yüzden evden çıkarken mutlaka su vanalarını kapatırım....


Kolay Gelsin.
Ahmet
6 hours ago
Mehmet ErdasTAm da gülünecek bir Cumhuriyet Bayramı yaşıyoruz Ahmet Bey,
Bir sürü insan suçsuz yere içeride yatıyor delili yok şüphe var sadece

Türkiye SAP pazarıda fiyatlar rekabet şartları herşey nor mal mi işliyor sizce?

YArı Türkçe yarı İngilizce Yarı Almanca menülerle milyonlarca Euro Lisans parasını Afrika ülkeleri Arap ülkeleri dahi ödemiyorlar SAP ye!

SAP Türkiye neden Türkçe kavramlar üretmez kitaplar yazdırmaz da bu eğitim işi çok pahalı ve kapalı kutu olarak tutulur?

Birçok şeyin üst üste gelmesi SAP ALmanya tarafından SAP domainlerimin gasp edilmesi de mi komplo?
Hem de hiç ücret ödemeden ve normal hukuki tebliğ dahi yapılmadan? Almanya da olmayacak işler yapılıyor! Halbuki sap adını birleşik olarak kullanan binlerce web sitesi ve danışmanlık hizmeti veren var; bizler olmasak SAP iş yapabilir mi?

Ben neden SAP ye bedava çalışayım? Cumhuriyet Bayramında ülkemizi düşünmeye hakkımız yok mu? Sizin tuzunuz kuru başkalarını düşünmüyor olabilirsiniz ama bu ne kadar ahlaklı bir davranış ve bu nasıl bir sorumluluk anlayışı?
SAP DAnışmanlık ve Eğitim hizmetleri Türkiye de Dünya kalitesinde mi?

Siz hiç THY SAP ŞArtnamesini incelediniz mi? TAm rekabet şartşlarında mı verildi bu ihale? Hedefleri neler ve ne önermiş Türkiye SAP?

EnerjiSA BAşkent Elektrik DAğıtım Şirketini almış SAP IS U danışmanı arıyor LOndra üzerinden! SAP ALmanya dan gelen DAnışman artık gelemeyeceğini söylemiş! Tüketici açısından seçme alternatif sunucu fiyat avantajı yok! Neden yapıldı bu özelleştirme? Ne yeni teknoloji var ne de tüketici açısından rekabet avantajı? Sadece KOÇ SABANCI ALARKO SAP menfaati mi önemli? Ülkenin bekası için sosyal fayda maliyet düşüncesi de olması gerekmez mi?
HAydi açıklasınlar da görelim Bir gün geli,r herşeyin hesabı sorulur hiç bir şey ebediyen gizli kalmaz!
Türkiye de SAP Danışmanları memnun mu SAP politikalarından? Neden SAP Türkiye Pazarı için hiç yatırım yapmadı senelerdir ama dünyanın lisans parasını götürdü. SAP KAdrosu yeterli mi? HAydi siz bu sorulara cevap verin bakalım!
KApalı kapılar ardında değil herşey şeffaf ve hesap verilebilir halde olacak! Sizin işleriniz tıkırında keyfiniz yerinde SAP eğitim pazarına kimseyi sokmak istemiyorsunuz!
Mehmet Erdaş hodri meydan diyor gelin kamuoyu önünde açıklayın Türkiye SAP pazarının ne halde olduğunu! Allah a şükür ki gençler yetişiyor ve sizlerin elinden alacak o pastayı!
Bekleyelim görelim bakalım SAP THY Projesinin ve MEDYASOFT eğitimlerinin sonunu!
Bilgeadam da SAP DAnışmanı mı vardı eğitim verebilecek düzeyde ki SAP Türkiye onlara Eğitim yetkisi verdi? İnsanları oyalamakla bir yere varamazsınız, bilgi ve hüner yayılacak Türk Milleti Türk gençliği Hintlilerden daha aptal mı?
3 hours ago
  •  
Mehmet ErdasSorun bakalım Ahmet Bey Türk gençliği benim kitabımdaki bilgileri İnternetten ne kadar indirebiliyor? Siz neden SAP eğitimini o kadar pahalıya satıyorsunuz? KAç tane Türkçe SAP kitabı var? Siz neden Türkçe SAP kitapları yazmıyor yazdrmıyorsunuz? Kendinizi akıllı Milleti Türk gençliğini enayi sanmayoınız! Gençlik olayın farkında! Hayatta hiç bir şey tesadüfen olmaz! Sizin MEDYASOFT da keyfiniz yerinde elbette! TEKELci piyasa yapısı işinize geliyor ve başka kimseyi bu kaymaklı piyasaya sokm ak istemiyorsunuz! Başarılı SAP Projeleri ile başarısız SAP Projelerini açıkca ortaya döküp nedenlerini irdeleyelim araştıralım bakalım!' Sonuç ne çıkacak? Sizin Cem Yeker grubuyla sıkı menfaat ortaklığınız var bu yüzden ilk ses veren siz oldunuz! HAydi versinler bakalım MAhkemeye de Türk adaleti önünde hesaplaşalım!
3 hours ago
Ahmet BilgenPardon;

Kitabı da bu mantık ilemi yazdınız? benim bu sektörde ne yaptığımı herkes gayet iyi bilir Mehmet bey. biz 1999 yılında kurulan bağımsız tamamen yerli bir Türk firmasıyız. ilk türkçe sap kitabımız SAP Yazıcı ayarları kitabıdır. o zamanlar SAP içinden türkçe çıktı almak çok zordu. ikinci kitabımız sap script geliştirme kullanıcı klavuzu. SAP haricinde ilk yerli maobil databse yazan bir firmayız..... vs vs. sanırım google enginerring yapmanız gereken birçok başka konu da var :) almanyada 30 dan fazal non sap tamamne türk ürünü olarak geliştirdiğimiz ürünlerimiz yeralmakta. Hollanda, FAS ve KKTC de ofislerimiz bulunmakta. ortadoğu, avrupa merkezli projeler yapmaktayız. siz kendinizde bu hakkı nasıl bulup bu kadar insanı ithamda bulunabliyorsunuz? ben bunu anlamış değilim. benim mail'ime karşılık dönmüş beni tanımdadan bana hakaret etmeye kalışıyorsunuz.. Mehmet bey ainesi işidir kişinin lafa bakılmaz. şayet kitabınızı satmak sitiyorsanız başka acitasyonlar çekmeniz gerekli. Daha önce dediğim gibi bu şekilde kitabınızı satamazsınız. kaldı ki SAP dünyası hakkında bildiklerinizden de süphelenmeye başladım.

Saydığınız projeler beni hiç mi hiç ilgilendiren projeler değildir. şayet bir sıkıntınız varsa o projelerin yöneticileri ve firma sahiplerine şikayetinizi yapabilirsiniz. THY kamu işrketi olduğu için yorum yapmayacağım ama EnerjiSA hakkında yazdıklarınıza şunu söyleyeyim. Orada nerdeyse 20 yılını SAP projeleri ile uğraşarak geçirmiş arkadaşlar yöneticilik yapmakta. yani şunu mu demek istediniz siz onlarda bu işi daha mı iyi biliyorsunuz! olabilir o zaman referanslarınızı kontakları yazarsınız ilgilenen birisi olursa veya EnerjiSA'nin ihtiyacı varsa size ulaşır. iletişim çağında iş böyle yapılır. sizin sıkıntınızı anlamış değilim. Hodri meydan falan.... becerdiğinize inandığınız bir iş varsa yazın ilgili yerlere sizi bulurlar merak etmeyin...

Ama lütfen bilip bilmeden yorumlar yazmayınız..
şu mantık nasıl bir mantıktır kiz Prof. ünvanına sahipsiniz. sizin yazdığınızı birisi kabul etmeyince hemen o kişiye bak senin de menfaat grubunun içindesin!!!
Bu zihniyet nasıl olabilir anlamış değilim...

Size kolay gelsin. Hayırlı satışlar.
3 hours ago
Mehmet ErdasAhmet Bey,
siz iyi bir satıcınız belli Benim kitap satma derdim yok Bugün Cumhuriyet Bayramı ülkem için Türk gençliği için çırpınıyorum.
ENERJİSA daki arkadaşlar beni Londra dan buldu konuştular kendilerine gerekenleri de telefonda söyledim tavsiyelerde bulundum. Bana sordukları sorulardan konu hakkında SAP ISU hakkında pek fazla bilgi ve tecrübe sahibi olmadıkları kanaati oluştu bende ve kendilerine de bunu yüzlerine söyledim. İngiliz Head Hunter ı da buna şahittir..
Asıl siz yaşınıza ve tecrübenize bakın bir de benimkine utanmanız sıkılmanız lazım biraz
kendinize güveniyorsanız çıkın karşıma da şu konuyu kamuoyu önünde enine boyuna canlı tartışalım
ben sizin samimiyetinizden ve vatan sevginizden şüphe ediyorum ODTÜ lü ama tam bir pazarlama satış mühendisisiniz siz!
YAzdıklarımı okuyun niyetim anlaşılır
Kitap satışı derdim yok benim! SAP Türkiye yi gerek Danışmanlık gerekse hizmet kalitesi ve fiyatlandırmasında daha rekabetçi olmaya zorlamalıyız.
Bunu anlayamayacak kadar geri zekalı olamazsınız!
Benim üzerimden kendi reklamınızı yapıyorsunuz!
Sizin bilgi ve tecrübenizi fersah fersah aşacak kadar uluslararası tecrübeye sahip bir ODTÜ lüyüm ben! Sizin ODTÜ lülüğünüzden de şüphe edilir açıkçası! Tüm dünyanız üç kuruş menfaatiniz olmuş! Aksi halde bana bu ithamlarda bulunamazdınız!
BAkın SAP _ANKARA GRUBU ESKİ YAZIŞMALARI bu yazışmalardan sonra ben o kitabı yazdım. Senin yazdığını iddia ettiğin kitapların neden çıkmıyor google da ?
......
1 hour ago
Mehmet ErdasTechnology means to let the time work for you everywhere and forever!

Time is money; money governs the world!

To be healthy and loveable, to be lovely at all is the most important property in enduring freedom and life!
From: sap_ankara@yahoogroups.com [mailto:sap_ankara@yahoogroups.com] On Behalf Of Esra Kalici
Sent: Saturday, October 03, 2009 12:24 PM
To: sap_ankara@yahoogroups.com
Subject: Re: Yan: [SAP R/3] RE: [bizimkeller] SAP Kitabım hk.
SAP HR modulunun Turkiye icin cok fazla aksakligi var ne dersiniz?

HR Turkiye uyuyor mu? Hicbir esneklik ve kullanilabilirlik goremiyorum!

Access, excel gibi araclar bile daha fazla olanak sunuyor.
Travel management , FI, Personel Management ve HR entegrasyonu cok etkin olmadiktan sonra , SAP HR modulu etkin abap kodlamasiyla gelistirme sunmadiktan sonra SAP HR turkiyede cok kullanilmaz.
Var mi dusuncesi olan bu konuda?

--- On Thu, 9/24/09, vedat <vdt20@yahoo.com> wrote:


From: vedat <vdt20@yahoo.com>
Subject: Yan: [SAP R/3] RE: [bizimkeller] SAP Kitabım hk.
To: sap_ankara@yahoogroups.com
Date: Thursday, September 24, 2009, 4:17 AM
Yıllardır erp sektöründe calisan biri olarak her iki arkadasin yazdıklarınıda detaylıca okudum.. Söylenenlerde ortak nokta cok fazla ama bir o kadar da farkli nokta mevcut.. erp işinde ogrendiğim en guzel nokta şu ki , hiç bir paket program herhangi bir firmanın tüm süreçlerine hitap etmemektedir. Her paketin kendine özgü ve kullanışlı modülleri var ama asla ve asla şu veya bu paket bir numara herşeyi yapar , 30 yıllık planlamanızı yapmanızı sağlar vs. gibi bir şey diyemem.
Workcube in İK modulleri bildiğim ik modulleri içerisinde en kullanışlı olanlardan biridir mesela.. Sap tan cok iyi hele Oracle dan dan cok cok daha iyi.
Ama sap nin veya oracle nin veya sahinler erp nin diğer sistemlere göre çok önde oldukları modüller vardır.
Bir söz vardır başkasının yumruğunu yemeyenler kendi yumruklarının dağı yıkacaklarını sanırlarmış.
Ne sap ne Oracle ne Şahinler erp ne de workcube hiç birisi tek basına en iyi değildir.
en yakın siemens-sap faciası erdemir de gercekleşti.. bilenler bilir, mahkemenin sonucunu öğrenebilen oldu mu?
O yüzden sap,oracle,workcube ,sahinler erp,baan vs. iyi birer erp paketidir, ama bu sektörün en iyisi ne yazık ki yok..
Mehmet beyin kitabının da cok faydalı ve yararlı bir kitap oldugunu düşünüyorum bu arada. kimseyi kırma incitme gibi bir niyetim yok, olurki oyle anlasılan bir cumle yazdıysak affola..
kendinize iyi bakın..
1 hour ago
Mehmet ErdasAHMET BEY SEN YOLUNA PARA KAZANMANA DEVAM ET!
TÜRKİYE SAHİPSİZ KALMAZ!
Ülkesini seven ahlaklı bir mühendis isen maksadımı anlamış olmalısın
SAP Türkiye de gerekli hiçbir harcama yapmadan yazılımını çok yüksek fiyata satıyor ve bunun için gerekince SIEMENS 3M IBM gibi rüşvet de veriyor
ERDEMİR SIEMENS SAP Projesinin mahkeme kararından da haberiniz oldumu bari?
Vedat Bey çok olumlu ve iyi niyetli tenkit etmiş bakın ona karşı neden sakin ve olumlu buldum da sizin kendinizi bir nane zanneden kötü niyetl,i eleştiriniz beni bu kadar gerdi şu Cumhuriyet Bayramında!
Bir gün SAP THY Projesi de mahkemede bitecek ve ben siz o zaman asıl cevabımı vereceğim!
Allah müstehakınızı versin!
1 hour ago
Ahmet BilgenDeğerli Grup Üyesi arkadaşlar,
Sizlerden özür dileyerek sözlerimi ve bu seviyesiz tartışmayı bitirmek istiyorum.

Pek Muhterem Prof. Dr. Mehmet Bey, mütevazilik büyüklükten gelir. sizin küfürlerinizi ve bilgi düzeyinizi burada görmüş olduk çok teşekkür ederiz. Bize bilmediğimiz konularıda aydınlattınız siz Prof. Dr. Mehmet Bey olmasaydı THY, Erdemir, vs. vs. konularında inanın hiç bir fikrimiz olmayacaktı.

Kaldı ki bunlar benim de müşterim değil :) Komikliğe bakarmısınz; bizlerin projelerine giremediğimiz şirketleri günün birinde bu şekilde savunmasını yapmak yine bize düştü!!

Pek Muhterem ve Bilgili Prof. Dr. Mehmet Bey bizim kazancımız sizi ilgilendirdiğini düşünmüyorum zira ben sizin ne danışmanlıklar yaptığınızı ve ne bilgi düzeyinde olduğnuzu bilmiyorum.
Sizi şahsen de tanımıyorum hiç de merak etmiyoru şu saatten sonra. Türkiyede 50 tane Bilişim mühendisi çalıştıran uluslararası bir firmayız. Bizim bilgi düzeyimizin ne olduğunu siz nerden biliyorsunuz ki kendinizi kat ve kat üstte görme cüretini bulabiliyorsunuz. bizim vatan ve millet sevgimizin ne olduğunu nerden biliyorsunuz ki kendinizi vatan kahramanı ilan ediyorsunuz? Bizim neyi nerede nasıl yaptığımızı taaa Alamanyadan nerden biliyorsunuz ki bizi rüşvetçi, bilgisiz, beceriksiz ilan edebiliyorsunuz? sizi adam yerine koyup cevap verdiysek ne cüret ile utanmadan sıkılmadan kendinize don biçiyorsunuz! Şayet Bir probleniniz SAP ve SAP Türkiye ile ise size süikast yaptılar ise deliliniz varsa verin mahkemeye.... sokak ağzı ile geçip milletin karşısına şu bunu yapmış şu şunu yapmış vs. vs. böyle olsa idi saydığınız bütün projelerin patronları yöneticileri SAP Forumlarında çıkıp şöyle başarılı proje yaptık diye anlatırlarmıydı. Anlattılarsa o zaman o şirketlerin yöneticileri ve patronları bu işleri bilmiyor sadece sizmi biliyorsunuz demektir? bunu mu anlayalım buradan?

Kaldıki saydığınız şirketler benim müşterilerim değiller.

Bütün Sektörü siz rüşvetçi ilan ettiniz, benim size tepkim burası özünde. bu çok ciddi bir ithamdır. hemen beni ODTU'lü ilan ettiniz! bu bilgiyi nerden aldınız bilmiyorum benim profilime bakarak bütün hayatımla ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz. Allaha Şükür gizli saklımız yok. siz Google'ı bu şekilde kullanıyorsanız size Türkçe bir google.com kullanma kılavuzu hazırlayalım.

Her noktaya Benim: MEDYASOFT'lu, ODTU lü olduğum gibi baktıysanız işimiz var demektir. Zira ben ne medyasoft çalışanıyım, ne ODTU'lu yüm. Ayrıca içiniz rahat olsun ben öz ve öz Türküm "Bu neyi değiştirecekse:)". Türklük ile ilgili bir sıkıntımın olmadığını da biliyorum çünkü kendimi biliyorum. merakınız bu ise tabi.

ez cümle;

Zamanın birinde ihtiyar bir adam İstanbulda yürüyormuş. saçı sakalı ağarmış hafif kamburlaşmış bu adam, yokuşun başında bir yatır görür. başlar dua etmeye, Allahım şu yatırın yüzü suyu hürmetine bana bir merkep nasip eyle. malum bu yokuşları çıkamaz oldum dizlerim beni çekmez oldu vs. diye dua eder. sonrasında koyulur yokuş yukarı. tam tırmanışa geçtiği bir sırada sırtına birsi baston ile dokunur. Evlat Evlat! şöyle döner bakar ki, Kendinden çok daha yaşlı bir adam eşek sırtından seslenir "Delikanlı delikanlı şu yokuşu bizim sıpa çıkamadı bir yardım et de sıpa yokuşu çıksın!" adamcağız çaresiz sıpayı kucaklar sonra yatıra döner "Evliya olmaya evliyasın ama lafı ...
(kıçından) anlıyorsun.."

Sevgilerimle,
52 minutes ago
Mehmet ErdasLinked İn Profilinde •Eastern Mediterranean University yazıyor sen uyduruk bir eğitime sahip anlayışı kıt laf anlamaz birisin! 50 kişi çalıştırmakla övünüyorsun ama seni onlara sormak lazım. Anlattığın eşek fıkrası bile kel alaka sen lafı kıçından da değil hiç anlamıyorsun! SEn ÜLKER den ÇALIK Holding den yetişmedin mi? BAk bakalım ben nerelerde yetişmişim?
Aklın başına geldiğinde yazdıklarımı bir daha oku ve SAP THY işini zamana bırakalım

Senin beni anlayacak kapasiten ve zekan yok bilesin! Daha epey mürekkep yalaman lazım! SAP avukatlığı sana mı düştü?

Ben ne anlatsam da sen ancak kısıtlı kapasitenin müsaade ettiği kadarını anlayacaksın. ODTÜ lü olmandan şüphedeydim zaten! Düşünmesini lafı anlamasını bilmeyenleri ODTÜ ye almazlar da ODTÜden mezun etmezler de!

Yallah bu devir senin devrin! Ben bütün sektörü rüşvetçi ilan etmedim. SAP reklamı yapmamdan ...lere kadar herkes laf etti. Önce benim geçtiğim yollardan geçip benim bildiklerimi gördüklerimi bilmeden aklın ermeden konuşuyorsun. Bu devir biter sen de bitersin ama Mehmet Erdaş kalır! bekleyelim görelim bakalım!

İnsanlara anlayabilecekleri kadarını anlatmak lazım değil mi?
 
 
 
Değerli Arkadaşlar,
 
Bu grupta Adnan Metin var ve SAP Türkiye den arkadaşlar var onların yerine zurnanın son deliği FIT Consulting SAP DAnışmanlık şirketi bilir bilmez ötmeye başladı.
 
SAP Türkiye nin ilk kurucusu ile çalışan arkadaşlardan Cem Yeker in SAP Türkiye yi hangi entrikalarla ele geçirdiğini öğrenince kendi tecrübelerimi de kullanarak bazı şeyleri sorgulamak ihtiyacı duydum. Düşündüğüm sadece ülke menfaatidir şahsi menfaat değil! Yoksa hiç bir enayi Profesör SAP ERP BW BI SOA kitabı yazmamış. neden acaba? Kolay iş değil hem pratik hem de teorik bilgi birikimine sahip olmak her akademisyen için mümkün de değil!
Benim Muhatabım THY Yönetimi ve SAP Türkiye Yönetimidir.
 
SAP Türkiye Yönetimi eğer THY Projesini almasalardı Global SAP Leo Apotheker Yönetim değişikliğine gidecekti. Bunu yakinen biliyorum.
 
THY Yönetimine kaç kere yazdım hiç cevap bile vermediler; Profesyonel yöneticiler hiç olmazsa olumlu olumsuz cevap verirler.
 
THY de kurulacak SAP sistemi şartnamesi, proje konsepti data modeli süresi ekibi danışman kalitesini sorgulamak bilmek istemek söz de SAP Danışmanlığı yapan FIT Consulting gibi firmaların sahip ve yöneticilerinin de destekleyeceği bir talep değil mi? Bunu sorgulamayı akledemeyenler anlayamayanlar ancak Afrika da Fas ta Tunus ta SAP Danışmanlığı yapabilir ofis açabilirler. neden Almanya da FIT Büronuzu açmıyorsunuz Ahmet Bey?
 
Gelin de SAP Danışmanlığı ve Eğitimi kalitesini burada görün! SAP Türkiye de MEDYASOFT da BİLGEADAM da muhatap alacak karşılıklı görüş alış verişinde bulunabileceğim tecrübe ve birikim sahibi kimseyi tanımadım.
 
Bilgili insanlar bilgili insanlarla cahil insanlar da cahil insanlarla daha kolay anlaşır ve uzun süre çalışır menfaat birliği yapar. Cahil cesur olur iş de kurar adam da çalıştırır ama adam olamaz! Risk yönetimini bilmez. Sustain,ibility bilmez. Devre göre mantar gibi tz biter tez giderler! Maalesef Türkiye de siyasi istikrarsızlık herşeyin sebebidir.
Uzun süre devamlılık kalıcılık yok hiç bir işte araştırma IT Projesinde! Bir kap kaç düzenidir gidiyor.
Bu düzeni savunmaya kalkanların aklından şüphe ederim.KOÇ uda SABANCI yıda KOCABIYIK ı da şahsen tanıdım ve SYKB da DPT de iken hepsiyle muhatap oldum. Menfaat sağlarsanız iyi yerlere getirilirsiniz. Türkiye de çarklar ancak rüşvetle döner, Özal ın dediği gibi Memuru İş adamı Mühendisi hepsi işini bilir:
 
Bilmeyenler de BİLGEN gibi aşağılık kompleksi ile öter de sadece gürültü yapar! SAP Danışmanlığından Konseptinden Dynpro sundan Mimarisinden TAsarımından dünyada bu işler nasıl yapılıyor anlasa gam yemeyeceğim de yaptığı sadece adam bulup adam satmaktan ibarettir FIT Consulting i inceledim ve bu sonuca vardım.
 
Hepinizin saygıyla sevgiyle Cumhuriyet Bayramınızı kutluyorum!
 

 

Sık güncelleştirilen içeriğe sahip bir özet akışını görüntülüyorsunuz. Bir özet akışına abone olduğunuzda, söz konusu akış Genel Özet Akışı Listesi'ne eklenir. Güncelleştirilmiş bilgiler özet akışından bilgisayarınıza otomatik olarak yüklenir ve Internet Explorer ve diğer programlarda görüntülenebilir. Özet akışları hakkında daha fazla bilgi edinin.

Artı düğmesiBu özet akışına abone ol

 

Re: Kurumsal Kaynak Yönetimi (Mehmet Erdaş)

 
06 Temmuz 2010 Salı, 07:38:10 | EmRicardoMakalenin orijinaline git
neyden bahsediyo, ve dili nasıl-anlaşılır mı?
ayrıca sen bu kitapla alakalı bi işle mi meşgulsün? .d
 

Re: Kurumsal Kaynak Yönetimi (Mehmet Erdaş)

 
05 Temmuz 2010 Pazartesi, 18:25:12 | TokasraMakalenin orijinaline git
güzel kitap
 

Kurumsal Kaynak Yönetimi (Mehmet Erdaş)

 
05 Temmuz 2010 Pazartesi, 13:28:51 | EmRicardoMakalenin orijinaline git
bu kitabı duyan, okuyan falan var mı acaba; almayı düşünüyorum da..?

Tam adı:
-Kurumsal Kaynak Yönetimi
Sap R- 3 ERP BW BI- IP Ticari Bilişim ve Tümleşik Kaynak Planlama Yazılımı-
 
 
PARA, PARA, PARA: ULUSLAR ARASI PARA FONU VE DÜNYA BANKASI, KÜRESEL PARA DEĞERİ, FAİZ VE DÖVİZ ÇATIŞMASINI,  KÜRESEL PİYASALARDA DOLARIN LİKİDİTE BOLLUĞUNU ÖNLEYEBİLİR Mİ?
 
Prof. Dr. Mehmet Erdaş, Berlin 10.10.2010
 
Washington’ da yapılan IMF yıllık toplantısında, gündemin en önemli ana konusu yapay olarak düşük tutulan para değerleri ile karşılıksız para basılmasının ve döviz kurlarının istikrarına bağlı olan dış ticaret dengelerinin nasıl sağlanacağı oldu. Korumacılık eğilimlerinin gittikçe arttığı küresel piyasalarda, varlık değerlerinin yeniden balon yapmasından korkulmaktadır.
 
Özellikçe Çin para birimi Yuan ın değerini yapay olarak düşük tutmaktadır. Böylece ihracatı teşvik etmektedir ancak makroekonomik düzeyde topyekun kaynak verimliliğini ve sosyal adalet ilkesini, insan haklarını feda etmektdir. Buna karşılık Amerikan Merkez Bankası da sürekli karşılıksız dolar basarak Petro dolar olarak Irak ve Suudi Arabistan, Türkiye üzerinden piyasalara pompalamaktadır. Bu yüzden T.C. Merkez Bankası serbest piyasadan ne kadar dolar alırsa alsın, doların değeri serbest piyasada bir türlü artmamaktadır. Euro- Dolar paritesi de yeniden 1,40 a kadar yükseldi. Böylece Amerika, Çin e karşı aynı silahı, yapay olarak düşük tutulan döviz kuru silahını kullanarak ihracatını artırıp, bedelinin yüksek enflasyon olacağını bilerek lades demekte, ne pahasına olursa olsun ekonomisini yeniden canlandırmak ve işsizliği azaltmak istemektedir.
 
Her ne kadar Amerika İsviçre ve İngiltere firmalarının küresel piyasalara sermaye ihracı gelirleri, lisans ve patent, know-how gelirleri olsa da, sürekli tırmanan dış ticaret açığını kapamaya yetmemektedir. Küresel piyasalarda varlık değerlerinde oluşacak belirsizlik ve balonlar yeniden küresel krize girme ve savaş riskini artırmaktadır. Küçük ve orta gelir grubundan tasarruf sahipleri de küresel ölçekte altına hücum etmektedir. Ons fiyatı 1360 Dolara ulaşan altın ve gümüş, tüm diğer yatırım-tasarruf araçları içinde %18 ile en çok kazandıran yatırım aracı olmuştur.
 
 
Türkiye de referandum sonuçları bahane edilerek, psikolojik sebeplerle emlak piyasasında yeniden canlanma işaretleri görülse de bu sürekli ve kararlı değildir. 2011 yılının Haziran ayının ilk haftasında yapılacağı açıklanan seçimler ve AKP’ nin iktidardan gitmesi veya seçimleri kazansa dahi Cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle başlayacak parti içi güç mücadelesi AKP yi bölecek ve en geç Kasım 2012 de iktidardan gidecektir. Gerek Kürt açılımı, gerekse Kıbrıs konusunda AB ye verilen sözlerin tutulması ve çığ gibi büyüyen işsizlik sorunu, ehliyetsiz ve liyakatsiz AKP kadrolarına, özellikle Başbakan Erdoğan a zor günler yaşatacaktır.
 
Chicago Üniversitesinin Booth School of Business bölümünde Ekonomi Profesörü ve eski IMF şef ekonomisti olan Raghuram Rajan, dünya kamuoyunu ABD nin sürekli dolar basarak likiditeyi artırmasının ve Çin in Yuan ın değerini yükseltmemeye direnmesinin uluslar arası piyasalarda korumacılık eğilimlerini artıracağını ve varlık değerleri üzerinden yeniden oluşacak finans balonlarının patlamasıyla,  dünya ekonomisinin yeniden çok daha derin bir finansal ve ekonomik krize gireceği konusunda  uyarmaktadır.  
Bir süre sonra ne ABD, AB,  ne de Çin in gücü, dünya ekonomisinin gireceği yüksek enflasyon ve derin finansal kriz ortamında borsa döviz ve varlık değerlerindeki çöküşün ve altın ın yegane değer saklama aracı olmasının önüne geçmeye yetemeyecektir ve dünya da 1929 larda yaşanan kızılca kıyamet de o zaman kopacaktır.
 
 
Almanya adına Angela Merkel ve EU adına Juncker, Wahington daki IMF ve Dünya Bankası toplantılarından sonra, ABD ve Çin in aynı kurnaz taktiklerle, Dolar ve Yuan ın değerini yapay olarak düşük tutmalarının uzun vadede düşük tutulan faiz oranlarının küresel para ve finans piyasalarında, varlık değerlerinde haksız erimelere, haksız rekabete yol açacağını  ve kabul edilemez olduğunu söylediler.
 
Kim ne derse desin sonuçta, dünya ekonomik güç dengelerini elinde tutan tüm ülkelerin yönetimleri, para birimlerinin değerini yapay olarak düşürmeye ve daha çok ihracat artışı ve katma değer elde etmeye, işsizliği önlemeye çalışacaklardır.
Dünya da hal böyle iken Türkiye de ne olmaktadır? T.C. Merkez Bankası ve AKP hükümeti TL sının değerini sürekli yüksek tutmakla övünmektedir. Gittikçe artan cari açık ve işsizlik oranları ile sürekli düşen ihracatın ithalatı karşılama oranı yanında bir de, kâğıttan başka bir değer ifade etmeyen milyarlarca dolar tutarındaki sıcak para girişleri Türk ekonomisinin önündeki en büyük risklerdir. AKP hükümeti ve ekonomiyi yöneten kadrolar ne yaptıklarının farkında değildirler. Yabancılar onları puan artırıp övdükçe, onlar da Türkiye’ nin varlık değerlerini ve zaten yetersiz olan sermaye birikimini uzun vadede tamamen eritecek yüksek faiz ve aşırı değerli TL politikalarına devam etmekle, gelişmiş ülkelerden yüksek enflasyon ve işsizliğe rağmen emek ithal etmekte, Türk ekonomisinin can damarı olan gerçekçi  kura dayalı ihracat kabiliyetini tamamen yok etmektedirler.  Bindiği dalı kesmek diye buna denmez mi?
 
İran, Rusya ve Çin ile yapılan dolar euro dışındaki takas benzeri anlaşmalar, enerji ulaşım ve haberleşme sektörlerinde 2012 yılından itibaren büyük krizlere neden olacaktır. Henüz iç pazarımızı bedavaya hiç gümrüksüz pazarlayan AKP kadroları gerçeği öğrendiklerinde iş işten geçmiş olacak ve bunun bedelini tüm Türkiye ekonomisi çok daha ağır bir TL değerini düşürme,  işsizlik ve iflas dalgası ile ödeyecektir.
 
İşte o zaman belki de Türk ekonomi tarihinde ilk defa, Cumhurbaşkanı da olsa, bir Başbakan kendini yüce divan önünde bulacaktır. Bizim bu uyarıcı yazılarımız da belki yargıçlara ve emperyalizmin dayattığı ekonomik politika araçlarını pervasızca uygulayan ehliyetsiz ve liyakatsiz AKP kadrolarına ders olacaktır, ama artık çok geç olduğundan pek de işe yaramayacaktır. Atı alan Üsküdar’ ı çoktan geçtiğinden bir gecede milyarlarca dolar yurt dışına transfer edilerek, TL tamamen çökertilecektir.
 
Vaktinde gelecek riskleri görerek doğru ekonomik ve finansal politikalar uygulamayan ve doğru politik kararları alamayanlar için,   Ergenekon davalarıyla hukuk iğdiş edilip de geçici ve yapay olarak pompalanan kitlesel korkunun ve toplumun reddettiği Kürt açılımlarının ecele hiçbir faydası olabilir mi?
 
Bir kişilik istihdam yaratmak için sektörlere göre değişen asgari yatırım tutarlarının, teknoloji izleme ve değerlendirme kriterlerinin, önceliklerinin, asgari yatırım tutarlarının, iç ve dış finansman, yatırım ve işletme sermayesi belirlenirken özkaynak/yabancı kaynak oran ve ihtiyaçlarının, faiz oranlarının, sermayenin geri dönüş ve dolaşım hızına göre karlılık, sosyal maliyet ve geri ödeme sürelerinin   fert-firma-sektörel-bölgesel-ulusal – bölgesel ve küresel ölçeklerde hesaplanarak   belirlenmesi ve projelerin teknoloji üretimi ve transferi kriterine göre yeniden ardıştırılması gerekir.
 
Üretimin nihai hedefi tüketimdir. Müşterisi olmayan mal ve hizmetlerin piyasa da talebi yoksa değişim değeri olan gerçek fiyatı da oluşamaz. Bu yüzden talebi olmayan mal ve hizmet çeşitleri, dünyada faize dayalı olarak kurulu aşırı atıl kapasiteler yerine, anında talebi karşılayabilen, esnek, en az enerji tüketen, çevreyi en az kirleten, bilgi yoğun program kontrollü yazılım ve ileri teknolojilerin üretimine kaynak aktarılmalıdır. Her başarılı mühendislik eğitimi, 10.000 TL ile 100.000 TL arası müteşebbislik sermayesi ile ödüllendirilmelidir. Türk genci, Alman İngiliz Japon Çin Hint veya Amerikalı gençlerden, daha az akıllı, daha az zeki veya daha güvenilmez olabilir mi? Vatanını seven işsiz ama iyi eğitimli gençlere güvenmeli ve yeni imkânlar yaratıp sunmalıyız. Kalkınma başkalarının aklı ve uzaktan kumandası ile gerçekleştirilemez. Bizim sorunlarımızı en iyi yine biz çözeriz! Ne mutlu her şeye, ülkedeki AKP ve beceriksiz politikacıların mirası olan tüm olumsuzluklara rağmen göğsünü gere gere, gururla Türküm doğruyum çalışkanım diyebilenlere, Türklüğü ile kayıtsız şartsız övünebilenlere!
 
 
 
GİTTİKÇE KÜRESELLEŞİP KÜÇÜLEN VE ULUSLARIN BİRBİRİNE DAHA ÇOK BAĞIMLI HALE GELDİĞİ YERKÜRE DE, YÜZYILIN FİNANSAL VE EKONOMİK KRİZİNİ VE GERİ KALMIŞLIĞI AŞMAK VE YAPISAL İŞSİZLİĞİ ÖNLEMEK İÇİN SERMAYE BİRİKİMİNİ DAHA KISA SÜREDE DAHA YÜKSEK KATMA DEĞER ÜRETEREK SAĞLAYACAK, YEPYENİ KAVRAMLAR, SOSYAL VE EKONOMİK POLİTİKALAR GEREKLİDİR:
SERMAYE -ENERJİ -İŞGÜCÜ TEKNOLOJİ- ZAMAN VE FAİZ İLİŞKİSİNİN TANIMINI VE İRDELENMESİNİ GELECEK YAZILARIMIZDA OKUYABİLİRSİNİZ!
 
FİNANS KRİZİ VE TÜRKİYE NİN GERİ KALMIŞLIĞININ NEDENLERİ 
KİTABIMDAN:
........
ücretler bankaların kendi cebinden değil, müşterileri tarafından ödenmektedir. Kimbilir belki de bu bankalar çalışanlarına böyle yüksek ücretler ödenmese, toplam 47 Milyar dolara ulaşan karları da elde edemezlerdi. Nasıl olsa bankalar yıl sonunda tüm bu personel giderlerini kendi personeline ödemese maliyeye vergi olarak ödeyeceklerdi; şimdi personel gideri olarak vergiden düşeceklerdir. Sonuçta en tepedekileri, daima en alttakiler düşük ücretlerinden ödedikleri vergileriyle finanse etmek zorunda bırakılmaktadır. Bankacıların yüksek ücretleri ve karları ile bilanço hileleri , küresel krizin ve yapay finans balonlarının en önemli sebeplerinden biri olarak görülmektedir.
Ekonomi de hiçbir şey karşılıksız ve boşuna değildir, mutlaka bir değeri, işi emeği, nedensellik ilişkisini ifade eder. Durup dururken kimseye yıllardır böylesine yüksek ücretler ödemezler. Yüksek riskin getirisi de yüksek olmaktadır. Bankacılardan hesap sorabilecek, sonucu ne olursa olsun hesap verilebilirlik (accountability) isteyen cesur ve bilgili, bankacıların ciddiye alacakları güçlü siyasetçiler gelmedikçe, finans dünyasında Las Vegas gazino kumarı devam edecektir.
 
 
 
Bu rakam, bu hafta 2009 yılı dördüncü çeyrek sonuçlarını açıklayacak olan Citigroup, Bank of America Merrill Lynch ve Goldman Sachs ile Morgan Stanley'nin dağıtması beklenen ücret ve primler miktarını yansıtıyor.
 
ABD Başkanı Barack Obama'nın bankalara getireceğini açıkladığı kriz vergisinin hemen ardından ortaya çıkan bu yüksek ücretler gözleri bu bankalara çevirdi.
 
Bankaları içerisinde sadece Goldman Sachs’ın 32 bin çalışanının her birine yaklaşık 626 bin dolar ödemesi bekleniyor. Bu ödemenin içerisinde maaşlar, sosyal yardımlar ve ikramiyeler bulunuyor. 2007 yılında banka her bir çalışanına 661 bin dolar ödemede bulunmuştu.
 
Tüm dünya da ülke hükümetleri ve merkez bankaları, hatta köşedeki Banka Şubeleri, doğrudan ve dolaylı, sürekli olarak, dünya piyasalarında dolaşan para arzını, satın alınabilecek reel mal ve hizmetlerde artış olmaksızın, çarpan etkisiyle çoğaltmaktadır. Bu da fiyat artışlarının ve azalışlarının, para miktarının kontrol altında tutulamaması demektir. Banknot para birimleri, nihayet bir kâğıt parçası olup değerleri sorgulanmadıkça, hem tasarruf hem de değişim gibi çelişkili işlevler görmektedir. Asıl problem para sisteminin kendisidir. Tüm tüketiciler, bankalara yığılarak aynı anda tasarruflarını çekmek isteseler, gerçek panik yaşanır, para ve bankacılık sistemi tamamen çökerdi. Örneğin Avrupa da, sadece Almanya’ da toplam 6 Trilyon Euro bankacılık sisteminde halen dolaşımdadır. Toplam 1 Trilyon Euro tutarında, piyasalarda ödenmeyen borç ve geri dönmeyen krediler, kredi kartları borcu olduğu tahmin edilmektedir. Avrupa da para arzı her yıl ortalama %12 oranında artmaktadır.Amerikada ise bu oran %25 leri bulmaktadır.2007 ilkbaharından itibaren Amerikan Merkez Bankası Federal Reserve, M3 toplam para arzını açıklamayı tamamen durdurmuştur. 01.03.2008 den itibaren de ABD Ekonomi endeksi hiç açıklanmamaktadır. Doların uluslar arası piyasalarda değer kaybetmesi, Fed in sürekli karşılıksız dolar basmasındandır. Bu da gelecek yıllarda tüm dünya da aşırı enflasyona, firma iflaslarına, işsizliğe ve açlığa sebep olacaktır. Fransız Filozofu Voltaire(1694-1778), kâğıt paranın eninde sonunda kendi kâğıt değerine, metal paranın da kendi metal değerine indirgeneceğini söylemiştir.
Bu yüzden de yakın gelecekte kâğıt para yerine, taşınmaz emlak ve altın, gümüş gibi diğer kıymetli metaller yegâne kalıcı gerçek değer saklama aracı olacaktır. Eylül 2009 da dünyadaki kıymetli metal üretiminin %97 sine sahip olan Çin, OPEC emsali kıymetli metal karteli oluşturmuştur. 2008 de Çin dünyaya 53.000 ton/yıl miktarında kıymetli metal ihraç etmişken, 2009 da bunu yıllık 35.000 ton ile sınırlandırmıştır. Tüm dünyada kıymetli metallere olan toplam talep miktarının 2009 da 110.000 ton iken 2012 de 188.000 tona çıkacağı tahmin edilmektedir. (Kaynak U.S. Geological Survey) Nitekim Altın fiyatları sürekli yükselerek, 21 Ocak 2009 da, onsu 1115 doların üstüne çıkmıştır. Hibrid otomobiller, rüzgâr türbinleri ve cep telefonları gibi yeni ve ileri teknoloji ürünlerinin üretiminde de daha çok altın, gümüş, bakır gibi kıymetli metaller kullanılmaktadır.
 
Finans sektöründe, her para alış verişi ve her finans işlemi sonrasında türev işlemler ve ardışık bağlantılı çeşitli borçlanma ve sigorta işlemleri yürütülmektedir. Her bir işlemde para arzı belli bir çarpan oranında geometrik olarak artmaktadır. Her alınan kredi, finanse edilen ev, eşya, araba, seyahat, kiralama işlemi, ödünç para alışverişi, kredi kartı kullanımı, öğrenci kredisi, her türlü ihalelerde istenen istenen banka teminat mektupları, bono, çek, ipotek işlemleri vs. bankalararası piyasada ödeme aracı olarak para yerine geçmekte ve sürekli finansörler arasında alınıp satılmakta, el değiştirmektedir. Herhangi bir banka, örneğin Lehman Brothers, AIG, ..gibi kuruluşlar iflas ettiğinde bu tüm dünya finans sektörünü etkilemektedir. Bankalar ve finans direktörleri güven bazında bir çift sözle, telefon, e-mail haberleşmesi, bir tıklama ile milyarlarca doları bir ülkeden diğerine, bir bankadan diğerine, bir hesaptan diğerine anında EFT, Swap, Swift işlemleri sayesinde aktarabilmektedir. Bu yüksek bağımlılık nedeniyle, bir büyük banka veya ülke zor duruma düştüğünde, bu tüm dünyada bir alarm ve tehlike işareti, deprem olarak algılanmaktadır. Bu sebeple önemli makamlarda bulunan siyasetçi ve Merkez Bankası başkanları maksadı aşan, yanlış bir ifade kullandıklarında, savaş veya politik risk, devrim riski halinde, tüm dünya borsalarında bazı firmaların, bankaların, ülkelerin önemli hisse senetleri ve borç kâğıtları önemli oranda değer kaybetmekte veya kazanmaktadır. Bu durumda milyarlarca dolar anında el değiştirmektedir.
2008 finans krizinde de Amerika, Avrupa, Japon ve diğer ülkelerin Merkez Bankaları zor durumdaki bankalara trilyonlarca dolar kaynağı, garantiler verip kullandırmalarına rağmen, bankalar bu kaynakları zor durumdaki riski yüksek firmalara kredi olarak kullandırmak yerine, daha az riskli olan ve daha az öz sermaye karşılığı ayırmak durumunda oldukları, vadesi uygun, faizi yüksek olan eurobond ve hazine bonosu gibi yüksek gelir garantisi olan risksiz borçlanmalara yönelttiler. Bu yüzden de dünya da çok sayıda firma, toplam 7 Milyon kişinin işine son vermek ve iflas bildiriminde bulunmak zorunda kaldı. Hükümetler ve siyasetçilerin elinde henüz bankalara doğrudan yaptırım uygulayarak bu duruma anında müdahale edip, önleyecek araçlar bulunmamaktadır. Bu yüzden Joseph Ackerman gibi ünlü Bankacılar, hükümetlerin ve bankaların ortak katılımıyla riski yüksek firmalara kredi vermek için yeni fonlar oluşturulmasını isteyebilmektedirler.
 
Merkez Bankalarının, dünya piyasalarında oluşan likidite fazlasını, vaktinde piyasalardan geriye çekememeleri halinde, tüm dünya da 2012 yılından itibaren yüksek bir enflasyon riski ve varlık değerlerinde şişme, artçı krizler yaşanacaktır.
İşsizlik, kapitalist ekonomi modellerinde, çözülmesi gereken önemli bir problem değişkeni olarak değil de, artçı veya atık değer olarak görülmektedir. Bu yüzden kapitalist sistem içinde işsizlik sorununun çözümü de yoktur.
 
Artan işsizlik sonucu bozulan kümelenmiş arz-talep dengesi, talep yetersizliği ve aşırı atıl kapasite, 1929 buhranından on yıl sonra nasıl 2. Dünya harbi ile sonuçlanmışsa, 2008 de yaşanan yüzyılın küresel finans krizi de 2018 yılında kıyamet harbi demek olan üçüncü dünya harbine yol açabilir. Uzlaşma yoluyla dünya daki güç dengelerine uygun yeni bir uluslar arası para birimi ve likidite oranında anlaşma sağlanamazsa dünya ekonomisi yeni artçı krizlere ve harp tehdidine gebedir.
 
Para baronu finansçılar dünyayı istedikleri gibi sınır tanımadan idare etmektedirler. Aslında para ve küresel bankacılık sistemi mimarisi, insanlığı para sahiplerine hizmet için adeta köleleştirdi, hâlbuki para insana hizmet için vardır. Alman Cumhurbaşkanı, eski IMF Başkanı, Bankacı Horst Köhler, 2009 yılı Noel konuşmasında, Alman devletini ve siyasetçilerini, tekelci Monster (canavar) dediği dünyanın en güçlü, süper kazançlı efendileri haline gelen Finansçılara ve Bankacılık sistemine, öz sermayeleriyle orantılı, ölçülebilir yeni risk sınırları tanımlayarak, likiditeye sınırlandırıcı kurallar getirip çeki düzen vermeleri için uyardı. 2008 Krizinde anında eriyen varlık değerleri ve finans mimarisine yokolan güven, henüz yerine konulamadan, bankacıların eski usullerle ve aynı riskli araçlarla denetimsiz çalışmaları hoş görülemez. Yeni malzeme teknolojileri, innovation, sermayenin tabana yayılması, yeni bir faiz ve sosyal maliyet/fayda kaynak verimliliği tanımı ile piyasaların tekelleşmesinin önlenebilmesi için öncelikli yapısal tedbirler olarak;
 
·    Finans ve banka mimarisinde ölçeklerin küçülmesi, kurumsal iflas bağımlılığının azaltılması; müşteri talimatı olmaksızın bankacıların kendi başlarına aşırı riskli, yüksek gelir vadeden hedge-fonds ve uzun vadeli sermaye piyasası yatırımlarına girmeleri önlenmelidir,
·    Finans türevlerinde şeffaflığın sağlanarak, bankacılık sistem mimarisinde gelecek riski taşıyan tüm ürünlerin, birbirine kaynak verimliliği üzerinden, işlevsel, yönetim ve bankacılık risk tanımları ile piyasalarda likidite sınırlandırılmalıdır.
·    Finansal çöküş öncesi alarm verecek küresel bir erken uyarı siteminin kurulması ve devletin bankacılara her zaman kurtarıcı olamayacağı bankacılara öğretilmelidir.
·    Lehman Brothers türü, küresel finans sistemini çöküşe götürebilecek büyüklükte iflasların ve kırılganlığın önlenmesi için yatırım bankacılığının kesinlikle diğer ticari bankacılık işlemlerinden ayrılmalıdır.
 
Aksi halde uluslar arası küresel bir uzlaşmayla, piyasalarda güven ve yeni oluşan güç dengelerine uyum sağlayabilecek yeni ve istikrarlı bir para sistemine ve para birimine barış ortamında geçiş nasıl sağlanabilecektir?
 
Bankacılık ve finans sistemi, diğer bütün mal ve hizmet sektörlerinden daha çok küreselleşmiş, tekelleşmiş, tüm bankalar ve ödünç para alışverişi yapan finansal kurumlar, birbilerine çok bağımlı, kırılgan ve riskli hale gelmiştir. Son on yıldır, sadece Wall Street ve City of London’ da yerleşik finans canavarları dünya enerji ve hammadde, para ve sermaye piyasalarına yön vermektedirler. Dünya güç siyaseti, tamamen para baronlarının eline geçmiştir. İstedikleri ülkelerde ve bölgelerde, bir işaretleriyle düğmeye basarak, milyarlarca doları ülkeler ve bölgeler arasında transfer ederek, tüm varlık değerleriyle anında oynayabilir; finansal ve ekonomik krizler, hatta bölgesel harpler dahi tetikleyebilirler. Dünya da milyarlarca insanın, küresel refah düzeyinden aldıkları pay, işsiz veya aç kalmaları, dünya gücünü elde eden para baronlarının karar önceliklerine bağlıdır. Siyasetçiler, ön plana çıkmayan gerçek güç sahibi, para ve sermaye baronlarının sadece hizmetkârı ve kuklasıdır.
 
Lloyd Blankfein, Goldman Sachs Genel Müdürü, 2009 yılının üçüncü çeyreğinde 3,2 Milyar dolar çeyrek dönem karını açıklarken, bankacı olarak kendisinin sadece Allah’ın emirlerini yerine getiren kişi olarak tanımladı. Aynı şekilde Deutsche Bank Genel Müdürü Joseph Ackermann da 2011 de on milyar Euro kar hedefi açıkladı. Bu paralar nereden kazanılacaktır acaba? Riski yüksek görülen üretimci firmalara değil de, yüksek karşılık ayırılması gerekmediğinden, çok daha az özsermaye gerektiren ve daha az riskli olan güvenceli devlet borçlanmalarını, hazine bonolarını finanse ederek elbette! Bu durum da yüzyılın sistem ya da finans krizi ancak ertelenmiştir, ama önlenememiştir. Küresel Finans Krizi(KFK), sadece çevrenin, tabiatın ve devletlerin iflasına kadar ertlelenmiştir. Gerisi sadece dünyada tüm para ve sermaye, mal ve hizmet akımlarına, enerji ve hammadde piyasalarına tekelci fiyat dengelerine hiç öne çıkmadan ve kimseye görünmeden hükmeden, gerçek para ve sermaye gücünün sahibi finans baronlarıyla, halklarını sürekli, son ana kadar, onlar adına yanlış bilgilerle kandıran, onların kuklaları sözde siyasetçilerin danışıklı dövüşüdür. Bu tahminin gerekçesi ise, artık dünyada ekonomik büyüme modellerinin, sistemin kendi taşıyıcı dinamik arz-talep kuvvet dengelerine, işsizliğin azaltılmasına, üretimin artırılmasına dayanarak değil de, itme kakma desteklerle, bankacılık sistemine sadece değersiz bir kâğıt parçası olmaktan öte değer taşımayan trilyonlarca doların pompalanarak, sanal likidite ile sağlanmaya çalışılmasıdır. Tekelleşmiş finans sistemi mimarisi ve paranın talep tarafını tamamen yok sayan faiz ve kar ençoklaması mekanizması nedeniyle tüketici güveni ve talep artışı sağlanamaz. Dökme ve taşıma suyla, finans mekanizmasına para pompalamakla ekonomi çarkları, değirmeni dönmez. Değer üretmek için talep artışı şarttır. Mevcut atıl üretim kapasitesi henüz finans sistemine getiri olarak dönmemiştir. Bu durumda da, tasarrufa, sağlam kaynağa dayanan yeni yatırımlar yapılamaz. Kapitalist sistem, kendi çıkış yollarını da kendisi tıkamıştır. Adil paylaşım, sermayenin tabana yayılması, çevre korunması ve iklim değişmesini, gelecek nesillerin kaynak erişim ve fırsat maliyetlerini de hesaba katan yeni musabe ve faiz kavramlarına, yapısal dönüşüme, sosyal adalete, büyüme tanımının yeniden yapılmasına ihtiyaç vardır. Aksi halde bu gidişin sonu kıyamet harbi ile sonuçlanacaktır.
 
12 Trilyon dolara ulaşan ABD Hazinesinin devlet borcunun,2019 yılında sadece faiz ödemeleri 700 Milyar doları bulacaktır. Halen %10 olan işsizler ordusuna her gün yüzbinler eklenmektedir. ABD ekonomisi aşırı borçlanma ve düşük büyüme oranı, değer kaybeden dolar ve 2012 den itibaren de hiper enflasyon nedeniyle yeniden yapısal krize girecektir.
Sürekli artı değer üretip ihracat yapan ve kredi veren ABD ekonomisinin yerinde, artık sürekli borçlanan ve karşılıksız dolar basan, eski teknolojilere sahip ve çevreyi aşırı kirleten, Çin ve Avrupa ile rekabet edemeyecek bir ABD ekonomisi vardır. Borçlanan ekonomiler, faiz mekanizmasıyla otomatik olarak küçülmeye başlarlar.
 
ABD nin elindeki silah yeniden paraya çevrilemezse, ABD ekonomisine rekabet gücü kazandırılamaz. İran’ a saldırı ile olası bir Ortadoğu harbinin tetiklenmesi ve yayılması da olası ihtimaller arasındadır. Hantal ve atıl otomotiv üretim teknolojileri, sağlık ve işsizlik güvencesinin ABD Kongresi ve Senatosunda da onaylanarak henüz kanunlaştırlamamış olması, yeni enerji üretimi teknolojileri ve başka teknoloji keşifleri yapılarak yeni ürünlerin üretilememesi, İklim değişikliği ve yerküre ısınmasına karşı Çin vetosu nedeniyle sonuç alınamaması gibi daha birçok yapısal neden ABD imparatorluğunun rekabet kabiliyetini sınırlandırarark, ABD ekonomisini önce hızla inişe, sonra da çöküşe sürükleyebilir. ABD de gözünü kar hırsı bürümüş finans ekonomisi yerine Almanya da, Japonya da ve Çin de gerçek makine ve elktronik mühendisleri yenilenebilir enerji üretimi ve geniş bant haberleşme teknolojilerini tasarlayıp uygulamaktadır. ABD de Wall Street yerine yeni Silicon Valley ler üretmek için bir kültür devrimine ve değer dönüşümüne, yeni bir felsefeye ve güç tanımına ihtiyaç vardır. Almanya’ da, Bankaların ‘ Bad Bank’ modeli adı verilen bir yaklaşımla, geri dönmeyen kredilerden ve borçlarından arındırılması, yeni temizlenmiş özkaynak/borç dengesi sağlanmış; kredi verebilir hale getirilmesi planlanmaktadır. Aynı durum ABD için de önerilebilir, zira sadece Citigroup un 1,1 Milyar dolar tutarında geri dönmeyecek kredileri ve şüpheli alacakları olduğu bilinmektedir. Bu durumda bankalar firmalara özkaynaklarını artırmadan kredi verememektedir. ABD ve Avrupa da önce çok sayıda firma iflasları, daha sonra da banka ve aşırı borçlu Yunanistan, İrlanda, İspanya gibi devletlerin borçlarını ödeyemez, kaynak bulamaz hale gelerek iflas edebilecekleri söylenmektedir.
 
Hem yatırım malları, hem de tüketim malları üreten küçük ve orta ölçekli firmalar, bankalardan kredi alamadıklarından, 2010 yılında daha fazla işci çıkaracaklardır. Trilyonlarca dolarlık para ve sermaye, tüm dünyada sadece finans sektöründe, bankaların elinde toplanmıştır. Tüm dünyada, artan işsizlik oranları nedeniyle, gelir-harcama esnekliği yüksek, gerçek ihtiyaç sahibi olan kitlelerin harcanabilir gelirleri (disposable income) ve geleceğe dair iyimser beklentileri, kısaca tüketici güveni artmadığından; döngüsel talep yetmezliği ve sistemin yapısal likidite tuzağı, para harcamama eğilimi artmaktadır. Küresel ölçekte, kâğıt paradan ve borsalardan 1929 Buhranında olduğu gibi panik halinde kaçış ve kıymetli metallere yöneliş başlarsa, tüm dünyada açlık ve savaş tehlikesi de artacaktır.
 
G-8 ve G-20 Ülkelerince, küresel finans krizine sebep olan aynı riskli finans sektörü ve bankacılık kanallarından, elbirliğiyle ve krize karşı tek çare olarak, piyasalara pompalanan trilyonlarca dolarlık karşılıksız parasal kaynak, merkez bankalarınca tam vaktinde geri toparlanamaz ise, tüm dünyayı yüksek enflasyon korkusu saracaktır. Bu da likidite tuzağını, tüketime ve yatırıma, harcamaya yönelmeyen bekleme modundaki tasarruf eğilimini artıracaktır.
 
 
1998-2002 yıllarında yaşanan Arjantin krizinin etkileri 2005 yılına kadar sürdü. 1998-1999 da başlayan ekonomik durgunluk, 2001-2002 de finans sistemini tamamen çökertti. Devlet başkanı istifa etti ve siyasi istikrarsızlık dönemi başladı. İşsizlik %23 oranına, yoksulluk %57 oranına yükseldi.Milli Gelir %21 azaldı.Arjantin ekonomisi ancak 2003 ve 2004 ten sonra yeniden %8 oranında büyümeye başladı.
Arjantin, 20.Yüzyılın ilk yarısına zengin bir ülke olarak girmişti; kişi başına geliri 1913 de Almanya ve Fransa düzeyinde idi. Peron un 1955 te iktidardan uzaklaştırılması ile sürekli hükümetler değişti. Bunun sonucunda da ard arda ekonomik krizler ve yüksek enflasyon dönemleri yaşandı. Sonuçta Arlantin de refah düzeyi azaldı ve bir 3.dünya ülkesi oldu.1991 de dolara göre sabit döviz kuru uygulandı ve enflasyon kontrol altına alındı.Ancak sabit döviz kuru uygulamasıyla Arjantin mallarının fiyatı arttı ve dünya piyasalarında rekabet kabiliyeti azaldı; ihracat azaldı, cari açık arttı ve Arjantin hızla daha çok dış borçlanma yoluna gitti. Dış borç ve sürekli cari açık, nedeniyle sermaye kaçışı oldu; sonuçta Arjantin ekonomisi milli gelirinin %55i oranında borçlanmak zorunda kaldı ve krize girdi. Bunda doların değerinin yükselmesi ve diğer Latin Amerika ülkeleri, 1998 Brezilya ve Meksika da 1995 Tekila krizinin de etkisi oldu. En önemli istikrar tedbiri olarak, Arjantin Pesosunun değeri ABD dolarına 1:1 oranıyla eşitlendi ve böylece enflasyon kontrol altına alınabildi. Sürekli ekonomik istikrarsızlık ve yüksek enflasyon oranları, Arjantin halkının Bankacılık sistemine olan güvenini sarstı, tüketici güveni %20 lere düştü ve halk panikleyerek sürekli ABD doları satın almaya başladı. Arjantin sermayesi Brezilya ya kaçtı. 2001 de yeni Bankacılık Kanunu ve 2002 Devalüasyonu sonunda Arjantin ekonomisi iyice geriledi ve küçüldü. Değerinin çok altında fiyatlarla devlet kuruluşları özelleştirildi; Arjantin ekonomisi tamamen dışa bağımlı hale geldi. Dış borç, kredi risk primi 10 Ekim 2001 de %19.1 oranına yükseldi ve Arjantin dış borçlanma için dünyada en yüksek faiz ödeyen tamamen IMF bağımlısı bir ülke oldu.Arjantin dışına, özellikle Brezilya ya sermaye kaçışı ve spekülasyon arttı. 2002 de dış borç faiz oranları ve risk primi %60 lara kadar yükseldi ve 2005 e kadar bu durum devam etti. Şehirlerde faizsiz ekonomi modeli ve değişim halkaları, takas modeli denendi.
IMF ve Özel Bankaların 1.0 Mrd. Dolar kredi vermelerine rağmen Arjantin de Bankacılık krizi aşılamadı ve piyasalarda güven sağlanamadı. Bankaların tamamen çöküşünü ve paniklemeyi; halkın Peso dan dolara geçişini önlemek için tüketicilere günlük harcama kotaları ve bankalardan en çok 250 Peso ya kadar para çekilebileceğine dair sınırlamalar getirildi. Brezilya Meksika Krizleri ardından gelen 11 Eylül 2001 Terör saldırısı ile Latin Amerika krizi daha da derinleşti. IMF nin koyduğu bütçe hedefleri de yerine getirilemedi. Sokak gösterileri başladı. Hükümet ve devlet Başkanı istifa ettiler. Yerine gelen Peronist Başkan da yerel yöneticilerin desteğini alamadı ve beş günlük iktidarında, devletin ekonomik iflasını ilan etmek zorunda kaldı ve IMF dâhil tüm dış borç ödemeleri tamamen askıya alındı.ABD Dolarına panik alım hücumlarını önlemek maksadıyla Bankalar tamamen kapatıldı ve Peso %28 oranında devalüe edildi; Dış ticarette 1 ABD doları 1,40 Peso olarak açıklandı, ancak iç piyasada doların değeri tamamen serbest bırakıldı ve 1 ABD doları panik alımlarıyla anında 2 Peso oldu. Resmi dolar kuru kaldırıldı ve tüm banka tasarruf hesaplarının ödenme vadeleri, üstelik faiz oranları da sabitlenerek, 2010 yılından sonra ya ertelendi.Menem zamanında bankalarda açılan Dolar hesapları da, 1 Dolar = 1.40 Peso oranıyla tamamen Peso’ ya dönüştürüldü ve tasarruf sahiplerine geri ödenebilme vadeleri ertelendi. Dış borçlar, önce 1 ABD Doları =1 Peso oranıyla ödenebildi; ancak Konjonktürün iyileşmesinden sonra, Arjantin Mahkemelerinin düzeltme kararlarıyla ABD Doları =1,40 Peso artı Enflasyon oranı şeklinde kur düzeltilerek ödendi. Nisan 2002 de 1 ABD doları= 3,5 Peso ya yükselince, Merkez Bankası acilen Peso alımına geçti ve Ağustos 2002 de nihayet 1 ABD Doları = 2,80 Peso ya kadar geriledi. İşsizlere ve yoksul ailelere, halkı yatıştırmak için, 100-150 Peso arasında acil sosyal yardım ödendi. 1 ABD doları = 4 Peso ya kadar yükseldi.Bankalardaki tüm ABD doları hesapları,BODEN ya da Bonex II Planıyla, vadeleri 5-10 yıl uzatılarak sabit faizlerle hisse senetlerine dönüştürüldü. Emlak ve Otomobil piyasası Ağustos 2002 ile Temmuz 2003 arasında tamamen durdu.Nihayet 2003 yılının ikinci yarısından itibaren Dolar kuru 3,60 - 3,70 Peso arasında dengesini buldu ve Arjantin ekonomisinde nihayet düzelme ve canlanma, yeniden büyüme dönemi başladı. Yeni döviz kurlarıyla Arjantin ekonomisi dünya piyasalarında yeniden rekabet kabiliyeti kazandı. Tüm diğer zoraki borç ödeme ve ikame para birimleri kaldırıldı; yeni demokratik seçimlerin yapılacağı ilan edildi. Mayıs 2003 te yapılan seçimlerde, Peronist Partisinden Nestor Kirchner seçildi ve önceki iktidarın serbest ekonomi politikalarına devam edildi; 2003 yılı sonunda %8,9 Büyüme oranı gerçekleşti. 2004 yılında da devam eden yüksek büyüme oranlarından dolayı, enerji ve petrol fiyatlarının yüksekliği nedeniyle sıkışıklık yaşansa da, Arjantin hükümeti belli gecikmelerle IMF ve Dünya Bankası da dâhil, diğer tüm dış borçlarını yapılan anlaşmalarla yeniden takvimlendirerek, vadelerine göre belirlenen yeni faiz oranlarıyla ödedi.
Halkın hayat standardı ve satınalma gücü de 2005 yılından yeniden yükselmeye başladı.Yüksek gelir grupları zaten ABD dolarına yatırım yaptıklarından gelir kaybına uğramadılar.Arjantin ekonomisinde de 1970 lerden itibaren artan oranda bir gayri resmi ve kayıt dışı, çöplerden kağıt, şişe, eski metal vs. gibi artan yapısal işsizliğe çare olarak,’cortoneros’ artık toplayıcılar (Recycling)sektörü oluşmuştur. Kayıt dışı istihdam yaratan bu sektör 2003 ten itibaren hızla yeniden büyümüştür. 2007 yılında kayıt dışı çalışanların oranı %40 a yükselmiştir.
 
13 Mart 2000 tarihinde, gelişmiş ülkelerin hisse senedi piyasasında , Internet krizi, yeni ekonomi, ya da dot.com krizi olarak bilinen varlık değeri kayıpları yaşandı.Yüksek kazanç umuduyla, küçük tasarruflar kağıt üstünde mantar gibi biten internet teknolojisi firmalarının hisselerine yönlendirildi.Cep telefonu ve bilgisayar teknolojileri 1995 ten itibaren yaygınlaştı.
Özellikle Almanya da Infineon, Deutsche Telekom, EADS ve Amerika da Silicon Valley hisselerine reklam yoluyla yeni kurulan spekülatif yatırım fonları ve küçük tasarruf sahipleri önemli miktarda yatırım yaptılar. Hisse değerleri, Infineon hisseleri 13 Mart 2000 de piyasaya arz edildiğinde aşırı talep sonucu Alman DAX endeksi 6000-7000 puanlara ulaşarak zirve yaptı. Ancak çok geçmeden anlaşıldı ki yeni kurulan IT Firmalarının gerçek varlık değeri daha çok çalışanlarının bilgisinden ve birkaç binadan ibaretti.
Yeni kurulan Internet ve IT firmalarından birkaçı ard arda iflas başvurusunda bulununca finans balonu patladı. Hisse senedi piyasalarında güven krizi oluştu ve Deutsche Telekom ve diğer hisse değerleri en dibe vurdu ve piyasalar çöktü, zararına satışlar başladı. Yeni teknoloji geliştiremeyen firmaların hisselerine yatırım yapmak kumardır. Özellikle hisse senedi piyasalarına yeni giren yatırımcıların aşırı kazanç hırsı ve beklentisi, bilançolardan habersiz olarak yanlış duyumlarla hareket etmesi bu krize yol açtı. Tecrübeli yatırımcılar hisse senetleri değer kaybetmeye başlar başlamaz satışa geçerek zararlarını önlediler; ancak yeni ve tecrübesiz olan ve reklamla yönlendirilen yatırımcılar önemli ölçekte tasarruflarını kaybettiler. Mantar gibi çoğalan Internet IT-teknoloji firmaları iflas ederek defter değerlerinin çok altında fiyatlara el değiştirdiler ve piyasadan tamamen silindiler.Alman IT Firmalarının çoğu Hindistan dan ucuz kalifiye teknik personel ithal etmeye çalışırlarken, kendileri işsiz kaldılar. Bu kriz sonucunda, birçok IT ve Haberleşme teknolojisi üreten firmanın piyasa değeri de 2004/2005 yıllarına kadar gerçek değerlerinin çok altında kaldı. Diğer sektörlerden IT ve Haberleşme sektörüne geçen önemli sayıda mühendisler işsiz kaldılar. Hisse senedi piyasalarına güven 2007 yılına kadar tamamen kayboldu.
 
1998-1999 yıllarında, Rusya dan dışarıya yüklü sermaye kaçışı nedeniyle, 1997 Asya krizinin hemen ardından Rubel krizi (defolt) yaşandı. Boris Jelzin hükümeti görevden aldı ve 13 Mart ta yeni hükümeti atadı.Rusya da iç borçlanma yapılamaz ve bütçe açıkları kapatılamaz hale geldi. Vergi gelirleri düştü; hantal devlet işletmelerinin düşük verimlilik ve karlılıkları sonucu rüşvet, karaborsa yaygınlaştı, çok karmaşık gümrük ve vergi mevzuatı da yabancı sermayeyi de ürküttü. Bütçe %30 oranında açık verdi; yüksek iç borçlanma ihtiyacı karşılanamadı, tüm işletmelerin ödeme trafiği aksadı ve devletin borç çevirme sıkıntısı baş gösterince işci ücretleri de ödenemedi. Borçlu Rus devlet işletmeleri ve belediyeler borçlarını ödeyemezlerken, Roman Abramovich gibi türedi Rus milyarderleri önemli enerji ve hammadde kaynaklarını satın alarak aşırı zenginleştiler. 148 Milyon olan Rusya nüfusunun sadece 5 Milyonu vergi ödediler. IMF Planı ise kredi vermek için, iç tasarrufların artırılması önşartını koştu. 27 Mayıs 1998 de Ruble değer kaybetti ve faizler arttı. Mayıs 1998 de Rus hükümeti iç piyasadan %80 faiz oranlarıyla borçlanabildi. Rus Merkez Bankası gösterge faiz oranlarını %150 ye çıkardı. Zamanın Rus devlet başkanı Boris Jelzin IMF den borç alabilmek için 40 Milyar Rublelik acil tasarruf planını onayladı. Bu Plan üzerine de IMF 670 Milyon Dolarlık Kredi dilimini serbest bıraktı. Önemli büyük Rus devlet işletmeleri olan enerji, petrol, doğal gaz, hammadde ve telefon firmaları Rosneft, Lukoil, Slawneft-Gaz, Sibur, Swjasinvest özelleştirme programına alındı; ancak dünyada düşen petrol fiyatları nedeniyle alıcı çıkmadı. 4 Haziran 1998 de Rus Merkez Bankası faizleri %60 a indirdi. IMF de Rus Reform sürecinin yavaş işlediği gerekçesiyle onayladığı kredilerin ödenmesini askıya aldı. Bunun üzerine de Rus hisseleri yeniden değer kaybetti.Rus hükümetinin reformları hızlandırması ve yılda 6 Milyar dolar tasarrufu öngören planı yürürlüğe koyması üzerine, açlığın baş gösterdiği Rusya ya IMF ve Dünya Bankası kaynaklarından iki yıllığına toplam 22,6 Milyar dolarlık kredi verildi. 20 Temmuz 1998 de IMF den 11,2 Milyar dolar, 6 ağustos 1998 de de Dünya Bankasından 1,5 Milyar dolar kredi acilen onaylandı. 12 Ağustos da Rusya da Bankalararası piyasada likidite krizi baş gösterince, Rus Merkez Bankası Ticari Bankalarının döviz pozisyonu tutma yetkilerini sınırlandırarark özel izne bağladı. 13 Ağustos ta Amerikalı Yahudi Milyarder George Soros, Londra dan basın aracılığıyla Rus hükümetine Ruble nin %15-25 arasında devalüe edilmesini önerdi. Bunun üzerine Moskova borsası çöktü; panik atışları başladı ve varlık değeri kaybı %25 e ulaşınca da borsa kapatıldı. Rus hisseleri son iki yılın en düşük düzeyine indi. Ruble daha çok baskı altında kalınca, Jelzin 14 Ağustos ta Ruble de kesinlikle devalüasyona gidilmeyeceğini açıkladı. Hisselerin değer kaybı durdu; ancak Rusya’ dan dışarıya sermaye kaçışı nedeniyle, Rus hükümeti borçlarını ödeyemez duruma düştü. Bu açıkca Rus Bankalarında ki özel tasarrufların erimesi ve Rus devletinin iflası demekti.
Rus hükümeti ve basını bu krizden Soros’ u sorumlu tuttu. Ruble aslında daha önce değer kaybetmeye başlamış ve Asya Krizi ve Rusyanın asıl gelir kaynağı olan petrol ihracatından sağlanan gelirlerin, petrol fiyatlarındaki düşüş nedeniyle azalması Ruble krizini tetiklemişti.
Rus hükümeti IMF ve Dünya Bankası kredileriyle Rublenin değerini koruyamadı ve nihayet 17 Ağustos tarihinde, Dolar - Ruble kuru 6.0 ila 9,5 Ruble arasında serbest salınıma bırakıldı.Daha önceki kur 1 Dolar = 6,2 Ruble +- %15 değerindeydi.
Rus hükümeti dış borç ödemelerini ve kısa vadeli borçlanmayı 3 aylığına askıya aldı. Rublenin serbest bırakılmasıyla dolara karşılık değer kaybı %60 ı buldu. Bu dış borçların miktarını daha da artırdı ve bu durum çok sayıda özel ticari bankaların döviz cinsinden borçlanmış olmaları nedeniyle, iflaslarına yol açtı. Jelzin, Parlamentoya Rusyanın Finans Krizine girdiğini açıklayan Kirijenko hükümetini hemen görevden aldı ve Primakow hükümetini atadı.
Yeni hükümetin tasarruf planıyla da nihayet 1999 da Rusya da enflasyon kontrol altına alınabildi. 2000 Yılında hammadde ihracından sağlanan gelirlerle Rusya da iç piyasa, satın alma gücündeki önemli kayıplara rağmen, tekrar işlemeye başladı. Rusya Krizi, Sovyetler Birliğinden ayrılan devletlerde ve Baltık devletlerinde de krizlere neden oldu. 2006 yılında Rusya önemli döviz reservlerine sahip olarak krizden çıktı.
 
Mart 1997 de Thailand, Endonezya, Güney Kore, Malezya, Filipinler ve Singapur u da kapsayan Asya ülkelerinde, önemli ölçüde atıl kapasite ve aşırı borçlanma nedeniyle tetiklenen yapısal finans krizi yaşandı. Alınan krediler önemli ölçüde emlak ve hisse senedi yatırımlarında kullanılmıştı. Emlak ve hisse sendi fiyatları balon yaptı ve fiyatlar dört kat yükseldi. 1997 sonunda bu ülkelerde sadece emlak ve hisse senetleri güvence alınarak Bankalarıca kullandırılan krediler, toplam kredi hacminin %60 ına ulaşmıştı. Sadece emlak ve hisse senetlerindeki dört kat fiyat artışlarıyla güvenceye alındıkları sanılan krediler, balon patlayınca, döviz riskleri nedeniyle kullandırılan krediler geri ödenemez olup buharlaşınca, Bankalar likidite ve döviz krizine girdiler. Uluslar arası piyasalardaki ucuz dolar ve yen bolluğundan, düşük faizlerden faydalanmak için kısa vadelerle döviz cinsinden borçlanan yerel Bankalar, uluslar arası piyasalarda döviz fiyatları ve faizler artınca, kısa vadelerle, sadece emlak ve hisse senetlerini teminat olarak döviz cinsinden yüksek riskler alarak, kısa vadeli borçlanma yapıları nedeniyle vade farklılığı uyuşmazlığı ve döviz darlığı nedeniyle ödeme krizine girdiler. Uzun vadeli yatırımlar, bankalarca kısa vadeli döviz kredileriyle, sadece emlak ve hisse senetleri teminat alınarak kullandırılmıştı. Bu ülkelerde yatırımcılar ve devlet, ürettikleri milli gelir artışlarından %10 oranında daha çok dış kredi alıp döviz cinsinden aşırı borçlanmış ve atıl kapasite oluşturmuşlardı. Çin ve Taiwan ekonomileri ise Asya krizinden etkilenmediler. 1990’ lardan beri Bankacılık krizi ve durgunluk yaşayan Japon ekonomisi de Asya krizinden pazar daralması nedeniyle daha çok etkilendi. Krizden etkilelen Asya ülkeleri, 1985-1995 arasındaki on yılda, ABD dolarının yen karşısında değer kaybetmesinden sürekli kazançlar elde ettiler ve ihracata dayalı büyüme stratejileri ve rekabet kabiliyeti yüksek verimli sanayi yapıları sayesinde hızla büyüdüler.1995 yılında, ABD doları Japon yeni karşısında hızla değer kazanmaya başlayınca da vade farkları yapısı ve güvencesiz döviz riskleri nedeniyle rekabet avantajlarını kaybettiler, ihracatları azaldı ve cari açık vermeye başladılar.
Denetimsiz Bankacılık hataları; Bankaların hatalı risk yönetimi ve kredi kullandırdıkları müşterilerinin ödeme kabiliyetlerinin yanlış değerlendirilmesi, döviz kredisi kullandırıldığı halde, sadece emlak ve hisse senedi olarak eksik güvence alınması, döviz cinsinden hiçbir güvence alınmaması, Bankaların özsermayelerinin de yetersiz olması ve yabancı spekülatörlerin kur riski ve vade tahminlerini kriz çıkaracak şekilde kasıtlı yönlendirmeleri nedeniyle 1997-1999 arasında bu ülkelerde bölgesel Asya krizi yaşandı. Döviz reservleri, vade farklılıkları ve döviz riskleri Bankalar ve Merkez Bankalarınca uluslar arası piyasalara yanlış deklare edilmişti. Japon yada Yen in çok düşük faiz oranları da bu ülkelerin aşırı borçlanmalarını ve carry trade işlemlerimni teşvik etmiştir. Ayrıca daha önce 1985-1995 arasında uluslar arası finans spekülatörlerince 33 Milyar dolar olarak öngörülen Asya ülkelerinin toplam borç hazmedebilme kapasitesi, Asya krizinden sonra varlık değerlerindeki önemli kayıplar nedeniyle, 1998 yılında toplam 8 Milyar dolara düşmüştür. Asya kriziyle bölge ülkeleri toplam 25 Milyar dolar varlık kaybını finanse etmek zorunda bırakılmıştır. Sonuçta Endonezya %13,7, Thailand %8, Güney Kore %5,5, Hong Kong %5,1, Filipinler %0,5 oranında küçülmüştür.Japonya ise %2,8 oranında küçülmüş ve tüm Güneydoğu Asya ülkelerinde işsizlik önemli oranda artmıştır.
 
 
 
JAPONYA BALON EKONOMİSİ VE BANKACILIK KRİZİ:
 
1950 li yıllarda Japon iç piyasası, sermaye birikimini sağlayıp dış piyasalarda rekabet ve ihracat kabiliyeti kazanıncaya kadar ithalata tamamen kapatılmış ve iç piyasada genel fiyat seviyesi yükseltilmişti.
1980 li yıllarda Japon ekonomisi bütün sektörlerde yeterli sermaye birikimini sağlayarak ihracat kabiliyeti kazandığında, iç piyasadaki yüksek fiyatların ihracata olumsuz etkisi de, ihracat teşvikleriyle telafi edildi. Japon devletinin merkezi ve dikey İhracat organizasyonu yapısı sayesinde, Japon üreticileri, yetkili ihracat birimleri (Keiretsu) üzerinden monopol ve oligopol piyasa yapısı içinde imişcesine, istedikleri fiyat ayarlamalarını ve fiyat anlaşmalarını yaparak, ihraç ürünlerinin dış piyasalarda da istedikleri fiyatların altına inmemesini sağladılar. 1985 yılında ABD,Almanya,Japonya İngiltere Fransa arasında yapılan Plaza anlaşmasıyla ABD dolarının değeri Yen karşısında %100 azaltıldı ve bundan sonra daha büyük miktarlarda yabancı sermaye Japon emlak ve hisse senedi piyasasına akınca, fiyatlar arttıkça attı ve Yen daha da değer kazandı. Sadece Tokyo şehrindeki toplam emlak ve arsa değeri, tüm dünyadaki toplam emlak ve arsa değerinin 2/3 üne ulaştı. Bu arada Japon firmaları daha ucuza üretebilmek için yatırımlarını daha çok Güneydoğu Asya ülkelerine kaydırdılar. Bunun üzerine Japon elektronik ve ev eşyasını, Güneydoğu Asya ülkelerinden daha ucuza ithal ederek iç piyasada satan (reimport) ithalat zincirleri oluştu.
1990 lardan itibaren yüksek iç fiyat seviyesini daha fazla taşımak istemeyen Japon tüketiciler, daha çok ithalat (reimport) ve discount trading yapıp fiyat kıran firmalara, ucuz mallara (Kakaku Hakai) yöneldiler. Bu yöneliş Japon devletinin elinde olan takım tekeli yapısında teşkilatlanan merkezi dikey ihracat organizasyon yapısını bozarak, ihracat yapan Japon firmalarının hem yüksek ihracat fiyatı dikte ettirip, hem de devletin ihracat teşviklerinden yararlanmalarını önledi. 1995 lerden itibaren, Japon dış ticaretinde de serbest piyasanın kendi kendini düzenleyen fiyat rekabeti otomatizması işlemeye başladı. Ancak Japon firmaları, kendi aralarında anlaşarak, yabancı yatırımcıların hisse senetlerini almasını, kendi karşılıklı alımlarıyla hisse fiyatlarını iyice yukarı tırmandırmak suretiyle önlediler; ama Japon firmaları daha çok ileri teknoloji üreten Amerikan ve Alman firmalarının hisselerini satın aldılar. Nihayet 1990 yılında, balon yapmış Japon emlak ve hisse fiyatları dört kat azaldı; Japon bankaları önceden çok yüksek fiyatlara alınan emlak ve hisseleri bire bir oranında güvence olarak alıp kredi kullandırdığından balon patladı ve Japon Bankacılık sistemi ödeme krizine girdi ve iflas etti.Çok büyük olanlar ise Japon Merkez Bankasınca kurtarıldı. Japon ekonomisi durgunluğa girdi ve sıfır büyüme ve sıfır faiz oranlarıyla büyümesi tamamen durdu, işsizlik çok arttı. Hayat boyu iş güvencesi ve firma sadakati, firmaların iflasları ile son buldu. Japonya hazinesi, uyguladığı bankalara ve firmalara mali destek programlarıyla, milli gelirinin %150 si oranında en çok borçlanan gelişmiş ülke durumuna düştü ve siyasi krizler, hükümet değişiklikleri başladı. Ancak 2003-2004 yıllarında, Japon Merkez Bankasınca iflas eden büyük ticari özel bankaların devletleştirilmesiyle kriz aşıldı.
 
AMERİKAN BANKACILIK KRİZİ;
 
1929 Dünya ekonomik buhranından sonra Amerika da Bankacılık sistemi çok sıkı denetime alınmıştı. Ancak Başkan Jimmy Carter döneminde Bankacılık sektöründe tüm kısıtlamalar kaldırıldı ve tüm tasarruflara %100 oranında FDIC-Tasarruf Sigorta güvencesi verildi. Ronald Reagan Başkan olduğunda ABD deki 3800 Yerel Tasarruf Sandığından 3300 u zarardaydı. Bunun üzerine ABD deki tüm tasarruf sandıklarına, gayrimenkul dahil her türlü kredi verme, hisse senedi alım satımı yapma ve ticari iş yapma imkânları tanındı ve faiz oranlarını da serbestçe kendilerinin belirleyebilmelerine izin verildi. Sadece uzun vadeli Yatırım Bankacılığı yapmaları yasaklandı.
 
Bu serbestleştirmeden sonra, Tasarruf sandıkları hızla gayrimenkul kredisi vermeye başladılar ve emlak fiyatları artmaya başladı ve fiyat artışları nedeniyle artık refinansman sorun olmadığı için risk seviyesi azaldı. Kazançlar tasarruf sandıklarına, riskler ise FDIC Tasarruf mevduatı sigorta fonunun üstünde kalmaya başladı. Sistem adeta işsiz insanları bankaları aldatmaya teşvik etmeye başladı.
Tasarruf sandıkları çok sayıda riskli firma kredileri kullandırdılar ve çok miktarda toksik hisse senetleri satın aldılar; kullandırdıkları kaynakları güvence gösterip riskli kredilerin karşılığında yeniden borçlandılar. 1980 lerde enflasyonla birlikte faiz oranları ve gayrimenkul fiyatları düşünce, düşük faizlerden yararlanarak borçlarını refinanse etmek imkanı da bulamadılar.Bazı Banka Müdürlerinin de sahtekarlık ve bilanço hileleri yaptıkları ortaya çıktı.
Mart 1985 de iflaslar başladı ve yatırımcıların tüm zararları FDIC tarafından karşılandı ve 1989 da RTC-Resolution Trust Corporation (Türkiye de BDDK) kuruldu. Ancak 7 yıl sonra Tasarruf sandıklarının zararları için ayrılan 400 Milyar Dolar dan 124 Milyar doları ödendi ve gerisi RTC olarak FDIC e devredildi.
 
 
1929 BÜYÜK BUHRANI, DÜNYA EKONOMİK KRİZİ:
 
29 Ekim 1929 Salı günü New York Borsasında işlem gören tüm hisse senetlerinin değeri sıfıra indi.Dünya Ekonomisi ancak İkinci dünya savaşından sonra 1929 Krizi önceki sanayi üretimine ve varlık değerlerine yeniden ulaşabildi.
 
Birinci dünya savaşından sonra tüm dünyada liberal ekonomi denilen ve sözde serbest rekabete dayanan piyasa ekonomisi uygulandı. Dünya para sisteminde Altın standardının çökmesi ve ABD ekonomisinin hükümetlerce uygulanan yanlış mali politikalar sonucunda durgunluğa girmesi sonucunda dünya ticaretinin daralmasının 1929 krizine sebep olduğu söylenir.
 
Kriz sonrası 1932 de ABD Başkanlık seçimini Demokratlardan Franklin Roosevelt kazandı ve daha sonra 1945 de ölümüne kadar üç kez başkan seçildi.
Krize karşı yeni Pazarlık (New Deal) programlarını hazırladı. Borsa, hudutsuz Kapitalizm ve Uluslar arası Büyük Firmaların kar hırsı, krizden sorumlu tutuluyordu. Amerika da sosyal sefalet çok artmıştı.
İşsizlerin sayısı 15 Milyona ulaşmış, işsizlik oranı %25 e çıkmıştı. Ortalama reel ücretler ve tarım kesiminde gelirler %50 - %60 oranında azalmıştı.
Roosevelt ilk defa 1935 de işsizlik kaza ve yaşlılık sosyal sigorta sistemini kurdu. Sosyal Sigorta Primlerini çalışanlar ve işverenler ödüyordu.
1933 de tarım reformu ile tarım işcilerinin durumu düzeltildi. Büyük altyapı ve kültür projelerine yatırım yapılarak ekonomik durgunluk ve işsizliğe karşı mücadele edildi. Avrupa daki gibi kapsamlı bir sosyal güvenlik sistemi kurulamadı; nihayet Başkan Barack Obama, 24 Aralık 2009 da sağlık sigortası sistemini Kongre ve senatoda kabul ettirebildi.
 
1929 Dünya Ekonomik Krizi, altın yıllar denilen 1920 lerin refah yıllarını sona erdirdi. Kriz, tüm dünya da hammadde ve tarım ürünlerinin fiyatlarının düşmesiyle başladı. Tüm gelişmiş sanayileşmiş ülkelerde, yaygın firma iflasları, kitlesel işsizlik, sermaye kaçışı ve varlık değerlerinde dibe vuruş yaşandı. 24 Ekim 1924 Perşembe günü, aşırı yükselmiş olan New York Borsası, Wall Street çöktü. ABD den dışarıya giden sermaye ve krediler, özellikle Avrupa piyasalarından geri çekildi. İşsizlik arttı ticarette serbestlik kalktı, korumacılık tedbirleri başladı. Açık finansmanla sosyal ve altyapı harcamaları yapıldı. Başta İngiltere olmak üzere, para sistemini Altın standardından ayırdı ve böylece döviz reservlerini kurtardı. Almanya parasını güçlendirip, sosyal refah seviyesini azaltma yoluna gitti. Bu da politik radikalleşmeyi artırdı ve Adolf Hitler ve Nazilerine parlamento yolunu açtı.
 
Klasik ekonomik teori, kriz yıllarında talep canlandırılmasına ve devlet müdahalesini öneren Keynes yaklaşımından uzaklaştı. 1929 Krizinin gerçek nedeni, Birinci dünya savaşı sırasında Kuzey ve Güney Amerika da, Avrupadan gelen talebi karşılamak için kurulan aşırı araba, ev aletleri, fotoğraf makinaları üretimi ve atıl kalan aşırı üretim kapasitesiydi. Savaş sonrasında, 1918 den itibaren Avrupalılar da kendi üretim kapasitelerini kurdular.
Aşırı arz ve atıl kapasite sonucunda fiyatlar düştü. Kredi ile finanse edilen üretim tesisleri çalışamayınca iflaslar başladı ve kitlesel işsizlik baş gösterdi. Spekülatif sermaye hareketleri başladı ve faiz oranları arttı. New York Borsası çöktü.
O zaman ABD milli gelirinin %5 ini oluşturan ABD dış ticareti, tüm dünya ticaretinde en büyük paya sahipti. Krizle birlikte hem ABD hem de ABD korumacılık tedbirlerine başvurarak gümrükleri artırdılar. Bu da dünya ticaretini iyice daralttı. Milton Friedman a göre, o yıllarda ABD Merkez Bankası Fed Reserve, fiyat istikrarını sağlamak için para arzını da %30 azalttı. J.M. Keynes, o zamanlar Almanya nın, birinci cihan harbi tazminat ödemelerinin de, piyasalarda reel değer karşılığı bulunmadığından, çeşitli piyasalarda faiz oranlarında farklılıklar yaratabileceği uyarısında bulunmuştu.
 
Sanayi üretimi ile spekülatif borsa hisse senedi değerleri ters yönde değişebilir. 1928 yılına kadar ABD de Borsa değerleri arttı. Hâlbuki Almanya da 1929 da talep düşmüş ve ekonomi %2 küçülmüştü.
Özsermaye dış borç oranlarına ve atıl kapasite oluşturma oranlarına göre kriz farklı ülkelerde farklı zamanlama ile finans sektörüne ve oradan da tüm ekonomiye yayılır. Nitekim Almanya da 1931 de DANAT Bankasının iflasıyla, çok önemli bir Bankacılık krizi yaşandı. İşsizlik ve yoksulluk kitlesel olarak arttı, talep düştü, fiyatlar dibe vurdu ve iflaslar yayıldı. Tarımın milli gelir ve istihdam içindeki payı, tüm nüfusu kriz sırasında beslemeye yetmediğinden açlık ve salgın hastalıklar, aşırı enflasyon başladı.
 
Şubat 1932 de Hitler iktidara gelmeden önce, Almanya da 12 Milyon çalışana karşılık, işsizlerin sayısı 6.120.000 (%16,3) e çıkmıştı. Az ücretle kısa süreli ve serbest çalışanların geliri de işsizler gibi çok düşüktü. Köyden kente göçlede işsizlik sürekli artıyordu. Japonya da ise kriz yıllarında ekonomi %6 oranında büyümekteydi.
 
 
Küresel Finans Krizi, Faiz Otomatizması ve Türkiye nin geri kalmışlığının nedenleri
 
Küreselleşme ve küresel finans krizi farklı kavramları ve süreçleri ifade etmektedir, ancak her ikisi de faiz otomatizması ve aşırı kazanma hırsından kaynaklanmaktadır. Küreselleşme, zaman ve mekan boyutlarının küçülmesi, yeryüzünde herhangi bir olayın dünyanın ta öteki ucundaki başka bir olayı tetiklemesi ve dolayısıyla yaşamımızı etkilemesi anlamına gelmektedir. Küreselleşme, yeryüzünde varolan her şeyin, yerin göğün arasındakilerin ve ardındakilerin birbirlerinden bağımsız olmadığını, birbirlerini etkileyip koşutladığını, birbirlerine tesir ettiklerini göstermektedir.
 
Bu anlamda küresel finans krizi denilince, herhangi bir ülkede bir büyük bankanın veya firmanın iflasının, tüm dünyadaki ekonomik aktörlerin karşılıklı ekonomik ve finansal yükümlülüklerini yerine getiremeyecekleri bir durumun ortaya çıkması, bunun sonucunda da tüm dünya da istenmeyen zincirleme olaylarla büyük varlık kayıplarının ve iflasların yaşanması; küresel finansal sistemin işlemez duruma gelmesiyle de bankalararası para alışverişlerinin kısmen veya tamamen durması anlaşılmaktadır. 2007 yılından beri durgunluk içinde olan ABD ekonomisi kriz sinyalleri vermekteydi. Nihayet, 15 Eylül 2008 tarihinde, ABD de 125 yıldır dünyanın en büyük yatırım bankası ve üçüncü büyük bankası olan Lehman Brothers’ ın iflasına müsaade edilmesi, tüm dünya da küresel finans krizini tetiklemiştir.
 
Ekonomi kitaplarında, faiz sermayeden bir süre vazgeçmenin maliyeti olarak tanımlanır. Para ve sermayenin zamana bağlı değeri faiz oranlarının yüzdeli üstsel fonksiyonudur. Bir birim para ve sermayenin yarınki değeri, bugünkü değerinden faiz oranı ile doğru orantılı olarak büyük, dünkü değeri ise faiz oranı ile ters orantılı olarak küçüktür. Reel faiz oranları, liberal ekonomide enflasyon denilen fiyat artış oranlarından arındırılmış, nominal faiz oranları ise arındırılmamıştır. Buradan da anlaşılacağı üzere, para ve sermayeniz bankalara ödünç verdiğinizde, Merkez bankalarının belirlediği faiz oranları kadar her vadesi geldiğinde büyüyecektir. Bu büyüme miktarı, o dönem milli geliri içinde kira ve ücret gelirlerine ek faiz geliri olarak yerini alacaktır ve muhtemelen değişen oranlarda da vergilendirilecektir. Bir ekonomide faiz oranları, sermaye bolluğu, enflasyon oranları ve o ülkenin sosyal,siyasi, ekonomik, mali ve kültürel yapısındaki kararlılık ve kalıcılık ile ölçülen risk primine göre belirlenir. Uluslar arası piyasalarda ise faiz oranlarının libor artı spread esasına göre belirlendiğini daha önce belirtmiştik. Libor, her gün Londra’ da saat 11:00 de, bankalar arasındaki para alışverişlerinde kullanılan o günkü faiz oranı, spread ise ülkeye göre değişken risk primidir. Ekonomi de iç ve dış para (döviz, hard currency) için uygulanan faiz oranları da, ekonomik, mali, siyasal, sosyal ve kültürel yapıya, sermaye birikimi ve ekonomik gelişmişlik oranlarına göre değişmektedir.
 
Bu kısa temel bilgilerden de anlaşılacağı gibi, liberal bir ekonomide faiz oranları, zamanın fonksiyonu olarak o ekonomide emek karşılığı diğer ücretler ve kira gelirlerinin yanı sıra sermayenin kira (rant) geliri olarak, vergilerle birlikte , o ülkenin yıllık milli gelir artış oranını veya yıllık büyüme oranı olarak sermaye birikiminin artış (büyüme) oranlarını belirlemektedir. Demek ki ekonomik büyüme içinde, sermaye geliri olarak faiz oranları , gayrimenkul kira gelirleri ve emek karşılığı ücret gelirleri ile devletin altyapı ve hizmet karşılığı aldığı vergiler ve diğer gelir kalemleri yer almaktadır. İşsizlik, liberal kapitalist ekonomik model içinde, çözülmesi gereken bir problem veya önemli bir ekonomik değişken olarak hiç dikkate alınmaz. İşsizlik, sadece atık değer olarak o ekonomik dönem sonunda kendiliğinden ortaya çıkan yapısal bir atık değer (residual value) dir.
 
Başta faiz oranları, ücret ve kira gelirleri yanında tasarruf - yatırım ve vergi oranları, işgücü ve talep kalitesi, dengeli gelir dağılımı ve tüketici güveni, etkin tercih ve davranış kalıpları , bireylerin ekonomik ve psikolojik, sosyal kültürel bilinç düzeyleri, eğitim ve sağlık seviyesi, genç nüfus ve nüfus artış oranları,   reklam harcamaları, toplumsal davranış kalıpları, toplumsal ve kültürel değer hükümleri, bilgi ve teknolojik know-how birikimi, yeni proje fikir sanat üretimi, yeni ileri teknoloji üretim kabiliyeti, AR-GE harcamaları, zaman idraki, sermaye birikimi, enerji ve hammadde kaynaklarına sahip olma, atıl kapasite-üretim yapısı ve stok değişimleri, enflasyon oranları, kaynak teminindeki kolaylık, çevre ve iklim bilinci, temiz hava su ve enerji, ulaşım ve haberleşme maliyetleri, istikrarlı para ve bankacılık – finans-sigorta sistemi, döviz ve turizm gelirleri, sermaye ihracından elde edilen gelirler, sermaye ithaline ödenen giderler, ihracat ve ithalat oranları, gelir dağılımı, işsizlik oranları, eğitim ve sağlık, savunma stratejisi ile topyekun altyapı yatırımlarına ödenen faiz (finans) giderleri ile refinansman maliyetleri, sermaye birikimi ile sermaye ve emek ihracatı ve ithalatı, borsa-döviz-faiz-emlak altın, para ve sermaye piyasaları, finans türevleri ve enstrümanları, ekonomideki topyekun kaynak kullanımındaki verimlilik oranları, ekonomideki atıl kapasite, fiyat istikrarı, gelecek risklerin ve ihtiyaçların şartnamelerde doğru tanımlanması ile sağlanan kaynak tasarrufu, doğru maliyet muhasebesi, sosyal güvenlik, vergi sistemi, sağlık sistemi, hukuk güvencesi ve adalet siteminin işlerliği, kayıt içi ve kayıt dışı ekonomik mali idari finansal risk yönetimi stratejisi, gelir-gider iç ve dış nakit ve fon akımlarının yönetimi, o ülkenin temel ekonomik alt yapısını, uluslar arası piyasalardaki rekabet kabiliyetini, ihracat potansiyelini, ekonomik canlılık ve gelişmişlik düzeyini belirlemektedir. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, tüm bu değişkenler hakkında güvenilir ve güncellenmiş sağlıklı verileri bulmak mümkün değildir. Bu yüzden de bu ülkelerde iş zekası, iş istihbaratı yöntemleri ile kaynak verimliliğini artırarak kaynak israfını önlemek mümkün olmamaktadır. Örneğin, Türkiye’de sadece doğru dürüst ihtiyaç tanımlaması yapan ve gelecekteki olası riskleri önceden görüp yönetebilen teknik idari mali şartname yazılamadığından, tüm projelerde iç ve dış alım sözleşmelerinden doğan milyarlarca dolarlık büyük kaynak kayıpları her yıl tekrarlanarak yaşanmaktadır.
 
Türkiye, kırk yıldır kötü ve yetersiz şartnameler, gelecekteki teknik mali ekonomik ve siyasi riskleri doğru değerlendirip, dengeleyip, tanımlayabilen doğru dürüst bir şartname yazamadığından nükleer santral ihalesini yapamadı. Sonunda AKP hükümeti, Ruslara devletler arası anlaşma diyerek ihalesiz nükleer santral yaptırmaya karar verdiklerini ilan etti. Bu ne demektir? Bu nasıl keyfi bir yönetim anlayışıdır? Devlet mi yönetiyorsunuz, kendi özel çiftliğinizi mi? Bu Türkiye için bir utançtır, kabul edilemez bir beceriksizliktir, bilgisizliktir, en azından emanetin ehline verilmediğini; Türkiye’nin ehil ellerce yönetilmediğini gösterir. Böyle bir durum ancak Afrika ve Arap ülkelerinde yaşanabilir. Sadece enerji, savunma, haberleşme, ulaşım sistemleri ve belediyelerin iç ve dış alımlarında kötü şartname ve isabetsiz dış alımlar yüzünden uğranılan kaynak kaybı neredeyse tüm ihracat gelirimize eşit düzeydedir. Böyle bir ülke, üstelik de sürekli yüksek faizle borçlanarak, açık finansmanla kalkınabilir, kaynak verimliliğini ve uluslar arası rekabet kabiliyetini artırabilir mi? Sermaye birikimini yabancılar istemese de sağlayabilir mi? Yabancıların aklıyla ve bilgisiyle, ancak onların müsaade ettiği kadar dünya refahından pay alabilir; ancak onların müsaade ettiği kadar hür ve bağımsız olabilir, ülkenizi savunabilirsiniz. Yabancılar hiçbir zaman kendilerini güçsüz, sizi daha güçlü ve bilgili kılacak değişim ve gelişmelere müsaade etmek istemezler. Zamana ve değişime ayak uyduramayan, çağdaş bilgi ve ileri teknoloji üretemeyen toplumlar, Charles Darwin’ in evrim teorisine, türlerin doğal seçimi kanunlarına, ilahi adalet esasına göre hür yaşama ve varolma haklarını otomatik olarak zamanla tamamen yitirip yokolmaya mahkumdurlar.
 
Uluslar arası derecelendirme (Rating), kuruluşları, Standard&Poors, Moodys, Fitch ve KPMG, Ernst&Young, Procter&Gamble, Price Coopers, Gartners Groups, GLG….gibi danışmanlık firmaları, uluslar arası para ve sermaye hareketlerinin yönlendirilmesinde bankacı, sigortacı ve finansçılarla asıl sermaye sahiplerine çok yüksek ücretlerle akıl satmaktadırlar. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri yöneten ehliyetsiz ve ahlaksız rüşvetçi kadroları da bu danışmanlık firmaları yönlendirmektedir. Zaten kötü ve yetersiz, gelecek riskleri kapsayıp yönetemeyen milyarlarca dolarlık önemli şartnameler le de bu sömürüye önceden bilerek zemin ve kılıf hazırlanmaktadır. İşte Nabucco Projesi, işte Mavi Akım Projesi, işte Nükleer Santral İhale Şartnamesi, İşte Galataport, işte Digitürk ve Telekom ihalesi, işte Savunma ve Silah, Belediye ve tüm al gülüm ver gülüm Özelleştirme ihaleleri…. Bu danışıklı dövüşün faturasını, yerli ve yabancı yüksek danışmanlık prim, rüşvet, komisyon ücretlerini ve bu ülkelerdeki bilgi kirliliğinden sorumlu medya mensuplarının, köşe yazarlarının yüksek maaşlarını da, doğruyu yanlıştan ayırt edemeyen en alt gelir grupları ve yoksul halkları ödemektedir.
 
Beceriksiz, yeteneksiz, ahlaksız siyasetçiler ve hilafet usulü ele geçirdikleri saltanat ve liderlik makamlarını bir türlü bırakamayan muhalefet partilerinin liderleri de bu soygundan, en az iktidar partilerinin liderleri, yasama ve yargı kadar, birinci derecede sorumludurlar. Bu danışıklı dövüşün, bankacı-siyasetçi-üst düzey bürokrat –sermayedar ve asker den oluşan maskeli beşler çete soygununun hesabını , bu makamları türlü finans-hukuk-şartname-nüfuz ve güç hileleriyle ehliyetsiz işgal ederek inancı ve güveni kötüye kullanıp da, bu ülkelerin kaynaklarını yabancılara peşkeş çeken zevat, acaba bir gün tanrısal hesaba çekildiklerinde ne cevap verebilecekler? Tanrı, hiçbir zaman zar atmaz, işi tesadüfe bırakmaz, mutlak ve kesin bilgi sahibidir. Tanrıyı kimse kandıramaz. Allah ile kandıranlardan ayrı tutulmak istediğim için, Allah yerine bilerek Tanrı diyor, mutlak ve ebedi olan tanrısal tabiat kanunlarının değişmez hakikatini, kıldan ince kılıçtan keskin ilahi adaleti kastediyorum.
 
 
Ülkelerin borçlanmaları, gelecek nesilleri borçlandırmaları anlamına gelmektedir. Faizin faizi de binince borçtan kurtulmak mümkün olmamaktadır. Borçlanan ülkeler, üretmeden kendi imkanlarının üzerinde yaşıyor demektir.
Borçlanmayı kabullenen ülkelerin varlığı, faiz otomatizmasına dayanan kapitalist sömürünün de önşartıdır. Küresel krizden çıkmayı geciktiren en önemli yapısal nedenler şunlardır:
 
 
 
Kaynak: Osman Ulagay, Milliyet, 17/01/2010
 
1-    Atıl kapasite ve piyasalarada tekelleşme nedeniyle serbest rekabet ve fiyat mekanizmasının arz ve talep dengelerini sağlamadaki düzenleyici rolünün ortadan kalkması
2-    Aşırı Borç yükü( Kısa orta ve uzun vadeli toplam kamu ve özel şirket borçlarının ve hane halkı borçları toplamının, gayrisafi milli hasılaya oranının örneğin İngiltere için %500 lere varması)
3-    Vade yapısı ve teminat uyuşmazlığı; uzun vadeli kredilerin kısa vadeli borçlanmayla finanse edilmek istenmesi ve örneğin döviz borçları için yerli para veya gayrimenkul teminatı alınmış olması
4-    CDO(Collaterized debt Obligations) ve CDS (Credit Default Swaps) gibi karşılıksız toksik kağıtların Merkez Bankaları tarafından satın alınması ve piyasaya güvence olarak aşırı nakit pompalanmış olması; ABD Merkez Bankası Federal Reserve Bilanço Büyüklüğü kriz öncesi 1000 Milyar dolar iken kriz sonrasında 2000 Milyar dolara çıkmıştır.
5-    Bankacılık ve finans sektörünün hilelere açık ve denetimsiz olması; çok yüksek astronomik oranlarda( milyarlarca dolar ) prim ve ikramiye ödemeleri ile aşırı kar hırsının ve finans hilebazlığının hala teşvik edilmesi
6-    Sermayenin tabana yayılarak, tüketici güveninin ve kitlelerin harcanabilir gelirinin artırılamaması
7-    Tüm dünya da yüksek işsizlik oranları ve gençlere perspektif sunulamaması
8-    Sosyal güvenlik sistemleri ile eğitim ve sağlık hizmetlerinin finanse edilebilir olmaktan çıkması ve kalıcı açık finansman yöntemlerine devam edilmesi
9-    Nüfus yapısında azalma ve yaşlı nüfusta artış; genç nüfusun işsiz olması
 
10-                       Bankacılık sisteminde toplanan paraların plase edilememesi; yüksek gelecek risk algılamaları nedeniyle, bankaların riskli sektörlere kredi kullandırmaktan ve öz sermayelerinden yüksek karşılık ayırmak istememeleri; bankaların tüm dünyada sadece riski çok az olan ve özkaynaklarından yüklü karşılık ayırmak mecburiyeti bulunmayan   devlet hazine ve bonolarını satın almaları
 
11-                       Tüm dünyada, belediyelerin, yerel yönetimlerin ve şirketlerin, hane halkının aşırı borçlanmış olmaları ve yüksek faiz ve finans giderlerinin, yüksek enerji ve haberleşme maliyetlerinin, vergi yükünün altından kalkamamaları
 
12-                       Kaynak verimliliği düşük, enerji tüketimi fazla, çevreyi aşırı kirleterek iklim değişmesine yol açan eski hantal enerji yoğun ürünler yerine, yeni yumuşak ürünlerin geliştirip dünya piyaslarına sunulamaması 
 
13-                       Uluslar arası güç dengelerindeki ve üretim kapasitelerindeki, dünya sermaye birikimindeki BRIC (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin) ülkeleri lehine yaşanan değişmelerin , dünya para sistemine uluslar arası uzlaşma ile savaş tehdidini ortadan kaldıracak şekilde yansıtılamaması
 
14-                       Dünyada, 1989 yılında Berlin duvarının yıkılmasından sonra askeri silahlanma yarışının anlamını yitirmesine rağmen, hala ABD, Rusya ve Çin yanında İsrail, İran ve Türkiye nin kıt kaynaklarından silahlanmaya hala büyük paralar harcamaları
 
15-                       Rüşvet, yolsuzluk ve hileye açık organize suç ve terör örgütlerinin, bölgesel, dini ve etnik temelde kültür ve değer savaşlarının (Yemen, Sudan, Somali, İran, İsrail-Filistin….) yaygınlaşması; ABD nin 11 Eylül 2001 saldırılarını bahane ederek Irak ve Afganistan’ ı işgali 
 
16-                       Dünyada korumacılık eğilimlerinin artması ; kurumlar ve devletler arasında yaşanan topyekun güven bunalımı , örneğin Dubai, Yunanistan, İspanya, İrlanda, Portekiz ve Polonya, Macaristan, Çekoslavakya gibi Doğu Avrupa Ülkelerinin, Romanya, Bulgaristan gibi çok sayıda ülkeninküresel kriz nedeniyle borçlarını ödeyemez duruma gelmeleri
 
17-                       Kredi derecelendirme ve Rating kuruluşlarına, borsa -faiz -döviz ve hisse senetleri piyasasına, Uluslar arası finansal danışmanlık firmalarına ve bankacılık sistemine duyulan güvenin azalması
 
18-                       Bankacılık ve Finans sektöründe hala inandırıcı bir risk yönetimi ve denetimi, küresel reform ve regülasyon sürecinde uzlaşılamaması; Basel II nin de Bankacılar tarafından Bankalar için hazırlandığı, çok kısıtlayıcıolduğu, yaratıcılığı önleyeceği gerekçesiyle ABD tarafından reddedilmesi, ancak Basel II den daha iyi bir risk yönetim ve denetim mekanizmasının kurulamaması
 
19-                       Dünya da yeni bir iş bölümünü , sosyal adaleti, nimet-külfet dengesini gözeterek, çevreyi koruyacak, iklim değişmesini yavaşlatacak, adil paylaşımı ve yüksek kaynak verimliliğini sağlayacak yeni bir zaman boyutunun, risk, faiz ve ekonomik güç tanımının yapılması
 
 
 
 
 
 
TEKNİK SOSYO-EKONOMİK VE FİNANSAL GELECEK SENARYOLARI; GRC-GoVERNANCE RISK CONTROL:
 
 
ABD tüm Swift ve Swap işlemlerini, 10.000 Euro dan büyük para transferi işlemlerinden haberdardır. Bilgisayarlar da ne var ne yok internetten bazen güncelleme adı altında bazen de virus update adı altında çekip alıyorlar. Türkiye'de kime, hangi kuruma hangi işlemci, hangi yazılımın ve versiyonunun satıldığı çok iyi bilinmektedir.. Bu işlemcileri ve yazılımları hangi devlet kurumunun ne maksatla kullandığı da biliniyor. Genelkurmay da, Başbakanlık da  aynı sistemleri ayrıca kodşlamadan şifrelemeden kullanıyor. Genelkurmay, Deniz Kuvvetleri, Kara kuvvetleri, Hava Kuvvetleri dahil, tüm stratejik kurumlar sürekli olarak anında izlenmektedir ve dinlenmektedir. En gizli dosyalara girebilmek; nerede hangi birlikte kaç asker  siah teçhizat var, lojistik destek ve yedek parça durumu nedir,  kaç tane uçak aynı anda hangi silahlarla uçabilir, hangi parçalar eksik, kaç tane denizaltı var, bunların hangileri çalışır durumda ,güçleri nedir, kaç tanesi göstermelik, hangi sınırda kaç tane asker var, askeri birliklerin harekat planları, savaş stratejileri, harekat planları nedir anında öğrenebilmek artık sorun olmaktan çıkmıştır.
 
ABD nin stratejik hedef planında, Ortadoğu da İran ile birlikte, hatta daha önce Türkiye yi işgal etmek vardır. ABD ve İsrail, Irak tan çekilmeden önce bunun ön şartlarını ve zeminini hazırlamaya çalışmaktadır. Türkiye de ki açılım süreci ve TSK ya karşı yürütülen psikolojik harekat da bu kapsamda değerlendirilmelidir. ABD 2011 de Irak’ tan çekildiğinde, Araplar la Kürtler muhtemelen çatışacaklar ve Irak bölünecektir. Türkiye artık, istese de istemese de, Irak’ a müdahale etmek ve öyle ya da böyle Irak’ ın toprak bütünlüğünü korumak zorunda bırakılacaktır. 
 
İran’ ın nükleer programından vazgeçmeyeceğini, 2010 Münih Güvenlik Konferansında, Dışişleri Bakanı Mottaki’ nin ağzından açıklaması Türkiye’ yi Orta Doğu coğrafyasında nükleer politikasını değiştirmek zorunda bırakacaktır. Nükleer silaha sahip olamayan bir Türkiye artık Ortadoğu da caydırıcı bir güç olamaz. Küresel Enerji Kaynaklarının Güvenliği ile Finans Krizinin bire bir ilişkisi vardır. Enerji ve finans piyasaları faiz oranları ile dengelenmektedir. Faiz oranları ise sermaye birikimleri en fazla olan ülkeler tarafından belirlenmektedir.
 
Amerika ekonomik gücünü zamanla Çin Hindistan Rusya Brezilya lehine kaybederken, silah gücünün üstünlüğünü kullanmak isteyecektir. Bu gelişme, gelecekte dünya barışı için en büyük tehdit unsurudur. Savaşlar ekonominin devamı niteliğindedir. Kapitalist sistem döngüsel krizlerini ancak savaşlar sayesinde aşabilmektedir. Tekelleşen piyasalar, talep yetersizliği, atıl kapasite ve çözümsüz yüksek işsizlik sorunu ile gelir dağılımı dengesizlikleri savaştan başka çıkış yolu bırakmamaktadır.
Sosyal Bilimlerde Kompleks Faiz ve Kompleks Güç kavramının yeniden işlevsel olarak tanımı çok önemlidir ve zorunludur. Üniversitelerde bilim teorisi, bilinebilirlik ve ölçülebilirlik, neden sonuç ilişkisi, nesnel güvenilir doğrulanmış işlevsel bilginin üretimi ve gençlere aktarılmalı, doğruluk testleri; isbat yöntemleri; ahlak ve bilimsellik bağdaştırması yeniden sorgulanmalıdır. Veri ve bilgi kirliliği, reklam ve medya baskısı ile tüketicilerin ve toplumun yanlış yönlendirilmesinin, israfın önüne geçilmelidir. Kaynak verimliliği artırılmalıdır. Bunun içinde yeni teknoloji ve bilgi üretimi sağlayacak matematik ve felsefe eğitimine öncelikle ağırlık verilmelidir. Toplumların ve insanlığın geleceği yeni bilgi ve teknoloji üretimine, daha az enerji tüketen ürünlerin bir an önce üretilmesine bağlıdır. Otomotiv sektöründe arçlar küçülmeli, motorlarda yanma verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması zorunlu hale getirilmelidir.
Faize odaklı borçlandırma ve sömürü (sözde Büyüme) Ekonomisinin geleceği yoktur. Kalıcı büyüme ve sermaye birikimi aşırı borçlanmayla ve hoppa yabancı sermayeyle, kısa vadeli sıcak parayla sağlanamaz. Dünya Kapitalizm ve Sosyalizm den sonra, kayıpları en az düzeye indirgeyen ve sürekli dönüşen ve dönüştüren tabiatın evrensel, evrimsel ve mükemmel ekonomisine dönecektir.  Kaynak verimliliği en yüksek olan ekonomik sistem tabiatın kendi açık sistemidir.
 
 
 
Aralık 1983 te yeni Başbakan olan Turgut Özal‘ a Asteğmen Üniformasıyla, zamanın DPT Uzmanı olarak F-16 Projesinin ilk Montaj Paket Projesinin mutlaka yeniden ele alınarak gözden geçirilmesi gerektiğini   söylediğimde:
-Askerler ve General Dynamics firması çok güçlü; ben daha yeni Başbakan oldum, bu güçleri karşıma almak istemiyorum demişti.
Özal dan sonra nice Başbakanlar geldi geçti ve hepsine de F-16 Projesin de 160 uçaklık montaj paketlerinden vazgeçilerek 161.nci uçağın Türkiye de üretilmesine geçilmesi gerektiğini bizzat şahsen yüzyüze konuşarak anlattım. Ancak hepsi de iktidara gelince adeta kör sağır dilsiz oldular; unuttular, ülke menfaatlerini görmezden geldiler. Sorunları çözmek yerine hep ertelediler. Gelecek nesiller adına borçlanarak bugünkü nesillere daha çok refah sağladılar. Üretmeden tüketmek, imkanlarının üzerinde borçla yaşamak, fert ve toplum olarak ahlaklılık ve adalet ilkesine uymaz. Nitekim Türk toplumunu bozan en önemli etken, devletin sürekli borçlanarak ve hep dış yardımlarla finansal dengeleri kurmak, bütçe yapmak alışkanlığından kurtulamamasıdır.
 
İhtiyaca uygun şartname şartname yazılması ile Türkiye Ekonomisi, hizmet kalitesi aynı kalmak üzere her yıl toplam 20 Milyar dolar tasarruf ederek Eğitim ve sağlık yatırımlarına kaynak yaratabilir.
 
 
 
 
SOSYAL BİLİMLERDE SÜREÇ BAZINDA
ÖLÇÜLEBİLİR BİR GÜÇ KAVRAMININ TANIMI SORUNU:
 
Sosyal bilimler henüz, müsbet bilim olabilme iddiasında olabilecek kadar kavram keskinliği ve sebep sonuç ilişkisi, ıspat kabiliyeti gelişememiştir. Müsbet bilimlerde, ölçülebilen mesafe hız zaman kavramları ile hesaplanabilir enerji ve güç kavramları, sebep sonuç ilişkileri, matematik kavram berraklığı vardır. Ancak tüm sosyal bilimlerde, üniversal ve ölçülebilir, temel ve işlevsel bir güç kavramı gerekli kavram berraklığıyla henüz tanımlanamamıştır. Bu nedenle de tüm sosyal bilimlerde, sebep-sonuç ilişkisi, ölçülebilirlik, denenebilirlik, kısacası müsbet bilim olabilme özellikleri, kavram berraklığı henüz sağlanamamıştır. Örneğin, Tıp da ölümün ne olduğu, kalp ölümü ile mi yoksa beyin ölümü ile mi gerçekleştiği,zamanlaması henüz bilimsel kesinlikte, neden sonuç ilişkisiyle ve objektiflikle tanımlanamamıştır. Ekonomi de neden faiz alındığı, fiyatların ve insan davranışlarının zamana göre değişimi; reklam, korku, psikolojik etkileşim ve hayatın dinamizmi, henüz neden- sonuç ilişkileri ile tanımlanıp ölçülebilmiş değildir. Tüketilen enerji ve diğer tabii kaynakların nasıl yeniden yerine koyulacağı, sosyal fayda ve maliyet kavramları, yaşam hakkı ve insan hakkı, sosyal fayda ve soyal adalet kavramları, çevre ve iklim değişimi ile mevcut ekonomik kar- zarar, fayda-maliyet, kıtlık-bolluk, faiz ve zaman kavramları, tüm sosyal kesimler için gerçek kaynak maliyeti, bilinen klasik maliyet muhasebesi kavramları ile kesinlikle kapsanamamaktadır. Psikoloji de korku ve ruh, analojik benzeşim deneyleri dışında ölçülebilir ve işlevsel olarak henüz gerekli müsbet bilimlerin gerektirdiği kavram berraklığı ve tümleşik sebep-sonuç ilişkisiyle tanımlanamamıştır.

Avrupa ve Batı felsefesi bunalımdadır; insanlığa değer odaklı, kalıcı bir gelecek perspektifi ve soyut kavram silsilesi sunamamktadır. Felsefe ve dini kavramların soyutluk derecesi, toplumların yaşayan dillerinde ve ürettikleri tüm diğer müsbet ve sosyal bilimlerinde , en üst seviyede, her şeyi kapsayabilen soyut kavramlar üretebilme kabiliyetlerin de de kesin belirleyici ve sınırlayıcı olmaktadır. Tanrı kavramının tabiatta varolan ve akledilebilecek her şeyi, her fikri ve düşünceyi ezelden ebede kapsaması çok önemlidir. O zaman Tanrı dışında, Allah dışında hiçbir şey olamadığından daha kesin bir matematiksel ihtimal tanımı ve hesaplanabilirliğe ulaşılabilecektir. 1938 de Avusturya’ lı mantıkçı Kurt Gödel’ in ıspatladığı, herhangi bir sistemin ıspat kabiliyetine sahip olabilmesi için, kendisinden bir üst seviyede, çok daha soyut, her şeyi her fikri düşünceyi ve ihtimali kapsayan başka bir üst sistemin varlığına mutlak ihtiyaç olduğu gerçeği göz ardı edilemez. Sosyal bilimlerin ıspat kabiliyetine sahip olabilmeleri için, kendilerinden daha soyut, daha kapsayıcı, hiçbir şeyi ve ihtimali kapsanmadan dışarıda bırakmayacak bir üst sisteme, reel ve sanal boyutları olan karmaşık değerlere ve yeni bir karmaşık zaman boyutuna ihtiyacı vardır.
 
 
 
2008 Küreselleşme ve küresel finan krizini doğru analiz edip, sebep sonuç ilişkilerini apaçık ortaya koyabilmek için faiz mekanizmasının ve küresel para sisteminin; finansal araçların matematiksel olarak irdelenmesine ihtiyaç vardır.
ABD emlak piyasasında patlayan 2008 küresel ekonomik krizi, Türkiye ekonomisini teğet geçecek derken, deldi geçti, 5 kat daha fazla kötü etkiledi. Sadece Türk tekstil sektöründe 80 Milyar dolarlık atıl kapasite oluştu. Bankalar tekstilcilere artık kesinlikle kredi vermemekte ve iflasa mahkûm etmektedir.
 
Sadece pazarın büyüklüğü ve yatırım tutarı göz önüne alındığında, en az 100 Milyar dolar bugünkü değeri olan Türk Telekom’ un peşin sadece 5 Milyar dolar karşılığı, kâğıt üzerinde toplam 14 Milyar dolara özelleştirilmesi mutlaka sorgulanmalıdır. Bu kaynak israfıdır, devlet malının talanıdır, devlet malı deniz yemeyen domuz felsefesidir.
 
 
Yepyeni bir büyüme ve sanayileşme stratejisiyle, enerji, haberleşme, eğitim sağlık yatırımlarıyla istihdam yaratılmalı, işsizlik ekonomi modellerinde çözülmesi gereken en önemli acil sorun olarak tanımlanmalıdır. Yazılım odaklı, en az ve yenilenebilir temiz enerji tüketen yeni ürün tasarımlarına, yeni üretim süreçlerine, yeni malzeme teknolojilerinin keşfedilmesine, yeni iş ve meslek tanımlarının yapılmasına, bunlar için yeni eğitim ve acil teknoloji üretim yatırımları yapılmasına ihtiyaç vardır. 2010 yılı bütçesinde ise, küresel ekonomik krize rağmen sadece borç faizleri, cari giderler ve personel giderleri ana kalemler olarak görülmektedir. Hâlbuki 2010 yılı bütçesi yatırım bütçesi olmalıydı; sürekli artan işsizlik ve talep yetersizliği sonucunda, azalan tüketici güveni reel ekonomi dengelerini günden güne çökertmektedir. Genç işsizlerin oranı %32 ye yükselmiştir. Emekli, işçi, memur, geniş halk yığınları açlık çekmekte, genç işsizler geleceğe güven duyamamakta, sokak çatışmaları ve iç savaş tehlikesi her geçen gün artmaktadır; sosyal barış tehlikededir. Türkiye de siyasal gerginlik art niyetle tırmandırıldıkça, artık her an bir sosyal deprem, etnik ve dinsel ayrışma, panikleme olabilir. Mali, parasal, ekonomik ve siyasi istikrar, gelecek iş, aş, eğitim ve sağlık güvencesi sağlanmadan, geçmişte her on yılda bir tekrarlandığı gibi, artık askeri yöntemlerle de sosyal barış sağlanamaz, gelecek beklentileri yönlendirilemez, tüketici güveni ve piyasaların işlerliği sağlanamaz.
 
Sürekli ekonomik büyüme felsefesi, daha çok üretmek için daha çok tüketmek, temeli faize dayanan üretim-satış ve finans dengeleri, yaşanan 2008 küresel finans krizi ile tamamen çökmüştür. Özelleştirme furyasının yerini, iflas eden bankalardan ve önemli sanayi kuruluşlarından başlayan yeni devletleştirmeler almıştır. Dünyada oluşan yeni güç dengeleri, dolara dayanan mevcut küresel para sisteminde saklı güç dengelerine meydan okumaktadır.
 
İkinci dünya savaşı, dünya enerji kaynaklarının, özellikle de petrol ve diğer stratejik hammadde kaynaklarının, askeri teknolojik bilginin paylaşım savaşıydı. Dünya güç merkezleri, ABD, Japonya Almanya, Fransa İngiltere, Sovyetler Birliği, en çok büyüyen ekonomiler olarak aynı zamanda en yoğun enerji tüketim ve ağır sanayi malları üretim merkezleriydi. Almanya, 1930-1950 arasında bilim ve teknoloji üretiminde dünya lideri olmuştur.
 
1950-1970 yılları arasında yaşanan Japon mucizesinin üç ana taşıyıcı bileşenleri ise şunlardı:
1-Yüksek kaliteli eğitim ve halkının yüksek doğaçlama kabiliyeti
2- Japon halkının yüksek tasarruf oranı sayesinde hızlı sermaye birikiminin sağlanması
3-Devlet ağırlıklı yönlendirici Stratejik ve Sektörel hedefler hiyerarşisine ve önceliklere dayanan ekonomik büyüme, yatırım, para ve finans politikası izlenmesi
 
MITI (Ministry of International Trade and Industry) Japon Ticaret ve Sanayi Bakanlığı tarafından 1953-1973 döneminde, tüm ithalat izinleri ve banka kredileri, sanayileşme stratejisinde öncelik tanınan önemli sektör ve firmalara kullandırılmıştır. Japon Büyüme stratejisini firmalar değil, dış ticarete ve para akımlarına hükmeden devlet kurumları yönlendirmişlerdir.
 
1990’ lı yıllara gelindiğinde, Japon Firmalarının dünya borsalarındaki hisse değeri, dünyanın en büyük ve güçlü ekonomisi olan ABD firmalarının dünya borsalarındaki hisse değerlerinden daha yüksekti. ABD Ekonomisi, Japon ekonomisinden en az iki kat fazla milli gelire ve nüfusa sahip olduğu halde, hisse senedi ve sermaye piyasalarında Japon ekonomisine yenilmişti. 1920-1940 yıllarında ABD’ de yaşanan teknolojik sıçrama, bilimsel proje yönetimi, modern üretim ve lojistik destek usüllerinin keşfi ( Bakınız Friedrich Taylor, Scientific Management), 1950-1970 yıllarında Japonya da ‘Toyota-Lean Management’ olarak sıfır stokla, JUST-Just-in Time usülleri keşfedilip uygulanarak olağan dışı ekonomik büyüme yaşanmıştı. Ancak ne var ki Japon Ekonomisi, 1990 lardan sonra yıllarca aşamadığı bir durgunluk ve bankacılık krizi, sıfır faiz dönemi yaşayacaktı.Hem Japonya hem de Almanya, teknolojik know-how üretimi, süreç yönetimi, yeni teknolojilerin geliştirilmesi, yüksek ve kaliteli eğitim sistemleri sayesinde, hiç öyle önemli enerji ve hammadde kaynaklarına sahip olmadan, tamamen bilgi ve sermaye yoğun ileri teknoloji üretimleri sayesinde, dünyanın en önemli iki büyük ekonomisi olmuşlardır.
 
Aradan geçen (1945-2010) 65 yıllık sürede bu ülkerin yerini Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya (BRIC ülkeleri) almıştır. Çin trilyon dolar mertebesine ulaşan döviz reservleriyle, ABD dolarına destek vermese dolara dayalı dünya piyasaları bugüne kadar çoktan çökerdi. Ancak 18 Aralık 2009 tarihinde Kopenhag da Birleşmiş Milletler öncülüğünde yapılan Dünya İklim Konferansının başarısızlıkla sonuçlanması, ABD ile Çin arasındaki önemli rekabet ve çıkar çatışması yaşandığının somut delili ve alarm işareti sayılmalıdır.
 
Dünya da İklim ve enerji dengesini sağlayacak, yer kürenin yılda en çok 2 Derece Santigrat ısınmasına uygun küresel ekonomik büyüme, üretim-tüketim-yatırım ve ticaret hedeflerinin belirlenmesi, çevre korumasına finansal destek sağlayacak fonların uluslar arası uzlaşmayla oluşturulaması halinde kutuplardaki buzulların erimesiyle deniz seviyesi hızla yükselecek ve Avrupa nın Kuzeyi de dahil önemli miktarda toprak sular altında kalacaktır.
Japonya pirinç ekmeyip Afrika dan alsa Afrika da açlık önlenebilir. ABD, AB, ve Japonya 1870-1970 , arasındaki yüz yıllık dönemde, enerji yoğun demir çelik alüminyum, çimento, makina vs. üreten ağır sanayi denilen teknolojilerle çevreyi aşırı ölçüde kirleterek ve dünya enerji kaynaklarını, bu kaynakları gerçekten yeniden yerine koyma ve sosyal maliyetlerinin çok altında ucuz fiyatlarla aşırı üretim ve tüketim yaparak reel ekonomik ve finansal büyümelerini gerçekleştirmişlerdir. Şimdi sırada Çin, Rusya, Hindistan, Brezilya, Türkiye vardır.
 
ABD-AB-Japonya ekonomik ve finansal güç merkez üçgenine karşılık, BRIC denilen Çin-Hindistan-Rusya-Brezilya ekonomik ve finansal güç merkez üçgeni, karşı denge unsuru olarak hızla gelişmektedir. Adına bugün Nobel Barış Ödülü düzenlenen Alfred Nobel, sürekli silah ve barut üretip satarken, dünyada barışın ancak ve ancak, çok ileri silah ve savaş sistemlerinin, imha gücünün korkutucu seviyelerde geliştirilmesiyle sağlanabileceğine inanıyordu. Buradaki temel çelişki ise korku ile sağlanan barışın hiçbir zaman sürekli olamayacağı değil midir?.
 
Dünyada huzur ve barışı, ekonomik istikrarı sağlayacak yegane temel, topyekun üretimin ve üretilen katma değerin tüm katılımcılar arasında adil ve gerçek kıt kaynak maliyetleri ödenerek kullanılması ve yeniden adil paylaşılması; gelir dağılımı adaletinin değer odaklı büyüme ve paylaşım stratejisi esas alınarak sürekli sağlanması; zenginliğin, refahın ve küresel iş bölümünün çevre kirliliğini enaza indirgeyecek şekilde karşılıklı uzlaşma ile yeniden tanımlanması olabilir. Bu hedefin önündeki en önemli engel ise, işlerliği ancak sürekli borçlanmayı kabul edenlerin bulunmasına bağlı olan, faiz mekanizması ve miktarı merkez bankalarınca istenildiği gibi artırılıp azaltılan para sistemi; uluslar arası (değeri altına bağlı) bir para biriminin bulunmamasıdır.
 
Ekonomik büyüme ile orantılı olarak enerji tüketimide hızla artmaktadır. Küresel ısınma ve iklim değişmesinin kontrol altında tutulabilmesi için, artık ekonomik büyüme ile enerji tüketiminin birbirinden tamamen bağımsız hale getirilmesi gerekmektedir. Bu da bilgiye dayanan, daha az enerji tüketen yeni ürün ve teknolojilerin piyasalara sürülmesi, hizmetler sektörünün büyümesi anlamına gelmektedir. Bu durum da sadece kaliteli işgücüne talep olacağından, hünersiz ve eğitimsiz olanların dünyada iş bulmaları gittikçe zorlaşacaktır.
2008 Dünya finansal krizinden sonra patlayan finans balonları sonucu liberal serbest rekabet ekonomisi iflas etmiş; devlet müdahalesi kaçınılmaz olmuştur. Uluslar arası ticaret daralmaktadır. Büyümenin yerini küçülme almaktadır. İnsanların harcanabilir gelirleri hızla azalmakta, fiyatlar düşmektedir. Gittikçe daralan dünya pazarları ve zorlaşan rekabet şartları, dünya ekonomisinde ve ticaretinde serbest rekabet yerine, yeniden korumacılık anlayışını hâkim kılmaktadır. 2010’dan itibaren, dünya da artık her ülke, doğrudan veya dolaylı olarak, kendi korumacılık tedbirlerini almaya başlayacaktır.
 
 
KÜRESEL KRİZİN SÜRESİ,ATIL KAPASİTE VE TÜKETİCİ GÜVENİ:
 
 
Bireylerin gelecek beklentileri ve davranış kalıpları ile toplumda hüküm süren güç ilişkileri karşılıklı etkileşim içindedir. Küreselleşme süreci içinde ortaya çıkan yeni kişisel tercih, alışkanlık ve beğeniler, yeni iletişim ve bilişim teknolojileri sayesinde hızla yaygınlaşmış ve gelir artışı kişisel tüketim eğilimini de artırmıştır.
 
İnsan yaradılışında, doğasında saklı psikolojik nedenler tüm krizlerde ortak paydayı belirlemektedir. Bunun dışında yolsuzluk ve rüşvet, ahlaksız kazanç hırsı
 
Gelirleri artarken daha çok tüketerek uyumda ve iyimser olmakta pek zorlanmayan kitleler, gelirleri azalırken tüketimlerini kısmakta zorlanır ve kötümser olurlar. Kötümser gelecek beklentileri, otomatik olarak tüketici güvenini de azaltmaktadır. Artan işsizlik ve azalan gelirler, küresel kriz ortamında ekonomide talep yetersizliğine ve atıl kapasiteye yol açar. İhracat imkânı daralan sanayiciler iç piyasaya yönelir. Hükümetler vergileri ve faizleri düşürerek iç piyasayı canlandırmaya çalışırlar.
 
Mali sektörde, Merkez Bankası ve Bankaların makul risk yönetimi ve denetimi, yüksek öz sermaye oranları küresel krizden etkilenme oranını azaltsa da, talep yetmezliği ve atıl kapasite sorunu ancak bir iki yıl ertelenebilir. Küresel krizin süresi, eriyen varlık değerlerinin, kümülatif talebin ve işsizliğin yeniden eski seviyelerine dönmesi ile ölçülebilir.
 
2008 Küresel krizinin W-biçiminde ardışık krizlerle tekrarlanabileceği ve en az üç dört yıl sürebileceği öngörülmektedir. Uluslar arası mali piyasalara pompalanan trilyonlarca dolar parasal kaynak, 2001 yılından itibaren, Merkez Bankalarınca geriye emilemezse, tüm dünya da iki haneli hiperenflasyon tehlikesi yaratabilir.
 
 
2000’ li yıllara gelindiğinde uluslar arası mali piyasalarda, günlük işlem hacmi 2 Trilyon dolara ulaşmıştır. Bu demektir ki ulusal ekonomiler, ekonomik sektörler, şirketler ve bireyler, kaynak verimliliği ve rekabet kabiliyetleri ölçüsünde, birbirlerine iyice bağımlı hale gelmişlerdir. Finans-üretim-satış ve tüketim tercihleri reklam harcamaları ile doğru orantılı olarak etkilenebilmektedir.
     
 
KAPİTAL ENERJİ İŞGÜCÜ ZAMAN VE FAİZ OTOMATİZMASI
 
Piyasalarda yüksek faiz, yüksek risk alarak yüksek kazanç sağlamak anlamına gelmektedir. Kazanç yüksektir; ama kaybetme ihtimali ve risk primi de yüksektir. Rating kuruluşları olarak bilinen Standard &Poors, Moddy’s ve Fitch gibi kuruluşlar, finans krizi öncesi, dünya borsalarında işlem gören; hisse senetleri alınıp satılan, firma, banka ve fonlarla yatırım bankalarının finansal durumlarını, likidite/varlık oranlarını gerçek durumlarından daha iyi göstererek piyasaları ve yatırımcıları yanıltmışlardır. Bırakınız özel şahıs, banka ve yatırımcıları, devletler ve devletlerin ortak oldukları kamu bankaları, belediyeler dahi bu spekülatif yüksek kazanç imkanından faydalanabilmek için kendi iç piyasalarından düşük faizle borçlanarak, ya da alt yapılarını kiralama sözleşmeleri ile leasing şirketlerine kiraya vererek ve tekrar kiralayarak vergi tasarrufu sağlayabileceklerine inandırılmışlardır. Sanal kurgu ve aldatıcı varsayımlarla, gerçek dışı yanlış rakkamlarla oluşturulan finans piyasalarında ki spekülatif balonlar, ustaca bir zamanlama ile sayıları onu geçmeyen Rotschild, Rockefeller,… gibi finans baronlarınca patlatılmıştır. Rating kuruluşlarının risk değerlendirme modelleri dahi gizlidir. Faiz mekanizması ile azgelişmiş, sermaye birikimi ve tasarruf oranları yetersiz Türkiye gibi üçüncü dünya ülkeleri, borçlandırma ve borcu borçla ödeme tuzağına düşürülerek, sermaye piyasaları ele geçirilip sinsice kolonileştirilmektedirler. Borçlanan bulunamadıkça kapitalizmin faiz ve sömürü mekanizması da işlemez; ancak paranın ve para sisteminin içinde barındırdığı çelişkilerinden ve insanların psikolojik zaaflarından açgözlülük ve hırslarından dolayı üretmeden tüketmeye alıştırılmaları sürekli borçla yaşamayı kabullenmeleri faiz mekanizması sonucu, daha çok para ve sermaye sahibi olanların kölesi olmalarına neden olmaktadır. Özellikle ikinci Dünya svaşından sonra, Marshall yardımlarıyla Fert-Aile- Firma –Sektör- Ulusal ekonomi- bölgesel ekonomi ve dünya ekonomisi ölçeğinde bu borçlandırıp sömürme, esir etme, savaşmadan hür iradeyle kolonileştirme mekanizması ustaca işletilmektedir. Örneğin, Amerika Irak‘ ta etkinliğini askeri müdahaleler ve savaş yaparak sağlamıştır. Türkiyede ki örgün ABD etkinliği ise mali sektörü ele geçirerek, kredi, faiz ve sürekli artan borç mekanizmasıyla savaşmadan elde edilmiştir.
 
 
 
FAİZ MEKANİZMASI İLE EKONOMİK BÜYÜMENİN; ENERJİ VE FİNANS PİYASALARININ DENGELENMESİ:
 
 
 
 
Faiz mekanizması sonucu piyasalarda oluşan tekelleşme (J.M. Keynes, Adam Smith, DAvid Ricardo, Karl Marx..) serbest rekabet ortamını ve ticareti daraltmaktadır. Gelir dağılımı dengesizliği talep yetersizliğine ve tüketici güveninin azalmasına yol açmaktadır. Bunun sonucunda oluşan atıl kapasite arz-talep dengesine göre ayarlanan fiyat mekanizmasını işlemez hale getirmektedir.
Sürekli borçlanma isteğinde bulunan kitlelerin ve devletlerin olması faiz mekanizmasının işlemesi için önşarttır.
 
 
Kısıtlar ; Çevre kirliliği, iklim değişimi, fosil enerji kaynaklarının sınırlı olması, nüfus artışı..
 
Ekonomi kitaplarından faizi çıkarsanız geriye ne kalır?
Demek ki önce faiz mekanizmasını ve sermaye birikimi sürecini anlamak lazım.
 
1982 yılında Almanya da Braunschweig Teknik Üniversitesi nde ‘Enerji politikalrı,enerji planlama modelleri; bugünün ve geleceğin Problemlerinin analizi konulu doktora tezimde, finans piyasaları ile enerji piyasaları ilişkisini araştırmış ve kompleks faiz kavramını tanımlamıştım. Elektrik Mühendisi olarak bildiğimiz aktif ve reaktif güç kavramını kullanarak yeni bir kompleks faiz tanımı yapmış, enerji ve finans piyasalarında arz ve talep dengelenmesi için ekonomi de de yepyeni bir anlayışa ihtiyaç olduğunu belirtmiştim. Mevcut ekonomik sistem de üretimi istediğiniz kadar artırabildiğiniz halde tüketimi, talep yetersizliği sebebiyle periyodik kapitalizm krizlerinden ancak bölgesel harpler ve suni belirsizlikler üretilerek çıkılabileceğine işaret etmiştim.
Elektrik te de ekonomi ve finans dünyasında da reaktif bileşen olmadan aktif bileşenle güç nakli, sistem dengelerinin kararlığı(stability) ve güvenilirliği sağlanamayacağından sürdürülemez. Aktif güç Watt ile ölçülür ve iş yapar, ancak VAr ile ölçülen reaktif güç olmadan aktif güç nakledilemez ve iş yapamaz.
 
Küreselleşen dünya da, ekonomik ve sosyal olaylara global ölçek ve tarihi perspektifle, sebep-sonuç ilişkileri ve çelişkileri bakıldığında gerçeğe ulaşılabilme şansımız yükselir. Bu maksatla şu Finansal kriz dalgalarını süreçlerini birlikte bir sorgulayalım, Ne dersiniz?
F(K,E,A,t,T)=i(t) + i(T)
Kültür, İnanç ve ahlaki Değerler Tüketim tercihleri kalıpları öncelik kıstasları
t fiziksel anlamda ölçülebilir zaman
j T sosyolojik anlamda değer odaklı zaman ölçeği, faizin talep ve bölüşüm için gerekli olan sosyal bileşeni
i sanal sayı
T (t, T) kompleks zaman fonksiyonu
[E, t] F&E – AR-GE Çevrimi
[K, A] Sermaye, İşgücü; Teknoloji ve hüner, bilgi birikimi
K Sermaye
E Enerji
A İşgücü emek hüner
Toplum psikolojisi ve sosyolojisi
Bölüşüm ahlakı
Üretim ve Tüketim yapısı, sermaye birikimi, harcanabilir gelir
Ekonomik ve finansal geri beslemeyle kendi kendini düzenleyen yönlendiren nakit gelir akımları (cash-flows)
 
Selbstregelungssystem der weltwirtschaftlichen Dynamik als Grundmuster zur Erklärung
des Zeitspeichermechanismus als Akkumulationsverfahren f (K, E, A, t, C, )
f (K, E, A) = i (t) + j i (C)
Finans krizi ekonomist ve finasçılarca neden öngörülemedi?
Bu paralar nasıl buharlaştı? Milyarlarca Trilyonlarca dolar?
Savunma harcamaları ve spekülatif balonlar
 
Denetim şirketlerinin (KPMG,Arthur Andersen, PwC…) körlüğü vekayıtsızlığı
Türk Bankalarının 2008 yılında öz sermaye yeterliliği %13 olarak açıklanmıştır (Kaynak: Tevfik Bilgin, BDDK)
 
Krizin dalga boyu ve frekansı, artçı dalgaları, harmonikleri faz farkları ve yayılma ve sönüm periyodu nedir?
 
Ödeme Morali: İnsanlar artık borç ödemiyor; borcu borçla ödemenin yollarını arıyor.
 
 
 
Dünya finans ekonomisi ABD de konut sektöründe baş gösteren talep yetmezliği sonucu çökmüştür. Reel üretim ekonomisi ile finans ekonomisi çarkları tamamen birbirinden kopmuştur. Hayali olarak şişirilen finans türevleri (derivatives) ve hedge fonları balonları, bankalarca kullandırılan kontrolsüz konut kredileri trilyonlarca dolarlık varlık erimesine yol açmıştır.
 
Bu kriz tahmin edilenden çok daha ciddi ve uzun süreli olacak, asıl yükü sermaye birikimi yetersiz, gelişmekte olan üçüncü dünya ekonomileri büyük ölçüde kan kaybedecek, çok büyük varlık erimeleri ve sermaye kaçışları sonucunda sosyal patlamalar olabilecektir. Krizin en derin noktasına 2010 yılında gelinecek ve 2013 yılında en erken yeniden ekonomik büyüme ye geçiş olacaktır.
 
 
 
2008 yılında Ekonomi Nobeli ni alan ABD li ünlü iktisatçı Paul Krugman’ ın hesap ve tahminlerine göre Banka sistemi tamamen çökmüştür ve bankalar kredi veremez duruma gelmışlerdir. Trilyon dolarlık Ekonomik yardım ve kurtarma paketlerinin büyüklüğü yetersiz kalmaktadır. Küresel ölçekte geliri tabana yayacak yeni bir faiz tanımına ve dünya ölçeğinde talebi canlandıracak yeni tedbirlere acilen ihtiyaç vardır.
 
 
TEKNOLOJİ İZLEME VE DEĞERLENDİRME
 
Yatırım Bankacılığının en önemli işlevlerinden birisi Teknoloji izleme ve değerlendirme birimidir. GRC-Governance Risk Control denilen modern işletmecilik kuralı, gelecekteki risklerin, değişim ve belirsizliklerin bugünden başlayarak alınacak tedbirlerle, kontrol edilip yönetilebilir hale getirilmesidir.
 
1996 da GSM standardı yayınlandı ve ilk cep telefonları piyasaya çıkarıldı. Buna 1G denildi. Daha sonra WAP ve GSM geliştirildi ve buna da 2G denildi. GPRS ve UMTS ile 3G teknolojisi artık ses resim yazıyı aynı anda nakledebilir hale getirildi. Bugün dünya 4G ye koşuyor ve 2010'da 4G'nin kapıları aralanıyor. 2010'da önce WiMAX lisansları verilecek, ardından LTE ile birlikte 4G'ye geçiş tamamlanmış olacak. 4G ile birlikte ise Türkiye pazarının kapıları yabancı operatörler için de aralanacak... Türk mobil iletişim sektörü, henüz  3G teknolojisiyle yeni tanıştı. Birçok ülke ise 4'üncü nesil teknolojiye geçmek için gün sayıyor. Ericsson, Motorola, Huawei, Alcatel, Nokia ve Samsung olmak üzere birçok altyapı sağlayıcısı, yatırımlarını 4G'ye göre yapıyor. Tabii işin heyecan verici boyutu bununla sınırlı değil. 2013'te dünyada 200 milyona yakın abonenin kullanacağı 4G'nin (LTE + WiMAX) ülkemizde faaliyete geçecek olması; ancak talep yaratılıp yaratılamayacağı da henüz bilinmiyor.
Halen 4G teknolojisi olarak adlandırılan mobil iletişimde yüksek hız ve kapasiteye ulaşmanın iki farklı yolu bulunuyor: WiMAX (worldwide interoperability for microwave access) ve LTE (long term evolution).
3G'DEN KAT BE KAT HIZLILAR
İki teknoloji arasındaki bir diğer fark da hız konusunda. WiMAX, bugünkü teknolojilerin en hızlısı olarak tanımlanıyor. Ancak bunun nedeni LTE'nin daha yavaş olması değil henüz aktif olmaması. Halen 150'ye yakın ülkede faaliyete geçen WiMAX'e karşılık LTE ticari olarak kullanılmayan bir teknoloji. 2012'ye kadar da ticarileşeceği düşünülmüyor.
Teknolojilerin sunduğu hızlara dönecek olursak... Hasan Fahrioğlu, iki teknoloji arasındaki hız farkını tüketici deneyimlerinden yola çıkarak şöyle anlatıyor: “Örneğin, 8 MB'lik bir dosyayı yükleyebilmek, bugün 3G teknolojisiyle 2 dakika sürüyor. WiMAX ise bu süreyi 36 saniyeye düşürüyor. Aynı şekilde, 50 MB'lik bir dosya 3G ile 10 dakika, WiMAX ile ise 96 saniyede indirilip yüklenebiliyor. Kısacası WiMAX'in sunduğu hız 3G'nin 2 katından bile fazla.
LTE'nin aktif olarak hizmete alınmasını beklemeyen bazı operatörlerse mevcut ağlarını hızlandırmaya gidiyor ve veri indirme hızını en azından 21 Mbps'ye çıkarmaya çalışıyor. Böylece LTE teknolojisiyle kullanıcılar bir dakikadan daha kısa sürede 700 MB'lik bir film dosyasını indirebilecek.
3G YATIRIMLARI ÇÖPE GİTMEYECEK
Her iki teknolojinin de sağladığı avantajlar hızla sınırlı değil. Yatırım maliyetinin yanı sıra toplam sahip olma maliyetinin 3G'ye kıyasla daha ekonomik olması, hem geniş bant internet hem de sesli görüşme fiyatlarına olumlu yansıyacak. Fahrioğlu, WiMAX'in aynı zamanda enerji tasarruflu bir teknoloji olduğunu vurguluyor. Bu teknoloji sayesinde yatırımcılar, toplam sahip olma maliyetini yüzde 50 azaltabiliyor. Diğer yetkililer de Fahrioğlu ile hemfikir. Örneğin, 3G'ye için gerekli yaklaşık 1 milyar doların çok daha altında bir yatırım gerektirdiği vurgulanıyor.
Ancak hemen ekleyelim, WiMAX için yatırımcıların yeni bir network ve altyapıya ihtiyacı var. Oysa LTE'de 3G'nin üstüne yatırım yapmak mümkün. Bu da operatörlerin henüz geri dönüşünü bile sağlayamadıkları 3G yatırımlarının çöpe gitmemesi anlamına geliyor. ALTERNATİFLER DE WIMAX'E GİRECEK 2010'da lisansların verilmesiyle oluşacak WiMAX pazarının belki de en büyük heyecan yaratan noktası, oyuncularının GSM operatörleriyle sınırlı olmaması. Başta Türk Telekom olmak üzere diğer sabit hat operatörleri de lisans alarak bu pazara girebilecek. Bu sayede sabit hatlı telefon kullanıcıları da mobil ses ve internet hizmetlerini alabilecek.
Uzmanlar, WiMAX lisansı alarak Türkiye'de geniş bant hizmet vermek isteyen yabancı oyuncular olduğuna da dikkat çekiyor. Çoğunu Ortadoğulu yatırımcıların oluşturduğu bu oyuncular arasında Avrupalılara da rastlamak mümkün olacak.
ZyXEL Türkiye Genel Müdürü Vefa Tarhan, henüz Türkiye nüfusunun henüz yarısına bile geniş bant internet hizmeti verilmediğini hatırlatıyor.
Bunun en önemli sebeplerinden biri, kırsal kesimdeki potansiyel müşteri sayısının yatırım maliyetlerini karşılayamaması. Tarhan, WiMAX teknolojisinin toplam sahip olma maliyetini düşürmesiyle kırsal kesimlere geniş bant erişim sağlamanın kolaylaşacağını düşünüyor. “WiMAX'in getirdiği mobiliteyi ve yüksek hızın getireceği yeni uygulamaları düşündüğümüzde, hem yeni operatörlerin hem de içerik sağlayıcı yeni oyuncular pazara gireceğinden emin olabiliriz” diyen Tarhan, bunları da çağıran büyük bir iş hacmi potansiyeli bulunduğunun altını çiziyor.
HUAWEİ VE ALCATEL, LTE'DE İDDİALI
LTE'ye odaklanan şirketlerin başında ise Huawei ve Alcatel var. Huawei Pazarlama Müdürü Tufan Ünal, her iki teknoloji için de yatırım yaptıklarını söylüyor. Ancak Ünal, gelecekte LTE'nin bir adım önde olacağını belirtmeden geçemiyor. Ünal, GSM operatörlerinin LTE'ye, kırsal bölgelere ulaşmak isteyenlerinse WiMAX'e yatırım yapacağını düşünüyor. Dünyanın önde gelen 20 GSM operatörünün yola LTE ile devam etme kararı da Ünal'ın haklılık payını açıkçası ortaya koyuyor.
Bu arada, Huawei'nin toplam gelirinin yüzde 10'unu Ar-Ge harcamalarına ayırdığını belirtelim.
Alcatel-Lucent de LTE pazarına odaklananlardan. Alcatel-Lucent Teletaş Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kançal, gelecekte daha yüksek mobil veri hızlarına geçişin kaçınılmaz olacağını düşünüyor: “Kablosuz ağlar, geleceğin standardı olarak görülen LTE teknolojisine doğru evrimleşiyor. Video ve içerik tüketiminin hızla arttığı günümüzde, kullanıcılar her tür cihazdan yer ve zamandan bağımsız erişim imkanına sahip olmayı istiyor.
Reklamverenlerin para ödediği, son kullanıcılarınsa ücretsiz faydalandığı üçüncü parti uygulama ve içeriklere talep artıyor. Sonuçta da tamamen IP tabanlı çoklu servis geniş bant ağlarına geçişi hızlandırmak kritik hale geliyor. Yüksek kullanımlı ağlara dönüşüm için LTE teknolojisinden yararlanmak şart.”
Veri alışverişi artıyor
Mobil internette veri alışverişiyle ilgili yapılan araştırmalar, ister LTE ister WiMAX olsun 3G'den daha geniş bant aralıklarına ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyuyor. Cisco'nun mobil internet konusunda yaptığı bir araştırmaya göre, 2013 yılına girildiğinde veri alışverişinin yüzde 64'ünü video, yüzde 19'unu veri servisleri, yüzde 10'unu dosya paylaşımı, yüzde 7'sini de ses oluşturacak. Yine bu araştırma, günümüz video transferinin 2012 yılı sonlarına kadar 4 kat artacağını gösteriyor.
Analysys Mason ise 2014'te Avrupa'da 148 milyon geniş bant erişimi olacağını öngörüyor. Bu tarihte 3G ve 4G başlıkları altında kullanılan teknolojilerin yüzde 46 pay alacağı tahmin ediliyor.
 
 
Bankaların Yeni Likidite Riski Yönetim Modeli ?
 
KAPİTAL ENERJİ İŞGÜCÜ ZAMAN VE FAİZ OTOMATİZMASI; EKONOMİK DENGE ÇEVRİMLERİ
 
f(K,E,A, t, T)= i(t)+ji(T)
 
Elektrik akımı ile finansal fon akımlarının bir e bir Benzeşimi(Analoji, Tümevarım, Tümdengelim)
Sanal bileşen ile sosyal ve adil bölüşüm sağlanarak yapısal ve periyodik talep yetersizliğinin, atıl kapasite sorununun çözülmesi
Doktora tezimin konsepti
 
FAİZ MEKANİZMASI İLE BORÇLANMA
REEL EKONOMİ VE FİNANSAL HİLELER
 
Faiz gerçek dışı, gerçekte olmayan, üretilmeyen fiktif bir değerdir; olmayan paradır, hayali kaynaktır.
 
Önemli Referanslar:
 
1)Adam Smith AN INQUIRYINTO THE NATURE AND CAUSES OF THE
 WEALTH OF NATIONS; BY ADAM SMITH, LL.D.AND F.R.S. OF LONDON AND EDINBURGH, FORMERLY PROFESSOR OF MORAL PHILOSOPHY
IN THE UNIVERSITY OF GLASGOWIN FOUR VOLUMES EDINBURGH, 1776
 
 
2)Sylvio Gesell, The Natural Economic Order, May 1918, London
http://www.silvio-gesell.de/neo_index1.htm
http://www.youtube.com/watch?v=xcbiBSarpu0&NR=1
http://www.youtube.com/watch?v=lakekNuDCTk&NR=1
http://www.youtube.com/watch?v=Q4HtgSR0Rv8&NR=1
http://www.youtube.com/watch?v=HOPIW_9NH10&NR=1
http://www.youtube.com/watch?v=2V2dgxGsSN4&feature=related
 
 
3)David Ricardo, On the Principles of Political Economy and Taxation, 1817
4)Karl Marx, Das Kapital
5)Alfred Marshall Principles of Economics
6)John Maynard Keynes, The General Theory of Employment, Interest and Money, 1936
7)Mehmet Erdaş Enerji Ekonomisi; Türkiye nin ve Geleceğin Problemlerinin Analizi, Doktora Tezi, 1982 Braunschweig
8)Paul Krugman,
DEPRESYON EKONOMİSİNDE BANKALAR YENİDEN KREDİ VEREBİLECEK Mİ?KÜRESEL SİSTEM KRİZİ AŞILABİLECEK Mİ?
YARIN (BORSA DÖVİZ FAİZ ALTIN) NE OLACAK?
DÖVİZE SPEKÜLATİF HÜCUM NOKTASI VE OLASI DÖVİZ KAYBI MİKTARI NASIL HESAPLANIR?
DÜNYA ŞEBEKE EKONOMİSİ FİNANS KRİZİ VE FAİZ MEKANİZMASININ ANALİZİ,
KÜRESEL PİYASA OTOMATİZMASININ ÇÖKÜŞÜ
KRİZE KARŞI BİREYSEL VE TOPLUMSAL TEDBİRLER PAKETİ
(Collapse of World Network Economics)
 
OLAYLARI TARİHİ PERSPEKTİFLE ANALİTİK OLARAK ÇÖZÜMLEMEK; KALICI KURUMSAL ALTYAPI VE KRİZİ AŞACAK SÜREKLİ TEDBİRLER ÜRETEREK, MATEMATİK MODELLEME İLE TEDBİRLERİ ÖNCELİKLERE GÖRE ACİL UYGULAMA PAKETLERİNE EYLEM PLANLARINA DÖNÜŞTÜRMEK :
 
Tarih Hak çizgisidir!
 
Siyasetçi para sahiplerinin kuklasıdır
 
GÜÇ DENGE FAİZ TEKNOLOJİ ÜRETİMİ VE KOMPLEKS ZAMAN BOYUTU
ACİL EYLEM PLANI
BİLGİ KİRLİLİĞİ, HİLE TOPLUMSAL PSİKOLOJİ
 
KURUMSAL ALTYAPI EKSİKLİĞİ
 
KURUMSAL KAYNAK YÖNETİMİ PLANLAMASI VE İŞ ZEKASI YÖNTEMLERİ
 
TOPLUMSAL TERCİH VE DAVRANIŞ KALIPLARI
Bilgi toplumu ve Tarım Toplumu
AB Perspektifi, alternatifsiz yegane çağdaş Uygarlık Projesi midir?
Ulusal Bağımsızlık; Cumhuriyetçilik, Devletçilik, Halkçılık, Laiklik,
Adalet duygusu, Sosyal Güvenlik, Hukuk Güvencesi
Dil, Din ve Fen; Kavram derinliği
Askeri güce dayana tarım toplumu AB ye girişe kesin engeldir.
Ulus devlet ile ümmet çelişkisi
Sosyal Bilimler Risk(Bilinemezlik) Yönetimi ve Güç kavramı
Tabiatta En az kuvvet prensibi ve orantılı dengeli güç kullanımı
Kendi kendini düzenleyip kontrol etme ve kararlılık prensibi
Bankacılık ve Sigorta Sistemi: Ödeyemeyeceği bilinenlere ölçüsüz kaynak ve spekülatif aktarılması ile finansal balonların oluşturulması
Kelebek Etkisi; Korku, Seks ve Para; diğer sapkınlıklarda ve suç oranlarında artış
Tüketim kalıpları: Hile odaklı, değer odaklı, parasal güç odaklı bireysel tüketim tercihleri ve davranış kalıpları
Say Kanunu: Gelir azalmasına rağmen Tüketimin kısılamaması
Toplumsal Bunalım ve Kurtarıcı arayışları
Sistemin temel taşıyıcı direklerinin yönetici şahıslardan bağımsız olması
Siyaset kurumunun finans sistemi üzerinde etkin olabilecek yaptırım gücünün olmaması
 
DEMOKRASİ  DOĞRUYU YANLIŞTAN AYIRDEDEBİLME KABİLİYETİ
Bana oy ver sana menfaat sağlayayım sistemi
Sosyal Farkındalık; azınlık ve çoğunluk arasındaki; en zayıf ile en kuvvetliler arasında dengeli güç dağılımı
Bireysel ve toplumsal öncelik ve hassasiyetlerin örtüşmesi
Üretmeden tüketmek
GÜVENİLİR VERİLERDEN TÜRETİLEN BİLGİLERLE DOĞRU KARARLAR ALMAK
Kalkınma Planları ve Finansman Öncelikleri
 
KAYNAK VERİMLİLİĞİ VE KAYNAK YÖNETİMİ PLANLAMASI
 
Önemli Projeler
F-16
GAP
Afşin Elbistan
 
DÜNYADA VE TÜRKİYE´DE DEĞİŞEN ARZ TALEP YAPISI
KAYNAK VERİMLİLİĞİ NİN ARTIRILARAK İŞSİZLİĞİN AZALTILMASI, YENİ İŞ SAHALARININ AÇILMASI
SERBEST REKABET KAVRAMI VE YÜKSEK TEKNOLOJİK SEVİYE( high-tech)
BİLİNEBİLİRLİK, ÖLÇÜLEBİLİRLİK VE NEDEN SONUÇ İLİŞKİSİ KAVRAM KESKİNLİĞİ PROBLEMİN TANIMI VE ÇÖZÜMÜ ( EXİSTENCE UNIQUENESS SOLUTIONS)
KRİZ ORTAMINDA ATIL KAPASİTELERİN DEVREYE SOKULMASI İLE GENÇLERE İŞ BULMA ŞANSI VE MESLEKİ GELECEK PERSPEKTİFLERİ SUNABİLMEK, GELİR DAĞILIMINI DEĞER ÜRETİMİNE GÖRE YENİDEN DÜZENLEMEK ( SYSTEM RELEVANCY & PRIORITIES IN RESOURCE PLANNING)
     TURBO DEĞİŞİM HIZI, ÇEVRE ENERJİ İKLİM İŞSİZLİK SERMAYE BİRİKİMİ
     YENİ EĞİLİMLER VE KAVRAMLAR   ( NEW TRENDS AND CONCEPTS)
     SAP’ Yi SAP YAPAN MUKAYESELİ ÜSTÜNLÜĞÜ ÖNEMLİ TEKNOLOJİK ÖZELLİĞİ NEDİR?
     FİNANS KRİZİ, KAYNAK VERİMLİLİĞİ OPTİMİZASYONU VE KARAR DESTEK SİSTEMLERİ
     SAP ERP BW BI SOA BOBJ NEDİR? VERİ KİRLİLİĞİ VE VERİ KALİTESİ NİN ÖNEMİ
     SAP ‘ NİN GELECEKTEKİ ÜRÜN STRATEJİSİ?
 
 
 DIŞ POLİTİKA, ULUSAL GÜVENLİK VE SAVUNMA STRATEJİSİ İLİŞKİLERİ
 
 
KÜRESEL EKONOMİK VE FİNANSAL YÖNETİLEBİLİRLİK
 
Küresel Yönetilebilirlik kavramı
 
KAYNAK YÖNETİMİ VE SOSYOEKONOMİK DEĞERLER SİSTEMİ
Çelişkiler, Hileler ve Gerçekler
Bilim Dünyası Ekonomi –Finans Dünyası ve Hükümetler
Güç Nedir? Başarı nedir? Dengeler, Değerler, Fiyatlar ve Oranlar
Ekonomik Fikirler, Teoriler , Bağımlılıklar ve Menfaatler
Gerçek Yönetim Problemi nedir? IWF IBRD WTOve WTO öncesi GATT…
Serbest Ticaret ve Rekabetle Büyüme
Koruma ve Küreselleşme
1980 lerde Latin Amerika Ülkelerinin Borçlanma Krizleri
1997/98 Asya Krizi
2001 Arjantin Krizi
 
 
FAİZ MEKANİZMASI İLE BORÇLANMA
REEL EKONOMİ VE FİNANSAL HİLELER
 
 
Önemli Referanslar:
 
 
1)Adam Smith AN INQUIRYINTO THE NATURE AND CAUSES OF THE
 WEALTH OF NATIONS; BY ADAM SMITH, LL.D.AND F.R.S. OF LONDON AND EDINBURGH, FORMERLY PROFESSOR OF MORAL PHILOSOPHY
IN THE UNIVERSITY OF GLASGOWIN FOUR VOLUMES EDINBURGH, 1776
 
 
2)Sylvio Gesell, The Natural Economic Order, May 1918, London
http://www.silvio-gesell.de/neo_index1.htm
http://www.youtube.com/watch?v=xcbiBSarpu0 <http://www.youtube.com/watch?v=xcbiBSarpu0&NR=1> &NR=1
http://www.youtube.com/watch?v=lakekNuDCTk <http://www.youtube.com/watch?v=lakekNuDCTk&NR=1> &NR=1
http://www.youtube.com/watch?v=Q4HtgSR0Rv8 <http://www.youtube.com/watch?v=Q4HtgSR0Rv8&NR=1> &NR=1
http://www.youtube.com/watch?v=HOPIW_9NH10 <http://www.youtube.com/watch?v=HOPIW_9NH10&NR=1> &NR=1
http://www.youtube.com/watch?v=2V2dgxGsSN4 <http://www.youtube.com/watch?v=2V2dgxGsSN4&feature=related> &feature=related
 
 
3)David Ricardo, On the Principles of Political Economy and Taxation, 1817
4)Karl Marx, Das Kapital
5)Alfred Marshall Principles of Economics
6)John Maynard Keynes, The General Theory of Employment, Interest and Money, 1936
7)Mehmet Erdaş Enerji Ekonomisi; Türkiye nin ve Geleceğin Problemlerinin Analizi, Doktora Tezi, 1982 Braunschweig
8)Paul Krugman,
 
 
 
 
 
 
 
 
KÜRESEL KAPİTALİZMİN 2008 YAPISAL VE DÖNGÜSEL KÜRESELLEŞME KRİZİNİN NEDEN_SONUÇ İLİŞKİLERİ VE ÖZET BİLANÇOSU
 
 
 
 
2008 Küreselleşme Krizinin ardından, 15 milyon işsiz, buharlaştırılarak el değiştiren 11 trilyon dolar zarar yine en alttaki savunmasız yoksul ülkelerce refinanse edilecektir.
 
İster bölgesel ister küresel olsun, tüm ekonomik ve finansal krizlerin en önemli sebebi üretim ve tüketim dengelerinin arz ve talep dengelerine dönüşümünün ve eşzamanlanmasının bozulması olup, bu da kapitalizmin dayandığı faiz mekanizmasının (artı değer hırsızlığının) ve faiz mekanizması sebebiyle piyasaların gittikçe tekelleşmesi, serbest rekabetin yok olması, bunun sonucu oluşan aşırı arz fazlası ve kar ençoklamasına(profit maximization) dayanan ve her türlü sosyal faydayı, çevre kirliliğini, kaynak verimliliği ve kaynak kullanım değerini, iklim değişikliğini, sosyal adaleti ve insanlık değerlerini, kutsal yaşam hakkını göz ardı eden yanlış kapasite planlaması ve bunun sonucunda kendiliğinden oluşan zamansız ve yüksek atıl üretim kapasiteleridir! Kapitalizmin yapısal ve döngüsel krizlerine tarihsel perspektifle bakıldığında, küresel ve bölgesel olarak hep sürekli ve ardışık olarak yaşanan küresel ve bölgesel güç ve karar merkezlerince kontrol altında tutulabilen enflasyon ve harpler takip etmiştir. Dünyada hiçbir şey tesadüfen olmamaktadır. Yaşanan tüm toplumsal olayların ardında, taktik ve stratejik hedefler hiyerarşisine dayanan, açık(basınve medya)ve kapalı(askeri siyasi ekonomik finansal bilgi akışı) istihbaratla beslenen management senaryoları, küresel siyasi ekonomik finansal askeri güçlerin hâkimiyetlerini kaybetmeme, sermaye birikimlerindeki artışı dünya enerji kaynaklarını uluslar arası hukuku ve evrensel insan haklarını hiçe saymak pahasına da olsa, güvenceye alarak bir yüzyıl daha sürekli kılabilmek kaygıları yatmaktadır.
 
MALİ DENGELER:
IMF tarafından yayınlanan istatistikler açıkca göstermektedir ki dünya ekonomisinde faize ve sürekli borçlanmaya dayanan ekonomik büyüme modeli ile işsizlik ve talep yetmezliği sonucunda ortaya çıkan atıl kapasite sorununu çözmek, yeni talep yaratmak mümkün değildir. Faiz mekanizması piyasaları tekelleşmeye götürerek serbest rekabeti ve ticareti ortadan kaldırmaktadır. Arz talep dengesine göre çalışması gereken fiyat mekanizması da işlememektedir.
 
Kapitalist sistemde, mal ve hizmetlerin arz sorunu istenildiği kadar üretim kapasitesi oluşturularak çözülebilmekte, ancak talep tarafı, üretilen mal ve hizmetlerin sosyal adalete dayanan dağıtımı, bölüşümü, paylaşımı ve işşizlik sorunu, sadece atık değerler olarak görüldüklerinden, piyasalarda tekelleşme olmakta, bunun sonucunda serbest rekabet ve ticaret daralmakta, ülkeler faiz döviz iç-dış borç ve enflasyon sarmalıyla koloni haline getirilmektedir. Bölgesel ve küresel krizler döngüsel olarak sık sık yapısal nedenlerle tekrarlanmaktadır. Kriz dönemlerinde tüm dünyadaki piyasa mekanizması arz talep dengelerinin çarkları senkronize olarak çalışamamaktadır.Kümülatif ölçeklerde,tüm dünya da fiyat (arz talep dengesi)mekanizması ve diğer üretim-tüketim dengelerinin, tüm piyasalarda senkronize çalışan çarklar olarak kümülatif arz ve talep dengelerine dönüşümü eşzamanlı olarak sağlanamamakta dır. Bu nedenle de ekonomi, finans sisteminden başlayarak, satış ve üretim çarkları dönmeyince, yatırımlar re-finanse edilememekte ve kapitalist ekonominin üretim, satış ve finans sistemi kontrolden çıkmakta, tüm dünyada telafisi mümkün olmayan büyük ölçekli spekülatif kayıplar, fakirleşme, enflasyon, bölgesel ve küresel harpler yaşanmaktadır.!
 
Müteşebbislerin ve tüm ekonomik aktörlerin sadece kar ençoklaması (kar maximizasyonu)peşinde hırsla koşmaları da kapitalizmin sistem krizi ni tetikleyen en önemli etkenlerdendir. Toplumsal sosyal fayda boyutunu yok sayan maliyet muhasebesi de krizilerin oluşmasında diğer önemli yapısal etkendir. Üretim yapan müteşebbis, tükettiği enerji kaynaklarının yenilenemez olduğunun, kullandığı emek ve sebep olduğu çevre kirliliğinin ve iklim değişikliğinin, tabiattaki entropi artışının, telafisi mümkün olmayan yeni dengesizliklere neden olduğunun bilincinde değildir. Tek düşündüğü karını en çoklamak, ikiye, hatta üçe beşe ona katlamaktır. Gelecek nesiller için fayda üretmek, daha yaşanabilir temiz bir çevre bırakmak, işsizliğe çare bulmak gibi kaygıları, ruhunu zenginleştirecek hedefleri yoktur. Sadece para kazanmak ve güçlü olmak hırsı hedefidir. Hırsı ve öfkesi, bilinçaltı kompleksleri, hiç farkına varamadığı bilinçaltı değerleri, onu aklının ve sağduyusunun önüne geçerek adeta gütmektedir. Güdülenleri, yani onun bilinçsizce, en geniş anlamda tabiatın çok hassas, kelebek etkisiyle önceden kurgulanmış ve bağıtlanmış dengelerini göz ardı ederek ürettiği mal ve hizmetleri talep edenleri buldukça, fiyat mekanizması çalışacak; müteşebbis ürettiği mal ve hizmeti satarak paraya çevirecek ve ona daha çok kazandıracak yeni mal ve hizmetleri üretecektir. Böylece sermaye birikimini, sermaye birikimi daha fazla olan rakipleri onu yok etmeyi piyasadan silmeyi hedeflemediği sürece, artırmaya ve piyasada var olmaya büyümeye devam edebilecektir.
 
 
Küresel Kriz emlak piyasasından başlamıştır. Finans piyasaları, borsacılar ve bankacılar, geri dönmeyeceğini bile bile, ellerinde tuttukları paranın yakan maliyetinden kaçabilmek için, mortgage kredileri adı altında işsizlere dahi 400.000-500.000 Dolarlık Kredileri başka hiçbir güvence (teminat) aramadan kullandırmışlardır. Bunların her birini de finans türevleri (Derivatives) adı altında, hayali olarak ve tekrar tekrar finans balonları haline getirip borç senetleri olarak tüm dünyadaki yatırımcılara, tasarruf sahiplerine bankalar eliyle yatırım fonları olarak pazarlamışlardır. Böylece emeği alın teri ile gelecekte gelir güvencesini sağlamak gayesi güden küçük tasarruf sahipleri güvenleri ve inançları kötüye kullanılarak aldatılmış ve kandırılmışlardır. Toplam 11 Trilyon Dolar tutarındaki dünya ekonomisinde adeta buharlaşan bu değer kaybı sonunda, aynen katma değer vergisini en son tüketicinin ödemesi gibi, yine en alt gelir grupları tarafından bir gün yine sisteme geri döndürülecektir. Bu da devletlerin borçlanmaya dayalı uluslar arası kapitalist finans ve maliye sisteminin ve aslında bir zaman otomatizması olarak kurgulanan faiz mekanizmasının temel ve tabii sonucu olacaktır. Faiz mekanizması ve faiz dinamosu, daima sermaye birikimi en fazla olan çok az sayıdaki fertlere, müteşebbislere, firmalara ve ekonomilere tüm dünyanın kaynaklarını, temel üretim girdilerini (sermaye, enerji, emek, teknolojik bilgi ve zaman) faizlerle (libor + spread) ve enerji fiyatlarıyla spekülatif motiflerle oynayarak, bölgesel harpler çıkarıp önceden hesaplanabilir ve kontrol edilebilir belirsizlikleri ve insan psikolojisini, korkularını reklam ve medya yoluyla kitleleri istediği yönde etkileyip, tüketim tercihlerini istenen şekilde yönlendirip zamanlayarak aktarmaktadır.
 
 
 
EMLAK PİYASASI, SERMAYE ENERJİ EMEK TEKNOLOJİ FiYATLARI NASIL OLUŞMAKTA, DEĞİŞMEKTE, ARTIP AZALMAKTADIR?
 
Kesinlikle ekonomi kitaplarında iddia edildiği gibi arz ve talebe göre oluşan gerçek fiyatlara göre değil, tamamen spekülatif olarak oluşturulup yayılan ve bilgisizliğe, bilgi eksikliğine dayanan hayali gölge fiyatlarıyla, piyasalara yön vermeleri önceden belirlenmiş, kararlaştırılmış, seçilmiş kurum ve kişilerin ratingleriyle oluşturulmaktadır.
 
 
 
Şu an da örneğin Berlin de ve İstanbul da o kadar çok boş konut var, ama fiyatlar hala belli seçkin semtler de arz ve talebe göre değişmemektedir. Acil satış ihtiyacında olmayan, yeterli sermaye birikimine sahip konut yapımcıları bekleyebilmekte ve kriz onları kesinlikle etkilememektedir. Hatta olası göreceli kayıplarını, daha sonraki ekonomik büyüme dönemlerinde fazlasıyla telafi edebilmektedirler. Kapitalist Ekonomi de sermaye büyüklüğü rakiplerinden çok daha fazla olanlar geçici arz talep dalgalanmalarından, krizlerden etkilenmezler; sadece karar değiştirir ertelerler ve riske girmezler; daha sonrası büyüme dönemlerinde büyük değer ve talep artışı olacağını hesapladıkları diğer sektörlerde kapasite oluşturmaya yönelirler.
 
 
 
Tabiatın teknolojisi ve bilgisi en mükemmel teknolojidir, en mükemmel mutlak ve kesin bilgidir; çünkü tabiatta kayıp ve atık sıfırlanmakta, sıfır kayıpla enerji dönüşümü yapılmaktadır; tabiatın var oluşundan beri var olup gelen, o sonsuz hafıza kapasitesi ve sonsuz gücü ve mükemmel birliği sayesinde, belirsizlik ve ihtimal hesaplarına hiç gerek kalmamaktadır.. Hâlbuki insanın ürettiği tüm fiziki sistem tasarımlarında kayıp ve atık, çevre kirliliği, kaynakların daha verimsiz kullanımı söz konusudur. Tabiat mutlak ve kesin bilgiyle(deterministic), insanoğlu ise ihtimal hesapları dâhilinde geleceği göreceli olarak(stochastic, probabilistic) bilebilme yeteneğine sahiptir. Mükemmel olan Tabiat, ya da Yaradan, insanı ancak eksik bilgi ve sınırlı hafıza kapasitesine sahip olarak yaratmıştır. Mutlak bilgiye sahip olmak için sonsuz hafıza kapasitesine, sonsuz güce ve enerjiye sahip olmak, âlemle ya da Tanrı ile Evrenle bir olmak, birliğe kavuşarak yok olmak (Tevhid) şarttır. Bu da insanın değil, ancak Peygamber diye bilinen insanların dahi çok kısa bir süre dayanabildikleri vahiy anlarında olabilir.
 
 
 
Bilgi ve Teknoloji, zaman idrakinin keskinliği neden güçtür?
 
 
 
Bilmek demek doğruyu yanlıştan ayırabilmek, anında doğru bilgiye dayanarak doğru veya isabetli karar vermek demektir. Bu içgüdüsel ve sezgisel (analoji yöntemiyle üretilen) bilgiyle veya objektif sayılara dayanan bilgiyle(tümdengelim-tümevarım yöntemi ile üretilen) de başarılabilir. Örneğin ev alacaksınız ve uygun fiyat konusunda karar vermek durumundasınız. Mülk sahibi veya Emlakçı size bir rakam söylemiş, eşiniz de evi beğenmiş se ne yaparsınız?
 
Yöntem 1: Komşularla diyaloga girip onların kaça aldıklarını ve ne zaman aldıklarını, kıyaslanabilir olup olmadığına bakarak kafanızda uygun bir eder kıyas değer, fiyat belirlersiniz. Doğru bilgilere değerlere varmak sizin şansınızla ve araştırıcı kişiliğiniz ve insan ilişkilerindeki başarınızla doğru orantılı, isabetli olacaktır.
 
Yöntem 2: O şehir ve semtteki tüm emlak değerlerini, istatistiklerini bankalardan ve ilgili kurumlardan satın alır, araştırır bulursunuz ve rakamlara, geçmiş değerleri geleceğe uzatarak (extrapolation yöntemleriyle) almayı düşündüğünüz evin eder kıyas değerini matematiksel olarak hesaplarsınız.
 
Her iki yöntem de de doğru veya yanlış, isabetli veya isabetsiz karar verme ihtimaliniz aynı kesinlikte ve doğrulukta olacaktır.
 
Alacağınız evin fiyatını ise kesin olarak kümülatif arz veya talep değil, sizin alma isteğiniz le satıcının satma isteği, alıcı ve satıcı nın kararlılığı, bilgisi ve bilgi eksikliği, teknolojik donanımı, sermaye birikimi, kaynak verimliliği ve finansman yöntemleri, zaman belirleyecektir.
 
 
 
 
 
Türkiye’de 35 yaşın altında işsizlik oranı yüzde 32. Olan oldu. 35 yaş altı nüfus en çok verim alınacak yaş grubudur. Bu yaş grubunda işsizliğin bu oranda olması, Türkiye’nin şu anda en büyük sorunudur.”
 
Tekrar edelim, Türkiye’de 35 yaş altı nüfusta işsizlik oranı yüzde 32 gibi korkunç bir seviyededir.Sadece bu cümle bile, Türkiye’nin siyasal kaderini de belirleyebilecek bir ifadedir. Bir ülkede 35 yaş altındaki çalışabilir nüfusun üçte biri işsizse, o ülkede sadece iktidar değil muhalefet de işini yapamıyor demektir. 35 yaş altı nüfusun yüzde 32’si işsizse o ülkede iktidarın da muhalefetin de bir gün bile koltuklarında kalamaması, tüm siyasi kadrolarının yenilenmesi gerekir.
 
Bankacılık sisteminde hata ve risk nedir?
 
Küresel Finans Krizi sonrası Türk Bankalarının Riski, Karlılığı ve Sermaye Yeterliliği:
Banka kârları coştu. Bankaların dışındaki bilançolarda yıkım yaşandı. 100 şirketin 83'ü 9 aylık bilançolarda kâr açıklasa da karlar yüzde 30 eridi. Banka kârları ise toplam 2 milyar dolar arttı
Bankacılık sektöründe, 2009'un ilk yarısı boyunca gerçekleşen kâr rekorları üçüncü çeyrekte yenilendi. Sadece iki bankanın (biri katılım bankası) kârlılığı geçen yılın ilk dokuz aylık dönemine göre geriledi. Geri kalan 12 bankada yüzde 100'ü aşan kâr artışları yaşandı. 14 bankanın toplam kâr rakamı 1.98 milyar dolar (2.95 milyar TL) artarken, sektörün kâr rekortmeni Garanti Bankası oldu.
 
Küresel krizin de etkisiyle talepte yaşanan daralma, sanayi şirketlerinin bilançosunda kendini hissetirirken, Merkez Bankası'nın hızlı faiz indirimi de banka karlarını zirveye taşıdı.
 
Risk tanımı, ölçümü, hesaplanabilirliği, yönetimi ve organizasyonu maksada göre farklılaşır. Örneğin bir bankanın karşılaşabileceği muhtemel piyasa-kredi ve işlevsel risklerinin tanımı ölçümü, bu riskleri karşılayabilmesi için asgari sermaye yükümlülüğü Basel II uzlaşısına göre BDDK kurumunca çıkarılan yönetmelikle belirlenmiştir. Ancak herhangi bir bankanın faaliyetlerinde karşı karşıya kalınan risklerin ölçülmesi, bu risklere karşılık özel risk yönetimi politikalarının oluşturulması, risklerin bankanın stratejik hedefleri doğrultusunda ve risk alma kapasitesi sınırları içinde kalmasını sağlayacak şekilde yönetilmesi, o bankanın risk yönetimi bölümünün görevidir.
Bankanın risk yönetimi organizasyonunun faaliyet gösterilen sektörel alanlarla ilgili riskleri tanımlaması, ölçmesi ve yönetmesi gerekir. Bu riskler özetle likidite riski, kredi riski, piyasa riski, faiz riski, operasyonel risk, hukuki risk, ün kaybı riski, sorumluluk riski ve özel sermaye riski… olabilir. Bir bankanın riskini doğru tanımlaması, nedenselliğini ölçmesi, izlemesi, denetimi, alınan risk karşılığında ulaşılan karlılık ve getirisini yönlendirmesi, varlıklarının değerini her dönem artırarak sürdürebilmesinin önkoşuludur. Bankacılık ve finansal işlemlerde risk ve değer değişim hızı hiçbir zaman sıfırlanamaz.
Mühendislik ve mimarlık da riski sıfırlamaktan ziyade, tasarım ve hesap hatalarını, bunun sonucu oluşacak enerji kayıplarını sıfırlamak için vardır. Tıp da insan ömrünü uzatmak için değil, acıları dindirmek, acıları azaltmak, hayatın kalitesini artırmak için vardır. Her şeyin, her sistemin varlığı ancak maksadıyla bir anlam kazanır. Her sistem nihayet ancak kendi tasarım amacına göre tanımlanıp belirlenir. Hedeflerinin ve varlık sebeplerinin soyutluk derecesine, etkinlik ve kapsama alanının genişliğine bağlı olarak, sistemler arası hiyerarşi de kendiliğinden tanımlanmış olmaktadır. Örneğin, müsbet bilimin de, dinin de maksadı nihayet hakikati ortaya çıkarmak, insanlar için fayda üretmektir; ancak bilgi üretmek için kullandıkları yöntemler birbirinden çok farklıdır. Müspet bilimler, çeşitli laboratuar, test, deney, gözlem, ölçme yöntemlerini kullanarak nedensellik esasına göre veri üretip, ortaya koyduğu iddiaların ispat yoluyla doğrulanmasına dayanır. Bilimin ortaya koyduğu iddia bilgi ve teoriler değişkendir; bir başka iddia bilgi, deney, tecrübe ve teori ile yanlışlanamadığı sürece(bkz. Karl Popper) geçerlidir. Din ise ispata değil de hisse, duyguya, inanmaya, Tanrıya güvenip varsaymaya, kutsal kitaplarda anlatılan ve varsayılan Tanrının mutlak varlığına ve birliğine dayanan ilahi hakikati kabullenmeye dayanır. Tanrının varlığı ve birliği ise hiçbir zaman bilimsel yöntemlerle ispat edilemez, ancak tebliğ eden peygamberlere mutlak inanılıp güvenilir; iman edilir.
Bilim ile din arasındaki bu temel yöntem farklılığını ve maksat birliğini açıkca ortaya koyduktan sonra, sistem teorisine göre, herhangi bir sistemin ispat kabiliyetine sahip olabilmesi için, kendisinden daha soyut, daha karmaşık, daha üst seviyede, daha kapsayıcı bir üst-sistemin varlığına muhtaç olduğu, Avusturyalı Mantıkçı Kurt Gödel tarafından 1938 de matematik gerçeklik olarak ispatlandığını da özellikle belirtelim. Ancak bundan sonradır ki matematiğin ve müsbet bilimin dışında dini inancı reddeden birçok matematikci yeniden dine yönelmiştir.
9 Kasım 1989 da Berlin duvarının yıkılması ile Komünizm yıkılmış; hür dünya da askeri teknolojilere ve silah sanayine ihtiyaç kalmamıştır. Daha önce bu sektöre harcanan trilyonlarca dolarlık finans kaynağını, küreselleşme ve faiz mekanizması sayesinde, tüm dünya milletlerine ödetebilmek ve enerji kaynaklarının kontrolünü de tamamen ele geçirmek maksadıyla, 2008 küresel finans krizi önceden planlanıp, öngörülerek senaryosu uygulanmıştır.
 
Yine 9 Kasım 1989 da Berlin duvarının yıkılması ve Komünizmin çökmesinden sonra, faizi kesinlikle yasaklayan İslam dini, 11 Eylül 2001 de yaşanan ve senaryosu da ancak Kapitalizm ve Siyonizm tarafından yazılıp tezgâhlanan muazzam terör olayı bahane edilerek, Kapitalizm ve Siyonizm’ e tek alternatif olabilecek İslam dini doğrudan tehdit sayılmış; tavizsiz ve teslimiyetle inanan Müslümanlar 11 Eylül saldırısı bahane edilerek terörist ilan edilmiştir. Böylece topraklarında S.Arabistan dan sonra en zengin ve kaliteli petrol yatakları bulunan Irak’ ın işgali ve körfez savaşı için uluslar arası uzlaşma ile zemin hazırlanmıştır.
 
İslam ülkelerinde, Müslümanlar için inanç hürriyetine, ancak kendi istedikleri çerçevede kaldığı sürece, kendilerine zarar vermediği ölçekte müsaade edilerek, içi boşaltılmış, özü alınmış yeni bir devlet İslamına, sözde yeni ve çağdaş, demokratik hafif islam şeklinde, faiz ve aldatma helal sayılmak koşuluyla müsaade edilmiştir. Bu uyduruk İslam anlayışıyla da din siyasete ticarete menfaate alet edilmiş, yeni sözde dindar zenginler, her mahallede bir milyoner türetilmiştir. Oy karşılığı erzak dağıtmak ve ramazan çadırlarında açları doyurmak, deniz fenerleri ile insanların yardımlaşma duygularını istismar etmek din sayılmıştır. Emperyalizm ve Siyonizm, nihayet kendine uygun, hafif denilen yeni bir dini, sadece kendi menfaatlerine uygun olan, özde değil de sözde din denilebilecek, uyduruk bir din anlayışını hakim kılmıştır. Bu yaşanan din artık Allah rızası için yaşanan din değildir; özü alınmış şeklen yaşanan sahte bir dindir. Ticaret, siyaset ve menfaatten oluşan siyonizmin şeytan üçgeni ile hristiyanların tarihe gömülmüş üçlük (Trinite) felsefesinin adı değiştirilmiş; yeniden ılımlı İslam olarak sunulmuştur.
 
Talep yetersizliğine karşı, talebi canlandırabilmek için insanları domuz gribi ve ölümle, tehditle korkutarak tüketime yöneltme, paralarını korkutarak harcatma, devlet garantisiyle yeni finansal balonlar ve uyduruk türevler icat edilerek gelişmiş ülkelere az gelişmiş ülkelerden kaynak transferine hızla devam edilmektedir.
 
Finans krizi de, domuz gribi gibi sadece bir bahanedir; önceden senaryosu yazılan, insanları Tanrı misali canları ve malları ile korkutarak sahnelenen, yeni bir kaynak transferi oyunudur. Önceleri Tanrı ile korkutulan insanlar, artık Finans jonglörlerinin türev oyunları ile korkutulmaktadır. Peygamberlerinin varisleri sayılan eski ruhban sınıfının yerini açıkca paraya ve güce, faize dayanan sömürü mekanizmasına hükmeden finans sektörü ve bankacılar almıştır. Politikacılar da para sahiplerinin, finans sektörünün, bankacıların kuklası olmuşlardır. Bunun en çarpıcı göstergesi ise, son yaşanan asrın finans krizinin hiçbir politikacı tarafından önceden öngörülememesi, önleyici hiçbir tedbirin alınamamasıdır. Yapılan sadece trilyonlarca dolarlık mali kaynağın, dünya ölçeğinde verilen devlet güvenceleri ile yeniden onu yok eden kanallara, bankacılık sistemine pompalanmış olmasıdır. Bir anlamda da, sahnelenen son küresel finans krizi ile boşa giden trilyonlarca dolarlık askeri teknolojilerin araştırma geliştirme harcamaları çaktırmadan borsa ve finans türev oyunları, finans balonları patlatılarak re-finanse edilmiştir. Kullanılamadığı için tamamen boşa giden nükleer silah sistemlerine ve askeri teknolojilerin araştırma geliştirmesine harcanmak suretiyle kaybedilen kaynaklar tüm dünya ekonomisine geri ödetilmiştir. Nihayet kullanılamayan bu nükleer ve askeri yüksek teknolojiler büyük ölçüde ya ileri sivil teknolojilere dönüştürülüp ticari hale getirilmiştir, ya da Irak harbi ile ucuza petrol kaynağı, dünya enerji kaynaklarının hâkimiyeti ve güvencesi sağlanarak geriye ödetilmiştir.
 
 
 
 
 
İnsanların en temel ihtiyaçları, Maslow un ihtiyaçlar piramidine göre yeme içme barınma dan sonra güvenlik ve estetik ihtiyaçlarıdır. Bireysel ve Toplumsal tehdit değerlendirmesinde de öncelikler aynıdır. Zenginleşmeden yapılan aşırı askeri harcamalar israftır. Önce eğitim ve sağlık yatırımlarına öncelik verilerek toplumdaki genel refah seviyesi artırıldıktan sonra askeri harcamaları zenginliği ve refah seviyesini korumak için en az düzeyde yapmak gerekir.
Türkiye de bütçenin üçte biri askeri harcamalara giderken, sürekli eskiyen verimsiz ve anlamsız silah sistemlerine büyük paralar harcanmaktadır.
Gençlere gelecek perspektifi en önemli öncelik olmalıdır. Gençlerinin üçtebiri işsiz olan toplum geleceğe güvenle bakamaz. Gençlerin eğitim öncelikleri; sağlık, hürriyet, akıl, ahlaklılık, adalet ve sağlıkli bir suçluluk ve sorumluluk duygusu ile dünya ile bütünleşmek olmalıdır. Yabancı dil öğrenmekve ileri teknoloji kullanmak bunun önşartıdır. Türkiye de devlet ve sivil toplum örgütleri, siyasi partilerin hak ve ödevleri, sorumlulukları, sosyal adalet ilkesine göre dengeli dağılıma sahip kılınmamıştır. Sosyal ve ekonomik tedbirler, tüm halk kesimlerine refahtan ve büyümeden adil pay almalarını sağlamaya yönelik olmalıdır. Teşvik mekanizması ekonomide sektörler arasında rasyonel kaynak dağılımını ve kaynak verimliliğini olumsuz etkilemektedir.
 
EKONOMİDE HERKESİ, HER FERDİ, AİLEYİ,SEKTÖRÜ, FİRMAYI VE TÜM EKONOMİYİ KAPSAYACAK ADİL, DENGELİ, ÖLÇÜLÜ VE MAKUL; HAKSIZ REKABETİ, KÖTÜYE KULLANILMAYI ÖNLEYEREK SERBEST REKABETİ VE KAYNAK VERİMLİLİĞİNİ, KAYNAK HARCAMA DENGESİNİ SAĞLAYACAK KALICI TÜM ÜLKE ÇAPINDA YAYGIN ADİL, ÖLÇÜLÜ TEŞVİK VE DENETİM SİSTEMİ KURULMALIDIR. KALICI KURUMSAL VE İŞLEVSEL ALTYAPI OLUŞTURULMALI, EKONOMİDE KIT KAYNAKLARIN ETKİN VE VERİMLİ KULLANIMI SAĞLANMALIDIR!
 Herkese, her sektöre serbest rekabet şansı sağlamak için uygulanabilecek ana girdilerde uygulanabilecek teşvik tedbirleri paketi:
1)Vergi oranlarının azaltılması
2)Enerji maliyetlerinin ve satış fiyatlarının dünya ile rekabet edebilecek seviyede aşağıya çekilmesi
3)Haberleşme fiyatlarının ucuzlatılması, dünya fiyatlarına çekilmesi
4)Faiz giderlerinin ve diğer finansman masraflarının, harç ve vergilerin azaltılması, dünya ile rekabet edebilecek düzeye çekilmesi  
 
5)Sürdürebilir kalıcı büyüme stratejisi ile sürekli kriz korkusundan, yarın ne olacak psikozundan kurtulmak; orta ve uzun vadeli stratejik hedefler hiyerarşisini oluşturmak ve uygulanabilir işlevsel hedefler kümesini türetmek
6)Geleceğe güvenle bakabilmek için ekonomi yönetimini IMF yerine Milli Bilgeler heyetine bırakmak
7)Ülke idaresini hür düşünen akıllı becerikli zeki hünerli iyi eğitim görmüş dünya ile bütünleşmiş profesyonel ehil ellere teslim etmek, bu maksatla seçim sistemini ve siyasal partiler kanunu, Anayasa nın engel kısıtlayıcı maddelerini değiştirmek, zayıf kesimlere de sosyal hukuk güvencesini, asgari yaşam kalitesini sağlamak
 
 
 
DÖVİZE SPEKÜLATİF HÜCUM NOKTASI VE TOPLAM OLASI DÖVİZ KAYBI NASIL HESAPLANIR?
 
 
 
Enerji ekonomisi, termik, hidrolik ve nükleer enerji ile birlikte yenilenebilir (rüzgar, bioenerji, güneş, termal…) enerji kaynaklarından dünya fiyatlarında elde edilen elektrik enerjisini talep(yüklenme eğrisi) durumuna göre kesintisiz ve güvenilir çalışan bir iletim ve dağıtım şebekesi kurarak tüketicilere sunabilmektir. Tüm ekonomik üretim faaliyetlerinin nihai hedefi tüketimdir.(Bkz. P.A. Samuelson, Foundations of Economic Analysis, New York, 1979, Shf. 16-57) 
Üretim ve tüketim, ancak güvenilir ve uygun fiyatlandırılmış enerji girdisi sağlanması ile mümkün olur. Güvenilir enerji sağlanmasıise günümüzde ancak dünya ekonomisi ile bütünleşmekle sağlanabilir. Dünya da fosil enerji kaynakları ( petrol ve doğal gaz) sınırlı olduğundan, yeni ve temiz, yenilenebilir (regeneative) enerji kaynaklarını kullanan çevreyi kirletmeyen teknolojilerin üretilipp kullanılması, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için mutlak zorunludur.. Enerji üretim ve tüketiminde, kaynak verimliliği, çevre kirliliği ve iklim değişikliği kısıtları, ekonomik büyümenin mutlaka temiz enerji kaynaklarına dayandırılmasını, çevreyi SOx NOx COx gazlarıyla en az kirleten standard yöntemlerle üretim ve tüketim yapılmasını gerektirmektedir.
Ekonomik gelişmişlik düzeyinin ölçülmesinde, eskiden kullanılan, demir -çelik aluminyum-çimento…gibi enerji yoğun üretim ve tüketim kalıpları, sanayi ürünleri değil, en az ve en temiz enerji kullanan, yüksek kaliteli dakik servis ve hizmete odaklanmış, yazılım teknolojilerine dayanan yüksek kaynak verimliği ile ekonomik üretim ve tüketim yapılması, çevre kirliliğinin önlenerek gelir düzeyinin artırılmasının sağlanması esas alınmaktadır. Orta ve uzun vadeli perspektifle,Türk ekonomisin de, dünya fiyatlarında güvenilir ve ucuz enerji sağlanması, otomasyon yöntemleriyle işgücü verimliliğinin, enerji- telekom ve finans sektörlerinde uzmanlaşmanın, istihdam başına gerekli yatırım tutarının, üretimde ki sermaye yoğunluğunun, kişi başına tasarruf ve tüketim eğilimlerinin artırılabilmesi, dünya ekonomisi ile kaynak üreterek sağlam kaynaklara dayanan istikrarlı büyüme stratejisi sayesinde, sağlıklı ve kalıcı bir rekabet kabiliyeti kazanarak bütünleşilebilmesi için en önemli olmazsa olmaz önşarttır. Halbuki son on yılda Türkiye de enerji üretim kapasitesinde olması gereken reel fiziki büyüme, kapasite artışı sağlanamamıştır. Enerji de dışa bağımlılık, %80 oranına yükselmiştir. Türkiye, ucuz döviz ve yüksek faize dayanan, süreksiz ve riskli bir ekonomik büyüme stratejisi izlerken küresel krize yakalanmıştır.
Dünya ekonomisinin sürüklendiği olağandışı şiddetteki 2008 küresel durgunluk ve finansal kriz ortamında, 2009-2014 yıllarında, Türkiye ye alışılmış yoğunlukta, yeni sıcak para ve sermaye girişi olamayacağı öngörülmeli, öncelikle .ekonomide mevcut kaynakların, eğitim yatırımlarıyla işgücü verimliliğinin ve hareketliliğinin artırılmasına, dünya fiyatlarında güvenilir ve ucuz enerji sağlanmasına, geniş bantlı ucuz kaliteli haberleşme teknolojilerinin kullanılmasına, sağlam finansal altyapı nın, vergilerin ve faiz giderlerinin azaltılarak sağlıklı kaynak- harcama dengesinin kurulmasına yönlendirilmesi gerekmektedir.
 
Dünya ekonomisi hem arz hem de talep tarafında iki temel yapısal sistem sorunuyla karşıyadır. Bunlardan birincisi uygulanan faiz mekanizmasının tekelleşmeye yol açmasıdır. ( Bkz. Das Kapital, Karl Marx). İkincisi ise dünya ölçeğinde düşük tasarruf eğilimine ve yetersiz verimlilik artışına, bozuk gelir dağılımına rağmen, sermaye birikimi yetersiz olan az gelişmiş ülkelerde   reklam, kredi kartı ve diğer parasal teşviklerle yüksek tutulan tüketim eğilimi sonucu uygulanan açık finansman yöntemleri, yüksek faizle borçlanma politikalarına karşılık sermaye birikimi yeterli gelişmiş ülkelerde yaşanan talep yetersizliği, üretim kapasitesinin Çin ve Hindistan a kaydırılması,dünya piyasalarında bankacılık sistemi kanalıyla arzedilen kontrolsüz riskli spekülatif finansal türevler ve fiktif nakit fon akımları ile şişirilen balonların oluşması, Irak ve Afganistan işgalleri ve silahlanmaya yarışına ayrılan kaynaklardır.
 
 
 
 
 
GENOMİ VE EKONOMİ
 
 
 
 
 
 
Charles Darwin, ‘The Origin of Species’, Türlerin Başlangıcı kitabını yazmadan tüm dünyayı dolaşmış ve tek tek canlı türlerinin gelişimini ve zamanla değişimini fosillerini bularak, laboraturında toplayıp incelemiştir. Vardığı sonuç çok ilginçtir: Zamana, devre, değişime uyum gösteren en uygun tür yaşar; uyamayan türler yok olur. ‘Survival of the fittest’ tabiat kanunudur ve mutlak bilgi en ince detayda saklıdır. Tabiatta esnek mukabele stratejisi ve en ince detayda saklı sürekli denge esası geçerlidir.
Ekonomi ve finans dünyası da, gerçek güç dengelerini en ince detayda yansıtmayan para sistemi ile uzun süre yaşayamaz. Finansçılar,
HERŞEYİN FARKINDA OLMAK HERŞEYİ EN İNCE DETAYINA KADAR BİLMEK ,EN ÜST ZİRVEDE, EN SOYUT, EN KAPSAMLI, TEK HÜR VE BAĞIMSIZ HEP VAROLMAK, HİÇ YOK OLMAMAK,HERŞEYİ ÖNCEDEN BİLMEK, HERŞEYDEN HABERDAR OLMAK, her şeye hakim olmak isterler. Goldman Sachs ın Genel Müdür bu yüzden finansçıların Tanrının bugünkü gerçek elçileri olduğunu iddia etmektedir.
 
Finansal sektörün ekonominin motoru olan reel sektör şirketleri için önemi tartışılamaz. Bu iki kesim de birbirlerini destekleyen, besleyen oluşumlardır. Bu nedenle krize karşı alınacak tedbirlerin koordineli ve danışıklı olmasında büyük önem vardır. 2000 ve 2001 krizlerinden sonra finansal kesimde bazı yapısal ve ciddi boyutlu dönüşümler gerçekleştirilmiştir. BDDK’ nın kurulması, Bankacılık operasyonları, sermaye yapılarının güçlendirilmesi, açık pozisyonların takibi, Banka Bilgi Sistemlerinin ve Finansal İşlemlerinin bağımsız denetim ve risk odaklı denetimler ile tanışması, kurumsal yönetim yaklaşımının yaygınlaştırılması finansal kesimi ve özellikle de bankacılık sektörünü kuvvetlendirmiş, bankaların ve diğer finansal kurumların benzeri krizlere karşı dayanıklılığını ve taşıdıkları risklere ilişkin farkındalıklarını önemli oranda artırmıştır.
 
 
Buna karşı özel sektörde bu tür krizlere karşı bazı tedbirler almaya çalışmış, çevresel risklerin önemi anlaşılmış, “verimlilik” kavramı şirketlerin adeta can simidi gibi sarıldıkları bir unsur haline gelmiştir. Yaşanan bazı krizler sebebi ile, çeşitli dış risklerin ki buna makro ekonomik riskler de dahil, şirketlerin üretim kararlarından tutun, stok politikaları, pazarlama ve ihracat imkanları ile finansal yapıları üzerinde oynadığı rol açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Verimlilik kavramına ek olarak “inovasyon” ve “kurumsal yönetim” kavramları de ciddi boyutta tartışılır olmuştur. İnovasyon, yeni fikirlerin ticari bir yarara dönüştürülmesi sürecidir. Yani yaratıcılığın, ticari ustalıkla birleştirilmesidir. İnovasyon geleceği yaratmakla ve sürdürülebilir kârlı büyüme sağlamakla ilgilidir. Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği, kurumsal yönetim (yönetişim) kavramını şu şekilde tanımlanmaktadır: “Kurumsal Yönetim, bir şirketin, hak sahipleri ve kamuoyunun menfaatlerine zarar vermeyecek şekilde, mali kaynakları ve insan kaynaklarını kendine çekmesini, verimli çalışmasını ve bu sayede de hissedarları için uzun dönemde ekonomik kazanç yaratarak istikrar sağlamasını mümkün kılan kanun, yönetmelik ve gönüllü özel sektör uygulamaları bileşimidir”. Yani son dönemde karlılık üzerinde önemli bir vurgu yapılmaktadır. Karın basit ekonomik formülünün “gelirler – giderler” olduğunu biliyoruz. Bu halde 2001 krizi sonrası ortaya çıkan, sıklıkla tartışılan ve şirketlerimiz açısından hayatta kalmanın çözümleri olarak genel kabul gören inovasyon, verimlilik ve yönetişim kavramları, genel olarak, karı sağlama ve bunu istikrarlı hale getirme, yani sürdürülebilir, paydaşlara faydalı karlılık üzerine odaklanmaktadır. Bu amaç ile, topluma ve yasalara duyarlı, gelirlerini farklı, kaliteli ürün ve hizmetler ile maksimize eden, giderlerini yine en düşük olacak şekilde çeşitli yol ve yöntemler ile minimize eden şirketlerin hayatta kalması söz konusudur.
 
 
Ülkemizde şirketler kesiminin yani özel sektörün bu kavramların önemini anlamaya başladığı aşikardır. Bu üç kavramın bir önemi daha vardır. Bu kavramlar kriz öncesi olduğu kadar kriz sırasında ve sonrasında da şirketlerin sürdürülebilir karlılığına önemli katkı yapmaktadır. Bu halde bu kavramların şirket yönetiminde belki de en temel varsayımlar olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bu halde şirketler kriz öncesi, sırasında ve sonrası;
 
 
1) Mutlaka verimlilik ilkesine uygun faaliyet göstermeli
 
2) İnovasyon kavramını anlamalı, bu kavrama yönelik olarak ürün ve hizmetlerini farklılaştırma yoluna gitmeli
 
3)Kurumsal Yönetim anlayışı ve bunun gereği olan KY ilkelerini kabul ederek, bunları eksiksiz uygulamalıdırlar.
 
 
Şimdi bu üç koşulun nasıl sağlanabileceği, yani şirketlerde nasıl tesis edilebileceğine geçmeden, bu koşulların sağlanması halinde ne tür faydalar sağlayabileceğine göz atalım:
 
 
Ülkemizde şirketlerin ekonomik krizler sırasında şu 4 alanda ciddi sıkıntı çektikleri görülmektedir. Bu alanlar finansman, pazarlama, stok yönetimi ve stratejik yönetimdir. Tüm bu alanların da birbirleri ile ilişkili olduğunu söylemek hatalı olmayacaktır. Şöyle ki, kriz dönemlerinde yapılan stratejik planlama hataları şirketin kısa vadede krizi atlatsa bile orta vadede bünyesine zarar verebilmektedir. Kriz dönemlerinde likit kalınması gereken durumlarda yatırım yapmak, yatırım yapılması gereken durumlarda da likit kalmak şirketin finansman politikalarını da olumsuz yönde etkilemektedir. Finansal risklerin iyi yönetilememesi, piyasa risklerinin şirket bilançoları üzerine etkileri gerçekten ölümcül sonuçlar doğurabilmektedir. Örneğin dolarla ihracat yapan bir şirket, dolarla borçlandığı takdirde açık pozisyon riski taşımadığını düşünebilir, ancak farklı piyasa riskleri ile karşı karşıya olabilir. Şirket döviz kurlarındaki bir yükseliş ile ihracat hacmini arttırken, kurlardaki artış ile borçlanma maliyetleri de artmaktadır. Bu ikisi arasında dengeli bir durum olduğu varsayılsa bile, özellikle hammadde ve ara malı ithal eden, dışa bağımlı bir üretim yapısına sahip ise, ki ülkemiz genelde bu türde işletmeler ile doludur, kurlardaki artışın ithal maliyetlerini artırma ve şirketin bu fiyat artışlarını nihai ürün fiyatına yansıtma zorunluluğundan dolayı iç ve dış pazarda kayıplar yaşaması ihtimali yüksektir. Pazarlama alanında yaşanan tüm sıkıntılar ise şirketin nakit yapısına ve dolayısı ile de finansman politikasına etki edecektir. Kriz dönemlerinde biriken stoklar ve hatalı stok yönetim politikaları pek çok şirketin önemli zararlar etmelerine veya gereksiz düzeyde stoklar ile çalışmak durumunda kalmaları ve olması gerekenden daha az kar etmelerine yol açmaktadır.
 
 
Bu bağlamda inovasyon, verimlilik ve iyi kurumsal yönetim ürün ve hizmetlerin piyasa koşullarından veya çevresel risklerden (piyasa, rekabet, yasal düzenlemeler) “mümkün olduğunca” bağımsız hale getirilmesine imkan vermektedir. Bu ne demektir?
 
Verimlik bilindiği üzere, en genel anlatımıyla, üretim sürecine sokulan çeşitli faktörlerle (girdiler) bu sürecin sonunda elde edilen ürünler (çıktılar) arasındaki ilişkiyi ifade eder. Savurganlıktan uzak, kaynakları en iyi biçimde değerlendirerek üretmek demektir. Verimli işletmelerde;
 
 
- Stok yönetimleri sağlıklıdır. Krizlere asla gereğinden çok fazla stok ile yakalanmazlar. Yani stok maliyetleri optimaldir.
 
- Aynı üretimi daha az girdi ile yapar veya aynı girdi ile daha çok ürün elde ederler.
 
- İnsan kaynağı, teknoloji altyapısı ve üretim süreçleri maliyetleri düşürmek üzere optimize edilmiştir. Operasyonel giderler olabilecek en düşük düzeydedir.
 
- Özellikle kriz zamanlarında önemli maliyet avantajları sağlamaya ve bunların ürün veya hizmet fiyatına yansıması ile pazarı koruyup geliştirmeye imkan verir.
 
 
İnovasyon ise özellikle gelir tarafında önemli katkılar sağlayacak bir kavramdır. İnovasyon çeşitli şekil ve türlerde yapılabilmektedir. Piyasada bulunmayan yeni bir ürün veya hizmet geliştirmek, eski bir ürüne farklı bir kullanım ile yeni bir pazar yaratmak, yeni bir ürünü farklı bir kullanım ile eski bir pazarda satmak veya şirket içi operasyon ve süreçleri değiştirmek suretiyle verimlilik sağlamak gibi çeşitli şekillerde fayda sağlamaktadır. Pazar geliştirmekten çok, kurum çapında sergilenmesi gereken bir çabaya işaret eder. Gelir yaratmak kadar, giderleri düşürmeye yönelik adımları da içerir. Ekonomik krizler sırasında verimlilik sağlamak kadar hatta daha çok fayda sağlar. İnovasyon mevcut ürün ve hizmetlerin, şirket içi süreçlerin, örgütsel yapıların ve her zamanki klasik yaklaşımların farklılaştırılması ve bu farklılaştırmanın kar yaratması temeline dayanan bir kavramdır. İnovatif şirketler krizleri birer fırsat olarak görür ve bu krizlerde normal dönemlerin üzerinde büyüme sağlayabilir. İnovasyon, şirketlerin Pazar payları, ciroları, giderleri, nakit akışları ve bilançoları üzerinde olumlu katkılar yapar.
 
 
Kurumsal Yönetim ise en iyi şirket yönetimini ifade etmektedir. Etkileri verimlilik veya inovasyon kadar somut veya anlaşılır olmamasına rağmen, sağladığı faydalar onlardan daha az değildir. Sadece ekonomik kriz dönemlerinde değil hemen her dönemde şirketlerin ekonomik ve sosyal yönden kar sağlamalarına yardımcı olur. İyi kurumsal yönetim, tesis ettiği pek çok mekanizma kanalı ile kurum içi ve dışında pek çok alanda gelişme sağlanmasına imkan verir. Kurumsal yönetimin 4 önemli ilkesi olan “Adillik, Şeffaflık, Hesap verebilirlik ve Sorumluluk” kurumun tüm paydaşları ile olan ilişkileri ve kurumun faaliyetlerinde önemli bir rehberlik ve düzenleme getirmekte, bu sayede pek çok önemli yönetsel aracın kullanılması için dayanak oluşturmaktadır. Etkin risk yönetimi ve iç denetim mekanizmaları da bu bağlamda düşünülebilecek araçlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Kurumsal yönetim ilkeleri, yatırımcıların güveninin artırılması, sermaye maliyetinin düşürülmesi ve daha istikrarlı finansman kaynaklarının sağlanmasına yardımcı olmakta ve bu yönüyle finansman olanakları ve yatırım kararlarını etkilemektedir. Özellikle kriz dönemlerinde yukarıda bahsi geçen finansman sıkıntılarının giderilmesinde, yatırımcılar tarafından bir şirkete yatırım yapmaya karar verilmesi esnasında, önemli bir kriter olarak katkı sağlamaktadır. Yani, özellikle ekonomik krizler ile nakit döngüsü bozulan, önemli yatırım fırsatlarını sermaye eksikliği ile kaçırmak durumunda kalan şirketler, etkin bir kurumsal yönetim tesis ederek, stratejik yönetim ve finansman problemlerini çok daha kolay şekilde halledebilme imkanına sahiptirler. Gerek yurt dışı yatırımcılar, gerekse de yurt içi ve dışı yatırımcıların nazarında, büyüklüğü ve ölçeği ne olursa olsun, etkin kurumsal yönetim uygulamaları olan şirketlerin yatırım tercihlerinde öncelikleri olur. Yukarıdaki kurumsal yönetim ilkelerinin soyut kavramlar olmakla birlikte, belirli yönetsel araçlar yardımı ile somut şekilde uygulamaya alınması, şirketlerin sermaye maliyetlerine doğrudan etki edecektir.
 
Risk tanımlama ve yönetimi ancak kötü bir sonuçtan sonra başlatılır. Örneğin deprem riski olmadan bilinemez bir risktir. Geçmişte yaşadığımız çok büyük bir acıya rağmen bu konuda “reaktif” de olsa yeterli tedbirler hala alınamamıştır. Can kaybı, ormanlarımızın kaybı, her seferinde tekrarlanmaktadır. Sebebi ne olursa olsun (terör, ihmal, kürsel ısınma, suistimal, yolsuzluk, cahillik) tabii afet kayıpları risklerine karşı tedbir almamak kabul edilemez. Milli servet kaybının ötesinde, gelecek nesilleri çöl gibi bir ülkede yaşamak zorunda bırakmak, en azından itibar riski taşır. Proaktif riskin tanımı ve yönetimi kolay değildir.
2001 Ekonomik krizi, Türkiye’nin güçlü finansal yeterlilik ve risk kontrolleri konusundaki uygulamaların kamu yükümlülük yönetiminden yoksun olduğunu ortaya koymuş ve devlet bütçesine büyük, süresiz yükümlülüklerin doğrudan aktarılmasına neden olmuştur. Devlet, sözleşmeye bağlı yükümlülükleri ve dahili Hazine verilerinin kalitesi, Hazine Veri Sistemleri Projesi ve Kamu Finansal Yönetim Projesi sayesinde geçen on yıl içerisinde belirgin bir şekilde gelişmiş olmasına rağmen, bu gelişmeler, mali risk, kontrol ve risklerin hafifletilmesi konularında aynı seviyede gerçekleşmemiştir. Yeni çıkarılan ve mevcut kamu borç tahvilleri yeterince şeffaf ve stratejik risk değerlendirmesine uygun olmamıştır. Riskler doğru bir şekilde belirtilmemiş veya bunlar için yeterli karşılık sağlanmamıştır. Yükümlülük yönetimine ilişkin kurumlararası bütünlük parçalanmıştır. Hazine’nin farklı birimleri farklı borç sınıflarını yönetmektedir.
 
Kamu finans ve borç yönetim Kanunu, nakit riski hafifletme stratejisini yürürlüğe koymak için Türkiye Hazinesinin risk yönetiminden sorumlu kılmaktadır. Sonuç olarak nakit risk ölçümü ve risk yönetimi için yeni yöntemlerin geliştirilmesi ve sürekli işbaşı eğitime odaklanmayı gerektirmektedir. Bu eğitimler, Hazinenin riskleri değerlendirme, sürpriz piyasa şoklarına anında cevap verebilme ve sezgisel değişikliklere doğru tepki verebilme kabiliyetini de arttıracaktır.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
DEPRESYON EKONOMİSİNDE BANKALAR YENİDEN KREDİ VEREBİLECEK Mİ?KÜRESEL SİSTEM KRİZİ AŞILABİLECEK Mİ?
YARIN (BORSA DÖVİZ FAİZ ALTIN) NE OLACAK?
DÖVİZE SPEKÜLATİF HÜCUM NOKTASI VE OLASI DÖVİZ KAYBI MİKTARI NASIL HESAPLANIR?
DÜNYA ŞEBEKE EKONOMİSİ FİNANS KRİZİ VE FAİZ MEKANİZMASININ ANALİZİ,
 
 
 
 
OLAYLARI TARİHİ PERSPEKTİFLE ANALİTİK OLARAK ÇÖZÜMLEMEK; KALICI KURUMSAL ALTYAPI VE KRİZİ AŞACAK SÜREKLİ TEDBİRLER ÜRETEREK, MATEMATİK MODELLEME İLE TEDBİRLERİ ÖNCELİKLERE GÖRE ACİL UYGULAMA PAKETLERİNE EYLEM PLANLARINA DÖNÜŞTÜRMEK :
 
Dünya ekonomisi ve finans sistemi yeniden yapılandırılıyor. Türkiye de, bunlara bağlı olarak ekonomisi ve kurumsal yapısı ile yeniden yapılandırılıyor. Bu yapılanma Türkiye’nin kendi milli ihtiyaçlarına göre değil de , AB ve ABD merkezli uluslar arası dış güçlerin maksatlarına göre yapılmaktadır. Türkiye de yerleşik güç dengelerini yeniden yapılandırma süreci, buna karşı direnebilecek Muhsin Yazıcıoğlu gibi tecrübeli ve vatansever milliyetçi siyasetçileri, önceden planlanarak gerçekleştirilen helikopter ve trafik kazalarıyla, suikastlerle temizlenerek sinsice yürütülmektedir. Türk toplumu, yıllardır yaşadığı yapısal ekonomik ve finansal krizlerler sonucu fakirleştirilerek, yaratılan günlük geçim derdiyle uğraşmaktan, toplumsal direnme ve demokratik tepki reflekslerini neredeyse tamamen kaybetmiştir.
Kayıtsız ve muhtaç hale getirilen toplum, çağdaş devlet yapısına sahip çıkamaz hale gelmiştir.
 
 
 
Yasama, Yürütme, Yargı erki ve bağımsızlığı, iyice siyasallaştırılarak yok edilmiştir. Üniversite gençliği 12 Eylül den sonra tamamen tepkisiz hale gelmiştir. Güvenlikten sorumlu, asker,polis ve istihbarat lojman ve gelir kayırmalarıyla iyice ayrıştırılmıştır. Bütün kurumların birbirine karşı duyduğu kökten bir güvensizlik ve çatışma ortamı yaratılmıştır. Türkiye’de korkunç bir kurumlararası asker-sivil, inanan-inanmayan, laik olan-olmayan, şeklinde menfaat ve güç, nüfuz çekişmesi vardır. Türkiye de ki iç dağınıklık ve güç mücadelesi sonucunda sahipsizlik ve ülkenin dışardan yönetilmesine açık bir zaaf ortamı oluşturulmuştur. Ülkede bu kadar büyük bir başıboşluk ve dağınıklık varken, elbette herkes ne oluyor ne olacak diye sormaktadır?
 
Türkiye’deki insanların çoğunluğu dinlendiğine ve sürekli izlendiğine inanmaya başladı. Yargı kararlarına ve zabıtlara, yasal dinleme yetkisine sahip birimlerin dahi yasadışı dinlemeler yaptığı girmiştir. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) Kurumunun kuruluş kanunu 2005’te çıkarılmıştır. O dönemde Başbakan Yardımcısı olan Abdüllatif Şener’ e göre, TİB Kanunu Bakanlar Kurulu’nda dahi görüşülmeden kanun haline getirilmiştir; TİB’le ilgili tasarı hükümetten Meclis’e gitmemiştir ve hiçbir TBMM denetimi de bugüne kadar yapılamamıştır. Bu nasıl bir demokratik işleyiştir ki, Bakanlar Kurulunda hiç görüşülmeden hükümet adına Kanun teklifleri TBMM ye gönderilerek yasallaştırılmaktadır?
TİB, Jandarma, Emniyet ve MİT’in dinlemelerini de koordine eden, dinleyenleri de dinleyebilecek bir üst kurum olarak kurulmuştur. TİB Kuruluş kanununda, ’TİB Başkanını Başbakan atar; Kurumun denetimini de Başbakan istediği kişilere yaptırır’ denilmektedir. Türkiye hiç devlet geleneği olmayan bir ülke gibi Dışişleri Protokolü ve Kurumsal Devlet Denetimi geleneği dışına çıkarılmıştır. Nitekim daha sonra Anayasa Mahkemesi, TİB’in kuruluş kanununun Başkan ataması ve TİB Denetiminin Başbakanın istediği kişilere yaptıracağı ile ilgili keyfi hükümleri iptal etmiştir. Buna rağmen TİB Başkanı hala görevindedir ve TİB Kurulduğu 2005 yılından bugüne kadar hiçbir kurumsal denetim geçirmemiştir; çünkü Başbakan kurduğu bu önemli Kurumu denetleme ihtiyacını henüz hiç hissetmemiştir.
 
Türkiye de Siyasi Parti liderleri, delegeleri de kendileri belirlediğinden, siyasi partiler ve seçim kanunlarında belirlendiği gibi tam demokratik şekilde, kendi kongrelerince hür irade ile değiştirilemektedir. Bu da sistemi tıkamaktadır. Halk, bilinen muhalefet partilerinin başındaki liderlere güvenmediğinden, mevcut iktidara istemeye istemeye oyunu vermektedir.
 
Siyasi parti liderlerinin milletvekili seçilecekleri belirlemekte mutlak hâkimiyetleri de henüz kırılamamıştır. Siyasi partiler ve seçim kanunları demokratik hale getirilememiştir. Milletvekili dokunulmazlıkları, seçim beyannamelerinde hep söz verilmesine rağmen bir türlü kaldırılamamış, siyasetçi ve siyasetin finansmanı şeffaf, açık, halkı temsil edebilecek kadar berrak ve güvenilir hale getirilememiştir. Türk seçmeni siyasi partiler ve seçim kanunlarını ile siyasi partilerin lider hükümranlığı sonucunda dürüst, güvenilir ve paylaşımcı, iyi ahlaklı, iyi eğitilmiş hünerli insanları seçemeyip; mala-makama-paraya-gösterişe, kendi nefsine ve gururuna tapınan, bilgisiz, hünersiz, uzaktan kolayca kumanda edilebilecek evsafsız insanları parlamentoya seçmektedir. Böylece, giden geleni hep aratmaktadır. Türk seçmeni daima kötünün iyisini seçmeye nahkum edilmektedir. Siyasi iktidarlara, Türk Silahlı Kuvvetlerine, Adalet mekanizmasına ve millete sürekli karşılıklı izlenme ve dinlenme, takip edilme, dış güçler paranoyası hâkim olmuştur. Milletin kendine ve demokratik sisteme, ordusuna olan güveni ve sağduyusu bilinçli ve planlı olarak zamanla aşındırılmıştır. Gençlere geleceğe güven perspektifi sunacak, refah getirecek yeni enerji, eğitim ve sağlık altyapısı ve enerji üretecek santral yatırımları yapılarak, yeni iş imkânları, yeni bilgi işlem iletişim, ulaşım haberleşme teknolojileri sunulamamıştır. Parasal büyüme karın doyurup, işsizliği önleyebilir mi?
 
Türkiye de her yıl 400.000 boşanma olmaktadır. Nüfusu 72 Milyon olan Türkiye de ki dava dosyası sayısı, nüfusu 82 Milyon olan Almanya daki dava dosyası sayısının dört katına ulaşmıştır. Türkiye de en lüks binalar adalet sarayları olmasına rağmen, yargı bağımsızlığına, adalet mekanizmasına ve devlete olan güven temelinden sarsılmış; rüşvet ve siyasi kayırmacılık kural haline gelmiştir. Toplam 776.000 kilometrekare olan Türkiye Cumhuriyeti topraklarının, 2200 kilometrekaresi çeşitli amaçlarla yabancılara parayla satılmıştır. Ormanlar ve Hazine arazileri kapanın elinde kalmıştır.
 
Yeni bir dünya ekonomisi ve yeni finansal güç dengeleri, üçüncü dünya savaşına gerek kalmadan, ancak barış içinde yeni bir uluslar arası para birimi ve para sisteminde uzlaşılması ile mümkün olabilecektir. Dünya nufusu yeni doğumlarla 250 kişi/dakika artmakta; buna karşılık 107kişi/dakika ölümlerle azalmaktadır. Net Nüfus artışı 143 kişi/dakika olmaktadır. İşsizlik oranı ise dünya genelinde çalışan nüfusun %10 una ulaşmıştır.
Tarih hak çizgisidir. Tabiat, çevre ve iklim değişikliği ile aşırı enerji tüketimine ve dünyanın kaynaklarının sadece sermaye birikimini gerçekleştirmiş zengin Dolar/ Euro/Yen ülkelerine akışına dur demektedir. İnsanoğlu ya hırslarına ve hislerine, mutlak güç isteğine engel olacak, ya da tabii afetler sonucu yok olup gidecektir.
 
Siyasetçi ve hükümetler para sahiplerinin kuklasıdır. AB'nin dayattığı kurallar, ulus devletle küreselleşme ve ümmet çelişkisine Türk toplumu daha ne kadar dayanabilir? ABD’ nin Irak’ı ikinci işgali belki daha önceden planlanmıştı, ama Saddam petrolünü Euro ile değerlendireceğini açıklayınca, aniden yapıldı. Şimdi ABD Kuzey Irak tan çekilince, Kuzey Irak ta kurulan Kürt devletinin güvencesi için Türkiye deki dengeler zorlanıyor. AB’ye üyelik hedefi ile avutulan Türkiye, doğusundan ve güney doğusundan bölünme tehdidi ile karşı karşıyadır. Araplar la K.Irak taki Türkmenler bir olup Barzani’ nin Kürt devletini yaşatmazlar ve Irak kesinlikle bölünür. Bu tehdidi kullanarak Türkiye de Kürt açılımı politikası ve TSK nın yıpratılması senaryosu uygulanmaya başlandı. 2008 Finans krizinin etkilerine en fazla 2011 yılına kadar dayanabileceği varsayılan Türkiye, bilinçli ve planlı olarak sosyal, siyasal ekonomik, finansal ve askeri bir dönüşümle çözülme sürecine sokuldu.
Bugünlerde yaşanan gerginlik ve çatışma ortamının 2010 da daha da yoğunlaştırılması ve 2011 de Türkiye nin laik ve üniter devlet yapısının bozulması, etnik, dinsel ve bölgesel olarak Yugoslavya örneği gibi ayrıştırılması öngörülmektedir.
 
Türkiye de ki askeri ve sivil kurumlar arası gerginlik ortamı ve yaşananlar gizli güç mücadelesinin ilk alarm işaretleridir. Türkiye iradesi dışında biryerlere sürüklenmektedir. Siyasi iktidar, asker, polis, yargı başta olmak üzere, tüm devlet kurumları arasındaki gerilim, gizli bir güç çekişmesi ve iç hesaplaşmanın yaşandığını göstermektedir. Ateş olmayan yerden duman çıkar mı? Tüm karşılıklı suçlamalarda gerçek olan devlet organları arasındaki çatışmanın tehlikeli boyutlara ulaşmasıdır. Asker ve sivil tüm devlet kurumları arasında, kamuoyu önünde gizlenemeden yürütülen psikolojik (asimetrik) savaşın, fiziki çatışmaya dönüşme riskinin 2010 da artacağı; 2011 de ise ABD nin Irak’ tan çekilmesiyle de doğacak güç boşluğunda, kürt açılımı süreci denilen saatli bombanın patlatılacağı söylenebilir. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve TSK, 2011 de istese de istemese de Irak’ a girmek zorunda kalacaktır. Aksi halde ya Irak, ya da Türkiye bölünebilecektir. Araplar Türkmenler ve Kürtler, ABD askerlerinin 2011 den itibaren çekilmesinden sonra, Türkiye müdahale etmeden Irak’ ın üniter devlet yapısını koruyamaz, çatışır. Irak bölünürse Türkiye de bölünür.
 
2010
Sürdürebilir ekonomik büyüme %5-6, azalan işsizlik, enerji ve gıda fiyatları, döviz ve faizler, bütçe açığı
Dolar 1,6 Euro 2,20 TL değer kaybeder
Cari işlemler açığı 15 Milyar Dolar
İşsizlik %16
Kriz sonucu mali kesime doğrudan ve ucuz para teminat güvenceleri yollları ile kamu kaynakları aktarıldı.
 
Küresel dengesizlikler
Türkiye ve ABD parasal büyüme ve şişme sayesinde imkanlarının üzerinde kaynak tüketiyor; tüketimleri üretimlerinden hızlı artıyor ve taşınamaz oranda cari açıklar oluşuyor. Çin de ise tüketimin üretimden yavaş artışı dev dış fazlalara yol açıyordu.
Sermaye birikimini sağlamak, tüketimi kısıp üretimi artırmak, ithalatı azaltmak
Artan yatırımların yarattığı ek kapasitelere talebin nasıl ve ne zaman, nereden geleceği ?
Keynes in politikalarıyla mali krizin bir ekonomik krize dönüşmesi engellenemedi; işsizlik arttı Küresel sorunlara ancak küresel uzlaşma ile çözüm üretilebileceği
IMF ve Dünya Bankası gibi mevcut küresel kurumların küresel krizi önleyecek ve yönetecek bilgi, beceri ve yetkiye sahip olmadıkları anlaşıldı.
Değişime direnci kırmak
 
Devlet yabancılar ne derse ne isterse onu yapmaktadır.
Türkiye’de güvenilir veri üretimi, açıklık ve şeffaflık hiçbir zaman devletin öncelikleri arasında yer almadı. AB süreci sayesinde, IMF ve Dünya Bankası Projeleriyle Türkiye’ de sağlıklı veri üretilmeye başlandı.
 
zamanlama ve şans
 milli gelir analizi
 
 
 
Krizde en çok özel kesim makine-teçhizat yatırımları azaldı.
 
 
para politikası gerektiği kadar gevşetilmedi
 
sermaye teorisi ve gelir bölüşümü
yeni bilgi ve teknoloji üretmeden borsanın yükselmesi
Tüketici Güven Endeksi
1994 ve 2001’de büyük mali kriz yaşandı, bankalar battı, kur, faiz ve enflasyon patladı, vs. 2008 de bunlar olmadı ama ne oldu da Türk ekonomisi %13,4 küçüldü?
Stok değişimleri ve enflasyon
Kamu harcamaları artışı
Dış talep ve ihracat
Faizi borçla ödemek
 
Dubai World ve Nakteel. İlki ikincisinin sahibi. Nakteel palmiye biçimindeki ünlü yapay adaları kuran büyük bir gayrimenkul geliştirme şirketi. İnşaatları borçla yapıyor. Bittikten sonra binaları satıyor ve borcunu geri ödüyor.
Gayrimenkul işlerinin yüksek kârlılığı Türkiye’den biliniyor. Proje bittiğinde emlak talebi ve fiyatları ne olacak? Arz fazlası, ekonomik kriz vs. halinde binalar üreticinin elinde kalıyor.
borcun vade yapısı uzun vadeli olan şirket emlak piyasasının toparlanmasını bekleyebilir
 
Uzun vadeli projeyi kısa vadeli borçla finanse ediyor. emlak piyasasını vuran koşullar
 
Borcu çevirmek sadece anapara ödemesini geciktirmek değildir. Faiz için ek borçlanma gerekir. Kıyamet orada kopar. Nakit akımını iyi yönetemeyen kuruluş, bilançosu sağlam olsa bile iflas ihtimali ile karşı karşıya kalır.
 
 
 
TÜRK EKONOMİSİ VERİ ANALİZİ
 
Paul Krugman: “işi bilen, kendine güvenen sayı vermez analiz yapar”
 
Kaynak: HDT,DPT, TCMB, EPDK, BDDK, TÜİK Bültenleri
 
Halkın cebinden çıkan 100 TL’nin ortalama 28 TL’si gıdaya, 18 TL’si konut harcamalarına (kira-ısıtma-yakacak ve konut ile ilgili diğer harcamalara), 12 TL’si ulaştırmaya (dolmuş, benzin gibi harcamalara) gidiyor.
Gıda konut ısınma ulaşım harcamaları, toplam tüketim harcamalarının yüzde 60ı oranında
Tüketicinin parası yok
Tüketici fiyatlarındaki artışı (enflasyonu) iki faktör belirler. (1) Tüketicinin talebinin artışı veya daralışı. (2) Üretici fiyatları. (Ürünün maliyeti ve üreticinin kâr oranları).
Üreticinin sorunu ise talep yetersizliği. Üretici, ana girdi fiyatlarındaki artışı bile fiyata yansıtamıyor. Kâr oranlarını çekebildiği kadar aşağıya çekti.
Üreticinin malını alan yok
2009 yılına ait TÜFE ve ÜFE endeksleri gösteriyor ki,
-Ekonomi, krizin etkisinde büyük bir baskı altında. Bu baskı talep baskısı. 2010 yılına girerken talep baskısının devam etmesi
Tüketicinin durumuna üzülürken üreticinin ne durumda olduğunu da unutmamak gerekir. İmalat sanayiindeki üreticinin 2009 yılında fiyatları ortalama yüzde 0.58 aşağıya çekmeye mecbur kalması, üreticinin de durumunun pek iyi olmadığını ortaya koymaktadır.
Satın alma gücü paritesine göre gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) esas alındığında, Türk ekonomisi dünyanın 16. büyük ekonomisi sayılıyor.
Aynı kriterle, Avrupa’nın 6. büyük ekonomisi durumundayız. Avrupa’nın en büyüğü Almanya’nın 1/3’ü büyüklüğünde ekonomimiz var. İtalya bizden bir kat büyük.
Türkiye, nüfusun yaşı itibariyle Avrupa’da çok avantajlı durumda. Ülkelerin ortalaması alındığında Avrupa nüfusunun yüzde 16’sı genç grubunda iken, bizde bu oran yüzde 28. Ancak, bu karşılaştırmalı avantajımız 2050’ye kadar gittikçe azalacak.
2008 yılında kişi başına düşen milli gelirimiz 10.436 ABD Doları idi. Bu seviyenin, global kriz nedeniyle 2009’da 8.456 ABD Doları’na düştüğünü görüyoruz. Önümüzdeki 5 yıllık dönem içinde bu seviye yükselecek olsa da 2008 seviyesini bulamayacak.
TÜİK’in yaptığı araştırmalara göre, GSYH’mizin büyümesine en çok özel sektör tüketim ve yatırım harcamaları katkı yapıyor. Bu nedenle, özel sektörümüzü mutlaka büyütmemiz gerekiyor. Bu da kredi hacminin büyütülmesinden geçiyor.
- Şimdiki hükümetle birlikte, istihdamın sektörel dağılımı değişti. Tarım kesimi, istihdamın yüzde 34.9’unu sağlarken, şimdi 23.7’sini sağlar oldu. Buna karşılık 2002-2008 sonu arasında inşaat sektörünün payı yüzde 4.5’ten yüzde 5.9’a çıktı. Hizmet sektörünün payında da yüzde 7.4’lük bir artış var. Türkiye, süratle hizmet yoğun bir ekonomiye doğru gidiyor.
- Ülkemizdeki en kötü ekonomik veri yüzde 13.4’e çıkan işsizlik oranı. Bu oran, 2007’de yüzde 9.9’a kadar düşmüştü.
- Ancak, enflasyon konusunda başarı kazanıldı. Yıllardan sonra geçtiğimiz yıl, enflasyon tek haneli rakama indi ve yüzde 6.5 oldu. 2010 yılında, enerji, metal ve gıda fiyatlarının yükselme eğilimine gireceği, tüm ülkelerdeki enflasyon seviyelerinde yükselmeye başlayacağı anlaşılıyor.
- 9 yıllık dönemde Türkiye, ihracatta büyük bir atılım yaptı. Ülkemizin ihracatı, ortalama yıllık yüzde 13.9 büyüyerek, bu konuda dünya rekoruna yaklaştı. Dünyada, ortalama ihracat büyümesi bu dönemde yüzde 5.6 idi.
- Geçen yıldan önceki son 3 yılda, ortalama 20 milyar dolar civarında yıllık doğrudan yabancı sermaye girişi oldu. 2009 yılında bu seviye 9 milyar dolar civarındaydı.   2010 yılında yabancı sermaye girişinin yeniden artması beklenir.
- Bütçe açığımız 2006’da GSYH’nin yüzde 0.6’sına kadar inmişti. Sonraki yıllarda biraz yükseldi. Bu yıl ekonomimizin karşılaşabileceği sıkıntılardan biri bütçe açığının artışı olabilecek. Bu konuda alınan “varlık beyanı” gibi tek sefer-lik tedbirler de bir şey; ama, kalıcı tedbir şart.
- Gelir ve kâr üzerinden alınan vergiler çok düşük. Bu vergilerin GSYH’ye oranı OECD’de yüzde 13 iken, bizde yüzde 56. Yani, bizim gelir ve kâr üzerinden alınan vergileri yükseltmemiz gerekiyor.
- Maalesef, Hazine yerel yönetimlerin ve KİT’lerin borçlarına artan oranda garanti veriyor. Geçtiğimiz yıl, bu borçların yüzde 29’unu Hazine ödemek zorunda kaldı. Halen de, Hazine’nin 9 milyar TL’lik vadesi geçmiş ve tahsil edilememiş alacağı var. Muhtemelen bunlar da karşılanacak.
- Türkiye’nin dış borçları 268.6 milyar dolar. Bunun 177 milyar doları özel sektöre ait. Borç stokunun GSYH’ye oranı yüzde 37.5 seviyesinde. Dış borç stokuna ek olarak bir de iç borç stokumuz var. İç borç, 305 milyar liraya dayanmış vaziyette. Ancak, ortalama vadesi 35.5 ay ve yurtdışında yerleşiklerin iç borç stokundaki payı sadece yüzde 8.9.
 
YÖNETİM BİLİŞİM SORUNU
Ölçülebilirlik ve Hayal Gücü
Önce İsim, sonra Cisim; Matematik ve Dil de Kavram derinliği
Üniversitelerde, Kurumsal Kaynak Yönetimi Planlaması, İş Zekası ve İş İstihbaratının temel yöntem ve kavramları, kaynaktan hedeflere veri ve bilgi akışının şematik olarak işleyişi, şartname ve projelendirme, modelleme, farklı veri kaynaklarından karar destek süreçlerine veri aktarımı ve yüklenmesi, sorgulama ve raporlama sistemleri uygulamaya yönelik olarak anlatılmalıdır.
 
Hazır sektörel uygulama programları, kar ve satış miktarı, ciro gibi hedef büyüklüklerin, işletmelerin organizasyon yapısı, insan kaynakları, satış kanalları ve müşteri bilgileri kullanılarak nasıl boyutlandırılacağı, nesnel mimari yapısı ve bilgi akışı, istenen rapor derinliğine ulaşmak için veri modellenmesi safhasında nelere dikkat edilmesi gerektiği gençlere öğretilmelidir.
 
Nedensellik, Ölçülebilirlik; Sebep Sonuç İlişkileri
Eğitim Öncelikleri; Hürriyet, Akıl, Adalet ve sağlıkli bir suçluluk ve sorumluluk duygusu ile dünya ile bütünleşmek
Yabancı dil ve Teknoloji kullanmak ve üretmek
Hak ve Sorumluluk
Suç ve Ceza
Sosyal Güvence
Hukuk Güvencesi
İnsan Hakları
 
 
EKONOMİDE HERKESİ, HER FERDİ, AİLEYİ,SEKTÖRÜ, FİRMAYI VE TÜM EKONOMİYİ KAPSAYACAK ADİL, DENGELİ, ÖLÇÜLÜ VE MAKUL; HAKSIZ REKABETİ, KÖTÜYE KULLANILMAYI ÖNLEYEREK SERBEST REKABETİ VE KAYNAK VERİMLİLİĞİNİ, KAYNAK HARCAMA DENGESİNİ SAĞLAYACAK KALICI TÜM ÜLKE ÇAPINDA YAYGIN ADİL, ÖLÇÜLÜ TEŞVİK VE DENETİM SİSTEMİ KURULMALIDIR!
 
 
KALICI KURUMSAL VE İŞLEVSEL ALTYAPI OLUŞTURULMALI, EKONOMİDE KIT KAYNAKLARIN ETKİN VE VERİMLİ KULLANIMI SAĞLANMALIDIR!
 Herkese, her sektöre serbest rekabet şansı sağlamak için uygulanabilecek ana girdilerde uygulanabilecek teşvik tedbirleri paketi:
1)Vergi oranlarının azaltılması
2)Enerji maliyetlerinin ve satış fiyatlarının dünya ile rekabet edebilecek seviyede aşağıya çekilmesi
3)Haberleşme fiyatlarının ucuzlatılması, dünya fiyatlarına çekilmesi
4)Faiz giderlerinin ve diğer finansman masraflarının, harç ve vergilerin azaltılması, dünya ile rekabet edebilecek düzeye çekilmesi  
 
 
5)Sürdürebilir kalıcı büyüme stratejisi ile sürekli kriz korkusundan, yarın ne olacak psikozundan kurtulmak; orta ve uzun vadeli stratejik hedefler hiyerarşisini oluşturmak ve uygulanabilir işlevsel hedefler kümesini türetmek
6)Geleceğe güvenle bakabilmek için ekonomi yönetimini IMF yerine Milli Bilgeler heyetine bırakmak
7)Ülke idaresini hür düşünen akıllı becerikli zeki hünerli iyi eğitim görmüş dünya ile bütünleşmiş profesyonel ehil ellere teslim etmek, bu maksatla seçim sistemini ve siyasal partiler kanunu, Anayasa nın engel kısıtlayıcı maddelerini değiştirmek, zayıf kesimlere de sosyal hukuk güvencesini, asgari yaşam kalitesini sağlamak
 
 
 
DÖVİZE SPEKÜLATİF HÜCUM NOKTASI VE TOPLAM OLASI DÖVİZ KAYBI NASIL HESAPLANIR?
 
 
Türkiye de, 1994 ve 2001 krizleri kısa vadeli para ve sermaye hareketleri kullanılarak siyasi amaçlarla işbaşındaki hükümetleri devirmek maksadıyla çıkarılmıştır.
 
Yıllardan beri, Türk ekonomisinden batı ekonomilerine ,yüksek faiz oranları, yüksek döviz kurları ve yüksek enerji fiyatları kullanılarak milyarlarca dolarlık kaynak transferi yapılmıştır. İthalat ve ihracatın döviz kuruna duyarlılığının ölçülmesinde Hazine ve Merkez Bankası tarafından “kurun esneklik eğrisi” çalışması yapılır.  2001 den beri uygulanan “yüksek faiz, düşük kur” politikası da yanlıştır.Merkez Bankası, ithalatın kur ile değişimini gösteren bir araştırma yaptı. Merkez Bankası’nın araştırması, etkilenme oranı bakımından  toplam ithalat ve ihracatta çok önemli payı olan Makine-Teçhizat ve Hammadde-Malzeme ithalatını irdelemektedir. Buna göre ithalat daha çok yurt içinde üretilemeyen mal ve hizmetlerin ikamesi amacıyla yapılmaktadır. Döviz kuruna duyarlılık ise toplamda %20 oranını geçmemektedir. Ucuza temin, kalite ve finans kolaylığı da döviz kuruyla birlikte, ithalatta diğer önemli belirleyici faktörler olmaktadır.
 
Türkiye de ekonominin büyümesi neden durdu? Neden Türkiye küresel kriz bizi teğet geçecek denilirken krizden en çok Türk ekonomisi etkilendi, ihracat patlayacakken tersi oldu ve işsizlik patladı.Neden millet IMF ile büyümenin tekrar başlayacağını sanıyor?
Adı üstünde küresel kriz talep yetersizliğinden ve atıl kapasiteden yani dünya daki gelir dağılımı bozukluğundan, piyasaların bankalar başta olmak üzere tekelleşmesinden kaynaklandı.
Ekonomiye para girmesi değil, bu paranın doğru ellere gitmesi ve talebin artması önemli değil mi? Uluslar arası piyasalarda para bolluğu var, arz bolluğu var, ama talep yok. Talep para ile satın alınabilir mi? Alt gelir gruplarına sosyal gelir transferlerini artırırsanız talep artışı sağlarsınız. Halbuki Almanya bunun tersini yaparak HartzIV kanunları ile halkın talebini azalttı.
Türkiye de ekonomik krizler hep “döviz” bitince çıkardı, çünkü Cumhuriyet hükümetleri Paranın değerinin kanunla korunabileceğini sanıyorlardı. Paranın değeri üretim kapasitesi ve arz talep dengesinin iç ve dış talep ile birlikte sağlanmasıyla korunur. Hem karşılığı olmayan para basacaksınız, hem de kanunla paranızın değerini korumaya kalkacaksınız. Hem gaz hem de fren pedalına aynı anda basılır mı? Türkiye de hep talep olduğu halde, dövizsizlikten yatırım ve üretim yapılamaz, arz talebi karşılamazdı. Bunun sonucunda döviz darlığı ekonomik ve mali krizi tetiklerdi. Sadece dövizle ekonomik dengeler sağlanamaz. Dövizle tasarruf ve dövize hücum, Türkiye de vatandaşların kendi ülkesine ve devletine, kendi ekonomisine güvenlerini iyice kaybettiklerininm ifadesidir. Döviz bir anda ekonomi de duran çarkları çalıştırmaz, ithalatı artırır.
Yabancılar Türkiye ye daha çok mal satabilmek ve daha çok borçlandırarak faiz almak ve dediğini, istediğini yaptırmak, siyasi baskı uygulamak için dövizle borç vermektedir. Borçlanılan döviz en çok 6 ay sonra, yanlış satın alma ihaleleriyle tekrar yurt dışına dönmekte, Türk ekonomisinde dolaşmamaktadır.
Ekonomi de kalite bilinci, kaynak değeri ve verimliliği, dışsatım kapasitesi gelişmedikçe daima yüksek faizle döviz bulunarak borçlanılır. Dökme taşıma değ,rmen döner mi? Kendisi döviz kazanmayan ülke de firma da sürekli dövizle borçlanırsa bir gün iflas eder, batar.
 
24 Şubat 2010 tarihli Milliyet Gazetesinde Güngör Uras’ ın yazdıkları aynen doğrudur: ‘ Bu defaki kriz milli kriz değil. Küresel kriz: Bu kriz döviz yokluğundan, arzın talebi karşılayamamasından çıkmadı. Tersine talep daralmasından çıktı. Yatırım ve üretim için yeterli döviz var. Hem de ucuz döviz var. Ama içeride ve dışarıda talep olmadığından yatırım ve üretim yapmak isteyenler yapamıyor. Mevcut kapasitelerini kullanamıyor. Bu kriz yatırımcıya ve üreticiye döviz dağıtmakla, para, kredi vermekle çözülemez. Bu kriz ancak talebin canlanmasıyla çözülür. Talep ise insanların gelirleri artınca, insanlar para harcamaya başlayınca çözülür. Şimdilerde döviz var, talep yok
Ekonominin canlanması için, üretim ve istihdam artışının başlaması için üreticinin paraya ihtiyacı yok. Onların cebine tüm IMF dövizi konulsa ekonomide büyüme başlayamaz. IMF parası ile ekonomiyi harekete geçirmenin tek bir yolu vardır. IMF parası tüketicinin cebine konulur. Tüketici bu parayı harcar. Talep canlanır. Talep canlanınca yatırım, üretim artar. Bu da olacak bir şey değildir. ‘
 
Ekonomide tasarruflara dayanan büyüme sağlıklı ve kalıcı büyümedir. Borçlanmayla büyüme ise borç verenler adına ödünç ve geçici aldatıcı büyümedir. Faiz dışı fazla gibi komik kavramlar da bunu ifade etmektedir.
Dövizle borçlanma dövizi ucuzlatır, ithalatı patlatır, işsizliği artırır ve üretimi azaltıp ekonomiyi daha da küçülterek yeniden krize sokar. Tüm dünya da nedense aynı hata yapılmaktadır. Düünyadaki para fon akımlarını iyi yönetemeyen bankalara, aynı kanallardan para pompalanmaktadır. Bu yaklaşım tamamen yanlıştır. Sonuçta Bankalar ellerinde toplanan parayı satacak müşteri bulamadıklarından yeniden batacaklardır. Böylece küresel kriz sadece aldatıcı olarak ertelenmiş olacak, ancak kesinlikle çözülmüş olmayacaktır. Hayat ve tabiat, kesinlikle klasik ekonomi kitaplarında yazıldığı gibi işlememektedir. Adeta din kitabı haline getirilen ekonomi kitapları yanlış varsayımlara dayandırılmaktadır. Tabiatta sonsuz büyüme yerine sürekli değişim ve denge kavramı vardır ; değişim en ince detayda saklanan ve kimsenin akledemeyeceği bir ayrıntı ile tetiklenir. Bu ayrıntıyı hesaplabilmek, önceden kestirebilmek için sonsuz hafıza kapasitesine sahip karar destek sistemleri ile tüm ihtimallerin soyut senaryolar halinde canlandırılarak test edilmeleri gerekir. Bu da mümkün değildir.
 
Nasıl ki deprem de, ürken bir canlı tüm sürüyü önceden içgüdüsüyle sezip uyarır ve tüm sürüyü kurtarırsa , ekonomi de de iyi bir ekonomi yönetimi tüm ülkeyi kuratarabilir. Küresel kriz adeta bir depremdir. Aniden milyarlarca dolar yok edilmiştir. Bu yokluk arz talep dengesini tamamen bozmuştur. Dünya ekonomisinin arz artışına,paraya değil, talep artışına, gelir dağılımının düzeltilmesine, faiz mekanizmasının dışına çıkılmasına, ya da yeni sosyal transferlerle dengelenmesine, işsizliğin önlenmesine ihtiyacı vardır. 

Aşağıda ki grafikle anlatılmak istenen, piyasalarda yaşanabilecek bir deprem sonrasında oluşacak döviz değerinin doğrusal artışıyla birlikte, dövize spekülatif hücum dalgasının sonucunda , nasıl büyük bir döviz kaybının yaşanacağıdır. Türkiye de üretim yapısı ve gelir dağılımı bozukluğundan ekonomide her şey her şey dövize endekslenmektedir. Bu en büyük yanlıştır, sömürge ülkesi olmak demektir. Asıl mesele adil gelir dağılımı ile üretim ve tüketimi kalıcı olarak dengede tutmaktır. Bütçe açıklarına ve dövizle borçlanmaya son vermek, tasarruflarla yatırım yaparak ihracatı artırmak önemlidir. Bu da fert düzeyinde eğitim ve bilgi birikimi artışına, know how artışına, ihracat kabiliyeti olan kaliteli yeni marka ve patentlerin geliştirilmesine araştırma ve geliştirme laboratuarlarının kurulmasına bağlıdır.
BANKALARDA DENETİM ve İÇ KONTROL YAPISI EKSİKLİĞİNİN SONUCU: FİNANSAL KRİZ
 
 
Ekonomik krizin başlangıcı olan finansal kriz bankacılık sektöründen kaynaklanmıştır. Bu finansal krizin en önemli sebebi de yıllardır sektörde süregelen denetim eksikliği ve bankalardaki iç kontrol yapılarının zayıf oluşudur.
Bankacılıkta denetim ve gözetimin yetersizliği bankaları aşırı risk almaya teşvik etmekte, düzgün işlemeyen mevduat sigortası sistemi banka sahiplerini grup içi kredileri ve vade uyumsuzlukları böyle bir ortamda kabul edilmez boyutlara ulaşmakta ve
batmasına göz yumulmayacak kadar büyük ( too big to fail) kuruluşların oluşmasına engel olunması gerektiğini, denetim ve gözetim birimlerinin bağımsız çalışmaları ve gereken kaynak ve yetkilerin aktarılması gerektiğini
 Merkez Bankası döviz rezervlerinin pek öyle aşırı güven verecek bir faktör olmadığı, çünkü Kore örneğinde görüldüğü gibi, bir kez finansal sistem çöker ya da zayıflık gösterirse hiç bir rezervin bu çöküşü durduramadığını, üstelik bu yöntemin maliyetinin de çok yüksek olduğu görülmüştür.
 
BANKACILIĞIN ALTIN KURALI:
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

       

 

Copyright © 2008 Mehmetrdassapbidanismani.com Tüm Hakları Saklıdır..

Ana Sayfa  |  Güncel  |  Eğitim Danışmanlığı  |  Hr Pr Danışmanlığı  |  Üye Girişi  |  Kitap Siparişi  |  Kitap Oku  |  Yeni Projeler  |  İletişim

 

Web Tasarım ve Kodlama: ATLASDİZAYN.NET