TÜRKİYE GÜNDEMİ 

 ALMANYA GÜNDEMİ 

 ISTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ 

 DANIŞMANLIK HİZMETLERİ 

  BI AWB MENÜLERİ 

 MÜŞTERİ SORULARI YORUMLARI 

 SAVUNMA SANAYİİ STRATEJİSİ 

 FİNANS KRİZİ KOMPLEKS DENGELER 

 ÖZEL EĞİTİM HİZMETLERİ  

 
New Page 1
Ana Sayfa  >  FİNANS KRİZİ KOMPLEKS DENGELER  >
     
FİNANS KRİZİ KOMPLEKS DENGELER

KÜRESEL REKABET

 
 
 
 
 
 
İYİCE ŞEBEKELEŞİP KÜRESELLEŞEN BU DÜNYA DAN BAŞKA YAŞANACAK DÜNYA YOK! - Prof. Dr. Mehmet ERDA    Tarih: 10.12.2010, Yer: Berlin  
 
DÜNYA DA VE TÜRKİYE DE BİLİM, SİYASET VE DİN DE, HAYATI YAŞANMAYA DEĞER KILAN HASSAS DENGELER NASIL ŞAŞTI, YABANCILAŞTI VE AHLAKSIZLAŞTI? HAYATTA VE TABİATTA HİÇBİR ŞEY TESADÜF DEĞİLDİR!
 
YER VE GÖK, ARASINDAKİLER VE ARDINDAKİLER HAK ÜZERE DURURLAR;
 
PERSONELCİ, LEVAZIMCI, HUKUKÇU VE SİYASETÇİLER, TOPLUMUN DİĞER KESİMLERİNE ORANLA, NEDEN DAHA YÜKSEK ORAN DA SEBEBİ BİLİNMEYEN BEDEN VE RUH HASTALIKLARINA, KANSERE YAKALANMAKTADIRLAR?
 
 
 
Prof. Dr. Mehmet Erdaş, Berlin 10.12.2010
 
 
 
Her şeyden önce, samimi olarak gerçekten inanan Müslümanların Cuma günü mübarek olsun. Hristiyanların da Noel Bayramları, Yahudilerin de Sabbat’ ları kutlu olsun. Allah, peygamberleriyle gönderdiği tüm kutsal kitaplarında, inananlara haftada bir gün istirahat etmelerini ruh sağlıkları açısından neden tavsiye etmiştir? Günümüzde, Kanser gibi çaresiz dertlere deva olsun, insanlar şifa bulsun, beden ve ruh dengeleri, sağlıkları bozulmasın, huzur içinde kendilerini dinlesinler, yeniden pozitif enerji dolsunlar, iyimser hoşgörülü, güler yüzlü ve nazik olsunlar, sayısız nimetlerinin kıymetini bilip, ailece çoluk çocuk Yaradanlarına şükretsinler, dua etsinler istemiş. Hatta ‘Ben insanları, ancak bana dua etsinler, beni tanısınlar ve kötülüklerden uzak dursunlar, takatleri oranında birbirlerine iyiliği ve sabrı tavsiye etsinler, kötülüklerden uzak dursunlar’ diye yarattım demiş değil mi?
 
 
 
KANSER, BEDEN VE RUH ARASINDAKİ, TIBBIN HENÜZ ÖLÇEMEDİĞİ, ÇOK HASSAS BİOKİMYASAL DENGELERİN BOZULMASIYLA OLUŞMAKTADIR.
 
 
 
Bütün hastalıkların asıl nedeni ruhun kirlenmesi, beden ruh dengesinin bozulmasıdır.
 
Beden ruhun dünyadaki örtüsü ve görünümüdür. Ancak sağlam ve sağlıklı ruh yapısıyla, kritik aklı da aşan inanç sayesinde beden ve ruh arasındaki hassas dengeler yeniden kurularak, kanser yenilebilir. Sebep sonuç ilişkisine dayanmayan, yanlış Tıbbi teşhis ve tedavi yöntemleri sonucu doğrudan Kemoterapi uygulanmasına geçilmesi yanlıştır. Sebebi kesin olarak ölçülüp bilinemeyen kanser hastalığının tedavisinde sık sık Kemoterapi uygulanmaktadır. Vücudun bağışıklık ve direnci böylece kırılmakta ve kanser hücrelerinin de başkalaşmasına yol açılmaktadır.Kanseri besleyen en önemli etken kandaki şeker oranının yüksek olmasıdır. Vücudun enerji dengesi, beden ve ruh dengesi sürekli hareket etmekle sağlanır. Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur; sağlam vücut ise ancak ve ancak hayatı boyunca sağlam ve temiz kalabilmiş, rüşveti ve her türlü ahlaksızlığı sürekli reddeden sağlam ruh sayesinde var olabilmektedir. Beden ruhun örtüsü ve dünya gözüyle görünümüdür. Yunus Emre ne kadar güzel kısa ve öz ‘ Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm; Cennet Cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri, isteyene ver sen onu, Bana seni gerek seni’ demektedir.
 
 
 
Siyaset güç ve menfaat oyunudur. Ahlaklı siyasetçi olamaz. Neden mi? Siyasetçi, rolü gereği halka anlattığının tam aksini, perde arkasında kapalı kapılar ardında, kendisini finanse eden para sahiplerine menfaat sağlamak için yapmak zorundadır. Nitekim günümüzde hiç Rahmetle anılan tanıdığınız siyasetçi var mı? Öldükten sonra mezarlarında bile rahat yatamamakta ve azap içinde ölmekte, daha doğrusu öldürülmektedirler. Din ise güzel ahlaklı ve dosdoğru olmayı, verilen her sözün tutulmasını ve böylece Allah’ ın rızasına ermeyi en büyük menfaat sayar. Din ile siyaset maksatları itibariyle bağdaşamaz. Kim hem siyasetçi, hem de samimi dindar olduğunu iddia ediyorsa, kesinlikle yalan söylemektedir. İnsanlık, menfaat çatışmasına dayanan bu temel çelişki yüzünden, din ile devlet işlerini tamamen ayrı gören laiklik prensibini, temel hukuk sistemine, anayasalara oturtmuştur.
 
 
 
‘Residual value’ atık değer demek olup, tüm sistem davranışlarının özetidir. Tabiat atık değeri dönüştürerek sıfırlamaktadır. Kanser hücreleri, aslında atık hücreler olarak, beden ruh dengesi bozulduğunda kendiliğinden yine vücudumuz tarafından üretilmektedir. Her sistem, normal olarak tabii atık değeri sayesinde kendi düşmanından korunmaya çalışmaktadır. Bağışıklık denilen dayanma, karşı koyma kabiliyeti kalmayınca vücut kendiliğinden kendi fazla hücrelerini üretmektedir. Tabiat, en az kuvvet prensibi ve en az atık prensibi ile çalışmaktadır. Tabiat aslında böylece kendi kendini sürekli yeniden yaratmaktadır. İnsanın ve tüm canlıların en kuvvetli dürtüsü üreme ve hayatta kalma içgüdüsüdür. Beden ve ruh arasındaki harikulade ince ve hassas dengenin adı güzel ahlaktır; belirtisi ise yumuşak huylu ve sabırlı olmak, ancak haksızlık karşısında da aslanlar gibi kükreyebilmektir.
 
 
 
Personelci, Levazımcı, hukukçu ve siyasetçiler sürekli olarak adaletli davranmak, doğru ile yanlışı, haklı ile haksızı kesin olarak ayırmak zorundadır. Hâlbuki günümüzde aslanlar kedilere boğdurulmaktadır. Haksızlık ve ahlaksızlık toplumlarda o kadar yaygındır ki, güzel ahlaklı insanlara artık deli ya da enayi gözüyle bakılmaktadır. Suçlar ve suçlular, para sahipleri tarafından kolayca örtülmektedir. Kutsal kitaplarda kısasta sizin için hayat vardır denilirken, günümüz hukuk sisteminde her şey para ile ölçülmektedir. Adam da öldürseniz, en ağır suçu da işleseniz, yeterli paranız varsa mahkûm olmazsınız. İnsanlar, yanlış kararlar verdikçe, sonuçlarına da katlanmak, kendi hesaplarını bir gün o ilahi hesaba çekildiklerinde, yine kendileri, kendi ruh ve bedenleri ile vermek zorundadır. İnsan ve canlılar, biyolojik sistemler, mevcut fiziksel ve kimyasal sistemler içinde en karmaşık açık sistemlerdir. Yüz yüze bakar, cilt cilde dokunur, hayalinden geçirdiği en soyut düşüncelerle dahi, hiç farkında olmadan ruhunuzu kirletir veya temizlenirsiniz. Kimse durup dururken hasta olmak, beden ruh sağlığını kaybetmek istemez değil mi? Bilinen en ince ve en hassas, hiç ölçülemeyen denge, ruh ile beden arasındaki dengedir. Bu denge yaratma kabiliyetinin ifadesidir ve akıl üstüdür. Saf aklı aşan, sonsuz kuvvetin bileşkesinin ve atık değerinin sıfırlanması yaratma kudret ve kabiliyetinin ifadesidir. Sadece güzel ahlak, doğruluk dürüstlük, iyilik ve merhamet, daima en olumsuz durum ve şartlarda dahi olumlu düşünmek, gelecek hakkında iyimser olmakla ruh ve beden dengesini sağlamak, sağlıklı kalmak mümkün olabilir. Şayet ruh ve beden dengesi fiziksel ve kimyasal olarak ölçülebilseydi, Tıp da da kesin sebep sonuç ilişkisi kurularak, tüm hastalıklar kesinlikle ve doğru teşhis ve tedavi edilir; insan ömrünün uzatılması, ebedi genç ve sağlıklı kalmak mümkün olurdu.
 
 
 
Para sahipleri akıllı adamlardır, kimi ne maksatla nasıl ne kadar süre kullanacaklarını iyi bilirler. Siyaseti yönlendiren, siyasi partilerin finansmanını yapan para sahipleri değil mi? Siyasetçiler para sahiplerinin kuklası ya da emir eri değil mi? Ne demiş Hoca Nasreddin; ‘ parayı veren düdüğü çalar’. Büyük firma patronları, seçimlerde kazanma ihtimali olan her siyasi partiye aynı mesafede durur ve aynı miktarda para yardımı yaparlar. Ancak nedense para sahipleri, çok zengin olanlar en sık kansere yakalanmaktadır? Allah, kimseye çekemeyeceği, hak etmediği yükü yüklememektedir, herkese layık olduğunu an be an vermektedir. Cezalar ertelense de, kısas hükmü gereği iyilikle karşılık vermeden, kötülükler ve hatalar kesinlikle unutulmamakta ve affedilmemektedir. Aksi halde yeryüzünde ilahi ve kesin adalet sağlanabilir miydi?
 
 
 
Herhangi bir siyasi parti iktidar olduktan sonra, hangi büyük firma daha çok ihale alıyor, daha çabuk büyüyor, bankalar kredi musluklarını açıyorsa, o firma sahibi ile iktidarın başı arasında gizli bir menfaat ortaklığı, gizli hesaplar ve gizli pazarlıklar vardır. Örneğin, ALARKO firması İstanbul Büyük Şehir Belediyesinden daha çok ihale alıyorsa, kendilerine o ihaleyi kazandıranların İsviçre Avusturya, Liechtenstein’ daki gizli hesaplarına en az ihalelerin %10 unu kadar miktarı bloke ediyordur; SAP firması THY den ihale alıyorsa, bayram değil seyran değil, mutlaka gizli bir hesaba ihale bedelinin %10 unu yatırmıştır. Bu işler, rüşvetin belgesi olmasa da, ebediyen gizli kalmaz, bir gün ortaya çıkarılır. Bugün tüm dünyada firma ve devlet ilişkileri, ihale çarkı böyle dönmektedir. Bir iktidarın nasıl ve ne kadar adil çalıştığını anlamak istiyorsanız, hangi ihalelerin kimlere verildiğine, kimlere paralar aktarılıp zengin edildiğine, ihale kanunlarında yapılan değişikliklere, orman ve enerji kaynaklarının, Bankaların, Telekom ve THY gibi büyük kuruluşların kimlere ihale verdiğine, hangi illere ne kadar yatırım yapıldığına, iç ve dış borç artışına karşılık neler yapıldığına, kısaca kaynak harcama dengesine bakmak lazımdır. Vücuttaki beden ruh dengesinin adı siyasi iktidarlar için kaynak harcama dengesidir. Atık değerin adı ekonomi de katma değerdir. Ne kadar katma değer üretildiğine, gelir dağılımına ve işsizlik oranlarına, finans ve bankacılık sistemine, faiz ve döviz oranlarındaki ve para değerindeki değişmelerin kimlere yaradığına iyi bakmak ve rakamlarla irdelemek lazımdır. Sayıların dili kelimelerden çok daha kesindir, ancak özellikle ekonomide ve siyasette en iyi yalanlar da bilgi kirliliği sayesinde istatistiklerle söyletilmektedir.
 
 
 
Viyana da AKH denilen Avusturya nın en büyük Hastanesi de büyük rüşvetlerle yapılmadı mı? Bu makalenin yazarı, bu konuda dönen rüşvet çarklarını açıklayarak engel olduğu için Viyana Belediyesinin koyu Katolik genel Sekreteri Dr. Josef Bandion tarafından derhal işine son verildi. Belediye Başkanı Dr. Helmut Zilk’in elinde patlayan mektup bombasını yapabilecek yegâne potansiyel suçlu olarak Krone gazetesi tarafından suçlandı. Viyana’ da yıllarca süren mahkemeler ve yargılama süreci sonunda aklandı, ama sıhhatinden ve işinden oldu.
 
 
 
Rüşvet çarklarına çomak sokanlar, tüm dünyada hemen Wikileaks patronu Julian Assange gibi -prezervatif kullanmadığı ve İsveç te bu davranış kadına tecavüz sayıldığı için - uydurma suçlar isnad edilerek hemen hapislere atılır ve zararsız hale getirilirler. Ancak günümüzde iyice şebekeleşip küreselleşen, tüm aktörlerin birbirine aşırı bağımlı hale geldiği bu dünyadan başka yaşanabilecek dünya da yok uzayda. Her ne kadar türlü kurgu bilim, ‘science fiction’ ve uzay araştırmaları ile insanlara umut verilmeye çalışılsa da, bu dünyadan başka gezegende su yok, atmosfer yok, hayat da yok! Dünya kamuoyu, Yeşiller ve Greenpeace gibi, Wikileaks hareketi gibi organizasyonlar sayesinde, devletlerin gizli arşivleri hakkında birden bire haberdar oluveriyorlar. Daha doğrusu haberdar ediliveriyorlar! Bu tür psikolojik harekâtların örtülü saklı gizli maksatları hedefleri var elbette. Çin Afrika da, sessiz ve derinden, tüm enerji kaynaklarına, petrol, uranyum ve diğer kıymetli metallere sahip olmaktadır. NATO Ruslara karşı hala sessiz ve derinden gizli harekât planları yapmakta ve tehdit unsuru olarak görmektedir. Rusya ve Çin, İran ve Türkiye, Irak ve Suudi Arabistan NATO füze kalkanının temel hedefleridir. Asıl hedef, dünya da mevcut tüm su, petrol ve enerji kaynaklarına, başta Uranyum, Kobalt, Altın ve Plütonyum olmak üzere tüm kıymetli maden rezervlerine, uluslar arası hukuku ve egemenlik haklarını hiçe sayarak askeri güç ve/veya kukla siyasetçileri kullanarak el koymak, tüm dünyada elde ettikleri mutlak güç, silah ve doğal kaynak üstünlüğünü önümüzdeki yüzyılda da korumak ve olabildiğince devam ettirmektir.
 
 
 
 
 
Küresel Finans Krizi, dünya para sistemi ve bankacılık sisteminin çökmesine yol açacak, faiz ve döviz, Euro bölgesi krizine dönüştü, dünyada risk kavramı ve siyasi birlik, stratejik ortaklık, çıkar ilişkileri kavramı da, askeri ve siyasi güç dengeleri de temelden değişti. İklim değişmesi ve kalıcı sıcak ve soğuklar, dünyamızı, öncelikle en çok enerji tüketen Avrupa, Çin, Japonya, Rusya ve ABD yi felç edecek. Şebekeleşmiş, küreselleşmiş ve iyice küçülmüş bir dünyada yaşıyoruz. Siber saldırılar, bilişim ve yazılım güvenliği, askeri güvenlikten, muhabere muharebeden çok daha önemli hale geldi. Orta Doğu daki petrol, doğal gaz, enerji ve hammadde kaynaklarının, Türkiye’ deki tatlı su kaynaklarının, İran ın nükleer enerji programının, uzayın güvenliğinden, Çin ve Afrika daki Çinko Bakır Demir Uranyum hammadde kaynaklarının güvenliğinden daha önemli olduğu anlaşıldı. Yoksa bayram değil seyran değil, İngiliz Karliçesi neden Cumhurbaşkanı Exeter mezunu Abdullah Gül’ e ödül üstüne ‘Chatham’ ödülü versin? Wikileaks, diplomatik sızıntı belgelerinde, en çok belge neden ABD’ nin Ankara’daki Büyükelçiliğinden gönderilsin? Neden ABD’ deki Yahudi Lobisince Türkiye de 2001 krizi sahnelenip, hapiste iken çıkarılıp, Siirt te seçimler iptal edilip, daha Milletvekili bile değilken ABD Başkanı Bush ile görüştürülen ve sonra ABD ye ve Yahudi Lobilerine sadakat sözleri ve Ortadoğu nun geleceği ve ABD çıkarları için önceden siyasi taahhütleri alınıp, hiç de uygun eğitimi, lisan bilgisi ve uluslar arası tecrübesi olmadığı halde, birdenbire, din iman kisvesi altında Türk halkını en iyi aldatacağına kanaat getirilerek Türkiye’ye Başbakan yapılan Recep Tayyip Erdoğan’ ın İsviçre de sekiz adet gizli hesapta 7 Milyar Dolardan fazla parası olduğu deşifre edilip açıklansın? İstenseydi onun da adının üzerine diğer ispiyoncu bilgi kaynağı Bakanları ve Milletvekilleri gibi XXXXX işareti koyulabilirdi? Recep Tayyip Erdoğan da gözden çıkarıldığını bildiği için kızıyor; isimleri üzerine çarpı yapılanlar daha bilgi kaynağı olarak ABD menfaatleri için kullanılacak da ondan açıklanmadı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ ın fişini çektiler; açıkca belli Wikileaks tarafından açıklanan ABD diplomatik şifreli gizli kripto mesajlarından!
 
 
 
Toplumların en önemli zenginlik kaynağı, iyi eğitilmiş kaliteli ve yüksek matematik, ekonomi ve finans bilgisi, enerji ulaşım haberleşme şebekeleri altyapısı sayesinde, tüm dünyada anında olanı biteni, tüm karmaşık güç dengelerini ve çıkar hesaplarından anında haberdar olup, çıkar ilişkilerini ve siyasi güç dengelerindeki değişimlerin sebep sonuç ilişkilerini iyi okuyabilen, her türlü bilgi kirliliğine ve psikolojik harekata rağmen korku ve terörle sindirilemeyen, doğruyu yanlıştan ayırt edebilme kabiliyetine sahip, sürekli dayanışma içinde olan insan gücüdür. Kaliteli Matematik ve Bilgisayar eğitimi alamayan, Riemann Geometrisinden, Markov süreçlerinden, Temel Termodinamik ve Maxwell Elektromanyetik Kanunlarından, Shannon ve Nyquist’ in Dirac’ ın Haberleşme Teorilerinden, Parçacık veya Quantum Fiziğinden henüz haberdar olmayan ve bu yüzden de çok boyutlu, stratejik ve çok amaçlı soyut düşünme kabiliyetine sahip olamayan toplumlar ve bireyler, ne din ve tabiat konusuna, ne de yeni uygarlık felsefelerine, yeni malzeme ve keşiflere dayanan yüksek teknoloji üretme kabiliyetine, mutlak ve ebedi kesin bilgiye, tek ve deterministik hakikate varamazlar. Neden mi? İnsan beyni sınırlı hafıza kapasitesiyle hiçbir zaman tüm olası ihtimalleri önceden akıl edemeyecektir. Laplace tarafından yapılan matematiksel ihtimal tanımına göre, ihtimal istenen olasılıklarının, olası tüm olasılıkların tamamına oranıdır. Ancak paydada olan tüm ihtimaller hiçbir zaman bilinemeyeceğinden ihtimal tanımı tamamen göreceli ve yanıltıcıdır, kesin ve mutlak ölçülebilir değildir. Bu sebeple, insanoğlu henüz yanlışlanamayan (bkz. Karl Popper) teorilerden, şüpheye dayanan yanlış ihtimal hesaplarından ve varsayımlardan ibaret olan müspet bilimin bilgi üretme yöntemleri ile, benzeşim(analoji), önsezi ve vahy, iman yöntemine dayanan kutsal kitapların aynı hakikati ifade ettiğini, dünyanın hızla şebekeleştikçe, dünyanın daha çok tek ve bir, dünyada ve evrende var olan her şeyin, ismin ve cismin, tüm hayal, düşünce ve fikirlerin mikro ve makro düzeyde ne kadar iç içe, birbirine bağımlı, kısıtlayıcı ve koşutlaşıcı aynı hakikatin değişik ifadesi ve görünümü olduğunu, dünyamızın evrende başka eşi emsali olmayan, ölümlü ve doğumlu, temeli suya dayanan geçici bir hayatın mümkün olduğu, tüm kaynakları, canlı ve cansızları, arasındaki ve ardındaki hayatıyla, eşi benzeri olmayan bir ve tek gök cismi olduğunu da anlayacak; aklıyla, bilgi birikimiyle, bilgiye ulaşım hızı, sıklığı ve kolaylığı arttıkça daha da kesin ve şüphesiz kavrayacaktır.
 
 
 
Kimbilir, belki ondan sonra da yeryüzünde sebebi bilinmeyen, kanser gibi tedavi edilemeyen hastalıklar, para sahiplerinin kuklası olarak, ebedi ve ilahi olan beden- ruh dengelerini az bir değere, paraya ve geçici dünya heveslerine, zenginliğe, kadınlara, sekse ve zevke değişen, bu yüzden de ahlak güzelliğini, sağlığını, beden ve ruh dengesini kaybeden personelciler, levazımcılar, hukukçular ve siyasetçiler kalmayacak; cennetinde cehennemin de yeryüzünde olduğu kesinlikle anlaşılacaktır.
 
 
 
Bilim, olası tüm şüphe ve ihtimallerden yola çıkarak, ihtimal dağılımlarını, soyut matematik kavramlarını, kullanılabilir insan ve bilgisayar hafıza kapasitesi ile sınırlı ölçme kabiliyetini kullanarak istenmeyen ihtimalleri eleyerek müsbet bilgi üretebilir. Bilimin ürettiği tüm yeni keşif ve malzemelerin, daha çok zengin ve gelişmiş refah toplumlarında, ilk önce para sahiplerinin kendi üstünlüğünü ve göreceli dünyevi üstün gücünü korumak maksadıyla, öncelikle daha mükemmel silahların üretiminde ve geliştirilmesinde kullanılırken; önsezi ve vahye dayanan iman yöntemi ile daha çok az gelişmiş ve yoksul toplumlarda doğan ve kutsal kitaplara dayanan tek tanrılı dinlerin , tarihsel perspektifle irdelendiğinde insanlığın bekasını sağlayan mutlak gücün, kainattaki saf aklı aşan en hassas korku ve güven dengesini, aynen beden ve ruh dengesinde bire bir aynalaşarak yansıttığını ve dengelediğini anlatmaktadır.
 
Ölüm korkusunu imanı sayesinde kesin olarak aşabilen insanlara, ne kadar mükemmel olursa olsun, ne nötron bombası, ne de füze kalkanının balistik füzeleri ile hükmedemezsiniz. Tam tersine onların direnişini, terör adı altında yeniden isimlendirmek ve sömürüyü önleyecek kesin ve ilahi faiz yasağı nedeniyle lanetlemek ve düşman ilan etmek zorunda kalırsınız.
 
İklim değişmesi ile sıklaşan ve yaygınlaşan şiddetli sıcaklar, soğuklar ve depremler, yanardağ patlaması, tsunamiler ve diğer doğal felaketler, Batı nın tüm teknolojik üstünlüğüne rağmen, Güneşin yeniden Doğu dan doğacağına işaret etmekte değil midir? Petrol, tamamen yenilenebilir enerji kaynakları ile ikame edilmeden, nükleer enerji kaynaklarına bağımlılık sürecek ve dünyada hayatı, kontrol dışı oluşacak bir yaygın kitlesel nükleer kirlilik yaşanamaz hale getirecektir. Kuran da Duhan suresinde anlatıldığı gibi yeryüzünü kaplayacak olan duman işte bu yaygın olası kitlesel nükleer kirlilik ve çevre felaketidir.
 
Allah mutlak güç sahibi olduğuna göre, en ince detayda sakladığı mutlak güç bilgisini, kelebek etkisiyle hiç kimsenin önceden bilemeyeceği an ve ölçekte harekete geçirecek; tüm dünyada ve evrende hayatı aynen Nuh tufanında olduğu gibi, tamamen yeni baştan kurgulayacak, gözlerimizdeki perdeyle aklımıza ve idrak kabiliyetimize koyduğu sınırlamayı kaldırarak zaman idrakimizi çok boyutlu kılacak; dünya ve tüm diğer gök cisimleri kendi eksenleri ve güneş etrafında sürekli döndükleri halde, bizim nasıl olup da bunu algılayamadığımızı bizlere öğretecektir. Allah âlim ve her şeyi en iyi bilen, herkese her ferde ve topluma her an layık olduğunu veren, hakimler hakimi değil mi? Türk toplum ve devlet yapısı ‘ Benim memurum işini bilir’ diyerek en tepeden rüşvete, faize ve dövize fetva veren sözde Müslüman, özde ABD ve AB kuklası Cumhurbaşkanları ve Başbakanlarca ve onları o yüce makamlara taşıyan siyasi partilerinin şakşakcı, menfaatperest ve rüşvetçi kadrolarınca yönetilmeseydi, aman bana dokunmasınlar diyerek sessiz ve kayıtsız kalan, yalaka medya mensupları ve piyasacı ratingci medya Patronları, TSK, Üniversite Rektörleri ve Yargı mekanizması tarafından istismar edilmeseydi, Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP kadroları ülkede ne varsa yok pahasına satarak Türkiye’ yi pazarlayabilir , aşırı oranda borçlanarak Türkiye nin geleceğini karartabilir miydi? Milletvekili Dokunulmazlığını ve YÖK ü kaldırmak başta olmak üzere millete şeffaflık ve demokrasi vaatleriyle iktidar olanlar, neden Wikileaks belgelerinin açıklanmasından rahatsız oluyorlar ki? Yoksa devekuşu misali, başını kuma gömünce arkasının, yenilen rüşvetlerin ve yapılan gizli pazarlıkların ebediyen gizli kalacağını mı sandılar? Hele CHP ve MHP yapay muhalefet liderleri, neden yıllarca bilerek AKP ye çanak tuttular da, Türk milletine çıplak hakikati anlatmak yerine tepeden baktılar ve hep sustular, kendi kullanamadıkları ipleri attılar meydanlarda? Türk milleti ariftir, sabırlıdır, ertelese de cezalarını verir bunların vakti gelince mutlaka! Türk milleti vermese de Allah mutlaka layık oldukları cezaları, hem de çoluk çocuk ailecek mutlaka verecektir. Ben bekliyorum, sizde bekleyin gençler! 12 Eylül benzeri bir ortamı hazırlamak istiyorlar Türkiye de uyanık olun; hislerinize akıl ve mantıkla, bilgiyle ve dayanışmayla, vatan sevgisi ve imanla hakim olun lütfen!
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
The turbulence in financial markets could be counter balanced by introducing new tax reductions and lower interest rates in USA and EU, leading to lower gold prices and more security for new investors. The Globalisation and financial measures should go hand in hand in order to balance the jumps in oil prices which cause enormous distortion in flow of funds and risk capital. The Countries like Brasil, Turkey, India, Russia and China are offering guaranteed net earnings up to 37% for foreign investors. The global aggregate demand and aggregate supply of financial resources should be matched by appropriate interest rates and financial stimulus mainly consisting of tax reductions and lower interest rates allowing more liquidity and profitability against more worldwide risk absorbing decisions.The political and financial stability in the Middle East and Pakistan play a significant role for keeping peace in the world. The involvement of Turkey in Irak could make the power game more simple.
 
 
 

Küresel Finans Krizi, Faiz Mekanizması ve Türkiye nin geri kalmışğının nedenleri
 
Enerji- Faiz- Riskli Büyüme Ekonomisi; Sermaye Birikimi, İletişim-Bilişim Teknolojileri Üretimi ve Kaynak Verimliliği; Küresel Finans Krizi, Faiz Otomatizması ve Türkiye nin geri kalmışlığının nedenleri
 
 
 
Prof. Dr. Dipl.Wirtsch.Ing. Mehmet Erdaş   Berlin Viyana İstanbul,
Kabataş Lisesi 1971, ODTÜ Elektrik B.Sc. 1975, ODTÜ İşletme M.Sc. MBA 1978, TU Braunschweig Ph.D. 1982, ODTÜ 1984-1985 Bilgisayar Müh. Öğretim Üyesi, TU Univ. Wien 1993-1994, Salzburg techno-Z 1995-1996, St.Poelten Bölüm Başk. , Yeditepe Üniv. Dekan Yard. 1998, Siemens,HP, Oracle,SAP Büyük Projeler Danışman ve Koordinatörü 1999-2010
 
TABİAT, BİR KELEBEK KANADINA TÜM HARFLERİ VE SAYILARI NAKŞETMİŞ; EN ÜST DÜZEYDE SOYUT GERÇEKLİK ‘SONSUZLUK, BİRLİK VE TEKLİK’ (Infinity, Unity and Uniqueness) TANRISAL MANTIK VE MATEMATİK PROGRAMLAMA İPUÇLARIVERMİŞTİR. TABİATTA KESİNLİKLE TESADÜFE KAOSA YER YOKTUR; HİÇ BİR OLAY, DOĞUM VE ÖLÜM TESADÜFEN OLMAMAKTADIR.
 
 
 
Yeni kitabım; ‘Küresel Finans Krizi; nedenleri - sonuçları, faiz -borsa -döviz ile oynayarak zenginleşmek,  yeni dünya düzeni, güç kavramı, milli güvenlik ve kişisel güvenlik, askeri güç ve yumuşak güç, terör ve silahlanma, kontrolsüz finans gücünün denetim mekanizması; ekonomik planlama ve işsizlik sorunu,Türkiye krize ve işsizliğe karşı hangi tedbirleri alabilir? IMF ve IBRD, IFC, EIB…. Finans paketleri anlaşmalarıyla hükümetler eliyle hazine garantisi verilerek, nasıl daha en başından yatırım yaparken geri teknolojilere yatırım yapmaya mahkum ediliyoruz? Doğru ihtiyaç tespiti yapan Şartname yazmak; teknoloji izlemek, risk değerlendirmekle nasıl milyarlarca dolar tasarruf yapılabilir; Türk Tekstil sektöründe 70 Milyar Dolarlık atıl kapasite, mezarlık tezgahlar nasıl finanse edildi? Neden Türkiye halkı, dünyanın en pahalı en yüksek en kalitesiz temel girdi fiyatlarını (Enerji Telekom Faiz Vergi....) ödemeye mahkum edilerek, Türk ekonomisinin küresel rekabet kabiliyeti daha baştan yok ediliyor? …. ’  konularını kapsayacak ve temmuz ayında www.mehmeterdassapbidanismani.com sitesinden ve www.seckin.com.tr adresinden temin edilebilecektir
 
ORTA VADELİ EKONOMİK GELECEK TAHMİNLERİ  DÜNYADA YENİDEN BÜYÜK BİR SAVAŞA İŞARET ETMEKTEDİR! 
23.05.2010 Prof.Dr.Mehmet Erdaş, Londra
Günümüzde -Euro Dolar Yen Pound -tüm para birimleri ülkelerin dış borç yükü ve açık finansman nedeniyle çökmek durumundadır ve yatırımcılara güven vermemektedir. Sadece Altın ve Gayrimenkul yatırımları uzun vadeli gelecek vaat etmektedir. Bu da ekonomik olarak dünya da savaş riskinin arttığı anlamına gelmektedir. ABD ve İsrail in İran a saldırmaları an meselesidir.
 
Son olarak Almanya nın 750 Milyar Euro tutarındaki AB ülkeleri borç garanti paketi ve ülkelerin borç sigortalarının ve kredi risklerinin açığa satışlarının yasaklanması da Euro’ yu uzun vadede kurtaramayacaktır. Piyasa otomatizması böyle müdahalelere müsaade etmemektedir. Önemli gerçek sebepler, örneğin Euro bölgesindeki talep yetmezliği, nüfusun yaşlanıp tüketimin azalması, aşırı atıl kapasite ve dünya ekonomisindeki daralma, çevre ve iklim felaketleri, iklim değişmesi, Hindistan Çin rekabeti, Rusya ya enerji bağımlılığı, ABD ile ekonomik çıkar çatışması … ortadan kaldırılmadıkça 2008 finansal krizi daha da derinleşerek devam edecektir. Bugün Yunanistan da patlayan devlet iflası, yarın İngiltere, İspanya, İrlanda Portekiz, İtalya da tekrarlanacaktır. Ancak en önemli savaş tehdidi ve sebebi olarak, savaş önleyici, korku dengesi sağlayıcı güç dengesi faktörü olarak,  Euro
bölgesinin Dolara karşı NATO dışında hiçbir askeri gücünün olmaması, ekonomik gücünü silah gücüyle perçinlememiş olmasıdır. Soğuk savaş dönemindeki korku dengesi yıkılınca ABD gelecek yüzyıl hakimiyetini askeri güce ve silah üstünlüğüne dayandırmış, Irak tan başlayarak dünya enerji kaynaklarına el koymuştur.  Afganistan da gelecek hala belirsizdir.
 
ABD ekonomisi zayıflasa da, silah gücü üstünlüğüyle Afganistan, Irak ve İran gibi ülkelere saldırıp işgal ederek çok ucuza enerji kaynaklarını kullanabilmektedir. Silah gücünü paraya çevirebilmektedir. ABD ordusunun orta vadede Türkiye yi işgal etmek planları da mevcuttur. Bunun nedeni ise Türkiye ye, Fırat Dicle kaynağına, sulak ve maden zengini Doğu Anadolu coğrafyasına hakim olunmadan Orta Doğu petrollerinin dahi susuzluk nedeniyle çıkarılamayacak olmasıdır. Bu tarihi gerçeği çok iyi bilen ABD, üstelik stratejik ortak rolünde Türk ordusunu da PKK tehdidiyle uzun vadeli olarak yıpratma stratejisini benimsemiş, bu yüzden de sulandırılmış ılımlı İslam modelini Orta Doğu coğrafyasına hakim kılmaya çalışmaktadır.
 
21.yüzyıl  üretici açısından  en az enerji  tüketimi ve en çok kaynak verimliliği artışıyla azami ürün farklılığının yaratılmasına , tüketici açısından daha çok farkındalık ve çevre-iklim-en az enerji odaklı bilinçli tüketim tercihleri, yönetim felsefesi ve ekonomik-finansal-sosyal  dengeler açısından fiyat otomatizmasına yeniden işlerlik kazandırılarak işsizlik ve  tekelleşmenin önlenmesi, serbest rekabet ortamının  yeniden sağlanması, finans ve bankacılık açısından yeni bir faiz kavramı ve her finansal işlem aşamasında  yeterli risk-özkaynak oranlarıyla özdenetim sağlanması, kendi kendini düzenleyen faiz –risk-fon akımları küresel denetim sisteminin kurulmasının hedeflendiği; sosyal adalet , uzlaşma ve  barışortamında küresel-bölgesel-ulusal ekonomik, sosyal ve finansal güç, kaynak-harcama dengelerinin yeniden kurulduğu modern bir çağolacaktır. Aksi halde 1929 buhranından sonra yaşanan küresel yüksek enflasyon tehdidi ve bunu takip edecek yaygın kitlesel işsizlik ve kıtlık tekrarlanacak;   etnik ve din farklılığı temeline dayandırılan terör  ve yapay düşmanlıklarla tırmandırılacak bir  küresel harp tehdidi ve dünya enerji kaynaklarıyla uzay hakimiyetinin  yeniden bölüşüleceği, 2020 lerde olası bir varlık-yokluk kıyamet savaşı  senaryosu uygulanacaktır.  Bu tahminimi öncelikle tarih bilincine,  siyasi ekonomik sosyal gücünü ve rekabet üstünlüğünü  gittikçe kaybetmekte olan ABD dolar ekonomisinin nötron bombası gibi silah teknolojilerinde üstünlüğünü korumasına, 2020 lerde BRIC- Brezilya Rusya Hindistan ve Çin-ve İslam ülkelerinin nüfus ve ekonomik siyasal finansal güç üstünlüğünü ellerine geçirecek olmalarına rağmen silah ve uzay teknolojilerinde geri olmalarına dayandırmaktayım. İnsanlığın üretip de kullanmadığı silah
sistemi ve silaha dayanan güç isteğinden uzlaşma ile vazgeçen, yeni değerlere dayanan yeni felsefe dönüşümünü barışve uzlaşmayla kabullenen güçlü taraf tarihte hiç olmamıştır.
 
Bilgiye, insanlığa, toplumsal dayanışmaya kıymet vermeyen, bilgi üretemeyen, devrin bilgisine, teknolojisine kavuşamayan, haksızlık karşısında devamlı susan ve dünya ile bütünleşemeyen, dünya refahından pay alamayan  toplumlar bir gün muhakkak yok olmaya mahkûmdurlar! Allah dilerse bir toplumu yokeder, diğer toplumu onun yerine getirir. Ortama ve şartlara uyum sağlayamayan canlıları tabiatın kendisi de yokediyor zaten!

21.yüzyıl üretici açısından en az enerji tüketimi ve en çok kaynak verimliliği artışıyla azami ürün farklılığının yaratılmasın , tüketici açısından daha çok farkındalık ve çevre-iklim-en az enerji odaklı bilinçli tüketim tercihleri, yönetim felsefesi ve ekonomik-finansal-sosyal dengeler açısından fiyat otomatizmasına yeniden işlerlik kazandırılarak işsizlik ve tekelleşmenin önlenmesi, serbest rekabet ortamının yenidensağlanması, finans ve bankacılık açısından yeni bir faiz kavramı ve her finansal işlem aşamasında yeterli risk-özkaynak oranlarıyla özdenetim sağlanması, kendi kendini düzenleyen faiz –risk-fon akımları küresel denetim sisteminin kurulmasının hedeflendiği; sosyal adalet , uzlaşma ve barış ortamında küresel-bölgesel-ulusal ekonomik, sosyal ve finansal güç, kaynak-harcama dengelerinin yeniden kurulduğu modern bir çağ olacaktır. Aksi halde 1929 buhranından sonra yaşanan küresel yüksek enflasyon tehdidi ve bunu takip edecek yaygın kitlesel işsizlik ve kıtlık tekrarlanacak;   etnik ve din farklılığı temeline dayandırılan terör ve yapay düşmanlıklarla tırmandırılacak bir küresel harp tehdidi ve dünya enerji kaynaklarıyla uzay hakimiyetinin yeniden bölüşüleceği, 2020 lerde olası bir varlık-yokluk kıyamet savaşı senaryosu uygulanacaktır. Bu tahminimi öncelikle tarih bilincine, siyasi ekonomik sosyal gücünü ve rekabet üstünlüğünü gittikçe kaybetmekte olan ABD dolar ekonomisinin nötron bombası gibi silah teknolojilerinde üstünlüğünü korumasına , 2020 lerde BRICve İslam ülkelerinin nüfus ve ekonomik siyasal finansal güç üstünlüğünü ellerine geçirecek olmalarına rağmen silah ve uzay teknolojilerinde geri olmalarına dayandırmaktayım. İnsanlığın üretip de kullanmadığı silah sistemi ve silaha dayanan güç
isteğinden uzlaşma ile vazgeçen, yeni değerlere dayanan yeni felsefe dönüşümünü barış ve uzlaşmayla kabullenen güçlü taraf tarihte hiç olmamıştır.
 Bilimsel yöntemle problem çözümü; bilgi ve teknoloji üretim süreci:
 
Herhangi bir problemi doğru tanımlamak, irdelemek ve çözebilmek için, önce şu soyut matematiksel yöntemle, süreçlerinin doğru ve kesin sorgulanarak, denenmesi, tanımlanması gerekir;
 
1-    Problem gerçekten var mı?(existence-check)
2-    Problem gerçekten bir ve tek mi?(uniqueness-check)
3-    Problemin öncelikle var, bir, tek ve gerçek olduğu kanıtlanırsa, ancak doğru tanımı yapılabilir; matematiksel modeli, ölçeklendirilip sınırlandırılarak birimleriyle tanımlanır.
4-    Problemin doğru tanımlanıp tanımlanmadığı, tez antitez ve sentez dialektik yöntemiyle sorgulanıp deneme - yanılma yöntemiyle test edilir.
5-    Deneme - Yanılma testine o kadar uzun süre tekrar edilerek devam edilmesine rağmen, problemin varlığı ve birliği ve doğru kesin tanımı zamanla yanlışlanamaz ise problem doğru tanımlanmıştır.
6-    Problem doğru ve kesin tanımlandıktan sonra, çözülebilirliği ve alternatif çözüm yöntemleri araştırılır.
7-    Problemin doğru olduğu sanılan çözümü, kesin ölçme hassasiyeti ve olası tüm neden- sonuç ilişkileriyle ortaya konarak geçerlilik (validation) testleri yapılır.
8-    Deneme Yanılma ve Geçerlilik Testlerine, bulunan problemin tanımı ve alternatif çözümleri, neden-sonuç ilişkileri yanlışlanıncaya kadar devam edilir.
 
Görüldüğü gibi, bilimde de mutlak ve kesin, yanlışlanamayan doğru bilgi yoktur. Bilim ve din, maksatları aynı, ancak bilgi türetme yöntemleri çok farklı ( ıspat ve iman) olsa da, insanlığa bilgi üreterek doğru yolu göstermeye, doğruyu yanlıştan ayırmayı öğretmeye çalışırlar. Tanrı’ ya ancak inanılır; fakat hiçbir zaman Tanrı’ nın varlığını ispat edebilecek ve geleceği, ne zaman neyin nasıl olacağını, canlılar için doğum ve ölüm vaktini mutlak doğru bildirebilecek kesinlikte, ömrü ve yaşam sürecini uzatacak olan yanlışlanamaz mutlak ve kesin bilgiye ıspat yöntemiyle ulaşılamaz; gelecek ancak belli bir belirsizlik ve olasılıkla tahmin edilebilir.
 
 
 Türk Ekonomisinin dünya ekonomisi ile rekabet şansını yakalaması, hem üretimde hem de tüm tüketim süreçlerin de dört ana temel maliyet unsuruna bağlıdır:
1-      Enerji – Petrol Elektrik Doğal gaz Güneş Rüzgar Thermal Enerji fiyatlarının kaynak verimliliği artışı sağlanarak ve kayıplar azaltılarak ve teminin de güvenlik ve kalitenin yükseltilmesi,
2-      Ulaşım ve Haberleşme Maliyetlerinin dünya fiyat seviyelerine çekilmesi
3-      Faiz ve finans giderlerinin azaltılması
4-      Vergilerin dünya seviyelerinde %25-35 dilimine çekilmesi,
5-      Siyasi istikrar ile erbest rekabet ortamının ve hukuk güvencesinin kalıcı olarak sağlanması
6- Zenginleşmeden önce silahlara aşırı para harcamak yerine eğitim ve sağlık altyapısının kurularak, ücretten alınan vergi ve sigortanın azaltılması, gelir dağılımının düzeltilmesi
ile mümkün olabilir.
 
Güneş enerjisi araştırmaları için Alman Hükümeti 40 Milyon Euro ayırıp Frauenhofer Institut a verebiliyor da Türkiye Cumhuriyeti hükümeti armut mu topluyor ki bu tür teknolojilere para ayırmıyor ama hızlı uçan kuşlar misali yetersiz donanımlı esir yazılımlı radarı ve bombası yetersiz harekat kabiliyeti sınırlı bir uçağa 26 Milyon dolar harcayabiliyor?
Neden bu uçakları test edecek bir rüzgar tünelimiz yok hala?
Neden Kompozit malzeme üretemiyoruz?
Neden uçak yapamıyoruz, motorunu satın alsak da?
Neden PTT-ARLA (TELETAŞ) yı tahrip ettik yok pahasına sattık da Telekom teknolojileri microwave teknolojileri nanochipleri üretemiyoruz?
Gen teknolojisinde neden hala patentimiz yok?
 
 
F-16 Projesi hakkında önemli kısa özet bilgiler:
 
1)F-16 Projesi tamamen bir montaj anlaşmasıdır ve 161.ci uçağı hala kendimiz neden yapamıyoruz? Hazır uçakların sökülüp Türkiye de yeniden monte edilmeleri, en az beşbin parçadan oluşan harp uçaklarında muhtemel kaza riskini ve düşme olasılığını artırmaz mı?
 
2) Milyarlarca dolar harcanmasına rağmen Türkiye ye hala önemli sayılabilecek bir teknoloji transferi yok; rüzgar tüneli, motor, avionik ve uçakta kullanılan yüksek kimyasal nitelikteki kompozit malzemeleri üretim hattımız neden yoktur?
 
3) F-16 Projesinde yerli katkı en aza indirgenmiş; 1 Dolarlık vida Türkiye de imal edilse dahi teslimat programı dört elden dolaştığından bize 4 Dolara malolmaktadır. Bu projenin Türk ekonomisine kaynak maliyeti ve fırsat maliyeti çok yüksektir. Bu kaynaklar eğitim ve sağlık sektörüne harcansaydı bugün kendi uçağımızı yapabilir durumda olamaz mıydık? Zenginleşmeden çok pahalı ve hızla eskiyen hazır silahlara, NATO üyesi bir ülke olarak bu kadar çok para harcamak doğru mudur? Türk Ordusunun NATO dökümanlarına göre üstlendiği görev ise Rus Ordularını 48 saat engelleyip NATO müttefiklerimize ihtiyaç duydukları esnek mukabele süresini kazandırmaktan ibaret değil midir?
 
4) Teslimat programı ayda iki uçak yerine dört uçak olsa motor ve avionik teçhizat gibi parası peşin ödenen long-lead time item’ lardan 500 Milyon dolar tasarruf edecektik. MSB Savunma Sanayii ve Teknik Hizmetler Daire Başkanlığı olarak bu teklifimize Amerikalı Yarbayın cevabı:
- Bu mümkün değil, çünkü o zaman sizin eliniz de iki yılda 96 Uçak oluyor; İsrail in elinde ise 75 F-16 var. Bu da Oratadoğuda bizim öngördüğümüz güç dengesini bozar diyerek daha hızlı teslimat teklifimizi reddetmek olmuştu.
 
5)Çayeli ve Küre Bakırlarıyla birlikte bulunan ve 7000 derece yüksek sıcaklığa dayandığı için uzay teknolojisinde kullanılan, fiyatı dahi gizli ve piyasası olmayan, Uranyum dan daha önemli olan Kobalt elementini 25 Milyon dolar harcayarak Türkiye Ayrıştırıp üretmeliydi.
 
6)Türkiye tanesine 26 Milyon dolar ödediği F-16 lar için uygun tehdit değerlendirmesi yapamamıştı; Yunanistan a karşı alınıyorsa çok fazla, Rusya ya karşı alınıyorsa çok az idi.
 
7) 1,2 Milyar dolarlık Off-Set Programının kapsamında TELETAŞ a verilen 500 Milyon dolar yatırım tutarıyla gösterilen Sistem 12 santralleri, Ruslara yüksek hafızalı chip ler kaçırılmasın diye ITT tarafından hafıza kapasiteleri düşürüldüğünden 10.000 hat kapasiteli bir santral aynı anda 3000 kişi konuşunca kilitlenmekteydi. Daha sonra TELETAŞ sadece malzeme stokları değerinde binası ve know how birikimi ile değerinin çok altında neredeyse bedavaya satıldı.Cengiz İsrafil sura üfledi ve sonunda Sistem 12 santralleri de Ofer e neredeyse 20 de biri oranında bir fiyatla TELEKOM özelleştirmesiyle bedavaya satıldı. Bu tasarımı çok iddialı ama chiplerindeki hafıza düşüklüğü nedeniyle yoğun konuşma trafiğinde yüklenme kabiliyetleri üçte bir oranında azaltılan sayısal telefon santralleri doğu ve güneydoğu Anadolu da en önemli olası askeri muharebe hatlarına yerleştirildi. Muhaberesiz
muharebe olmaz diyen askerler bilgisizlikleri nedeniyle bu teknoloji casusluğu ve hilesinin farkına varamadılar. Ancak bir yılbaşı piyango çekilişi sırasında, aşırı sayıda yüksek katılımcının telefonla bir TV programını aynı anda aramasıyla, İstanbul daki Sistem 12 santralleri kilitlenince bu konu hakkında basında yazılar yazıldı.
 
8)F-16 Projesinde uçak parçalarının montaj hatlarında Eskişehir de fırınlaması yapılan uçak parçalarının çoğu elektrik kesilmeleriyle zarar gördü. Rüşvetle ithal edilen kalitesiz orta gerilim kesici ayırıcıları nedeniyle büyük kayıplar oldu.
 
9) Defterden düşmüş, piyasa değeri sıfır olan hurda makine teçhizat, ABD den Eskişehir ve Ankara -Mürted e ve Kayseri hava İkmal bakım Merkezine getirilerek Türkiye ye 70 Milyon dolara satıldı.
 
10) F-16 Projesinin ilk paketinde, her birinin maaşı Türklerin en az on katı olan ve mühendis dahi olmayan 4000 Amerikalı ya iş imkanı sağlanırken, 1000 kişi dolayında Türk işcisi çalışabildi.
 
11) Montaj hatlarının ve ABD de Texas Fort Worth da parçalanıp sökülerek sevkiyatı yapılan uçak parçalarının gerekli kalite kontrolü ve denetimi ne TUSAŞ ne de TAI tarafından, gerekli olan test ve çarpmaya dayanıklılık (material strength) ölçümleri yeterince yapılamadığından, sözde Türkiye de üretilen, gerçekte ABD de üretilip demonte edilerek Türkiye de yeniden montajı yapılan F-16 lardan yüksek oranda uçuş kazasıyla çok sayıda pilotumuz şehit oldu.
 
12) Türkiye de monte edilen F-16 ların silah ve radar menzilleri İsrail in elindeki F-16 lardan çok daha düşüktür. Adeta hızlı uçan kuşlar misali hedefi vurucu özellikleri sınırlanmıştır.
 
13) F-16 larda, askeri anlamda dost düşman tanımı yapan IFF cihazları ile uçakların uçuş yönetim ve hedefe kilitleme yazılımlarının kaynak kodları General Dynamics firmasından alınamadı.
 
14) Türkiye de başta Süleyman Demirel, Turgut Özal, Yusuf Özal, zamanın Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanları Özal döneminde İbrahim Düzyol, Çiller döneminde Turhan Güven olmak üzere Genelkurmay Başkanlığı, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı makamlarına ve tüm siyasi Parti liderlerine, önemli köşe yazarlarına, aslında çocuklarıma ve aileme haksızlık yapıp onlar için daha az para harcayarak, sayısız bilgi ve belgenin kopyalarını göndermeme rağmen bu hayati konuya, Türkiye adeta bir sömürü ülkesi imişcesine hiç kimse sahip çıkmadı; hiç kimse sorumluluk üstlenmedi, gündeme taşıyıp vatan sevgisiyle halka maletmedi. Sadece rahmetli Uğur Mumcu TELETAŞ diye bir başlık attı ve konuya giriş yaptı, ancak birkaç hafta sonra da arabasına konan bomba ile öldürüldü.
 
15) Son olarak Recep Tayyip Erdoğan’ a daha Refah Partisi İl Başkanı iken, daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Başbakan olduktan sonra defalarca anlatmama rağmen F-16 paket anlaşmalarında, hiçbir siyasi iktidar döneminde ve Genelkurmay başkanı döneminde, sanki Allah yapısı imişcesine, F-16 Paket anlaşmalarında hiçbir esaslı yeni bir düzenlemeye gidilmeden eski hatalı paket anlaşması sürekli uzatıldı ve yenilendi. Türkiye de yeterince uzman Personel olmasına rağmen bu istihbarat teşkilatlarının kotardıkları kadük F-16 Anlaşması hiçbir Üniversite ye veya Türk firmasına yeniden inceletilmedi. Teknoloji transferi, öğrenme eğrisi düzeltilmedi; rüzgar tüneli kurulmadı. Uçak motoru ve türbinlerini imal eden bir fabrika kurulmadı. Dördüncü paket anlaşması bitmeye yaklaşırken, hala 160 uçaklık montaj paketlerinin dışında 161.ci uçağı Amerika istemese de, Türkiye de
kendi imkanlarımızla kendimiz kendi sanayimizden siparişler vererek ve teklifler alarak imal edemiyoruz.
 
Dünya harp uçakları sanayiinde bu arada sipariş alamadığı için F-16 larla aynı manevra kabiliyetine sahip Fransızların Mirage 2000 Uçaklarının üretimi durduruldu. Avrupa Birliğinde EADS firması kurularak askeri ve sivil uçak üretiminde ABD ile rekabet edilmeye çalışılmaktadır. Halen milyarlarca Euro luk EADS askeri projeleri sipariş olmadığı için finanse edilememektedir.
 
Bu yazının her hakkı ve sorumluluğu Prof.Dr.Mehmet ERDAŞ a aittir. Kaynak gösterilmeden ve www.mehmeterdassapbidanismani.com sitesine link verilmeden tamamen veya kısmen kesinlikle kopyalanamaz, yayınlanamaz.
 
Prof.Dr. Mehmet Erdaş Londra - Staines 21.02.2010  
 
 
PREFACE:
 
In my Ph.D thesis, I referred to the balance of energy and financial markets over the interest rates mechanism. The idle overcapacity has been built since 1980s in the world economy. Iraq Wars and the rapid growth and development of BRIC economies disturbed the balance of energy and financial markets. The aggregate demand and supply on global scale can not be matched anymore through the interest rate mechanism of financial markets. The global financial markets crisis has put the banking industry and the flow of funds, investment banking in a collapse. The recovery of asset values and the rapid increase in unemployment in EU and USA; Greek debt crisis and the high ratio of debt to GNPs of UK, USA, Japan, Spain, Ireland, Portugal creates a new risk profile for the global banking industry. The consumer confidence stays low globally threatening the export oriented german economy. The Debt to be collected only in Europe amounts to 400 billion Euro.
A new power game is in being, which might lead to new tensions and regional wars in Balkan, Middle East and Far East. A new global threat of banking industry and uncontrolled deficit spending and financing of economies, the imbalance of economical power against military power, could probably lead to a global war. The history repeats itself, as long as the mankind resists to learning necessary lessons from history, failing to adapt themselves to the law of natural economical and financial selection, suggesting always the survival of the fittest without any priority.
 
ÖNSÖZ
 
Bu kitabımda faiz otomatizmasını ve bunun sonucu oluşan küreselleşme ve 2008 Finans (sistem) krizini ve Türkiye nin geri kalmışlığının nedenlerini işliyorum. 1981 yılında, ABD’ nin tüm cansız varlığa ve zenginliğe hiç zarar vermeden, sadece yaşayan insanları ve canlıları yok edebilen nötron bombasını test ederken, Braunschweig Teknik Üniversitesinde tamamladığım, enerji ve finans piyasalarının faizle dengelenmesini konu alan doktora tezimden alıntılar yapmaktayım. 2008 finansal krizi, küreselleşme olgusu ve faiz otomatizması ile Türkiye nin geri kalmışlığının nedenlerini örnek projeler ve neden sonuç ilişkileriyle açıklayarak, bütünsellikle analiz etmeye çalıştım.
 
Doktora tezimde, Türkiye’ de ve dünyada enerji planlaması modellerini irdelemiş; bugünün ve geleceğin problemlerinin analizini yapmıştım.Enerji, hammadde ve finans piyasalarının,bölgesel harpler ve faiz otomatizmasını yönlendiren büyük bankalar( Bank of America, JP Chase, Morgen Stanley, Goldman Sachs,Rotschild,Rockefeller,….) ve çok uluslu tekellerce( BP,Shell, Mobil, Texaco, Aramco, Siemens, Oracle, MS,…), faiz oranları, borsa ve döviz piyasaları üzerinden nasıl dengelendiğini, nakit fon akımlarına nasıl yön verildiğini; Türkiye’ de ve dünya da enerji ve güvenlik politikalarının prensipleri ve gelecek perspektifleri konusunu araştırmış, katma değerin dengeli sosyal bölüşümü sağlayacak, tüm piyasalarda hem arz, hem de talep sorununu çözebilecek, yeni bir zaman boyutuyla karmaşık sosyal faiz tanımını yapmıştım.
 
Ölecekle olacağa çare bulunmaz denir.Geriye ne kaldı? İyi ki öleceği de, olacağı da, geleceği kesin olarak bilemiyoruz; sadece ihtimal dağılımlarıyla belli bir belirsizlikle tahmin edebiliyoruz. Önemli olan dünü ve bugünü doğru sorgulayarak, yarını en gerçeğe yakın şekilde öngörebilmektir. Nitekim, 2008 yılında yaşanan küresel finans krizini, tüm gerçek yapısal boyutlarıyla öngörebilen ne iktisatçı, ne siyasetçi, ne de bankacı ve finansçı çıkmamıştır.
 
Finans krizi ve faiz mekanizmasının tabii sonucu olan küreselleşme, hangi ürün ve teknoloji değişimlerini, strateji ve tüketici davranış kalıplarında ve tercihlerinde değişimleri zorunlu kılmaktadır? Kaynak verimliliğini artıramayan, nakit fon akımlarını ve likiditeyi etkin denetleyip yönlendiremeyen şahıslar, aileler, firmalar, sektörler ve devletler ekonomik yaşamdan dışlanacaklardır. Dünya ekonomisinde,tüm ekonomik aktörlerin harcanabilir gelirlerinin üçte biri faiz giderlerine gitmektedir. Faiz otomatizması nedir ve neden faiz alınınır? Sosyal ve çevre maliyetlerini, gelir dağılımı ve sosyal adaleti de hesaba katan; piyasalarda tekelleşmeye yol açarak serbest rekabeti yok etmeyen yepyeni bir sosyal faiz ve sanal zaman bileşeni tanımına ihtiyaç vardır. 
 
Küresel kriz ertelenebilir; ancak bilgi ve sermaye tabana yayılmadıkça ,işsizlik sorunu kalıcı olarak çözülemez dünyada!
 
Faiz ve borçlanma girdabını aşamayan, dünya iklim ve çevre kısıtlarıyla baş edemez; büyüme teorileri artık yeni maliyet hesaplarıyla içsel olmak zorunda! Sistem yani Tabiat her şeye rağmen jiroskop misali kendi kanunlarının aşılamaz üstün güç olduğunu, ekonomist ve finansçılara da dikte ettirecek, doğrulatacaktır. Tırmanan borç zamanın en büyük riskidir. Borçlanma isteği ve borçlanan olmadan, faiz otomatizmatizmasında üretim ve tüketim, arz ve talep çarkları dönemez; finans baronlarının faiz mekanizması işleyemez.
 
21.yüzyıl üretici açısından  en az enerji tüketimi ve en çok kaynak verimliliği artışıyla azami ürün farklılığının yaratılmasın , tüketici açısından daha çok farkındalık ve çevre-iklim-en az enerji odaklı bilinçli tüketim tercihleri, yönetim felsefesi ve ekonomik-finansal-sosyal dengeler açısından fiyat otomatizmasına yeniden işlerlik kazandırılarak işsizlik ve tekelleşmenin önlenmesi, serbest rekabet ortamının yenidensağlanması, finans ve bankacılık açısından yeni bir faiz kavramı ve her finansal işlem aşamasında yeterli risk-özkaynak oranlarıyla özdenetim sağlanması, kendi kendini düzenleyen faiz –risk-fon akımları küresel denetim sisteminin kurulmasının hedeflendiği; sosyal adalet , uzlaşma ve barış ortamında küresel-bölgesel-ulusal ekonomik, sosyal ve finansal güç, kaynak-harcama dengelerinin yeniden kurulduğu modern bir çağ olacaktır. Aksi halde 1929 buhranından sonra yaşanan küresel yüksek enflasyon tehdidi ve bunu takip edecek yaygın kitlesel işsizlik ve kıtlık tekrarlanacak;   etnik ve din farklılığı temeline dayandırılan terör ve yapay düşmanlıklarla tırmandırılacak bir küresel harp tehdidi ve dünya enerji kaynaklarıyla uzay hakimiyetinin yeniden bölüşüleceği, 2020 lerde olası bir varlık-yokluk kıyamet savaşı senaryosu uygulanacaktır. Bu tahminimi öncelikle tarih bilincine, siyasi ekonomik sosyal gücünü ve rekabet üstünlüğünü gittikçe kaybetmekte olan ABD dolar ekonomisinin nötron bombası gibi silah teknolojilerinde üstünlüğünü korumasına , 2020 lerde BRICve İslam ülkelerinin nüfus ve ekonomik siyasal finansal güç üstünlüğünü ellerine geçirecek olmalarına rağmen silah ve uzay teknolojilerinde geri olmalarına dayandırmaktayım. İnsanlığın üretip de kullanmadığı silah sistemi ve silaha dayanan güç isteğinden uzlaşma ile vazgeçen, yeni değerlere dayanan yeni felsefe dönüşümünü barış ve uzlaşmayla kabullenen güçlü taraf tarihte hiç olmamıştır.
 
2010 DAVOS TOPLANTISINA KATILAN İŞADAMLARINA GÖRE KRİZDEN SONRA EN BÜYÜK RİSK : KAMU AÇIKLARI VE TIRMANAN ÜLKE BORÇLARI
 
Özellikle ABD,İngiltere, Japonya, Almanya gibi önemli G-8 ekonomilerinde ve Yunanistan, İspanya, Portekiz, İrlanda, Dubai ve Doğu Avrupa ülkelerinde görülen aşırı yüksek küresel borçlanma ve ülke borçlarının çevrilememesi, kriz sonrasında kalıcılığı tehdit eden en büyük risk olduğu ve bir çeşit borç bombası olarak değerlendirilmektedir.
Davos toplantılarının 40 yıllık tarihi, adeta krizlerinde tarihidir. Önce Asya krizi, bir yıl sonra Rusya krizi gündemdeydi. Daha sonra Brezilya ve Arjantin  borç krizi  ve 2001 Türkiye krizi yaşandı. 2010 da da Davos ta Küresel borç bombası konuşulmaktadır. Başbakanca 2009 da sahnelenen ‘One Minutes’ çıkışından sonra Davos’ a katılmayan Türk heyeti “Küresel Borç Bombası” gündeminden çok şey öğrenebilirdi belki deTürkiye’ nin borçlanma stratejisini düzeltmeyi artık akletmek için.
2010 yılında, Davos’ ta konuşulan ve önümüzdeki yıllarda yeni bir küresel kriz yaratması olası olan en önemli riskler, önem sırasına göre şunlardı :
a)Tırmanan önemli G-8 ülkelerinin toplam 2000 Milyar dolara varan borçlarının yaratacağı riskler
b) Gittikçe artan korumacılık eğilimi, etnik ve dinsel milliyetçilik akımlarının yaratacağı siyasal riskler
 c) Devletin ekonomiye aşırı müdahalesinin yaratacağı riskler
 
Osman Ulagay, 28 Ocak 2010 Milliyet gazetesinde Davos la ilgili şu önemli tesbiti yapmaktadır:
 
Başta ABD ve İngiltere olmak üzere zengin ülkelerin finans kesiminde patlayan krizin tam bir çöküşe yol açmasını önlemek için uygulamaya konan kurtarma operasyonları ve ekonomiyi canlandırma paketleri söz konusu ülkelerde devlet borcunu hızla tırmandırdı. Şimdi bu borcun nasıl ödeneceği konuşuluyor.
Dünkü tartışmada da vurgulandığı gibi, sorunun temelinde, bu borçların ancak halka yeni vergiler ve yükler getirerek ödenebileceği gerçeği var. Batı’nın zengin ülkeleri alışmadıkları bir durumla karşı karşıya ve bu acı gerçeği halka anlatmak hiç de kolay olmayacak. Başta Başkan Obama olmak üzere Batı’nın siyasetçilerini zor bir dönem bekliyor. Her yıl Davos’ta Dünya Ekonomik Forumu’nun açılışı öncesinde açıklanan ve uluslararası şirketlerin tepe yöneticilerinin beklentilerini ortaya koyan anketin bu yılki sonuçları, krize tam bir aymazlık içinde yakalanan küresel CEO’ların bu yıl geçen yıla göre çok daha iyimser olduğunu ortaya koydu. Ancak kriz öncesinden farklı olarak bu kez çok ihtiyatlı bir iyimserlik söz konusu.
Küresel şirketlerin CEO’ları ekonomideki düzelmenin kalıcılığı konusunda tereddütlü oldukları için, yeni yatırıma ve borca girmeden mevcut kapasiteyi daha iyi kullanmanın ve maliyetleri düşürerek kârlarını artırmanın arayışı içinde.
Bu araştırmayı gerçekleştiren PricewaterhouseCoopers şirketinin Başkanı Dennis Nally’ye, ankete katılan CEO’ların yükselen devlet borçlarını öncelikle bir risk olarak görüp görmediklerini sordum. Dennis Nally, bunun uzun vadede gündeme gelecek bir risk olduğu için CEO’ların risk sıralamasında öne çıkmadığını söyledi. CEO’lar gerçekten de farklı bir dünyada yaşıyor ….
 
Türkiye de devlete hakim güçler Batı dışında alternatif üretmek istememektedir.
Batı için geçerli olan borç ve faiz çıkmazı Türkiye içinde geçerlidir. 2004 de Cevahir Otel de yapılan MÜSİAD kongresine Berlin MÜSİAD heyeti ile birlikte katılmıştım. Başbakan Erdoğan kürsüye çıkarak şu samimi açıklamayı yapmıştı:
 
-Ben bu faiz ve borç meselesini Başbakan olduktan sonra öğrendim.
İktisadi Ticari İlimler akademisi mezunu, eski Ülker Bayisi Başbakan R. Tayyip Erdoğan, anlaşılan kendini çok geç eğitmeye başlamış temel ekonomik konularda.
 
Albert Einstein’ a göre 20.yüzyılın en önemli keşfi, kaşifi olduğu relativite teorisi değil, sermaye birikimini sağlayan, ekonominin ve ekonomik büyümenin dinamosu olan bileşik faiz ve faiz mekanizmasıdır. Küresel finans krizi gibi, dünü bugünü ve geleceği, tüm zaman ve mekân boyutlarıyla, tüm karmaşık güç ve çıkar ilişkilerini aynı anda kapsayan, böylesine karmaşık güncel bir konuyu, çok basit kelimelerle, akıcı ve sürekli, canlı, okuyucunun dikkatini dağıtmadan anlatabilmenin sırrı ne olabilir? 
 
Bilgi aktarmak kutsaldır, ama okuyucunun merakını hep canlı tutmak, onu sıkmadan, bilgiçlik taslamadan, finansal kavram sistematiğinin mimarisini, ekonomik felsefeyi, tarih bilinciyle, akıcı ve mizahi bir üslupla anlatmak nasıl başarılır? İmkânsızı başarmak (mission impossible) fantezi ve mucize kabiliyeti ile mümkün olur. İnsan aklını aşan bir üst soyutluk derecesi olmazsa, bilime ıspat kabiliyeti kazandırılamaz ve yeni geçerli bilgi türetilemez; bilimin ürettiği bilgiler de ancak yanlışlandırılıncaya kadar geçerlidir.(Bkz. Kurt Gödel, Mantıkbilim, Viyana, 1938; Karl Popper, Dialektik ve Deneme Yanılma; Bilimsel keşfin mantığı, bilimsel teorilerin yanlışlanma süreci 1959 - 1968, Londra). Bilim de ıspat kabiliyetini, kendisinden daha soyut bir üst-sistemin, inanç ve karmaşık değerler sisteminin varlığına borçludur.
 
2008 Finans krizi ile küreselleştirilen bankacılık soygununu, mümkün olduğunca halk diliyle anlatmaya çalıştım, ama yeterince basitleştiremeyi başaramadım.
 
Finansçılar ve ekonomistler, doktorlar ve hukukçular gibi kendilerince, halkın anlamayacağı kapalı bir meslek lisanı geliştirmişler; aslında basit konuları daha karmaşık hale getirmişler. Kimbilir belki de sosyal bilimlerde güç kavramının tanımını yaparak, bilimsellik vasfı kazandırmak; matematiksel kavram keskinliği ile kendi disiplinlerinde farkındalık yaratıp, soyutluk derecesini ve kavram derinliğini artırmak, ölçülü, kalıcı ve halka hizmet için güvenilir bilimsel bilgi ve fayda üretmek yerine, tüccar olarak kalmak, büyüme ve kar ençoklaması (growth and profit maximization) hedefi, daha çok para kazanmak ve adam yerine konmak tercihleri bu insanlar için daha çok hayati öneme sahip olabilir. Sosyal bilimlerde ‘Güç’ tanımına ilişkin kritik bir test sorusuyla önsözümüzü tamamlayalım:
-         Ölüm korkusu korkunun kendisi ve korkuların en büyüğüdür. Ölüm korkusunu aşmış insanlara kim nasıl hükmedebilir ki?
 
Bilimsel yöntemle problem çözümü; bilgi ve teknoloji üretim süreci:
 
Herhangi bir problemi doğru tanımlamak, irdelemek ve çözebilmek için, önce şu soyut matematiksel yöntemle, süreçlerinin doğru ve kesin sorgulanarak, denenmesi, tanımlanması gerekir;
 
1-    Problem gerçekten var mı?(existence-check)
2-    Problem gerçekten bir ve tek mi?(uniqueness-check)
3-    Problemin öncelikle var, bir, tek ve gerçek olduğu kanıtlanırsa, ancak doğru tanımı yapılabilir; matematiksel modeli, ölçeklendirilip sınırlandırılarak birimleriyle tanımlanır.
4-    Problemin doğru tanımlanıp tanımlanmadığı, tez antitez ve sentez dialektik yöntemiyle sorgulanıp deneme - yanılma yöntemiyle test edilir.
5-    Deneme - Yanılma testine o kadar uzun süre tekrar edilerek devam edilmesine rağmen, problemin varlığı ve birliği ve doğru kesin tanımı zamanla yanlışlanamaz ise problem doğru tanımlanmıştır.
6-    Problem doğru ve kesin tanımlandıktan sonra, çözülebilirliği ve alternatif çözüm yöntemleri araştırılır.
7-    Problemin doğru olduğu sanılan çözümü, kesin ölçme hassasiyeti ve olası tüm neden- sonuç ilişkileriyle ortaya konarak geçerlilik (validation) testleri yapılır.
8-    Deneme Yanılma ve Geçerlilik Testlerine, bulunan problemin tanımı ve alternatif çözümleri, neden-sonuç ilişkileri yanlışlanıncaya kadar devam edilir.
 
Görüldüğü gibi, bilimde de mutlak ve kesin, yanlışlanamayan doğru bilgi yoktur. Bilim ve din, maksatları aynı, ancak bilgi türetme yöntemleri çok farklı ( ıspat ve iman) olsa da, insanlığa bilgi üreterek doğru yolu göstermeye, doğruyu yanlıştan ayırmayı öğretmeye çalışırlar. Tanrı’ ya ancak inanılır; fakat hiçbir zaman Tanrı’ nın varlığını ispat edebilecek ve geleceği, ne zaman neyin nasıl olacağını, canlılar için doğum ve ölüm vaktini mutlak doğru bildirebilecek kesinlikte, ömrü ve yaşam sürecini uzatacak olan yanlışlanamaz mutlak ve kesin bilgiye ıspat yöntemiyle ulaşılamaz; gelecek ancak belli bir belirsizlik ve olasılıkla tahmin edilebilir.
 
Prof. Dr. Mehmet Erdaş, Berlin, 01.01.2010.
Kabataş Lisesi 1971, ODTÜ Elektrik B.Sc. 1975, ODTÜ İşletme M.Sc. MBA 1978, TU Braunschweig Ph.D. 1982, ODTÜ, Webster, TU-Wien, Salzburg, St.Poelten Öğretim Üyesi, SAP İş Zekası ve Profesyonel İş istihbaratı Danışmanı
 
ARKA KAPAK:
 
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.
 
Zamanla ışıkta yaşamayı ögrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladim sevdiklerimi. ..
Ağladım.
 
Yaşamayı ögrendim.
Dogumun, hayatın bitmeye başladığı an oldugunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar oldugunu ögrendim.
 
Zamanı ögrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacagını, zamanla barışılaca ğını, zamanla ögrendim...
 
Insanı ögrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler oldugunu...
Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulundugunu  ögrendim.
 
Sevmeyi ögrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı oldugunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kuruldugunu ögrendim.
 
İnsan tenini ögrendim.
Sonra tenin altnda bir ruh bulundugunu. ..
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde oldugunu  ögrendim..
 
Evreni ögrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını ögrendim.
Sonunda evreni aydinlatabilmek için  önce  çevreni aydınlatabilmek gerektigin ögrendim.
 
Ekmeği  ögrendim.
Sonra barış için ekmegin bolca üretilmesi gerektigini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
bolca üretmek kadar önemli oldugunu ögrendim.
 
Okumayı ögrendim.
Kendime yazıyı ögrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi ögretti bana...
 
Gitmeyi ögrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime ragmen gitmeyi...
 
Dünyaya tek başına meydan okumayı ögrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektigi fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektigine aydım.
 
Düşünmeyi ögrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi ögrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yikarak düşünmek oldugunu ögrendim.
 
Namusun önemini ögrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk oldugunu; gerçek namusun, günah elinin altindayken, günaha el sürmemek oldugunu  ögrendim.
 
Gerçegi ögrendim bir gün...
Ve gerçegin acı oldugunu...
Sonra kararında acının, yemege oldugu kadar hayata da lezzet kattığını ögrendim.
 
Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...
 
MEVLANA
 
 
 
TABİATIN MUCİZESİ: BİR KELEBEK KANADINA TÜM HARFLER RENKLER VE SAYILAR NASIL DA KESİN VE MÜKEMMEL NAKŞEDİLMİŞ; HAYATTA HİÇBİR ŞEY, KRİZLER DE DAHİL DOĞUM VE ÖLÜM, HİÇBİR ŞEY TESADÜFEN OLMAZ; HERŞEY ÖNCEDEN TASARLANMIŞ, PLANLANMIŞ,PROGRAMLANMIŞTIR. TANRI DA, FİNANSÇILAR DA ZAR ATMAZ; MUTLAK GÜÇ İSTEĞİNE ULAŞMAK İÇİN SAYISIZ SENARYOLAR ÜRETİLİP UYGULANIRKEN, SAĞDUYULU, BİLGİLİ VE TECRÜBELİ KESKİN ÖNGÖRÜ SAHİPLERİ KAZANIR, DİĞERLERİ SÜREKLİ KAYBEDER. CHARLES DARWİN’ DEN BERİ BİLİNEN ZAMAN OTOMATİZMASI, HAYATIN SÜREKLİLİĞİ İÇİN UYUM KURALI ‘ SURVIVAL OF THE FITTEST’ DOĞUMU, ÖLÜMÜ, HAYATI, ÖLÜMÖTESİNİ, DİRİLMEYİ DE TESADÜFLERE BIRAKMAMIŞTIR!
 
KÜRESELLEŞME VE YENİDÜNYA DÜZENİ
 
VE TEKELLEŞME; PİYASALARDA YENİ OLUŞUMLAR VE GELECEK BEKLENTİLERİ; BASEL II Piyasa- Kredi- İşlevsel Risk Tanımları ve Bankaların Sermaye Yükümlülüğü, Risk Kontrolü ve Yönetişim Kuralları
    
 
 
 
2008 Küresel finans krizinin atık değeri 15 milyon işsiz, 11 trilyon dolar hasar yine yoksul ülkelerce refinanse edilecektir. Bu faiz otomatizmasının ve buna dayanan mevcut küresel tekelci piyasaların, fiyat mekanizması ve serbest rekabet ortamının yok olmasının, kaynak verimliliğinin nüfus artışı oranında artmamasının tabii sonucudur. Para, su ve elektrik akımları, aynı tabiat kanunlarının, zamanlama ve tetiklenmesi en ince detayda saklı olan, tabiatın ve yaradılışın özünde saklı en az kuvvet prensibi veya en az güç kullanımı presnsibine göre yönlendirilmektedir. Para ve fon akımları, finans ekonomisi, kaynak verimliliği ve inovasyon ekonomisi, kısa ve öz olarak enerji ekonomisi ile faiz otomatizmasının ilişkisi, özünde aynen ısının yayılmasıyla ilgili termodinamik kanunları veya elektrik ve su akımlarını yönlendiren Maxwell-Kirschoff- Lorentz elektomanyetik enerji ve güç dönüşümü kanunları ile hidrolik akışkanlar mekaniği kanunlarına bire bir benzemektedir. Her nedense bu benzerlikten ekonomi ve finans kitaplarında ölçülebilirlik ve daha çok bilinebilirlik, daha güvenilir veri elde etmekte pek yararlanılmamaktadır.
 
Elektrik, su ve para akımları aynen birbirlerine benzer ve daima en kolay yoldan akarlar. Elektrik devrelerinde güç kaynağı, karmaşık direnç (empedans), akım şiddeti, gerilim ve Kirschoff kanunları belirleyicidir. Su şebekelerinde boruların darlığı ve genişliği, yükseklik farkı, pompa gücü ve termodinamik kanunları ile bileşik kaplar prensibi önemlidir. Para piyasalarında ise sermaye birikimi, faiz oranları, vergi oranları, karlılık ve kaynak verimliliği ile politik istikrar para akımlarının yönünü belirlemektedir.
 
 
İster bölgesel ister küresel olsun, tüm ekonomik ve finansal krizlerin en önemli sebebi üretim ve tüketim dengelerinin arz ve talep dengelerine dönüşümünün ve eşzamanlanmasının bozulması olup, bu da kapitalizmin dayandığı faiz mekanizmasının (artı değer hırsızlığının) ve faiz mekanizması sebebiyle piyasaların gittikçe tekelleşmesi, serbest rekabetin yok olması , bunun sonucu oluşan aşırı arz fazlası ve kar ençoklamasına(profit maximization) dayanan ve her türlü sosyal faydayı, çevre kirliliğini, kaynak verimliliği ve kaynak kullanım değerini, iklim değişikliğini, sosyal adaleti ve insanlık değerlerini, kutsal yaşam hakkını göz ardı eden yanlış kapasite planlaması, ve bunun sonucunda kendiliğinden oluşan zamansız ve yüksek atıl üretim kapasiteleridir! Kapitalizmin yapısal ve döngüsel krizlerine tarihsel perspektifle bakıldığında, küresel ve bölgesel olarak hep sürekli ve ardışık olarak yaşanan küresel ve bölgesel güç ve karar merkezlerince kontrol altında tutulabilen enflasyon ve harpler takip etmiştir.Dünyada hiçbir şey tesadüfen olmamaktadır.Yaşanan tüm toplumsal olayların ardında, taktik ve stratejik hedefler hiyerarşisine dayanan, açık(basınve medya)ve kapalı(askeri siyasi ekonomik finansal bilgi akışı) istihbaratla beslenen management senaryoları, küresel siyasi ekonomik finansal askeri güçlerin hakimiyetlerini kaybetmeme, sermaye birikimlerindeki artışı dünya enerji kaynaklarını uluslar arası hukuku ve evrensel insan haklarını hiçe saymak pahasına da olsa, güvenceye alarak bir yüzyıl daha sürekli kılabilmek kaygıları yatmaktadır.
 
Kapitalist sistemde , mal ve hizmetlerin arz sorunu istenildiği kadar üretim kapasitesi oluşturularak çözülebilmekte, ancak talep tarafı , üretilen mal ve hizmetlerin sosyal adalete dayanan dağıtımı, bölüşümü, paylaşımı ve işşizlik sorunu, sadece atık değerler olarak görüldüklerinden, piyasalarda tekelleşme olmakta, bunun sonucunda serbest rekabet ve ticaret daralmakta, ülkeler faiz döviz iç-dış borç ve enflasyon sarmalıyla kolonileştirilmektedir. Bölgesel ve küresel krizler döngüsel olarak sık sık yapısal nedenlerle tekrarlanmaktadır. Kriz dönemlerinde tüm dünyadaki piyasa mekanizması arz talep dengelerinin çarkları senkronize olarak çalışamamaktadır.Kümülatif ölçeklerde,tüm dünya da fiyat (arz talep dengesi)mekanizması ve diğer üretim-tüketim dengelerinin, tüm piyasalarda senkronize çalışan çarklar olarak kümülatif arz ve talep dengelerine dönüşümü eşzamanlı olarak sağlanamamakta dır. Bu nedenle de ekonomi, finans sisteminden başlayarak, satış ve üretim çarkları dönmeyince, yatırımlar re-finanse edilememekte ve kapitalist ekonominin üretim, satış ve finans sistemi kontrolden çıkmakta, tüm dünyada telafisi mümkün olmayan büyük ölçekli spekülatif kayıplar, fakirleşme, enflasyon, bölgesel ve küresel harpler yaşanmaktadır.!
 
Müteşebbislerin ve tüm ekonomik aktörlerin sadece kar ençoklaması (kar maximizasyonu)peşinde hırsla koşmaları da kapitalizmin sistem krizi ni tetikleyen en önemli etkenlerdendir. Toplumsal sosyal fayda boyutunu yok sayan maliyet muhasebesi de krizilerin oluşmasında diğer önemli yapısal etkendir. Üretim yapan müteşebbis, tükettiği enerji kaynaklarının yenilenemez olduğunun, kullandığı emek ve sebep olduğu çevre kirliliğinin ve iklim değişikliğinin, tabiattaki entropi artışının, telafisi mümkün olmayan yeni dengesizliklere neden olduğunun bilincinde değildir. Tek düşündüğü karını en çoklamak, ikiye, hatta üçe beşe ona katlamaktır. Gelecek nesiller için fayda üretmek, daha yaşanabilir temiz bir çevre bırakmak, işsizliğe çare bulmak gibi kaygıları, ruhunu zenginleştirecek hedefleri yoktur. Sadece para kazanmak ve güçlü olmak hırsı hedefidir. Hırsı ve öfkesi, bilinçaltı kompleksleri, hiç farkına varamadığı bilinçaltı değerleri, onu aklının ve sağduyusunun önüne geçerek adeta gütmektedir. Güdülenleri, yani onun bilinçsizce, en geniş anlamda tabiatın çok hassas, kelebek etkisiyle önceden kurgulanmış ve bağıtlanmış dengelerini göz ardı ederek ürettiği mal ve hizmetleri talep edenleri buldukça, fiyat mekanizması çalışacak; müteşebbis ürettiği mal ve hizmeti satarak paraya çevirecek ve ona daha çok kazandıracak yeni mal ve hizmetleri üretecektir. Böylece sermaye birikimini, sermaye birikimi daha fazla olan rakipleri onu yok etmeyi piyasadan silmeyi hedeflemediği sürece, artırmaya ve piyasada var olmaya büyümeye devam edebilecektir.
 
Bakınız Küresel Kriz emlak piyasasından başlamıştır. Finans piyasaları, borsacılar ve bankacılar, geri dönmeyeceğini bile bile, ellerinde tuttukları paranın yakan maliyetinden kaçabilmek için, mortgage kredileri adı altında işsizlere dahi 400.000-500.000 Dolarlık Kredileri başka hiçbir güvence (teminat) aramadan kullandırmışlardır. Bunların her birini de finans türevleri (Derivatives) adı altında, hayali olarak ve tekrar tekrar finans balonları haline getirip borç senetleri olarak tüm dünyadaki yatırımcılara, tasarruf sahiplerine bankalar eliyle yatırım fonları olarak pazarlamışlardır. Böylece emeği alın teri ile gelecekte gelir güvencesini sağlamak gayesi güden küçük tasarruf sahipleri güvenleri ve inançları kötüye kullanılarak aldatılmış ve kandırılmışlardır. Toplam 11 Trilyon Dolar tutarındaki dünya ekonomisinde adeta buharlaşan bu değer kaybı sonunda, aynen katma değer vergisini en son tüketicinin ödemesi gibi, yine en alt gelir grupları tarafından bir gün yine sisteme geri döndürülecektir. Bu da devletlerin borçlanmaya dayalı uluslar arası kapitalist finans ve maliye sisteminin ve aslında bir zaman otomatizması olarak kurgulanan faiz mekanizmasının temel ve tabii sonucu olacaktır. Faiz mekanizması ve faiz dinamosu , daima sermaye birikimi en fazla olan çok az sayıdaki fertlere, müteşebbislere, firmalara ve ekonomilere tüm dünyanın kaynaklarını, temel üretim girdilerini (sermaye, enerji, emek, teknolojik bilgi ve zaman) faizlerle (libor +spread) ve enerji fiyatlarıyla spekülatif motiflerle oynayarak, bölgesel harpler çıkarıp önceden hesaplanabilir ve kontrol edilebilir belirsizlikleri ve insan psikolojisini, korkularını reklam ve medya yoluyla kitleleri istediği yönde etkileyip, tüketim tercihlerini istenen şekilde yönlendirip zamanlayarak aktarmaktadır.
 
 
Küresel finans krizini kimileri dibi aşağıda çanaklanmış bir parabole, kimileri de tepetaklak olmuş dibi ters dönmüş ve şapkalaşmış bir parabole benzetebilmektedir. Kişilerin hayal güçlerine, eğitim, bilgi ve görgü seviyelerine, kişilik, ahlak ve benliklerine, inatçı veya uysal olma huylarına, kültür ve değer hükümlerine, istek ve tercihlerine  göre kullandıkları matematik kavram keskinliği, semboller, yönler ve farkındalıkları, karar öncelikleri değişebilir, problem teşhisleri doğru veya yanlış olabilir. Ancak yanlış tanım ve teşhislerle, problemlere ve hastalıklara doğru, isabetli çözümler bulmak, tedaviler uygulamak mümkün değildir. Bu yüzdendir ki, tek tanrılı semavi dinlerin inanç kitaplarında ve ısbat kabiliyeti, neden sonuç ilişkisi olan müsbet bilimlerde, önce isim ve kavramların, teorinin oluşturulduğu, sonra da bu soyut kavram, tanım ve isimlerin, somutlaştırılıp cisimleştirilmelerinin, yani keşiflerin ve teorinin pratik uygulamalarının takip ettiği tarihsel bir gerçeklik olarak sık sık hatırlatılmaktadır.
 
Kavram keskinliği ve zenginliği olmayan, farklılıkları zenginlik olarak değerlendirip içine sindiremeyen, yeni kavramları, keşifleri ve gelişen teknolojileri özümseyip, kullanıp, daha da geliştirerek kendine maledemeyen, sürekli geliştirip değer katamayan, zamanın ruhunu kavrayıp tam vaktinde sezemeyen, emsallerinin hep gerisinde ve geç kalan toplumlar, diller, dinler ve kültürler de, tarihleri de kalıcı olamamış, nice diğer emsalleri gibi hafızalardan silinmiş, yok olup gitmişlerdir. Yüzeyselleşen dilleri kullanan, kavram zenginliği, değer üretemeyen toplumlar zamanın gerisinde kalmaya ve yok olmaya mahkum ilkel toplumlardır.
 
Sürekli borçla finanse edilen ekonomik büyüme kalıcı olamaz. Tasarruf artışıyla finanse edilen ekonomik büyüme gerçek fiziki, kalıcı ekonomik büyümedir. Küresel krizi aşmak için yeni düşüncelere, yeni ürünlere, yeni strateji ve felsefi yaklaşımlara acilen ihtiyaç vardır. Politikacılar çaresiz , krize sebep olan bankalara tekrar vergilerle ve taze para ile destek olmaktadır. Bankacılara ödenen astromik ücretler neyin hangi artı değer üretiminin karşılığıdır?
Alman ekonomisi 2010 bütçesini 86 Milyar Euro borçla kapatabilecek mi?
Artan işsizlik, azalan vergi gelirleri, düşen iç ve dış talep kimseye gelecek hakkında umut vermemektedir. Küresel krizin çözümü için küresel uzlaşma ile bankaların bütün işlemlerinin ve risk yönetimlerinin özkaynaklarıyla orantılı olması sağlanmalıdır. Bankalar kendi başlarına spekülatif işlemlere girişememelidir. Çok uluslu şirketler bulundukları ülkenin vergi mevzuatına göre bağımsız birimler olarak vergilerini ödemelidir. Bankaların iş hürriyeti kısıtlanmalı, bankaların işsizlik sorunun çözümünde sosyal sorumluluk yüklenmelidir. Küresel finans krizine sebep olan bankacılık ve finans sektörüne krizin zararları tazminat olarak ödetilmelidir. Merkez Bankaları ve Bankacılık Düzenleme ve Denetim Kuruluşları, Rating kuruluşlarını da denetlemeli, bilgi kirliliği önlenmelidir. Bankalar Hedge Fonlarına ve Katılım fonlarına sahip olamamalıdır. Yatırım Bankacılığı ve ticari bankacılık tamamen ayrı iş sahaları olarak tanımlanmalıdır; bunlardan birini yapa n diğerini yapamamalıdır. Bankacılık istikrar fonuna tüm bankalar özsermayeleri ve riskleri oranında karşılık ve katkı payı ödemelidir. Bankaların yönetim yapısı ve karar kriterleri şeffaf hale getirilmelidir. Bankaların özsermaye borç oranları, likidite kısıtları, aktif pasif dengesi, risk yönetimi ve borç ve alacaklarının vade yapıları sürekli her işlemde denetlenmelidir. Bankalar Merkez Bankası gibi sistemde para miktarını çoğaltan, paradan para kazanıp, reel ekonomik değer üretmeyen ve sonuçta enflasyona neden olan kurumlardır.
 
Türk ekonomisi her şeyini ABD ekonomisine bağlamıştır. Psikolojik olarak ABD den gelen iyi haberler finans sistemini doğrudan olumlu etkilemektedir. ABD ekonomisi krizde olunca Türk ekonomisinin ve finans sisteminin bundan etkilenmemesi mümkün değildir. Amerika nezle olunca, Türkiye önce grip, sonra da astım olmaktadır. Kriz sonrasında paralar yeniden bankalarda toplandı, ancak sanayicilere ve halka taze kredi akışı sağlanamadı. Bankalararası piyasalarda da henüz normal güven ortamına dönülemedi. 2008 krizi, ne kadar büyük olursa olsun, her bankanın çok kısa sürede batabileceğini göstermiştir. Piyasalarda tüketici güveni ve fiyat istikrarı da henüz sağlanamamıştır. Bankalar eski alışkanlıklarına devam etmek, paradan yüksek paralar kazanmak istemektedir. Obama dahi bir yıllık başkanlık döneminde krizin çözümünü yine krize sebep olan eski yöneticilere bırakmıştır. ABD halkının Obama ya güveni de azalmaya başladı. Afganistan ve Irak tan askerleri çekme kararından sonra, sağlık reformu yasa tasarısı da henüz senatodan geçirilemedi ve kanunlaşamadı.
ABD de işsizlerin sayısı 2008 de 11 Milyon iken 2009 da 15 Milyonu geçmiştir.
Buna karşılık krize sebep olan büyük bankalardan Goldman Sachs ın hisse değeri 69 dolardan 169 dolara yükselmiştir. Bu değer artışı yarı yarıya vergilendirilmelidir.
 
Küresel para ve sermaye, sermaye birikimi en fazla olan ülkelerden, sermaye birikimi daha az olan ülkelere doğru, en kısa sürede en çok getiriyi elde edebilmek amacıyla akar. Reel faiz oranları yükseldikçe yaşamın ve piyasaların değişim hızıyla ivmesi ve psikolojik gerilimi artar; enflasyon ortamı doğar ve yatırım riski yükselir. Stok maliyetleri ve fiyatlar artar. Hammadde stoklarına para bağlayarak üretim yapmak daha da zorlaşır. Kaynak verimliliğini artırıp, sıfır stoklar çalışan firmaların rekabet kabiliyetleri artar. Faizlerdeki artış oranından daha hızlı tempoyla koşamayan, karlılığını ve kaynak verimliliğini, rekabet kabiliyetini artıramayan aktörlerin çoğu ekonomik yarışı terk eder.
 
1990’ larda, ABD Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan tarafından uygulanan düşük faiz oranları, internet şirketleri başta olmak üzere, para ve sermaye piyasalarında spekülatif bir ortam yaratarak varlık değerlerinin aşırı yükselmesine yol açtı. 2000 yılının başlarında ise kâğıt üzerinde doğan internet şirketleri (yeni ekonomi) peş peşe iflas etmeye başladı. Bunun ardından ABD Merkez Bankası, piyasalarda para bolluğu sağlayıp kademeli olarak faiz oranlarını indirmeye başladı. 11 Eylül 2001 saldırılarının hemen ardından da faiz oranlarını yüzde 1’e kadar indirdi. Faiz oranlarındaki bu aşırı düşüş, ABD de iç talebi canlandırdı; iç tüketimi, mortgage kredileri ile finanse edilen ev satışlarını ve ucuz kaynak temini şirketlerin yatırımlarını artırdı. Piyasalar para bolluğuyla önce canlandı, iç talep coştu, aynı zamanda finans sektöründe riski kesin hesaplanamayan yeni türev ürünlerle kredi verme ve yeni borçlanma yöntemlerinin gelişmesine yol açtı. 2007 yılına gelindiğinde, özellikle mortgage piyasasında ev fiyatlarında düşme başladı ve işsizlik arttı. Evlerini satamayan işsizler, mortgage kredileri piyasasında, toplam 1300 Milyar dolarlık çok büyük bir finansman açığını ve küresel ölçekte yeni bir finans krizini tetiklediler. Bankacılık sisteminde, mortgage kredileri karşılığında ve kağıt üstünde zincirleme üretilen diğer bağlı krediler, türev finans ürünleri, borç senetleri, menkul kıymetleştirilen tüm kredi türleri (otomobil, tüketim vs) bu çöküşten etkilendiler. Toplam 1300 Milyar dolarlık mortgage kredilerine bağımlı diğer kredilerin, borç senetlerinin banka ve sigortacılık işlemlerinin, hedge fonların toplam değeri binlerce milyar dolara ulaşmıştı. Toplam varlık değeri kaybı kesin bilinip hesaplanamadığından, bankalar arası piyasalarda güven kayboldu ve bankalar arası para-kredi alışverişleri de tamamen durdu. Lehman Brothers’ gibi dünyanın beşinci büyük bankası ve en büyük yatırım bankası bir hafta içinde iflas etti. Varlık erimeleriyle diğer banka iflasları birbirini takip etti; bankalara, borsa ve hisse senedi piyasalarına güven kayboldu. Adeta 1929 krizi aniden tekrarlandı.
 
Petrol üreticisi ülkelere ait olan Petrol dolarları, ABD, Avrupa ve Japonya Merkez bankalarının sağladığı milyarlarca dolarlık likiditenin, yine bankacılık sistemi üzerinden piyasalara pompalanması, küresel bir çöküşü geçici olarak erteledi, ancak tamamen ortadan kaldırmadı. ABD doları küresel para olma durumunu sürdürdüğü sürece, ABD de yaşanan her kriz ve sarsıntı tüm dünyayı etkileyecektir. Gelişmiş ekonomileri çok olumsuz etkileyen finans krizi, henüz sermaye birikimini henüz sağlayamayan gelişmekte olan ülkeleri doğrudan etkilemedi. Ancak yabancı sermaye yatırımlarını azalttı. Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin ekonomileri büyümelerini devam ettiriyor olsa da, Çin mallarının başlıca ihraç edildiği pazarların ABD ve Avrupa pazarları olması, gelecek yıllarda Çin ekonomisinin de ancak kendi iç dinamikleri ile büyüyebileceğini göstermektedir.
 
 
Finansal kriz sonucu, gittikçe küreselleşen ve birbirine daha bağımlı hale gelen dünya ekonomisinde, faizler ve kredi maliyetleri, enerji ve hammadde fiyatlarıyla birlikte kitlesel işsizlik de yayılarak yeniden artmaya başladı. Dünya ticareti, yatırımlar ve tüketim azaldı; dünya ekonomisi daraldı. Ekonomik büyümeye dayanan liberal dünya ekonomik sistemi, çözümsüz bir yapısal bunalıma girdi. Sadece likidite artışı yerine, küresel finans sistemi uluslar arası bir uzlaşma ile yeniden gözden geçirilerek, erken uyarı, denetim ve kontrol mekanizmaları kurulmalıdır. Yeni bir faiz tanımıyla, nakit ve fon akımları yeniden yönlendirilmeli, kaynak verimliliği ve risk tanımının kapsamı genişletilmeli, sosyal fayda, gelir dağılımında sosyal adalet ve çevre koruma, iklim değişimini yavaşlatma, işsizliği azaltma hedefleri, mutlaka acımasız ve merhametsiz, insanlığı ve gelecek nesillerin yaşama hakkını hiçe sayan kar maximizasyonu hedefinin yerini almalıdır.
Dünya da vergi cennetleri kaldırılmalı, sermaye ve tüm varlık değerleri, evrensel insan haklarının ve yaşam güvencesinin teminatı haline getirilmelidir.
Kredi derecelendirme kuruluşları ve Bankacılık sistemi, küresel ölçekte Birleşmiş Milletler teşkilatınca sürekli izlenmeli ve erken uyarı sistemiyle tarafsız ve güvenilir olarak derecelendirilip denetlenmelidir. Dünya hâkimiyeti gözlerini para hırsı bürümüş finans baronlarına ve en çok sermayeye sahip zenginleşmiş ülkelere bırakılmamalıdır. Temiz hava, temiz içme suyu, tüm enerji ve hammadde kaynakları küresel ölçekte tüm insanlığın malı olarak, israfla değil kanaatle ve azami kaynak verimliliği, asgari çevre kirliliği sağlanarak tüketilmelidir.
 
Bütün bu küresel hedefleri, yaşamsal önem sırasına ve kaynak kıtlığına göre bir arada ele alarak, kaynak verimliliğini en üst düzeyde gerçekleştirebilecek, yeni yumuşak ürün ve yazılım kontrollü tam otomatik ileri teknolojileri üretebilecek, kompleks zaman boyutuna ve buna dayanan yepyeni bir faiz tanımına ihtiyaç vardır. Dünyada kıtalar arasında dengeli ve adil bir ekonomik ve finansal güç ve kaynak, gelir dağılımını sağlayacak, işsizliği ve açlığı önleyecek yepyeni bir yatırım bankacılığı, finans ve işbölümü sistemine geçilmelidir. Örneğin, Japonya pirinç ekmeyip Afrika’ dan ithal etse açlık önlenebilir. Nükleer silahlanma ve güç yarışına harcanan kaynaklar işsizliği ve açlığı önlemek için kullanılmalıdır. Çevreyi kirleten ve aşırı enerji tüketen ürün ve teknolojiler yasaklanmalıdır. Yenilenebilir enerji kaynaklarına, rüzgâr-su-güneş ve bio enerjiye dayanan bütünleşmiş enerji şebekelerine yatırım yapılmalıdır. Dünyanın tabii iklim ve ortam dengesi, enerji ve su kaynakları tüm insanlığın ortak malı ve ortak yaşam güvencesi, tabii insan hakkı olarak uluslar üstü teşkilatlarca koruma altına alınmalıdır. Bütün bunları, temeli hile ve aldatmaya, artı değer hırsızlığına, kaynak israfına dayanan mevcut bankacılık ve finans sistemiyle; temeli yanlış ve eksik faiz tanımına dayanan mevcut ekonomik teorilerle gerçekleştirmek mümkün değildir.
 
Ekonomi ve finans kitaplarında, zaman boyutu ve dinamizm faiz kavramıyla işin içine girer. Faiz kavramı çıkarılırsa ekonomi ve finans kitaplarında irdelenecek, zamanla değişen dinamik büyüklük olarak geriye ne kalır ki? Hiç bir şey! Demek ki ekonomi ve finans dünyasının can damarı ve güç dinamosu faiz mekanizmasıdır. Tüm dünya da gelirlerin üçte biri faiz giderlerine harcanmaktadır.
 
Ekonomi ve finans, büyüme ve sermaye birikimi faizle başlar. Faiz, toplumun geleceğe duyduğu güven veya güvensizliğinin, zenginlik veya fakirliğinin artırıcı veya eksiltici kaynağıdır. Ekonomi ve finans dünyasında, tüm üretim ve tüketim faaliyetleri, girdi ve çıktı fiyatları, enerji ve işgücü fiyatları, fiziksel ve parasal tüm arz ve talep dengeleri faiz kavramı ve faiz mekanizmasıyla, bankacılık sistemi sayesinde tekelci ve spekülatif eğilimlerle  yönlendirilmektedir.
 
Faiz mekanizması ve bankacılık sisteminin, fert- firma sektör –ülke- bölge ve küresel ölçekte, piyasaların ve tüketim tercihlerinin, üretim ve tüketim yapısının yönlendirilmesinde kullandıkları hedef ve yöntemleri ‚Kontrol altında tutulabilen yapay bir belirsizlik ortamında ne pahasına olursa olsun Büyüme ve Kar maximizasyonu‘ olup adil, sosyal ve kalıcı değildir. Dünya kaynaklarını, çevre ve iklim değişmelerini, işsizlik sorununu artık değer olarak görür, çözülmesi gerekli problem olarak ihmal eder, yok sayar. Tabii ve sosyal kaynakların, en iyi kaynak verimliliği ve sosyal adaletin    katılımcılık ilkeleriyle sağlanması, işsizliğin önlenerek adil gelir dağılımının sağlanması hedefi, faiz mekanizmasının, varolan bankacılık ve finans sisteminin temel mantığı olan ‚ne pahasına olursa olsun kontrol altında tutulabilen enflasyon ortamında tekelci büyüme ve kar maximizasyonu sağlanması hedefiyle  mutlak çelişmektedir.
 
 
KÜRESEL KRİZDEN SONRA İŞ ZEKASI VE RİSK YÖNETİMİ İLE GELECEĞE HAZIRLANMAK:
 
Bu kitabı neden yazmak gereği duyduğumu da bu bölümde kısaca açıklamak yerinde olacak. Türkiye de iş dünyasi, siyaset ve ekonomi, kitabına uydurulmuş olarak karmaşık ve belirsiz işlemektedir.
Siyaset, iş dünyasının ihtiyacı olan kalıcı ve kararlı, sürdürebilir bir ekonomik çerçeveyi sunamadığından sürekli olarak belirsizlik ve kriz korkusu yaşanmaktadır. Performans ölçme ve sayılarla küresel rekabet ortamında performans metrikleri (Benchmarking) oluşturmaktan ziyade hükümetle iyi ilişkiler, siyasi eğilime göre işletmelerin korunması eğilimi, hem finansal hem de ekonomik anlamda firmaların kredilendirme ve derecelendirmesin de çok önemli rol oynamaktadır. Böyle bozuk bir rekabet ve dengesiz gelir-harcama nakit akımlarının, veri kirliliğinin olduğu belirsiz ve değişken, süreksiz iş iklimin de, önünü göremeden yönetilen işletmeler, geniş kapsamlı iş zekası yönetmleri ve risk yönetimi sayesinde çeşitli varsayımlarla gelecek senaryoları üreterek,  belirsizliğe rağmen ancak karar süreçlerini eniyileştirmekle rekabet üstünlüğü sağlayabilirler. Başta vergi adaletsizliği, gelir dağılımı bozukluğu (%50 resmi ve %50 kayıtdışı ekonomi) ve veri kirliliği nedenleriyle küçük ve orta ölçekli işletmeler, pahali olmasi ve fazla şeffaflığın maliye ve vergi matrahları açısından uygun olmamasi, ölçek ekonomilerinin ihmal edilmesi ..vs. nedenleriyle küresel kriz sonrasında önlerini yeterince görememektedirler.
 
 Küresel krizden sonra tüm dünya da rekabet şartları ve ölçekler değişti. Artık küçük büyük hiçbir işletme kendini varlık değerlerine dayanan güvence sahibi olarak görmemektedir. İş zekasına dayanan risk yönetimi yöntemlerini uygulamak ve geleceği matematiksel olarak görebilmek artık şart oldu. Gerek yeni ürün geliştirmek ve yeni piyasalara girebilmek, gerekse mevcut piyasa payını koruyabilmek için bütünsel bir yaklaşımla anında dünyayı izleyebilmek ve karşılaştırmalı rekabet avantajlarını kullanabilmek için Kurumsal Kaynak Planlaması ve IT altyapısına yatırım yapmak artık kaçınılmaz oldu.Kaynak verimliliğini artırarak maliyetleri düşürmek ve karlılığı artırmak, yaşanan küresel krizden sağ çıkabilmenin olmazsa olmaz önkoşuludur. Yeni şartlara en hızlı ayak uydurabilen işletmeler ve toplumlar, krizden sonra rekabet üstünlüğünü elde edeceklerdir.
 
Dünya da risk tanımı da değişti. İklim değişikliği dahil çok çeşitli olası senaryoları rakamlarla üretip, hedef büyüklükler olan kar ve satış miktarını artırmak için iş süreçlerini sebep sonuç ve girdi çıktı zincirleriyle uçtan uca bir bütün olarak rakamlarla analiz etmek gerekmektedir. Veri kalitesi artırılıp bilgi kirliliği önlenmeden rakamlar da yanıltıcı olabilir. Ancak yine de rakamların dili kelimelerden daha keskin ve belirleyicidir. Ölçülebilirlik ve bilinebilirlik kapsamı IT altyapısı ile gittikçe genişlemekte, buna rağmen gelecek kestirimlerinde risk ve belirsizlik de o oranda artmaktadır. Sonuçta zamana bağlı topyekun kuvvetler dengesi, daima güvenilir veriye dayanan sağlıklı bilgi üretebilen işletmeler ve toplumlar lehine değişmektedir. Almanya nın en önemli rekabet üstünlüğü bilgi ve teknoloji üretmesi ve eğitim sistemi ile bu bilgiyi gelecek nesillerine aktarabilmesindedir. Yer altı ve terüstü kaynaklar bakımından Almanya Türkiye den daha fakirdir, ancak bilgi üretim ve birikiminde çok zengindir. Dünya da en çok patent üretip tescil ettiren toplum Almanlar değil midir?
 
Özellikler finansman maliyetleri, siyasi risklere, faiz, döviz ve hisse senetleri ile para piyasalarındaki gelişmeler bağlı olduğundan hiçbir işletme büyük risklere girmeye cesaret edememektedir. Yeni büyük ölçekli, iş ve istihdam yaratan yatırımlar yapılamamaktadır. Bankalar topladıkları parayı satmakta zorlanmaktadırlar. Yüksek stoklarla çalışmak artık mümkün değildir. Müşterisi olmayan malın da, insanın da, hizmetin de, paranın da kıymeti de olmamaktadır.
Devir artık tamamen bilgi devridir; bilgi yoğun üretim teknolojileriyle, en az enerji tüketen, çevreyi en az kirleten, en az kayıpla çalışan yumuşak ürünler tasarlamak, kısacası ölçeklerde küçülmekle dünyaya yayılarak değer artışı sağlamak devridir. Bilanço oyunlarıyla, kağıt üstünde finans hileleriyle balonlar üreterek hissedar ve müşterilerini aldatmakla ekonomide kalıcı olunamaz. Bankalar da artık kredi kullandırırken, müşterilerinin sürdürebilir ve kalıcı büyüme stratejilerine sahip olmalarına, risk yönetimi yöntemlerini uygulamalarına, kaynak verimliliği artışıyla karlılık sağlamaya önem vermekte, yaşama şansı olmayan küçük ve orta ölçekli firmalara kredi vermemektedir.
 
Türk Ekonomisinin dünya ekonomisi ile rekabet şansını yakalaması, hem üretimde hem de tüm tüketim süreçlerin de dört ana temel maliyet unsuruna bağlıdır:
1-      Enerji – Petrol Elektrik Doğal gaz Güneş Rüzgar Thermal Enerji fiyatlarının kaynak verimliliği artışı sağlanarak ve kayıplar azaltılarak ve teminin de güvenlik ve kalitenin yükseltilmesi,
2-      Ulaşım ve Haberleşme Maliyetlerinin dünya fiyat seviyelerine çekilmesi
3-      Faiz ve finans giderlerinin azaltılması
4-      Vergilerin dünya seviyelerinde %25-35 dilimine çekilmesi,
5-      Siyasi istikrar ile erbest rekabet ortamının ve hukuk güvencesinin kalıcı olarak sağlanması
6- Zenginleşmeden önce silahlara aşırı para harcamak yerine eğitim ve sağlık altyapısının kurularak, ücretten alınan vergi ve sigortanın azaltılması, gelir dağılımının düzeltilmesi
ile mümkün olabilir.
 
Türkiye Cumhuriyetinde gerek özel gerekse kamu sektörü, DPT ve MSB GenelKurmay da, İstanbul Büyükşehir Belediyesinde onlarca Telefon santrali Bilgisayar Harp Uçağı ve Ulaştırma Uçağı ihalelerine katıldım. Adam gibi şartname yazabileni risk minimizasyonu nedir bilen çok az mühendise  ve idareciye rastladım.
 
1) Firma prospektüslerine bakarak şartname hazırlanmaz; yanlış ihtiyaç tesbiti ile yola çıkarsınız
 
2) Hiçbir teknolojik ürün prospektüsünde yazılı performansı göstermez; yüklenince reel hayatta daha düşük performans gösterir
 
3) Yük altındaki gerçek sistem performansı ürün broşürlerinden değil ölçme test merkezlerinde yapılan ölçmelerle değerlendirilebilir
 
4) Bu gerçek performans ölçümlerinden sonra dünya piyasaları irdelenip araştırılır ve Benchmarking yapılır
 
5) Fiyatlar aynı sistem ve aynı performans eşlenerek karşılaştırılır
 
6) Bu süreç adımları uygulanırsa Türkiye Cumhuriyeti miılyarlarca dolar tasarruf yaparak kaynak verimliliğini artırmış olur!
 
7) Bu süreç uygulanırsa Türkiye en yüksek teknoloji transferini sağlar ve kendisi teknoloji üretir hale gelir
 
8) Siz ne istediğinizi bilmezseniz satıcılar size finansmanını da bulup sizi değil sizin vasıtanızla gelecek kuşakları borçlandırarak size işe yaramaz sistemleri çok pahalıya satarlar.
 
 
Türkiye nin tek yapacağı, ihtiyacı doğru tesbit edip adam gibi şartname yazıp/yazdırıp milli savunma, ulaşım enerji ve haberleşme IT Bilgisayar sektörlerinde her yıl alımını hiç kısmadan mühendislik ve doğru teknoloji seçimi, ihtiyacı tam tanımlayan şartnamelerle yılda 10-20 Miyar dolarlık tasarrufu yaparak bunu da ARGE de Eğitim ve Sağlık sektörlerinde kullanarak; Bankacılık sistemini by-pass edip bilgili genç 3-5 kişilik ekiplere INNOVASYON projeleri yaptırmak değer üretmektir. Faiz mekanizmasını aşarak değer üretemeyen Türkiye, sürekli borçlanmaktan kurtulamaz; reel değer olarak yerinde sayar, parasal olarak büyüse de bu kalıcı bir büyüme olamaz!
 
Enerji üretim kapasitesini artıramayan, yeni temiz enerjiyi en az kullanan bilgi yoğun sosyal ve çevre maliyeti en az, yüksek kaliteli ürün teknolojilerini rakiplerinden önce akıl edip geliştiremeyen ülkelerin şansı olamayacak gelecekte!
 
Küresel kriz ertelenebilir; ancak bilgi ve sermaye tabana yayılmadıkça kalıcı olarak çözülemez dünyada!
 
Faiz ve borçlanma girdabını aşamayan, dünya iklim ve çevre kısıtlarıyla baş edemez; büyüme teorileri artık yeni maliyet hesaplarıyla içsel olmak zorunda! Sistem yani Tabiat her şeye rağmen jiroskop misali kendi kanunlarının aşılamaz üstün güç olduğunu, ekonomist ve finansçılara da dikte ettirecek, doğrulatacaktır tez vakitte!
 
Hatalarından ders almayanlara aptal, zekalarını hafızaları ile güçlendiremeyenlere de akılsız denir!
Türk gençliği ve Türk toplumu aptal mı, akılsız mı ki artık akıllanmasınlar?
 
Kurumsal Altyapı, Stratejik Planlama ve Kaynak Yönetimi Verimliliğinin önemi
 
Adı var kendi yok kurumlarla, ünvanı var hüneri yok mühendislerle, profesyonel meslek eğitimi görmemiş kukla siyasetçilerle zaman faiz teknoloji ilişkilerini kavrayan felsefeleri nasıl üretebiliriz?
 
Toplumsal, Mali, Ekonomik, Sosyal, Teknolojik, İdari Sistemin Hedefleri ve Öncelikleri
 
Büyüme ve Kar Maximizasyonu yerine Kaynak Verimliliği ve İnsanlığın Bekası hedefi
 
Önemli Küresel Tehdit unsurları: Nüfus Artışı (Malthus Teorisi) ve yaşanabilen Dünya mızdaki ormanlar, enerji, su ve temiz hava nın sınırlı olması, çevre kirliliği, iklim değişikliği, tabii afetler deprem fırtına tsunami vs.
 
Dünya Bankası'nın periyodik olarak yayınlanan Global Economic Perspectives raporunda yer alan piyasa kurlarıyla hesaplanmış ülkelerin büyüme hızı tahminleri 2008 kriz yılında dünya ekonomisinde negatif büyüme beklendiğini göstermektedir. Ancak Dünya Bankası raporuna göre, Dünya ekonomisi 2008 de küçülürken büyümesini artıracağı, iyimser tahmin edilen nadir ülkelerden biri de Türkiye idi. Belki de bu yüzden 2008 yüzyıl krizinin Türkiye yi teğet geçeceği en yetkili ağızdan yanlış bir zamanlama ile iddia edilmiştir.
IMF’nin kaynaklarının 250 milyar dolardan 750 milyar dolara yükseltilmesi de Londra’daki 2009 yılı G - 20 toplantısında kararlaştırıldı.
IMF nin kurum kültürü ve önerdiği tedbirler uygulandığı hiçbir ülkeyi sürekli yapısal krizlerden ve bütçe açıklarından kurtaramamıştır. Faiz dışı fazla yöntemi de bir işe yaramamıştır. Faize dayalı önlem paketleri tekelleşmeyi artırmıştır. Serbest rekabet ortamı ve gelir dağılımı daha da bozulmuştur. Yerli sermaye erimiş tükenmiştir; ülkedeki tüm bankalar ve önemli Kamu İşletmeleri yok pahasına elden çıkarılmıştır. Borç yükümüz 400 Milyar doları aşmıştır.
Yüzyılın en büyük küresel krizinden en ağır etkilenen ülke Türkiye olmuştur.
Neden mi?
 
Başkalarının aklı (IMF, Dünya Bankası,IFC,….) ile ekonomi idare etmeye kalkanlar, ancak onların aklının akledebildiği, kendi küresel menfaatleriyle çelişmediği ölçülerde, ancak onların müsaade ettiği kadar akıllı olup krizlere dayanabilir, ancak krizlere kendi ulusal menfaatlerine uygun çözümler üretemezler. Tüm uluslar arası alışveriş ve anlaşmalara rağmen, bağımsız bir ekonomik politika izleyebilmek için, ülkede belli bir zaman diliminde üretilen tüm mal ve hizmetler ile piyasaya giren ve çıkan, kısa- orta- uzun vadeli para (döviz ve diğer menkul kıymetler) miktarı arasında sağlıklı bir oranı tutturmak gerekir.
 
Bu oran, sağlıklı ekonomilerde normal şartlarda, 1 birim mal ve hizmete karşılık, 14 birim paranın piyasada dolaşması yani 1:14 şeklindedir. 1929 buhranında bu oran 1:34 e yükselmişken 2008 yüzyılın krizinde 1:400 ler 1:800 ler mertebesine çıkmıştır. Bu da önemli ölçüde borç senetleri ve spekülatif amaçlarla oluşturulan kredi balonlarının emlak (mortgage) piyasalarından başlayarak sönmesiyle, özellikle ABD ekonomisinden başlayıp tüm dünyaya süratle yayılan önemli ölçüde değer kayıplarının oluşmasına yol açmıştır.
 
Her ne kadar Türkiye’ de TUİK istatistiklerinden GSMH hesaplanabiliyorsa da, ülkeye giren ve çıkan para miktarı Maliye, TCMB, Hazine, DTM ve DPT den oluşan ulusal ekonomi yönetiminin kesin kontrolünde değildir. Özellikle kayıt dışı ekonomi ve kara para miktarı ekonominin %50 si oaranındadır. Buna bir de kısa vadeli, kontrol dışı anlık-günlük- haftalık- aylık-üç aylık dönemlerde ki fazla miktarda sıcak para giriş çıkışları da eklenirse, ekonomi yönetimindeki belirsizlik ve dengesizlik, sık sık finansal döviz ve likidite krizleriyle karşılaşılması kolayca anlaşılabilecektir.
 
Türkiye 24 Ocak 1980 kararlarıyla 70 cente muhtaç olmaktan kurtulmaya çalışırken, ithal ikamesine dayalı, Türk Parasını Koruma kanunu ile sabit tutulan kurlarla kalkınma modelinden, Özal’ ın yüksek faiz düşük kurlu, nisbi serbest rekabet ve teşvik sistemiyle dışarıya açık, serbest dalgalı kura dayanan ihracat ekonomisi modeline geçmiştir. 1980 li yıllardan itibaren Türkiye ekonomisi, önemli ölçüde kısa vadeli, ülkenin siyasi ve sosyal yapısını, piyasasını ve ülkeyi yöneten güç dengelerini değiştirmek isteyen ve belli merkezlerce yönlendirilen önemli miktarlarda sermaye giriş çıkışlarını ve bundan kaynaklanan finansal likidite krizlerini yaşamak zorunda kalmıştır.
 
IMF tarafından verilen işaretlere göre, malum Uluslar arası Rating kuruluşları, Standard&Poors, Moody’s, Fitch.. de maksatlı kredi notlarıyla Türkiye de ve dünya da finans ve para akımlarını tek merkezden yönlendirmektedir. Uluslar arası borçlanma faizle para ve nakit akımları, Libor artı Spread esasıyla Londra piyasasında belirlenmektdir.
 
Peki LIBOR ve Spread nedir ? LIBOR (London Interbank Offered Rate)
 
Swap ve opsiyon sözleşmeleri, borçlanılan döviz cinsini ödemede değiştiren, takas eden, uluslar arası sermaye piyasalarının en hızlı büyüyen, yeniliklere en açık ve sürekli yeni buluş ve tekniklerin üretildiği borç ödeme, para birimini değiştirme sözleşmeleridir.
 
Gelin önce şu finans krizini temellerinden, para sisteminden ve faiz mekanizmasından başlayarak S.Gesell gibi W,Reich gibi K.Marx J.M. Keynes gibi temelinden sorgulayarak anlamaya çalışalım önce de sonra kriz den çıkışı konuşalım.
……………………..
 
Güneş enerjisi araştırmaları için Alman Hükümeti 40 Milyon Euro ayırıp Frauenhofer Institut a verebiliyor da Türkiye Cumhuriyeti hükümeti armut mu topluyor ki bu tür teknolojilere para ayırmıyor ama hızlı uçan kuşlar misali yetersiz donanımlı esir yazılımlı radarı ve bombası yetersiz harekat kabiliyeti sınırlı bir uçağa 26 Milyon dolar harcayabiliyor?
Neden bu uçakları test edecek bir rüzgar tünelimiz yok hala?
Neden Kompozit malzeme üretemiyoruz?
Neden uçak yapamıyoruz, motorunu satın alsak da?
Neden PTT-ARLA (TELETAŞ) yı tahrip ettik yok pahasına sattık da Telekom teknolojileri microwave teknolojileri nanochipleri üretemiyoruz?
Gen teknolojisinde neden hala patentimiz yok?
 
 
F-16 Projesi hakkında önemli kısa özet bilgiler:
 
1)F-16 Projesi tamamen bir montaj anlaşmasıdır ve 161.ci uçağı hala kendimiz neden yapamıyoruz? Hazır uçakların sökülüp Türkiye de yeniden monte edilmeleri, en az beşbin parçadan oluşan harp uçaklarında muhtemel kaza riskini ve düşme olasılığını artırmaz mı?
 
2) Milyarlarca dolar harcanmasına rağmen Türkiye ye hala önemli sayılabilecek bir teknoloji transferi yok; rüzgar tüneli, motor, avionik ve uçakta kullanılan yüksek kimyasal nitelikteki kompozit malzemeleri üretim hattımız neden yoktur?
 
3) F-16 Projesinde yerli katkı en aza indirgenmiş; 1 Dolarlık vida Türkiye de imal edilse dahi teslimat programı dört elden dolaştığından bize 4 Dolara malolmaktadır. Bu projenin Türk ekonomisine kaynak maliyeti ve fırsat maliyeti çok yüksektir. Bu kaynaklar eğitim ve sağlık sektörüne harcansaydı bugün kendi uçağımızı yapabilir durumda olamaz mıydık? Zenginleşmeden çok pahalı ve hızla eskiyen hazır silahlara, NATO üyesi bir ülke olarak bu kadar çok para harcamak doğru mudur? Türk Ordusunun NATO dökümanlarına göre üstlendiği görev ise Rus Ordularını 48 saat engelleyip NATO müttefiklerimize ihtiyaç duydukları esnek mukabele süresini kazandırmaktan ibaret değil midir?
 
4) Teslimat programı ayda iki uçak yerine dört uçak olsa motor ve avionik teçhizat gibi parası peşin ödenen long-lead time item’ lardan 500 Milyon dolar tasarruf edecektik. MSB Savunma Sanayii ve Teknik Hizmetler Daire Başkanlığı olarak bu teklifimize Amerikalı Yarbayın cevabı:
- Bu mümkün değil, çünkü o zaman sizin eliniz de iki yılda 96 Uçak oluyor; İsrail in elinde ise 75 F-16 var. Bu da Oratadoğuda bizim öngördüğümüz güç dengesini bozar diyerek daha hızlı teslimat teklifimizi reddetmek olmuştu.
 
5)Çayeli ve Küre Bakırlarıyla birlikte bulunan ve 7000 derece yüksek sıcaklığa dayandığı için uzay teknolojisinde kullanılan, fiyatı dahi gizli ve piyasası olmayan, Uranyum dan daha önemli olan Kobalt elementini 25 Milyon dolar harcayarak Türkiye Ayrıştırıp üretmeliydi.
 
6)Türkiye tanesine 26 Milyon dolar ödediği F-16 lar için uygun tehdit değerlendirmesi yapamamıştı; Yunanistan a karşı alınıyorsa çok fazla, Rusya ya karşı alınıyorsa çok az idi.
 
7) 1,2 Milyar dolarlık Off-Set Programının kapsamında TELETAŞ a verilen 500 Milyon dolar yatırım tutarıyla gösterilen Sistem 12 santralleri, Ruslara yüksek hafızalı chip ler kaçırılmasın diye ITT tarafından hafıza kapasiteleri düşürüldüğünden 10.000 hat kapasiteli bir santral aynı anda 3000 kişi konuşunca kilitlenmekteydi. Daha sonra TELETAŞ sadece malzeme stokları değerinde binası ve know how birikimi ile değerinin çok altında neredeyse bedavaya satıldı.Cengiz İsrafil sura üfledi ve sonunda Sistem 12 santralleri de Ofer e neredeyse 20 de biri oranında bir fiyatla TELEKOM özelleştirmesiyle bedavaya satıldı. Bu tasarımı çok iddialı ama chiplerindeki hafıza düşüklüğü nedeniyle yoğun konuşma trafiğinde yüklenme kabiliyetleri üçte bir oranında azaltılan sayısal telefon santralleri doğu ve güneydoğu Anadolu da en önemli olası askeri muharebe hatlarına yerleştirildi. Muhaberesiz muharebe olmaz diyen askerler bilgisizlikleri nedeniyle bu teknoloji casusluğu ve hilesinin farkına varamadılar. Ancak bir yılbaşı piyango çekilişi sırasında, aşırı sayıda yüksek katılımcının telefonla bir TV programını aynı anda aramasıyla, İstanbul daki Sistem 12 santralleri kilitlenince bu konu hakkında basında yazılar yazıldı.
 
8)F-16 Projesinde uçak parçalarının montaj hatlarında Eskişehir de fırınlaması yapılan uçak parçalarının çoğu elektrik kesilmeleriyle zarar gördü. Rüşvetle ithal edilen kalitesiz orta gerilim kesici ayırıcıları nedeniyle büyük kayıplar oldu.
 
9) Defterden düşmüş, piyasa değeri sıfır olan hurda makine teçhizat, ABD den Eskişehir ve Ankara -Mürted e ve Kayseri hava İkmal bakım Merkezine getirilerek Türkiye ye 70 Milyon dolara satıldı.
 
10) F-16 Projesinin ilk paketinde, her birinin maaşı Türklerin en az on katı olan ve mühendis dahi olmayan 4000 Amerikalı ya iş imkanı sağlanırken, 1000 kişi dolayında Türk işcisi çalışabildi.
 
11) Montaj hatlarının ve ABD de Texas Fort Worth da parçalanıp sökülerek sevkiyatı yapılan uçak parçalarının gerekli kalite kontrolü ve denetimi ne TUSAŞ ne de TAI tarafından, gerekli olan test ve çarpmaya dayanıklılık (material strength) ölçümleri yeterince yapılamadığından, sözde Türkiye de üretilen, gerçekte ABD de üretilip demonte edilerek Türkiye de yeniden montajı yapılan F-16 lardan yüksek oranda uçuş kazasıyla çok sayıda pilotumuz şehit oldu.
 
12) Türkiye de monte edilen F-16 ların silah ve radar menzilleri İsrail in elindeki F-16 lardan çok daha düşüktür. Adeta hızlı uçan kuşlar misali hedefi vurucu özellikleri sınırlanmıştır.
 
13) F-16 larda, askeri anlamda dost düşman tanımı yapan IFF cihazları ile uçakların uçuş yönetim ve hedefe kilitleme yazılımlarının kaynak kodları General Dynamics firmasından alınamadı.
 
14) Türkiye de başta Süleyman Demirel, Turgut Özal, Yusuf Özal, zamanın Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanları Özal döneminde İbrahim Düzyol, Çiller döneminde Turhan Güven olmak üzere Genelkurmay Başkanlığı, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı makamlarına ve tüm siyasi Parti liderlerine, önemli köşe yazarlarına, aslında çocuklarıma ve aileme haksızlık yapıp onlar için daha az para harcayarak, sayısız bilgi ve belgenin kopyalarını göndermeme rağmen bu hayati konuya, Türkiye adeta bir sömürü ülkesi imişcesine hiç kimse sahip çıkmadı; hiç kimse sorumluluk üstlenmedi, gündeme taşıyıp vatan sevgisiyle halka maletmedi. Sadece rahmetli Uğur Mumcu TELETAŞ diye bir başlık attı ve konuya giriş yaptı, ancak birkaç hafta sonra da arabasına konan bomba ile öldürüldü.
 
15) Son olarak Recep Tayyip Erdoğan’ a daha Refah Partisi İl Başkanı iken, daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Başbakan olduktan sonra defalarca anlatmama rağmen F-16 paket anlaşmalarında, hiçbir siyasi iktidar döneminde ve Genelkurmay başkanı döneminde, sanki Allah yapısı imişcesine, F-16 Paket anlaşmalarında hiçbir esaslı yeni bir düzenlemeye gidilmeden eski hatalı paket anlaşması sürekli uzatıldı ve yenilendi. Türkiye de yeterince uzman Personel olmasına rağmen bu istihbarat teşkilatlarının kotardıkları kadük F-16 Anlaşması hiçbir Üniversite ye veya Türk firmasına yeniden inceletilmedi. Teknoloji transferi, öğrenme eğrisi düzeltilmedi; rüzgar tüneli kurulmadı. Uçak motoru ve türbinlerini imal eden bir fabrika kurulmadı. Dördüncü paket anlaşması bitmeye yaklaşırken, hala 160 uçaklık montaj paketlerinin dışında 161.ci uçağı Amerika istemese de, Türkiye de kendi imkanlarımızla kendimiz kendi sanayimizden siparişler vererek ve teklifler alarak imal edemiyoruz.
 
Dünya harp uçakları sanayiinde bu arada sipariş alamadığı için F-16 larla aynı manevra kabiliyetine sahip Fransızların Mirage 2000 Uçaklarının üretimi durduruldu. Avrupa Birliğinde EADS firması kurularak askeri ve sivil uçak üretiminde ABD ile rekabet edilmeye çalışılmaktadır. Halen milyarlarca Euro luk EADS askeri projeleri sipariş olmadığı için finanse edilememektedir.
 
1983 -1984 yıllarında DPT den izinli olarak katıldığım, Milli Savunma Bakanlığı Savunma Sanayii ve Teknik Hizmetler Daire Başkanlığı emrinde, 18 aylık askerlik görevim sırasında onlarca telefon santrali ve bilgisayar, Harp Akademileri Kapalı devre TV sistemi ihalelerine ve kabul heyetlerine katıldım. Hemen hepsine muhalefet şerhi koyarak ikinci üçüncü kez istediğim düzeltmeler ve iyileştirmeler yapıldıktan sonra kabul tutanağını imzaladım. Emre itaatsizlik sayılsa da muvazzaf subaylara karşı yetkim ve bilgim dahilinde ülke menfaatleri neyi gerektiriyorsa doğru olanı yapmaya çalıştım. Gaziemir Ulaştırma Okulunda Yedeksubay eğitimim sırasında Alay Komutanım Albay Yücel Esmer, Yüzbaşı Mehmet Seyman, Takım Komutanım olan Mustafa Balbay tarafından namazı bırakmazsam çavuş yapılacağım tehdidine maruz kaldım. Ege Sıkıyönetim Askeri mahkemesince namazımı bırakmadığım için 6 günlük hapis cezasına çarptırıldım ve 186. Dönem Ulaştırma okulunda Çavuş yapılmayı beklerken eğitimim nedeniyle adıma gelen özel kura ile Ankara MSB Savunma Sanayii Teknik Hizmetler Daire Başkanlığı emrine Asteğmen olarak atandım. 6 Günlük hapis cezamı da, Ankara da MSB karargahında gece gündüz F-16 Projesi ile uğraşırken, Kenan Evren imzasıyla onanan hakkımdaki mahkumiyet kararını bana özür dileyerek tebliğ eden Komutanım Y.Müh. Tümg. Sedat Tokgöz’ün takdiri ile Mamak askeri cezaevinde yatarak çektim. Asker arkadaşım Mustafa Balbay’ ın, F-16 Projesine en duyarlı davranan basın mensubu olarak, Gaziosmanpaşadaki evinde şahsen tanıdığım ve eşi Sayın Güldal Mumcu nun ikram ettiği çayını içtiğim Uğur Mumcu nun yerini dolduramamasına rağmen, aylardır hapiste olmasına çok üzülüyorum.
 
1998 de, 1984 de DPT uzmanı olarak tanıştığım Bedrettin Dalan’ ın, beni daha sonra Üniversite kurunca beni ısrarla Viyana dan getirip, Yeditepe Üniversitesine Dekan Yardımcısı olarak atadıktan sonra, Master tezi yazdıracağım öğrencileri seçmek için MBA Master Programının öğrenci listesini istememi, sırlarımızı açıklayacak (MBA programına askerlik tecili için torpilli öğrenci alımı) iddiasıyla korkutan Rektör Ahmet Serpil ve Dekan Doğan Altuner’ in dolduruşuyla beni silahla tehdit ederek, Dekan ve Rektörün yanında tekme tokat dışarı attırmasına karşı yıllarca hukuk mücadelesi verdim. Sonunda da YÖK Başkanı Kemal Gürüz’ ün Danıştay a yazdığı Doçentlik sınavına girmediğimi iddia eden uyduruk bir yazısıyla karar düzeltmesine gidilince görevime dönemedim. Danıştay 8. Dairesi Başkanı Ahmet Çolakoğlu’ nun, önce lehimde verdiği görevime dönmemi öngören onama kararını, nasıl olup da araştırıp soruşturmadan, çok kısa sürede, sanki bir bilim adamı çok kolay yetişiyormuş gibi, delilleri yeterince sorgulamadan kendi kararını kendisinin düzeltmesi yoluna gittiğini,   bir ilim adamı tarafsızlığıyla hala anlayabilmiş de değilim.
 
Otomotiv sektörü yeniden keşfedilecek; en çok 4 litre/100 km tüketen hybrid araçlar yapmak,
Telekom da 4G den 5G ye geçmek, Yazılım da SAP yi Türkiye de üretmek, 10 yılda Almanya daki, dünyadaki teknolojik know how dan daha gelişmişini üretmek Türk gençlerine hedef gösterilse işsizliğe çare olamaz mı?
 Ne dersiniz?
 
Yoksa bizim gençlik geri zekalı mı?
Faize Bankacılığa sürekli borçlanmaya mahkum olmak yerine değer teknoloji üretmek patentler almak, unvan almaktan daha önemli değil mi?
Hep güdülen tüketen pazarlanan ülke ve toplum olmaya mecbur ve mahkum muyuz geri zekalımıyız biz ki uşaklık ve köleliğe razı olalım?
Bu tembellik bu hazırcılık bu köşe dönmecilik ne?
Bu siyasi kadrolar bu profesörler bu hünersiz diplomalı mühendisler bu uyduruk basın gündemleri şanlı tarihimize ve medeni geçmişimize insanlığımıza Atatürk e ve Peygamber e yakışıyor mu?
Askerler vatanı daha çok sevdiğine, imam hatipliler de dini daha iyi bildiğine şartlamışlar kendilerini ahkam kesiyorlar habire!
Daha Kuran vahyini kavramış, hem dini hem de fenni bilgilerle donanmış faiz yasağını kavrayabilen, faiz mekanizmasını anlayabilen ilahiyatçı tanımadım bu ülkede!
Bilimin ne olduğunu bilen, araştırıp bilgi üreten zamanını aşıp kalıcılığı, bekayı hak etmiş Profesörler de tek tük var ama yabancılara çalışıyorlar ülke menfaatleri ,için değil!
 
Yok hepsi çok iyiyse neden hep borçla yaşıyoruz?
 
Neden yeni uygarlık ve teknoloji projelerini konuşamıyoruz?
Zaman faiz ve teknoloji kavramlarının ilişkisini konuşsak krizi kendi gücümüzle aşarız, hem de dünyaya akıl satarak!
………………..
 
 
Ne dersiniz?
 
KRİZİ TETİKLEYEN YAPISAL = SİSTEM DEN KAYNAKLANAN KOŞUTLAR ve Nedenler
 
HİLE VE FİNANS Gelecek belirsizliklerinin ve risklerinin alınıp satılması, finans türevleri
 
SPEKÜLATİF KAZANÇ VE RANT GELİRİNDEN YAŞAMAK YÜKSEK ORANLARDA VERGİLENDİRİLMELİDİR
 
EMLAK PİYASASI
Küresel finansal kriz ile birlikte bir yıldan bu yana emlakta devam eden durgun seyir .....
Yeşil alanların yok edilerek ranta dönüştürülmesi
 
 
ENERJİ VE HAMMADDE PİYASALARI
 
TEK VE PTT Tekelleri rekabet ortamını yok ederek teknolojik gelişmeyi önlemiştir. Mehmet Erdaş Microwave Mühendisi olarak TEK de çalışmak zorunda bırakılmış ve böylece önemli bilgi ve kaynak israf edilmiştir.
 
İTÜ de Uydu Teknolojilerini uzaya fırlatan rampa ve motor düzenini tasarlayan projeye yeni kaynak aktarılmayarak bilgi birikimi önlenmiş, zor yetişen araştırmacı mühendis kadrosu ve akademik personeli dağıtılmıştır.
 
Dünya Bankasının %50 Termik %50 Hidrolik Kapasite Planlaması gülünç kriteri
 
Türkiye de Nükleer teknolojiye geçilmesi neden engellenmektedir?
 
Yenilenebilir Temiz Enerji kaynakşları; Su, Rüzgar, Güneş, Bioenerji ve Jeotermal Enerji teknolojileri üretiminin teşvik edilmesi
 
Tarımsal üretimin otomasyonu ve gen teknik AR-GE kanunu
 
 
 
ZOR OYUNU BOZAR. ZORLA GÜZELLİK BİLE YAPILAMAZ!
 
Geleceği bilen bu devrin enerji finans piyasa para nakit akımlarına devletler üstü konumlarıyla hükmeden sözde korku Peygamberleri, ki sayılarının 7 olduğu söylenmektedir, finans
 
KRİZ ÖNCESİ BORÇ SERVİSİ (Debt Servicing) sadece Almanya da 400 Milyar Euro bankacılık sistemine geri dönmeyen, ödenemeyen tahsil edilemeyen kayıp mali kaynak vardı.
 
VERGİ MUAFİYETLERİ TEŞVİKLER ÖTV Araba satışları kaynak verimliliği
 
Yeni ürün geliştirmek ve talep yaratmak
 
Yeni ihtiyaçlar için farkındalık yaratmak (innovation)
 
Piyasa mekanizmasında serbest rekabet ortamını kısıtlayan en önemli maliyet kalemleri finans –faiz giderleri, vergiler, enerji-elektrik, su-atıksu, haberleşme ..
 
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN YAPISAL TEŞVİK VE TEDBİRLER PAKETİ
 
Bir kişilik istihdam yaratmak için sektörlere göre değişen asgari yatırım tutarlarının, teknoloji izleme ve değerlendirme kritrlerinin, önceliklerinin, asgari yatırım tutarlarının, iç ve dış finansman, yatırım ve işletme sermayesi belirlenirken özkaynak/yabancı kaynak oran ve ihtiyaçlarının, sermayenin geri dönüş ve dolaşım hızına göre karlılık, sosyal maliyet ve geri ödeme sürelerinin   fert-firma-sektörel-bölgesel-ulusal – bölgesel ve küresel ölçeklerde hesaplanarak   belirlenmesi
 
 
 
 
 
Geleceğe güven duymayan insanlar ve toplumlar yokolmaya mahkumdurlar. Varlık ta da yokluk ta da geleceğe güvenle bakmak ve iyimser olmak, kriz ortamı da olsa hiçbir zaman umudunu kaybetmemek krizi aşmanın önşartıdır.
Doğruyu yanlıştan, haklıyı haksızdan ayırabilen, birbirlerine yaradılışları üzerinden kaderleri ile en ince detay üzerinden bağlanmış ve koşutlanmış insanlar hiçbir zaman mücadele azmini ve kararlığını kaybetmezler. En soyut düşünebilen, yaradılışınkanunlarına en çok akıl erdirebilen insan tüm kainatın da düzeninin sorumluluğunu ve yaşama hakkını korumayı üstlenmiştir. Faiz mekanizması, para sahibi olanlara emek karşılığı olmadan varlıklarını çalışmadan daha çok artırma imkanı vermiştir. Ancak çalışmayan insan ruhen ve bedenen hasta olur. Dengelerini koruyamaz. Aşırı cimrilik de, aşırı israf da yaradılışın temel özüne aykırıdır.
 
İnsanlar ancak sınırlı sayıda gelecekte olması muhtemel olayları ve olasılıklarını akledebilirler. Yaradılışın bütünün de ise sonsuz sayıda ihtimal vardır. Laplace’ ın Matematiksel olasılık kavramının tanımından yola çıkarsak, olması istenen ihtimallerin sonsuz sayıdaki tüm ihtimallere oranı kesin olarak hesaplanamaz. İnsanların geleceği ancak olasılık kavramının tanımında yatan belirsizlik oranında bilmesi mümkündür. Gelecek hiç kimse tarafından kesin olarak bilinemez, ancak belli bir belirsizlikle tahmin edilebilir. Sonsuz hafıza kapasitesine sahip bilgisayarlar yapılabilseydi, geleceği kestirmekteki belirsizliğin limiti de matematiksel anlamda sıfıra doğru yaklaşırdı.
 
Küresel finans krizini yaratanlar ya da finansal piyasalardaki türev ürünleri planlayanlar, elbette bu krizin bir gün olacağını biliyorlardı, hatta 1980 lerden beri sürekli erteleyebildiler. Ancak 15 Eylül 2008 de Lehman Brothers Yatırım Bankasının iflasına müsaade etmekle bilerek bu krizi tetiklediler. Bu krizden en çok etkilenen ülkeler, sermaye birikimlerini henüz gerçekleştirememiş az gelişmiş ülkeler olacaktır. Dünya da barış ortamında uzlaşmayla yeni bir sermaye, enerji kaynakları ve iş bölümüne gidilmeden, yeni bir zaman boyutuna ve evrensel adil değerler sistemine geçilmeden yeni talep yaratmak ve dünya ekonomisinde mevcut atıl kapasiteyi eritmek mümkün olamayacaktır. Bu anlamda 2008 küresel krizi tarihte görülen diğer krizlerden çok daha kalıcı olacaktır. Barış ortamının devamı, artık mevcut küresel ekonomik sistemin kendi büyüme hedefleri, küresel ölçekte dengesiz kaynak dağılımı, yetersiz tasarruf oranları, nüfus artışı ve gelirin adil olmayan dengesiz paylaşımı nedeniyle faiz – döviz- borsa üçgeni üzerinden yeni taze kaynak üretmek, satınalma gücüne dayalı yeni talep yaratmak mümkün olmayacaktır. Tüketici güveninin yerini alan korkulu bekleyiş, ekonomik krizi daha da derinleştirecektir. Geliri azalan insanlar korkuya endişeye kapılarak dah çok mutsuz ve tedirgin olacaklar ve tüketim azalacaktır. Tüketilemeyen, talep edilmeyen mal ve hizmetlerin üretimi de bir sonraki dönemde durdurulacaktır. Harcanabilir geliri gittikçe azalan geniş kitleler, ya daha ucuz ürünlere yönelecek, ya daha çok borçlanacak, ya tasarruflarını azaltacak, tatil ve eğlenceden vazgeçecek, ya da başka ülkelere göç edeceklerdir. Ekonomik büyüme, yerini daha çok küçülme ve daralmaya bırakacaktır.Bu da sistemin kendi kendine boğulması, çözümsüzlüğe koşması anlamına gelmektedir.




 
KRİZİ AŞMAK İÇİN HUKUK GÜVENCESİ VE HUKUKSAL ALTYAPININ YARGI BAĞIMSIZLIĞININ SAĞLANMASI
 
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN ETNİK VE DİNİ AYRIMCILIKLARIN GİDERİLEREK KAYNAK TASARRUFU SAĞLANMASI
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN ASKER SİVİL AYRIMININ VE DEVLET MEMURLARINA SAĞLANAN GELİR VE İŞ GÜVENCESİNİN KALDIRILMASI
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN ASKERİ HARCAMALARIN AZALTILMASI
 
SAVUNMA SANAYİİ TEKNOLOJİLERİNİN YURT İÇİNDE ÜRETİLMESİ
 
 
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN GELİR DAĞILIMININ DÜZELTİLEREK EK TALEP YARATILMASI
Hanehalkı gelirleri, gelir gider nakit akımları
 
 
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN PARASAL TEŞVİK VE TEDBİRLER PAKETİ
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN MALİ TEŞVİK VE TEDBİRLER PAKETİ
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN EĞİTİM SAĞLIK VE HABERLEŞME ULAŞIM ALTYAPISI YATIRIM TEŞVİKLERİ
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN DIŞ TİCARET VE ÖDEMELER DENGESİ TEŞVİKLERİ
 
İŞ ZEKASI VE KAYNAK VERİMLİLİĞİ
 
Yeni Otomotiv teknolojileri 4 litre/100 km. küçük araçlar
 
Güvenlik ve yeni yazılım teknolojileri
 
Üretimin nihai hedefi tüketimdir. Müşterisi olmayan mal ve hizmetlerin piyasa da talebi yoksa, değişim değeri olan fiyatı da oluşmaz. Bu yüzden talebi olmayan mal ve hizmet çeşitleri, dünyada faize dayalı olarak kurulu aşırı atıl kapasiteler yerine, anında talebi karşıyalayabilen, esnek, en az enerji tüketen, çevreyi en az kirleten, bilgi yoğun teknolojilerin üretimine kaynak aktarılmalıdır.
 
 
 
GİTTİKÇE KÜRESELLEŞİP KÜÇÜLEN YERKÜRE DE YÜZYILIN FİNANSAL VE EKONOMİK KRİZİNİ AŞMAK VE YAPISAL İŞSİZLİĞİ ÖNLEMEK İÇİN YEPYENİ KAVRAMLAR
SERMAYE -ENERJİ -İŞGÜCÜ TEKNOLOJİ- ZAMAN VE FAİZ İLİŞKİSİNİN TANIMI;
DEĞER ODAKLI ARZ VE TALEP YAPISININ OLUŞTURULMASI ACİLEN GEREKMEKTEDİR.
YENİ BİR UYGARLIK VE İNSANLIK FELSEFESİ PROJESİ UYGULAMAYA KONULMADIKÇA BUGÜNKÜ BÜYÜME FAİZ VE KAR MAXİMİZASYONU YAKLAŞIMI İLE BU KRİZ ANCAK ERTELENEBİLİR; ANCAK ÇÖZÜMLENEMEZ!
ACİLEN UYGULANMASI GEREKLİ YAPISAL VE TOPLUMSAL ÖNLEMLER PAKETİ
FİNANSAL- EKONOMİK-TEKNOLOJİK- MALİ VE İDARİ DÖNÜŞÜMÜ SAĞLAYACAK EN KAPSAMLI KALICI ACİL ÖNLEMLER PAKETİ
TANIMLANIP mTOPLUMSAL MUTABAKAT (YENİ ANAYASA YENİ TOPLUM YENİ DEĞER ODAKLI SİSTEM GEREKLİDİR!
 
TRAFİK KAZALARININ VE HIRSIZLIĞIN ŞİDDETİN AZALTILMASI
CAN VE MAL GÜVENLİĞİNİN SAĞLANMASI
SOSYAL VE İDARİ ALTYAPI EKSİKLİĞİ
SİYASAL BELİRSİZLİKLER VE DARBE SÖYLENTİLERİ
EKONOMİK SORUNLAR; ÖDEMELER DENGESİ AÇIKLARI, YÜKSEK FAİZ DÜŞÜK KUR POLİTİKASI
TEKNOLOJİK ALT YAPI EKSİKLİĞİ
 
ŞARTNAME YAZMAYI, İHTİYAÇ TESBİTİNİ VE TANIMINI BİLMEYEN, GELECEĞİN RİSKLERİNİ ANLAYAMAN EHLİYETSİZ KADROLAR
 
 
ABD’den ve Avrupa Finans Merkezi Londra ve Frankfurt’ tan gelen son haberler, yüzyılın krizinden çıkışın sanılandan çok daha uzun ve sancılı olacağını gösteriyor. İşsizlik hızla artmaya devam ederken, tüketici tüketimini değil de tasarrufunu artırıyor, tüketici güveni iyice azalmış durumda ve zorunlu harcamalar dışında kimse risk almıyor yatırım yapmıyor. Onca hükümet garantilerine rağmen bankalar ve firmalar arasındaki kredi çarkları dönmüyor, para muslukları açılamıyor. Durumu daha yakından bilen Bankacılık sistemi frene basıyor.
 
IMF’nin ve OECD nin 2009 ve 2010 büyüme tahminleri, Avrupa ekonomilerindeki daralmanın bu yıl % 5’e yaklaşacağını ve Avrupa’nın 2010’da da neredeyse hiç büyümeyeceğini ortaya koyuyor. Bu Türkiye için daha çok işsizlik ekonomik daralma ve küçülme, gelir kaybı demektir.
 
Son açıklanan IMF ve OECD verileri ve gelecek tahminleri de Türkiye’nin “krizden en çabuk çıkan ülke” değil de ‘krizden en ağır zarar gören ülke’ olacağını göstermektedir.
 
 
 
Dünya da mal ve hizmet üretimi yapan reel ekonomi ile hayali para üretimi yapan finans ekonomisi çarkları birbirinden tamamen kopmuş durumdadır. Eğer dünya ya hakim olan güçler, uzlaşma ile yeni bir dünya para sistemini kuramazlarsa, yedi sekiz yıl sonra dünyada harp tehdidi ve aşırı siyasi akımlar güçlenecektir. 1929 Dünya ekonomik krizinden sonra 1933 de Almanya da Hitler NSDAP yi kurdu ve 1938 de iktidara geldi; iki yıl sonra da ikinci dünya savaşına gelindi. Hitler’i iktidara getiren de işsizlik sorunuydu.
 
IMF nin kurum kültürü ve önerdiği tedbirler uygulandığı hiçbir ülkeyi sürekli yapısal krizlerden ve bütçe açıklarından kurtaramamıştır. Faiz dışı fazla yöntemi de bir işe yaramamıştır. Faize dayalı önlem paketleri tekelleşmeyi artırmıştır. Serbest rekabet ortamı ve gelir dağılımı daha da bozulmuştur. Yerli sermaye erimiş tükenmiştir; ülkedeki tüm bankalar ve önemli Kamu İşletmeleri yok pahasına elden çıkarılmıştır. Borç yükümüz 400 Milyar doları aşmıştır.
Yüzyılın en büyük küresel krizinden en ağır etkilenen ülke Türkiye olmuştur. Neden mi?
 
Başkalarının aklı (IMF, Dünya Bankası,IFC,….) ile ekonomi idare etmeye kalkanlar, ancak onların aklının akledebildiği, kendi küresel menfaatleriyle çelişmediği ölçülerde, ancak onların müsaade ettiği kadar akıllı olup krizlere dayanabilir, ancak krizlere kendi ulusal menfaatlerine uygun çözümler üretemezler. Tüm uluslar arası alışveriş ve anlaşmalara rağmen, bağımsız bir ekonomik politika izleyebilmek için, ülkede belli bir zaman diliminde üretilen tüm mal ve hizmetler ile piyasaya giren ve çıkan, kısa- orta- uzun vadeli para (döviz ve diğer menkul kıymetler) miktarı arasında sağlıklı bir oranı tutturmak gerekir.
 
Bu oran, sağlıklı ekonomilerde normal şartlarda, 1 birim mal ve hizmete karşılık, 14 birim paranın piyasada dolaşması yani 1:14 şeklindedir. 1929 buhranında bu oran 1:34 e yükselmişken 2008 yüzyılın krizinde 1:400 ler 1:800 ler mertebesine çıkmıştır. Bu da önemli ölçüde borç senetleri ve spekülatif amaçlarla oluşturulan kredi balonlarının emlak (mortgage) piyasalarından başlayarak sönmesiyle, özellikle ABD ekonomisinden başlayıp tüm dünyaya süratle yayılan önemli ölçüde değer kayıplarının oluşmasına yol açmıştır.
 
Her ne kadar Türkiye’ de TUİK istatistiklerinden GSMH hesaplanabiliyorsa da, ülkeye giren ve çıkan para miktarı Maliye, TCMB, Hazine, DTM ve DPT den oluşan ulusal ekonomi yönetiminin kesin kontrolünde değildir. Özellikle kayıt dışı ekonomi ve kara para miktarı ekonominin %50 si oaranındadır. Buna bir de kısa vadeli, kontrol dışı anlık-günlük- haftalık- aylık-üç aylık dönemlerde ki fazla miktarda sıcak para giriş çıkışları da eklenirse, ekonomi yönetimindeki belirsizlik ve dengesizlik, sık sık finansal döviz ve likidite krizleriyle karşılaşılması kolayca anlaşılabilecektir.
 
Türkiye 24 Ocak 1980 kararlarıyla 70 cente muhtaç olmaktan kurtulmaya çalışırken, ithal ikamesine dayalı, Türk Parasını Koruma kanunu ile sabit tutulan kurlarla kalkınma modelinden, Özal’ ın yüksek faiz düşük kurlu, nisbi serbest rekabet ve teşvik sistemiyle dışarıya açık, serbest dalgalı kura dayanan ihracat ekonomisi modeline geçmiştir. 1980 li yıllardan itibaren Türkiye ekonomisi, önemli ölçüde kısa vadeli, ülkenin siyasi ve sosyal yapısını, piyasasını ve ülkeyi yöneten güç dengelerini değiştirmek isteyen ve belli merkezlerce yönlendirilen önemli miktarlarda sermaye giriş çıkışlarını ve bundan kaynaklanan finansal likidite krizlerini yaşamak zorunda kalmıştır.
 
IMF tarafından verilen işaretlere göre, malum Uluslar arası Rating kuruluşları, Standard&Poors, Moody’s, Fitch.. de maksatlı kredi notlarıyla Türkiye de ve dünya da finans ve para akımlarını tek merkezden yönlendirmektedir. Uluslar arası borçlanma faizle para ve nakit akımları, Libor artı Spread esasıyla Londra piyasasında belirlenmektdir.
 
Peki LIBOR ve Spread nedir ? LIBOR (London Interbank Offered Rate)
Londra Bankalararası Para Piyasasında, kredibilitesi yüksek bankaların birbirlerine ABD doları üzerinden borç verme işlemlerinde dünya güvenlik ve belirsizlik iklimine göre uyguladıkları(sabit) faiz oranıdır. Londra saati ile 11:00' de sabitlenen bu oran piyasalar tarafından referans faizi olarak kullanılmaktadır. Spread ise dövizin alış ve satış fiyatı arasındaki fark, kazanç veya kayıptır. Döviz ve para alım satımlarında, oyuncular döviz ve para birimlerini tam olarak piyasa değeriyle alıp satmaz. Döviz çifti için iki fiyat verilir: Satış (bid ya da sell) ve Alış (ask / ya da buy). Bu iki fiyat arasındaki farka "spread" (kur farkı / makas) denir. Örneğin,
EUR/USD paritesi için verilen fiyatlar 1,4565 – 1,4560 olsun. Burada spread: 1,4565 – 1,4560 = 0,0005 yani 5 pip’tir. Alış fiyatımızla satış fiyatımız aynı olursa spread kadar para kaybedersiniz. Spread i belirleyen faktörler ise politik risk, uluslar arası rating kuruluşlarının ülke riskini değerlendirmeleri, diğer olumlu ve olumsuz belirsizlik faktörleri ve risklerdir. 
 
Swap ve opsiyon sözleşmeleri, borçlanılan döviz cinsini ödemede değiştiren, takas eden, uluslar arası sermaye piyasalarının en hızlı büyüyen, yeniliklere en açık ve sürekli yeni buluş ve tekniklerin üretildiği borç ödeme, para birimini değiştirme sözleşmeleridir.1980’ li yılların başında ortaya çıkan SWAP piyasası, büyük bir hızla büyüyerek, 1984 yılında 75 milyar dolardan, 1988 yılında 500 milyar dolara, 2008 yılında ise trilyonlarca dolara ulaşmıştır.
Amerikan dolarının iniş çıkışlarının borsaları alt üst ettiği günümüzde kur riski, finansman yöneticilerinin temel uğraşı alanlarının başında gelmektedir.
Swap sözleşmeleri, tezgah üstü veya organize borsalar dışında işlem gören finansal türevlerdir. Bilindiği gibi, tezgah üstü işlemler, borsalar dışında, bankalar ile müşterileri arasında yapılan, tutar, vade ve diğer koşulların ihtiyaçlara göre belirlendiği ürünlerdir.
Swap sözleşmelerinin hızla gelişmesinin nedenlerinden birisi de opsiyonlarla birlikte kullanılmalarıdır.
Swap, önceleri Avusturya, Macaristan, ve Çekoslovakya arasında, Birinci Dünya Savaşı sonrasında, özellikle döviz gereksinimini karşılamakta güçlük çeken ülkelere ödeme kolaylığı sağlamak üzere kullanılmıştır.
Daha sonraları, döviz piyasalarındaki kur dalgalanmaları ve bu dalgalanmaların doğurduğu kur riskini ortadan kaldırmak için swap kullanılmaya başlanmıştır. Swap piyasasının devamlılık göstermesinde ve gelişmesinde en önemli etken, bu piyasanın, potansiyel kullanıcılarının diğer finansal araçlarla karşılanamayan isteklerinin karşılanmasıdır.
Swap sözleşmeleri başlangıçta merkez bankaları tarafından yapılırken, günümüzde ticaret bankaları, çok uluslu işletmeler ve resmi kuruluşlar tarafından da yapılmaktadır.
Swap, iki tarafın belirli bir zaman diliminde ödemelerinin para birimlerinin karşılıklı olarak değişiminde anlaştıkları bir finansal işlemdir. Değişime konu olan ödemeler, faiz, anapara veya hem anapara, hem de faiz ödemeleri olabilir.
Bu nedenle swap, iki taraf arasında yapılan faiz veya anapara ödemelerinin, koşullarını önceden belirleyerek, değişimi sağlayan bir risk sözleşmesi olarak da tanımlanabilir.
Swap işleminde bir para birimi, başka bir para birimi ile aynı gün içerisinde değiştirilmektedir. Ancak, vadeli bir işlem olan swap işleminde satılan para veya ürün, ileriki bir tarihte ters bir işlemle geri alınmaktadır.
Swap’ta amaç, faiz oranları ile döviz kurlarında kaydedilen dalgalanmaların yarattığı riski minimize etmektir.
Swap eski bir piyasa işlemidir. İlk swap işlemi, 1923 yılında Avusturya Merkez Bankası tarafından, Avusturya Şilingi’ nin İngiliz Sterlin’ i karşısında cari piyasada satılıp, forward piyasada geri alınması şeklinde gerçekleştirilmiştir.
Swap işleminin özü, alacakların bulunduğu finansal piyasadaki konumuna dayanarak bir tarafın diğer tarafa sağladığı göreli üstünlüğün, arbitraj amacıyla değiştirilmesidir. Böylece, finansal piyasadaki konumu nedeniyle göreli maliyet üstünlüğüne sahip olan işletme, swap sözleşmesi ile diğer işletmenin bu üstünlüğe ulaşabilmesine olanak sağlamaktadır.
Swap, işletme yöneticilerine, hem risklerini azaltma, hem de gelirlerini arttırma olanağı veren bir yöntemdir.
Swap işlemleri, farklı kuruluşların farklı finansal piyasalardaki, farklı kredi değerliliklerine bağlı olarak, farklı kredi şartları ile karşı karşıya kalmaları ve bu farklılıklardan yararlanmalarıdır.
Swap piyasasının gelişmesindeki en önemli nedenlerinden birisi, swap’ın bir para piyasası aracı olmaktan çıkarak, bir kredi piyasası aracı haline gelmesidir. Swap işlemleri krediden farklı olarak son derece hızlı bir şekilde gerçekleştirilir.
Swap işlemleri, ülkeler açısından özellikle ödemeler bilançosunda geçici nedenlerle ortaya çıkan açıkları finanse etmek veya ulusal paradan spekülatif kaçışları önlemek için yapılır. Bir ülkenin ulusal parası değer kaybettiği zaman, spekülatörler, güçlü paralara yönelirler. Bu durumda swap anlaşmaları ülkelerin başvurabileceği güvenlik aracı durumundadır. Böyle bir durumda, swap sözleşmeleri aracılığıyla,sağlam paralı ülkelerin paraları elde edilerek, Merkez Bankasının piyasaya yapacağı müdahalelerde kullanılmaktadır. Böylece spekülatif hareketler durdurulduğu zaman, swap anlaşması amacına ulaşmış olur. Bundan sonra yapılacak işlem, alınan bu dövizleri iade etmek ve karşı ülkeye verilen ulusal paraları geri almaktır.
Swap işlemine neden olan farklılıklar şunlar olabilir:
1. Belirli dövizlere erişebilme yeteneği veya erişme güçlükleri,
2. Değişken faizli fon sağlayabilme yeteneği
 
 
Kutsal kitaplar, Kuran, İncil ve Tevrat faizi haram sayarak yasaklamıştır. İslam hukunda faiz ya da riba, emek değeri olmadan karşılıksız sağlanan gelir olarak görülmektedir. Elmalılı Hamdi Yazır ribâ ile faizin aynı anlama geldiğini belirtirken şöyle der: "Ribâ; sözlükte, ziyâdelenmek, fazlalanmak anlamına mastar olup, faiz dediğimiz özel fazlalığın adı olmuştur. Bir şeyin nitelikleri değişmedikçe, adının değişmesi, hükmünün değişmesini gerektirmez. Buna göre, ribanın hükümleri aynı hukukî özellikleri taşıyan faize de uygulanır. 
 
Ebû Hureyre'den, Hz. Muhammed'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Mirac gecesi, karınları evler gibi (büyük) olan bir topluluğun yanına geldim. Onların karınlarında dışarıdan görünen yılanlar vardı. Cebrâil (a.s)'e bunların kimler olduğunu sorduğumda; Bunlar faiz yiyenlerdir" cevabını verdi” (İbn Mâce, Ticârât, 58; Ahmed b. Hanbel, Müsned II, 353, 363). Mirac olayı 621 miladi yıllarında Mekke'de vuku bulduğuna göre, faizin ileride yasaklanabileceğine daha o günden işaret edilmiş olmaktadır. Yine Mekke'de inen bir âyette fâizin malı arttırmayacağı bildirilmiştir (er-Rum, 30/39). Medine'de inen bir âyette ise, Tevrat'ta yahudilere faizin yasaklandığı, ancak bu yasağa uymadıkları için kendilerine helal kılınan bazı temiz ve güzel şeylerin haram kılındığı belirtilmiştir (en-Nisa, 4/160,161). "Ey iman edenler, ribayı öyle kat kat arttırılmış olarak yemeyin" (Âli İmran, 3/130). Burada ribâ denilen bileşik fâiz (faizin faizi ) olabilir.
 
Kur'ân-ı Kerim azı ve çoğu hakkında bir ayırım yapmaksızın faizi şu âyetlerle mutlak olarak yasaklamıştır:" Âllah alış-verisi helal ve faizi ise haram kılmıştır" (el-Bakara, 2/275); "Kim de haram olan bu ribayı helal diye yemeye dönerse, işte onlar cehennemliktir, o ateşte ebedî olarak kalacaklardır" (el-Bakara, 2/275); Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve (câhiliyette işlediğiniz) faiz hesabından arta kalanı bırakın; eğer gerçek mü'minler iseniz. Yok eğer bu faizi terketmezseniz; bilin ki, Allah'a ve Peygamberine karşı bir harbe girmiş olursunuz. Eğer ribâdan tevbe ederseniz, ana paranız sizindir. Böylece ne zulmetmiş ve ne de zulme uğramış olmazsınız" (el-Bakara, 2/278, 279). Faizle alış veriş sistemi, özellikle İslam dininde en önemli ve en şiddetli yasak sayılmıştır.
 
 
Mevcut ekonomik sistem, kontrol altında tutulabilen enflasyon ortamında ekonomik büyümeye odaklanmıştır. Tüm diğer sorunlar, işsizlik, sosyal güvenlik, üretim, tüketim, tasarruf, harcama dengeleri, ancak ekonomik büyüme olursa atık değer olarak çözülebilmektedir. Büyüme hedefi de faiz mekanizmasına bağlıdır. Ancak sürekli borçlanmak isteyenler ve talep olursa faiz mekanizması işleyebilmektedir. Batı ekonomilerinde büyüme dönemi sona ermiştir. Belli bir refah düzeyinden sonra, ekonomik dengeler , yeterli tüketim talebi olmadığı için sağlanamaktadır. Sermayenin, faiz mekanizmasıyla tekelci piyasalar yaratması, böylece serbest rekabeti ve ticareti daraltması talep yetersizliğine yol açmaktadır. Gerçek ihtiyaç sahipleri, harcanabilir gelire veya sürekli borçlanma imkanına sahip olamadıklarından arz-talep dengesi ve fiyat mekanizması işlememektedir.
 
Faiz mekanizması piyasalarda tekelleşme sonucunu doğurmakta; serbest rekabeti ve ticareti yok etmektedir. Neden, hangi değer üretimi karşılığında faiz alınmaktadır? Bu sorunun cevabı kesinlikle olumsuzdur. İşleyişi ve süreçleri finans ekonomisinin hayali para üretip çoğaltmasına dayanan bir ekonomide, varlıklarda spekülatif değer artış ve azalışlarının olması kaçınılmazdır. Bu sistemin kendi tabiatında vardır; bankaların hayali para çoğaltabildikleri bu ekonomik sistem kesinlikle kalıcı ve kararlı, ölçülebilir dengeler üretemez.
 
Internet Arama motorları(örneğin Google, Lycos, Yahoo…) kelimeler ve kavramlar arasındaki karmaşık semantik ilişkileri ve farklılıkları da kapasayacak derinliğe ulaşmak aşamasındalar. Ancak bunun için de güncel ve aktüel bilgilere ulaşmak çok yüksek hafıza kapasitesi gerektirmektedir. Henüz bu yazılım çözümlerinin fiyatları yüksek olduğundan, tüketiciler ya da karar vericiler açısından   ekonomik olmamaktadır. Ancak gelecekte büyüyen sektör kesinlikle bu tür sistemler ve bunların üzerine mimarisi kurulacak iş zekası ve iş istihbaratı, karar destek sistemleri olacaktır. Bu yüzden ben gençlere sürekli SAP, ORACLE, MICROSOFT ve diğer ERP sistemlerini, kaynak planlaması ve kaynak verimliliğini, yeni enerji teknolojilerini muhakkak öğrenmelerini tavsiye ediyorum. Bu bilgileri öğrenenler, gelecekte daha kolay iş bulacaklardır. Diplomalı işsizlerin sayısı zamanla büyüyerek artacaktır. Reklam ve satış elemanları ile Kurumsal Kaynak Planlaması, İş zekası, iş istihbaratı uzmanları gelecekte daha az işsiz kalacaklardır.
 
İş kavramını ve tanımını değiştirmedikçe, mevcut sosyal güvenlik ve sağlık sistemi düşük büyüme hızlarıyla finanse edilemez olacaktır. Tıp da, doktor, hasta ve hemşire, sağlık personeli ilişkisi de bugünkü gibi daha çok paraya dayanan , daha çok kazanç elde etme hedefinden çok, insanlar arasında oluşacak güvene ve ortak insanlık ideallerine, yardımlaşma prensibine dayanacaktır. Bugünkü haliyle ilaç endüstrisi kesinlikle insanlığın yararına işlememektedir.
 
Bilenle bilmeyen bir olur mu? Bilginin de bir bedeli vardır. Herkes her bilgiyi taşıyamaz ve hazmedemez kaldıramaz. Akıl hastalıkları aşırı hissi olan ve duyularıyla edindiği bilgi yüküne dayanamayanlarda görülmektedir. Alman Filozofu Nietzsche ‘ nin delirmesi buna en isabetli örnek olabilir.
 
Detaya inerken, teferruatla uğraşırken genel doğruları da gözden kaçırmamak gerekmektedir. Benim hayat tecrübeme göre, belli bir konuda derinlemesine uzmanlaşmış kimselerin, genel doğrular konusunda da isbetli kararlar verdikleri yönündedir. Bilgi de zamanın fonksiyonu değil midir? Hani tam ölümün sırrını keşfedip de, insanlık için ebedi hayatı mümkün kılacakken, Lokman hekim in elinden rüzgara kaptırdığı ilahi reçete misali, tıp kesinlikle doğum ve ölümün tanımı konusunda eksik kalacaktır. Ekonomi ve sosyal bilimler de belki güç tanımı konusunda hep eksik kalacaktır.
 
Dünya da barışı tehdit eden en önemli güç çelişkisi, ekonomik gücünü gün geçtikçe kaybeden ABD nin korkunç bir silah üstünlüğüne sahip olmasıdır. Elinde silah üstünlüğü olan, gücünü kaybetmemek için son çare olarak tetiği çeker ya da düğmeye basar. Bugün ABD ve Avrupa pazarlarını tamamen Çin malları istila etmiştir. Nüfus ve ekonomik üretim kapasitesi, talep üstünlüğü Çin ve Hindistan’ ın eline geçmiştir. Gelecekte Brezilya, İran ve Rusya nın da katılımıyla güçlenen BRIC ülkeleri ABD, Japonya ve Avrupanın ekonomik ve askeri gücüne karşı güç dengesi oluşturabilir. 2010 Davos Ekonomik forumunda, Yunanistan, İspanya, İrlanda ve Portekiz’ in ödeme güçlüğüne düşmelerinin, Euro/Dolar/Yen bazındaki dünya para piyasaları dengelerini sarsabileceği konuşulmaktadır. Hem özel firmaların, hem de bankaların ve devletlerin borç çarklarını çevirememeleri, dünyada her an yeni bir likidite krizine yol açabilir. 2010 Münih Güvenlik Konferansında, İran Dışişleri Bakanı nükleer teknolojiden vazgeçmeyeceklerini ve uran zenginleştirme projelerine kararlılıkla devam edeceklerini açıklamıştır. Bugün, 7 Şubat 2010 tarihinde, Afganistan da NATO güçleri 2001 yılından beri en büyük askeri harekata başlamışlardır. Kafkaslar da ya da Ortadoğu da başlayacak yeni bir bölgesel harp, yeni bir dünya savaşının kıvılcımını ateşleyebilir.
 
Kısa ve öz ifade etmek gerekirse, bu kitabı genç nesillere yaşanabilir bir dünya bırakabilmek maksadıyla, geleceğin sorunlarını konuşabilmek ; sadece faize ve büyüme felsefesine dayanan kaynak israfı, aşırı enerji tüketimi, hiçbir değer ifade etmeyen hayali para üreten bankalar, çevre ve iklim değişikliği, kıyamet harbi yerine, uzlaşmaya dayanan yeni alternatif çözümler üretebilmek, gençlere gelecek perspektifkeri sunabilmek, iş bulabilmelerini, daha doğrusu marka ve patent geliştirerek, yeni fikirler ve teknolojiler üreterek, kendi işlerini kurmalarını teşvik etmek ve kolaylaştırabilmek için yazdım. 
 
 
 
 
BANKALAR HALKIN PARASINI KULLANMAKTADIR
 
Dünyaca ünlü, otomobil yedek parçaları ve ev aletleri üretiminde ileri teknoloji firması olan Bosch firmasının Genel Müdürü Franz Fehrenbach, Bankacıların çok yüksek prim ve ikramiye ödemeleri için savaşmak yerine, Bankacılığa ve piyasalara yeniden güven kazandırmaları gerektiğini söylemektedir. Franz Fehrenbach, piyasalardaki krize rağmen personeline çok yüksek prim ikramiye ve ücretler ödeyen Bankalar ile tüm kredi ilişkilerini keseceklerini ilan etmiş ve bunu uygulamaya koymuştur. Fehrenbach, Bankalara karşı ilk defa gerçeği haykırmakta ve büyük bir mücadele başlatmaktadır. Dünyanın en büyük otomobil yedek parça üreticisi olan Bosch firması, Bankaların kriz sonrasında firmalara kredi vermemesi ve faizleri iki haneli %12-15 rakamlarına tırmandırmalarına karşı büyük bir mücadele başlatmıştır. Önce, Ocak 2009 tarihinde 1 Milyar Euro luk bir proje kredisi talebine karşı, Bankalardan Bosch firmasına hiç cevap gelmediğini ilan etmiştir. Bosch gibi çok sağlam bir firmaya dahi kredi veremeyen Alman Bankaları çok zor durumdadır.
 
2008 Finans krizinden sonra, Bankalar kredi alt limitlerini çok yükseltmişlerdir. Yüzmilyon Euro ve yukarısı için kredi vermek, yüzbin Euro kredi vermekten daha az riskli hale gelmiştir. Büyük Bankalarca,çok büyük firmaların büyük projelerine yüksek miktarda kredi verilebilmekte, ancak küçük firmalara kredi verilmemektedir. Küçüklerin tekelci piyasalarda yaşama şansları ve borçlarını geri ödeyebilme kabiliyetleri olmadığı, büyük bankaların ekonomistlerince çok iyi bilinmektedir.
 
Devlet bankalardan hesap soramaz, çünkü gerçek güç banka ve finansçıların elindedir. Ancak halk parasını büyük ve kötü bankalardan çekip küçük ama sosyal dayanışma projelerine, işsizlik sorununun çözümüne katkısı olan küçük yerel bankalara yatırabilir. Nitekim Amerika da halk ve sanatçılar www. moveyourmoney.info diye bir site kurup bu internet ortamında yönde kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadır.
Bankaların yüksek oranlarda kar etmeleri ve banka personeline maaşları dışında milyonlarca dolarlık prim ve ikramiye dağıtmaları, emek karşılığı olmadan ekonomide yoksuldan zengine gelir transferi anlamına gelmektedir. Özellikle yaşanan 2008 ekonomik krizinden sonra örneğin İngiltere de Barclays Bank ın karını 2009 yılında %92 oranında artırdığı ve vergi öncesi 11,6 Milyar Sterlin kar ettiği BBC den haber olarak verilmiştir. Halbuki İngiltere de küçük ve orta gelir seviyesindeki sanayici tüccar ve diğer işkolları zor ayakta durmaya çalışmakta, fabrikalar kapanmakta, insanlar kitle halinde işsiz kalmaktadır. Aynı şekil de ABD de Goldman Sachs küresel krizden sonra karını ikiye katlamıştır. Türkiye’ de de Bankaların 2009 yılında karlarını bir önceki yıla oranla %50 oranında artırdıkları BDDK tarafından açıklanmıştır. Aklı başında insanların bu banka karlarındaki artışın neyin, hangi emeğin karşılığında elde edildiğini sorgulamaları gerekir. Ekonomi kitaplarında ger ne kadar faiz gelirleri katma değer olarak sayılsa da bunun gerçek hayatta hiçbir emeğe karşılık gelmediğini, sistemi tanıyanlar çok iyi bilmektedirler. Faiz gerçeğini Başbakan olduktan sonra öğrendiğini kamuoyuna kendi ağzından ilan eden, Davos taki muhteşem ‘one minute’ çıkışının sahibi Başbakan TAayip Erdoğan ekonomi de bilmemektedir. Faiz gerçeğini bilmeyen ekonomi de bilmez.
Türkiye’de Banka karlarındaki artışın sebebini kısaca açıklamak gerekirse, Bankaların riske girmeden Hazine iç borçlanmasını Hazine bonoları alarak yüksek faizlerle finanse etmeleri ve Merkez Bankasının da mevduat faizlerini düşürmesiyle halkın parasına çok düşük faiz vermeleridir. Çok ucuza topladıkları halkın parasını, devlete çok pahalıya satmalarıdır. Bankaların türlü bahanelerle halktan havale ücreti,kredi kartı, işlem ücreti, komisyon gibi çeşitli adlar altında haksız ve mesnetsiz olarak halktan topladıkları paralarında bu yüksek kar artışına önemli katkısı olmuştur. Emekli, dul ve yetimlerle dar gelirli sabit düşük ücretli vatandaşlar hem en yüksek vergileri kaynağında verirken, hem de üç kuruşluk tasarrufların a bankaların çok düşük faiz vermelerinden dolayı zarar görmüşlerdir. Yoksuldandan zengine, varlıksızdan varlıklıya haksız ve adaletsiz olarak devlet desteğiyle gelir aktarması yapılmıştır.Bankaların yüksek oranlarda kar etmeleri, halkın ve esnafın, sanayicinin yüksek oranda zarara uğraması, piyasalarda tekelleşmenin artması demektir. Bankalar kriz dönemlerinde, ancak sermaye birikimi sağlamaış çok büyük firmalara ve devlete kredi verirler, küçük tasarruf sahiplerine ise yeterli güvenceleri (teminat) olmadığı için para vermezler. Bankaların gerçek ihtiyaç sahiplerine değil de, büyük para sahiplerine, halktan ve devletten düşük faizlerle topladıkları parayı ödünç vermeleri ve işsizlik sorununun çözümüne hiç katkıda bulunmamaları mevcut ekonomik sistemin en büyük çelişkisi ve katma değer hırsızlığıdır.
 
UYARIYORUZ: YENİ MEGAKRİZLER VE SAVAŞ GELEBİLİR
 
 
2008 küresel finans ve ekonomi krizi, kapitalizmin temel yapısındaki faiz mekanizması sonucu piyasalarda tekelleşme eğilimi ile atıl kapasite sorunundan, tüm piyasa oyuncularının hırs ve ihtiras ile sadece büyüme ve kar ençoklaması (maximizasyon) hedefine odaklanmalarından   kaynaklanmıştır. Finansçı ve bankacıların bir de emek karşılığı olmayan hayali finans türevleri ile spekülatif finans balonları üretmeleri 2008 küresel ekonomik krizini tetiklemiştir. Yaşanan küresel kriz, devletlerin, firmaların ve bankaların çeşitli bilanço hileleri, çeşitli finans türevleri kullanılarak, taa 1980 lerden günümüze kadar otuz yıldan beri ertelenmekteydi. Bu oyunların ve finans balonlarının senaryosunu yazan finansçılar ve bankacılar ile onların emirerleri ve kuklaları olan siyasetçiler bu yalanın bir gün muhakkak ortaya çıkacağını da çok iyi biliyorlardı. Yeni güç dengelerinin planlarını da kendi maksatlarına göre yaptılar ve vakti gelince de 2008 yılında kendi şişirdikleri balonu yine kendileri patlattılar.
 
Emlak piyasasında ve varlık değerlerindeki erimeler eski değerlerine yükselmeden ve her şey yerli yerine oturmadan bu kriz depremi bitmez; artçı depremler her an gelebilir. Özellikle Amerika da geniş çapta emlak yatırımları olan Deutsche Bank ve Amerikan ekonomisi en az 6 Trilyonluk kayba uğrayabilir. Hükümetler ve Bankalar her ne kadar iyimserlik yaysalar da dünya ekonomisinin faize dayalı çarkları ve güç dengeleri çatırdamaktadır. İngiltere de Barclays Bank, 2009 yılı vergiden önceki karını açıkladı: Dudak uçuklatacak 11,6 Milyar Pound, 13 Milyar Euro! Lehman Brothers battığında İngiltere den 1 Trilyon Sterlin dışarıya kaçmıştı. Nereden geliyor ve nereye gidiyor bu paralar? Para Bankalarda toplandı ama en iyi Bankacılar biliyor ki en az birkaç yüz milyon Euro isteyene kredi verilir; öyle binler onbinler yüzbinler tek rakamlı milyonlar devri geçti artık. Bankaların kredi verememeleri, risk yönetiminde çok dikkatli olmalarından ve tekelci piyasa otomatizmasını çok iyi bilmelerinden kaynaklanmaktadır. Küçük ve orta işletmelerin kriz ortamında kesinlikle yaşama şansları yoktur; büyüklerin de rekabet üstünlüğü sağlamaları ve yeni ürün ve teknoloji geliştirmeleri yıllar alacaktır. Deniz kurudu ama sırada okyanuslar var! Ekonomi kitaplarında yazılıp iddia edildiği gibi, serbest rekabet ortamında her oyuncunun piyasaya istediği gibi girip çıkabileceği masallarının gerçek olmadığını, kriz ortamında varlık yokluk savaşı veren küçük ve orta ölçekli sanayiciler, küçük esnaf ve işletmeciler çok iyi bilmektedirler. Büyük balık küçük balığı nasıl yutuyorsa, büyük para sahipleri küçük para sahiplerini yutmaktadır. AVM denilen Alış Veriş Merkezleri arttıkça, mahalle Bakkalları ve küçük Marketler kapanacaktır. Oyunun kuralı budur. Bu da işsizlik ve geçim sıkıntısı daha da artacak, devletin vergi gelirleri azalacak ve gelir dağılımı az gelirlinin aleyhine daha da bozulacak demektir. Faiz sisteminde piyasalarda tekelleşme arttıkça yolun sonu da görülmektedir. Ekonomi de talebin artırılabilmesi ve atıl kapasite sorununun yeniden ertelenebilmesi için ya yeniden daha yüksek faizlerle borçlenma veya yeniden yıkım ve savaş gerekecektir.
 
Amerika da özellikle New York Stuyvesant Town da işyeri olarak kiralanan gayrimenkul değerlerinde muazzam düşüş var. Stuyvesant Town da değer kaybından dolayı zarar gören önemli hissedarlar arasında Singapur hükümeti, İngiliz Anglikan Kilisesi, ABD Kaliforniya Eyalet hükümeti de var. İngiltere de ise gayrimenkul değerleri ve kiralar çok yüksek. Amerika daki düşüşün nedeni İnşaat firması Tishman Speyer ve Site yöneticisi Black Rock, 5,4 Milyar dolarlık kredi karşılığında 110 Blok taki toplam 11.232 konutu Bankalara devretmektedir. En az 25.000 kişi evsiz kalacaktır. Ameriak genelinde toplam 6,7 Trilyon dolar değerindeki (ABD 2011 devlet bütçesinin neredeyse iki katı) kiralık ve işyeri emlak piyasası çok spekülatif olduğundan ve büyük bankalarca kredilendirildiklerinden dibe vuarabilir. Bunun nedeni geri dönmeyen emlak ipotek kredileri olacaktır. Bu gayrimenkullere verilen kredilerin değeri, bugünkü ederlerinden çok daha yüksektir. Bu sürekli ticari varlık buharlaşmasıyla, Amerikan ekonomisinin çöküşü durdurulamayabilir. Bu seferki ticari konut piyasası, büyük oteller, gökdelenler ve şehirlerdeki büyük alışveriş merkezleri olduğundan, çok daha fazla insan etkilenecek ve işsiz kalacaktır. Bu yeni bir dizi küçük banka ve şirket iflası da demektir. Bankalar, Wells Fargo (238 Milyar Dolar) Deutsche Bank (64 Milyar Dolar), PNC aus Pittsburgh (309 Milliarden Dollar), Bank of America (132 Milliarden Dollar) ve diğer küçük Amerikan bankaları bu ticari emlakı değerleri 600 Milyar dolar iken kredilenmişlerdir. Şimdiki değerleri ise yarı yarıya düşmüştür. Toplam mali kaybın en az 300 Milyar dolar olacağı ABD Kongresince tahmin edilmektedir. İcra ve haciz yoluyla satışlar ve tahliyeler artacaktır.
İpotek garantili  ticari emlak "commercial mortgage-backed securities" (CMBS) karşılığı çıkarılan kağıtlar da bankalarca satın alınmış ve pazarlanmıştır. Bu ticari emlak kredilerinin kredi riskleri de aynen konut kredilerinde olduğu gibi "credit defaults swaps" (CDS) denilen ödenemez borca hayali güvence sağlayan enstrümanlarla sigortalanmıştır. 2008 de dev sigorta şirketi AIG yi 180 Milyar Dolarla çöküşe götüren, Lehman Brothers Yatırım Bankasını yok eden de bu CDS ler olmuştu.
 
Yunanistan, 300 Milyar Euro tutarındaki borçlarını çevirebilmek için Avrupa Birliğinden 50 Milyar Euro acil yardım istemektedir. Goldman Sachs ın önerdiği bilanço hileleriyle uzun süre gerçek borç yükünü ve finans açıklarını AB Komisyonundan gizleyebilen Yunanistan şimdi çok yüksek fiyatlarla bulabildiği CDS ler yoluyla yeni taze kaynak bulmaya ve ayakta durmaya çalışmaktadır. Yunan krizinin de gerisinde CDS lerin yattığı ve finans spekülatörlerinin, Deutsche Bank dahil, Yunan finans açıklarının 85 Milyar Euro değerindeki kredi sigortası poliçelerini (CDS-Credit Default Swaps) satın aldığı söylenmektedir. Yunanlılara Ege adalarını ya da Atina daki Akropolis i satmaları, imkanlarının üzerinde çeviremeyecekleri borçla yaşamaktan acilen vazgeçmeleri, kemer sıkmaları tavsiye edilmektedir.Bunun üzerine ikinci cihan harbinde Alman işgalini ve tazminat isteklerini gündeme getiren Yunanlı politikacılar Yunan halkının sokağa dökülmesi karşısında şaşkın acil yardım beklemektedir.
 
Kredi notu Rating kuruluşlarınca BBB+ ya düşürülen Yunanistan ın bir yıl öncesine göre ikiye katlanan CDS borçları. Euro değerini ve stabiliteyi tehdit etmektedir. Yunan CDS leri geri ödenemez ve borç çevrilemezse Yunanistan iflas edebilir.Alman Bankacılık Denetleme Kurumu BAFIN ve AB Komisyonu tarafından başlatılan inceleme sonucunda bu tür spekülasyonlara karşı tedbir alınacağı söylense de belirsizlik ve risk iyi yönetilememektedir. AB ve BAFIN, CDS lerin bildirimini zorunlu görmekte ancak genel olarak CDS lerin yasaklanmasını likidite krizinde finans enstrümanlarının kısıtlanmasını ve yasaklanmasını maksada uygun bulmamaktadır.Bu kumar sonunda öyle ya da böyle Euro nun değerini ve Avrupa Birliğini sarsabilicektir. İngiltere de aşırı borç yükü, yüksek işsizlik ve ekonomik durgunluk etkisinde, Afganistan da yürütülen savaşın gölgesinde 2010 yılı seçimlerine gidecektir. Bu seçimlerin sonucu ve gittikçe değer kaybeden İngiliz Sterlini sonunda Euro ile aynı değere, hatta daha da altına düşebilir. Bu durumda acilen Euro ya geçmek isteyecek İngiltere ekonomisi ile birlikte İspanya ve Portekiz in, hatta İrlanda nın da borç krizine girebileceği beklenmektedir. Euro bölgesi bu kadar baskıyı kaldırabilecek mi yaşayıp göreceğiz. Avrupa da Alman Maliye Bakanı W. Schaeuble şimdiden IMF nin yanı sıra zor durumdaki Avrupa ülkelerine yardım edecek bir Avrupa Para Fonunun kurulmasını ve Euro stabilitesinin ve değerinin korunmasını önermektedir.
 
George Soros, kendi temsilcilerinin de katıldığı bir New York toplantısında, ABD deki en büyük Hedge Fon Yöneticilerinin Euro değeri üzerinde spekülatif oyunlara hazırlandığını haber vermektedir. Alman emeklilik fon yöneticileri. Bankacılar ve Alman Sanayi İşverenleri Birliği BDI nin Başkanı Hans-Peter Keitel, Yunanistan ın arkasından İspanya nın borçlarını ödeyememesi durumunda domino etkisiyle sistemin çökmesinden korktuklarını ifade etmektedirler. Alman Bankalarının elinde, Hypo Real Estate ve Commerzbank başta olmak üzere 20 Milyar Euro ya yakın Yunan Hazinesinin borç kağıtları bulunmaktadır. Avrupa da IMF den ayrı, tamamen AB Kontrolünde bir Borç Komisyonu nun kurulması ve 2016 dan itibaren Avrupa ülkelerinin en çok milli gelirlerinin %35 i oranında borçlanabilmesine müsaade edilmesi ve 2020 den itibaren bunun kurallaştırılması istenmektedir.
 
 
 
 
YENİ BİR DÜNYA SAVAŞI ÇIKABİLİR:
 
Amerika ekonomik olarak dolara bağlı gücünü hızla kaybederken, yeni yükselen ekonomiler Çin ve Hindistan ile Brezilya ve Rusya döviz reservlerini dolar dışında bir para birimine çevirirlerse ortalık anında karışacaktır. Amerika tarafından ikinci dünya savaşından sonra yardım ve yatırım olarak tüm dünyaya sürülen trilyonlarca dolar, Amerikan ekonomisinin en önemli gücüdür. Amerika’ nın ekonomik dolar silahı gücünü kaybedince, mutlaka askeri silahlarını devreye sokacaktır. Amerika’ nın Taiwan’ a milyarlarca dolarlık silah satmasını Çin hoş görmeyecektir. Amerikan donanmasının Hong Kong sularında görülmesi hayra alamet değildir. Ekonomik krizlerin ve büyük işsizlik dalgalarının sonu tarihte hep savaşlar olmuştur. Dünya da ve kendi ülkesinde ekonomik gücünü zamanla kaybeden Amerika için silah üstünlüğüyle gücünü korumaya çalışması beklenmez mi?
 
İran’ ın nükleer güç olma çabası, Irak tan dersini almış Amerika için Orta Doğu da yeni bir hedeftir. Ancak İran ın arkasında duracak BRIC ülkeleri buna müsaade etmeyebilir. Azerbeycan ve Ermenistan arasındaki Karabağ sorunu Hazar Petrolleri nedeniyle yeniden alevlenebilir. İsrail’ in ABD ve İngiltere ile birlikte İran’ a saldırma planları ilinmektedir. Türkiye ise 2011 de ABD askerlerinin Irak’ tan çekilmesiyle kendini yeni tehditler karşısında bulabilir. Özellikle Irak’ lı Araplarla Kürtler arasındaki gerginlik Irak’ ın toprak bütünlüğünün parçalanmasına kadar gidebilir. PKK sorunu ile birlikte Irak’ ın bölünmesi Türk Ordusunun Irak’ ta Musul Kerkük e kadar girmesine neden olabilir. Türkiye’ de sözde dindar, ılımlı İslamcı AKP hükümetiyle laik TSK , Yargı ve Üniversiteler arasındaki gerginlik 2011 seçimlerinden sonra, seçim sonuçlarına göre yeni bir safhaya girebilir. Bu durumda Türkiye’ den anında çıkacak milyarlarca dolar yeni bir 2011 krizini tetikleyebilir. Tüm bu ihtimaller, dünyayı yöneten gerçek güç sahiplerince domino usulü planlı bir zincirleme ile devreye sokulabilir. Barış ortamında, dünya ekonomisinde 2008 krizi sonucunda oluşan açık finansman ve aşırı borç yükü, atıl kapasite, işsizlik ve talep yetmezliği sorunlarını askeri güç kullanmadan aşmak pek de makul görülmemektedir.
 
Amerika da ticari emlak piyasasında, kiralarını ve kredi taksitlerini ödeyemeyen yüzbinlerce küçük ve orta işletme sahibi iflasın eşiğindedir. Toplam değer kaybı 3 Trilyon doları bulan ve bankalarca finanse edilen büyük oteller, iş hanları ile gökdelelenler 2008 den daha kötü yeni bir Bankacılık krizine neden olabilir. Bu kez Amerikanın 2011 bütçesini dahi aşan bu açığı finanse etmek ve milyonlarca işsize savaş olmadan iş ve ekmek bulmak kolay olmayabilir.
 
Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin 2010 yılında  faize ödeyeceği para yaklaşık 60 milyar TL dır. Ben Başbakan olduktan sonra faiz gerçeğini öğrendim diyen ve ekonomi bilmeyen bir Başbakan ın böyle bir dönemde Türkiye ye hakim olması çok büyük bir talihsizliktir. Avrupa Birliği, Yunanistan krizini yönetemezse dağılabilir. İngiltere ödeme güçlüğüne düşebilir. BRIC ülkeleri ise yıllık %7-8 Büyüme hızlarıyla on yılda ikiye katlanacağından ABD ve Avrupa Japonya ittifakı çökebilir. Bu ekonomik çöküşün sonucunda da Amerika elindeki silah üstünlüğüyle uluslar arası hukuk düzenini silahla ve zorla değiştirmeye kalkabilir. Dünya da küresel ve bölgesel ekonomik ve finansal krizlerden sonra hep savaşların yayılması, silaha ve askeri güce başvurulması tesadüf değildir.
 
İnsanlık tarihinde çok yüksek refah ve israf dönemlerini mutlaka savaşlar, kıtlık ve yokluk takip etmiştir. Tabiat kendi kaynak dengelerini, kaynak verimliliğini ve adil dağılımını korumak konusunda acımasızdır. Nitekim depremlerin, Tsunamilerin, Kasırga, Fırtına, uzun süren çok soğuk kışlar gibi afetlerinin ard ardına gelmesi tesadüf olamaz. İklim ve enerji dengesi bozulan dünyamız gittikçe ısınmaktadır. Tabiatın sonsuz gücü karşısında durmak mümkün değildir.
 
 
 
 
 
FİNANS KRİZLERİNİN TARİHİ
 
 
 
 
Neden finans dünyasının kalbi; Wall Street veya Londra Şehir Merkezi(City of London) daha çok Yahudi kökenli, Smith, Keynes, Popper, Friedman, Greenspan, Paulson, Geithner, Summers, Cornfeld, Feinstein, Rove, Limbaugh, Rumsfeld, Goldman, Sachs, Morgan, Lynch, Lehman, Bear, Stearns, Fuld, Madoff, AIG, Funny Mae, Brown, Sharon, Stiglitz, Krugman, Soros, Buffett, Moodys, Kissinger, Cheney, Ackerman, Ospel, Hummler, Bär, Mirabaud… gibi isimler tarafından teorik ve pratik olarak yönlendirilmektedir? Bu isimlere acaba politikacılar neden hiç söz geçirememektedir? Acaba 2008 Küresel finans krizini önceden sezip de tedbir akledebilen, tüm dünyada tek siyasetçi neden çıkmadı? Siyasetçiler, finans gücüne sahip olan ve dünyayı yöneten gerçek gücün ta kendisi olan büyük para ve sermaye sahiplerinin kuklasıdır. Büyük paralar harcayarak kitaplar yazdırırlar, menfaatlerine uygun teorileri Üniversitelerde okuturlar, yayarlar ve kimseye gözüküp hissettirme den, gizli el teorileriyle adeta Tanrı gibi tüm dünyamızın enerji ve tabii kaynaklarına hükmederler. Gerçek güç sahipleri, dünya da tüm enerji ve hammadde kaynaklarına, piyasalara hükmedenler, tüm dünya da sadece para ve büyük sermaye sahipleridir. Bunların toplam sayısı da iki elin parmakları kadardır; ancak anında düğmeye basıp, dünyanın istedikleri ülkelerinde ve bölgelerinde yeni korku ve belirsizlikler, sigorta ve risk tanımları üreterek milyarlarca dolara yeniden yön vererek para ve finans krizleri, savaşlar çıkarırlar. Dünya Ekonomisini yönetenler, geleceğe yön verenler, çoğu Yahudi kökenli bir avuç büyük para ve sermaye sahibidir. Akla hayale gelmeyen vergi hileleri, faiz, döviz ve borsa oyunlarıyla, 1960 ile 2010 yılları arasında uluslar arası sermaye şirketlerinin ulus devlet bütçelerinden ve milli gelirlerinden yaklaşık 50 Trilyon dolar tutarında kaynak transfer ettikleri tahmin edilmektedir. Bu para ile dünya da varolan tüm sorunlar, işsizlik, açlık, iklim değişikliği, yerkürenin ısınması, kuraklık ve susuzluk sorunları çözülemez mi? Hür ve akıl sahibi olarak doğru ve yalın bir sorgulama ile, bu büyük para ve sermayenin yoksul kesimlere kullandırılması, sermayenin tabana yayılması gerekmez mi? İnsanlık tarihinde yaşanan tüm savaşlar ekonomik çıkar ve zenginleşme savaşları değil midir?
 
Son yirmi yıldan beri, dünyada küreselleşme adı verilen bir süreç ile sermayenin tekelleşmesi ve ulus devletlerin karar verebilecekleri tüm askeri, ekonomik, sosyal ve siyasal konularda, hükümranlık hakları döviz, faiz, borsa oyunları, ulusal, bölgesel ve küresel ölçeklerde, zamanlaması ve kapsamı önceden belli küresel güç merkezlerinde planlanan finans krizleri, BOP-Büyük Ortadoğu   Projeleri gibi siyasi güç senaryoları sahneye konarak enerji ve hammadde kaynaklarına, havasına suyuna, ulaşım ve haberleşme şebekeleriyle tüm ekonomik altyapısına el konulmaktadır. Bunların hepsini, bir bütünlük içinde tarihi bir perspektifle analitik olarak neden-sonuç ilişkileriyle sorguladığımızda karşımıza büyük bir güç oyunu, tesadüflere yer vermeyen geleceğe hükmetme planı çıkmaktadır: Savaş yapmadan, dünyaya tek merkezden, para ve sermaye gücüyle, piyasaları tekelleştirerek, insanların farklı kültürel değerlerini yok ederek tek kültürle hükmetmek!
 
1989 yılında Berlin duvarının yıkılmasından sonra nükleer silahlara ve soğuk savaş korkusuna dayanan iki kutuplu dünya düzeni yerine para ve finans gücüne dayalı tek kutuplu kapitalist dünya hâkimiyeti stratejisi yazılmıştır. ABD Savunma Bakanlığı ve malum Neo-John’larca hazırlanarak George W.Bush hükümetleri döneminde 11 Eylül 2001 saldırıları bahane edilerek uygulamaya konan bu güç stratejisi, varlık nedenini, uydurma ‘İslami Terör’ tehdidi ile dünyaya açıklamıştır. 21. Yüzyıl da tüm dünyada, özellikle de İslam ülkelerinin topraklarında varolan tüm enerji ve hammadde kaynaklarına, dünya piyasalarına ulaşım güzergâhlarına el konacak; bu topraklar İslam ülkelerine demokrasi getirmek, İslami terörü (faiz karşıtlığını) yoketmek maksadıyla işgal edilecektir.    
 
Şimdi önceden planlanan ve uygulanan bölgesel ve küresel finansal kriz senaryolarını kısaca hatırlatayalım: 1997 de Asya Krizi, 1998 de Rusya Krizi, o dönemde en uzun vadeli LTCM-Long term Capital Management Hedge Fonds Krizi, 1999-2000 ler de Yeni Ekonomi veya dot.com denilen kâğıt üzerinde varolan Internet Firmaları Krizi. Görüldüğü gibi sınır tanımayan, görünürdeki ortaya çıkış sebepleri çok farklı olsa da sürekli finans krizleri yaratılarak ülkeler ve bölgeler arası piyasalardan önemli para ve sermaye kaynak transferleri senoryoları önceden tek merkezden planlanıp uygulanmıştır.
 
Türkiye’ den de 1974 ve 1984 lerde Petrol Krizleri, 24 Ocak 1980 Demirel-Özal kararlarıyla, Özal’ ın yüksek faiz ve yabancı sermaye politikalarıyla, Banker Kastelli Kriziyle, 1994 Nisan kararlarıyla, 2001 Bankacılık krizleriyle, 2002 Kasım seçimlerinden sonra iktidar yapılan AKP nin yüksek faiz, ucuz döviz borçlanma politikalarıyla sürekli yurt dışına toplam yaklaşık 500 Milyar dolar tutarında para ve sermaye, kaynak transferi yapılmıştır. Nitekim, Türkiye’ de 12 Eylül Askeri Müdahalesini, 5000 genç öldürüldükten sonra nihayet durumdan vazife çıkararak yapan, ABD Başkanı Bush’un ‘Our Boys’ bizim çocuklar dediği   ‘Netekim’ Org. Kenan Evren’ in kamuoyuna ilk verdiği teminat mesajı, yabancı özel ve kamu finans kuruluşlarına olan borçların faizleri ile birlikte ödeneceğinin altını çizerek söylemesi olmuştur.
 
Dünya da hiçbir finans krizi tesadüfen, önceden planlanmadan, senaryosu önceden uzlaşmayla güç merkezlerinde yazılmadan, tesadüfen kendiliğinden ortaya çıkmamaktadır.Hiçbir şey yoktan var, vardan yok olmamakta, ancak para ve sermaye, krizi önceden bilerek kandıranlar ve bilmeyerek kandırılanlar arasında, Las Vegas Kumarhanelerine benzer bir kumar oyunuyla piyasalar ve yatırımcılar arasında aktarılmakta, sadece borcun şekli, borçlu ve alacaklı eller değişmektedir.
 
Acaba hiç düşündünüz mü, Adolf Hitler dahil, neden tüm zenginler, dini,dili, etnik kökeninden bağımsız olarak tüm Amerikalı, Alman, Fransız, İngiliz, Rus, Afrikalı Arap ve Türkler para ve sermayelerini İsviçre Monako ve Lüksemburg, Liechtenstein gibi vergi cennetlerine ve Off-Shore bankalarında, vakıflarında, Tröstlerinde, yedd-i emin emanet hesaplarında pahalı avukatları ve aracıları kullanarak saklamaktadır? Bunlar dünyadaki ulusların toplam vergi kaçağının %10 u tutarındadır. Geriye kalan %90 uluslar arası kaçak sermayenin ise, finans holdingleri ve bankamsı aracı leasing ve factoring firmaları vasıtasıyla, İsviçre de Zug, Schwyz, Tessin gibi özel vergi indirimi olan kantonlarda, kendi ülkelerinde ödeyecekleri verginin onda birini masraf olarak ödeyerek aklamakta ve saklamaktadırlar.Büyük Firmalar, Bankalar ve Uluslar arası tekelci finansal sermaye şirketleri, yoksul ülkelerin siyasetçilerini, parti liderlerini, milletvekillerini, bankacı-yüksek düzey bürokrat, gazetecilerinin açık istihbaratlarını ve şirket yöneticilerini, üst düzey askeri yetkililerine kurgulattıkları askeri müdahaleleri kullanarak 1950-2010 yılları arasında İsviçre, Monaco, Lüksemburg ve Liechtenstein gibi vergi cennetlerinde açtırdıkları şifreli banka-vakıf-emanet hesaplarında, toplam yaklaşık 50 Trilyon Euro tutarında, yoksul ülkelerden kaçırdıkları vergisi ödenmemiş, ancak türlü hilelerle aklanmış sermaye olarak saklamaktadırlar. Her krizden sonra da, bu örtülü hesaplarda aklanan ve saklanan sermaye miktarında önemli artış görülmektedir. Bu sermaye transferi, tüm dünya da Obama, Sarkozy, Merkel, Blair- Brown, Berlusconi, Putin, Erdoğan gibi siyasetçiler eliyle uygulanan bütçe ve mali politika araçları kullanılarak, yeniden yoksul kesimlerden doğrudan ve dolaylı vergi olarak toplanıp refinanse edilerek, legalize edilip aklanmaktadır. Tüm bu ekonomik tedbir ve süreçler de, ya Paul Krugman gibi Nobel ödülü verilerek meşhur edilen, Yahudi kökenli iktisatçılar tarafından, ya da George Soros gibi Macar Yahudileri tarafından uyduruk ‘Reflexivitaet’ Teorisi olarak, diğer bir İngiliz Yahudisi olan John Maynard Keynes’ in veya onun öğrencisi Milton Friedman’ ın Faiz ve İstihdam yoluyla sömürü teorisi; bilinen artı değer hırsızlığı teorisinin yeniden dirilişi olarak dünya kamuoyuna sunulmaktadır.
 
DÜNYA FİNANS EKONOMİSİNİN ÇÖKÜŞÜ:
 
Dünya ekonomisi ve küresel finans sisteminin en önemli sorunu piyasaların tekelleşmesi sonucunda, işsizliğin hızla artmasıdır. Gerek özel firmalar, gerekse devletler yüksek oranlarda borç ve faiz yükü altındadır. Kaynak verimliliği ve özkaynak/Toplam varlık oranı düşüktür. Yüksek kamu açıkları ve aşırı borçlanma nedeniyle borcun çevrilememesi sözkonusudur. Finansçılar ve bankacılar kendilerini adeta Tanrının gerçek elçileri olarak görmektedir.
 
ABD ve İngiltere’de devlet, trilyon dolarlık kurtarma operasyonlarıyla batma noktasına gelen banka ve sigorta şirketlerini ayakta tutmak zorunda kaldı.
Almanya 2010 bütçesinde 86 Milyar Euro ek borç kalemi yer almıştır. Sadece Hypo Real Estate in finans krizinde kaybı 210 Milyar Euro yu bulmaktadır. Alman ekonomisinde hayat kalitesi ve reel ücretler çok düştü. Finansal kriz Alman davranış kalıplarını değiştirdi. Yunanistan devlet iflasının eşiğindedir.
Derecelendirme (Rating) kuruluşları ve Avrupa Birliği nin Basel II kriterleri de Yunanistan ın iflasını önleyemiştir.
 
Para mutluluk getirmez sloganlarıyla, yeni felsefe ve rating arayışındaki TV programları artık sık sık salt büyüme ve zenginleşme modelini eleştirmektedir. Daha çok çevre bilinci ve iklim değişimi, tabii afetler, dünyadaki açlık ve işsizlik artık sık sık kitlesel medya da konuşulur ve yazılır oldu.
 
Küresel Kriz sonucunda ateş çemberinin içinde yer alan ülkeler arasında, borç krizi riski nedeniyle gündemde olan Yunanistan, İspanya, İrlanda ve İtalya gibi ülkelerin yanı sıra, ABD, Japonya, İngiltere ve Fransa gibi önemli ve güçlü G-8 ülkeleri de yer almaktadır. ABD gibi “AAA” kredi notuna sahip olduğu halde ‘Ateş Çemberi’nin içinde yer alan ülkelerin de önümüzdeki dönemde ciddi finansal risklerle karşılaşacağı ve aşırı borç yükü nedeniyle artçı krizlerin gelebileceği beklenmektedir. ABD’nin ve dünyanın önde gelen fon yönetimi şirketi Pimco’nun Direktörü Bill Gross’un şirketin web sitesinde yer alan değerlendirmesinde kullandığı bu grafiğin dikey ekseninde ülkelerin 2010 yılında gerçekleşmesi beklenen kamu açığı/GSYH (ya da kamu fazlası/GSYH) oranlarını, yatay ekseninde ise toplam kamu borcu/GSYH oranlarını görüyoruz. Bu iki kritere göre ‘Ateş Çemberi’nin içinde yer alan ülkeler bugün ya da yarın borçlarını çeviremez hale gelebileceklerdir. 1971 de kurulan ve Allianz  Küresel yatırım Grubuna ait olan Pimco Yatırım Danışmanlık (www.pimco.com) şirketinin  araştırmasına göre, bir ülkenin toplam kamu borcu/GSYH oranının
% 90’ı geçmesi yıllık büyüme hızını 1 puan düşürüyor. IMF’nin tahminleri ise başta ABD olmak üzere zengin-gelişmiş ülkelerin kamu borcu/GSYH oranının 2014 yılında % 120’ye yaklaşacağını, gelişmekte olan ülkelerde ise oranın % 40’ın altına ineceğini gösteriyor. ‘Ateş Çemberi’nin içinde yer alan ABD, Japonya ve bazı Avrupa ülkelerinin aşırı borçlanmaya devam edeceği, ‘Ateş Çemberi’nin dışında kalan ve ekonomik büyümelerini sürdürebilen ülkelerin ise kazançlı çıkacakları beklenmektedir.
 
Çin, Hindistan, Brezilya ve Rusya gibi önemli BRIC ülkeleri bu grafikte yer almamaktadır. Çin ekonomisi %7-8 yıllık büyüme hızıyla sekiz yılda ikiye katlanacaktır. Rusya dev enerji ve doğal gaz kaynakları ile, enrji alanında Avrupa yı %80 oranında kendisine bağımlı hale getirmiştir.
 
 
 
Kaynak: Osman Ulagay, Milliyet 14.02.2010 PIMCO, Bill Gross
 
 
Almanya ve Amerika da çok büyük bankaların daha küçük bankalara bölünmesi ve toksik kağıtlar denilen, kriz sonrası değersiz hale gelen yatırım hisselerinin ‘kötü’ bankalarca satın alınması ve bilançoların ayıklanıp temizlenmesi, kriz sonrası çözüme önadımlar olarak görülmektedir. Bankaların kriz öncesinde özsermayelerinden çok daha fazla risk aldıkları ve risklerini özkaynaklarıyla orantılı olarak iyi yönetemedikleri yetkililerce açıkca ifade edilmektedir. Buna rağmen sistemi korumak maksadıyla aynı bankalara trilyonlarca Euro/Dolar pompalanmıştır. Bazı büyük bankalar ikramiye ve prim ödemelerinde, risk yönetimlerinde tamamen devlet denetimi dışına çıkmak için acele devlet yardımını geri ödemişlerdir. Dünya piyasalarında henüz ulusal, bölgesel ve küresel bir denetleme ve düzenleme sistemi kurulmadan bankalar arası nakit fon akımlarında ve para kredi piyasalarında güven sağlanamamaktadır.
 
Küresel krize neden olan büyük bankaların vergi cezaları ve harçlarla krizin aşılması için devletin kurtarma fonlarına katkıda bulunmaları istenmektedir. Bankalarla devlet arasında yeni bir sosyal sözleşmenin öncelikle yapılması gerekmektedir. Bankalrın bir taraftan milyarlarca dolar kar edip üst yöneticilerine astronomik ikramiyeler, ücret ve primler dağıtırken, diğer taraftan binlerce çalışanının işlerine son vermeleri en azından sosyal sorumsuzluk olarak görülmektedir. Bankaların işsizlik sorununa karşı tamamen duyarsız oldukları, sadece daha çok rant ve faiz elde etmek için her türlü hileye başvurdukları bilinmektedir. Bankaların çeşitli bilanço hileleriyle, aktif ve pasif kalemleri arasında usulsüz aktarmalarla veya diğer uluslar arası para ve sermaye transferleri sayesinde, çok yüksek karlar elde ettikleri halde çok düşük kurumlar ve gelir vergisi ödemeleri de sıkça eleştirilmektedir. Devletin alt yapısından en çok faydalanan ve en çok kar eden bankalar oldukları halde, en az vergiyi bankaların ödemesi sistemin en önemli yapısal çelişkisidir. Bankalar ticaret kanunlarına göre diğer firmalarla benzer anonim veya limited şirket statüsünde olmalarına rağmen, halkın tasarruflarını kullanmaktadır. En sağlam bankanın dahi öz sermaye/borç oranı %20 yi geçmemektedir. Ayrıca krizde bankaların yardımına koşan devlet, firmalar iflas ettiğinde hiç yardımda bulunmamaktadır.
 
Devletin bankaların arkasında durduğu kadar, bankaların da devlete destek olmaları gerekmez mi? Merkez Bankası, Bankalar üzerinden piyasadaki para miktarını kontrol etmektedir. Bankalar, müşterilerinin paralarını kullanarak sistemde dolaşan para miktarını , gereken kanuni karşılıklar dışında sürekli çoğaltmaktadır. Devlet adına, böylesine önemli bir yetki kullanan bankaların mutlaka sosyal ve toplumsal refah paylaşımına olumlu katkıabulunmaları ve sorumluluk üstlenmeleri gerekmez mi? Devlet bankalar iflas ettiklerin de tasarruflara güvence verirken, devlet iflas edince bankalar yine hiçbir sorumluluk üstlenmemektedir.
 
Bankalar arasında piyasada işleyen serbest rekabet pek işlemez. Müşterinin bankalarla faiz pazarlığı yapma gücü de yoktur. Yatırım danışmanları kanalıyla yanlış yönlendirilen müşteriler büyük maddi kayıplara uğradıkları halde, bankalara karşı hukuk mücadelesi yürütmeye de güçleri yetmemektedir.
Banka –müşteri ilişkisi daha çok tek yönlü işlemektedir. Bankalar mutlaka özsermayelerini risklerini karşılayacak kadar artırmaya zorlanmalıdır. Her ülkede, bankalar o ülkenin kanunlarına göre vergilerini ödemelidirler. Daha kısa vadeli olan ticari bankacılık ile yatırım bankacılığı kesinlikle birbirinden ayrılmalıdır. Kısa vadeli ticari mevduatla uzun vadeli yatırım bankacılığına izin verilmemelidir. ABD de 1929 Buhranında getirilen bu ayrım, daha sonra 1990 lı yıllarda tamamen kaldırılmıştır. Obama bu ayrımın ve kısıtlamanın da tekrar getirileceğini ifade etmektedir. Bankala kesinlikle kendi adlarına spekülatif yatırımlara girişmemelidir; ancak müşteri adına döviz hisse senedi fon ve değerli kağıtları alıp satabilmeli ve depolayabilmelidir. Bu işlemleri de her işlemden hemen sonra üç gün içinde borsa, hazine ve maliye bakanlığına, denetim kurumlarına bildirmelidir. Bankalar normal zamanlarda da cirolarının belli bir yüzdesini devletin kurtarma ve mevduat sigorta fonlarına ödemelidir. Bankaların üst yönetici ve personeline yüksek düzenli maaş ödemesi; keyfince prim ve ikramiye ödemesi kontrol altına alınarak sınırlandırılmalıdır. Bankaların ayrıcalığına son verilmelidir. Her ülke kendi sermaye piyayası ve sermaye birikime göre, bankalrı düzenleme ve denetleme kurumları oluşturmalıdır.
 
 
 
 
Ekonomi kitapları ve sayılar hayatın gerçeklerini hiçbir zaman tam kapsayamadılar. Piyasa mekanizmasına duyulan güven, 2008 Küresel Finans Krizinde trilyonlarca doların buharlaştırılmasıyla yokoldu. ABD, İngiltere ve Almanya da Banka devletleştirmeleri yaşandı. Özelleştirme devri bitti, yeniden devletleştirme başladı. Bunun anlamı ve maksadı finans piyasalarının zararını yoksul kesimlere fatura edip ödetmektir.
 
2008 Küresel Finans Sistemi Krizi de, 1929 Büyük Ekonomik Buhranı da ABD de başlayıp dünyaya yayıldı. Acaba krizler neden gelişmekte olan ülkelerin piyasaların da başlayamazlar? Faiz mekanizmasında, ekonomi kitaplarında iddia edilenin serbest rekabet kavramının tam aksine, büyük balık küçük balığı her zaman yutar. Hangi ülkenin sermaye birikimi daha fazlaysa, faizleri ve sermaye hareketlerini de o ülke merkez bankaları yönlendirmektedir. Faiz sistemi sonuçta piyasaların tekelleşmesiyle serbest rekabeti tamamen yok etmektedir. J.M. Keynes’ e göre kümülatif arz ve talep, faizlerle oynanmak suretiyle dengelenebilirdi. Ancak gerçek hayatta, tüm piyasa oyuncuları sadece kar ençoklaması peşinde olduğundan, aşırı atıl kapasite oluşmaktadır. Küresel para ve finans piyasalarının hayali türev ürünleri, değersiz borç senetleri, aşırı reklam harcamaları dahi kümülatif talebin, dünyada oluşan aşırı atıl kapasiteyi eritemeyeceğini ortaya çıkardı. Piyasa fiyatları öyle sanıldığı gibi hayali arz ve talep eğrilerinin kesiştiği noktada oluşmamaktadır. Piyasa fiyatları tamamen faizlere ve ana girdi maliyetlerine bağlı olarak, yeniden üretim maliyetlerinin biraz üstünde kar maksimizasyonu amacıyla belirlenmektedir. Talep varsa piyasalar işlemekte; talep yoksa tıkanmaktadır.
Talep ise doğrudan harcanabilir gelirin olmasına, yapısal işsizlik ve gelir dağılımı dengesizliğine,ücret dışı rant gelirlerine(kira, faiz,…), banka kredilerine, kredi kartlarına ve diğer yapısal borçlanabilme, borç erteleyebilme ve ödeme kolaylıklarına bağlıdır.
 
Dünya Para - Kredi- Finans ve Bankacılık sistemi, normal şartlarda altın ve gayrimenkul gibi kalıcı değer ölçüsü olan sabit varlık değerlerine, üretim kapasitesine, teknolojik bilgi birikimine, enerji, nüfus ve hammadde kaynaklarının kaynak verimliliği artışı/azalışı oranına, yani gerçek değer ölçüsü olan istikrarlı bir uluslar arası para birimine (halen Amerikan dolarına) dayanır. Dünya güç dengeleri değiştikçe, hem değişim, hem de tasarruf amacı için kullanılan uluslar arası para biriminin de, dünyadaki güç dengeleri değişimini ve kaynak verimliliğindeki artışları yansıtabilecek şekilde kendiliğinden değişebilmesi gerekir. Ancak gerçek hayatta bu mümkün olamamaktadır. Sonuçta yeterince sermaye birikimine (ya da silah gücüne) sahip oyuncular, daha az sermaye birikimine sahip 2. 3.Sınıf oyuncuları, yani rakiplerini serbest rekabete göre değil, güç kullanarak oyundan, yani piyasadan atmaktadırlar. Piyasa fiyatlarını belirleyen arz talep dengesi değil, daha çok salt güç dengeleri olmaktadır. Nitekim Küresel Finans ve Bankacılık sisteminde, diyelim bir kez ipotek kredisi ile bir gayrimenkul alım satımı yapıldığında, bu tüm dünya piyasalarında geriye doğru sigortalanarak, her türlü mal ve hizmetin alınıp satılmasında adeta riski sıfırlanıp sürekli kullanılmaktadır. Adına Borç senetleri, CDS(Credit Default Swaps), Finans Türevleri, Mortgage Kredileri, Sigorta Poliçeleri, diğer borç ve para kredi çoğaltanları, Toggle Bonds, CDOs(Collaterized Debt Obligations), ABS(Asset Based Securities), MBS, CMBS, CDS, Pay-Option ARMs, Teaser Rates und ALT-A Loans, Toksik Yatırım araçları ve Finans Türevleri …ile adına ne derseniz deyiniz, dünya piyasalarındaki para miktarı sürekli olarak, gerçek mal ve hizmetlerin değerinden çok daha fazla, geometrik bir hızla çoğaltılmaktadır.
1929 Dünya Ekonomik Buhranın da, dünya piyasalarındaki tüm mal ve hizmetlerin, para arzına oranı 1:14 iken, 2008 krizinde bu oran 1:180 lere çıkmıştır. Verilen devlet garantileri ve banka zararlarının karşılanması sonucunda ise bu oran FED ve EZB, Amerika ve Avrupa Merkez Merkez Bankalarınca 1:300 ler çıkarılmıştır. Bu paranın piyasalardan Merkez Bankalarınca vaktinde geri çekilememesi halinde, tüm dünya da önce çok yüksek oranda muhtemel enflasyon tehdidi, daha sonra ise özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde sosyal patlama, açlık ve işsizlik tehdidi vardır.
 
Böylece dünya piyasalarında üretilen, alınıp satılan tüm mal ve hizmetler, zamana bağlı borç ve varlık değerleri, büyük bir banka da ya da firmada toplanmaktadır. J.M. Keynes’ in ‘Liquidity Trap’ olarak adlandırdığı, tüketici güveninin azalması veya tüketim tercihlerinin değişmesi sonucunda, paranın değişim aracı olmak yerine, daha çok değer saklama ve tasarruf aracı olarak kullanılmaya başlamasıyla, zamana bağlı borç ve alacak nakit akımları da kilitlenmektedir. Büyük bir bankanın ya da firmanın, borç alacak nakit akımları merkezinin arka plandaki güç oyunlarıyla sistem dışına itilmesi (iflas etmesi) sonucunda, karşılıksız borç ve alacak nakit akımları tüm sistemin çökmesine, açık vermesine, balonların patlamasına neden olmaktadır.
 
ABD de, Küresel Finans Krizini, kamuoyunu yanıltarak sahneleyen AIG, Bank of America, CitiGroup gibi Banka, GM gibi Firma ve Fitch, S&P, Moody’s gibi keyfi, taraf tutan ve yanıltıcı derecelendirme Kuruluşlarının, yıllık ücret geliri 500.000 doları geçen, 175 üst düzey yöneticisine, iyi ki yaptınız diyerek, yeniden ikramiye ‘Bonus’ ödenmesine karar verilince, Başkan Obama’ nın ‘Ben onlar için Başkan seçilmedim’ diyerek, bu ödemelerden %50 oranında kaynağında vergi kesilmesi kararı, nedense Bankacılık ve Finans çevrelerinde büyük tepkiyle karşılandı. Bu kadar yüzsüz olmak, suçluluk ve utanç duygusundan yoksun olabilmek için ancak finansçı faizci tefeci, ahlaksız olmak gerekir. Tok açın halinden anlamaz!
 
Alman Deutsche Bank Genel Müdürü, Josef Ackerman da, Bankacılık krizinden alınması gereken en önemli dersin, daha iyi Risk Yönetimini, işlevsel Risk tanımını ve Modellemesini, Stres testlerini başarmak olduğunu söylüyordu. Bankalar devlet garantileriyle öz sermayelerini artırmışlar, ancak yine de önemi ölçüde istihdam sağlayan küçük ve orta ölçekli firmalara kredi verebilecek kadar karşılık ayıracak duruma gelememişlerdi. Bu yüzden Hükümet ve Bankaların bir araya gelerek, özellikle Almanya’ da acilen Küçük ve Orta Ölçekli Firmalara(KOBİ), Kredi vermek için ‘Destek Kredi Fonu’ oluşturulmasını öneriyordu.
 
Almanya da halen küçük ve orta ölçekli firmaların %21 i çalıştığı bankalardan istedikleri kredileri alamamaktadır. Bu yüzden de 2010 yılında çok daha fazla KOBİ iflasları beklenmektedir. Alman KfW-Kreditanstalt für Wiedraufbau, bir devlet kurumu olarak, kendi özsermayeleri ayırmak zorunda oldukları munzam karşılıklar nedeniyle KOBİ lere kredi vermeye yetmeyen ticari Bankalara, müracaat etmeleri halinde %90 oranında ticari riske katılarak kredi vermektedir. Buna rağmen KOBİ’ ler çalıştıkları bankalardan kredi alamamaktadırlar. Türkiye de de tekstil sektöründe markalalaşmış önemli firmalar bankalardan kredi alamadıklarından batmışlardır.Türkiye de de, Devlet Yatırım Bankası Alman, KfW gibi ticari bankalara zor durumda olan firmalara kredi verebilmeleri için ticari risk ortaklığına girerek fon sağlasaydı, bugün tekstil sektöründe 80 Milyar dolarlık teçhizat makine ekipman yatırımı, küresel krizden dolayı hurda durumuna gelmezdi.
Krize karşı tedbir olarak Alman Bankaları, Alman hükümetinin geç de olsa aldığı destek kararları doğrultusunda, hızla yeni sermayedarlar bulup özsermayelerini artırarak kısa vadelerde borçlanma oranlarını azalttılar; borç ve alacak yapılarını yeniden zamanlayarak Likidite reservlerini artırdılar. CDO, Hedge-fonds, borç senetleri ve CDS gibi riski belirsiz karmaşık finans türevlerini de artık sunmamaya başladılar. Müşterilere verilen yatırım danışmanlık hizmetleri de, yanlış bilgilendirmeyi önlemek için, sözel olmaktan çıkarılıp yazılı hale getirildi. Banka yöneticilerine ödenen ikramiye ve primlere de üst sınır getirilerek %100 oranında vergiye tabi kılındı.
Alman Bankacılık sistemi SoFFin ve BaFFin gibi yeni yeni denetim kuruluşları oluşturularak yeniden düzenlendi. Ancak aşırı denetim ve regülasyonu da bir yerde sınırlandırmak gerekir; aksi halde Bankalar normal risk yönetimi ve makul risk değerlendirmesi yapamaz; para nakit akışlarını ve ellerindeki fonları hissedarlarının istekleri doğrultusunda yönlendiremez hale gelebilir.
 
Finans siteminde asıl yapısal problem tekelleşme ve kontrol edilemeyecek kadar aşırı büyüme eğilimidir.Örneğin AIG, Lehman Brothers…gibi kuruluşların iflas edemeyecek 'too big to fail' olduklarına inanılmaktaydı. Ne ABD yi, ne de Avrupa ve diğer ülkeleri yöneten, büyük para sahiplerinin kuklası olan politikacılar da, böylesine devasa finans kurumlarının varlık nedenlerine ve risk yönetimlerine akıl erdirip sorgulayabilecek evsafta olmadığı bilinmektedir.Ancak kendine güvenen, yüksek kalitede eğitim almış, gelecek risklerini önceden görerek inisiyatif kullanabilecek proaktif politikacılar, Bankaları ne pahasına olursa olsun tekrar kurtarmak, ya da ekonomik ve finansal topyekun çöküş ikilemine düşmezlerdi. Acaba tesadüfen mi dünyayı yeteneksiz politikacılar yönetmektedir; yoksa istenerek ve önceden siyasi partilere, para sahiplerince gizli ve açık kulüp ve lobilerce, önceden para verilirken, lider ve aday seçimlerinde varılan bir önşart veya uzlaşma mıdır? Ancak bilmeyen, gerçeklere aklı ermeyen, yeteneksiz ve eğitimsiz politikacılar, uzaktan güç merkezleri ne isterlerse onu yapar ve daha kolay yönlendirilebilirler. Neden profesyonel meslek sahibi, iyi eğitimli ve denenmiş, güzel ahlaklı ve yetenekli siyasetçiler yerine, köşe dönmeci başarısız yeteneksiz ahlaksız kimseler siyasette yükselebilmektedir? Seçmenler, neden adil olmayan seçim kanunları gereği, siyasi parti lideri veya teşkilatı kimi aday gösterirse onları, kötünün iyisi olarak seçmek zorunda bırakılmaktadır? Siyasetin kalitesizliği ve usulsüz finansmanı, yeteneksiz lider ve aday belirleme süreci ile ekonomik ve finansal krizlerin sürekli döngüsel tekrarlanarak, ortaya çıkan zararlarının da yoksul kesimlere ödetilmesi arasında bire bir ilişki olamaz mı? Kendisini tanrısının görevlendirdiğine inandığını söyleyen eski ABD Başkanı George W.Bush, yoksa durup dururken neden Irak a sözde demokrasi ve hürriyet getirmek iddiasıyla milyarlarca dolar harcasın ki?
 
Batması dahi mümkün görülmeyen Goldman-Sachs, Deutsche Bank,.. gibi finans devleri uluslar arası para ve nakit akımlarına, Fitch, S&P, Moodys gibi uyduruk derecelendirme kuruluşlarının mesnetsiz ve aldatıcı derecelendirme notlarına göre, istedikleri gibi denetimsiz hükmettiği sürece, uluslar arası piyasalarda serbest rekabet ortamından bahsetmek mümkün müdür? Bankacılara milyonlarca dolar tutarında, hem de vergisiz olarak, aşırı yüksek prim ve ikramiye ödenmesi adil midir? Bu aşırı yüksek ödemeler, tüm dünyada nihayet en alt yoksul kesimde, açlık sınırında çalışanlar ve işsizler tarafından karşılanmakta, ödenmekte değil midir?. 2008 Küresel Bankacılık kizi nihayet tüm dünya da devlet garantileriyle kontrol altına alınmadı mı? Aralık 2009 da Kopenhag zirvesinde, iklim değişikliği ve yerkürenin aşırı ısınmasını önlemek maksadıyla az gelişmiş ülkelere ödenmeyen paralar, neden bu kadar kolay Bankacılara ödenmiştir? Tuvalu gibi Pasifikte bulunan ada devletler ve Kuzey Avrupa sular altında kaldığında veya Afrika da açlıktan, Filipinlerde, Endonezya da ise Tsunamiler den milyonlarca insan öldüğünde, Bankacılar ve çevreyi aşırı kirleten G-8 ülkelerinin sanayicileri sorumlu tutulacaklar mı? Maliyet muhasebesinin ve modern uluslar arası tazminat hukukunun temel prensibi, ‘zararı sebep olan öder’ şeklinde değil midir? Burada apaçık bir neden-sonuç ilişkisi olduğu halde, tüm krizlerin asıl sorumlusu olan, gözlerini para hırsı bürümüş Bankacılar ve Siyasetçiler, acaba neden hiç hesaba çekilememekte; onlardan neden hiç hesap sorulamamaktadır?
New York da Wall Street ve City of London’ daki Bankacıları bağlayan, sorumlu tutan hukuki, ekonomik ve finansal risk ve fon yönetimi, denetimi çerçevesi; daha sonra akledilebilen regülasyon kuralları siyasetçilerce önceden akledilmiş olsaydı, dünyada 7 Milyon kişi işsiz kalmaz, trilyonlarca dolar el değiştirip buharlaşmazdı. Halen de yeni bir küresel finansal felaketin tekrarlanmaması için Basel II türü uluslar arası bir uzlaşma ile bağlayıcı berrak kuralları içeren hukuki, finansal ve ekonomik sistem risk denetim ve yönetim mekanizması tanımlanıp uygulanamamıştır. Böyle bir uluslar arası sistem riski takip ve denetim komitesi, Hedge Fonlarını, Finans Türevlerini ve Borç senetlerinin, toplam para arzının artış miktarını sınırlandırarak, Over-the-Counter-Derivate (OTC) türevlerin ve kredilerin geri dönmeme riskini sigortalayabilir, sermaye sahiplerini ve tüketicileri koruyabilir, uyduruk Kredi Derecelendirme Kuruluşlarını denetleyebilir; Merkez Bankalarının politikalarını da küresel ölçekte yönlendirebilir olmalıdır.
 
 
ABD den son gelen haberlere göre, dünyanın en büyük bankaları, Citigroup, Bank of America, Merrill Lynch ve Goldman Sachs ile Morgan Stanley 2009 yılında, küresel krize rağmen, çalışanlarına 100 milyar dolar ücret ve prim ödeyeceği internet kaynaklarından bildirilmektedir. Sadece Goldman Sachs’ın 32 bin çalışanının her birine 600 bin dolar maaş, sosyal yardımlar ve ikramiyeler ödeyeceği söylenmektedir. 2007 yılında Goldman Sachs  bankası  her bir çalışanına 661 bin dolar ödemede bulunmuştu. ABD Başkanı Barack Obama ve İngiliz Başbakanı Gordon Brown'ın bankacılara getireceklerini açıkladıkları  %50 oranındaki kriz vergisinin hemen ardından ortaya çıkan bu yüksek ücretler, politikacıların bankacılar tarafından pek ciddiye alınmadığı anlamına gelmektedir. Bu yüksek ücretler bankaların kendi cebinden değil, müşterileri tarafından ödenmektedir. Kimbilir belki de bu bankalar çalışanlarına böyle yüksek ücretler ödenmese, toplam 47 Milyar dolara ulaşan karları da elde edemezlerdi. Nasıl olsa bankalar yıl sonunda tüm bu personel giderlerini kendi personeline ödemese maliyeye vergi olarak ödeyeceklerdi; şimdi personel gideri olarak vergiden düşeceklerdir. Sonuçta en tepedekileri, daima en alttakiler düşük ücretlerinden ödedikleri vergileriyle finanse etmek zorunda bırakılmaktadır. Bankacıların yüksek ücretleri ve karları ile bilanço hileleri , küresel krizin ve yapay finans balonlarının en önemli sebeplerinden biri olarak görülmektedir.
Ekonomi de hiçbir şey karşılıksız ve boşuna değildir, mutlaka bir değeri, işi emeği, nedensellik ilişkisini ifade eder. Durup dururken kimseye yıllardır böylesine yüksek ücretler ödemezler. Yüksek riskin getirisi de yüksek olmaktadır. Bankacılardan hesap sorabilecek, sonucu ne olursa olsun hesap verilebilirlik (accountability) isteyen cesur ve bilgili, bankacıların ciddiye alacakları güçlü siyasetçiler gelmedikçe, finans dünyasında Las Vegas gazino kumarı devam edecektir.
 
 
 
Bu rakam, bu hafta 2009 yılı dördüncü çeyrek sonuçlarını açıklayacak olan Citigroup, Bank of America Merrill Lynch ve Goldman Sachs ile Morgan Stanley'nin dağıtması beklenen ücret ve primler miktarını yansıtıyor.
 
ABD Başkanı Barack Obama'nın bankalara getireceğini açıkladığı kriz vergisinin hemen ardından ortaya çıkan bu yüksek ücretler gözleri bu bankalara çevirdi.
 
Bankaları içerisinde sadece Goldman Sachs’ın 32 bin çalışanının her birine yaklaşık 626 bin dolar ödemesi bekleniyor. Bu ödemenin içerisinde maaşlar, sosyal yardımlar ve ikramiyeler bulunuyor. 2007 yılında banka her bir çalışanına 661 bin dolar ödemede bulunmuştu.
 
Tüm dünya da ülke hükümetleri ve merkez bankaları, hatta köşedeki Banka Şubeleri, doğrudan ve dolaylı, sürekli olarak, dünya piyasalarında dolaşan para arzını, satın alınabilecek reel mal ve hizmetlerde artış olmaksızın, çarpan etkisiyle çoğaltmaktadır. Bu da fiyat artışlarının ve azalışlarının, para miktarının kontrol altında tutulamaması demektir. Banknot para birimleri, nihayet bir kâğıt parçası olup değerleri sorgulanmadıkça, hem tasarruf hem de değişim gibi çelişkili işlevler görmektedir. Asıl problem para sisteminin kendisidir. Tüm tüketiciler, bankalara yığılarak aynı anda tasarruflarını çekmek isteseler, gerçek panik yaşanır, para ve bankacılık sistemi tamamen çökerdi. Örneğin Avrupa da, sadece Almanya’ da toplam 6 Trilyon Euro bankacılık sisteminde halen dolaşımdadır. Toplam 1 Trilyon Euro tutarında, piyasalarda ödenmeyen borç ve geri dönmeyen krediler, kredi kartları borcu olduğu tahmin edilmektedir. Avrupa da para arzı her yıl ortalama %12 oranında artmaktadır.Amerikada ise bu oran %25 leri bulmaktadır.2007 ilkbaharından itibaren Amerikan Merkez Bankası Federal Reserve, M3 toplam para arzını açıklamayı tamamen durdurmuştur. 01.03.2008 den itibaren de ABD Ekonomi endeksi hiç açıklanmamaktadır. Doların uluslar arası piyasalarda değer kaybetmesi, Fed in sürekli karşılıksız dolar basmasındandır. Bu da gelecek yıllarda tüm dünya da aşırı enflasyona, firma iflaslarına, işsizliğe ve açlığa sebep olacaktır. Fransız Filozofu Voltaire(1694-1778), kâğıt paranın eninde sonunda kendi kâğıt değerine, metal paranın da kendi metal değerine indirgeneceğini söylemiştir.
Bu yüzden de yakın gelecekte kâğıt para yerine, taşınmaz emlak ve altın, gümüş gibi diğer kıymetli metaller yegâne kalıcı gerçek değer saklama aracı olacaktır. Eylül 2009 da dünyadaki kıymetli metal üretiminin %97 sine sahip olan Çin, OPEC emsali kıymetli metal karteli oluşturmuştur. 2008 de Çin dünyaya 53.000 ton/yıl miktarında kıymetli metal ihraç etmişken, 2009 da bunu yıllık 35.000 ton ile sınırlandırmıştır. Tüm dünyada kıymetli metallere olan toplam talep miktarının 2009 da 110.000 ton iken 2012 de 188.000 tona çıkacağı tahmin edilmektedir. (Kaynak U.S. Geological Survey) Nitekim Altın fiyatları sürekli yükselerek, 21 Ocak 2009 da, onsu 1115 doların üstüne çıkmıştır. Hibrid otomobiller, rüzgâr türbinleri ve cep telefonları gibi yeni ve ileri teknoloji ürünlerinin üretiminde de daha çok altın, gümüş, bakır gibi kıymetli metaller kullanılmaktadır.
 
Finans sektöründe, her para alış verişi ve her finans işlemi sonrasında türev işlemler ve ardışık bağlantılı çeşitli borçlanma ve sigorta işlemleri yürütülmektedir. Her bir işlemde para arzı belli bir çarpan oranında geometrik olarak artmaktadır. Her alınan kredi, finanse edilen ev, eşya, araba, seyahat, kiralama işlemi, ödünç para alışverişi, kredi kartı kullanımı, öğrenci kredisi, her türlü ihalelerde istenen istenen banka teminat mektupları, bono, çek, ipotek işlemleri vs. bankalararası piyasada ödeme aracı olarak para yerine geçmekte ve sürekli finansörler arasında alınıp satılmakta, el değiştirmektedir. Herhangi bir banka, örneğin Lehman Brothers, AIG, ..gibi kuruluşlar iflas ettiğinde bu tüm dünya finans sektörünü etkilemektedir. Bankalar ve finans direktörleri güven bazında bir çift sözle, telefon, e-mail haberleşmesi, bir tıklama ile milyarlarca doları bir ülkeden diğerine, bir bankadan diğerine, bir hesaptan diğerine anında EFT, Swap, Swift işlemleri sayesinde aktarabilmektedir. Bu yüksek bağımlılık nedeniyle, bir büyük banka veya ülke zor duruma düştüğünde, bu tüm dünyada bir alarm ve tehlike işareti, deprem olarak algılanmaktadır. Bu sebeple önemli makamlarda bulunan siyasetçi ve Merkez Bankası başkanları maksadı aşan, yanlış bir ifade kullandıklarında, savaş veya politik risk, devrim riski halinde, tüm dünya borsalarında bazı firmaların, bankaların, ülkelerin önemli hisse senetleri ve borç kâğıtları önemli oranda değer kaybetmekte veya kazanmaktadır. Bu durumda milyarlarca dolar anında el değiştirmektedir.
2008 finans krizinde de Amerika, Avrupa, Japon ve diğer ülkelerin Merkez Bankaları zor durumdaki bankalara trilyonlarca dolar kaynağı, garantiler verip kullandırmalarına rağmen, bankalar bu kaynakları zor durumdaki riski yüksek firmalara kredi olarak kullandırmak yerine, daha az riskli olan ve daha az öz sermaye karşılığı ayırmak durumunda oldukları, vadesi uygun, faizi yüksek olan eurobond ve hazine bonosu gibi yüksek gelir garantisi olan risksiz borçlanmalara yönelttiler. Bu yüzden de dünya da çok sayıda firma, toplam 7 Milyon kişinin işine son vermek ve iflas bildiriminde bulunmak zorunda kaldı. Hükümetler ve siyasetçilerin elinde henüz bankalara doğrudan yaptırım uygulayarak bu duruma anında müdahale edip, önleyecek araçlar bulunmamaktadır. Bu yüzden Joseph Ackerman gibi ünlü Bankacılar, hükümetlerin ve bankaların ortak katılımıyla riski yüksek firmalara kredi vermek için yeni fonlar oluşturulmasını isteyebilmektedirler.
 
Merkez Bankalarının, dünya piyasalarında oluşan likidite fazlasını, vaktinde piyasalardan geriye çekememeleri halinde, tüm dünya da 2012 yılından itibaren yüksek bir enflasyon riski ve varlık değerlerinde şişme, artçı krizler yaşanacaktır.
İşsizlik, kapitalist ekonomi modellerinde, çözülmesi gereken önemli bir problem değişkeni olarak değil de, artçı veya atık değer olarak görülmektedir. Bu yüzden kapitalist sistem içinde işsizlik sorununun çözümü de yoktur.
 
Artan işsizlik sonucu bozulan kümelenmiş arz-talep dengesi, talep yetersizliği ve aşırı atıl kapasite, 1929 buhranından on yıl sonra nasıl 2. Dünya harbi ile sonuçlanmışsa, 2008 de yaşanan yüzyılın küresel finans krizi de 2018 yılında kıyamet harbi demek olan üçüncü dünya harbine yol açabilir. Uzlaşma yoluyla dünya daki güç dengelerine uygun yeni bir uluslar arası para birimi ve likidite oranında anlaşma sağlanamazsa dünya ekonomisi yeni artçı krizlere ve harp tehdidine gebedir.
 
Para baronu finansçılar dünyayı istedikleri gibi sınır tanımadan idare etmektedirler. Aslında para ve küresel bankacılık sistemi mimarisi, insanlığı para sahiplerine hizmet için adeta köleleştirdi, hâlbuki para insana hizmet için vardır. Alman Cumhurbaşkanı, eski IMF Başkanı, Bankacı Horst Köhler, 2009 yılı Noel konuşmasında, Alman devletini ve siyasetçilerini, tekelci Monster (canavar) dediği dünyanın en güçlü, süper kazançlı efendileri haline gelen Finansçılara ve Bankacılık sistemine, öz sermayeleriyle orantılı, ölçülebilir yeni risk sınırları tanımlayarak, likiditeye sınırlandırıcı kurallar getirip çeki düzen vermeleri için uyardı. 2008 Krizinde anında eriyen varlık değerleri ve finans mimarisine yokolan güven, henüz yerine konulamadan, bankacıların eski usullerle ve aynı riskli araçlarla denetimsiz çalışmaları hoş görülemez. Yeni malzeme teknolojileri, innovation, sermayenin tabana yayılması, yeni bir faiz ve sosyal maliyet/fayda kaynak verimliliği tanımı ile piyasaların tekelleşmesinin önlenebilmesi için öncelikli yapısal tedbirler olarak;
 
·    Finans ve banka mimarisinde ölçeklerin küçülmesi, kurumsal iflas bağımlılığının azaltılması; müşteri talimatı olmaksızın bankacıların kendi başlarına aşırı riskli, yüksek gelir vadeden hedge-fonds ve uzun vadeli sermaye piyasası yatırımlarına girmeleri önlenmelidir,
·    Finans türevlerinde şeffaflığın sağlanarak, bankacılık sistem mimarisinde gelecek riski taşıyan tüm ürünlerin, birbirine kaynak verimliliği üzerinden, işlevsel, yönetim ve bankacılık risk tanımları ile piyasalarda likidite sınırlandırılmalıdır.
·    Finansal çöküş öncesi alarm verecek küresel bir erken uyarı siteminin kurulması ve devletin bankacılara her zaman kurtarıcı olamayacağı bankacılara öğretilmelidir.
·    Lehman Brothers türü, küresel finans sistemini çöküşe götürebilecek büyüklükte iflasların ve kırılganlığın önlenmesi için yatırım bankacılığının kesinlikle diğer ticari bankacılık işlemlerinden ayrılmalıdır.
 
Aksi halde uluslar arası küresel bir uzlaşmayla, piyasalarda güven ve yeni oluşan güç dengelerine uyum sağlayabilecek yeni ve istikrarlı bir para sistemine ve para birimine barış ortamında geçiş nasıl sağlanabilecektir?
 
Bankacılık ve finans sistemi, diğer bütün mal ve hizmet sektörlerinden daha çok küreselleşmiş, tekelleşmiş, tüm bankalar ve ödünç para alışverişi yapan finansal kurumlar, birbilerine çok bağımlı, kırılgan ve riskli hale gelmiştir. Son on yıldır, sadece Wall Street ve City of London’ da yerleşik finans canavarları dünya enerji ve hammadde, para ve sermaye piyasalarına yön vermektedirler. Dünya güç siyaseti, tamamen para baronlarının eline geçmiştir. İstedikleri ülkelerde ve bölgelerde, bir işaretleriyle düğmeye basarak, milyarlarca doları ülkeler ve bölgeler arasında transfer ederek, tüm varlık değerleriyle anında oynayabilir; finansal ve ekonomik krizler, hatta bölgesel harpler dahi tetikleyebilirler. Dünya da milyarlarca insanın, küresel refah düzeyinden aldıkları pay, işsiz veya aç kalmaları, dünya gücünü elde eden para baronlarının karar önceliklerine bağlıdır. Siyasetçiler, ön plana çıkmayan gerçek güç sahibi, para ve sermaye baronlarının sadece hizmetkârı ve kuklasıdır.
 
Lloyd Blankfein, Goldman Sachs Genel Müdürü, 2009 yılının üçüncü çeyreğinde 3,2 Milyar dolar çeyrek dönem karını açıklarken, bankacı olarak kendisinin sadece Allah’ın emirlerini yerine getiren kişi olarak tanımladı. Aynı şekilde Deutsche Bank Genel Müdürü Joseph Ackermann da 2011 de on milyar Euro kar hedefi açıkladı. Bu paralar nereden kazanılacaktır acaba? Riski yüksek görülen üretimci firmalara değil de, yüksek karşılık ayırılması gerekmediğinden, çok daha az özsermaye gerektiren ve daha az riskli olan güvenceli devlet borçlanmalarını, hazine bonolarını finanse ederek elbette! Bu durum da yüzyılın sistem ya da finans krizi ancak ertelenmiştir, ama önlenememiştir. Küresel Finans Krizi(KFK), sadece çevrenin, tabiatın ve devletlerin iflasına kadar ertlelenmiştir. Gerisi sadece dünyada tüm para ve sermaye, mal ve hizmet akımlarına, enerji ve hammadde piyasalarına tekelci fiyat dengelerine hiç öne çıkmadan ve kimseye görünmeden hükmeden, gerçek para ve sermaye gücünün sahibi finans baronlarıyla, halklarını sürekli, son ana kadar, onlar adına yanlış bilgilerle kandıran, onların kuklaları sözde siyasetçilerin danışıklı dövüşüdür. Bu tahminin gerekçesi ise, artık dünyada ekonomik büyüme modellerinin, sistemin kendi taşıyıcı dinamik arz-talep kuvvet dengelerine, işsizliğin azaltılmasına, üretimin artırılmasına dayanarak değil de, itme kakma desteklerle, bankacılık sistemine sadece değersiz bir kâğıt parçası olmaktan öte değer taşımayan trilyonlarca doların pompalanarak, sanal likidite ile sağlanmaya çalışılmasıdır. Tekelleşmiş finans sistemi mimarisi ve paranın talep tarafını tamamen yok sayan faiz ve kar ençoklaması mekanizması nedeniyle tüketici güveni ve talep artışı sağlanamaz. Dökme ve taşıma suyla, finans mekanizmasına para pompalamakla ekonomi çarkları, değirmeni dönmez. Değer üretmek için talep artışı şarttır. Mevcut atıl üretim kapasitesi henüz finans sistemine getiri olarak dönmemiştir. Bu durumda da, tasarrufa, sağlam kaynağa dayanan yeni yatırımlar yapılamaz. Kapitalist sistem, kendi çıkış yollarını da kendisi tıkamıştır. Adil paylaşım, sermayenin tabana yayılması, çevre korunması ve iklim değişmesini, gelecek nesillerin kaynak erişim ve fırsat maliyetlerini de hesaba katan yeni musabe ve faiz kavramlarına, yapısal dönüşüme, sosyal adalete, büyüme tanımının yeniden yapılmasına ihtiyaç vardır. Aksi halde bu gidişin sonu kıyamet harbi ile sonuçlanacaktır.
 
12 Trilyon dolara ulaşan ABD Hazinesinin devlet borcunun,2019 yılında sadece faiz ödemeleri 700 Milyar doları bulacaktır. Halen %10 olan işsizler ordusuna her gün yüzbinler eklenmektedir. ABD ekonomisi aşırı borçlanma ve düşük büyüme oranı, değer kaybeden dolar ve 2012 den itibaren de hiper enflasyon nedeniyle yeniden yapısal krize girecektir.
Sürekli artı değer üretip ihracat yapan ve kredi veren ABD ekonomisinin yerinde, artık sürekli borçlanan ve karşılıksız dolar basan, eski teknolojilere sahip ve çevreyi aşırı kirleten, Çin ve Avrupa ile rekabet edemeyecek bir ABD ekonomisi vardır. Borçlanan ekonomiler, faiz mekanizmasıyla otomatik olarak küçülmeye başlarlar.
 
ABD nin elindeki silah yeniden paraya çevrilemezse, ABD ekonomisine rekabet gücü kazandırılamaz. İran’ a saldırı ile olası bir Ortadoğu harbinin tetiklenmesi ve yayılması da olası ihtimaller arasındadır. Hantal ve atıl otomotiv üretim teknolojileri, sağlık ve işsizlik güvencesinin ABD Kongresi ve Senatosunda da onaylanarak henüz kanunlaştırlamamış olması, yeni enerji üretimi teknolojileri ve başka teknoloji keşifleri yapılarak yeni ürünlerin üretilememesi, İklim değişikliği ve yerküre ısınmasına karşı Çin vetosu nedeniyle sonuç alınamaması gibi daha birçok yapısal neden ABD imparatorluğunun rekabet kabiliyetini sınırlandırarark, ABD ekonomisini önce hızla inişe, sonra da çöküşe sürükleyebilir. ABD de gözünü kar hırsı bürümüş finans ekonomisi yerine Almanya da, Japonya da ve Çin de gerçek makine ve elktronik mühendisleri yenilenebilir enerji üretimi ve geniş bant haberleşme teknolojilerini tasarlayıp uygulamaktadır. ABD de Wall Street yerine yeni Silicon Valley ler üretmek için bir kültür devrimine ve değer dönüşümüne, yeni bir felsefeye ve güç tanımına ihtiyaç vardır. Almanya’ da, Bankaların ‘ Bad Bank’ modeli adı verilen bir yaklaşımla, geri dönmeyen kredilerden ve borçlarından arındırılması, yeni temizlenmiş özkaynak/borç dengesi sağlanmış; kredi verebilir hale getirilmesi planlanmaktadır. Aynı durum ABD için de önerilebilir, zira sadece Citigroup un 1,1 Milyar dolar tutarında geri dönmeyecek kredileri ve şüpheli alacakları olduğu bilinmektedir. Bu durumda bankalar firmalara özkaynaklarını artırmadan kredi verememektedir. ABD ve Avrupa da önce çok sayıda firma iflasları, daha sonra da banka ve aşırı borçlu Yunanistan, İrlanda, İspanya gibi devletlerin borçlarını ödeyemez, kaynak bulamaz hale gelerek iflas edebilecekleri söylenmektedir.
 
Hem yatırım malları, hem de tüketim malları üreten küçük ve orta ölçekli firmalar, bankalardan kredi alamadıklarından, 2010 yılında daha fazla işci çıkaracaklardır. Trilyonlarca dolarlık para ve sermaye, tüm dünyada sadece finans sektöründe, bankaların elinde toplanmıştır. Tüm dünyada, artan işsizlik oranları nedeniyle, gelir-harcama esnekliği yüksek, gerçek ihtiyaç sahibi olan kitlelerin harcanabilir gelirleri (disposable income) ve geleceğe dair iyimser beklentileri, kısaca tüketici güveni artmadığından; döngüsel talep yetmezliği ve sistemin yapısal likidite tuzağı, para harcamama eğilimi artmaktadır. Küresel ölçekte, kâğıt paradan ve borsalardan 1929 Buhranında olduğu gibi panik halinde kaçış ve kıymetli metallere yöneliş başlarsa, tüm dünyada açlık ve savaş tehlikesi de artacaktır.
 
G-8 ve G-20 Ülkelerince, küresel finans krizine sebep olan aynı riskli finans sektörü ve bankacılık kanallarından, elbirliğiyle ve krize karşı tek çare olarak, piyasalara pompalanan trilyonlarca dolarlık karşılıksız parasal kaynak, merkez bankalarınca tam vaktinde geri toparlanamaz ise, tüm dünyayı yüksek enflasyon korkusu saracaktır. Bu da likidite tuzağını, tüketime ve yatırıma, harcamaya yönelmeyen bekleme modundaki tasarruf eğilimini artıracaktır.
 
 
1998-2002 yıllarında yaşanan Arjantin krizinin etkileri 2005 yılına kadar sürdü. 1998-1999 da başlayan ekonomik durgunluk, 2001-2002 de finans sistemini tamamen çökertti. Devlet başkanı istifa etti ve siyasi istikrarsızlık dönemi başladı. İşsizlik %23 oranına, yoksulluk %57 oranına yükseldi.Milli Gelir %21 azaldı.Arjantin ekonomisi ancak 2003 ve 2004 ten sonra yeniden %8 oranında büyümeye başladı.
Arjantin, 20.Yüzyılın ilk yarısına zengin bir ülke olarak girmişti; kişi başına geliri 1913 de Almanya ve Fransa düzeyinde idi. Peron un 1955 te iktidardan uzaklaştırılması ile sürekli hükümetler değişti. Bunun sonucunda da ard arda ekonomik krizler ve yüksek enflasyon dönemleri yaşandı. Sonuçta Arlantin de refah düzeyi azaldı ve bir 3.dünya ülkesi oldu.1991 de dolara göre sabit döviz kuru uygulandı ve enflasyon kontrol altına alındı.Ancak sabit döviz kuru uygulamasıyla Arjantin mallarının fiyatı arttı ve dünya piyasalarında rekabet kabiliyeti azaldı; ihracat azaldı, cari açık arttı ve Arjantin hızla daha çok dış borçlanma yoluna gitti. Dış borç ve sürekli cari açık, nedeniyle sermaye kaçışı oldu; sonuçta Arjantin ekonomisi milli gelirinin %55i oranında borçlanmak zorunda kaldı ve krize girdi. Bunda doların değerinin yükselmesi ve diğer Latin Amerika ülkeleri, 1998 Brezilya ve Meksika da 1995 Tekila krizinin de etkisi oldu. En önemli istikrar tedbiri olarak, Arjantin Pesosunun değeri ABD dolarına 1:1 oranıyla eşitlendi ve böylece enflasyon kontrol altına alınabildi. Sürekli ekonomik istikrarsızlık ve yüksek enflasyon oranları, Arjantin halkının Bankacılık sistemine olan güvenini sarstı, tüketici güveni %20 lere düştü ve halk panikleyerek sürekli ABD doları satın almaya başladı. Arjantin sermayesi Brezilya ya kaçtı. 2001 de yeni Bankacılık Kanunu ve 2002 Devalüasyonu sonunda Arjantin ekonomisi iyice geriledi ve küçüldü. Değerinin çok altında fiyatlarla devlet kuruluşları özelleştirildi; Arjantin ekonomisi tamamen dışa bağımlı hale geldi. Dış borç, kredi risk primi 10 Ekim 2001 de %19.1 oranına yükseldi ve Arjantin dış borçlanma için dünyada en yüksek faiz ödeyen tamamen IMF bağımlısı bir ülke oldu.Arjantin dışına, özellikle Brezilya ya sermaye kaçışı ve spekülasyon arttı. 2002 de dış borç faiz oranları ve risk primi %60 lara kadar yükseldi ve 2005 e kadar bu durum devam etti. Şehirlerde faizsiz ekonomi modeli ve değişim halkaları, takas modeli denendi.
IMF ve Özel Bankaların 1.0 Mrd. Dolar kredi vermelerine rağmen Arjantin de Bankacılık krizi aşılamadı ve piyasalarda güven sağlanamadı. Bankaların tamamen çöküşünü ve paniklemeyi; halkın Peso dan dolara geçişini önlemek için tüketicilere günlük harcama kotaları ve bankalardan en çok 250 Peso ya kadar para çekilebileceğine dair sınırlamalar getirildi. Brezilya Meksika Krizleri ardından gelen 11 Eylül 2001 Terör saldırısı ile Latin Amerika krizi daha da derinleşti. IMF nin koyduğu bütçe hedefleri de yerine getirilemedi. Sokak gösterileri başladı. Hükümet ve devlet Başkanı istifa ettiler. Yerine gelen Peronist Başkan da yerel yöneticilerin desteğini alamadı ve beş günlük iktidarında, devletin ekonomik iflasını ilan etmek zorunda kaldı ve IMF dâhil tüm dış borç ödemeleri tamamen askıya alındı.ABD Dolarına panik alım hücumlarını önlemek maksadıyla Bankalar tamamen kapatıldı ve Peso %28 oranında devalüe edildi; Dış ticarette 1 ABD doları 1,40 Peso olarak açıklandı, ancak iç piyasada doların değeri tamamen serbest bırakıldı ve 1 ABD doları panik alımlarıyla anında 2 Peso oldu. Resmi dolar kuru kaldırıldı ve tüm banka tasarruf hesaplarının ödenme vadeleri, üstelik faiz oranları da sabitlenerek, 2010 yılından sonra ya ertelendi.Menem zamanında bankalarda açılan Dolar hesapları da, 1 Dolar = 1.40 Peso oranıyla tamamen Peso’ ya dönüştürüldü ve tasarruf sahiplerine geri ödenebilme vadeleri ertelendi. Dış borçlar, önce 1 ABD Doları =1 Peso oranıyla ödenebildi; ancak Konjonktürün iyileşmesinden sonra, Arjantin Mahkemelerinin düzeltme kararlarıyla ABD Doları =1,40 Peso artı Enflasyon oranı şeklinde kur düzeltilerek ödendi. Nisan 2002 de 1 ABD doları= 3,5 Peso ya yükselince, Merkez Bankası acilen Peso alımına geçti ve Ağustos 2002 de nihayet 1 ABD Doları = 2,80 Peso ya kadar geriledi. İşsizlere ve yoksul ailelere, halkı yatıştırmak için, 100-150 Peso arasında acil sosyal yardım ödendi. 1 ABD doları = 4 Peso ya kadar yükseldi.Bankalardaki tüm ABD doları hesapları,BODEN ya da Bonex II Planıyla, vadeleri 5-10 yıl uzatılarak sabit faizlerle hisse senetlerine dönüştürüldü. Emlak ve Otomobil piyasası Ağustos 2002 ile Temmuz 2003 arasında tamamen durdu.Nihayet 2003 yılının ikinci yarısından itibaren Dolar kuru 3,60 - 3,70 Peso arasında dengesini buldu ve Arjantin ekonomisinde nihayet düzelme ve canlanma, yeniden büyüme dönemi başladı. Yeni döviz kurlarıyla Arjantin ekonomisi dünya piyasalarında yeniden rekabet kabiliyeti kazandı. Tüm diğer zoraki borç ödeme ve ikame para birimleri kaldırıldı; yeni demokratik seçimlerin yapılacağı ilan edildi. Mayıs 2003 te yapılan seçimlerde, Peronist Partisinden Nestor Kirchner seçildi ve önceki iktidarın serbest ekonomi politikalarına devam edildi; 2003 yılı sonunda %8,9 Büyüme oranı gerçekleşti. 2004 yılında da devam eden yüksek büyüme oranlarından dolayı, enerji ve petrol fiyatlarının yüksekliği nedeniyle sıkışıklık yaşansa da, Arjantin hükümeti belli gecikmelerle IMF ve Dünya Bankası da dâhil, diğer tüm dış borçlarını yapılan anlaşmalarla yeniden takvimlendirerek, vadelerine göre belirlenen yeni faiz oranlarıyla ödedi.
Halkın hayat standardı ve satınalma gücü de 2005 yılından yeniden yükselmeye başladı.Yüksek gelir grupları zaten ABD dolarına yatırım yaptıklarından gelir kaybına uğramadılar.Arjantin ekonomisinde de 1970 lerden itibaren artan oranda bir gayri resmi ve kayıt dışı, çöplerden kağıt, şişe, eski metal vs. gibi artan yapısal işsizliğe çare olarak,’cortoneros’ artık toplayıcılar (Recycling)sektörü oluşmuştur. Kayıt dışı istihdam yaratan bu sektör 2003 ten itibaren hızla yeniden büyümüştür. 2007 yılında kayıt dışı çalışanların oranı %40 a yükselmiştir.
 
13 Mart 2000 tarihinde, gelişmiş ülkelerin hisse senedi piyasasında , Internet krizi, yeni ekonomi, ya da dot.com krizi olarak bilinen varlık değeri kayıpları yaşandı.Yüksek kazanç umuduyla, küçük tasarruflar kağıt üstünde mantar gibi biten internet teknolojisi firmalarının hisselerine yönlendirildi.Cep telefonu ve bilgisayar teknolojileri 1995 ten itibaren yaygınlaştı.
Özellikle Almanya da Infineon, Deutsche Telekom, EADS ve Amerika da Silicon Valley hisselerine reklam yoluyla yeni kurulan spekülatif yatırım fonları ve küçük tasarruf sahipleri önemli miktarda yatırım yaptılar. Hisse değerleri, Infineon hisseleri 13 Mart 2000 de piyasaya arz edildiğinde aşırı talep sonucu Alman DAX endeksi 6000-7000 puanlara ulaşarak zirve yaptı. Ancak çok geçmeden anlaşıldı ki yeni kurulan IT Firmalarının gerçek varlık değeri daha çok çalışanlarının bilgisinden ve birkaç binadan ibaretti.
Yeni kurulan Internet ve IT firmalarından birkaçı ard arda iflas başvurusunda bulununca finans balonu patladı. Hisse senedi piyasalarında güven krizi oluştu ve Deutsche Telekom ve diğer hisse değerleri en dibe vurdu ve piyasalar çöktü, zararına satışlar başladı. Yeni teknoloji geliştiremeyen firmaların hisselerine yatırım yapmak kumardır. Özellikle hisse senedi piyasalarına yeni giren yatırımcıların aşırı kazanç hırsı ve beklentisi, bilançolardan habersiz olarak yanlış duyumlarla hareket etmesi bu krize yol açtı. Tecrübeli yatırımcılar hisse senetleri değer kaybetmeye başlar başlamaz satışa geçerek zararlarını önlediler; ancak yeni ve tecrübesiz olan ve reklamla yönlendirilen yatırımcılar önemli ölçekte tasarruflarını kaybettiler. Mantar gibi çoğalan Internet IT-teknoloji firmaları iflas ederek defter değerlerinin çok altında fiyatlara el değiştirdiler ve piyasadan tamamen silindiler.Alman IT Firmalarının çoğu Hindistan dan ucuz kalifiye teknik personel ithal etmeye çalışırlarken, kendileri işsiz kaldılar. Bu kriz sonucunda, birçok IT ve Haberleşme teknolojisi üreten firmanın piyasa değeri de 2004/2005 yıllarına kadar gerçek değerlerinin çok altında kaldı. Diğer sektörlerden IT ve Haberleşme sektörüne geçen önemli sayıda mühendisler işsiz kaldılar. Hisse senedi piyasalarına güven 2007 yılına kadar tamamen kayboldu.
 
1998-1999 yıllarında, Rusya dan dışarıya yüklü sermaye kaçışı nedeniyle, 1997 Asya krizinin hemen ardından Rubel krizi (defolt) yaşandı. Boris Jelzin hükümeti görevden aldı ve 13 Mart ta yeni hükümeti atadı.Rusya da iç borçlanma yapılamaz ve bütçe açıkları kapatılamaz hale geldi. Vergi gelirleri düştü; hantal devlet işletmelerinin düşük verimlilik ve karlılıkları sonucu rüşvet, karaborsa yaygınlaştı, çok karmaşık gümrük ve vergi mevzuatı da yabancı sermayeyi de ürküttü. Bütçe %30 oranında açık verdi; yüksek iç borçlanma ihtiyacı karşılanamadı, tüm işletmelerin ödeme trafiği aksadı ve devletin borç çevirme sıkıntısı baş gösterince işci ücretleri de ödenemedi. Borçlu Rus devlet işletmeleri ve belediyeler borçlarını ödeyemezlerken, Roman Abramovich gibi türedi Rus milyarderleri önemli enerji ve hammadde kaynaklarını satın alarak aşırı zenginleştiler. 148 Milyon olan Rusya nüfusunun sadece 5 Milyonu vergi ödediler. IMF Planı ise kredi vermek için, iç tasarrufların artırılması önşartını koştu. 27 Mayıs 1998 de Ruble değer kaybetti ve faizler arttı. Mayıs 1998 de Rus hükümeti iç piyasadan %80 faiz oranlarıyla borçlanabildi. Rus Merkez Bankası gösterge faiz oranlarını %150 ye çıkardı. Zamanın Rus devlet başkanı Boris Jelzin IMF den borç alabilmek için 40 Milyar Rublelik acil tasarruf planını onayladı. Bu Plan üzerine de IMF 670 Milyon Dolarlık Kredi dilimini serbest bıraktı. Önemli büyük Rus devlet işletmeleri olan enerji, petrol, doğal gaz, hammadde ve telefon firmaları Rosneft, Lukoil, Slawneft-Gaz, Sibur, Swjasinvest özelleştirme programına alındı; ancak dünyada düşen petrol fiyatları nedeniyle alıcı çıkmadı. 4 Haziran 1998 de Rus Merkez Bankası faizleri %60 a indirdi. IMF de Rus Reform sürecinin yavaş işlediği gerekçesiyle onayladığı kredilerin ödenmesini askıya aldı. Bunun üzerine de Rus hisseleri yeniden değer kaybetti.Rus hükümetinin reformları hızlandırması ve yılda 6 Milyar dolar tasarrufu öngören planı yürürlüğe koyması üzerine, açlığın baş gösterdiği Rusya ya IMF ve Dünya Bankası kaynaklarından iki yıllığına toplam 22,6 Milyar dolarlık kredi verildi. 20 Temmuz 1998 de IMF den 11,2 Milyar dolar, 6 ağustos 1998 de de Dünya Bankasından 1,5 Milyar dolar kredi acilen onaylandı. 12 Ağustos da Rusya da Bankalararası piyasada likidite krizi baş gösterince, Rus Merkez Bankası Ticari Bankalarının döviz pozisyonu tutma yetkilerini sınırlandırarark özel izne bağladı. 13 Ağustos ta Amerikalı Yahudi Milyarder George Soros, Londra dan basın aracılığıyla Rus hükümetine Ruble nin %15-25 arasında devalüe edilmesini önerdi. Bunun üzerine Moskova borsası çöktü; panik atışları başladı ve varlık değeri kaybı %25 e ulaşınca da borsa kapatıldı. Rus hisseleri son iki yılın en düşük düzeyine indi. Ruble daha çok baskı altında kalınca, Jelzin 14 Ağustos ta Ruble de kesinlikle devalüasyona gidilmeyeceğini açıkladı. Hisselerin değer kaybı durdu; ancak Rusya’ dan dışarıya sermaye kaçışı nedeniyle, Rus hükümeti borçlarını ödeyemez duruma düştü. Bu açıkca Rus Bankalarında ki özel tasarrufların erimesi ve Rus devletinin iflası demekti.
Rus hükümeti ve basını bu krizden Soros’ u sorumlu tuttu. Ruble aslında daha önce değer kaybetmeye başlamış ve Asya Krizi ve Rusyanın asıl gelir kaynağı olan petrol ihracatından sağlanan gelirlerin, petrol fiyatlarındaki düşüş nedeniyle azalması Ruble krizini tetiklemişti.
Rus hükümeti IMF ve Dünya Bankası kredileriyle Rublenin değerini koruyamadı ve nihayet 17 Ağustos tarihinde, Dolar - Ruble kuru 6.0 ila 9,5 Ruble arasında serbest salınıma bırakıldı.Daha önceki kur 1 Dolar = 6,2 Ruble +- %15 değerindeydi.
Rus hükümeti dış borç ödemelerini ve kısa vadeli borçlanmayı 3 aylığına askıya aldı. Rublenin serbest bırakılmasıyla dolara karşılık değer kaybı %60 ı buldu. Bu dış borçların miktarını daha da artırdı ve bu durum çok sayıda özel ticari bankaların döviz cinsinden borçlanmış olmaları nedeniyle, iflaslarına yol açtı. Jelzin, Parlamentoya Rusyanın Finans Krizine girdiğini açıklayan Kirijenko hükümetini hemen görevden aldı ve Primakow hükümetini atadı.
Yeni hükümetin tasarruf planıyla da nihayet 1999 da Rusya da enflasyon kontrol altına alınabildi. 2000 Yılında hammadde ihracından sağlanan gelirlerle Rusya da iç piyasa, satın alma gücündeki önemli kayıplara rağmen, tekrar işlemeye başladı. Rusya Krizi, Sovyetler Birliğinden ayrılan devletlerde ve Baltık devletlerinde de krizlere neden oldu. 2006 yılında Rusya önemli döviz reservlerine sahip olarak krizden çıktı.
 
Mart 1997 de Thailand, Endonezya, Güney Kore, Malezya, Filipinler ve Singapur u da kapsayan Asya ülkelerinde, önemli ölçüde atıl kapasite ve aşırı borçlanma nedeniyle tetiklenen yapısal finans krizi yaşandı. Alınan krediler önemli ölçüde emlak ve hisse senedi yatırımlarında kullanılmıştı. Emlak ve hisse sendi fiyatları balon yaptı ve fiyatlar dört kat yükseldi. 1997 sonunda bu ülkelerde sadece emlak ve hisse senetleri güvence alınarak Bankalarıca kullandırılan krediler, toplam kredi hacminin %60 ına ulaşmıştı. Sadece emlak ve hisse senetlerindeki dört kat fiyat artışlarıyla güvenceye alındıkları sanılan krediler, balon patlayınca, döviz riskleri nedeniyle kullandırılan krediler geri ödenemez olup buharlaşınca, Bankalar likidite ve döviz krizine girdiler. Uluslar arası piyasalardaki ucuz dolar ve yen bolluğundan, düşük faizlerden faydalanmak için kısa vadelerle döviz cinsinden borçlanan yerel Bankalar, uluslar arası piyasalarda döviz fiyatları ve faizler artınca, kısa vadelerle, sadece emlak ve hisse senetlerini teminat olarak döviz cinsinden yüksek riskler alarak, kısa vadeli borçlanma yapıları nedeniyle vade farklılığı uyuşmazlığı ve döviz darlığı nedeniyle ödeme krizine girdiler. Uzun vadeli yatırımlar, bankalarca kısa vadeli döviz kredileriyle, sadece emlak ve hisse senetleri teminat alınarak kullandırılmıştı. Bu ülkelerde yatırımcılar ve devlet, ürettikleri milli gelir artışlarından %10 oranında daha çok dış kredi alıp döviz cinsinden aşırı borçlanmış ve atıl kapasite oluşturmuşlardı. Çin ve Taiwan ekonomileri ise Asya krizinden etkilenmediler. 1990’ lardan beri Bankacılık krizi ve durgunluk yaşayan Japon ekonomisi de Asya krizinden pazar daralması nedeniyle daha çok etkilendi. Krizden etkilelen Asya ülkeleri, 1985-1995 arasındaki on yılda, ABD dolarının yen karşısında değer kaybetmesinden sürekli kazançlar elde ettiler ve ihracata dayalı büyüme stratejileri ve rekabet kabiliyeti yüksek verimli sanayi yapıları sayesinde hızla büyüdüler.1995 yılında, ABD doları Japon yeni karşısında hızla değer kazanmaya başlayınca da vade farkları yapısı ve güvencesiz döviz riskleri nedeniyle rekabet avantajlarını kaybettiler, ihracatları azaldı ve cari açık vermeye başladılar.
Denetimsiz Bankacılık hataları; Bankaların hatalı risk yönetimi ve kredi kullandırdıkları müşterilerinin ödeme kabiliyetlerinin yanlış değerlendirilmesi, döviz kredisi kullandırıldığı halde, sadece emlak ve hisse senedi olarak eksik güvence alınması, döviz cinsinden hiçbir güvence alınmaması, Bankaların özsermayelerinin de yetersiz olması ve yabancı spekülatörlerin kur riski ve vade tahminlerini kriz çıkaracak şekilde kasıtlı yönlendirmeleri nedeniyle 1997-1999 arasında bu ülkelerde bölgesel Asya krizi yaşandı. Döviz reservleri, vade farklılıkları ve döviz riskleri Bankalar ve Merkez Bankalarınca uluslar arası piyasalara yanlış deklare edilmişti. Japon yada Yen in çok düşük faiz oranları da bu ülkelerin aşırı borçlanmalarını ve carry trade işlemlerimni teşvik etmiştir. Ayrıca daha önce 1985-1995 arasında uluslar arası finans spekülatörlerince 33 Milyar dolar olarak öngörülen Asya ülkelerinin toplam borç hazmedebilme kapasitesi, Asya krizinden sonra varlık değerlerindeki önemli kayıplar nedeniyle, 1998 yılında toplam 8 Milyar dolara düşmüştür. Asya kriziyle bölge ülkeleri toplam 25 Milyar dolar varlık kaybını finanse etmek zorunda bırakılmıştır. Sonuçta Endonezya %13,7, Thailand %8, Güney Kore %5,5, Hong Kong %5,1, Filipinler %0,5 oranında küçülmüştür.Japonya ise %2,8 oranında küçülmüş ve tüm Güneydoğu Asya ülkelerinde işsizlik önemli oranda artmıştır.
 
 
 
JAPONYA BALON EKONOMİSİ VE BANKACILIK KRİZİ:
 
1950 li yıllarda Japon iç piyasası, sermaye birikimini sağlayıp dış piyasalarda rekabet ve ihracat kabiliyeti kazanıncaya kadar ithalata tamamen kapatılmış ve iç piyasada genel fiyat seviyesi yükseltilmişti.
1980 li yıllarda Japon ekonomisi bütün sektörlerde yeterli sermaye birikimini sağlayarak ihracat kabiliyeti kazandığında, iç piyasadaki yüksek fiyatların ihracata olumsuz etkisi de, ihracat teşvikleriyle telafi edildi. Japon devletinin merkezi ve dikey İhracat organizasyonu yapısı sayesinde, Japon üreticileri, yetkili ihracat birimleri (Keiretsu) üzerinden monopol ve oligopol piyasa yapısı içinde imişcesine, istedikleri fiyat ayarlamalarını ve fiyat anlaşmalarını yaparak, ihraç ürünlerinin dış piyasalarda da istedikleri fiyatların altına inmemesini sağladılar. 1985 yılında ABD,Almanya,Japonya İngiltere Fransa arasında yapılan Plaza anlaşmasıyla ABD dolarının değeri Yen karşısında %100 azaltıldı ve bundan sonra daha büyük miktarlarda yabancı sermaye Japon emlak ve hisse senedi piyasasına akınca, fiyatlar arttıkça attı ve Yen daha da değer kazandı. Sadece Tokyo şehrindeki toplam emlak ve arsa değeri, tüm dünyadaki toplam emlak ve arsa değerinin 2/3 üne ulaştı. Bu arada Japon firmaları daha ucuza üretebilmek için yatırımlarını daha çok Güneydoğu Asya ülkelerine kaydırdılar. Bunun üzerine Japon elektronik ve ev eşyasını, Güneydoğu Asya ülkelerinden daha ucuza ithal ederek iç piyasada satan (reimport) ithalat zincirleri oluştu.
1990 lardan itibaren yüksek iç fiyat seviyesini daha fazla taşımak istemeyen Japon tüketiciler, daha çok ithalat (reimport) ve discount trading yapıp fiyat kıran firmalara, ucuz mallara (Kakaku Hakai) yöneldiler. Bu yöneliş Japon devletinin elinde olan takım tekeli yapısında teşkilatlanan merkezi dikey ihracat organizasyon yapısını bozarak, ihracat yapan Japon firmalarının hem yüksek ihracat fiyatı dikte ettirip, hem de devletin ihracat teşviklerinden yararlanmalarını önledi. 1995 lerden itibaren, Japon dış ticaretinde de serbest piyasanın kendi kendini düzenleyen fiyat rekabeti otomatizması işlemeye başladı. Ancak Japon firmaları, kendi aralarında anlaşarak, yabancı yatırımcıların hisse senetlerini almasını, kendi karşılıklı alımlarıyla hisse fiyatlarını iyice yukarı tırmandırmak suretiyle önlediler; ama Japon firmaları daha çok ileri teknoloji üreten Amerikan ve Alman firmalarının hisselerini satın aldılar. Nihayet 1990 yılında, balon yapmış Japon emlak ve hisse fiyatları dört kat azaldı; Japon bankaları önceden çok yüksek fiyatlara alınan emlak ve hisseleri bire bir oranında güvence olarak alıp kredi kullandırdığından balon patladı ve Japon Bankacılık sistemi ödeme krizine girdi ve iflas etti.Çok büyük olanlar ise Japon Merkez Bankasınca kurtarıldı. Japon ekonomisi durgunluğa girdi ve sıfır büyüme ve sıfır faiz oranlarıyla büyümesi tamamen durdu, işsizlik çok arttı. Hayat boyu iş güvencesi ve firma sadakati, firmaların iflasları ile son buldu. Japonya hazinesi, uyguladığı bankalara ve firmalara mali destek programlarıyla, milli gelirinin %150 si oranında en çok borçlanan gelişmiş ülke durumuna düştü ve siyasi krizler, hükümet değişiklikleri başladı. Ancak 2003-2004 yıllarında, Japon Merkez Bankasınca iflas eden büyük ticari özel bankaların devletleştirilmesiyle kriz aşıldı.
 
AMERİKAN BANKACILIK KRİZİ;
 
1929 Dünya ekonomik buhranından sonra Amerika da Bankacılık sistemi çok sıkı denetime alınmıştı. Ancak Başkan Jimmy Carter döneminde Bankacılık sektöründe tüm kısıtlamalar kaldırıldı ve tüm tasarruflara %100 oranında FDIC-Tasarruf Sigorta güvencesi verildi. Ronald Reagan Başkan olduğunda ABD deki 3800 Yerel Tasarruf Sandığından 3300 u zarardaydı. Bunun üzerine ABD deki tüm tasarruf sandıklarına, gayrimenkul dahil her türlü kredi verme, hisse senedi alım satımı yapma ve ticari iş yapma imkânları tanındı ve faiz oranlarını da serbestçe kendilerinin belirleyebilmelerine izin verildi. Sadece uzun vadeli Yatırım Bankacılığı yapmaları yasaklandı.
 
Bu serbestleştirmeden sonra, Tasarruf sandıkları hızla gayrimenkul kredisi vermeye başladılar ve emlak fiyatları artmaya başladı ve fiyat artışları nedeniyle artık refinansman sorun olmadığı için risk seviyesi azaldı. Kazançlar tasarruf sandıklarına, riskler ise FDIC Tasarruf mevduatı sigorta fonunun üstünde kalmaya başladı. Sistem adeta işsiz insanları bankaları aldatmaya teşvik etmeye başladı.
Tasarruf sandıkları çok sayıda riskli firma kredileri kullandırdılar ve çok miktarda toksik hisse senetleri satın aldılar; kullandırdıkları kaynakları güvence gösterip riskli kredilerin karşılığında yeniden borçlandılar. 1980 lerde enflasyonla birlikte faiz oranları ve gayrimenkul fiyatları düşünce, düşük faizlerden yararlanarak borçlarını refinanse etmek imkanı da bulamadılar.Bazı Banka Müdürlerinin de sahtekarlık ve bilanço hileleri yaptıkları ortaya çıktı.
Mart 1985 de iflaslar başladı ve yatırımcıların tüm zararları FDIC tarafından karşılandı ve 1989 da RTC-Resolution Trust Corporation (Türkiye de BDDK) kuruldu. Ancak 7 yıl sonra Tasarruf sandıklarının zararları için ayrılan 400 Milyar Dolar dan 124 Milyar doları ödendi ve gerisi RTC olarak FDIC e devredildi.
 
 
1929 BÜYÜK BUHRANI, DÜNYA EKONOMİK KRİZİ:
 
29 Ekim 1929 Salı günü New York Borsasında işlem gören tüm hisse senetlerinin değeri sıfıra indi.Dünya Ekonomisi ancak İkinci dünya savaşından sonra 1929 Krizi önceki sanayi üretimine ve varlık değerlerine yeniden ulaşabildi.
 
Birinci dünya savaşından sonra tüm dünyada liberal ekonomi denilen ve sözde serbest rekabete dayanan piyasa ekonomisi uygulandı. Dünya para sisteminde Altın standardının çökmesi ve ABD ekonomisinin hükümetlerce uygulanan yanlış mali politikalar sonucunda durgunluğa girmesi sonucunda dünya ticaretinin daralmasının 1929 krizine sebep olduğu söylenir.
 
Kriz sonrası 1932 de ABD Başkanlık seçimini Demokratlardan Franklin Roosevelt kazandı ve daha sonra 1945 de ölümüne kadar üç kez başkan seçildi.
Krize karşı yeni Pazarlık (New Deal) programlarını hazırladı. Borsa, hudutsuz Kapitalizm ve Uluslar arası Büyük Firmaların kar hırsı, krizden sorumlu tutuluyordu. Amerika da sosyal sefalet çok artmıştı.
İşsizlerin sayısı 15 Milyona ulaşmış, işsizlik oranı %25 e çıkmıştı. Ortalama reel ücretler ve tarım kesiminde gelirler %50 - %60 oranında azalmıştı.
Roosevelt ilk defa 1935 de işsizlik kaza ve yaşlılık sosyal sigorta sistemini kurdu. Sosyal Sigorta Primlerini çalışanlar ve işverenler ödüyordu.
1933 de tarım reformu ile tarım işcilerinin durumu düzeltildi. Büyük altyapı ve kültür projelerine yatırım yapılarak ekonomik durgunluk ve işsizliğe karşı mücadele edildi. Avrupa daki gibi kapsamlı bir sosyal güvenlik sistemi kurulamadı; nihayet Başkan Barack Obama, 24 Aralık 2009 da sağlık sigortası sistemini Kongre ve senatoda kabul ettirebildi.
 
1929 Dünya Ekonomik Krizi, altın yıllar denilen 1920 lerin refah yıllarını sona erdirdi. Kriz, tüm dünya da hammadde ve tarım ürünlerinin fiyatlarının düşmesiyle başladı. Tüm gelişmiş sanayileşmiş ülkelerde, yaygın firma iflasları, kitlesel işsizlik, sermaye kaçışı ve varlık değerlerinde dibe vuruş yaşandı. 24 Ekim 1924 Perşembe günü, aşırı yükselmiş olan New York Borsası, Wall Street çöktü. ABD den dışarıya giden sermaye ve krediler, özellikle Avrupa piyasalarından geri çekildi. İşsizlik arttı ticarette serbestlik kalktı, korumacılık tedbirleri başladı. Açık finansmanla sosyal ve altyapı harcamaları yapıldı. Başta İngiltere olmak üzere, para sistemini Altın standardından ayırdı ve böylece döviz reservlerini kurtardı. Almanya parasını güçlendirip, sosyal refah seviyesini azaltma yoluna gitti. Bu da politik radikalleşmeyi artırdı ve Adolf Hitler ve Nazilerine parlamento yolunu açtı.
 
Klasik ekonomik teori, kriz yıllarında talep canlandırılmasına ve devlet müdahalesini öneren Keynes yaklaşımından uzaklaştı. 1929 Krizinin gerçek nedeni, Birinci dünya savaşı sırasında Kuzey ve Güney Amerika da, Avrupadan gelen talebi karşılamak için kurulan aşırı araba, ev aletleri, fotoğraf makinaları üretimi ve atıl kalan aşırı üretim kapasitesiydi. Savaş sonrasında, 1918 den itibaren Avrupalılar da kendi üretim kapasitelerini kurdular.
Aşırı arz ve atıl kapasite sonucunda fiyatlar düştü. Kredi ile finanse edilen üretim tesisleri çalışamayınca iflaslar başladı ve kitlesel işsizlik baş gösterdi. Spekülatif sermaye hareketleri başladı ve faiz oranları arttı. New York Borsası çöktü.
O zaman ABD milli gelirinin %5 ini oluşturan ABD dış ticareti, tüm dünya ticaretinde en büyük paya sahipti. Krizle birlikte hem ABD hem de ABD korumacılık tedbirlerine başvurarak gümrükleri artırdılar. Bu da dünya ticaretini iyice daralttı. Milton Friedman a göre, o yıllarda ABD Merkez Bankası Fed Reserve, fiyat istikrarını sağlamak için para arzını da %30 azalttı. J.M. Keynes, o zamanlar Almanya nın, birinci cihan harbi tazminat ödemelerinin de, piyasalarda reel değer karşılığı bulunmadığından, çeşitli piyasalarda faiz oranlarında farklılıklar yaratabileceği uyarısında bulunmuştu.
 
Sanayi üretimi ile spekülatif borsa hisse senedi değerleri ters yönde değişebilir. 1928 yılına kadar ABD de Borsa değerleri arttı. Hâlbuki Almanya da 1929 da talep düşmüş ve ekonomi %2 küçülmüştü.
Özsermaye dış borç oranlarına ve atıl kapasite oluşturma oranlarına göre kriz farklı ülkelerde farklı zamanlama ile finans sektörüne ve oradan da tüm ekonomiye yayılır. Nitekim Almanya da 1931 de DANAT Bankasının iflasıyla, çok önemli bir Bankacılık krizi yaşandı. İşsizlik ve yoksulluk kitlesel olarak arttı, talep düştü, fiyatlar dibe vurdu ve iflaslar yayıldı. Tarımın milli gelir ve istihdam içindeki payı, tüm nüfusu kriz sırasında beslemeye yetmediğinden açlık ve salgın hastalıklar, aşırı enflasyon başladı.
 
Şubat 1932 de Hitler iktidara gelmeden önce, Almanya da 12 Milyon çalışana karşılık, işsizlerin sayısı 6.120.000 (%16,3) e çıkmıştı. Az ücretle kısa süreli ve serbest çalışanların geliri de işsizler gibi çok düşüktü. Köyden kente göçlede işsizlik sürekli artıyordu. Japonya da ise kriz yıllarında ekonomi %6 oranında büyümekteydi.
 
 
Küresel Finans Krizi, Faiz Otomatizması ve Türkiye nin geri kalmışlığının nedenleri
 
Küreselleşme ve küresel finans krizi farklı kavramları ve süreçleri ifade etmektedir, ancak her ikisi de faiz otomatizması ve aşırı kazanma hırsından kaynaklanmaktadır. Küreselleşme, zaman ve mekan boyutlarının küçülmesi, yeryüzünde herhangi bir olayın dünyanın ta öteki ucundaki başka bir olayı tetiklemesi ve dolayısıyla yaşamımızı etkilemesi anlamına gelmektedir. Küreselleşme, yeryüzünde varolan her şeyin, yerin göğün arasındakilerin ve ardındakilerin birbirlerinden bağımsız olmadığını, birbirlerini etkileyip koşutladığını, birbirlerine tesir ettiklerini göstermektedir.
 
Bu anlamda küresel finans krizi denilince, herhangi bir ülkede bir büyük bankanın veya firmanın iflasının, tüm dünyadaki ekonomik aktörlerin karşılıklı ekonomik ve finansal yükümlülüklerini yerine getiremeyecekleri bir durumun ortaya çıkması, bunun sonucunda da tüm dünya da istenmeyen zincirleme olaylarla büyük varlık kayıplarının ve iflasların yaşanması; küresel finansal sistemin işlemez duruma gelmesiyle de bankalararası para alışverişlerinin kısmen veya tamamen durması anlaşılmaktadır. 2007 yılından beri durgunluk içinde olan ABD ekonomisi kriz sinyalleri vermekteydi. Nihayet, 15 Eylül 2008 tarihinde, ABD de 125 yıldır dünyanın en büyük yatırım bankası ve üçüncü büyük bankası olan Lehman Brothers’ ın iflasına müsaade edilmesi, tüm dünya da küresel finans krizini tetiklemiştir.
 
Ekonomi kitaplarında, faiz sermayeden bir süre vazgeçmenin maliyeti olarak tanımlanır. Para ve sermayenin zamana bağlı değeri faiz oranlarının yüzdeli üstsel fonksiyonudur. Bir birim para ve sermayenin yarınki değeri, bugünkü değerinden faiz oranı ile doğru orantılı olarak büyük, dünkü değeri ise faiz oranı ile ters orantılı olarak küçüktür. Reel faiz oranları, liberal ekonomide enflasyon denilen fiyat artış oranlarından arındırılmış, nominal faiz oranları ise arındırılmamıştır. Buradan da anlaşılacağı üzere, para ve sermayeniz bankalara ödünç verdiğinizde, Merkez bankalarının belirlediği faiz oranları kadar her vadesi geldiğinde büyüyecektir. Bu büyüme miktarı, o dönem milli geliri içinde kira ve ücret gelirlerine ek faiz geliri olarak yerini alacaktır ve muhtemelen değişen oranlarda da vergilendirilecektir. Bir ekonomide faiz oranları, sermaye bolluğu, enflasyon oranları ve o ülkenin sosyal,siyasi, ekonomik, mali ve kültürel yapısındaki kararlılık ve kalıcılık ile ölçülen risk primine göre belirlenir. Uluslar arası piyasalarda ise faiz oranlarının libor artı spread esasına göre belirlendiğini daha önce belirtmiştik. Libor, her gün Londra’ da saat 11:00 de, bankalar arasındaki para alışverişlerinde kullanılan o günkü faiz oranı, spread ise ülkeye göre değişken risk primidir. Ekonomi de iç ve dış para (döviz, hard currency) için uygulanan faiz oranları da, ekonomik, mali, siyasal, sosyal ve kültürel yapıya, sermaye birikimi ve ekonomik gelişmişlik oranlarına göre değişmektedir.
 
Bu kısa temel bilgilerden de anlaşılacağı gibi, liberal bir ekonomide faiz oranları, zamanın fonksiyonu olarak o ekonomide emek karşılığı diğer ücretler ve kira gelirlerinin yanı sıra sermayenin kira (rant) geliri olarak, vergilerle birlikte , o ülkenin yıllık milli gelir artış oranını veya yıllık büyüme oranı olarak sermaye birikiminin artış (büyüme) oranlarını belirlemektedir. Demek ki ekonomik büyüme içinde, sermaye geliri olarak faiz oranları , gayrimenkul kira gelirleri ve emek karşılığı ücret gelirleri ile devletin altyapı ve hizmet karşılığı aldığı vergiler ve diğer gelir kalemleri yer almaktadır. İşsizlik, liberal kapitalist ekonomik model içinde, çözülmesi gereken bir problem veya önemli bir ekonomik değişken olarak hiç dikkate alınmaz. İşsizlik, sadece atık değer olarak o ekonomik dönem sonunda kendiliğinden ortaya çıkan yapısal bir atık değer (residual value) dir.
 
Başta faiz oranları, ücret ve kira gelirleri yanında tasarruf - yatırım ve vergi oranları, işgücü ve talep kalitesi, dengeli gelir dağılımı ve tüketici güveni, etkin tercih ve davranış kalıpları , bireylerin ekonomik ve psikolojik, sosyal kültürel bilinç düzeyleri, eğitim ve sağlık seviyesi, genç nüfus ve nüfus artış oranları,   reklam harcamaları, toplumsal davranış kalıpları, toplumsal ve kültürel değer hükümleri, bilgi ve teknolojik know-how birikimi, yeni proje fikir sanat üretimi, yeni ileri teknoloji üretim kabiliyeti, AR-GE harcamaları, zaman idraki, sermaye birikimi, enerji ve hammadde kaynaklarına sahip olma, atıl kapasite-üretim yapısı ve stok değişimleri, enflasyon oranları, kaynak teminindeki kolaylık, çevre ve iklim bilinci, temiz hava su ve enerji, ulaşım ve haberleşme maliyetleri, istikrarlı para ve bankacılık – finans-sigorta sistemi, döviz ve turizm gelirleri, sermaye ihracından elde edilen gelirler, sermaye ithaline ödenen giderler, ihracat ve ithalat oranları, gelir dağılımı, işsizlik oranları, eğitim ve sağlık, savunma stratejisi ile topyekun altyapı yatırımlarına ödenen faiz (finans) giderleri ile refinansman maliyetleri, sermaye birikimi ile sermaye ve emek ihracatı ve ithalatı, borsa-döviz-faiz-emlak altın, para ve sermaye piyasaları, finans türevleri ve enstrümanları, ekonomideki topyekun kaynak kullanımındaki verimlilik oranları, ekonomideki atıl kapasite, fiyat istikrarı, gelecek risklerin ve ihtiyaçların şartnamelerde doğru tanımlanması ile sağlanan kaynak tasarrufu, doğru maliyet muhasebesi, sosyal güvenlik, vergi sistemi, sağlık sistemi, hukuk güvencesi ve adalet siteminin işlerliği, kayıt içi ve kayıt dışı ekonomik mali idari finansal risk yönetimi stratejisi, gelir-gider iç ve dış nakit ve fon akımlarının yönetimi, o ülkenin temel ekonomik alt yapısını, uluslar arası piyasalardaki rekabet kabiliyetini, ihracat potansiyelini, ekonomik canlılık ve gelişmişlik düzeyini belirlemektedir. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, tüm bu değişkenler hakkında güvenilir ve güncellenmiş sağlıklı verileri bulmak mümkün değildir. Bu yüzden de bu ülkelerde iş zekası, iş istihbaratı yöntemleri ile kaynak verimliliğini artırarak kaynak israfını önlemek mümkün olmamaktadır. Örneğin, Türkiye’de sadece doğru dürüst ihtiyaç tanımlaması yapan ve gelecekteki olası riskleri önceden görüp yönetebilen teknik idari mali şartname yazılamadığından, tüm projelerde iç ve dış alım sözleşmelerinden doğan milyarlarca dolarlık büyük kaynak kayıpları her yıl tekrarlanarak yaşanmaktadır.
 
Türkiye, kırk yıldır kötü ve yetersiz şartnameler, gelecekteki teknik mali ekonomik ve siyasi riskleri doğru değerlendirip, dengeleyip, tanımlayabilen doğru dürüst bir şartname yazamadığından nükleer santral ihalesini yapamadı. Sonunda AKP hükümeti, Ruslara devletler arası anlaşma diyerek ihalesiz nükleer santral yaptırmaya karar verdiklerini ilan etti. Bu ne demektir? Bu nasıl keyfi bir yönetim anlayışıdır? Devlet mi yönetiyorsunuz, kendi özel çiftliğinizi mi? Bu Türkiye için bir utançtır, kabul edilemez bir beceriksizliktir, bilgisizliktir, en azından emanetin ehline verilmediğini; Türkiye’nin ehil ellerce yönetilmediğini gösterir. Böyle bir durum ancak Afrika ve Arap ülkelerinde yaşanabilir. Sadece enerji, savunma, haberleşme, ulaşım sistemleri ve belediyelerin iç ve dış alımlarında kötü şartname ve isabetsiz dış alımlar yüzünden uğranılan kaynak kaybı neredeyse tüm ihracat gelirimize eşit düzeydedir. Böyle bir ülke, üstelik de sürekli yüksek faizle borçlanarak, açık finansmanla kalkınabilir, kaynak verimliliğini ve uluslar arası rekabet kabiliyetini artırabilir mi? Sermaye birikimini yabancılar istemese de sağlayabilir mi? Yabancıların aklıyla ve bilgisiyle, ancak onların müsaade ettiği kadar dünya refahından pay alabilir; ancak onların müsaade ettiği kadar hür ve bağımsız olabilir, ülkenizi savunabilirsiniz. Yabancılar hiçbir zaman kendilerini güçsüz, sizi daha güçlü ve bilgili kılacak değişim ve gelişmelere müsaade etmek istemezler. Zamana ve değişime ayak uyduramayan, çağdaş bilgi ve ileri teknoloji üretemeyen toplumlar, Charles Darwin’ in evrim teorisine, türlerin doğal seçimi kanunlarına, ilahi adalet esasına göre hür yaşama ve varolma haklarını otomatik olarak zamanla tamamen yitirip yokolmaya mahkumdurlar.
 
Uluslar arası derecelendirme (Rating), kuruluşları, Standard&Poors, Moodys, Fitch ve KPMG, Ernst&Young, Procter&Gamble, Price Coopers, Gartners Groups, GLG….gibi danışmanlık firmaları, uluslar arası para ve sermaye hareketlerinin yönlendirilmesinde bankacı, sigortacı ve finansçılarla asıl sermaye sahiplerine çok yüksek ücretlerle akıl satmaktadırlar. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri yöneten ehliyetsiz ve ahlaksız rüşvetçi kadroları da bu danışmanlık firmaları yönlendirmektedir. Zaten kötü ve yetersiz, gelecek riskleri kapsayıp yönetemeyen milyarlarca dolarlık önemli şartnameler le de bu sömürüye önceden bilerek zemin ve kılıf hazırlanmaktadır. İşte Nabucco Projesi, işte Mavi Akım Projesi, işte Nükleer Santral İhale Şartnamesi, İşte Galataport, işte Digitürk ve Telekom ihalesi, işte Savunma ve Silah, Belediye ve tüm al gülüm ver gülüm Özelleştirme ihaleleri…. Bu danışıklı dövüşün faturasını, yerli ve yabancı yüksek danışmanlık prim, rüşvet, komisyon ücretlerini ve bu ülkelerdeki bilgi kirliliğinden sorumlu medya mensuplarının, köşe yazarlarının yüksek maaşlarını da, doğruyu yanlıştan ayırt edemeyen en alt gelir grupları ve yoksul halkları ödemektedir.
 
Beceriksiz, yeteneksiz, ahlaksız siyasetçiler ve hilafet usulü ele geçirdikleri saltanat ve liderlik makamlarını bir türlü bırakamayan muhalefet partilerinin liderleri de bu soygundan, en az iktidar partilerinin liderleri, yasama ve yargı kadar, birinci derecede sorumludurlar. Bu danışıklı dövüşün, bankacı-siyasetçi-üst düzey bürokrat –sermayedar ve asker den oluşan maskeli beşler çete soygununun hesabını , bu makamları türlü finans-hukuk-şartname-nüfuz ve güç hileleriyle ehliyetsiz işgal ederek inancı ve güveni kötüye kullanıp da, bu ülkelerin kaynaklarını yabancılara peşkeş çeken zevat, acaba bir gün tanrısal hesaba çekildiklerinde ne cevap verebilecekler? Tanrı, hiçbir zaman zar atmaz, işi tesadüfe bırakmaz, mutlak ve kesin bilgi sahibidir. Tanrıyı kimse kandıramaz. Allah ile kandıranlardan ayrı tutulmak istediğim için, Allah yerine bilerek Tanrı diyor, mutlak ve ebedi olan tanrısal tabiat kanunlarının değişmez hakikatini, kıldan ince kılıçtan keskin ilahi adaleti kastediyorum.
 
 
Ülkelerin borçlanmaları, gelecek nesilleri borçlandırmaları anlamına gelmektedir. Faizin faizi de binince borçtan kurtulmak mümkün olmamaktadır. Borçlanan ülkeler, üretmeden kendi imkanlarının üzerinde yaşıyor demektir.
Borçlanmayı kabullenen ülkelerin varlığı, faiz otomatizmasına dayanan kapitalist sömürünün de önşartıdır. Küresel krizden çıkmayı geciktiren en önemli yapısal nedenler şunlardır:
 
 
 
Kaynak: Osman Ulagay, Milliyet, 17/01/2010
 
1-    Atıl kapasite ve piyasalarada tekelleşme nedeniyle serbest rekabet ve fiyat mekanizmasının arz ve talep dengelerini sağlamadaki düzenleyici rolünün ortadan kalkması
2-    Aşırı Borç yükü( Kısa orta ve uzun vadeli toplam kamu ve özel şirket borçlarının ve hane halkı borçları toplamının, gayrisafi milli hasılaya oranının örneğin İngiltere için %500 lere varması)
3-    Vade yapısı ve teminat uyuşmazlığı; uzun vadeli kredilerin kısa vadeli borçlanmayla finanse edilmek istenmesi ve örneğin döviz borçları için yerli para veya gayrimenkul teminatı alınmış olması
4-    CDO(Collaterized debt Obligations) ve CDS (Credit Default Swaps) gibi karşılıksız toksik kağıtların Merkez Bankaları tarafından satın alınması ve piyasaya güvence olarak aşırı nakit pompalanmış olması; ABD Merkez Bankası Federal Reserve Bilanço Büyüklüğü kriz öncesi 1000 Milyar dolar iken kriz sonrasında 2000 Milyar dolara çıkmıştır.
5-    Bankacılık ve finans sektörünün hilelere açık ve denetimsiz olması; çok yüksek astronomik oranlarda( milyarlarca dolar ) prim ve ikramiye ödemeleri ile aşırı kar hırsının ve finans hilebazlığının hala teşvik edilmesi
6-    Sermayenin tabana yayılarak, tüketici güveninin ve kitlelerin harcanabilir gelirinin artırılamaması
7-    Tüm dünya da yüksek işsizlik oranları ve gençlere perspektif sunulamaması
8-    Sosyal güvenlik sistemleri ile eğitim ve sağlık hizmetlerinin finanse edilebilir olmaktan çıkması ve kalıcı açık finansman yöntemlerine devam edilmesi
9-    Nüfus yapısında azalma ve yaşlı nüfusta artış; genç nüfusun işsiz olması
 
10-                       Bankacılık sisteminde toplanan paraların plase edilememesi; yüksek gelecek risk algılamaları nedeniyle, bankaların riskli sektörlere kredi kullandırmaktan ve öz sermayelerinden yüksek karşılık ayırmak istememeleri; bankaların tüm dünyada sadece riski çok az olan ve özkaynaklarından yüklü karşılık ayırmak mecburiyeti bulunmayan   devlet hazine ve bonolarını satın almaları
 
11-                       Tüm dünyada, belediyelerin, yerel yönetimlerin ve şirketlerin, hane halkının aşırı borçlanmış olmaları ve yüksek faiz ve finans giderlerinin, yüksek enerji ve haberleşme maliyetlerinin, vergi yükünün altından kalkamamaları
 
12-                       Kaynak verimliliği düşük, enerji tüketimi fazla, çevreyi aşırı kirleterek iklim değişmesine yol açan eski hantal enerji yoğun ürünler yerine, yeni yumuşak ürünlerin geliştirip dünya piyaslarına sunulamaması 
 
13-                       Uluslar arası güç dengelerindeki ve üretim kapasitelerindeki, dünya sermaye birikimindeki BRIC (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin) ülkeleri lehine yaşanan değişmelerin , dünya para sistemine uluslar arası uzlaşma ile savaş tehdidini ortadan kaldıracak şekilde yansıtılamaması
 
14-                       Dünyada, 1989 yılında Berlin duvarının yıkılmasından sonra askeri silahlanma yarışının anlamını yitirmesine rağmen, hala ABD, Rusya ve Çin yanında İsrail, İran ve Türkiye nin kıt kaynaklarından silahlanmaya hala büyük paralar harcamaları
 
15-                       Rüşvet, yolsuzluk ve hileye açık organize suç ve terör örgütlerinin, bölgesel, dini ve etnik temelde kültür ve değer savaşlarının (Yemen, Sudan, Somali, İran, İsrail-Filistin….) yaygınlaşması; ABD nin 11 Eylül 2001 saldırılarını bahane ederek Irak ve Afganistan’ ı işgali 
 
16-                       Dünyada korumacılık eğilimlerinin artması ; kurumlar ve devletler arasında yaşanan topyekun güven bunalımı , örneğin Dubai, Yunanistan, İspanya, İrlanda, Portekiz ve Polonya, Macaristan, Çekoslavakya gibi Doğu Avrupa Ülkelerinin, Romanya, Bulgaristan gibi çok sayıda ülkeninküresel kriz nedeniyle borçlarını ödeyemez duruma gelmeleri
 
17-                       Kredi derecelendirme ve Rating kuruluşlarına, borsa -faiz -döviz ve hisse senetleri piyasasına, Uluslar arası finansal danışmanlık firmalarına ve bankacılık sistemine duyulan güvenin azalması
 
18-                       Bankacılık ve Finans sektöründe hala inandırıcı bir risk yönetimi ve denetimi, küresel reform ve regülasyon sürecinde uzlaşılamaması; Basel II nin de Bankacılar tarafından Bankalar için hazırlandığı, çok kısıtlayıcıolduğu, yaratıcılığı önleyeceği gerekçesiyle ABD tarafından reddedilmesi, ancak Basel II den daha iyi bir risk yönetim ve denetim mekanizmasının kurulamaması
 
19-                       Dünya da yeni bir iş bölümünü , sosyal adaleti, nimet-külfet dengesini gözeterek, çevreyi koruyacak, iklim değişmesini yavaşlatacak, adil paylaşımı ve yüksek kaynak verimliliğini sağlayacak yeni bir zaman boyutunun, risk, faiz ve ekonomik güç tanımının yapılması
 
 
 
 
 
 
TEKNİK SOSYO-EKONOMİK VE FİNANSAL GELECEK SENARYOLARI; GRC-GoVERNANCE RISK CONTROL:
 
 
ABD tüm Swift ve Swap işlemlerini, 10.000 Euro dan büyük para transferi işlemlerinden haberdardır. Bilgisayarlar da ne var ne yok internetten bazen güncelleme adı altında bazen de virus update adı altında çekip alıyorlar. Türkiye'de kime, hangi kuruma hangi işlemci, hangi yazılımın ve versiyonunun satıldığı çok iyi bilinmektedir.. Bu işlemcileri ve yazılımları hangi devlet kurumunun ne maksatla kullandığı da biliniyor. Genelkurmay da, Başbakanlık da  aynı sistemleri ayrıca kodşlamadan şifrelemeden kullanıyor. Genelkurmay, Deniz Kuvvetleri, Kara kuvvetleri, Hava Kuvvetleri dahil, tüm stratejik kurumlar sürekli olarak anında izlenmektedir ve dinlenmektedir. En gizli dosyalara girebilmek; nerede hangi birlikte kaç asker  siah teçhizat var, lojistik destek ve yedek parça durumu nedir,  kaç tane uçak aynı anda hangi silahlarla uçabilir, hangi parçalar eksik, kaç tane denizaltı var, bunların hangileri çalışır durumda ,güçleri nedir, kaç tanesi göstermelik, hangi sınırda kaç tane asker var, askeri birliklerin harekat planları, savaş stratejileri, harekat planları nedir anında öğrenebilmek artık sorun olmaktan çıkmıştır.
 
ABD nin stratejik hedef planında, Ortadoğu da İran ile birlikte, hatta daha önce Türkiye yi işgal etmek vardır. ABD ve İsrail, Irak tan çekilmeden önce bunun ön şartlarını ve zeminini hazırlamaya çalışmaktadır. Türkiye de ki açılım süreci ve TSK ya karşı yürütülen psikolojik harekat da bu kapsamda değerlendirilmelidir. ABD 2011 de Irak’ tan çekildiğinde, Araplar la Kürtler muhtemelen çatışacaklar ve Irak bölünecektir. Türkiye artık, istese de istemese de, Irak’ a müdahale etmek ve öyle ya da böyle Irak’ ın toprak bütünlüğünü korumak zorunda bırakılacaktır. 
 
İran’ ın nükleer programından vazgeçmeyeceğini, 2010 Münih Güvenlik Konferansında, Dışişleri Bakanı Mottaki’ nin ağzından açıklaması Türkiye’ yi Orta Doğu coğrafyasında nükleer politikasını değiştirmek zorunda bırakacaktır. Nükleer silaha sahip olamayan bir Türkiye artık Ortadoğu da caydırıcı bir güç olamaz. Küresel Enerji Kaynaklarının Güvenliği ile Finans Krizinin bire bir ilişkisi vardır. Enerji ve finans piyasaları faiz oranları ile dengelenmektedir. Faiz oranları ise sermaye birikimleri en fazla olan ülkeler tarafından belirlenmektedir.
 
Amerika ekonomik gücünü zamanla Çin Hindistan Rusya Brezilya lehine kaybederken, silah gücünün üstünlüğünü kullanmak isteyecektir. Bu gelişme, gelecekte dünya barışı için en büyük tehdit unsurudur. Savaşlar ekonominin devamı niteliğindedir. Kapitalist sistem döngüsel krizlerini ancak savaşlar sayesinde aşabilmektedir. Tekelleşen piyasalar, talep yetersizliği, atıl kapasite ve çözümsüz yüksek işsizlik sorunu ile gelir dağılımı dengesizlikleri savaştan başka çıkış yolu bırakmamaktadır.
Sosyal Bilimlerde Kompleks Faiz ve Kompleks Güç kavramının yeniden işlevsel olarak tanımı çok önemlidir ve zorunludur. Üniversitelerde bilim teorisi, bilinebilirlik ve ölçülebilirlik, neden sonuç ilişkisi, nesnel güvenilir doğrulanmış işlevsel bilginin üretimi ve gençlere aktarılmalı, doğruluk testleri; isbat yöntemleri; ahlak ve bilimsellik bağdaştırması yeniden sorgulanmalıdır. Veri ve bilgi kirliliği, reklam ve medya baskısı ile tüketicilerin ve toplumun yanlış yönlendirilmesinin, israfın önüne geçilmelidir. Kaynak verimliliği artırılmalıdır. Bunun içinde yeni teknoloji ve bilgi üretimi sağlayacak matematik ve felsefe eğitimine öncelikle ağırlık verilmelidir. Toplumların ve insanlığın geleceği yeni bilgi ve teknoloji üretimine, daha az enerji tüketen ürünlerin bir an önce üretilmesine bağlıdır. Otomotiv sektöründe arçlar küçülmeli, motorlarda yanma verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması zorunlu hale getirilmelidir.
Faize odaklı borçlandırma ve sömürü (sözde Büyüme) Ekonomisinin geleceği yoktur. Kalıcı büyüme ve sermaye birikimi aşırı borçlanmayla ve hoppa yabancı sermayeyle, kısa vadeli sıcak parayla sağlanamaz. Dünya Kapitalizm ve Sosyalizm den sonra, kayıpları en az düzeye indirgeyen ve sürekli dönüşen ve dönüştüren tabiatın evrensel, evrimsel ve mükemmel ekonomisine dönecektir.  Kaynak verimliliği en yüksek olan ekonomik sistem tabiatın kendi açık sistemidir.
 
 
 
Aralık 1983 te yeni Başbakan olan Turgut Özal‘ a Asteğmen Üniformasıyla, zamanın DPT Uzmanı olarak F-16 Projesinin ilk Montaj Paket Projesinin mutlaka yeniden ele alınarak gözden geçirilmesi gerektiğini   söylediğimde:
-Askerler ve General Dynamics firması çok güçlü; ben daha yeni Başbakan oldum, bu güçleri karşıma almak istemiyorum demişti.
Özal dan sonra nice Başbakanlar geldi geçti ve hepsine de F-16 Projesin de 160 uçaklık montaj paketlerinden vazgeçilerek 161.nci uçağın Türkiye de üretilmesine geçilmesi gerektiğini bizzat şahsen yüzyüze konuşarak anlattım. Ancak hepsi de iktidara gelince adeta kör sağır dilsiz oldular; unuttular, ülke menfaatlerini görmezden geldiler. Sorunları çözmek yerine hep ertelediler. Gelecek nesiller adına borçlanarak bugünkü nesillere daha çok refah sağladılar. Üretmeden tüketmek, imkanlarının üzerinde borçla yaşamak, fert ve toplum olarak ahlaklılık ve adalet ilkesine uymaz. Nitekim Türk toplumunu bozan en önemli etken, devletin sürekli borçlanarak ve hep dış yardımlarla finansal dengeleri kurmak, bütçe yapmak alışkanlığından kurtulamamasıdır.
 
İhtiyaca uygun şartname şartname yazılması ile Türkiye Ekonomisi, hizmet kalitesi aynı kalmak üzere her yıl toplam 20 Milyar dolar tasarruf ederek Eğitim ve sağlık yatırımlarına kaynak yaratabilir.
 
 
 
 
SOSYAL BİLİMLERDE SÜREÇ BAZINDA
ÖLÇÜLEBİLİR BİR GÜÇ KAVRAMININ TANIMI SORUNU:
 
Sosyal bilimler henüz, müsbet bilim olabilme iddiasında olabilecek kadar kavram keskinliği ve sebep sonuç ilişkisi, ıspat kabiliyeti gelişememiştir. Müsbet bilimlerde, ölçülebilen mesafe hız zaman kavramları ile hesaplanabilir enerji ve güç kavramları, sebep sonuç ilişkileri, matematik kavram berraklığı vardır. Ancak tüm sosyal bilimlerde, üniversal ve ölçülebilir, temel ve işlevsel bir güç kavramı gerekli kavram berraklığıyla henüz tanımlanamamıştır. Bu nedenle de tüm sosyal bilimlerde, sebep-sonuç ilişkisi, ölçülebilirlik, denenebilirlik, kısacası müsbet bilim olabilme özellikleri, kavram berraklığı henüz sağlanamamıştır. Örneğin, Tıp da ölümün ne olduğu, kalp ölümü ile mi yoksa beyin ölümü ile mi gerçekleştiği,zamanlaması henüz bilimsel kesinlikte, neden sonuç ilişkisiyle ve objektiflikle tanımlanamamıştır. Ekonomi de neden faiz alındığı, fiyatların ve insan davranışlarının zamana göre değişimi; reklam, korku, psikolojik etkileşim ve hayatın dinamizmi, henüz neden- sonuç ilişkileri ile tanımlanıp ölçülebilmiş değildir. Tüketilen enerji ve diğer tabii kaynakların nasıl yeniden yerine koyulacağı, sosyal fayda ve maliyet kavramları, yaşam hakkı ve insan hakkı, sosyal fayda ve soyal adalet kavramları, çevre ve iklim değişimi ile mevcut ekonomik kar- zarar, fayda-maliyet, kıtlık-bolluk, faiz ve zaman kavramları, tüm sosyal kesimler için gerçek kaynak maliyeti, bilinen klasik maliyet muhasebesi kavramları ile kesinlikle kapsanamamaktadır. Psikoloji de korku ve ruh, analojik benzeşim deneyleri dışında ölçülebilir ve işlevsel olarak henüz gerekli müsbet bilimlerin gerektirdiği kavram berraklığı ve tümleşik sebep-sonuç ilişkisiyle tanımlanamamıştır.

Avrupa ve Batı felsefesi bunalımdadır; insanlığa değer odaklı, kalıcı bir gelecek perspektifi ve soyut kavram silsilesi sunamamktadır. Felsefe ve dini kavramların soyutluk derecesi, toplumların yaşayan dillerinde ve ürettikleri tüm diğer müsbet ve sosyal bilimlerinde , en üst seviyede, her şeyi kapsayabilen soyut kavramlar üretebilme kabiliyetlerin de de kesin belirleyici ve sınırlayıcı olmaktadır. Tanrı kavramının tabiatta varolan ve akledilebilecek her şeyi, her fikri ve düşünceyi ezelden ebede kapsaması çok önemlidir. O zaman Tanrı dışında, Allah dışında hiçbir şey olamadığından daha kesin bir matematiksel ihtimal tanımı ve hesaplanabilirliğe ulaşılabilecektir. 1938 de Avusturya’ lı mantıkçı Kurt Gödel’ in ıspatladığı, herhangi bir sistemin ıspat kabiliyetine sahip olabilmesi için, kendisinden bir üst seviyede, çok daha soyut, her şeyi her fikri düşünceyi ve ihtimali kapsayan başka bir üst sistemin varlığına mutlak ihtiyaç olduğu gerçeği göz ardı edilemez. Sosyal bilimlerin ıspat kabiliyetine sahip olabilmeleri için, kendilerinden daha soyut, daha kapsayıcı, hiçbir şeyi ve ihtimali kapsanmadan dışarıda bırakmayacak bir üst sisteme, reel ve sanal boyutları olan karmaşık değerlere ve yeni bir karmaşık zaman boyutuna ihtiyacı vardır.
 
 
 
2008 Küreselleşme ve küresel finan krizini doğru analiz edip, sebep sonuç ilişkilerini apaçık ortaya koyabilmek için faiz mekanizmasının ve küresel para sisteminin; finansal araçların matematiksel olarak irdelenmesine ihtiyaç vardır.
ABD emlak piyasasında patlayan 2008 küresel ekonomik krizi, Türkiye ekonomisini teğet geçecek derken, deldi geçti, 5 kat daha fazla kötü etkiledi. Sadece Türk tekstil sektöründe 80 Milyar dolarlık atıl kapasite oluştu. Bankalar tekstilcilere artık kesinlikle kredi vermemekte ve iflasa mahkûm etmektedir.
 
Sadece pazarın büyüklüğü ve yatırım tutarı göz önüne alındığında, en az 100 Milyar dolar bugünkü değeri olan Türk Telekom’ un peşin sadece 5 Milyar dolar karşılığı, kâğıt üzerinde toplam 14 Milyar dolara özelleştirilmesi mutlaka sorgulanmalıdır. Bu kaynak israfıdır, devlet malının talanıdır, devlet malı deniz yemeyen domuz felsefesidir.
 
 
Yepyeni bir büyüme ve sanayileşme stratejisiyle, enerji, haberleşme, eğitim sağlık yatırımlarıyla istihdam yaratılmalı, işsizlik ekonomi modellerinde çözülmesi gereken en önemli acil sorun olarak tanımlanmalıdır. Yazılım odaklı, en az ve yenilenebilir temiz enerji tüketen yeni ürün tasarımlarına, yeni üretim süreçlerine, yeni malzeme teknolojilerinin keşfedilmesine, yeni iş ve meslek tanımlarının yapılmasına, bunlar için yeni eğitim ve acil teknoloji üretim yatırımları yapılmasına ihtiyaç vardır. 2010 yılı bütçesinde ise, küresel ekonomik krize rağmen sadece borç faizleri, cari giderler ve personel giderleri ana kalemler olarak görülmektedir. Hâlbuki 2010 yılı bütçesi yatırım bütçesi olmalıydı; sürekli artan işsizlik ve talep yetersizliği sonucunda, azalan tüketici güveni reel ekonomi dengelerini günden güne çökertmektedir. Genç işsizlerin oranı %32 ye yükselmiştir. Emekli, işçi, memur, geniş halk yığınları açlık çekmekte, genç işsizler geleceğe güven duyamamakta, sokak çatışmaları ve iç savaş tehlikesi her geçen gün artmaktadır; sosyal barış tehlikededir. Türkiye de siyasal gerginlik art niyetle tırmandırıldıkça, artık her an bir sosyal deprem, etnik ve dinsel ayrışma, panikleme olabilir. Mali, parasal, ekonomik ve siyasi istikrar, gelecek iş, aş, eğitim ve sağlık güvencesi sağlanmadan, geçmişte her on yılda bir tekrarlandığı gibi, artık askeri yöntemlerle de sosyal barış sağlanamaz, gelecek beklentileri yönlendirilemez, tüketici güveni ve piyasaların işlerliği sağlanamaz.
 
Sürekli ekonomik büyüme felsefesi, daha çok üretmek için daha çok tüketmek, temeli faize dayanan üretim-satış ve finans dengeleri, yaşanan 2008 küresel finans krizi ile tamamen çökmüştür. Özelleştirme furyasının yerini, iflas eden bankalardan ve önemli sanayi kuruluşlarından başlayan yeni devletleştirmeler almıştır. Dünyada oluşan yeni güç dengeleri, dolara dayanan mevcut küresel para sisteminde saklı güç dengelerine meydan okumaktadır.
 
İkinci dünya savaşı, dünya enerji kaynaklarının, özellikle de petrol ve diğer stratejik hammadde kaynaklarının, askeri teknolojik bilginin paylaşım savaşıydı. Dünya güç merkezleri, ABD, Japonya Almanya, Fransa İngiltere, Sovyetler Birliği, en çok büyüyen ekonomiler olarak aynı zamanda en yoğun enerji tüketim ve ağır sanayi malları üretim merkezleriydi. Almanya, 1930-1950 arasında bilim ve teknoloji üretiminde dünya lideri olmuştur.
 
1950-1970 yılları arasında yaşanan Japon mucizesinin üç ana taşıyıcı bileşenleri ise şunlardı:
1-Yüksek kaliteli eğitim ve halkının yüksek doğaçlama kabiliyeti
2- Japon halkının yüksek tasarruf oranı sayesinde hızlı sermaye birikiminin sağlanması
3-Devlet ağırlıklı yönlendirici Stratejik ve Sektörel hedefler hiyerarşisine ve önceliklere dayanan ekonomik büyüme, yatırım, para ve finans politikası izlenmesi
 
MITI (Ministry of International Trade and Industry) Japon Ticaret ve Sanayi Bakanlığı tarafından 1953-1973 döneminde, tüm ithalat izinleri ve banka kredileri, sanayileşme stratejisinde öncelik tanınan önemli sektör ve firmalara kullandırılmıştır. Japon Büyüme stratejisini firmalar değil, dış ticarete ve para akımlarına hükmeden devlet kurumları yönlendirmişlerdir.
 
1990’ lı yıllara gelindiğinde, Japon Firmalarının dünya borsalarındaki hisse değeri, dünyanın en büyük ve güçlü ekonomisi olan ABD firmalarının dünya borsalarındaki hisse değerlerinden daha yüksekti. ABD Ekonomisi, Japon ekonomisinden en az iki kat fazla milli gelire ve nüfusa sahip olduğu halde, hisse senedi ve sermaye piyasalarında Japon ekonomisine yenilmişti. 1920-1940 yıllarında ABD’ de yaşanan teknolojik sıçrama, bilimsel proje yönetimi, modern üretim ve lojistik destek usüllerinin keşfi ( Bakınız Friedrich Taylor, Scientific Management), 1950-1970 yıllarında Japonya da ‘Toyota-Lean Management’ olarak sıfır stokla, JUST-Just-in Time usülleri keşfedilip uygulanarak olağan dışı ekonomik büyüme yaşanmıştı. Ancak ne var ki Japon Ekonomisi, 1990 lardan sonra yıllarca aşamadığı bir durgunluk ve bankacılık krizi, sıfır faiz dönemi yaşayacaktı.Hem Japonya hem de Almanya, teknolojik know-how üretimi, süreç yönetimi, yeni teknolojilerin geliştirilmesi, yüksek ve kaliteli eğitim sistemleri sayesinde, hiç öyle önemli enerji ve hammadde kaynaklarına sahip olmadan, tamamen bilgi ve sermaye yoğun ileri teknoloji üretimleri sayesinde, dünyanın en önemli iki büyük ekonomisi olmuşlardır.
 
Aradan geçen (1945-2010) 65 yıllık sürede bu ülkerin yerini Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya (BRIC ülkeleri) almıştır. Çin trilyon dolar mertebesine ulaşan döviz reservleriyle, ABD dolarına destek vermese dolara dayalı dünya piyasaları bugüne kadar çoktan çökerdi. Ancak 18 Aralık 2009 tarihinde Kopenhag da Birleşmiş Milletler öncülüğünde yapılan Dünya İklim Konferansının başarısızlıkla sonuçlanması, ABD ile Çin arasındaki önemli rekabet ve çıkar çatışması yaşandığının somut delili ve alarm işareti sayılmalıdır.
 
Dünya da İklim ve enerji dengesini sağlayacak, yer kürenin yılda en çok 2 Derece Santigrat ısınmasına uygun küresel ekonomik büyüme, üretim-tüketim-yatırım ve ticaret hedeflerinin belirlenmesi, çevre korumasına finansal destek sağlayacak fonların uluslar arası uzlaşmayla oluşturulaması halinde kutuplardaki buzulların erimesiyle deniz seviyesi hızla yükselecek ve Avrupa nın Kuzeyi de dahil önemli miktarda toprak sular altında kalacaktır.
Japonya pirinç ekmeyip Afrika dan alsa Afrika da açlık önlenebilir. ABD, AB, ve Japonya 1870-1970 , arasındaki yüz yıllık dönemde, enerji yoğun demir çelik alüminyum, çimento, makina vs. üreten ağır sanayi denilen teknolojilerle çevreyi aşırı ölçüde kirleterek ve dünya enerji kaynaklarını, bu kaynakları gerçekten yeniden yerine koyma ve sosyal maliyetlerinin çok altında ucuz fiyatlarla aşırı üretim ve tüketim yaparak reel ekonomik ve finansal büyümelerini gerçekleştirmişlerdir. Şimdi sırada Çin, Rusya, Hindistan, Brezilya, Türkiye vardır.
 
ABD-AB-Japonya ekonomik ve finansal güç merkez üçgenine karşılık, BRIC denilen Çin-Hindistan-Rusya-Brezilya ekonomik ve finansal güç merkez üçgeni, karşı denge unsuru olarak hızla gelişmektedir. Adına bugün Nobel Barış Ödülü düzenlenen Alfred Nobel, sürekli silah ve barut üretip satarken, dünyada barışın ancak ve ancak, çok ileri silah ve savaş sistemlerinin, imha gücünün korkutucu seviyelerde geliştirilmesiyle sağlanabileceğine inanıyordu. Buradaki temel çelişki ise korku ile sağlanan barışın hiçbir zaman sürekli olamayacağı değil midir?.
 
Dünyada huzur ve barışı, ekonomik istikrarı sağlayacak yegane temel, topyekun üretimin ve üretilen katma değerin tüm katılımcılar arasında adil ve gerçek kıt kaynak maliyetleri ödenerek kullanılması ve yeniden adil paylaşılması; gelir dağılımı adaletinin değer odaklı büyüme ve paylaşım stratejisi esas alınarak sürekli sağlanması; zenginliğin, refahın ve küresel iş bölümünün çevre kirliliğini enaza indirgeyecek şekilde karşılıklı uzlaşma ile yeniden tanımlanması olabilir. Bu hedefin önündeki en önemli engel ise, işlerliği ancak sürekli borçlanmayı kabul edenlerin bulunmasına bağlı olan, faiz mekanizması ve miktarı merkez bankalarınca istenildiği gibi artırılıp azaltılan para sistemi; uluslar arası (değeri altına bağlı) bir para biriminin bulunmamasıdır.
 
Ekonomik büyüme ile orantılı olarak enerji tüketimide hızla artmaktadır. Küresel ısınma ve iklim değişmesinin kontrol altında tutulabilmesi için, artık ekonomik büyüme ile enerji tüketiminin birbirinden tamamen bağımsız hale getirilmesi gerekmektedir. Bu da bilgiye dayanan, daha az enerji tüketen yeni ürün ve teknolojilerin piyasalara sürülmesi, hizmetler sektörünün büyümesi anlamına gelmektedir. Bu durum da sadece kaliteli işgücüne talep olacağından, hünersiz ve eğitimsiz olanların dünyada iş bulmaları gittikçe zorlaşacaktır.
2008 Dünya finansal krizinden sonra patlayan finans balonları sonucu liberal serbest rekabet ekonomisi iflas etmiş; devlet müdahalesi kaçınılmaz olmuştur. Uluslar arası ticaret daralmaktadır. Büyümenin yerini küçülme almaktadır. İnsanların harcanabilir gelirleri hızla azalmakta, fiyatlar düşmektedir. Gittikçe daralan dünya pazarları ve zorlaşan rekabet şartları, dünya ekonomisinde ve ticaretinde serbest rekabet yerine, yeniden korumacılık anlayışını hâkim kılmaktadır. 2010’dan itibaren, dünya da artık her ülke, doğrudan veya dolaylı olarak, kendi korumacılık tedbirlerini almaya başlayacaktır.
 
 
KÜRESEL KRİZİN SÜRESİ,ATIL KAPASİTE VE TÜKETİCİ GÜVENİ:
 
 
Bireylerin gelecek beklentileri ve davranış kalıpları ile toplumda hüküm süren güç ilişkileri karşılıklı etkileşim içindedir. Küreselleşme süreci içinde ortaya çıkan yeni kişisel tercih, alışkanlık ve beğeniler, yeni iletişim ve bilişim teknolojileri sayesinde hızla yaygınlaşmış ve gelir artışı kişisel tüketim eğilimini de artırmıştır.
 
İnsan yaradılışında, doğasında saklı psikolojik nedenler tüm krizlerde ortak paydayı belirlemektedir. Bunun dışında yolsuzluk ve rüşvet, ahlaksız kazanç hırsı
 
Gelirleri artarken daha çok tüketerek uyumda ve iyimser olmakta pek zorlanmayan kitleler, gelirleri azalırken tüketimlerini kısmakta zorlanır ve kötümser olurlar. Kötümser gelecek beklentileri, otomatik olarak tüketici güvenini de azaltmaktadır. Artan işsizlik ve azalan gelirler, küresel kriz ortamında ekonomide talep yetersizliğine ve atıl kapasiteye yol açar. İhracat imkânı daralan sanayiciler iç piyasaya yönelir. Hükümetler vergileri ve faizleri düşürerek iç piyasayı canlandırmaya çalışırlar.
 
Mali sektörde, Merkez Bankası ve Bankaların makul risk yönetimi ve denetimi, yüksek öz sermaye oranları küresel krizden etkilenme oranını azaltsa da, talep yetmezliği ve atıl kapasite sorunu ancak bir iki yıl ertelenebilir. Küresel krizin süresi, eriyen varlık değerlerinin, kümülatif talebin ve işsizliğin yeniden eski seviyelerine dönmesi ile ölçülebilir.
 
2008 Küresel krizinin W-biçiminde ardışık krizlerle tekrarlanabileceği ve en az üç dört yıl sürebileceği öngörülmektedir. Uluslar arası mali piyasalara pompalanan trilyonlarca dolar parasal kaynak, 2001 yılından itibaren, Merkez Bankalarınca geriye emilemezse, tüm dünya da iki haneli hiperenflasyon tehlikesi yaratabilir.
 
 
2000’ li yıllara gelindiğinde uluslar arası mali piyasalarda, günlük işlem hacmi 2 Trilyon dolara ulaşmıştır. Bu demektir ki ulusal ekonomiler, ekonomik sektörler, şirketler ve bireyler, kaynak verimliliği ve rekabet kabiliyetleri ölçüsünde, birbirlerine iyice bağımlı hale gelmişlerdir. Finans-üretim-satış ve tüketim tercihleri reklam harcamaları ile doğru orantılı olarak etkilenebilmektedir.
     
 
KAPİTAL ENERJİ İŞGÜCÜ ZAMAN VE FAİZ OTOMATİZMASI
 
Piyasalarda yüksek faiz, yüksek risk alarak yüksek kazanç sağlamak anlamına gelmektedir. Kazanç yüksektir; ama kaybetme ihtimali ve risk primi de yüksektir. Rating kuruluşları olarak bilinen Standard &Poors, Moddy’s ve Fitch gibi kuruluşlar, finans krizi öncesi, dünya borsalarında işlem gören; hisse senetleri alınıp satılan, firma, banka ve fonlarla yatırım bankalarının finansal durumlarını, likidite/varlık oranlarını gerçek durumlarından daha iyi göstererek piyasaları ve yatırımcıları yanıltmışlardır. Bırakınız özel şahıs, banka ve yatırımcıları, devletler ve devletlerin ortak oldukları kamu bankaları, belediyeler dahi bu spekülatif yüksek kazanç imkanından faydalanabilmek için kendi iç piyasalarından düşük faizle borçlanarak, ya da alt yapılarını kiralama sözleşmeleri ile leasing şirketlerine kiraya vererek ve tekrar kiralayarak vergi tasarrufu sağlayabileceklerine inandırılmışlardır. Sanal kurgu ve aldatıcı varsayımlarla, gerçek dışı yanlış rakkamlarla oluşturulan finans piyasalarında ki spekülatif balonlar, ustaca bir zamanlama ile sayıları onu geçmeyen Rotschild, Rockefeller,… gibi finans baronlarınca patlatılmıştır. Rating kuruluşlarının risk değerlendirme modelleri dahi gizlidir. Faiz mekanizması ile azgelişmiş, sermaye birikimi ve tasarruf oranları yetersiz Türkiye gibi üçüncü dünya ülkeleri, borçlandırma ve borcu borçla ödeme tuzağına düşürülerek, sermaye piyasaları ele geçirilip sinsice kolonileştirilmektedirler. Borçlanan bulunamadıkça kapitalizmin faiz ve sömürü mekanizması da işlemez; ancak paranın ve para sisteminin içinde barındırdığı çelişkilerinden ve insanların psikolojik zaaflarından açgözlülük ve hırslarından dolayı üretmeden tüketmeye alıştırılmaları sürekli borçla yaşamayı kabullenmeleri faiz mekanizması sonucu, daha çok para ve sermaye sahibi olanların kölesi olmalarına neden olmaktadır. Özellikle ikinci Dünya svaşından sonra, Marshall yardımlarıyla Fert-Aile- Firma –Sektör- Ulusal ekonomi- bölgesel ekonomi ve dünya ekonomisi ölçeğinde bu borçlandırıp sömürme, esir etme, savaşmadan hür iradeyle kolonileştirme mekanizması ustaca işletilmektedir. Örneğin, Amerika Irak‘ ta etkinliğini askeri müdahaleler ve savaş yaparak sağlamıştır. Türkiyede ki örgün ABD etkinliği ise mali sektörü ele geçirerek, kredi, faiz ve sürekli artan borç mekanizmasıyla savaşmadan elde edilmiştir.
 
 
 
FAİZ MEKANİZMASI İLE EKONOMİK BÜYÜMENİN; ENERJİ VE FİNANS PİYASALARININ DENGELENMESİ:
 
 
 
 
Faiz mekanizması sonucu piyasalarda oluşan tekelleşme (J.M. Keynes, Adam Smith, DAvid Ricardo, Karl Marx..) serbest rekabet ortamını ve ticareti daraltmaktadır. Gelir dağılımı dengesizliği talep yetersizliğine ve tüketici güveninin azalmasına yol açmaktadır. Bunun sonucunda oluşan atıl kapasite arz-talep dengesine göre ayarlanan fiyat mekanizmasını işlemez hale getirmektedir.
Sürekli borçlanma isteğinde bulunan kitlelerin ve devletlerin olması faiz mekanizmasının işlemesi için önşarttır.
 
 
Kısıtlar ; Çevre kirliliği, iklim değişimi, fosil enerji kaynaklarının sınırlı olması, nüfus artışı..
 
Ekonomi kitaplarından faizi çıkarsanız geriye ne kalır?
Demek ki önce faiz mekanizmasını ve sermaye birikimi sürecini anlamak lazım.
 
1982 yılında Almanya da Braunschweig Teknik Üniversitesi nde ‘Enerji politikalrı,enerji planlama modelleri; bugünün ve geleceğin Problemlerinin analizi konulu doktora tezimde, finans piyasaları ile enerji piyasaları ilişkisini araştırmış ve kompleks faiz kavramını tanımlamıştım. Elektrik Mühendisi olarak bildiğimiz aktif ve reaktif güç kavramını kullanarak yeni bir kompleks faiz tanımı yapmış, enerji ve finans piyasalarında arz ve talep dengelenmesi için ekonomi de de yepyeni bir anlayışa ihtiyaç olduğunu belirtmiştim. Mevcut ekonomik sistem de üretimi istediğiniz kadar artırabildiğiniz halde tüketimi, talep yetersizliği sebebiyle periyodik kapitalizm krizlerinden ancak bölgesel harpler ve suni belirsizlikler üretilerek çıkılabileceğine işaret etmiştim.
Elektrik te de ekonomi ve finans dünyasında da reaktif bileşen olmadan aktif bileşenle güç nakli, sistem dengelerinin kararlığı(stability) ve güvenilirliği sağlanamayacağından sürdürülemez. Aktif güç Watt ile ölçülür ve iş yapar, ancak VAr ile ölçülen reaktif güç olmadan aktif güç nakledilemez ve iş yapamaz.
 
Küreselleşen dünya da, ekonomik ve sosyal olaylara global ölçek ve tarihi perspektifle, sebep-sonuç ilişkileri ve çelişkileri bakıldığında gerçeğe ulaşılabilme şansımız yükselir. Bu maksatla şu Finansal kriz dalgalarını süreçlerini birlikte bir sorgulayalım, Ne dersiniz?
F(K,E,A,t,T)=i(t) + i(T)
Kültür, İnanç ve ahlaki Değerler Tüketim tercihleri kalıpları öncelik kıstasları
t fiziksel anlamda ölçülebilir zaman
j T sosyolojik anlamda değer odaklı zaman ölçeği, faizin talep ve bölüşüm için gerekli olan sosyal bileşeni
i sanal sayı
T (t, T) kompleks zaman fonksiyonu
[E, t] F&E – AR-GE Çevrimi
[K, A] Sermaye, İşgücü; Teknoloji ve hüner, bilgi birikimi
K Sermaye
E Enerji
A İşgücü emek hüner
Toplum psikolojisi ve sosyolojisi
Bölüşüm ahlakı
Üretim ve Tüketim yapısı, sermaye birikimi, harcanabilir gelir
Ekonomik ve finansal geri beslemeyle kendi kendini düzenleyen yönlendiren nakit gelir akımları (cash-flows)
 
Selbstregelungssystem der weltwirtschaftlichen Dynamik als Grundmuster zur Erklärung
des Zeitspeichermechanismus als Akkumulationsverfahren f (K, E, A, t, C, )
f (K, E, A) = i (t) + j i (C)
Finans krizi ekonomist ve finasçılarca neden öngörülemedi?
Bu paralar nasıl buharlaştı? Milyarlarca Trilyonlarca dolar?
Savunma harcamaları ve spekülatif balonlar
 
Denetim şirketlerinin (KPMG,Arthur Andersen, PwC…) körlüğü vekayıtsızlığı
Türk Bankalarının 2008 yılında öz sermaye yeterliliği %13 olarak açıklanmıştır (Kaynak: Tevfik Bilgin, BDDK)
 
Krizin dalga boyu ve frekansı, artçı dalgaları, harmonikleri faz farkları ve yayılma ve sönüm periyodu nedir?
 
Ödeme Morali: İnsanlar artık borç ödemiyor; borcu borçla ödemenin yollarını arıyor.
 
 
 
Dünya finans ekonomisi ABD de konut sektöründe baş gösteren talep yetmezliği sonucu çökmüştür. Reel üretim ekonomisi ile finans ekonomisi çarkları tamamen birbirinden kopmuştur. Hayali olarak şişirilen finans türevleri (derivatives) ve hedge fonları balonları, bankalarca kullandırılan kontrolsüz konut kredileri trilyonlarca dolarlık varlık erimesine yol açmıştır.
 
Bu kriz tahmin edilenden çok daha ciddi ve uzun süreli olacak, asıl yükü sermaye birikimi yetersiz, gelişmekte olan üçüncü dünya ekonomileri büyük ölçüde kan kaybedecek, çok büyük varlık erimeleri ve sermaye kaçışları sonucunda sosyal patlamalar olabilecektir. Krizin en derin noktasına 2010 yılında gelinecek ve 2013 yılında en erken yeniden ekonomik büyüme ye geçiş olacaktır.
 
 
 
2008 yılında Ekonomi Nobeli ni alan ABD li ünlü iktisatçı Paul Krugman’ ın hesap ve tahminlerine göre Banka sistemi tamamen çökmüştür ve bankalar kredi veremez duruma gelmışlerdir. Trilyon dolarlık Ekonomik yardım ve kurtarma paketlerinin büyüklüğü yetersiz kalmaktadır. Küresel ölçekte geliri tabana yayacak yeni bir faiz tanımına ve dünya ölçeğinde talebi canlandıracak yeni tedbirlere acilen ihtiyaç vardır.
 
 
TEKNOLOJİ İZLEME VE DEĞERLENDİRME
 
Yatırım Bankacılığının en önemli işlevlerinden birisi Teknoloji izleme ve değerlendirme birimidir. GRC-Governance Risk Control denilen modern işletmecilik kuralı, gelecekteki risklerin, değişim ve belirsizliklerin bugünden başlayarak alınacak tedbirlerle, kontrol edilip yönetilebilir hale getirilmesidir.
 
1996 da GSM standardı yayınlandı ve ilk cep telefonları piyasaya çıkarıldı. Buna 1G denildi. Daha sonra WAP ve GSM geliştirildi ve buna da 2G denildi. GPRS ve UMTS ile 3G teknolojisi artık ses resim yazıyı aynı anda nakledebilir hale getirildi. Bugün dünya 4G ye koşuyor ve 2010'da 4G'nin kapıları aralanıyor. 2010'da önce WiMAX lisansları verilecek, ardından LTE ile birlikte 4G'ye geçiş tamamlanmış olacak. 4G ile birlikte ise Türkiye pazarının kapıları yabancı operatörler için de aralanacak... Türk mobil iletişim sektörü, henüz  3G teknolojisiyle yeni tanıştı. Birçok ülke ise 4'üncü nesil teknolojiye geçmek için gün sayıyor. Ericsson, Motorola, Huawei, Alcatel, Nokia ve Samsung olmak üzere birçok altyapı sağlayıcısı, yatırımlarını 4G'ye göre yapıyor. Tabii işin heyecan verici boyutu bununla sınırlı değil. 2013'te dünyada 200 milyona yakın abonenin kullanacağı 4G'nin (LTE + WiMAX) ülkemizde faaliyete geçecek olması; ancak talep yaratılıp yaratılamayacağı da henüz bilinmiyor.
Halen 4G teknolojisi olarak adlandırılan mobil iletişimde yüksek hız ve kapasiteye ulaşmanın iki farklı yolu bulunuyor: WiMAX (worldwide interoperability for microwave access) ve LTE (long term evolution).
3G'DEN KAT BE KAT HIZLILAR
İki teknoloji arasındaki bir diğer fark da hız konusunda. WiMAX, bugünkü teknolojilerin en hızlısı olarak tanımlanıyor. Ancak bunun nedeni LTE'nin daha yavaş olması değil henüz aktif olmaması. Halen 150'ye yakın ülkede faaliyete geçen WiMAX'e karşılık LTE ticari olarak kullanılmayan bir teknoloji. 2012'ye kadar da ticarileşeceği düşünülmüyor.
Teknolojilerin sunduğu hızlara dönecek olursak... Hasan Fahrioğlu, iki teknoloji arasındaki hız farkını tüketici deneyimlerinden yola çıkarak şöyle anlatıyor: “Örneğin, 8 MB'lik bir dosyayı yükleyebilmek, bugün 3G teknolojisiyle 2 dakika sürüyor. WiMAX ise bu süreyi 36 saniyeye düşürüyor. Aynı şekilde, 50 MB'lik bir dosya 3G ile 10 dakika, WiMAX ile ise 96 saniyede indirilip yüklenebiliyor. Kısacası WiMAX'in sunduğu hız 3G'nin 2 katından bile fazla.
LTE'nin aktif olarak hizmete alınmasını beklemeyen bazı operatörlerse mevcut ağlarını hızlandırmaya gidiyor ve veri indirme hızını en azından 21 Mbps'ye çıkarmaya çalışıyor. Böylece LTE teknolojisiyle kullanıcılar bir dakikadan daha kısa sürede 700 MB'lik bir film dosyasını indirebilecek.
3G YATIRIMLARI ÇÖPE GİTMEYECEK
Her iki teknolojinin de sağladığı avantajlar hızla sınırlı değil. Yatırım maliyetinin yanı sıra toplam sahip olma maliyetinin 3G'ye kıyasla daha ekonomik olması, hem geniş bant internet hem de sesli görüşme fiyatlarına olumlu yansıyacak. Fahrioğlu, WiMAX'in aynı zamanda enerji tasarruflu bir teknoloji olduğunu vurguluyor. Bu teknoloji sayesinde yatırımcılar, toplam sahip olma maliyetini yüzde 50 azaltabiliyor. Diğer yetkililer de Fahrioğlu ile hemfikir. Örneğin, 3G'ye için gerekli yaklaşık 1 milyar doların çok daha altında bir yatırım gerektirdiği vurgulanıyor.
Ancak hemen ekleyelim, WiMAX için yatırımcıların yeni bir network ve altyapıya ihtiyacı var. Oysa LTE'de 3G'nin üstüne yatırım yapmak mümkün. Bu da operatörlerin henüz geri dönüşünü bile sağlayamadıkları 3G yatırımlarının çöpe gitmemesi anlamına geliyor. ALTERNATİFLER DE WIMAX'E GİRECEK 2010'da lisansların verilmesiyle oluşacak WiMAX pazarının belki de en büyük heyecan yaratan noktası, oyuncularının GSM operatörleriyle sınırlı olmaması. Başta Türk Telekom olmak üzere diğer sabit hat operatörleri de lisans alarak bu pazara girebilecek. Bu sayede sabit hatlı telefon kullanıcıları da mobil ses ve internet hizmetlerini alabilecek.
Uzmanlar, WiMAX lisansı alarak Türkiye'de geniş bant hizmet vermek isteyen yabancı oyuncular olduğuna da dikkat çekiyor. Çoğunu Ortadoğulu yatırımcıların oluşturduğu bu oyuncular arasında Avrupalılara da rastlamak mümkün olacak.
ZyXEL Türkiye Genel Müdürü Vefa Tarhan, henüz Türkiye nüfusunun henüz yarısına bile geniş bant internet hizmeti verilmediğini hatırlatıyor.
Bunun en önemli sebeplerinden biri, kırsal kesimdeki potansiyel müşteri sayısının yatırım maliyetlerini karşılayamaması. Tarhan, WiMAX teknolojisinin toplam sahip olma maliyetini düşürmesiyle kırsal kesimlere geniş bant erişim sağlamanın kolaylaşacağını düşünüyor. “WiMAX'in getirdiği mobiliteyi ve yüksek hızın getireceği yeni uygulamaları düşündüğümüzde, hem yeni operatörlerin hem de içerik sağlayıcı yeni oyuncular pazara gireceğinden emin olabiliriz” diyen Tarhan, bunları da çağıran büyük bir iş hacmi potansiyeli bulunduğunun altını çiziyor.
HUAWEİ VE ALCATEL, LTE'DE İDDİALI
LTE'ye odaklanan şirketlerin başında ise Huawei ve Alcatel var. Huawei Pazarlama Müdürü Tufan Ünal, her iki teknoloji için de yatırım yaptıklarını söylüyor. Ancak Ünal, gelecekte LTE'nin bir adım önde olacağını belirtmeden geçemiyor. Ünal, GSM operatörlerinin LTE'ye, kırsal bölgelere ulaşmak isteyenlerinse WiMAX'e yatırım yapacağını düşünüyor. Dünyanın önde gelen 20 GSM operatörünün yola LTE ile devam etme kararı da Ünal'ın haklılık payını açıkçası ortaya koyuyor.
Bu arada, Huawei'nin toplam gelirinin yüzde 10'unu Ar-Ge harcamalarına ayırdığını belirtelim.
Alcatel-Lucent de LTE pazarına odaklananlardan. Alcatel-Lucent Teletaş Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kançal, gelecekte daha yüksek mobil veri hızlarına geçişin kaçınılmaz olacağını düşünüyor: “Kablosuz ağlar, geleceğin standardı olarak görülen LTE teknolojisine doğru evrimleşiyor. Video ve içerik tüketiminin hızla arttığı günümüzde, kullanıcılar her tür cihazdan yer ve zamandan bağımsız erişim imkanına sahip olmayı istiyor.
Reklamverenlerin para ödediği, son kullanıcılarınsa ücretsiz faydalandığı üçüncü parti uygulama ve içeriklere talep artıyor. Sonuçta da tamamen IP tabanlı çoklu servis geniş bant ağlarına geçişi hızlandırmak kritik hale geliyor. Yüksek kullanımlı ağlara dönüşüm için LTE teknolojisinden yararlanmak şart.”
Veri alışverişi artıyor
Mobil internette veri alışverişiyle ilgili yapılan araştırmalar, ister LTE ister WiMAX olsun 3G'den daha geniş bant aralıklarına ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyuyor. Cisco'nun mobil internet konusunda yaptığı bir araştırmaya göre, 2013 yılına girildiğinde veri alışverişinin yüzde 64'ünü video, yüzde 19'unu veri servisleri, yüzde 10'unu dosya paylaşımı, yüzde 7'sini de ses oluşturacak. Yine bu araştırma, günümüz video transferinin 2012 yılı sonlarına kadar 4 kat artacağını gösteriyor.
Analysys Mason ise 2014'te Avrupa'da 148 milyon geniş bant erişimi olacağını öngörüyor. Bu tarihte 3G ve 4G başlıkları altında kullanılan teknolojilerin yüzde 46 pay alacağı tahmin ediliyor.
 
 
Bankaların Yeni Likidite Riski Yönetim Modeli ?
 
KAPİTAL ENERJİ İŞGÜCÜ ZAMAN VE FAİZ OTOMATİZMASI; EKONOMİK DENGE ÇEVRİMLERİ
 
f(K,E,A, t, T)= i(t)+ji(T)
 
Elektrik akımı ile finansal fon akımlarının bir e bir Benzeşimi(Analoji, Tümevarım, Tümdengelim)
Sanal bileşen ile sosyal ve adil bölüşüm sağlanarak yapısal ve periyodik talep yetersizliğinin, atıl kapasite sorununun çözülmesi
Doktora tezimin konsepti
 
FAİZ MEKANİZMASI İLE BORÇLANMA
REEL EKONOMİ VE FİNANSAL HİLELER
 
Faiz gerçek dışı, gerçekte olmayan, üretilmeyen fiktif bir değerdir; olmayan paradır, hayali kaynaktır.
 
Önemli Referanslar:
 
1)Adam Smith AN INQUIRYINTO THE NATURE AND CAUSES OF THE
 WEALTH OF NATIONS; BY ADAM SMITH, LL.D.AND F.R.S. OF LONDON AND EDINBURGH, FORMERLY PROFESSOR OF MORAL PHILOSOPHY
IN THE UNIVERSITY OF GLASGOWIN FOUR VOLUMES EDINBURGH, 1776
 
 
2)Sylvio Gesell, The Natural Economic Order, May 1918, London
http://www.silvio-gesell.de/neo_index1.htm
http://www.youtube.com/watch?v=xcbiBSarpu0&NR=1
http://www.youtube.com/watch?v=lakekNuDCTk&NR=1
http://www.youtube.com/watch?v=Q4HtgSR0Rv8&NR=1
http://www.youtube.com/watch?v=HOPIW_9NH10&NR=1
http://www.youtube.com/watch?v=2V2dgxGsSN4&feature=related
 
 
3)David Ricardo, On the Principles of Political Economy and Taxation, 1817
4)Karl Marx, Das Kapital
5)Alfred Marshall Principles of Economics
6)John Maynard Keynes, The General Theory of Employment, Interest and Money, 1936
7)Mehmet Erdaş Enerji Ekonomisi; Türkiye nin ve Geleceğin Problemlerinin Analizi, Doktora Tezi, 1982 Braunschweig
8)Paul Krugman,
DEPRESYON EKONOMİSİNDE BANKALAR YENİDEN KREDİ VEREBİLECEK Mİ?KÜRESEL SİSTEM KRİZİ AŞILABİLECEK Mİ?
YARIN (BORSA DÖVİZ FAİZ ALTIN) NE OLACAK?
DÖVİZE SPEKÜLATİF HÜCUM NOKTASI VE OLASI DÖVİZ KAYBI MİKTARI NASIL HESAPLANIR?
DÜNYA ŞEBEKE EKONOMİSİ FİNANS KRİZİ VE FAİZ MEKANİZMASININ ANALİZİ,
KÜRESEL PİYASA OTOMATİZMASININ ÇÖKÜŞÜ
KRİZE KARŞI BİREYSEL VE TOPLUMSAL TEDBİRLER PAKETİ
(Collapse of World Network Economics)
 
OLAYLARI TARİHİ PERSPEKTİFLE ANALİTİK OLARAK ÇÖZÜMLEMEK; KALICI KURUMSAL ALTYAPI VE KRİZİ AŞACAK SÜREKLİ TEDBİRLER ÜRETEREK, MATEMATİK MODELLEME İLE TEDBİRLERİ ÖNCELİKLERE GÖRE ACİL UYGULAMA PAKETLERİNE EYLEM PLANLARINA DÖNÜŞTÜRMEK :
 
Tarih Hak çizgisidir!
 
Siyasetçi para sahiplerinin kuklasıdır
 
GÜÇ DENGE FAİZ TEKNOLOJİ ÜRETİMİ VE KOMPLEKS ZAMAN BOYUTU
ACİL EYLEM PLANI
BİLGİ KİRLİLİĞİ, HİLE TOPLUMSAL PSİKOLOJİ
 
KURUMSAL ALTYAPI EKSİKLİĞİ
 
KURUMSAL KAYNAK YÖNETİMİ PLANLAMASI VE İŞ ZEKASI YÖNTEMLERİ
 
TOPLUMSAL TERCİH VE DAVRANIŞ KALIPLARI
Bilgi toplumu ve Tarım Toplumu
AB Perspektifi, alternatifsiz yegane çağdaş Uygarlık Projesi midir?
Ulusal Bağımsızlık; Cumhuriyetçilik, Devletçilik, Halkçılık, Laiklik,
Adalet duygusu, Sosyal Güvenlik, Hukuk Güvencesi
Dil, Din ve Fen; Kavram derinliği
Askeri güce dayana tarım toplumu AB ye girişe kesin engeldir.
Ulus devlet ile ümmet çelişkisi
Sosyal Bilimler Risk(Bilinemezlik) Yönetimi ve Güç kavramı
Tabiatta En az kuvvet prensibi ve orantılı dengeli güç kullanımı
Kendi kendini düzenleyip kontrol etme ve kararlılık prensibi
Bankacılık ve Sigorta Sistemi: Ödeyemeyeceği bilinenlere ölçüsüz kaynak ve spekülatif aktarılması ile finansal balonların oluşturulması
Kelebek Etkisi; Korku, Seks ve Para; diğer sapkınlıklarda ve suç oranlarında artış
Tüketim kalıpları: Hile odaklı, değer odaklı, parasal güç odaklı bireysel tüketim tercihleri ve davranış kalıpları
Say Kanunu: Gelir azalmasına rağmen Tüketimin kısılamaması
Toplumsal Bunalım ve Kurtarıcı arayışları
Sistemin temel taşıyıcı direklerinin yönetici şahıslardan bağımsız olması
Siyaset kurumunun finans sistemi üzerinde etkin olabilecek yaptırım gücünün olmaması
 
DEMOKRASİ  DOĞRUYU YANLIŞTAN AYIRDEDEBİLME KABİLİYETİ
Bana oy ver sana menfaat sağlayayım sistemi
Sosyal Farkındalık; azınlık ve çoğunluk arasındaki; en zayıf ile en kuvvetliler arasında dengeli güç dağılımı
Bireysel ve toplumsal öncelik ve hassasiyetlerin örtüşmesi
Üretmeden tüketmek
GÜVENİLİR VERİLERDEN TÜRETİLEN BİLGİLERLE DOĞRU KARARLAR ALMAK
Kalkınma Planları ve Finansman Öncelikleri
 
KAYNAK VERİMLİLİĞİ VE KAYNAK YÖNETİMİ PLANLAMASI
 
Önemli Projeler
F-16
GAP
Afşin Elbistan
 
DÜNYADA VE TÜRKİYE´DE DEĞİŞEN ARZ TALEP YAPISI
KAYNAK VERİMLİLİĞİ NİN ARTIRILARAK İŞSİZLİĞİN AZALTILMASI, YENİ İŞ SAHALARININ AÇILMASI
SERBEST REKABET KAVRAMI VE YÜKSEK TEKNOLOJİK SEVİYE( high-tech)
BİLİNEBİLİRLİK, ÖLÇÜLEBİLİRLİK VE NEDEN SONUÇ İLİŞKİSİ KAVRAM KESKİNLİĞİ PROBLEMİN TANIMI VE ÇÖZÜMÜ ( EXİSTENCE UNIQUENESS SOLUTIONS)
KRİZ ORTAMINDA ATIL KAPASİTELERİN DEVREYE SOKULMASI İLE GENÇLERE İŞ BULMA ŞANSI VE MESLEKİ GELECEK PERSPEKTİFLERİ SUNABİLMEK, GELİR DAĞILIMINI DEĞER ÜRETİMİNE GÖRE YENİDEN DÜZENLEMEK ( SYSTEM RELEVANCY & PRIORITIES IN RESOURCE PLANNING)
     TURBO DEĞİŞİM HIZI, ÇEVRE ENERJİ İKLİM İŞSİZLİK SERMAYE BİRİKİMİ
     YENİ EĞİLİMLER VE KAVRAMLAR   ( NEW TRENDS AND CONCEPTS)
     SAP’ Yi SAP YAPAN MUKAYESELİ ÜSTÜNLÜĞÜ ÖNEMLİ TEKNOLOJİK ÖZELLİĞİ NEDİR?
     FİNANS KRİZİ, KAYNAK VERİMLİLİĞİ OPTİMİZASYONU VE KARAR DESTEK SİSTEMLERİ
     SAP ERP BW BI SOA BOBJ NEDİR? VERİ KİRLİLİĞİ VE VERİ KALİTESİ NİN ÖNEMİ
     SAP ‘ NİN GELECEKTEKİ ÜRÜN STRATEJİSİ?
 
 
 DIŞ POLİTİKA, ULUSAL GÜVENLİK VE SAVUNMA STRATEJİSİ İLİŞKİLERİ
 
 
KÜRESEL EKONOMİK VE FİNANSAL YÖNETİLEBİLİRLİK
 
Küresel Yönetilebilirlik kavramı
 
KAYNAK YÖNETİMİ VE SOSYOEKONOMİK DEĞERLER SİSTEMİ
Çelişkiler, Hileler ve Gerçekler
Bilim Dünyası Ekonomi –Finans Dünyası ve Hükümetler
Güç Nedir? Başarı nedir? Dengeler, Değerler, Fiyatlar ve Oranlar
Ekonomik Fikirler, Teoriler , Bağımlılıklar ve Menfaatler
Gerçek Yönetim Problemi nedir? IWF IBRD WTOve WTO öncesi GATT…
Serbest Ticaret ve Rekabetle Büyüme
Koruma ve Küreselleşme
1980 lerde Latin Amerika Ülkelerinin Borçlanma Krizleri
1997/98 Asya Krizi
2001 Arjantin Krizi
 
 
FAİZ MEKANİZMASI İLE BORÇLANMA
REEL EKONOMİ VE FİNANSAL HİLELER
 
 
Önemli Referanslar:
 
 
1)Adam Smith AN INQUIRYINTO THE NATURE AND CAUSES OF THE
 WEALTH OF NATIONS; BY ADAM SMITH, LL.D.AND F.R.S. OF LONDON AND EDINBURGH, FORMERLY PROFESSOR OF MORAL PHILOSOPHY
IN THE UNIVERSITY OF GLASGOWIN FOUR VOLUMES EDINBURGH, 1776
 
 
2)Sylvio Gesell, The Natural Economic Order, May 1918, London
http://www.silvio-gesell.de/neo_index1.htm
http://www.youtube.com/watch?v=xcbiBSarpu0 <http://www.youtube.com/watch?v=xcbiBSarpu0&NR=1> &NR=1
http://www.youtube.com/watch?v=lakekNuDCTk <http://www.youtube.com/watch?v=lakekNuDCTk&NR=1> &NR=1
http://www.youtube.com/watch?v=Q4HtgSR0Rv8 <http://www.youtube.com/watch?v=Q4HtgSR0Rv8&NR=1> &NR=1
http://www.youtube.com/watch?v=HOPIW_9NH10 <http://www.youtube.com/watch?v=HOPIW_9NH10&NR=1> &NR=1
http://www.youtube.com/watch?v=2V2dgxGsSN4 <http://www.youtube.com/watch?v=2V2dgxGsSN4&feature=related> &feature=related
 
 
3)David Ricardo, On the Principles of Political Economy and Taxation, 1817
4)Karl Marx, Das Kapital
5)Alfred Marshall Principles of Economics
6)John Maynard Keynes, The General Theory of Employment, Interest and Money, 1936
7)Mehmet Erdaş Enerji Ekonomisi; Türkiye nin ve Geleceğin Problemlerinin Analizi, Doktora Tezi, 1982 Braunschweig
8)Paul Krugman,
 
 
 
 
 
 
 
 
KÜRESEL KAPİTALİZMİN 2008 YAPISAL VE DÖNGÜSEL KÜRESELLEŞME KRİZİNİN NEDEN_SONUÇ İLİŞKİLERİ VE ÖZET BİLANÇOSU
 
 
 
 
2008 Küreselleşme Krizinin ardından, 15 milyon işsiz, buharlaştırılarak el değiştiren 11 trilyon dolar zarar yine en alttaki savunmasız yoksul ülkelerce refinanse edilecektir.
 
İster bölgesel ister küresel olsun, tüm ekonomik ve finansal krizlerin en önemli sebebi üretim ve tüketim dengelerinin arz ve talep dengelerine dönüşümünün ve eşzamanlanmasının bozulması olup, bu da kapitalizmin dayandığı faiz mekanizmasının (artı değer hırsızlığının) ve faiz mekanizması sebebiyle piyasaların gittikçe tekelleşmesi, serbest rekabetin yok olması, bunun sonucu oluşan aşırı arz fazlası ve kar ençoklamasına(profit maximization) dayanan ve her türlü sosyal faydayı, çevre kirliliğini, kaynak verimliliği ve kaynak kullanım değerini, iklim değişikliğini, sosyal adaleti ve insanlık değerlerini, kutsal yaşam hakkını göz ardı eden yanlış kapasite planlaması ve bunun sonucunda kendiliğinden oluşan zamansız ve yüksek atıl üretim kapasiteleridir! Kapitalizmin yapısal ve döngüsel krizlerine tarihsel perspektifle bakıldığında, küresel ve bölgesel olarak hep sürekli ve ardışık olarak yaşanan küresel ve bölgesel güç ve karar merkezlerince kontrol altında tutulabilen enflasyon ve harpler takip etmiştir. Dünyada hiçbir şey tesadüfen olmamaktadır. Yaşanan tüm toplumsal olayların ardında, taktik ve stratejik hedefler hiyerarşisine dayanan, açık(basınve medya)ve kapalı(askeri siyasi ekonomik finansal bilgi akışı) istihbaratla beslenen management senaryoları, küresel siyasi ekonomik finansal askeri güçlerin hâkimiyetlerini kaybetmeme, sermaye birikimlerindeki artışı dünya enerji kaynaklarını uluslar arası hukuku ve evrensel insan haklarını hiçe saymak pahasına da olsa, güvenceye alarak bir yüzyıl daha sürekli kılabilmek kaygıları yatmaktadır.
 
MALİ DENGELER:
IMF tarafından yayınlanan istatistikler açıkca göstermektedir ki dünya ekonomisinde faize ve sürekli borçlanmaya dayanan ekonomik büyüme modeli ile işsizlik ve talep yetmezliği sonucunda ortaya çıkan atıl kapasite sorununu çözmek, yeni talep yaratmak mümkün değildir. Faiz mekanizması piyasaları tekelleşmeye götürerek serbest rekabeti ve ticareti ortadan kaldırmaktadır. Arz talep dengesine göre çalışması gereken fiyat mekanizması da işlememektedir.
 
Kapitalist sistemde, mal ve hizmetlerin arz sorunu istenildiği kadar üretim kapasitesi oluşturularak çözülebilmekte, ancak talep tarafı, üretilen mal ve hizmetlerin sosyal adalete dayanan dağıtımı, bölüşümü, paylaşımı ve işşizlik sorunu, sadece atık değerler olarak görüldüklerinden, piyasalarda tekelleşme olmakta, bunun sonucunda serbest rekabet ve ticaret daralmakta, ülkeler faiz döviz iç-dış borç ve enflasyon sarmalıyla koloni haline getirilmektedir. Bölgesel ve küresel krizler döngüsel olarak sık sık yapısal nedenlerle tekrarlanmaktadır. Kriz dönemlerinde tüm dünyadaki piyasa mekanizması arz talep dengelerinin çarkları senkronize olarak çalışamamaktadır.Kümülatif ölçeklerde,tüm dünya da fiyat (arz talep dengesi)mekanizması ve diğer üretim-tüketim dengelerinin, tüm piyasalarda senkronize çalışan çarklar olarak kümülatif arz ve talep dengelerine dönüşümü eşzamanlı olarak sağlanamamakta dır. Bu nedenle de ekonomi, finans sisteminden başlayarak, satış ve üretim çarkları dönmeyince, yatırımlar re-finanse edilememekte ve kapitalist ekonominin üretim, satış ve finans sistemi kontrolden çıkmakta, tüm dünyada telafisi mümkün olmayan büyük ölçekli spekülatif kayıplar, fakirleşme, enflasyon, bölgesel ve küresel harpler yaşanmaktadır.!
 
Müteşebbislerin ve tüm ekonomik aktörlerin sadece kar ençoklaması (kar maximizasyonu)peşinde hırsla koşmaları da kapitalizmin sistem krizi ni tetikleyen en önemli etkenlerdendir. Toplumsal sosyal fayda boyutunu yok sayan maliyet muhasebesi de krizilerin oluşmasında diğer önemli yapısal etkendir. Üretim yapan müteşebbis, tükettiği enerji kaynaklarının yenilenemez olduğunun, kullandığı emek ve sebep olduğu çevre kirliliğinin ve iklim değişikliğinin, tabiattaki entropi artışının, telafisi mümkün olmayan yeni dengesizliklere neden olduğunun bilincinde değildir. Tek düşündüğü karını en çoklamak, ikiye, hatta üçe beşe ona katlamaktır. Gelecek nesiller için fayda üretmek, daha yaşanabilir temiz bir çevre bırakmak, işsizliğe çare bulmak gibi kaygıları, ruhunu zenginleştirecek hedefleri yoktur. Sadece para kazanmak ve güçlü olmak hırsı hedefidir. Hırsı ve öfkesi, bilinçaltı kompleksleri, hiç farkına varamadığı bilinçaltı değerleri, onu aklının ve sağduyusunun önüne geçerek adeta gütmektedir. Güdülenleri, yani onun bilinçsizce, en geniş anlamda tabiatın çok hassas, kelebek etkisiyle önceden kurgulanmış ve bağıtlanmış dengelerini göz ardı ederek ürettiği mal ve hizmetleri talep edenleri buldukça, fiyat mekanizması çalışacak; müteşebbis ürettiği mal ve hizmeti satarak paraya çevirecek ve ona daha çok kazandıracak yeni mal ve hizmetleri üretecektir. Böylece sermaye birikimini, sermaye birikimi daha fazla olan rakipleri onu yok etmeyi piyasadan silmeyi hedeflemediği sürece, artırmaya ve piyasada var olmaya büyümeye devam edebilecektir.
 
 
Küresel Kriz emlak piyasasından başlamıştır. Finans piyasaları, borsacılar ve bankacılar, geri dönmeyeceğini bile bile, ellerinde tuttukları paranın yakan maliyetinden kaçabilmek için, mortgage kredileri adı altında işsizlere dahi 400.000-500.000 Dolarlık Kredileri başka hiçbir güvence (teminat) aramadan kullandırmışlardır. Bunların her birini de finans türevleri (Derivatives) adı altında, hayali olarak ve tekrar tekrar finans balonları haline getirip borç senetleri olarak tüm dünyadaki yatırımcılara, tasarruf sahiplerine bankalar eliyle yatırım fonları olarak pazarlamışlardır. Böylece emeği alın teri ile gelecekte gelir güvencesini sağlamak gayesi güden küçük tasarruf sahipleri güvenleri ve inançları kötüye kullanılarak aldatılmış ve kandırılmışlardır. Toplam 11 Trilyon Dolar tutarındaki dünya ekonomisinde adeta buharlaşan bu değer kaybı sonunda, aynen katma değer vergisini en son tüketicinin ödemesi gibi, yine en alt gelir grupları tarafından bir gün yine sisteme geri döndürülecektir. Bu da devletlerin borçlanmaya dayalı uluslar arası kapitalist finans ve maliye sisteminin ve aslında bir zaman otomatizması olarak kurgulanan faiz mekanizmasının temel ve tabii sonucu olacaktır. Faiz mekanizması ve faiz dinamosu, daima sermaye birikimi en fazla olan çok az sayıdaki fertlere, müteşebbislere, firmalara ve ekonomilere tüm dünyanın kaynaklarını, temel üretim girdilerini (sermaye, enerji, emek, teknolojik bilgi ve zaman) faizlerle (libor + spread) ve enerji fiyatlarıyla spekülatif motiflerle oynayarak, bölgesel harpler çıkarıp önceden hesaplanabilir ve kontrol edilebilir belirsizlikleri ve insan psikolojisini, korkularını reklam ve medya yoluyla kitleleri istediği yönde etkileyip, tüketim tercihlerini istenen şekilde yönlendirip zamanlayarak aktarmaktadır.
 
 
 
EMLAK PİYASASI, SERMAYE ENERJİ EMEK TEKNOLOJİ FiYATLARI NASIL OLUŞMAKTA, DEĞİŞMEKTE, ARTIP AZALMAKTADIR?
 
Kesinlikle ekonomi kitaplarında iddia edildiği gibi arz ve talebe göre oluşan gerçek fiyatlara göre değil, tamamen spekülatif olarak oluşturulup yayılan ve bilgisizliğe, bilgi eksikliğine dayanan hayali gölge fiyatlarıyla, piyasalara yön vermeleri önceden belirlenmiş, kararlaştırılmış, seçilmiş kurum ve kişilerin ratingleriyle oluşturulmaktadır.
 
 
 
Şu an da örneğin Berlin de ve İstanbul da o kadar çok boş konut var, ama fiyatlar hala belli seçkin semtler de arz ve talebe göre değişmemektedir. Acil satış ihtiyacında olmayan, yeterli sermaye birikimine sahip konut yapımcıları bekleyebilmekte ve kriz onları kesinlikle etkilememektedir. Hatta olası göreceli kayıplarını, daha sonraki ekonomik büyüme dönemlerinde fazlasıyla telafi edebilmektedirler. Kapitalist Ekonomi de sermaye büyüklüğü rakiplerinden çok daha fazla olanlar geçici arz talep dalgalanmalarından, krizlerden etkilenmezler; sadece karar değiştirir ertelerler ve riske girmezler; daha sonrası büyüme dönemlerinde büyük değer ve talep artışı olacağını hesapladıkları diğer sektörlerde kapasite oluşturmaya yönelirler.
 
 
 
Tabiatın teknolojisi ve bilgisi en mükemmel teknolojidir, en mükemmel mutlak ve kesin bilgidir; çünkü tabiatta kayıp ve atık sıfırlanmakta, sıfır kayıpla enerji dönüşümü yapılmaktadır; tabiatın var oluşundan beri var olup gelen, o sonsuz hafıza kapasitesi ve sonsuz gücü ve mükemmel birliği sayesinde, belirsizlik ve ihtimal hesaplarına hiç gerek kalmamaktadır.. Hâlbuki insanın ürettiği tüm fiziki sistem tasarımlarında kayıp ve atık, çevre kirliliği, kaynakların daha verimsiz kullanımı söz konusudur. Tabiat mutlak ve kesin bilgiyle(deterministic), insanoğlu ise ihtimal hesapları dâhilinde geleceği göreceli olarak(stochastic, probabilistic) bilebilme yeteneğine sahiptir. Mükemmel olan Tabiat, ya da Yaradan, insanı ancak eksik bilgi ve sınırlı hafıza kapasitesine sahip olarak yaratmıştır. Mutlak bilgiye sahip olmak için sonsuz hafıza kapasitesine, sonsuz güce ve enerjiye sahip olmak, âlemle ya da Tanrı ile Evrenle bir olmak, birliğe kavuşarak yok olmak (Tevhid) şarttır. Bu da insanın değil, ancak Peygamber diye bilinen insanların dahi çok kısa bir süre dayanabildikleri vahiy anlarında olabilir.
 
 
 
Bilgi ve Teknoloji, zaman idrakinin keskinliği neden güçtür?
 
 
 
Bilmek demek doğruyu yanlıştan ayırabilmek, anında doğru bilgiye dayanarak doğru veya isabetli karar vermek demektir. Bu içgüdüsel ve sezgisel (analoji yöntemiyle üretilen) bilgiyle veya objektif sayılara dayanan bilgiyle(tümdengelim-tümevarım yöntemi ile üretilen) de başarılabilir. Örneğin ev alacaksınız ve uygun fiyat konusunda karar vermek durumundasınız. Mülk sahibi veya Emlakçı size bir rakam söylemiş, eşiniz de evi beğenmiş se ne yaparsınız?
 
Yöntem 1: Komşularla diyaloga girip onların kaça aldıklarını ve ne zaman aldıklarını, kıyaslanabilir olup olmadığına bakarak kafanızda uygun bir eder kıyas değer, fiyat belirlersiniz. Doğru bilgilere değerlere varmak sizin şansınızla ve araştırıcı kişiliğiniz ve insan ilişkilerindeki başarınızla doğru orantılı, isabetli olacaktır.
 
Yöntem 2: O şehir ve semtteki tüm emlak değerlerini, istatistiklerini bankalardan ve ilgili kurumlardan satın alır, araştırır bulursunuz ve rakamlara, geçmiş değerleri geleceğe uzatarak (extrapolation yöntemleriyle) almayı düşündüğünüz evin eder kıyas değerini matematiksel olarak hesaplarsınız.
 
Her iki yöntem de de doğru veya yanlış, isabetli veya isabetsiz karar verme ihtimaliniz aynı kesinlikte ve doğrulukta olacaktır.
 
Alacağınız evin fiyatını ise kesin olarak kümülatif arz veya talep değil, sizin alma isteğiniz le satıcının satma isteği, alıcı ve satıcı nın kararlılığı, bilgisi ve bilgi eksikliği, teknolojik donanımı, sermaye birikimi, kaynak verimliliği ve finansman yöntemleri, zaman belirleyecektir.
 
 
 
 
 
Türkiye’de 35 yaşın altında işsizlik oranı yüzde 32. Olan oldu. 35 yaş altı nüfus en çok verim alınacak yaş grubudur. Bu yaş grubunda işsizliğin bu oranda olması, Türkiye’nin şu anda en büyük sorunudur.”
 
Tekrar edelim, Türkiye’de 35 yaş altı nüfusta işsizlik oranı yüzde 32 gibi korkunç bir seviyededir.Sadece bu cümle bile, Türkiye’nin siyasal kaderini de belirleyebilecek bir ifadedir. Bir ülkede 35 yaş altındaki çalışabilir nüfusun üçte biri işsizse, o ülkede sadece iktidar değil muhalefet de işini yapamıyor demektir. 35 yaş altı nüfusun yüzde 32’si işsizse o ülkede iktidarın da muhalefetin de bir gün bile koltuklarında kalamaması, tüm siyasi kadrolarının yenilenmesi gerekir.
 
Bankacılık sisteminde hata ve risk nedir?
 
Küresel Finans Krizi sonrası Türk Bankalarının Riski, Karlılığı ve Sermaye Yeterliliği:
Banka kârları coştu. Bankaların dışındaki bilançolarda yıkım yaşandı. 100 şirketin 83'ü 9 aylık bilançolarda kâr açıklasa da karlar yüzde 30 eridi. Banka kârları ise toplam 2 milyar dolar arttı
Bankacılık sektöründe, 2009'un ilk yarısı boyunca gerçekleşen kâr rekorları üçüncü çeyrekte yenilendi. Sadece iki bankanın (biri katılım bankası) kârlılığı geçen yılın ilk dokuz aylık dönemine göre geriledi. Geri kalan 12 bankada yüzde 100'ü aşan kâr artışları yaşandı. 14 bankanın toplam kâr rakamı 1.98 milyar dolar (2.95 milyar TL) artarken, sektörün kâr rekortmeni Garanti Bankası oldu.
 
Küresel krizin de etkisiyle talepte yaşanan daralma, sanayi şirketlerinin bilançosunda kendini hissetirirken, Merkez Bankası'nın hızlı faiz indirimi de banka karlarını zirveye taşıdı.
 
Risk tanımı, ölçümü, hesaplanabilirliği, yönetimi ve organizasyonu maksada göre farklılaşır. Örneğin bir bankanın karşılaşabileceği muhtemel piyasa-kredi ve işlevsel risklerinin tanımı ölçümü, bu riskleri karşılayabilmesi için asgari sermaye yükümlülüğü Basel II uzlaşısına göre BDDK kurumunca çıkarılan yönetmelikle belirlenmiştir. Ancak herhangi bir bankanın faaliyetlerinde karşı karşıya kalınan risklerin ölçülmesi, bu risklere karşılık özel risk yönetimi politikalarının oluşturulması, risklerin bankanın stratejik hedefleri doğrultusunda ve risk alma kapasitesi sınırları içinde kalmasını sağlayacak şekilde yönetilmesi, o bankanın risk yönetimi bölümünün görevidir.
Bankanın risk yönetimi organizasyonunun faaliyet gösterilen sektörel alanlarla ilgili riskleri tanımlaması, ölçmesi ve yönetmesi gerekir. Bu riskler özetle likidite riski, kredi riski, piyasa riski, faiz riski, operasyonel risk, hukuki risk, ün kaybı riski, sorumluluk riski ve özel sermaye riski… olabilir. Bir bankanın riskini doğru tanımlaması, nedenselliğini ölçmesi, izlemesi, denetimi, alınan risk karşılığında ulaşılan karlılık ve getirisini yönlendirmesi, varlıklarının değerini her dönem artırarak sürdürebilmesinin önkoşuludur. Bankacılık ve finansal işlemlerde risk ve değer değişim hızı hiçbir zaman sıfırlanamaz.
Mühendislik ve mimarlık da riski sıfırlamaktan ziyade, tasarım ve hesap hatalarını, bunun sonucu oluşacak enerji kayıplarını sıfırlamak için vardır. Tıp da insan ömrünü uzatmak için değil, acıları dindirmek, acıları azaltmak, hayatın kalitesini artırmak için vardır. Her şeyin, her sistemin varlığı ancak maksadıyla bir anlam kazanır. Her sistem nihayet ancak kendi tasarım amacına göre tanımlanıp belirlenir. Hedeflerinin ve varlık sebeplerinin soyutluk derecesine, etkinlik ve kapsama alanının genişliğine bağlı olarak, sistemler arası hiyerarşi de kendiliğinden tanımlanmış olmaktadır. Örneğin, müsbet bilimin de, dinin de maksadı nihayet hakikati ortaya çıkarmak, insanlar için fayda üretmektir; ancak bilgi üretmek için kullandıkları yöntemler birbirinden çok farklıdır. Müspet bilimler, çeşitli laboratuar, test, deney, gözlem, ölçme yöntemlerini kullanarak nedensellik esasına göre veri üretip, ortaya koyduğu iddiaların ispat yoluyla doğrulanmasına dayanır. Bilimin ortaya koyduğu iddia bilgi ve teoriler değişkendir; bir başka iddia bilgi, deney, tecrübe ve teori ile yanlışlanamadığı sürece(bkz. Karl Popper) geçerlidir. Din ise ispata değil de hisse, duyguya, inanmaya, Tanrıya güvenip varsaymaya, kutsal kitaplarda anlatılan ve varsayılan Tanrının mutlak varlığına ve birliğine dayanan ilahi hakikati kabullenmeye dayanır. Tanrının varlığı ve birliği ise hiçbir zaman bilimsel yöntemlerle ispat edilemez, ancak tebliğ eden peygamberlere mutlak inanılıp güvenilir; iman edilir.
Bilim ile din arasındaki bu temel yöntem farklılığını ve maksat birliğini açıkca ortaya koyduktan sonra, sistem teorisine göre, herhangi bir sistemin ispat kabiliyetine sahip olabilmesi için, kendisinden daha soyut, daha karmaşık, daha üst seviyede, daha kapsayıcı bir üst-sistemin varlığına muhtaç olduğu, Avusturyalı Mantıkçı Kurt Gödel tarafından 1938 de matematik gerçeklik olarak ispatlandığını da özellikle belirtelim. Ancak bundan sonradır ki matematiğin ve müsbet bilimin dışında dini inancı reddeden birçok matematikci yeniden dine yönelmiştir.
9 Kasım 1989 da Berlin duvarının yıkılması ile Komünizm yıkılmış; hür dünya da askeri teknolojilere ve silah sanayine ihtiyaç kalmamıştır. Daha önce bu sektöre harcanan trilyonlarca dolarlık finans kaynağını, küreselleşme ve faiz mekanizması sayesinde, tüm dünya milletlerine ödetebilmek ve enerji kaynaklarının kontrolünü de tamamen ele geçirmek maksadıyla, 2008 küresel finans krizi önceden planlanıp, öngörülerek senaryosu uygulanmıştır.
 
Yine 9 Kasım 1989 da Berlin duvarının yıkılması ve Komünizmin çökmesinden sonra, faizi kesinlikle yasaklayan İslam dini, 11 Eylül 2001 de yaşanan ve senaryosu da ancak Kapitalizm ve Siyonizm tarafından yazılıp tezgâhlanan muazzam terör olayı bahane edilerek, Kapitalizm ve Siyonizm’ e tek alternatif olabilecek İslam dini doğrudan tehdit sayılmış; tavizsiz ve teslimiyetle inanan Müslümanlar 11 Eylül saldırısı bahane edilerek terörist ilan edilmiştir. Böylece topraklarında S.Arabistan dan sonra en zengin ve kaliteli petrol yatakları bulunan Irak’ ın işgali ve körfez savaşı için uluslar arası uzlaşma ile zemin hazırlanmıştır.
 
İslam ülkelerinde, Müslümanlar için inanç hürriyetine, ancak kendi istedikleri çerçevede kaldığı sürece, kendilerine zarar vermediği ölçekte müsaade edilerek, içi boşaltılmış, özü alınmış yeni bir devlet İslamına, sözde yeni ve çağdaş, demokratik hafif islam şeklinde, faiz ve aldatma helal sayılmak koşuluyla müsaade edilmiştir. Bu uyduruk İslam anlayışıyla da din siyasete ticarete menfaate alet edilmiş, yeni sözde dindar zenginler, her mahallede bir milyoner türetilmiştir. Oy karşılığı erzak dağıtmak ve ramazan çadırlarında açları doyurmak, deniz fenerleri ile insanların yardımlaşma duygularını istismar etmek din sayılmıştır. Emperyalizm ve Siyonizm, nihayet kendine uygun, hafif denilen yeni bir dini, sadece kendi menfaatlerine uygun olan, özde değil de sözde din denilebilecek, uyduruk bir din anlayışını hakim kılmıştır. Bu yaşanan din artık Allah rızası için yaşanan din değildir; özü alınmış şeklen yaşanan sahte bir dindir. Ticaret, siyaset ve menfaatten oluşan siyonizmin şeytan üçgeni ile hristiyanların tarihe gömülmüş üçlük (Trinite) felsefesinin adı değiştirilmiş; yeniden ılımlı İslam olarak sunulmuştur.
 
Talep yetersizliğine karşı, talebi canlandırabilmek için insanları domuz gribi ve ölümle, tehditle korkutarak tüketime yöneltme, paralarını korkutarak harcatma, devlet garantisiyle yeni finansal balonlar ve uyduruk türevler icat edilerek gelişmiş ülkelere az gelişmiş ülkelerden kaynak transferine hızla devam edilmektedir.
 
Finans krizi de, domuz gribi gibi sadece bir bahanedir; önceden senaryosu yazılan, insanları Tanrı misali canları ve malları ile korkutarak sahnelenen, yeni bir kaynak transferi oyunudur. Önceleri Tanrı ile korkutulan insanlar, artık Finans jonglörlerinin türev oyunları ile korkutulmaktadır. Peygamberlerinin varisleri sayılan eski ruhban sınıfının yerini açıkca paraya ve güce, faize dayanan sömürü mekanizmasına hükmeden finans sektörü ve bankacılar almıştır. Politikacılar da para sahiplerinin, finans sektörünün, bankacıların kuklası olmuşlardır. Bunun en çarpıcı göstergesi ise, son yaşanan asrın finans krizinin hiçbir politikacı tarafından önceden öngörülememesi, önleyici hiçbir tedbirin alınamamasıdır. Yapılan sadece trilyonlarca dolarlık mali kaynağın, dünya ölçeğinde verilen devlet güvenceleri ile yeniden onu yok eden kanallara, bankacılık sistemine pompalanmış olmasıdır. Bir anlamda da, sahnelenen son küresel finans krizi ile boşa giden trilyonlarca dolarlık askeri teknolojilerin araştırma geliştirme harcamaları çaktırmadan borsa ve finans türev oyunları, finans balonları patlatılarak re-finanse edilmiştir. Kullanılamadığı için tamamen boşa giden nükleer silah sistemlerine ve askeri teknolojilerin araştırma geliştirmesine harcanmak suretiyle kaybedilen kaynaklar tüm dünya ekonomisine geri ödetilmiştir. Nihayet kullanılamayan bu nükleer ve askeri yüksek teknolojiler büyük ölçüde ya ileri sivil teknolojilere dönüştürülüp ticari hale getirilmiştir, ya da Irak harbi ile ucuza petrol kaynağı, dünya enerji kaynaklarının hâkimiyeti ve güvencesi sağlanarak geriye ödetilmiştir.
 
 
 
 
 
İnsanların en temel ihtiyaçları, Maslow un ihtiyaçlar piramidine göre yeme içme barınma dan sonra güvenlik ve estetik ihtiyaçlarıdır. Bireysel ve Toplumsal tehdit değerlendirmesinde de öncelikler aynıdır. Zenginleşmeden yapılan aşırı askeri harcamalar israftır. Önce eğitim ve sağlık yatırımlarına öncelik verilerek toplumdaki genel refah seviyesi artırıldıktan sonra askeri harcamaları zenginliği ve refah seviyesini korumak için en az düzeyde yapmak gerekir.
Türkiye de bütçenin üçte biri askeri harcamalara giderken, sürekli eskiyen verimsiz ve anlamsız silah sistemlerine büyük paralar harcanmaktadır.
Gençlere gelecek perspektifi en önemli öncelik olmalıdır. Gençlerinin üçtebiri işsiz olan toplum geleceğe güvenle bakamaz. Gençlerin eğitim öncelikleri; sağlık, hürriyet, akıl, ahlaklılık, adalet ve sağlıkli bir suçluluk ve sorumluluk duygusu ile dünya ile bütünleşmek olmalıdır. Yabancı dil öğrenmekve ileri teknoloji kullanmak bunun önşartıdır. Türkiye de devlet ve sivil toplum örgütleri, siyasi partilerin hak ve ödevleri, sorumlulukları, sosyal adalet ilkesine göre dengeli dağılıma sahip kılınmamıştır. Sosyal ve ekonomik tedbirler, tüm halk kesimlerine refahtan ve büyümeden adil pay almalarını sağlamaya yönelik olmalıdır. Teşvik mekanizması ekonomide sektörler arasında rasyonel kaynak dağılımını ve kaynak verimliliğini olumsuz etkilemektedir.
 
EKONOMİDE HERKESİ, HER FERDİ, AİLEYİ,SEKTÖRÜ, FİRMAYI VE TÜM EKONOMİYİ KAPSAYACAK ADİL, DENGELİ, ÖLÇÜLÜ VE MAKUL; HAKSIZ REKABETİ, KÖTÜYE KULLANILMAYI ÖNLEYEREK SERBEST REKABETİ VE KAYNAK VERİMLİLİĞİNİ, KAYNAK HARCAMA DENGESİNİ SAĞLAYACAK KALICI TÜM ÜLKE ÇAPINDA YAYGIN ADİL, ÖLÇÜLÜ TEŞVİK VE DENETİM SİSTEMİ KURULMALIDIR. KALICI KURUMSAL VE İŞLEVSEL ALTYAPI OLUŞTURULMALI, EKONOMİDE KIT KAYNAKLARIN ETKİN VE VERİMLİ KULLANIMI SAĞLANMALIDIR!
 Herkese, her sektöre serbest rekabet şansı sağlamak için uygulanabilecek ana girdilerde uygulanabilecek teşvik tedbirleri paketi:
1)Vergi oranlarının azaltılması
2)Enerji maliyetlerinin ve satış fiyatlarının dünya ile rekabet edebilecek seviyede aşağıya çekilmesi
3)Haberleşme fiyatlarının ucuzlatılması, dünya fiyatlarına çekilmesi
4)Faiz giderlerinin ve diğer finansman masraflarının, harç ve vergilerin azaltılması, dünya ile rekabet edebilecek düzeye çekilmesi  
 
5)Sürdürebilir kalıcı büyüme stratejisi ile sürekli kriz korkusundan, yarın ne olacak psikozundan kurtulmak; orta ve uzun vadeli stratejik hedefler hiyerarşisini oluşturmak ve uygulanabilir işlevsel hedefler kümesini türetmek
6)Geleceğe güvenle bakabilmek için ekonomi yönetimini IMF yerine Milli Bilgeler heyetine bırakmak
7)Ülke idaresini hür düşünen akıllı becerikli zeki hünerli iyi eğitim görmüş dünya ile bütünleşmiş profesyonel ehil ellere teslim etmek, bu maksatla seçim sistemini ve siyasal partiler kanunu, Anayasa nın engel kısıtlayıcı maddelerini değiştirmek, zayıf kesimlere de sosyal hukuk güvencesini, asgari yaşam kalitesini sağlamak
 
 
 
DÖVİZE SPEKÜLATİF HÜCUM NOKTASI VE TOPLAM OLASI DÖVİZ KAYBI NASIL HESAPLANIR?
 
 
 
Enerji ekonomisi, termik, hidrolik ve nükleer enerji ile birlikte yenilenebilir (rüzgar, bioenerji, güneş, termal…) enerji kaynaklarından dünya fiyatlarında elde edilen elektrik enerjisini talep(yüklenme eğrisi) durumuna göre kesintisiz ve güvenilir çalışan bir iletim ve dağıtım şebekesi kurarak tüketicilere sunabilmektir. Tüm ekonomik üretim faaliyetlerinin nihai hedefi tüketimdir.(Bkz. P.A. Samuelson, Foundations of Economic Analysis, New York, 1979, Shf. 16-57) 
Üretim ve tüketim, ancak güvenilir ve uygun fiyatlandırılmış enerji girdisi sağlanması ile mümkün olur. Güvenilir enerji sağlanmasıise günümüzde ancak dünya ekonomisi ile bütünleşmekle sağlanabilir. Dünya da fosil enerji kaynakları ( petrol ve doğal gaz) sınırlı olduğundan, yeni ve temiz, yenilenebilir (regeneative) enerji kaynaklarını kullanan çevreyi kirletmeyen teknolojilerin üretilipp kullanılması, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için mutlak zorunludur.. Enerji üretim ve tüketiminde, kaynak verimliliği, çevre kirliliği ve iklim değişikliği kısıtları, ekonomik büyümenin mutlaka temiz enerji kaynaklarına dayandırılmasını, çevreyi SOx NOx COx gazlarıyla en az kirleten standard yöntemlerle üretim ve tüketim yapılmasını gerektirmektedir.
Ekonomik gelişmişlik düzeyinin ölçülmesinde, eskiden kullanılan, demir -çelik aluminyum-çimento…gibi enerji yoğun üretim ve tüketim kalıpları, sanayi ürünleri değil, en az ve en temiz enerji kullanan, yüksek kaliteli dakik servis ve hizmete odaklanmış, yazılım teknolojilerine dayanan yüksek kaynak verimliği ile ekonomik üretim ve tüketim yapılması, çevre kirliliğinin önlenerek gelir düzeyinin artırılmasının sağlanması esas alınmaktadır. Orta ve uzun vadeli perspektifle,Türk ekonomisin de, dünya fiyatlarında güvenilir ve ucuz enerji sağlanması, otomasyon yöntemleriyle işgücü verimliliğinin, enerji- telekom ve finans sektörlerinde uzmanlaşmanın, istihdam başına gerekli yatırım tutarının, üretimde ki sermaye yoğunluğunun, kişi başına tasarruf ve tüketim eğilimlerinin artırılabilmesi, dünya ekonomisi ile kaynak üreterek sağlam kaynaklara dayanan istikrarlı büyüme stratejisi sayesinde, sağlıklı ve kalıcı bir rekabet kabiliyeti kazanarak bütünleşilebilmesi için en önemli olmazsa olmaz önşarttır. Halbuki son on yılda Türkiye de enerji üretim kapasitesinde olması gereken reel fiziki büyüme, kapasite artışı sağlanamamıştır. Enerji de dışa bağımlılık, %80 oranına yükselmiştir. Türkiye, ucuz döviz ve yüksek faize dayanan, süreksiz ve riskli bir ekonomik büyüme stratejisi izlerken küresel krize yakalanmıştır.
Dünya ekonomisinin sürüklendiği olağandışı şiddetteki 2008 küresel durgunluk ve finansal kriz ortamında, 2009-2014 yıllarında, Türkiye ye alışılmış yoğunlukta, yeni sıcak para ve sermaye girişi olamayacağı öngörülmeli, öncelikle .ekonomide mevcut kaynakların, eğitim yatırımlarıyla işgücü verimliliğinin ve hareketliliğinin artırılmasına,  dünya fiyatlarında güvenilir ve ucuz enerji sağlanmasına, geniş bantlı ucuz kaliteli haberleşme teknolojilerinin kullanılmasına, sağlam finansal altyapı nın, vergilerin ve faiz giderlerinin azaltılarak sağlıklı kaynak- harcama dengesinin kurulmasına yönlendirilmesi gerekmektedir.
 
Dünya ekonomisi hem arz hem de talep tarafında iki temel yapısal sistem sorunuyla karşıyadır. Bunlardan birincisi uygulanan faiz mekanizmasının tekelleşmeye yol açmasıdır. ( Bkz. Das Kapital, Karl Marx). İkincisi ise dünya ölçeğinde düşük tasarruf eğilimine ve yetersiz verimlilik artışına, bozuk gelir dağılımına rağmen, sermaye birikimi yetersiz olan az gelişmiş ülkelerde   reklam, kredi kartı ve diğer parasal teşviklerle yüksek tutulan tüketim eğilimi sonucu uygulanan açık finansman yöntemleri, yüksek faizle borçlanma politikalarına karşılık sermaye birikimi yeterli gelişmiş ülkelerde yaşanan talep yetersizliği, üretim kapasitesinin Çin ve Hindistan a kaydırılması,dünya piyasalarında bankacılık sistemi kanalıyla arzedilen kontrolsüz riskli spekülatif finansal türevler ve fiktif nakit fon akımları ile şişirilen balonların oluşması, Irak ve Afganistan işgalleri ve silahlanmaya yarışına ayrılan kaynaklardır.
 
 
 
 
 
GENOMİ VE EKONOMİ
 
 
 
 
 
 
Charles Darwin, ‘The Origin of Species’, Türlerin Başlangıcı kitabını yazmadan tüm dünyayı dolaşmış ve tek tek canlı türlerinin gelişimini ve zamanla değişimini fosillerini bularak, laboraturında toplayıp incelemiştir. Vardığı sonuç çok ilginçtir: Zamana, devre, değişime uyum gösteren en uygun tür yaşar; uyamayan türler yok olur. ‘Survival of the fittest’ tabiat kanunudur ve mutlak bilgi en ince detayda saklıdır. Tabiatta esnek mukabele stratejisi ve en ince detayda saklı sürekli denge esası geçerlidir.
Ekonomi ve finans dünyası da, gerçek güç dengelerini en ince detayda yansıtmayan para sistemi ile uzun süre yaşayamaz. Finansçılar,
HERŞEYİN FARKINDA OLMAK HERŞEYİ EN İNCE DETAYINA KADAR BİLMEK ,EN ÜST ZİRVEDE, EN SOYUT, EN KAPSAMLI, TEK HÜR VE BAĞIMSIZ HEP VAROLMAK, HİÇ YOK OLMAMAK,HERŞEYİ ÖNCEDEN BİLMEK, HERŞEYDEN HABERDAR OLMAK, her şeye hakim olmak isterler. Goldman Sachs ın Genel Müdür bu yüzden finansçıların Tanrının bugünkü gerçek elçileri olduğunu iddia etmektedir.
 
Finansal sektörün ekonominin motoru olan reel sektör şirketleri için önemi tartışılamaz. Bu iki kesim de birbirlerini destekleyen, besleyen oluşumlardır. Bu nedenle krize karşı alınacak tedbirlerin koordineli ve danışıklı olmasında büyük önem vardır. 2000 ve 2001 krizlerinden sonra finansal kesimde bazı yapısal ve ciddi boyutlu dönüşümler gerçekleştirilmiştir. BDDK’ nın kurulması, Bankacılık operasyonları, sermaye yapılarının güçlendirilmesi, açık pozisyonların takibi, Banka Bilgi Sistemlerinin ve Finansal İşlemlerinin bağımsız denetim ve risk odaklı denetimler ile tanışması, kurumsal yönetim yaklaşımının yaygınlaştırılması finansal kesimi ve özellikle de bankacılık sektörünü kuvvetlendirmiş, bankaların ve diğer finansal kurumların benzeri krizlere karşı dayanıklılığını ve taşıdıkları risklere ilişkin farkındalıklarını önemli oranda artırmıştır.
 
 
Buna karşı özel sektörde bu tür krizlere karşı bazı tedbirler almaya çalışmış, çevresel risklerin önemi anlaşılmış, “verimlilik” kavramı şirketlerin adeta can simidi gibi sarıldıkları bir unsur haline gelmiştir. Yaşanan bazı krizler sebebi ile, çeşitli dış risklerin ki buna makro ekonomik riskler de dahil, şirketlerin üretim kararlarından tutun, stok politikaları, pazarlama ve ihracat imkanları ile finansal yapıları üzerinde oynadığı rol açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Verimlilik kavramına ek olarak “inovasyon” ve “kurumsal yönetim” kavramları de ciddi boyutta tartışılır olmuştur. İnovasyon, yeni fikirlerin ticari bir yarara dönüştürülmesi sürecidir. Yani yaratıcılığın, ticari ustalıkla birleştirilmesidir. İnovasyon geleceği yaratmakla ve sürdürülebilir kârlı büyüme sağlamakla ilgilidir. Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği, kurumsal yönetim (yönetişim) kavramını şu şekilde tanımlanmaktadır: “Kurumsal Yönetim, bir şirketin, hak sahipleri ve kamuoyunun menfaatlerine zarar vermeyecek şekilde, mali kaynakları ve insan kaynaklarını kendine çekmesini, verimli çalışmasını ve bu sayede de hissedarları için uzun dönemde ekonomik kazanç yaratarak istikrar sağlamasını mümkün kılan kanun, yönetmelik ve gönüllü özel sektör uygulamaları bileşimidir”. Yani son dönemde karlılık üzerinde önemli bir vurgu yapılmaktadır. Karın basit ekonomik formülünün “gelirler – giderler” olduğunu biliyoruz. Bu halde 2001 krizi sonrası ortaya çıkan, sıklıkla tartışılan ve şirketlerimiz açısından hayatta kalmanın çözümleri olarak genel kabul gören inovasyon, verimlilik ve yönetişim kavramları, genel olarak, karı sağlama ve bunu istikrarlı hale getirme, yani sürdürülebilir, paydaşlara faydalı karlılık üzerine odaklanmaktadır. Bu amaç ile, topluma ve yasalara duyarlı, gelirlerini farklı, kaliteli ürün ve hizmetler ile maksimize eden, giderlerini yine en düşük olacak şekilde çeşitli yol ve yöntemler ile minimize eden şirketlerin hayatta kalması söz konusudur.
 
 
Ülkemizde şirketler kesiminin yani özel sektörün bu kavramların önemini anlamaya başladığı aşikardır. Bu üç kavramın bir önemi daha vardır. Bu kavramlar kriz öncesi olduğu kadar kriz sırasında ve sonrasında da şirketlerin sürdürülebilir karlılığına önemli katkı yapmaktadır. Bu halde bu kavramların şirket yönetiminde belki de en temel varsayımlar olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bu halde şirketler kriz öncesi, sırasında ve sonrası;
 
 
1) Mutlaka verimlilik ilkesine uygun faaliyet göstermeli
 
2) İnovasyon kavramını anlamalı, bu kavrama yönelik olarak ürün ve hizmetlerini farklılaştırma yoluna gitmeli
 
3)Kurumsal Yönetim anlayışı ve bunun gereği olan KY ilkelerini kabul ederek, bunları eksiksiz uygulamalıdırlar.
 
 
Şimdi bu üç koşulun nasıl sağlanabileceği, yani şirketlerde nasıl tesis edilebileceğine geçmeden, bu koşulların sağlanması halinde ne tür faydalar sağlayabileceğine göz atalım:
 
 
Ülkemizde şirketlerin ekonomik krizler sırasında şu 4 alanda ciddi sıkıntı çektikleri görülmektedir. Bu alanlar finansman, pazarlama, stok yönetimi ve stratejik yönetimdir. Tüm bu alanların da birbirleri ile ilişkili olduğunu söylemek hatalı olmayacaktır. Şöyle ki, kriz dönemlerinde yapılan stratejik planlama hataları şirketin kısa vadede krizi atlatsa bile orta vadede bünyesine zarar verebilmektedir. Kriz dönemlerinde likit kalınması gereken durumlarda yatırım yapmak, yatırım yapılması gereken durumlarda da likit kalmak şirketin finansman politikalarını da olumsuz yönde etkilemektedir. Finansal risklerin iyi yönetilememesi, piyasa risklerinin şirket bilançoları üzerine etkileri gerçekten ölümcül sonuçlar doğurabilmektedir. Örneğin dolarla ihracat yapan bir şirket, dolarla borçlandığı takdirde açık pozisyon riski taşımadığını düşünebilir, ancak farklı piyasa riskleri ile karşı karşıya olabilir. Şirket döviz kurlarındaki bir yükseliş ile ihracat hacmini arttırken, kurlardaki artış ile borçlanma maliyetleri de artmaktadır. Bu ikisi arasında dengeli bir durum olduğu varsayılsa bile, özellikle hammadde ve ara malı ithal eden, dışa bağımlı bir üretim yapısına sahip ise, ki ülkemiz genelde bu türde işletmeler ile doludur, kurlardaki artışın ithal maliyetlerini artırma ve şirketin bu fiyat artışlarını nihai ürün fiyatına yansıtma zorunluluğundan dolayı iç ve dış pazarda kayıplar yaşaması ihtimali yüksektir. Pazarlama alanında yaşanan tüm sıkıntılar ise şirketin nakit yapısına ve dolayısı ile de finansman politikasına etki edecektir. Kriz dönemlerinde biriken stoklar ve hatalı stok yönetim politikaları pek çok şirketin önemli zararlar etmelerine veya gereksiz düzeyde stoklar ile çalışmak durumunda kalmaları ve olması gerekenden daha az kar etmelerine yol açmaktadır.
 
 
Bu bağlamda inovasyon, verimlilik ve iyi kurumsal yönetim ürün ve hizmetlerin piyasa koşullarından veya çevresel risklerden (piyasa, rekabet, yasal düzenlemeler) “mümkün olduğunca” bağımsız hale getirilmesine imkan vermektedir. Bu ne demektir?
 
Verimlik bilindiği üzere, en genel anlatımıyla, üretim sürecine sokulan çeşitli faktörlerle (girdiler) bu sürecin sonunda elde edilen ürünler (çıktılar) arasındaki ilişkiyi ifade eder. Savurganlıktan uzak, kaynakları en iyi biçimde değerlendirerek üretmek demektir. Verimli işletmelerde;
 
 
- Stok yönetimleri sağlıklıdır. Krizlere asla gereğinden çok fazla stok ile yakalanmazlar. Yani stok maliyetleri optimaldir.
 
- Aynı üretimi daha az girdi ile yapar veya aynı girdi ile daha çok ürün elde ederler.
 
- İnsan kaynağı, teknoloji altyapısı ve üretim süreçleri maliyetleri düşürmek üzere optimize edilmiştir. Operasyonel giderler olabilecek en düşük düzeydedir.
 
- Özellikle kriz zamanlarında önemli maliyet avantajları sağlamaya ve bunların ürün veya hizmet fiyatına yansıması ile pazarı koruyup geliştirmeye imkan verir.
 
 
İnovasyon ise özellikle gelir tarafında önemli katkılar sağlayacak bir kavramdır. İnovasyon çeşitli şekil ve türlerde yapılabilmektedir. Piyasada bulunmayan yeni bir ürün veya hizmet geliştirmek, eski bir ürüne farklı bir kullanım ile yeni bir pazar yaratmak, yeni bir ürünü farklı bir kullanım ile eski bir pazarda satmak veya şirket içi operasyon ve süreçleri değiştirmek suretiyle verimlilik sağlamak gibi çeşitli şekillerde fayda sağlamaktadır. Pazar geliştirmekten çok, kurum çapında sergilenmesi gereken bir çabaya işaret eder. Gelir yaratmak kadar, giderleri düşürmeye yönelik adımları da içerir. Ekonomik krizler sırasında verimlilik sağlamak kadar hatta daha çok fayda sağlar. İnovasyon mevcut ürün ve hizmetlerin, şirket içi süreçlerin, örgütsel yapıların ve her zamanki klasik yaklaşımların farklılaştırılması ve bu farklılaştırmanın kar yaratması temeline dayanan bir kavramdır. İnovatif şirketler krizleri birer fırsat olarak görür ve bu krizlerde normal dönemlerin üzerinde büyüme sağlayabilir. İnovasyon, şirketlerin Pazar payları, ciroları, giderleri, nakit akışları ve bilançoları üzerinde olumlu katkılar yapar.
 
 
Kurumsal Yönetim ise en iyi şirket yönetimini ifade etmektedir. Etkileri verimlilik veya inovasyon kadar somut veya anlaşılır olmamasına rağmen, sağladığı faydalar onlardan daha az değildir. Sadece ekonomik kriz dönemlerinde değil hemen her dönemde şirketlerin ekonomik ve sosyal yönden kar sağlamalarına yardımcı olur. İyi kurumsal yönetim, tesis ettiği pek çok mekanizma kanalı ile kurum içi ve dışında pek çok alanda gelişme sağlanmasına imkan verir. Kurumsal yönetimin 4 önemli ilkesi olan “Adillik, Şeffaflık, Hesap verebilirlik ve Sorumluluk” kurumun tüm paydaşları ile olan ilişkileri ve kurumun faaliyetlerinde önemli bir rehberlik ve düzenleme getirmekte, bu sayede pek çok önemli yönetsel aracın kullanılması için dayanak oluşturmaktadır. Etkin risk yönetimi ve iç denetim mekanizmaları da bu bağlamda düşünülebilecek araçlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Kurumsal yönetim ilkeleri, yatırımcıların güveninin artırılması, sermaye maliyetinin düşürülmesi ve daha istikrarlı finansman kaynaklarının sağlanmasına yardımcı olmakta ve bu yönüyle finansman olanakları ve yatırım kararlarını etkilemektedir. Özellikle kriz dönemlerinde yukarıda bahsi geçen finansman sıkıntılarının giderilmesinde, yatırımcılar tarafından bir şirkete yatırım yapmaya karar verilmesi esnasında, önemli bir kriter olarak katkı sağlamaktadır. Yani, özellikle ekonomik krizler ile nakit döngüsü bozulan, önemli yatırım fırsatlarını sermaye eksikliği ile kaçırmak durumunda kalan şirketler, etkin bir kurumsal yönetim tesis ederek, stratejik yönetim ve finansman problemlerini çok daha kolay şekilde halledebilme imkanına sahiptirler. Gerek yurt dışı yatırımcılar, gerekse de yurt içi ve dışı yatırımcıların nazarında, büyüklüğü ve ölçeği ne olursa olsun, etkin kurumsal yönetim uygulamaları olan şirketlerin yatırım tercihlerinde öncelikleri olur. Yukarıdaki kurumsal yönetim ilkelerinin soyut kavramlar olmakla birlikte, belirli yönetsel araçlar yardımı ile somut şekilde uygulamaya alınması, şirketlerin sermaye maliyetlerine doğrudan etki edecektir.
 
Risk tanımlama ve yönetimi ancak kötü bir sonuçtan sonra başlatılır. Örneğin deprem riski olmadan bilinemez bir risktir. Geçmişte yaşadığımız çok büyük bir acıya rağmen bu konuda “reaktif” de olsa yeterli tedbirler hala alınamamıştır. Can kaybı, ormanlarımızın kaybı, her seferinde tekrarlanmaktadır. Sebebi ne olursa olsun (terör, ihmal, kürsel ısınma, suistimal, yolsuzluk, cahillik) tabii afet kayıpları risklerine karşı tedbir almamak kabul edilemez. Milli servet kaybının ötesinde, gelecek nesilleri çöl gibi bir ülkede yaşamak zorunda bırakmak, en azından itibar riski taşır. Proaktif riskin tanımı ve yönetimi kolay değildir.
2001 Ekonomik krizi, Türkiye’nin güçlü finansal yeterlilik ve risk kontrolleri konusundaki uygulamaların kamu yükümlülük yönetiminden yoksun olduğunu ortaya koymuş ve devlet bütçesine büyük, süresiz yükümlülüklerin doğrudan aktarılmasına neden olmuştur. Devlet, sözleşmeye bağlı yükümlülükleri ve dahili Hazine verilerinin kalitesi, Hazine Veri Sistemleri Projesi ve Kamu Finansal Yönetim Projesi sayesinde geçen on yıl içerisinde belirgin bir şekilde gelişmiş olmasına rağmen, bu gelişmeler, mali risk, kontrol ve risklerin hafifletilmesi konularında aynı seviyede gerçekleşmemiştir. Yeni çıkarılan ve mevcut kamu borç tahvilleri yeterince şeffaf ve stratejik risk değerlendirmesine uygun olmamıştır. Riskler doğru bir şekilde belirtilmemiş veya bunlar için yeterli karşılık sağlanmamıştır. Yükümlülük yönetimine ilişkin kurumlararası bütünlük parçalanmıştır. Hazine’nin farklı birimleri farklı borç sınıflarını yönetmektedir.
 
Kamu finans ve borç yönetim Kanunu, nakit riski hafifletme stratejisini yürürlüğe koymak için Türkiye Hazinesinin risk yönetiminden sorumlu kılmaktadır. Sonuç olarak nakit risk ölçümü ve risk yönetimi için yeni yöntemlerin geliştirilmesi ve sürekli işbaşı eğitime odaklanmayı gerektirmektedir. Bu eğitimler, Hazinenin riskleri değerlendirme, sürpriz piyasa şoklarına anında cevap verebilme ve sezgisel değişikliklere doğru tepki verebilme kabiliyetini de arttıracaktır.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
DEPRESYON EKONOMİSİNDE BANKALAR YENİDEN KREDİ VEREBİLECEK Mİ?KÜRESEL SİSTEM KRİZİ AŞILABİLECEK Mİ?
YARIN (BORSA DÖVİZ FAİZ ALTIN) NE OLACAK?
DÖVİZE SPEKÜLATİF HÜCUM NOKTASI VE OLASI DÖVİZ KAYBI MİKTARI NASIL HESAPLANIR?
DÜNYA ŞEBEKE EKONOMİSİ FİNANS KRİZİ VE FAİZ MEKANİZMASININ ANALİZİ,
 
 
 
 
OLAYLARI TARİHİ PERSPEKTİFLE ANALİTİK OLARAK ÇÖZÜMLEMEK; KALICI KURUMSAL ALTYAPI VE KRİZİ AŞACAK SÜREKLİ TEDBİRLER ÜRETEREK, MATEMATİK MODELLEME İLE TEDBİRLERİ ÖNCELİKLERE GÖRE ACİL UYGULAMA PAKETLERİNE EYLEM PLANLARINA DÖNÜŞTÜRMEK :
 
Dünya ekonomisi ve finans sistemi yeniden yapılandırılıyor. Türkiye de, bunlara bağlı olarak ekonomisi ve kurumsal yapısı ile yeniden yapılandırılıyor. Bu yapılanma Türkiye’nin kendi milli ihtiyaçlarına göre değil de , AB ve ABD merkezli uluslar arası dış güçlerin maksatlarına göre yapılmaktadır. Türkiye de yerleşik güç dengelerini yeniden yapılandırma süreci, buna karşı direnebilecek Muhsin Yazıcıoğlu gibi tecrübeli ve vatansever milliyetçi siyasetçileri, önceden planlanarak gerçekleştirilen helikopter ve trafik kazalarıyla, suikastlerle temizlenerek sinsice yürütülmektedir. Türk toplumu, yıllardır yaşadığı yapısal ekonomik ve finansal krizlerler sonucu fakirleştirilerek, yaratılan günlük geçim derdiyle uğraşmaktan, toplumsal direnme ve demokratik tepki reflekslerini neredeyse tamamen kaybetmiştir.
Kayıtsız ve muhtaç hale getirilen toplum, çağdaş devlet yapısına sahip çıkamaz hale gelmiştir.
 
 
 
Yasama, Yürütme, Yargı erki ve bağımsızlığı, iyice siyasallaştırılarak yok edilmiştir. Üniversite gençliği 12 Eylül den sonra tamamen tepkisiz hale gelmiştir. Güvenlikten sorumlu, asker,polis ve istihbarat lojman ve gelir kayırmalarıyla iyice ayrıştırılmıştır. Bütün kurumların birbirine karşı duyduğu kökten bir güvensizlik ve çatışma ortamı yaratılmıştır. Türkiye’de korkunç bir kurumlararası asker-sivil, inanan-inanmayan, laik olan-olmayan, şeklinde menfaat ve güç, nüfuz çekişmesi vardır. Türkiye de ki iç dağınıklık ve güç mücadelesi sonucunda sahipsizlik ve ülkenin dışardan yönetilmesine açık bir zaaf ortamı oluşturulmuştur. Ülkede bu kadar büyük bir başıboşluk ve dağınıklık varken, elbette herkes ne oluyor ne olacak diye sormaktadır?
 
Türkiye’deki insanların çoğunluğu dinlendiğine ve sürekli izlendiğine inanmaya başladı. Yargı kararlarına ve zabıtlara, yasal dinleme yetkisine sahip birimlerin dahi yasadışı dinlemeler yaptığı girmiştir. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) Kurumunun kuruluş kanunu 2005’te çıkarılmıştır. O dönemde Başbakan Yardımcısı olan Abdüllatif Şener’ e göre, TİB Kanunu Bakanlar Kurulu’nda dahi görüşülmeden kanun haline getirilmiştir; TİB’le ilgili tasarı hükümetten Meclis’e gitmemiştir ve hiçbir TBMM denetimi de bugüne kadar yapılamamıştır. Bu nasıl bir demokratik işleyiştir ki, Bakanlar Kurulunda hiç görüşülmeden hükümet adına Kanun teklifleri TBMM ye gönderilerek yasallaştırılmaktadır?
TİB, Jandarma, Emniyet ve MİT’in dinlemelerini de koordine eden, dinleyenleri de dinleyebilecek bir üst kurum olarak kurulmuştur. TİB Kuruluş kanununda, ’TİB Başkanını Başbakan atar; Kurumun denetimini de Başbakan istediği kişilere yaptırır’ denilmektedir. Türkiye hiç devlet geleneği olmayan bir ülke gibi Dışişleri Protokolü ve Kurumsal Devlet Denetimi geleneği dışına çıkarılmıştır. Nitekim daha sonra Anayasa Mahkemesi, TİB’in kuruluş kanununun Başkan ataması ve TİB Denetiminin Başbakanın istediği kişilere yaptıracağı ile ilgili keyfi hükümleri iptal etmiştir. Buna rağmen TİB Başkanı hala görevindedir ve TİB Kurulduğu 2005 yılından bugüne kadar hiçbir kurumsal denetim geçirmemiştir; çünkü Başbakan kurduğu bu önemli Kurumu denetleme ihtiyacını henüz hiç hissetmemiştir.
 
Türkiye de Siyasi Parti liderleri, delegeleri de kendileri belirlediğinden, siyasi partiler ve seçim kanunlarında belirlendiği gibi tam demokratik şekilde, kendi kongrelerince hür irade ile değiştirilemektedir. Bu da sistemi tıkamaktadır. Halk, bilinen muhalefet partilerinin başındaki liderlere güvenmediğinden, mevcut iktidara istemeye istemeye oyunu vermektedir.
 
Siyasi parti liderlerinin milletvekili seçilecekleri belirlemekte mutlak hâkimiyetleri de henüz kırılamamıştır. Siyasi partiler ve seçim kanunları demokratik hale getirilememiştir. Milletvekili dokunulmazlıkları, seçim beyannamelerinde hep söz verilmesine rağmen bir türlü kaldırılamamış, siyasetçi ve siyasetin finansmanı şeffaf, açık, halkı temsil edebilecek kadar berrak ve güvenilir hale getirilememiştir. Türk seçmeni siyasi partiler ve seçim kanunlarını ile siyasi partilerin lider hükümranlığı sonucunda dürüst, güvenilir ve paylaşımcı, iyi ahlaklı, iyi eğitilmiş hünerli insanları seçemeyip; mala-makama-paraya-gösterişe, kendi nefsine ve gururuna tapınan, bilgisiz, hünersiz, uzaktan kolayca kumanda edilebilecek evsafsız insanları parlamentoya seçmektedir. Böylece, giden geleni hep aratmaktadır. Türk seçmeni daima kötünün iyisini seçmeye nahkum edilmektedir. Siyasi iktidarlara, Türk Silahlı Kuvvetlerine, Adalet mekanizmasına ve millete sürekli karşılıklı izlenme ve dinlenme, takip edilme, dış güçler paranoyası hâkim olmuştur. Milletin kendine ve demokratik sisteme, ordusuna olan güveni ve sağduyusu bilinçli ve planlı olarak zamanla aşındırılmıştır. Gençlere geleceğe güven perspektifi sunacak, refah getirecek yeni enerji, eğitim ve sağlık altyapısı ve enerji üretecek santral yatırımları yapılarak, yeni iş imkânları, yeni bilgi işlem iletişim, ulaşım haberleşme teknolojileri sunulamamıştır. Parasal büyüme karın doyurup, işsizliği önleyebilir mi?
 
Türkiye de her yıl 400.000 boşanma olmaktadır. Nüfusu 72 Milyon olan Türkiye de ki dava dosyası sayısı, nüfusu 82 Milyon olan Almanya daki dava dosyası sayısının dört katına ulaşmıştır. Türkiye de en lüks binalar adalet sarayları olmasına rağmen, yargı bağımsızlığına, adalet mekanizmasına ve devlete olan güven temelinden sarsılmış; rüşvet ve siyasi kayırmacılık kural haline gelmiştir. Toplam 776.000 kilometrekare olan Türkiye Cumhuriyeti topraklarının, 2200 kilometrekaresi çeşitli amaçlarla yabancılara parayla satılmıştır. Ormanlar ve Hazine arazileri kapanın elinde kalmıştır.
 
Yeni bir dünya ekonomisi ve yeni finansal güç dengeleri, üçüncü dünya savaşına gerek kalmadan, ancak barış içinde yeni bir uluslar arası para birimi ve para sisteminde uzlaşılması ile mümkün olabilecektir. Dünya nufusu yeni doğumlarla 250 kişi/dakika artmakta; buna karşılık 107kişi/dakika ölümlerle azalmaktadır. Net Nüfus artışı 143 kişi/dakika olmaktadır. İşsizlik oranı ise dünya genelinde çalışan nüfusun %10 una ulaşmıştır.
Tarih hak çizgisidir. Tabiat, çevre ve iklim değişikliği ile aşırı enerji tüketimine ve dünyanın kaynaklarının sadece sermaye birikimini gerçekleştirmiş zengin Dolar/ Euro/Yen ülkelerine akışına dur demektedir. İnsanoğlu ya hırslarına ve hislerine, mutlak güç isteğine engel olacak, ya da tabii afetler sonucu yok olup gidecektir.
 
Siyasetçi ve hükümetler para sahiplerinin kuklasıdır. AB'nin dayattığı kurallar, ulus devletle küreselleşme ve ümmet çelişkisine Türk toplumu daha ne kadar dayanabilir? ABD’ nin Irak’ı ikinci işgali belki daha önceden planlanmıştı, ama Saddam petrolünü Euro ile değerlendireceğini açıklayınca, aniden yapıldı. Şimdi ABD Kuzey Irak tan çekilince, Kuzey Irak ta kurulan Kürt devletinin güvencesi için Türkiye deki dengeler zorlanıyor. AB’ye üyelik hedefi ile avutulan Türkiye, doğusundan ve güney doğusundan bölünme tehdidi ile karşı karşıyadır. Araplar la K.Irak taki Türkmenler bir olup Barzani’ nin Kürt devletini yaşatmazlar ve Irak kesinlikle bölünür. Bu tehdidi kullanarak Türkiye de Kürt açılımı politikası ve TSK nın yıpratılması senaryosu uygulanmaya başlandı. 2008 Finans krizinin etkilerine en fazla 2011 yılına kadar dayanabileceği varsayılan Türkiye, bilinçli ve planlı olarak sosyal, siyasal ekonomik, finansal ve askeri bir dönüşümle çözülme sürecine sokuldu.
Bugünlerde yaşanan gerginlik ve çatışma ortamının 2010 da daha da yoğunlaştırılması ve 2011 de Türkiye nin laik ve üniter devlet yapısının bozulması, etnik, dinsel ve bölgesel olarak Yugoslavya örneği gibi ayrıştırılması öngörülmektedir.
 
Türkiye de ki askeri ve sivil kurumlar arası gerginlik ortamı ve yaşananlar gizli güç mücadelesinin ilk alarm işaretleridir. Türkiye iradesi dışında biryerlere sürüklenmektedir. Siyasi iktidar, asker, polis, yargı başta olmak üzere, tüm devlet kurumları arasındaki gerilim, gizli bir güç çekişmesi ve iç hesaplaşmanın yaşandığını göstermektedir. Ateş olmayan yerden duman çıkar mı? Tüm karşılıklı suçlamalarda gerçek olan devlet organları arasındaki çatışmanın tehlikeli boyutlara ulaşmasıdır. Asker ve sivil tüm devlet kurumları arasında, kamuoyu önünde gizlenemeden yürütülen psikolojik (asimetrik) savaşın, fiziki çatışmaya dönüşme riskinin 2010 da artacağı; 2011 de ise ABD nin Irak’ tan çekilmesiyle de doğacak güç boşluğunda, kürt açılımı süreci denilen saatli bombanın patlatılacağı söylenebilir. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve TSK, 2011 de istese de istemese de Irak’ a girmek zorunda kalacaktır. Aksi halde ya Irak, ya da Türkiye bölünebilecektir. Araplar Türkmenler ve Kürtler, ABD askerlerinin 2011 den itibaren çekilmesinden sonra, Türkiye müdahale etmeden Irak’ ın üniter devlet yapısını koruyamaz, çatışır. Irak bölünürse Türkiye de bölünür.
 
2010
Sürdürebilir ekonomik büyüme %5-6, azalan işsizlik, enerji ve gıda fiyatları, döviz ve faizler, bütçe açığı
Dolar 1,6 Euro 2,20 TL değer kaybeder
Cari işlemler açığı 15 Milyar Dolar
İşsizlik %16
Kriz sonucu mali kesime doğrudan ve ucuz para teminat güvenceleri yollları ile kamu kaynakları aktarıldı.
 
Küresel dengesizlikler
Türkiye ve ABD parasal büyüme ve şişme sayesinde imkanlarının üzerinde kaynak tüketiyor; tüketimleri üretimlerinden hızlı artıyor ve taşınamaz oranda cari açıklar oluşuyor. Çin de ise tüketimin üretimden yavaş artışı dev dış fazlalara yol açıyordu.
Sermaye birikimini sağlamak, tüketimi kısıp üretimi artırmak, ithalatı azaltmak
Artan yatırımların yarattığı ek kapasitelere talebin nasıl ve ne zaman, nereden geleceği ?
Keynes in politikalarıyla mali krizin bir ekonomik krize dönüşmesi engellenemedi; işsizlik arttı Küresel sorunlara ancak küresel uzlaşma ile çözüm üretilebileceği
IMF ve Dünya Bankası gibi mevcut küresel kurumların küresel krizi önleyecek ve yönetecek bilgi, beceri ve yetkiye sahip olmadıkları anlaşıldı.
Değişime direnci kırmak
 
Devlet yabancılar ne derse ne isterse onu yapmaktadır.
Türkiye’de güvenilir veri üretimi, açıklık ve şeffaflık hiçbir zaman devletin öncelikleri arasında yer almadı. AB süreci sayesinde, IMF ve Dünya Bankası Projeleriyle Türkiye’ de sağlıklı veri üretilmeye başlandı.
 
zamanlama ve şans
 milli gelir analizi
 
 
 
Krizde en çok özel kesim makine-teçhizat yatırımları azaldı.
 
 
para politikası gerektiği kadar gevşetilmedi
 
sermaye teorisi ve gelir bölüşümü
yeni bilgi ve teknoloji üretmeden borsanın yükselmesi
Tüketici Güven Endeksi
1994 ve 2001’de büyük mali kriz yaşandı, bankalar battı, kur, faiz ve enflasyon patladı, vs. 2008 de bunlar olmadı ama ne oldu da Türk ekonomisi %13,4 küçüldü?
Stok değişimleri ve enflasyon
Kamu harcamaları artışı
Dış talep ve ihracat
Faizi borçla ödemek
 
Dubai World ve Nakteel. İlki ikincisinin sahibi. Nakteel palmiye biçimindeki ünlü yapay adaları kuran büyük bir gayrimenkul geliştirme şirketi. İnşaatları borçla yapıyor. Bittikten sonra binaları satıyor ve borcunu geri ödüyor.
Gayrimenkul işlerinin yüksek kârlılığı Türkiye’den biliniyor. Proje bittiğinde emlak talebi ve fiyatları ne olacak? Arz fazlası, ekonomik kriz vs. halinde binalar üreticinin elinde kalıyor.
borcun vade yapısı uzun vadeli olan şirket emlak piyasasının toparlanmasını bekleyebilir
 
Uzun vadeli projeyi kısa vadeli borçla finanse ediyor. emlak piyasasını vuran koşullar
 
Borcu çevirmek sadece anapara ödemesini geciktirmek değildir. Faiz için ek borçlanma gerekir. Kıyamet orada kopar. Nakit akımını iyi yönetemeyen kuruluş, bilançosu sağlam olsa bile iflas ihtimali ile karşı karşıya kalır.
 
 
 
TÜRK EKONOMİSİ VERİ ANALİZİ
 
Paul Krugman: “işi bilen, kendine güvenen sayı vermez analiz yapar”
 
Kaynak: HDT,DPT, TCMB, EPDK, BDDK, TÜİK Bültenleri
 
Halkın cebinden çıkan 100 TL’nin ortalama 28 TL’si gıdaya, 18 TL’si konut harcamalarına (kira-ısıtma-yakacak ve konut ile ilgili diğer harcamalara), 12 TL’si ulaştırmaya (dolmuş, benzin gibi harcamalara) gidiyor.
Gıda konut ısınma ulaşım harcamaları, toplam tüketim harcamalarının yüzde 60ı oranında
Tüketicinin parası yok
Tüketici fiyatlarındaki artışı (enflasyonu) iki faktör belirler. (1) Tüketicinin talebinin artışı veya daralışı. (2) Üretici fiyatları. (Ürünün maliyeti ve üreticinin kâr oranları).
Üreticinin sorunu ise talep yetersizliği. Üretici, ana girdi fiyatlarındaki artışı bile fiyata yansıtamıyor. Kâr oranlarını çekebildiği kadar aşağıya çekti.
Üreticinin malını alan yok
2009 yılına ait TÜFE ve ÜFE endeksleri gösteriyor ki,
-Ekonomi, krizin etkisinde büyük bir baskı altında. Bu baskı talep baskısı. 2010 yılına girerken talep baskısının devam etmesi
Tüketicinin durumuna üzülürken üreticinin ne durumda olduğunu da unutmamak gerekir. İmalat sanayiindeki üreticinin 2009 yılında fiyatları ortalama yüzde 0.58 aşağıya çekmeye mecbur kalması, üreticinin de durumunun pek iyi olmadığını ortaya koymaktadır.
Satın alma gücü paritesine göre gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) esas alındığında, Türk ekonomisi dünyanın 16. büyük ekonomisi sayılıyor.
Aynı kriterle, Avrupa’nın 6. büyük ekonomisi durumundayız. Avrupa’nın en büyüğü Almanya’nın 1/3’ü büyüklüğünde ekonomimiz var. İtalya bizden bir kat büyük.
Türkiye, nüfusun yaşı itibariyle Avrupa’da çok avantajlı durumda. Ülkelerin ortalaması alındığında Avrupa nüfusunun yüzde 16’sı genç grubunda iken, bizde bu oran yüzde 28. Ancak, bu karşılaştırmalı avantajımız 2050’ye kadar gittikçe azalacak.
2008 yılında kişi başına düşen milli gelirimiz 10.436 ABD Doları idi. Bu seviyenin, global kriz nedeniyle 2009’da 8.456 ABD Doları’na düştüğünü görüyoruz. Önümüzdeki 5 yıllık dönem içinde bu seviye yükselecek olsa da 2008 seviyesini bulamayacak.
TÜİK’in yaptığı araştırmalara göre, GSYH’mizin büyümesine en çok özel sektör tüketim ve yatırım harcamaları katkı yapıyor. Bu nedenle, özel sektörümüzü mutlaka büyütmemiz gerekiyor. Bu da kredi hacminin büyütülmesinden geçiyor.
- Şimdiki hükümetle birlikte, istihdamın sektörel dağılımı değişti. Tarım kesimi, istihdamın yüzde 34.9’unu sağlarken, şimdi 23.7’sini sağlar oldu. Buna karşılık 2002-2008 sonu arasında inşaat sektörünün payı yüzde 4.5’ten yüzde 5.9’a çıktı. Hizmet sektörünün payında da yüzde 7.4’lük bir artış var. Türkiye, süratle hizmet yoğun bir ekonomiye doğru gidiyor.
- Ülkemizdeki en kötü ekonomik veri yüzde 13.4’e çıkan işsizlik oranı. Bu oran, 2007’de yüzde 9.9’a kadar düşmüştü.
- Ancak, enflasyon konusunda başarı kazanıldı. Yıllardan sonra geçtiğimiz yıl, enflasyon tek haneli rakama indi ve yüzde 6.5 oldu. 2010 yılında, enerji, metal ve gıda fiyatlarının yükselme eğilimine gireceği, tüm ülkelerdeki enflasyon seviyelerinde yükselmeye başlayacağı anlaşılıyor.
- 9 yıllık dönemde Türkiye, ihracatta büyük bir atılım yaptı. Ülkemizin ihracatı, ortalama yıllık yüzde 13.9 büyüyerek, bu konuda dünya rekoruna yaklaştı. Dünyada, ortalama ihracat büyümesi bu dönemde yüzde 5.6 idi.
- Geçen yıldan önceki son 3 yılda, ortalama 20 milyar dolar civarında yıllık doğrudan yabancı sermaye girişi oldu. 2009 yılında bu seviye 9 milyar dolar civarındaydı.   2010 yılında yabancı sermaye girişinin yeniden artması beklenir.
- Bütçe açığımız 2006’da GSYH’nin yüzde 0.6’sına kadar inmişti. Sonraki yıllarda biraz yükseldi. Bu yıl ekonomimizin karşılaşabileceği sıkıntılardan biri bütçe açığının artışı olabilecek. Bu konuda alınan “varlık beyanı” gibi tek sefer-lik tedbirler de bir şey; ama, kalıcı tedbir şart.
- Gelir ve kâr üzerinden alınan vergiler çok düşük. Bu vergilerin GSYH’ye oranı OECD’de yüzde 13 iken, bizde yüzde 56. Yani, bizim gelir ve kâr üzerinden alınan vergileri yükseltmemiz gerekiyor.
- Maalesef, Hazine yerel yönetimlerin ve KİT’lerin borçlarına artan oranda garanti veriyor. Geçtiğimiz yıl, bu borçların yüzde 29’unu Hazine ödemek zorunda kaldı. Halen de, Hazine’nin 9 milyar TL’lik vadesi geçmiş ve tahsil edilememiş alacağı var. Muhtemelen bunlar da karşılanacak.
- Türkiye’nin dış borçları 268.6 milyar dolar. Bunun 177 milyar doları özel sektöre ait. Borç stokunun GSYH’ye oranı yüzde 37.5 seviyesinde. Dış borç stokuna ek olarak bir de iç borç stokumuz var. İç borç, 305 milyar liraya dayanmış vaziyette. Ancak, ortalama vadesi 35.5 ay ve yurtdışında yerleşiklerin iç borç stokundaki payı sadece yüzde 8.9.
 
YÖNETİM BİLİŞİM SORUNU
Ölçülebilirlik ve Hayal Gücü
Önce İsim, sonra Cisim; Matematik ve Dil de Kavram derinliği
Üniversitelerde, Kurumsal Kaynak Yönetimi Planlaması, İş Zekası ve İş İstihbaratının temel yöntem ve kavramları, kaynaktan hedeflere veri ve bilgi akışının şematik olarak işleyişi, şartname ve projelendirme, modelleme, farklı veri kaynaklarından karar destek süreçlerine veri aktarımı ve yüklenmesi, sorgulama ve raporlama sistemleri uygulamaya yönelik olarak anlatılmalıdır.
 
Hazır sektörel uygulama programları, kar ve satış miktarı, ciro gibi hedef büyüklüklerin, işletmelerin organizasyon yapısı, insan kaynakları, satış kanalları ve müşteri bilgileri kullanılarak nasıl boyutlandırılacağı, nesnel mimari yapısı ve bilgi akışı, istenen rapor derinliğine ulaşmak için veri modellenmesi safhasında nelere dikkat edilmesi gerektiği gençlere öğretilmelidir.
 
Nedensellik, Ölçülebilirlik; Sebep Sonuç İlişkileri
Eğitim Öncelikleri; Hürriyet, Akıl, Adalet ve sağlıkli bir suçluluk ve sorumluluk duygusu ile dünya ile bütünleşmek
Yabancı dil ve Teknoloji kullanmak ve üretmek
Hak ve Sorumluluk
Suç ve Ceza
Sosyal Güvence
Hukuk Güvencesi
İnsan Hakları
 
 
EKONOMİDE HERKESİ, HER FERDİ, AİLEYİ,SEKTÖRÜ, FİRMAYI VE TÜM EKONOMİYİ KAPSAYACAK ADİL, DENGELİ, ÖLÇÜLÜ VE MAKUL; HAKSIZ REKABETİ, KÖTÜYE KULLANILMAYI ÖNLEYEREK SERBEST REKABETİ VE KAYNAK VERİMLİLİĞİNİ, KAYNAK HARCAMA DENGESİNİ SAĞLAYACAK KALICI TÜM ÜLKE ÇAPINDA YAYGIN ADİL, ÖLÇÜLÜ TEŞVİK VE DENETİM SİSTEMİ KURULMALIDIR!
 
 
KALICI KURUMSAL VE İŞLEVSEL ALTYAPI OLUŞTURULMALI, EKONOMİDE KIT KAYNAKLARIN ETKİN VE VERİMLİ KULLANIMI SAĞLANMALIDIR!
 Herkese, her sektöre serbest rekabet şansı sağlamak için uygulanabilecek ana girdilerde uygulanabilecek teşvik tedbirleri paketi:
1)Vergi oranlarının azaltılması
2)Enerji maliyetlerinin ve satış fiyatlarının dünya ile rekabet edebilecek seviyede aşağıya çekilmesi
3)Haberleşme fiyatlarının ucuzlatılması, dünya fiyatlarına çekilmesi
4)Faiz giderlerinin ve diğer finansman masraflarının, harç ve vergilerin azaltılması, dünya ile rekabet edebilecek düzeye çekilmesi  
 
 
5)Sürdürebilir kalıcı büyüme stratejisi ile sürekli kriz korkusundan, yarın ne olacak psikozundan kurtulmak; orta ve uzun vadeli stratejik hedefler hiyerarşisini oluşturmak ve uygulanabilir işlevsel hedefler kümesini türetmek
6)Geleceğe güvenle bakabilmek için ekonomi yönetimini IMF yerine Milli Bilgeler heyetine bırakmak
7)Ülke idaresini hür düşünen akıllı becerikli zeki hünerli iyi eğitim görmüş dünya ile bütünleşmiş profesyonel ehil ellere teslim etmek, bu maksatla seçim sistemini ve siyasal partiler kanunu, Anayasa nın engel kısıtlayıcı maddelerini değiştirmek, zayıf kesimlere de sosyal hukuk güvencesini, asgari yaşam kalitesini sağlamak
 
 
 
DÖVİZE SPEKÜLATİF HÜCUM NOKTASI VE TOPLAM OLASI DÖVİZ KAYBI NASIL HESAPLANIR?
 
 
Türkiye de, 1994 ve 2001 krizleri kısa vadeli para ve sermaye hareketleri kullanılarak siyasi amaçlarla işbaşındaki hükümetleri devirmek maksadıyla çıkarılmıştır.
 
Yıllardan beri, Türk ekonomisinden batı ekonomilerine ,yüksek faiz oranları, yüksek döviz kurları ve yüksek enerji fiyatları kullanılarak milyarlarca dolarlık kaynak transferi yapılmıştır. İthalat ve ihracatın döviz kuruna duyarlılığının ölçülmesinde Hazine ve Merkez Bankası tarafından “kurun esneklik eğrisi” çalışması yapılır.  2001 den beri uygulanan “yüksek faiz, düşük kur” politikası da yanlıştır.Merkez Bankası, ithalatın kur ile değişimini gösteren bir araştırma yaptı. Merkez Bankası’nın araştırması, etkilenme oranı bakımından  toplam ithalat ve ihracatta çok önemli payı olan Makine-Teçhizat ve Hammadde-Malzeme ithalatını irdelemektedir. Buna göre ithalat daha çok yurt içinde üretilemeyen mal ve hizmetlerin ikamesi amacıyla yapılmaktadır. Döviz kuruna duyarlılık ise toplamda %20 oranını geçmemektedir. Ucuza temin, kalite ve finans kolaylığı da döviz kuruyla birlikte, ithalatta diğer önemli belirleyici faktörler olmaktadır.
 
Türkiye de ekonominin büyümesi neden durdu? Neden Türkiye küresel kriz bizi teğet geçecek denilirken krizden en çok Türk ekonomisi etkilendi, ihracat patlayacakken tersi oldu ve işsizlik patladı.Neden millet IMF ile büyümenin tekrar başlayacağını sanıyor?
Adı üstünde küresel kriz talep yetersizliğinden ve atıl kapasiteden yani dünya daki gelir dağılımı bozukluğundan, piyasaların bankalar başta olmak üzere tekelleşmesinden kaynaklandı.
Ekonomiye para girmesi değil, bu paranın doğru ellere gitmesi ve talebin artması önemli değil mi? Uluslar arası piyasalarda para bolluğu var, arz bolluğu var, ama talep yok. Talep para ile satın alınabilir mi? Alt gelir gruplarına sosyal gelir transferlerini artırırsanız talep artışı sağlarsınız. Halbuki Almanya bunun tersini yaparak HartzIV kanunları ile halkın talebini azalttı.
Türkiye de ekonomik krizler hep “döviz” bitince çıkardı, çünkü Cumhuriyet hükümetleri Paranın değerinin kanunla korunabileceğini sanıyorlardı. Paranın değeri üretim kapasitesi ve arz talep dengesinin iç ve dış talep ile birlikte sağlanmasıyla korunur. Hem karşılığı olmayan para basacaksınız, hem de kanunla paranızın değerini korumaya kalkacaksınız. Hem gaz hem de fren pedalına aynı anda basılır mı? Türkiye de hep talep olduğu halde, dövizsizlikten yatırım ve üretim yapılamaz, arz talebi karşılamazdı. Bunun sonucunda döviz darlığı ekonomik ve mali krizi tetiklerdi. Sadece dövizle ekonomik dengeler sağlanamaz. Dövizle tasarruf ve dövize hücum, Türkiye de vatandaşların kendi ülkesine ve devletine, kendi ekonomisine güvenlerini iyice kaybettiklerininm ifadesidir. Döviz bir anda ekonomi de duran çarkları çalıştırmaz, ithalatı artırır.
Yabancılar Türkiye ye daha çok mal satabilmek ve daha çok borçlandırarak faiz almak ve dediğini, istediğini yaptırmak, siyasi baskı uygulamak için dövizle borç vermektedir. Borçlanılan döviz en çok 6 ay sonra, yanlış satın alma ihaleleriyle tekrar yurt dışına dönmekte, Türk ekonomisinde dolaşmamaktadır.
Ekonomi de kalite bilinci, kaynak değeri ve verimliliği, dışsatım kapasitesi gelişmedikçe daima yüksek faizle döviz bulunarak borçlanılır. Dökme taşıma değ,rmen döner mi? Kendisi döviz kazanmayan ülke de firma da sürekli dövizle borçlanırsa bir gün iflas eder, batar.
 
24 Şubat 2010 tarihli Milliyet Gazetesinde Güngör Uras’ ın yazdıkları aynen doğrudur: ‘ Bu defaki kriz milli kriz değil. Küresel kriz: Bu kriz döviz yokluğundan, arzın talebi karşılayamamasından çıkmadı. Tersine talep daralmasından çıktı. Yatırım ve üretim için yeterli döviz var. Hem de ucuz döviz var. Ama içeride ve dışarıda talep olmadığından yatırım ve üretim yapmak isteyenler yapamıyor. Mevcut kapasitelerini kullanamıyor. Bu kriz yatırımcıya ve üreticiye döviz dağıtmakla, para, kredi vermekle çözülemez. Bu kriz ancak talebin canlanmasıyla çözülür. Talep ise insanların gelirleri artınca, insanlar para harcamaya başlayınca çözülür. Şimdilerde döviz var, talep yok
Ekonominin canlanması için, üretim ve istihdam artışının başlaması için üreticinin paraya ihtiyacı yok. Onların cebine tüm IMF dövizi konulsa ekonomide büyüme başlayamaz. IMF parası ile ekonomiyi harekete geçirmenin tek bir yolu vardır. IMF parası tüketicinin cebine konulur. Tüketici bu parayı harcar. Talep canlanır. Talep canlanınca yatırım, üretim artar. Bu da olacak bir şey değildir. ‘
 
Ekonomide tasarruflara dayanan büyüme sağlıklı ve kalıcı büyümedir. Borçlanmayla büyüme ise borç verenler adına ödünç ve geçici aldatıcı büyümedir. Faiz dışı fazla gibi komik kavramlar da bunu ifade etmektedir.
Dövizle borçlanma dövizi ucuzlatır, ithalatı patlatır, işsizliği artırır ve üretimi azaltıp ekonomiyi daha da küçülterek yeniden krize sokar. Tüm dünya da nedense aynı hata yapılmaktadır. Düünyadaki para fon akımlarını iyi yönetemeyen bankalara, aynı kanallardan para pompalanmaktadır. Bu yaklaşım tamamen yanlıştır. Sonuçta Bankalar ellerinde toplanan parayı satacak müşteri bulamadıklarından yeniden batacaklardır. Böylece küresel kriz sadece aldatıcı olarak ertelenmiş olacak, ancak kesinlikle çözülmüş olmayacaktır. Hayat ve tabiat, kesinlikle klasik ekonomi kitaplarında yazıldığı gibi işlememektedir. Adeta din kitabı haline getirilen ekonomi kitapları yanlış varsayımlara dayandırılmaktadır. Tabiatta sonsuz büyüme yerine sürekli değişim ve denge kavramı vardır ; değişim en ince detayda saklanan ve kimsenin akledemeyeceği bir ayrıntı ile tetiklenir. Bu ayrıntıyı hesaplabilmek, önceden kestirebilmek için sonsuz hafıza kapasitesine sahip karar destek sistemleri ile tüm ihtimallerin soyut senaryolar halinde canlandırılarak test edilmeleri gerekir. Bu da mümkün değildir.
 
Nasıl ki deprem de, ürken bir canlı tüm sürüyü önceden içgüdüsüyle sezip uyarır ve tüm sürüyü kurtarırsa , ekonomi de de iyi bir ekonomi yönetimi tüm ülkeyi kuratarabilir. Küresel kriz adeta bir depremdir. Aniden milyarlarca dolar yok edilmiştir. Bu yokluk arz talep dengesini tamamen bozmuştur. Dünya ekonomisinin arz artışına,paraya değil, talep artışına, gelir dağılımının düzeltilmesine, faiz mekanizmasının dışına çıkılmasına, ya da yeni sosyal transferlerle dengelenmesine, işsizliğin önlenmesine ihtiyacı vardır. 

Aşağıda ki grafikle anlatılmak istenen, piyasalarda yaşanabilecek bir deprem sonrasında oluşacak döviz değerinin doğrusal artışıyla birlikte, dövize spekülatif hücum dalgasının sonucunda , nasıl büyük bir döviz kaybının yaşanacağıdır. Türkiye de üretim yapısı ve gelir dağılımı bozukluğundan ekonomide her şey her şey dövize endekslenmektedir. Bu en büyük yanlıştır, sömürge ülkesi olmak demektir. Asıl mesele adil gelir dağılımı ile üretim ve tüketimi kalıcı olarak dengede tutmaktır. Bütçe açıklarına ve dövizle borçlanmaya son vermek, tasarruflarla yatırım yaparak ihracatı artırmak önemlidir. Bu da fert düzeyinde eğitim ve bilgi birikimi artışına, know how artışına, ihracat kabiliyeti olan kaliteli yeni marka ve patentlerin geliştirilmesine araştırma ve geliştirme laboratuarlarının kurulmasına bağlıdır.
BANKALARDA DENETİM ve İÇ KONTROL YAPISI EKSİKLİĞİNİN SONUCU: FİNANSAL KRİZ
 
 
Ekonomik krizin başlangıcı olan finansal kriz bankacılık sektöründen kaynaklanmıştır. Bu finansal krizin en önemli sebebi de yıllardır sektörde süregelen denetim eksikliği ve bankalardaki iç kontrol yapılarının zayıf oluşudur.
Bankacılıkta denetim ve gözetimin yetersizliği bankaları aşırı risk almaya teşvik etmekte, düzgün işlemeyen mevduat sigortası sistemi banka sahiplerini grup içi kredileri ve vade uyumsuzlukları böyle bir ortamda kabul edilmez boyutlara ulaşmakta ve
batmasına göz yumulmayacak kadar büyük ( too big to fail) kuruluşların oluşmasına engel olunması gerektiğini, denetim ve gözetim birimlerinin bağımsız çalışmaları ve gereken kaynak ve yetkilerin aktarılması gerektiğini
 Merkez Bankası döviz rezervlerinin pek öyle aşırı güven verecek bir faktör olmadığı, çünkü Kore örneğinde görüldüğü gibi, bir kez finansal sistem çöker ya da zayıflık gösterirse hiç bir rezervin bu çöküşü durduramadığını, üstelik bu yöntemin maliyetinin de çok yüksek olduğu görülmüştür.
 
BANKACILIĞIN ALTIN KURALI:
 
Bankalar, kanunlar gereği, borç verme riskleri oranında özsermayelerinden karşılık ayırırlar. Bankalar tasarruf sahiplerinin vade yapılarına ve faiz oranlarına göre, mevduata masraf ve risk primi ekleyerek isteyenlere borç verip kredi kullandırırlar.
Kredi alanlar daha uzun vade ile borçlanmak isterlerken, tasarruf sahipleri daha kısa sürelerde bankalara paralarını yatırmak isterler. Gelecek riskleri vade süresi ile orantılıdır. Eğer bankalar, tasarruf sahiplerinden aldıkları kısa süreli borçlara karşılık, uzun vadeli borç verip kredi kullandırırlarsa vade uyuşmazlığı riskine girerler. Yüksek faizli mevduatla düşük faizli kredi verirlerse basit faiz riskine girerler. Döviz cinsinden kredi verip, yerli para ile mevduat toplarlarsa döviz ve kur riskine girerler. Ayrıca Bankaların kredi anlaşmalarından ve çalışanşların kusurlarından doğan işletme riskleri vardır. Uzun vadeli kredilerin, yine uzun vadeli tasarruflarla refinanse edilmesi zorunluluğuna, bankacılığın altın kuralı denir.
 
Örneğin, Almanya da 1923 de öngörülmeyen bir hiperenflasyon yaşandı ve Alman bankaları özsermayelerinin ve yabancı sermayelerinin üçte ikisini kaybettiler. İç piyasada Bankalara olan güven azalınca, kimse faizler yüksek de olsa parasını uzun vadeli olarak bankalara yatırmak istememekteydi. Bunun üzerine Berlin Bankaları, uzun vadeli kredi kaynaklarını, dış piyasalardan sağladıkları kısa vadeli kredilerle ya da Merkez Bankasına borçlanarak (Reichsbank) refinanse ettiler. Bunun sonucunda, Bankalara para kullandırınca ayırmak zorunda olduğu kanuni döviz karşılıkları yüzünden Reichsbank ın döviz reservleri önemli ölçüde azaldı.
Uzun vadeli yatırımların kısa vadeli ve döviz cinsinden kur riski ile borçlanılarak finanse edildiği, 1923 lerdeki gibi enflasyonist ortamlarda, banka yönetimlerince öngörülemeyen vade uyumsuzlukları ve kur riskleri ile likidite tuzağına düşülebilir. Burada tek çare sağlam kaynaklar bularak ya da devlet desteğiyle özkaynakları artırmaktır.
 
 
Almanya da, Josef Ackermann (Deutsche Bank Genel Müdürü ) ayda 1.165.000.00 Euro kazanmaktadır. Bu para sonuçta tasarruf sahiplerinin cebinden çıkmaktadır, ancak tasarruf sahiplerinin gücünü, onların adına, Josef Ackermann kullanmaktadır. Bu parayı kazanmak için Ackerman ne yapmaktadır? Toplumda nüfuz ve etki alanı, güç sağlamaktadır. Bu parayla siyasi partiler ve hükümetler satın alınamaz mı?
 
Nouriel Roubini, New York Stern School Profesörü, ve Almanya Heidelberg den Max Otte 2005-2006 yılından beri Ameriaka da Mortgage krizi olacağına dair yazılar, kitaplar yazarak piyasaları, yatırımcıları ve karar vericileri krizin geleceğini haber verip, toksik yatırım araçları konusunda ikaz etmekteydi. (Bkz. Max Otte, 2006, der Crash kommt- Kriz geliyor)
 
Toksik yatırım araçları denilince, Toggle Bonds, CDOs, ABS, MBS, CMBS, CDS, Pay-Option ARMs, Teaser Rates und ALT-A Loans gibi çeşitli karmaşık finans türevleri ve krediler satılarak yapılan ikincil üçüncül derecede borçlanmalar anlaşılmaktadır.
 
 
 
İç denetim,
Bağımsız dış denetim
devlet(resmi) denetimi: TCMB yanında Maliye Bakanlığı, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı                                       
 
 
Soros’tan bomba gibi iddia
Dünyanın en etkili para piyasacısı ve piyasa oyuncusu bir başka deyişle spekülatörü George Soros geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklama ile piyasaları şaşkına çevirdi
 
Ünlü finans yatırımcısı Soros ‘un iddiası Wall Stret’in ünlü Hedge fon yöneticileri ile ilgili ilgiliydi. Soros, Wall Street’in hedge fonu yöneticilerinden bir kaçının bir akşam yemeğinde biraraya gelerek ortak para birimi olarak yıldızı parlayan ve dünyanın rezerv para birimi olmaya aday gösterilen euronun değer kaybetmesine yönelik bir komplo içinde olduklarını iddia etti.
Krizin baş göstermesi ile birlikte hızla değer kaybeden doların yıl içinde tam 32 para birimi karşısında hızla erimesi, dünyadaki ekonomik ve politik dengelerin doğuya kayması ”doların ölümü, doların sonu mu geliyor” gibi spekülatif hareketlerin sık sık gündeme gelmesi   Soros’un iddiaları ile yan yana gelince akılları epey karıştırdı.
Soros fon yönetimi başkanı George Soros Manhattan’da “Euro’nun ölümü” için hazırlanan fikir toplantısına kendisinin katılmadığını ancak şirketinin yemekte temsil edildiğini kabul etti.
 
Soros, spekülatörlerin akşam yemeğinde euro/dolar paritesinde euro aleyhine girişimde bulunmak amacıyla bir araya geldiklerini öne sürüyor.Soros Aralık 2009’da 1.51 olan euro (/dolar paritesinin 1.34’lere düşmesini de bunu bağlıyor.
 
Bu arada Avrupa Merkez Bankası FED’in başkanı Ben Bernanke’nin Wall Street’in ünlü yatırımcısı Goldman Sachs ve diğer Wall Stret yatırımcıları ile ilgili açıklamaların Soros’un açıklamaları ile aynı tarihlere gelmesi söz konusu komplonun gerçekçiliği konusunda dikkatleri daha çekiyor.
 
Bernanke Yunanistan’ın borçlarını gizlemesi konusunda işbirliği yaptığı Goldman Sachs ve diğer Wall Street yatırımcısı şirketleri yakın takibe aldı ve şirketlerin bu konuda rollerini araştırıyor.
Bilindiği gibi Yunanistan ve Goldman Sachs arasındaki karmaşık ''döviz takası'' finans anlaşması, AB istatistik kurumu Eurostat tarafından ortaya çıkarıldıktan sonra AB tarafından da soruşturulmaya başlanmıştı.
 
AB, Yunanistan'a, konuya ilgili ayrıntıları vermesi için bu ay sonuna kadar süre tanımıştı. Yunanistan Maliye Bakanı Yorgo Papaconstantinou, ülkesinin, 2001 yılında bu tür finansal anlaşmaları kullanan tek ülke olmadığı konusunda ısrar etmişti.
Finansal krizden sonra Goldman Sachs ve diğer Wall Street şirketleri, yatırım bankacılığından bankacılık holding şirketlerine dönüşmüştü.
 
Bernanke, Wall Stret’te işlem yapan bazı traderların ülkelerin CDS’leri ile ilgili yaptıkları işlemlerin adil olmadığını ve bu CDS’le ile ilgili haksız işlem yapanların yakın takibe alındığını da açıklamıştı.
Risk, Risk İştahı, Riskin Sayısallaştırılması
Risk Ölçümü İle İlgili Ulusal Ve Uluslararası Düzenlemeler: Basel II Ve BDDK Düzenlemeleri
Finansal Zaman Serileri, Tanımlayıcı İstatistikler, Risk Modellemesinde Kullanılan Yazılımların Tanıtımı (Eviews, Matlab, TSM, Ox, Gauss)
Getiri Ve Oynaklık Öngörüsü, Zaman Değişken Süreçler, ARCH Ve GARCH Modelleri
Portföy Riski, Riskin Dağıtılması, Oynaklık Geçişkenliği, Çok Değişkenli GARCH
Temel Risk Faktörlerinin Modellenmesi (I): Piyasa (Faiz, Kur, Hisse Senedi, Opsiyon, Emtia Ve Takas) Riski,
 
Bankaların Finansal Sistemdeki Rolleri ve Temel İşlevleri
Bankaların Mali Tabloları ve Bilanço Altı Bankacılık
Bankaların Mali Tablo Analizi ve Analiz Teknikleri
Bankalarda Örgütlenme ve Kurumsal Yönetim
Bankalarda Sermaye Yönetimi
Mevduat ve Mevduat Dışı Kaynakların Yönetimi
Bankalarda Likidite Yönetimi
Banlarsa Kredi Yönetimi
Karlılık, Risk ve Gelir Yönetimi
Bankalarda Büyüme, Birleşme ve Uluslar arası Bankacılık
Bankalarda performans Yönetimi
 
Riskten Korunma ve Türev Ürünler
 
Türev Ürünler Ve Türev Piyasalar
Forward Sözleşmeler
Future Sözleşmeler
Future Piyasalarının İşleyişi
Future Sözleşmelerinin Fiyatlandırılması
Future Sözleşmeleriyle Riskten Korunma Yöntemleri: Hedging
Opsiyon Sözleşmeleri
Opsiyon Sözleşmelerinin Fiyatlandırılması
Opsiyon Sözleşmeleriyle Riskten Korunma Stratejileri: Hedging
Swap Sözleşmeleri
Swap Türleri
Swap Sözleşmeleriyle Faiz Riskinin Yönetimi
Swap Sözleşmeleriyle Kur Riskinin Yönetimi
 
Finansal Piyasaların Analizi ve Karar Verme Teknikleri
 
Finansal Sistemler ve Kıyası – Dünya ve Türkiye
Makro Ekonomik Göstergeler ve Finansal Piyasalara Giriş
Para/Tahvil Piyasaları - Faizlerin Temel Analizi
Para/Tahvil Piyasaları - Enstrümanlar
Döviz Piyasaları – Döviz Kurlarının Temel Analizi
Döviz Piyasaları – Enstrümanları
Türev Piyasalar ve Enstrümanlar (Vadeli İşlem Borsası)
Ekonomik Tahmin ve Projeksiyonlar
Finansal Piyasalarda Yatırım ve Spekülasyon
Kurumsal Yatırımcı Türleri – Hedge Fund’lar, Özel Sermaye, Risk Sermayesi
Finansal Krizlerin Analizi
Türk Bankacılık Sistemi, 2001 Krizi ve Alınan Dersler
 
Yatırım Analizi ve Portföy Yönetimi
 
Yatırım ve Portföy Yönetimi Sürecinde Riskin Ölçümü ve Kontrolü
Spesifik ve Sistematik Risk
Sermaye Varlıklarını Fiyatlama Modeli (CAPM)
Arbitraj Fiyatlama Modeli
Piyasa Etkinliği
Temel ve Teknik Analiz
Portföy Yönetim Stratejileri
Vadeli ve Futures İşlemler
Opsiyon Sözleşmeleri
Portföy Yönetim Performansının Ölçümü
Davranışsal Finans ve Portföy Yönetimi
Ölçme ve Değerlendirme
Portföy Simülasyon Oyunu
 
Bankacılıkta Müşteri İlişkileri Yönetimi ve Satış
 
Satış Gücü Yönetimi
Zaman Yönetimi
Planlama
Delegasyon
Satış Ekibi Toplantıları
Satış Becerileri
Etkin İletişim Ve İfade Yönetimi
Yüzyüze İletişim/Dinleme/Konuşma
Telefonda Ustalık/Müzakere
Müşteri İlişkilerinde Temel Gereklilikler
Müşteriyi Analiz
İlişki Yönetimi
Müşteri Takibi
Satış Görüşmeleri
Satış Korkuları
Segmentasyon
Fiyatlama
Çapraz Satış
Müşteri Ziyareti Öncesi Ve Sonrası
Ekip Çalışmasıyla Etkin Müzakere Ve Satış
Yeni Müşteri Kazanımında İzlenecek Yöntemler
Finansal Risk Yönetimi (KPMG)
İşletme başarısızlıklarındaki artış ve katı mevzuat düzenlemelerinin ortaya çıkması, organizasyonlarda mali risklerin daha verimli yönetilmesi konusunda baskı yaratmaktadır. Müşteri organizasyonları kredi, piyasa, likidite ve operasyonel riskleri idare etmeleri gerektiğinin farkında olmalarının yanı sıra, karşılaştıkları risklere dayanabilecek yeterli düzeyde ekonomik sermayeyi sağlamalıdır.

Risk yönetimi oldukça karmaşık ve çoğunlukla birbiriyle ilgili riskleri kapsamakta olup, detaylı yöntem ve araçlara ihtiyaç duyar. Sarbanes Oxley, Basel II, Solvency II ve sermaye maliyeti, harcama ve kaynak getirmekle birlikte, yönetime kurumsal strateji oluşturulmasında riskin ana etkenlerden biri olarak algılanmasında yardımcı olur.


Operasyonel Risk Hizmetleri
Bilgi teknolojileri ve kişiler gibi operasyonel riskleri değerlendirerek, süreçlerin ve yönetişimin geliştirilmesine yardımcı oluruz.

Kredi Risk Hizmetleri

Finansal hizmet sunan kurumlar özellikle kredi risklerinin yapıları ve ölçüm yöntemlerinin incelenmesi ve organizasyonun çeşitli kısımlarındaki göreceli kredi kalitesinin değerlendirilmesi hizmetlerimizden yararlanabilirler.

Piyasa Riski Hizmetleri

Hisse senedi piyasalarda son dönemlerde meydana gelen dalgalanmalar, piyasa riskinin ne şekilde yönetildiğinin incelenmesi gerektiğini ortaya koymuştur.. Birlikte, pazar risk yönetimi çerçevesi oluşturabilir, fiyatlama modelleri yaratabilir, portföy ya da işlemleri değerlendirebilir ve stres testi yapabiliriz.

Hazine Risk Hizmeti

müşterilerinin faiz ve kur değişim risklerine karşı kendilerini koruma mekanizmaları geliştirmelerine, türev ürünler için finansal muhasebe sistemi yaratmalarına Aktif, pasif yönetimi hizmetleri, alım satım kontrol yönetimi, risk fiyatlaması, transfer fiyatlaması, koruma yönetimi ve sermaye dağıtımı yönetimi hizmetleri sunmaktayız.

Likidite Hizmetleri

Çok fazla nakit tutmak maliyetli olabilir ve büyümeyi geriletebilir, aynı şekilde çok az nakit tutmak da bir kurumun varlığını tehdit edebilir. Likidite yönetim süreçleri müşterilerin uygun seviyede nakit tutmalarına yardımcı olacaktır.

Emtia ve Enerji Risk Hizmetleri

Hem enerji şirketlerinin, hemde belirli emtiaya dayalı sektörlerin fiyat ve arzdaki değişikliklere karşı modelleme, değerleme ve fiyatlama, gerekse dayanıklılık ve uygunluk hususları

Ekonomik Sermaye

Hisse sahiplerinin kârlılığını korumak için riskleri ölçer.Borçlulara daha büyük ekonomik güvence vermek için riski sermayeyle ilişkilendirir.
Stratejik karar almayı destekler.
 
BASEL II
Yeni sermaye düzenlemesi Basel II, finans şirketlerine risk ve varlık yönetimini geliştirmekte ve oluşabilecek finansal tehlikeleri önlemekte yardım etmek amacıyla oluşturulmuştur. Tüm banka kuruluşlarının, karşılaşabilecekleri risklerin üstesinden gelebilecek seviyede yeterli sermayeyi ellerinde bulundurmaları amacıyla toplam riske oranı %8 olacak şekilde sermayeye sahip olmaları gerekmektedir.

Basel II’nin getirdiği düzenlemelere uymak için, finansal kuruluşların karşılaşabilecekleri riskleri, potansiyel etki ve ilişkilerini de göz önünde bulundurarak, net bir şekilde anlamaları gerekir. Yönetimin, elinde bulunan verileri, alacaklı analizini ve risk yönetimini göz önünde bulundurarak bu uyum sürecine kendisini, hazırlaması gerekmektedir.

Müşterilerimiz uygulama başlamadan, düzenlemelerin işletme üzerinde yaratacağı etkilerin bilincinde olmalıdır:
  • Karar almada risk verileri nasıl kullanılır?
  • Yasal sermaye nasıl hesaplanır?
  • Bazı pazarlardan çekilmeli miyiz?
  • Analistler, müşteriler ve hissedarlar bizi nasıl görecekler?
Basel II’nin müşterinin işletmesine uygulanması
risk, yasal mevzuat, Finansal Risk Yönetimi ve yeni sistem ve oluşumların hızlı uygulanabilirliği

Performans artışı sağlamak için
  • Ürün Portföyü
  • Müşteri profili
  • Mevcut yönetim uygulamaları
  • Verilerin kalitesi ve ulaşılabilirliği
  • Mevcut Bilişim Sistemleri altyapısı
risk yönetimi araçlarının ve teknolojinin, müşterinin hem yasal hem de kendi iç hedeflerine ulaşabilmesi için nasıl birleştireceği ve yöneteceğini anlamak Müşterinin Basel II sonrası ne tür bir model istediği ve grup içerisinde nasıl tutarlılık sağlanabileceği
  • Veri yönetimi
  • Mevzuat incelemesinin kapsamı
  • İç sermayeyi ölçme yöntemi
Etkili metodoloji
 ispatlanmış bir metodolojiye müşterinin durumuna göre yeniden biçim vererek Basel II’den en üst düzeyde değer sağlamaya yardımcı olur.
Yönetişim ve Risk Yönetimi Yapılandırması
Doğru yere doğru bilgi akışının sağlandığından ve her yapılandırmanın yönetim kurulunun risk yaklaşımıyla uyumlu olduğundan emin olmak için müşterinin iletişim yöntemleri gözden geçirilir.

Kredi Riski Yönetimi

Şirketin, risklerle uyumlu sermaye getirisi ve ekonomik sermayeyi de kapsayan portföy yönetimine sahip sağlam kredi riski politikasına sahip olması önemlidir.


 
§        Risk değerlendirmesi
§        Kontrol faaliyetleri
§        Bilgi ve iletişim
§        Gözlemleme
 
Basel-II hükümleri kısaca, sermaye yükümlülüğünün hesaplanma şekli ile maruz kalınan risklerin nasıl yönetileceği ve sermaye yeterliliğinin nasıl değerlendirileceği ve nasıl kamuya açıklanacağına ilişkin hususları kapsamaktadır. Basel II kararları ile riske duyarlı sermaye yeterliliğiyle birlikte denetim ve piyasa disiplinin sağlam temellere oturtulması, risk yönetimi ve finansal istikrarın sağlanması amaçlanmaktadır.Basel II’de, Basel I’den farklı olarak operasyonel risk için de sermaye bulundurma yükümlülüğü getirildiğinden operasyonel risk yönetimi Basel II’nin temel felsefesini oluşturmaktadır.Ayrıca Basel II kapsamında Bankaların sermaye yeterliliğine özgü detayları kamuya açıklama zorunluluğu getirilmektedir.BIS’ın iç kontrol ve iç denetim ile ilgili olarak yayınlamış olduğu dokümanlara genel olarak bakıldığında, BDDK tarafından çıkarılan Bankaların İç Sistemleri Hakkında Yönetmelik hükümlerinin büyük oranda sözkonusu dokümanlarla paralellik gösterdiği görülmektedir. BDDK tarafından 30.05.2005 tarihinde Basel II’ye geçiş sürecine ilişkin yol haritası açıklanmış ve bu yol haritası kapsamında; Mart/2007’de Basel II’nin sermaye yeterliliği düzenlemesi yayınlanacak, Ocak/2008’de ise Basel II kriter hükümleri uygulanmaya başlanacaktır. 
 
II- BASEL II’ SÜRECİNİN TÜRK BANKACILIK SİSTEMİNE YANSIMALARI
Sonuç olarak önemli bir bölümünde bağımsız teftiş, iç kontrol ve risk yönetimi işlevlerinin yerine getirildiği, çağdaş risk yönetimi ve teknikleri konusunda ciddi yatırımlar yapıldığı gözlenen Türk Bankacılık Sektörü’nün genel olarak Basel II sürecine hazır olduğu gözlenmektedir.
 
 
 
 
 
 
KAPİTAL ENERJİ İŞGÜCÜ ZAMAN VE FAİZ OTOMATİZMASI; EKONOMİK DENGE ÇEVRİMLERİ
 
 
f(K,E,A, t, T)= i(t)+ji(T)
 
Üretim tüketim için yapılır. Talebi olmayan arz kıymet ifade etmez. Para ve sermaye sahibiyseniz, gerekli bina ve makine teçhizatını satın alır, fabrika kurar ve istediğiniz malı üretirsiniz. Ancak ya istediğiniz beklediğiniz kadar satamazsanız? O zaman zarar eder, kurduğunuz fabrikayı kapatırsınız. Satabilmeniz için rakiplerinizden daha uygun fiyat ve kalite de üretmelisiniz. Parçabaşı maliyetlerinizin düşük olması gerekir. Bunun için de uygun kapasite, ucuz ve kaiteli iş gücü, ucuz hammadde, düşük vergiler, ucuz enerji, ulaşım ve haberleşme giderleri, uygun faiz oranlarıyla bankalardan uygun şartlarda borçlanabilmeniz ve bu sayede rekabet kabiliyetinizi teknolojinizi yenileyerek ve geliştirerek sürekli artırmanız, ürünlerinizi çeşitlendirmeniz gerekir.
 
Rakiplerinizin, %10-20% oranında özsermayeleri karşılığında sizden daha uygun şartlarda daha uzun vadeli borçlanarak, kapasite artırımına ve yeni teknoloji yatırımına giderek, diğer önemli girdileri (enerji, haberleşme, ulaşım, vergi, finans) daha uygun şartlarda ve daha yüksek kalitede sağlamaları halinde sizin hiçbir serbest rekabet şansınız kalmaz.
Örnek, Türkiye de 80 Milyar dolarlık tekstil makine teçhizatı hurda yığını halinde durmaktadır. Bu makine ve teçhizat yatırımları, 1980 li yıllarda Özal döneminde, hazine garantili dünya bankası kredileri ile finanse edildi. Bu kredilerin en önemli kullandırılma ön şartı, çalışan işci başına makine teçhizat tutarının 20.000 ABD dolarını geçmemesiydi.
O zamanlar, Avrupa da ve dünya piyasasında tekstil makine ve teçhizatının çalışan işci başına yatırım tutarı 100.000 Euro seviyesindeydi. Bu ne demek oluyordu, ne anlama geliyordu? Türk tekstil sektörüne ikinci üçüncü kuşak eski teknoloji satın alarak yatırım yapmaları, daha finansman aşamasında Dünya Bankası kredilerinin kullandırma önşartı olarak dikte ettiriliyordu. Buna Hazine ve Hükümet, Türk Tekstil yatırımcısı nasıl razı olmuştu?
O zamanlar Türkiye de iç piyasada faiz oranları %80 lerde iken, bu kredilerin döviz olarak toplam faiz oranları %30 lardaydı. Ünlü sanayiciler bu kredileri kullandıran TSKB ve SYKB Uzman ve idarecileriyle görüşmek ve ucuza yatırım yapmak için can atıyorlardı. Bir de bu yatırımcılar yurt dışından kullanılmış, muhasebe kayıtlarından düşmüş hurda makina ve teçhizata, az nakit ödeyip vergi farklarını da ödeyerek aldıkları yüksek faturaları TSKB ve SYKB ye ibraz etmekteydiler. Böylece neredeyse bedava maliyetle, 10-20 yıl sonra hurda yığını haline geleceğini bilerek, Dünya Bankası kredilerini eski teknolojileri satın alarak kullandılar ve devleti borçlandırdılar. Kendileri ise 2009 larda yapmacık olarak, tekstil sektörü iflas etti diyerek bu danışıklı dövüş sonunda ağlaşmaktadırlar. Türkiye ye dış kredi veya yardım olarak giren dövizler, en fazla birkaç ay için de İsviçre bankalarına şahıslar adına şifreli hesaplara yatırılmaktadır.
 
Bir başka örnek daha vererek, Türkiye nin nasıl sömürüldüğünü ve geri bıraktırıldığını somutlaştırmak isterim. Yurtdışındaki firmaların ticari temsilciliğini alarak, Türkiye de otomotiv ticareti yapan bir firma, özellikle MSB ve TCDD İhalelerinde Bakana ulaşarak ihaleler alıyordu. Finans koordinatörünü sık sık değiştiren bu firmanın doğru dürüst muhasebe kayıtları da yoktu. Araçları uygun fiyatlarla yurt içi ve yurtdışı fabrikaların yıllık üretim programlarından, avans ödeyerek sipariş ediyordu. Bu araçları kırsal kesime aylık %8-10 vade farklarıyla az bir peşinatla satıyordu. Bir de otomotiv ticaretinin yanı sıra, inşaat ve turizm firması kurmuştu. Akdeniz ve Ege sahillerinde, Turistik oteller yapıp satıyordu. Müşterilerden aldığı senetleri ve Otelleri karşılık göstererek sürekli değiştirdiği finans koordinatörleri de kullanarak, Bankacıları beş yıldızlı otellerde misafir ediyor, yediriyor içiriyor ve habire güvence değerinin çok üstünde banka kredisi kullanıyordu. Örneğin 20.000.000 TL kredi almışsa, bunun 5.000.000 TL sını inşaata harcayarak yeni otel inşaatına başlıyordu. Kredinin, geriye kalan 15.000.000 TL sını önce yurt dışına bir hesaba transfer ettiriyordu; daha sonra da bunu döviz kredisi imiş gibi geri getirerek otomotiv pre-finansmanında kullanıyor ve hiç vergi ödemiyordu.
Yeni otel inşaatı iki yıl sonra tamamlanınca, finans koordinatörü aracılığıyla, 5.000.000 Tl ya malolan otelin gerçek değerini, Banka uzmanlarını besleyip yedirip içirerek, bilirkişileri de kullanarak 20.000.000 TL ya muhasebeleştirerk kredilerini kapatıyordu.
Şimdi böyle ahlaksız yöntemlerle devleti ve bankaları soyarak, hiç vergi ve faiz ödemeyen bir rakibiniz olursa, ona karşı nasıl ekonomi kitaplarında ve banka kanunlarında, vergi mevzuatlarında yazan kurallara uyan adil dürüst ahlaklı bir yatırımcı olarak rekabet edebilirsiniz? Türkiye nin yanlış şartnameler ve yanlış iç ve dış kredi anlaşmalarıyla nasıl soyulduğunu bu gerçekten yaşanmış örnekle sizlere açıklamak istedim. Şimdi gelin Türkiye nin geri kalmışlığını Müslüman olmasıyla, üstelik tüm Müslüman olan ülkelerin geri kalmış olmalarını da örnek göstererek, açıklamaya çalışanlara gülmeyin?
 
Esas geri bıraktıran ve ülkemizi soyduran bankacılık ve faiz mekanizmasıdır; finansal hilelerdir, sahte faturalardır, sahte bilançolardır, vergi ve gümrük kaçakçılığı yaparak yurt dışına sermaye kaçıranlar, apaçık artı değer hırsızlığı yapanlardır.
 
 
1982 yılında doktora tezimde, enerji piyasaları ile finans piyasaları arasındaki ilişkiyi bir denklemle özetlemiştim. Üretim fonksiyonu olarak artık, arsa-emek-sermaye ve zaman yerine, sermaye-enerji-emek ve zamanı koyalım. Dağıtım fonksiyonu olarak da para ve banka sisteminin en önemli can damarı karmaşık faiz değişkenini, sanal ve gerçek bileşenleri ile tanımlayalım. Dünya piyasalarında finansçılar için geçerli olan karar denklemi bu denge denklemidir. Uluslar arası spekülatörler bu denge denklemine göre sermaye hareketlerine ve faiz oranlarına yön vermektedirler. Esas sömürü mekanizması, para ve bankacılığın temeli olan faiz sisteminden kaynaklanmaktadır. Piyasalarda üretilen mal ve hizmetlerden çok miktarlarda parayı, çarpan etkisiyle çoğaltarak varlık değerleriyle önceden planladıkları gibi kumar oynayanlar bankalar, uluslar arası ve çok uluslu şirketler, para ve sermaye sahipleridir.
 
 
Elektrik akımı ile finansal fon akımlarının bire bir benzeşimi(Analoji, Tümevarım, Tümdengelim) yapılarak bu faiz otomatizması daha iyi anlaşılabilir.
Gölge bileşen, kör güç olmazsa nasıl elektrik akımı iletilemez ve kullanılamazsa, faiz otomatizmasında da LIBOR (London Interbank Offered Rate, her gün saat 11 de, Londra Bankalararası para piyasasında güvenilir büyük bankaların birbirlerine ABD doları üzerinden borç verme işlemlerinde uyguladıkları faiz oranıdır) tanımlanmadan, uluslar arası para ve sermaye trafiği işletilemez. LIBOR üzerine ülkelerin ve şirketlerin riski ve bankaların karı ile enflasyon oranı eklenerek her bir ülke için geçerli faiz oranları hesaplanmaktadır. Politik istikrarsızlığı yüksek olan Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin risk primi olarak, Libor üzerine üç dört puan eklenerek gerçek faiz oranları yükseltilmektedir.
 
Bir de karmaşık faizin, bireylerin birbirlerine olan güvenini yok eden gölge veya sanal bileşeni vardır. Örneğin, kardeşin kardeşe borç vermeyerek, fazi almak için paraya bankaya koyması kardeşin kardeşe güvenini yok etmez, en azından azaltmaz mı? Tarım ve hayvancılık kesimi otomatize olup yılda üç dört kez ürün alamıyorsa %80 oranında faiz oranlarını kaldıramaz çöker. Köylü çiftçi mazot alamaz, tarlasını ekemez, hayvanını ineğini koyununu besleyemez olur. Özal ve Demirel döneminde, 24 Ocak 1980 kararlarından sonra Türkiye de uygulanan yüksek faizler ve Banker Kastelli nin iflasıyla sonuçlanan macerada, askeri yönetim döneminde Türkiye yüz milyarlarca dolar kayba uğramıştır. 2001 Bankacılık krizinde kaybedilen ise sadece 50 Milyar dolar olmuştur.
2010 yılında ise Türkiye nin dış borcu, 500 Milyar dolar mertebesindedir. Elbette Türk ekonomisi kırılgandır, kendi öz sermaye birikimini sağlayamamıştır. Türkiye en az dış borcu kadar soyulmuştur.
 
 
 
 
 
Yukarıdaki şekil de şematize edildiği gibi, tüm ekonomik alt ve üst sistemler kapalı sistemler olarak modellenmiştir.İç içe her üç çevrimde de aktif politika değişkenleri, sermaye birikimi,karmaşık faiz oranı, enerji teminindeki süreklilik ve güvenilirlik ile enerji fiyatları ve işgücü kalitesi, kaynak verimliliği, eğitim ve sağlık altyapısı ile ulaşım sistemine bağlı kompleks zaman bilincidir. En önemli aktif kaynak ise bilgi ve soyut düşünebilme kabiliyetine sahip, aynı anda hem üretici hem de tüketici olan insandır.
Üretim, tüketim için yapılır; üretilip de tüketilmeyen, talep edilmeyen ne harika bilgi, ürün ve hizmetler vardır; ama sonuçta müşterisi olmadığı için hiçbir değer ve kıymet ifade etmezler.
 
Bu üç çevrim aynı anda herhangi bir sektörde, ülkede bölgede ve dünyada önem sırasına göre şu ana politika araçlarıyla dengede tutulmakta ve uzaktan gerçek güç merkezlerinin, sermaye sahiplerinin güç isteği ve hükmetmeye, kar ençoklamasına odaklanmış kararlarıyla yönlendirilmektedir:
 
1-Karmaşık(reel ve sanal bileşenleri olan) faiz oranları; bankacılık yönetim ve denetim sistemi
 
2-Döviz ve enerji, haberleşme fiyatları, insan, mal, hizmet, para ve sermaye giriş çıkışları,
 
3-Enerji, döviz hammadde, işgücü, sermaye, gıda,konut,elektrik ve su temini güvenilirliği sürekliliği, kalitesi ve fiyatları
 
4-Dolaylı ve dolaysız vergiler, nakit fon akımları, sermaye birikimi, emek kalitesi ve kaynak verimliliği
 
5-Araştırma geliştirme, ulaşım, eğitim, sağlık, gıda, konut ve savunma güvenlik harcamaları; bilgi ve yeni teknoloji üretimi, emek kalitesi ve kaynak verimliliği artışı
 
6-Kültürel değerler, inanç ve ahlak sistemi, tüketim ve harcama kalıpları, çalışma disiplini, organizasyon yapısı, ve toplumsal altyapı
 
Türkiye’ yi yöneten hükümetler, bu üç ana çevrimi ve politika araçlarını, dengeli gelir dağılımı ve kalkınma modelleri ile doğru ihtiyaç tesbiti ve önceliklerine göre gelecek risklerini belirleyip, kaynak verimliliğini   hesaplamadan hep israfla zaman kaybetmişler ve kendileri akledemediklerinden yabancılar ne istemiş ve önermişlerse onu yapmışlardır. Karma ekonomi, ithal ikamesi, elektrik üretiminde hidrolik-termik dengesi, ulaşımda demiryolu yerine karayoluna öncelik vermek gibi yanlış model, politika ve tedbirlerle vakit geçirmişlerdir. Türkiye nin kaynaklarını, iç ve dış nakit fon akımlarını, tasarrufları doğru projelere, doğru savunma-yatırım teknoloji üretme stratejisiyle altyapı eğitim sağlık yatırım projelerine ve güvenlik politikalarıyla, toplam üretim- tüketim ve dış ticaret dengelerini dikkate almadan, toplumsal uzlaşma yerine kendi dar kişisel tercihleriyle ve öncelikleriyle yönetmişlerdir.
 
Bu kadar bariz stratejik yönetim hatalarının, gelen tüm Türk hükümetlerince 87 yıldır düzeltilememesi, düzeltilmesinin akledilerek yeni bir inisiyatif, yeni bir stratejik çözüm alternatifinin dahi ortaya konulamaması; Türk siyasetinin lider sultasından kurtarılarak, Türk gençlerine beyin göçünden başka hiçbir yeni gelecek perspektifi ve alternatifi sunulamaması, devleti düşünen yetenekli, samimi, bilgili ve ahlaklı mühendis ve uzman kadroların sürekli cezalandırılması tesadüf olabilir mi sizce? Türkiye’ yi yıllardır yöneten siyasetçilerin ve ekiplerinin, Türkiye yi hak ederek ve layık olduğu ilmi, tarihi ve medeni çağdaşlaşma bilinciyle, tutarlı, samimi, dürüst, vatansever, hünerli, bilgili ve ahlaklı tercih ve kararlar alarak, kalıcı eserler bırakacak şekilde akıl, bilim, sağduyu ve iyi niyetle, öncelikle halkın ve ülkenin geleceğini, gelecek nesilleri düşünerek yönettiklerine inanmak mümkün müdür? Bankacı,şirket sahibi sermayedar, siyasetçi, asker, yüksek bürokrat ve hukukçular ile önce dışarıdaki güç merkezlerince seçilip atanarak; sonra da Soros’ ların sıcak para ve sermaye hareketleri ile tezgahlanan ekonomik krizleri siyasi krizlere dönüştürerek , arif Türk halkına sözde demokratik siyasi partiler ve seçim kanunlarıyla, ‘kötünün iyisi’ olarak Başbakan seçtirilen ehliyetsiz ve kukla siyasetçilerinden, organize suç şebekelerinden başka ne beklenebilir ki? Her on yılda bir, toplumsal ve psikolojik ihtilal ortamını ABD gizli servislerinin direktiflerine göre önceden planlayıp hazırlayarak, sözde Atatürkçü’lük iddialarıyla idareye el koyan ve ilk beyan olarak da dış borçların tüm birikmiş faizleriyle birlikte ödeneceği güvencesini veren, askeri FMS (Foreign Military Sales) kredilerini dahi hurda silah sistemlerine harcayarak çarçur eden Generallerin, iyi niyetli ve gerçekçi, vatansever olduklarına, inanmak mümkün mü?
 
Sonuçta ne kaynak verimliliği artışı sağlanabilmiş, ne de yeni teknolojiler üretilerek yeni iş sahaları açılabilmiştir. Sürekli diplomalı hünersiz işsizler üretilerek, tüketim malları ithal edilmiş, iç ve dış borçlanma katlanarak, yüksek faiz, ucuz döviz ve enflasyon politikalarıyla yüksek cari açıklarla, sürekli yarın ne olacak endişesiyle ve kriz beklentileriyle bugüne gelinmiştir. Parasal büyüme ile kalıcı fiziki büyüme ve refah artışı sağlanması çok farklı hedeflerdir. Özelleştirme ile sağlanan taze kaynaklar da iç ve dış borcun finansmanında, günlük politikalarla kullanılarak israf edilmiştir.
‘Küresel Finans Krizi; nedenleri - sonuçları, faiz -borsa -döviz ile oynayarak zenginleşmek, yeni dünya düzeni, güç kavramı, milli güvenlik ve kişisel güvenlik, askeri güç ve yumuşak güç, terör ve silahlanma, kontrolsüz finans gücünün denetim mekanizması; ekonomik planlama ve işsizlik sorunu,Türkiye krize ve işsizliğe karşı hangi tedbirleri alabilir? IMF ve IBRD, IFC, EIB…. Finans paketleri anlaşmalarıyla hükümetler eliyle hazine garantisi verilerek, nasıl daha en başından yatırım yaparken geri teknolojilere yatırım yapmaya mahkum ediliyoruz? Doğru ihtiyaç tespiti yapan Şartname yazmak; teknoloji izlemek, risk değerlendirmekle nasıl milyarlarca dolar tasarruf yapılabilir; Türk Tekstil sektöründe 70 Milyar Dolarlık atıl kapasite, mezarlık tezgahlar nasıl finanse edildi? Neden Türkiye halkı, dünyanın en pahalı en yüksek en kalitesiz temel girdi fiyatlarını (Enerji Telekom Faiz Vergi....) ödemeye mahkum edilerek, Türk ekonomisinin küresel rekabet kabiliyeti daha baştan kendi devletince yok edilmektedir?
 
 
 
Yüzlerce Yanlış Büyük Proje ve gerçek ihtiyacı ve gelecek risklerini yönetemeyen, Türkiye ye her yıl en az yirmi milyar dolar kaybettiren yanlış Şartname örnekleri (Keban, Seyitömer, Afşin-Elbistan, Nükleer Santral, EPDK Lisans ihaleleri,…..
…………………………………
Devletler, arka planda kalan gerçek güç sahiplerinin çıkarlarını korumak için kurulmaktadır.Devletleri görünmeden yöneten gerçek güç sahipleri, aslında ne isterlerse, o işe veya projeye o kadar para harcamaktadırlar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kuruluşundan bugüne kadar, çok hatalı projeler üretmiş ve bilerek kaynaklarını israf etmiştir. Gelmiş geçmiş hükümetlerin doğru dürüst kalıcı ve devamlı bir uygarlık projesi iddiası olmamıştır. Türkiye, gerçekten isteseydi yeni uçak ve elektronik teknolojileri de kaynak ayırıp üretebilirdi. Nuri Demirağ tarafından kurulan ilk uçak fabrikası, sipariş verilmeyerek kapatılmıştır. Demir Cevheri olmayan İskenderun a, demir cevheri olan Sivas tan önce Demir çelik Fabrikası kurulmuştur. Tüm enerji ve hammadde kaynakları, doğu da olduğu halde Türkiye sanayisini batı da kurmuştur.Afşin Elbistan Santrali, çok kötü ve yüksek sulu linyit kalitesine rağmen, ABD dolar 2000 yılında 180 TL olacak varsayımıyla kurulmuştur. Dolar 2000 yılında 1800 TL yı da geçip 2000 TL yı aşmıştır. F-16 projeleri, halka uçak fabrikası diye yutturulmaktadır, ama kendi başına tek uçak dahi yapamayan, rüzgar tüneli dahi olmayan uçak fabrikası mı olurmuş? Değerinin çok altında, neredeyse yedek malzeme stoklarının bugünkü değerine satılarak bedavaya getirilen TELETAŞ ve TELEKOM özelleştirmeleri vatan hainliği olarak görülebilir.
 
Türkiye, 87 yıldan beri bankacı, şirket sahibi, siyasetçi, asker, yüksek bürokrat ve hukukçulardan oluşturulan, yabancı istihbarat örgütleri tarafından özellikle seçilerek oluşturulan, ahlaksız, hünersiz, ehliyetsiz işbirlikçi ve vatan haini, önemli her kilit makama konmuş (ŞER_GENE_KON) organize suç şebekeleri tarafından yönetilmektedir. Türkiye, dünya güç eksenlerine meydan okuyabilecek tarihi mirasa, zenginliğe ve dünyanın en önemli kilit jeo-stratejik konumuna sahiptir. Bu yüzden, Türk ordusuna ve ekonomisine Ortadoğu da, IMF’ de Dünya Bankasında ve NATO da ki tüm güç dengelerinde 45 derecelik, ne onduran ne öldüren hep süründüren, değişmez bir ağırlık verilmiştir.
 
Türkiye’ nin YÖK’ü, halen 160 olan 81 ildeki Üniversite sayısını 200 e çıkaracağını ilan etmektedir, ama bu Üniversitelerin ders verebilecek hocası, deney yapılabilecek laboratuarları yoktur. Bina yapıp tabela asmakla Üniversite kurulur mu? Devlet, Üniversite eğitiminin kalitesini düşürmek, gençleri bir süre daha adı var kendi yok eğitimle oyalamak ve sonra diplomalı işsizler haline getirmek istiyor olabilir mi?
 
Terör korkusu yaratıp, Türk insanını etnik, din, mezhep bazında bölerek, birbirlerine öldürtmek istiyor olabilir mi devlet? O halde neden, 1984 yılından beri binlerce vatandaşımız birbirlerine karşı kışkırtılarak şehit payesiyle toprağa verilmektedir?
 
Ülkemizi yönetenler, kurdukları medya TV eğlence ağıyla, bitmeyen dizileriyle çılgınca eğlendirerek, halkın düşünmesini önlemekte, zaten okumayan halkımızı adeta koyun gibi gütmektedir. Yakında nüfus cüzdanlarına ve pasaportlara, RFID chipleri de takılarak, kimin ne zaman, nerede olduğu ve kiminle ne yaptığı, ne konuştuğu da izlenebilecektir.
 
Dünyaya hükmeden güç merkezleri, küreselleşme olgusuyla önce devletleri ve kıtaları birleştirecekler, sonunda da tek devlet, tek para, tek güç amacına ulaşacaklardır. Amerika kıtasında, Kanada, ABD ve Meksika, Bush döneminde yaptıkları bir anlaşmayla birleşmişler ve sınırlarını kaldırmışlardır; yeni para birimi olarak da ‘Ameco’ adında yeni bir para biriminde anlaşmışlardır. Avrupa kıtası malum Avrupa Birliği olarak Euro, Maastricht ve Schengen, Lizbon anlaşmalarıyla birleştirilmiştir. Sırada Afrika ve Asya, Avustralya birliklerinin kurulması vardır. En son güçbirliği aşaması ise kıtaların da birleştirilerek, dünya da tek devlet, tek para, tek güç mutlak hakimiyetinin kurulması, bireysel hak ve hürriyetlerin tamamen askıya alınması vardır.
 
 
 
 
 
İNSANLIĞIN YENİ UYGARLIK PROJESİ VE FELSEFi GELECEĞİ:
 
Temelinde, dünyamızın keşfedilen enerji ve tabii kaynaklarını ve üretilen katma değeri tek yönlü olarak, fakir ülkelerden zengin ülkelere akıtıp sermaye birikimini sağlayan faiz otomatizması bulunan küreselleşme sürecinin karşısında durulamaz. Küreselleşme ve küresel finans krizi birbirinden farklı süreçlerdir; ancak küreselleşme olmasaydı, küresel finans krizi de olmazdı.İki süreç arasında sebep-sonuç ilişkisi kurulabilir.
 
Küreselleşme, insanın soyut düşünebilme, anlama ve kavrama kabiliyetinin zamanla gelişmesinin tabii sonucudur. Tarihsel ve karşılaştırmalı bir perspektifle irdelendiğinde, insanların ve toplumların, kültür ve medeniyetlerin zaman ölçüm ve idrakleri, soyut düşünebilme kabiliyetleri arttıkça, zamanı kendi istedikleri faydaları üretmek için kullanabilmeleri, yeni teknoloji üretimi ve program kontrollü makinalaşma ile süreç otomasyonlarını gerçekleştirmeleri mümkün olmaktadır.
 
Uygulamalı matematik, mantık ve fizik bilgisi, zaman ölçümünün ve teknoloji üretiminin olmazsa olmaz ön koşuludur. Herhangi bir sistemin, yeni teknolojinin üretim sürecinin veya makinanın önce matematik modeli ve fiziki prototipi yapılarak denenir.
İdeal bilimsel yöntemlerle problemin önce tanımı, benzeşimleri, alternatifleri ve çözümü; bilgi ve teknoloji üretim sürecinin standartları tasarlanır; sonra üretim hatları ve süreçlerini gerçekleştirmek için mühendisliği, fayda-maliyet ve verimlilik hesapları yapılır. Sistem mimarisi, protokol hiyerarşileri ve alt sistemler arası standart kesit tanımları yapılır.Örneğin, GSM-GPRS-UMTS/ 3G cep telefonlarının uçtan uca program kontrollü yazılımla bağlantı kurabilmeleri için, standart süreç ve kesit tanımları gereği en az dörtbin kez zaman ölçümü (time clock) yapılmaktadır.
 
Martin Heidegger’in ‘Zaman ve Olmak’ ( Zeit und Sein) varoluşcu felsefe kitabında ve Charles Darwin in evrim teorisi ‘Türlerin Varoluşu’ (The Origin of Species) temel araştırma kitabında anlatıldığı gibi, varlıkların sonsuza uzanan zaman boyutuyla değişimleri ve evrimleri irdelenmeden; matematik ve fiziksel anlamda sosyal bilimlerde de soyut ve karmaşık güç kavramı tanımlanmadan, yaşam hakkında müspet bilgi (doğa kanunları ve sosyal toplum kanunları, felsefe) türetilemez; zamanı daha etkin kullanan teknoloji üretilemez. Zamanla değişen koşullara ayak uyduramayan sistemler de kalıcı olamaz; var olamaz. Zaman boyutunu sonsuza uzattığınızda her sorun kendiliğinden çözülür.
 
Charles Darwin, dünyada tüm canlı türlerini ve fosillerini inceleyerek çok önemli deneysel araştırma ve detaylı gözlemler yapmış ve bunun sonucunda evrim teorisini ortaya koymuştur. Tabiatta değişime ve zamana uyum sağlayan canlılar yaşamakta, uyum sağlayamayanlar ise yok olmaktadır. Tabiat, yaşam savaşı veren canlılar arasında kesinlikle taraf tutmamakta, önceden belirlenmiş bir son evrim hedefi gözetmemekte, ancak işi kesinlikle şansa da bırakmamaktadır. Birbirleriyle sürekli rekabet halinde ve sürekli değişen iklim ve çevre şartları içinde yaşam savaşı veren canlı türlerinden, içinde bulunulan çevre şartlarına ve zamana en hızlı uyum sağlayabilen türler hayatta kalmakta, uyum sağlayamayanlar ise tabiatça seçilerek (natural selection) elenmektedirler. Tabiat, canlı ve türler, arasındaki seçiminde, herhangi bir son hedef gözetmemekte, ancak hayatı kesinlikle şansa da bırakmamaktadır.
 
Daimler – Benz ya da Mercedes Firmasının Genel Müdürü Zetsche, geçenlerde 2009 yılının Alman otomotiv endüstrisi için Darwin yılı olduğunu söyledi. Bu ne demektir? Darwin ile Finans Krizi nin ilişkisi nedir? Charles Darwin, evrim teorisinde değişime ve zamanın koşullarına ayak uyduran yaşar, uyduramayanlar ölür, yok olur gider demektedir. Zetsche, bilgi ve tecrübesine dayanarak, en az yakıt tüketen, ivmesi ve manevra kabiliyeti kütlesine göre rakiplerinden çok daha yüksek, güvenilir ve en ekonomik, en üstün, kriz şartlarına ve zamana en uygun otomobilleri üreten firmaların yaşayacağını, diğerlerinin yok olacağını, Darwin ve evrim teorisi ile ilişki kurarak öngörmektedir.
 
İnsanlık, zaman idraki ve matematik bilgisi arttıkça küresel ölçeklerde teknoloji üretebilmiş; küresel boyutlarıd a aşarak yeni uzaylara gidebilmiştir.Önce kavram ve isim, sonra cisim gelmektedir. Boole cebri 150 yıl önce keşfedilmeseydi, yarı iletken elektroniği keşfedilemez ve bugünkü sayısal sanal bilgi işlem ve iletişim teknolojileri de üretilemezdi. Radara görünmeyen Stealth uçakları, Amerikalı mühendislerin, herkese açık bir Rus Matematik Journal’ indeki makalesinin mühendislik uygulamasıdır. Tüm ileri kontrol teknolojisi ürünleri ve bilgisayar yazılım teknolojileri uygulamalı matematik model bilgisine ve zaman ölçümüne dayanır.
 
 
Küreselleşmeye ayak uyduramayan, rekabet kabiliyetini kaynak verimliliği ve zaman idrakini artırarak koruyamayan toplumlar ve ekonomik sistemler, günümüzde varlıklarını sürdüremezler.
Enerji tüketimi çok düşük, yazılıma dayanan yeni yumuşak ve ileri teknoloji ürün çeşitleri üretemeyen ekonomiler, gelecekte küresel ölçekte rekabet edemeyeceklerdir.
 
 
Ekonomik ve finansal anlamda küreselleşme, zaman ve faiz otomatizmasına dayanmaktadır.İnsanlığın yeni uygarlık projesi, faiz mekanizmasına dayanan salt ekonomik büyüme ve kar maximizasyonu prensibi olamaz. Ekonomistler, daha çok üretilen katma değerin adil ve dengeli paylaşımı, tüm dünyada açlık ve işsizlik sorunlarının, iklim değişiminin ve yerkürenin ısınmasının kontrol altına alınarak kutuplardaki buzulların erimesinin ve deniz seviyesinin yükselmesinin önlenmesi, nükleer silahların ve savaş tehdidinin ortadan kalkması, sosyal adalet ve dengeli gelir dağılımı, yaşam hakkının kutsallığı gibi insanlığın huzur ve barış ortamında mutlu yaşamasını ve bekasını hedef almalıdır. Risksiz kazanç, yüzde yüz mutlak güvenlik güvenilirlik, ölümsüz hayat tabiat kanunlarına aykırıdır; çünkü hiçbir insan ve canlı tüm olasılıkları ve olasılık dağılımlarını akledebilecek sonsuz hafızaya ve zekaya sahip değildir. Tanrı, doğum ve ölümün sırrını, ilahi adalet hükmünü şansa bırakmamış ve kimseyle de paylaşmamıştır.
 
İnsanlığın yeni uygarlık projesi tüm dünyada insan haklarının, iş ve hayat güvencesinin sağlanması; yeni teknolojilerin üretilerek uzayın tüm insanlık için keşfedilmesi olmalıdır. Matematik, Mantık, Felsefe ve Fizik eğitimine sahip olmak, insanlara evrensel ve küresel düşünmenin ilk anahtarlarını vermektedir.
Gerisi dünyada olan biteni sürekli izleyip anlamaya, sorgulamaya kalmıştır. Para sisteminin altından koparılması finans risklerini görünmez hale getirmiştir. Dolar veya Euro ile değer saklamaya kalkınca, dünyanın en önemli enerji ve hammadde kaynaklarını ABD ve AB ekonomisine yönlendirmekte, onların Milli Gelir ve Katma değer artışına katkıda bulunmaktasınız.
 
Ekonomik teoriler, piyasaların gerçek işleyişinden çok, o devirde dünyayı idare eden menfaat ve güç odaklarının istekleri doğrultusunda üretilmişlerdir. Güç odaklarının güç dengeleri değişirse, ekonomik teoriler de değişir. Adam Smith’ le başlayan ve J.M. Keynes ile devam eden İngiliz Yahudilerinin ürettikleri ekonomik teoriler, bugünün Çin Hindistan Brezilya Rusya güç ekseninin menfaatleriyle çatışmaktadır. Ekonomi, kıt kaynakların arz ve talep dengesini, kaynak verimliliğinin azami artışını sağlayarak, ihtiyaçların en az kaynak kullanımı, en az reklam ve en az çevre tahribatı ile tatminini sağlamalıdır. Kaynakların yeniden yerine koyulabilme imkan ve kabiliyeti,gelecek nesillerin de yaşama hakkı açısından, toplam sosyal maliyetlerin hesaplanmasında göz önüne alınmalıdır.
 
Faiz mekanizması, zaman otomatizmasıdır; ekonomide hiçbir artı değer üretimine karşılık gelmez. Buna rağmen tüm dünyada hane halkı harcanabilir gelirinin üçte biri faiz giderlerine aittir. Küreselleşme olgusu faiz mekanizmasının tabii sonucudur.Büyümenin dinamosu olan faiz sistemi, sermayeye kar maximizasyonu sağlarken, sosyal dengeleri ve tabiatı çevreyi tahrip eder. Faiz mekanizması ile arz sorunu çözülür, piyasalarda tekeller oluşur; tekelleşen sermaye sahipleri serbest rekabeti ve fiyat mekanizmasını yok ederek, büyük halk kitlelerini fakirleştirip, zenginleştikçe zenginleşirler. Hükümdarları,siyasetçileri ve siyasi partileri para yardımlarıyla satın alırlar. Bankalar ve Merkez Bankaları, Bankacılık sistemini kurmakla da toplumları ve dünyayı yönetme gücünü tamamen ellerine geçirirler. İstedikleri kararları aldırır, kitaplar yazdırır, Üniversitelere istedikleri teorileri kabul ettirip yayarlar. Para ve sermayeye hükmeden finansçı ve bankacılar artık toplumlara yön gösteren peygamberleri ve bilim adamlarının teorilerini de istedikleri gibi, kendi maksatlarına göre yorumlatırlar. Bu sürecin sonu insan ve dünya kaynaklarının talan edildiği, zulüm, esaret ve kölelik sistemidir. Gelecek nesillerin yaşama hakları ve insan hakları sürekli borçlandırılarak ellerinden alınır. Borçlanmak istemeyen toplumlar, faiz mekanizmasının esiri de olmazlar. Borçlanma olmayınca faiz sistemi de yürümez. Kimse imkanlarının üzerinde yaşayamaz; ürettiğinden daha çok mal ve hizmet tüketemez.
 
Küreselleşme olgusunun ve finansal krizlerin, toplumların geri kalmasının temelinde faiz otomatizması saklıdır. Neden faiz alınır sorusuna ahlak ve sosyal adalet, adil paylaşım ilkelerini yok saymadan makul ve tutarlı bir cevap bulunamaz. Karl Marx’ ın sözünü ettiği emeğin yabancılaşması, işsizlerin emek sömürüsünün reserv ordusu olmaları ve faizin artı değer hırsızlığı ile tekelleşme sonucunu doğurması çıkarımları doğrudur. Emeğin kalitesi, teknoloji ve inovasyon, reklamın tüketim toplumlarındaki talebi yönlendirici etkilerini irdelememesi ise eksikliktir.
 
 
Gelecek planlaması, sigorta ve yatırımlar, tüm ekonomik değişkenler faiz oranlarına göre hesaplanır. Ekonomik hayata zaman boyutu faiz oranlarıyla girer.Önce ortalama ömür tahmin edilir, sonra da faiz oranları baz alınarak nakit ve fon akımlarının bugünkü ve gelecekteki değerleri hesaplanır. Tüm insan davranışları, gelir ve gider hesapları, risk dağılımları zamanla, faizle ve yaşam süresi ile değerlendirilir. Evlilik, araba, ev, mal varlığı,eş seçimi, karlılık, risk yaşam tarzını belirleyen en önemli gelecek riskleri ve zamana bağlı değişkenlikler ekonomide faiz oranları ile belirlenmektedir. Nitekim, Albert Einstein bile, 20. yüzyılın en önemli keşfinin atom bombası veya relativite teorisi değil, “ faiz otomatizması” faizin faizi ve finansman oyunları olduğunu söylemiştir.
Hayatın en önemli kuralı ve başarının sırrı doğru zamanlama ile tüm riskleri sıfırlayabilmektir.
 
Hayatta çok para kazanmak ve zengin olmak, çok çalışmakla değil, doğru zamanlama ve başkalarının parasını kullanabilmekle mümkün olmaktadır. Başkalarının parasını ödünç alan bankacılar ve finansçılar, faiz otomatizmasının kanunları ile hiç riske girmeden para kazanırlar. Bu süreçde sürekli kaybedenler başkalarına paralarını ödünç verenlerdir. Hiçbir bankacı veya finansçı kendi kazanacağı kadar faiz ödemez. Bankadan kredi alarak borçlanan ise daima kazanabileceklerinden daha fazla faiz öderler. Karaborsa, esrar, eroin ticareti yapanlar ve tefeciler banka faizlerinden daha çok kazanabilirler. En karlı iş ve en karlı yatırım daha yüksek faizle borçlanılmadan yapılan iştir. Düşük faizle başkalarının parasını kullanmak zenginleşmek için tek yoldur. Faiz oranları ile aslında geleceğe duyulan güven ölçülmektedir. Geleceğe çok güven duyanlar paralarını düşük faizle borç verirler, az güven duyanlar ise yüksek faiz isterler. Finansçılar ve bankacıların en önemli hünerleri, kitlelerin korku psikolojisi ile güven duyguları arasındaki karmaşık ilişkileri bilmeleridir. Eskiden din adamları insanları ölümle korkutarak inandırmaya çalışırlardı. Bugün de finansçılar ve bankacılar, onların kuklası olan politikacıları kullanarak, insanları korkutmaktadır. Böylece az parası olanların paraları bankacılık sisteminde düşük faizlerle toplanmakta ve daha yüksek faizlerle, faizin faiziyle, daha az parası olanlara veya sözde yatırımcılara ödünç verilmektedir.
 
Bankacılar ve finansçılar, örgütlenmiş din adamları gibi korku ve belirsizlik kumarbazlarıdır. Ekonomi de belli bir belirsizliğe ve bu belirsizliğe dayanan fiyat artışlarına mutlaka ihtiyaç vardır. Varlık değerleriyle piyasadaki para miktarını artırıp azaltarak oynayan bankacılar ve finançılardır. Bankalar eskiden yeni piyasalara girerken, risklerini kendi öz sermaye oranları, altın ve gayrimenkul değerlerindeki değişimlere bakarak hesaplarlardı. Bugün ise kendileri kendi risk tanımlarını, kendi finans ürün ve türevleri ile borçlanmak isteyenlerin varlıklarına fiktif değer biçerek yapmaktadırlar. Yeni bir ev alımı veya kredi kartı gibi tek bir kredi veya borçlanma işleminden, kırk türlü yeni finansal işlem türetmektedirler. Sistemde çarpan etkisiyle çoğaltılan parayı, sigorta sistemiyle geriye doğru sigortalatan bankalar ve finansçıların kendileri hiçbir kalıcı riske girmemektedir. Risk sistemde sürekli diğer ekonomik aktörlere aktarılmaktadır. Aynen katma değer vergisinde olduğu gibi, vergiyi ödeyen en son tüketicidir. Faiz sisteminde de sürekli kaybeden ve esas riske girenler, bankalara kendi parasını düşük faizle ödünç verenlerle, bankalardan daha yüksek faizlerle ilk borçlananlardır. Süresi gelen borcunu, ek varlıklarını nakde çevirerek reserv likidite ile ödeyemeyenler, tüm varlık değerlerini faizin faizi demek olan temerrüde girerek kaybetmektedirler.
 
Faiz mekanizması, tüketmekten vazgeçip tasarruf ettikleri varlıklarını ve paralarını daha düşük faizlerle bankalara borç veren ve bankalardan sürekli olarak daha yüksek faiz ödeyerek borçlanmaya razı olanlar sayesinde işlemektedir. Bankacılar da halktan ucuza topladıkları paraları, devlete daha yüksek faizlerle satarak hiçbir riske girmeden sürekli kazanmaktadırlar. Halk, devlet ve şirketler bir dönem daha az kredi kullanır, daha az borçlanırlarsa, banka karları da , ekonomik büyüme de azalır ve işsizlik sürekli artar. Sistem krize girer, faizler düşer. Demek ki faize dayanan sistemin sağlıklı işlemesi için, halkın, devletin ve şirketlerin, sürekli artan oranda yüksek faizlerle borçlanması, daha çok riske girmesi gerekmektedir. Sistemdeki para miktarı böylece sürekli artmakta ve sürekli artan ve şişirilen varlık değerleri de bir gün dibe vurmaktadır. Dünya da gerçek değer ifade eden gayrimenkul ve altın miktarı sürekli artırılamayacağından, para ve faiz üzerinden emek değeri ve insanların gelecek korkularıyla sürekli oynanarak, varlık değerleri istenilen zamanlama ile şişirilmektedir. Önce şişirilen borsa, hisse senetleri ve diğer varlık değerleri,Rockefeller ve Rotschild gibi sayıları onu geçmeyen ve ‘ grey eminenz’ denilen etkin güç odaklarınca, önceden belirlenen bir plan ve zamanlama ile güven bunalımı yaratılarak dibe vurdurulmaktadır.
 
 Silah teknolojileri müsaade ettiği ölçülerde, sistem krizleri ulusal, bölgesel veya günümüzde olduğu gibi küresel ölçekte tezgahlanan 11 Eylül misali terörle ve savaşlarla, askeri ihtilallerle aşılmaktadır. Bundan önce, kamuoyu hayali tehdit ve korkuya dayanan özel ve derin kitlesel psikolojik savaş senaryolarıyla, salgın hastalıklarla ve ölümle   uyarılarak inandırılmaktadır.
 
İslam dininde en son gelen ve en şiddetli yasak faiz yasağı olduğu içindir ki günümüzde İslam ile terör birlikte anılmaktadır. Fensiz din, dinsiz fen olmaz. Din ve bilim sosyal adaleti, barışı huzuru tavsiye eder. Kapitalizm, korkulu rüyası olan komünizmin çökmesinden sonra, İslam dinini ve islamda en şiddetli yasak olan faiz karşıtlığını tamamen ortadan kaldırabilmeyi hedef almıştır. İslamın tek düşman, müslümanların da terörist olarak görülmeleri, dünya da esas gücün ve zenginliğin sahibi bir avuç Rockefeller ve Rotschild’ lerin, finans baronlarının gücünü, zenginliğini ve varlığını sürdürebilme planıdır. İslam’daki faiz yasağı ve zekat, tekelleşmeye karşı sosyalizm i ve sosyal adaleti esas alan maliye ve vergi sistemi hedefini ifade etmez mi sizce?
 
İlahiyat, ilahiyatçıların içinden çıkamayacakları kadar zorlaştı; matematik mantık felsefe fizik ten anlamayan ilahiyatçı mı olurmuş? İlahiyatçıların bilgi seviyesi maalesef Kuran ı Kerim de ki , müsbet bilimlerin dahi ulaşamadığı en üst düzeydeki mucizevi soyutluğu ve kavram sistematiğini anlamaya, çözmeye, yorumlamaya yetmemektedir. Kuran mealleri, arapça orijinalinde var olan matematik soyutluk, mükemmel ahenk ve harmoni seviyesinden çok uzaktır.
 
 
Önemli enerji ve hammadde kaynakları, Ortadoğu daki petrol ve su kaynakları müslüman ülkelerde bulunmaktadır. En büyük korku, korkunun kendisi olan ölüm korkusunu da aşarak, Allah’ ına gerçekten ve içten inanan bir müslümanı, faizle ve silahla, ölüm tehdidiyle, parayla esir ve köle yapmak mümkün olmamaktadır. Afganistan da, önce Rus işgaline, sonra da NATO işgaline rağmen yaşanan dıştan dayatma ve bunun sonucu yaşanan çözümsüzlükten ders almak gerekmez mi?
 
 
Gelişmiş bir ekonomi de iç içe işleyen ve toplam arz ve talebi kontrol eden üç ana döngüsel çevrim bulunmaktadır. En içte yeni teknoloji ve ürün geliştirme AR-GE çevrimi; faiz dinamosu, sermaye, enerji, işgücü,kaliteli ve yüksek hünerli emek ile sanal ve gerçek zaman olan kaynak girdileri, gelecekteki arz-talep dengelerine göre yeni yatırımlarla beslenmektedir. Bunun üzerinde, üretim yapısı, kültür, tüketim kalıpları, gelir dağılımı bölüşüm öncelikleri, stoklar ve hali hazırdaki arz talep dengeleriyle beslenen üretim çevrimi yer almaktadır. En alttaki çevrimle de, daha çok talep tarafını belirleyen üretilen milli gelir ve katma değerin bölüşümü ile toplumsal tüketim kalıpları, enerji, işgücü, para sermaye piyasaları, faiz dinamosu üzerinden döngüsel olarak geriye beslenmektedir.
 
 
 
2006 yılında Dünya da Milli gelir ve Finansal oranlar
 
 
 
 
DÜNYA EKONOMİK GÜÇ ÇARKLARI HİYERARŞİSİ
 
Türk halkı, Nasreddin hoca fıkralarıyla da bilir ki, parayı veren düdüğü çalar. Dünya ekonomisine ve siyasetine hükmeden güçler, para sistemine de hükmetmektedir. Kendi parasını, tüm dünya da değişim ve değer saklama aracı olarak dolaştırabilen ülkelerin, artık dünyanın enerji ve hammadde kaynaklarını, ekonomik gücü ele geçirmek için askeri güç kullanmalarına gerek kalmamıştır. Aşağıdaki şekilde, sermaye birikimlerine göre dünya ekonomisine, para ve sermaye hareketlerine, küresel finansal işlemlere yön veren güçler hiyerarşisi özetlenmiştir.
 
 
REKABET KABİLİYETİNİ BELİRLEYEN ANA GİRDİ FİYATLARI, HALKIN GENEL TEKNİK BİLGİ SEVİYESİ VE KAYNAK VERİMLİLİĞİ ARTIŞIDIR:
 
 
Uygun ve doğru ihtiyaç ve risk tanımı yapılarak isabetli şartname yazılması ile dünyada kaynak israfı önlenmeli; enerji ve kaynak verimliliği artırılmalıdır.
 
Çalışma hayatımda mühendis ve yönetici olarak Türkiye ve Avrupa piyasalarında, gerek özel gerekse kamu sektöründe, Siemens,, Lucent, HP, Oracle, SAP gibi ileri teknoloji firmalarında; DPT ve MSB, TSK,PTT, GATA, Genelkurmay da, TELETAŞ, F-16, TCZB, Üniversiteler de ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İştiraklerinde onlarca Telefon santralleri, Bilgisayar ve Harp Uçağı, Ulaştırma Uçağı, Tıbbi Aletler alım-satım ihalelerine katıldım. Adam gibi şartname yazabilen, teknik idari ve mali risk minimizasyonu nedir bilen çok az mühendise ve idareciye rastladım.
 
Güneş enerjisi araştırmaları için Alman Hükümeti 40 Milyon Euro ayırıp Frauenhofer Institut a verebiliyor da Türkiye Cumhuriyeti hükümeti armut mu topluyor ki bu tür teknolojilere para ayırmıyor ama hızlı uçan kuşlar misali yetersiz donanımlı esir yazılımlı radarı ve bombası yetersiz harekat kabiliyeti sınırlı bir uçağa 26 Milyon dolar harcayabiliyor?
Neden bu uçakları test edecek bir rüzgar tünelimiz yok hala?
Neden Kompozit malzeme üretemiyoruz? Nanoteknoloji yatırımı için önce altyapıyı hazırlamıyoruz da reklam amaçlı, hem de yarısı devlet tarafından finanse edilen çok küçük yatırım tutarlarıyla kaynak israfı yapıyoruz?
 
Neden uçak yapamıyoruz, motorunu satın alsak da?
Neden komple montaj hattı kuruyoruz, ama 161.ci uçağı yapamıyoruz!
Neden PTT-ARLA (TELETAŞ) yı tahrip ettik yok pahasına sattık da Telekom teknolojileri microwave teknolojileri nanochipleri üretemiyoruz?
Gen teknolojisinde neden hala patentimiz yok?
…….
 
Otomotiv sektörü yeniden keşfedilecek; en çok 4 litre/100 km tüketen hybrid araçlar yapmak,
Telekom da 4G den 5G ye geçmek, Yazılım da SAP yi Türkiye de üretmek, 10 yılda Almanya daki, dünyadaki teknolojik know how dan daha gelişmişini üretmek Türk gençlerine gelecek prspektifi ve hedef gösterilse; her yeni mezuna sunacağı bir iş kurma planı karşılığı 10.000 Euro başlangıç sermayesi verilse, kendi işini kurmak, kendi markasını patentini geliştirmek işsizliğe çare olamaz mı?
 Ne dersiniz?
 
 
 
Milyarlarca dolar kaynak tasarrufu sağlayacak tecrübi bilgilerimi kısaca özetlemek ve sizlere aktarmak, paylaşmak istemekteyim.
 
1) Firma prospektüslerine bakarak şartname hazırlanmaz; yanlış ihtiyaç tesbiti ile yola çıkarsınız
 
2) Hiçbir teknolojik ürün prospektüsünde yazılı performansı göstermez; yüklenince reel hayatta daha düşük performans gösterir
 
3) Yük altındaki gerçek sistem performansı ürün broşürlerinden değil ölçme test merkezlerinde yapılan ölçmelerle değerlendirilebilir
 
4) Bu gerçek performans ölçümlerinden sonra dünya piyasaları irdelenip araştırılır ve Benchmarking yapılır
 
5) Fiyatlar aynı sistem ve aynı performans eşlenerek karşılaştırılır
 
6) Bu süreç adımları uygulanırsa Türkiye Cumhuriyeti miılyarlarca dolar tasarruf yaparak kaynak verimliliğini artırmış olur!
 
7) Bu süreç uygulanırsa Türkiye en yüksek teknoloji transferini sağlar ve kendisi teknoloji üretir hale gelir
 
8) Siz ne istediğinizi bilmezseniz satıcılar size finansmanını da bulup sizi değil sizin vasıtanızla gelecek kuşakları borçlandırarak size işe yaramaz sistemleri çok pahalıya satarlar.
 
 
Türkiye nin tek yapacağı, ihtiyacı doğru tesbit edip adam gibi şartname yazıp/yazdırıp milli savunma, ulaşım enerji ve haberleşme IT Bilgisayar sektörlerinde her yıl alımını hiç kısmadan mühendislik ve doğru teknoloji seçimi, ihtiyacı tam tanımlayan şartnamelerle yılda 20 Miyar dolarlık tasarrufu yaparak bunu da ARGE de Eğitim ve Sağlık sektörlerinde kullanarak; Bankacılık sistemini by-pass edip bilgili genç 3-5 kişilik ekiplere İnovasyon projeleri yaptırmak değer üretmektir. Faiz mekanizmasını aşarak değer üretemeyen Türkiye, sürekli borçlanmaktan kurtulamaz; reel değer olarak yerinde sayar, parasal olarak büyüse de bu kalıcı bir büyüme olamaz. Küreselleşme olgusu ile iyice küçülüp köyleşen dünyada, Türk gençliğine yeni bir uygarlık projesi ile yeni ulusal, bölgesel ve küresel hedefler gösterebilmeliyiz.
 
Enerji üretim kapasitesini artıramayan, yeni temiz enerjiyi en az kullanan bilgi yoğun sosyal ve çevre maliyeti en az, yüksek kaliteli ürün teknolojilerini rakiplerinden önce akıl edip geliştiremeyen ülkelerin şansı olamayacak gelecekte!
 
 
 
Küresel finans krizinin ABD deki Mortgage emlak piyasasından başlaması ve 15 Eylül 2008 de dünyanın en büyük sayılı Yatırım Bankası olan Lehman Brothers ın iflasına izin verilmesi tesadüfi değildir. Nitekim krizin zamanlaması, ABD Merkez Bankası Fed Reserve‘ ın tüketimi artırmak maksadıyla, piyasada para maliyetlerini ucuzlatmak için tarihteki en düşük faiz hadlerini uyguladığı dönemde patlak vermesi de tesadüfi değildir.
Faizlerin sıfıra yaklaştığı Japonya da da 1990 lı yıllardan beri yapısal sistem krizi yaşanmaktadır, çünkü bu durum sistemin temelindeki tekelci enflasyonist büyüme ve kar maximizasyonu mantığıyla çelişmektedir. Kapitalizmin oyuncu piyasa güçleri ve aktörleri için faizin sıfıra yaklaştığı asimptotik ve asimetrik bir ortamdır; reel ekonomide kar maximizasyonu hedefi tanımlanmamış böylesi belirsiz zaman ortamlarda, finans piyasalarında süpekülatif ürün ve araçlar, türedi borç senetleri (derivatives) devreye sokulmuştur. Nitekim 1929 Büyük Ekonomik buhranında dünya para ve finans piyasalarında, reel olarak bir birim mal ve hizmete karşılık 34 birim para dolaşıma sokulmuş iken, 2008 krizin de bu oran bire 180 orana yükselmiştir. Buna rağmen çöküş önlenememiş ve dünyaya hükmeden en büyük G-8 Ekonomilerinin zirvesi ve akabin de de Londra da G-20 Ekonomi zirvesinde sisteme trilyonlarca dolar şırınga edilmiştir. Şu anda dünya para ve finans piyasalarında bir birim reel mal ve hizmet değerine karşılık 400 birim para dolaşımda bulunmaktadır. Bunun sonucu bir iki yıllık gecikmeli reaksiyon zamanından sonra ortaya çıkması kaçınılmaz olan ve kontrol altında tutulamayacak çok aşırı yüksek enflasyon tehlikesidir. 1929 Büyük Ekonomik Buhranından çok daha şiddetli yaşanacak bir bölüşüm savaşı ekonomisi ancak ertelenebilmiştir. Bu erteleme başarılı açık istihbarat görevi yapan medya desteğiyle, dünya kamuoyuna sanki küresel kriz çözülmüş gibi sunulmaktadır ki bununla da dünya da tüketici güveninin yeniden kazanılması, durmuş olan dünya piyasalarında talep tarafının canlandırılması, Keynes in deyimiyle kümülatif arz ve talebin çakıştırılması  (matching) amaçlanmaktadır.
 
Ekonomi teorilerinin çoğu, örneğin Merkantilizm,  devrin hakim güç odakları tarafından Üniversite hocalarına ve Medya kuruluşlarına para dağıtılarak yazdırılmıştır ve yaygınlaştırılarak üniversitelere okutulmaya başlanmıştır.
 
Adam Smith‘ in ‚ The Wealth of Nations‘ kitabında piyasanın ‚görünmez gizli eli‘ dediği, sözde serbest rekabeti ve piyasa mekanizmasının adaleti, sihirli temel dayanak ve düzenleyicisi faiz mekanizmasıdır. David Ricardo, Silvio Gesell ve Karl Marx‘ ın, John Maynard Keynes‘ in kalıcı temel eserlerinde tarihsel bir perspektifle irdeleyip ortaya koydukları gibi aslında tüm ekonomik ve finansal problemlerin, ülkesel, bölgesel ve küresel krizlerin kaynağı da para ve bankacılık sisteminin dayanağı belkemiği faiz mekanizmasıdır.
 
 
Ekonomi üretim ve tüketim, yani arz ve talep dengelerinden oluşur ve en iyi girdi-çıktı, etki-tepki yöntemleri kullanılarak neden-sonuç, oran ve orantı ilişkileriyle irdelenir. Üretim kapasitesi ve kabiliyeti, doğrudan sermaye birikimi ve araştırma geliştirme fonlarının yeni ürün geliştirmeye harcanmasıyla, emek kabiliyeti ve hüneri, eğitim düzeyi ile orantılıdır. Sermaye birikimi ise doğrudan faiz mekanizması, tasarruf ve yatırım eğilimi, en son sermaye birikimi seviyesi ile belirlenir. Ekonomi de yeterli sermaye birikiminin oluşmuş olması,yöneticilere en önemli üretim maliyetini belirleyici bileşenler olarak, faiz oranları(sermaye maliyeti), enerji, hammadde, emek gibi ana girdi fiyatları  ile para piyasalarını yönlendirme, belirleme, karar alma gücü ve kabiliyeti kazandırır.
Karar almak demek, tüm karar seçeneklerinin ve tüm olası karar alternatiflerinin, geleceğin risk(belirsizlik) durumu ve sonuçlarına göre ihtimal dağılımlarının hesaplanarak ağırlıklandırılarak oluşturulması, değerlendirilmesi ve ve en az belirsizlik (risk minimizasyonu), en çok belirsizlik (risk maksimizasyonu) gibi en iyi (optimum) gibi istenen karar kriterinin uygulanması demektir.
 
Gerçek ve parasal ekonomi de çok farklı temeller ve kıstaslar belirleyicidir. Gerçek ekonomide arz ve talep dengelerini, tabiat kanunları, enerji ve işgücü eğitim seviyesi belirlerken; parasal ekonomide arz ve talebi dengeleyen fiyatları, siyasi ve toplumsal güç ilişkileri ve tüketim tercihleri, reklam bütçeleri, inançlar gibi diğer  kompleks arz ve talep dengeleri, rekabet ortamı   belirlemektedir. Örneğin bir enerji santralini veya büyük bir üretim tesisisini bir gecede kuramazsınız; ancak Merkez Bankası ve Bankacılık, Vergileme sistemi  kararları ile bir gecede faiz oranlarını ve vergileri değiştirebilir,  piyasadan para çekebilir, para pompalayabilir, veya yaşanmakta olan küresel finans krizinde olduğu olduğu gibi milyarlarca doları bir gecede hile ile buharlaştırabilirsiniz. Böylece yükselen varlık değerleri dibe vuracak ve likidite sahibi olanlar bunlara değerinin çok altında para ödeyerek sahip olabileceklerdir.
Daha sonra da sisteme şırınga edilen aşırı yüksek likidite  sonucunda, bir kaç yıl sonra gecikmeli olarak yaşanacak aşırı enflasyon ortamında, yeniden değer şişmeleri fiyat artışları, varlıkların el değişmesi  yaşanacaktır. Nitekim enerji, doğal gaz ve petrol fiyatları ile istedikleri gibi oynamaktadırlar. Bu milyarlarca doların anında ülkeler arasında el değiştirmesi anlamına gelmektedir.
 
 
 
 
MAKSATLI BİR HABER VE SÖYLENTİ İLE BORSA COŞTURULUR, İNER, ÇIKARSA, MİLLETİN PARASI ASILSIZ DEDİKODULARLA BUHARLAŞTIRILIR:
 
Bankalar, sözleşme hürriyeti şemsiyesi altında hukukun geçerli kılınamadığı, uygulanamadığı güç odaklarıdır. Bankaların risk yönetimi stratejisi (Kredi, piyasa, faiz oranı ve likidite riski, operasyonel risk, kültürel ve süreç hileleri, iç ve dış hile ve dolandırıcılık…) piyasa ve müşteri potansiyeli, rekabet kabiliyeti, kaynak verimliliği gibi önemli veriler bilinmeden, ölçülmeden, sınırlanmadan ve azaltılmadan ortalama en çok %20 özkaynak/borç oranına dayanmaktadır. Güvenceli ve etkin bir risk yönetimi için bankaların kriz ortamlarında en az %50 özsermaye/borç oranına sahip olmaları gerekir.
 
2010 yılı Ocak ayında, bayram değil seyran değilken, kriz ortamında, uluslar arası kredibilite ayarı yapan derecelendirme kuruluşları, gizli güç merkezlerinin talimatları ile Türkiye'nin kredi notunu yükseltti.Son olarak da kamuoyunda ‘sıfırcı hoca’ diye bilinen
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moodys Türkiye'nin kredi notunu BA3’ten BA2'ye yükseltti. Kuruluş kredi notunun yükseltilmesine neden olarak, Türkiye'nin mali şokları emebilme kapasitesine olan güvenin artmasını gösterdi.Moodys 2005 yılından bu yana ilk kez Türkiye'nin notunu artırmış oldu. Ancak Moodys'in not artışı, Fitch'in geçtiğimiz günlerde yaptığı gibi iki kademe değil, bir kademe artış şeklinde oldu. Öte yandan BA2'lik kredi notu, yatırım yapılabilir seviyenin halen iki kademe altında bulunuyor. Geçtiğimiz dönemde Fitch'den gelen not artışının ardından piyasalar ilk olarak S&P'den artış gelmesini bekliyordu. Hatta piyasalarda bir süredir yaşanan iyimser hava da bu beklenen not artışının da etkisi vardı. Ancak not artışının Moodys'den gelmesi piyasaları biraz şaşırtmış oldu. 2010 yılına IMF’yle anlaşmanın yakın bir zamanda yapılacağı beklentisiyle rekorla başlayan ve ilk üç işlem gününde 2 yılın zirvesine çıkan İMKB Endeksi dün de S&P’nin not artırımı yapacağı söylentisiyle coştu.
Kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu artıracağı söylentileriyle İMKB endeksi yüzde 0.78 yükselişle 54 bin 972 puana çıktı.Dolar, 1.46 liraya gerilerken, bono faizi yüzde 8.85’e indi. S&P’den bu konu hakkında bir açıklama yapılmadı.
Bu arada, Avrupa borsaları yüzde 1’e yakın değer kaybetti. Oldukça hareketli bir gün geçiren piyasalarda, Japonya’nın yeni Maliye Bakanı Naoto Kan, yenin daha zayıf olmasını istediğini ve Japon firmalarının dolar/yen paritesinin 95 yen civarında olmasından yana olduğunu söyledi. Ardından Çin Merkez Bankası, beklenmedik bir kararla üç aylık bono faizlerini ağustos ayından bu yana ilk kez artırdı. Çin borsaları yüzde 2’ye yakın değer kaybetti.
Öte yandan, Euro Bölgesi’nde perakende satışlar, kasımda beklentilerin tersine bir önceki aya göre yüzde 1.2 azaldı. Bütün bu gelişmelerle euro/dolar paritesi, 1.4295’e kadar geriledi. (Kaynak: Milliyet Gazetesi, 8 Ocak 2010 Cuma)
 
 
 
 
Hatalarından ders almayanlara aptal, zekalarını hafızaları ile güçlendiremeyenlere de akılsız denir.
Türk gençliği ve Türk toplumu aptal mı, akılsız mı ki artık akıllanmasın?
 
Kurumsal Altyapı, Stratejik Planlama ve Kaynak Yönetimi Verimliliğinin önemi
 
Adı var kendi yok kurumlarla, ünvanı var hüneri yok mühendislerle, profesyonel meslek eğitimi görmemiş kukla siyasetçilerle zaman faiz teknoloji ilişkilerini kavrayan felsefeleri nasıl üretebiliriz?
 
Toplumsal, Mali, Ekonomik, Sosyal, Teknolojik, İdari Sistemin Hedefleri ve Öncelikleri
 
Büyüme ve Kar Maximizasyonu yerine Kaynak Verimliliği ve İnsanlığın Bekası hedefi
 
Önemli Küresel Tehdit unsurları: Nüfus Artışı (Malthus Teorisi) ve yaşanabilen Dünya mızdaki ormanlar, enerji, su ve temiz hava nın sınırlı olması, çevre kirliliği, iklim değişikliği, tabii afetler deprem fırtına tsunami vs.
 
...
 
Dünya Bankası'nın periyodik olarak yayınlanan Global Economic Perspectives raporunda yer alan piyasa kurlarıyla hesaplanmış ülkelerin büyüme hızı tahminleri 2008 kriz yılında dünya ekonomisinde negatif büyüme beklendiğini göstermektedir. Ancak Dünya Bankası raporuna göre, Dünya ekonomisi 2008 de küçülürken büyümesini artıracağı, iyimser tahmin edilen nadir ülkelerden biri de Türkiye idi. Belki de bu yüzden 2008 yüzyıl krizinin Türkiye yi teğet geçeceği en yetkili ağızdan yanlış bir zamanlama ile iddia edilmiştir.
IMF’nin kaynaklarının 250 milyar dolardan 750 milyar dolara yükseltilmesi de Londra’daki 2009 yılı G - 20 toplantısında kararlaştırıldı.
IMF nin kurum kültürü ve önerdiği tedbirler uygulandığı hiçbir ülkeyi sürekli yapısal krizlerden ve bütçe açıklarından kurtaramamıştır. Faiz dışı fazla yöntemi de bir işe yaramamıştır. Faize dayalı önlem paketleri tekelleşmeyi artırmıştır. Serbest rekabet ortamı ve gelir dağılımı daha da bozulmuştur. Yerli sermaye erimiş tükenmiştir; ülkedeki tüm bankalar ve önemli Kamu İşletmeleri yok pahasına elden çıkarılmıştır. İç ve dış toplam borç yükümüz 400 Milyar doları aşmıştır.
Yüzyılın en büyük küresel krizinden en ağır etkilenen ülke Türkiye olmuştur.
Neden mi?
 
Başkalarının aklı (IMF, Dünya Bankası,IFC,….) ile ekonomi idare etmeye kalkanlar, ancak onların aklının akledebildiği, kendi küresel menfaatleriyle çelişmediği ölçülerde, ancak onların müsaade ettiği kadar akıllı olup krizlere dayanabilir, ancak krizlere kendi ulusal menfaatlerine uygun çözümler üretemezler. Tüm uluslar arası alışveriş ve anlaşmalara rağmen, bağımsız bir ekonomik politika izleyebilmek için, ülkede belli bir zaman diliminde üretilen tüm mal ve hizmetler ile piyasaya giren ve çıkan, kısa- orta- uzun vadeli para (döviz ve diğer menkul kıymetler) miktarı arasında sağlıklı bir oranı tutturmak gerekir.
 
Bu oran, sağlıklı ekonomilerde normal şartlarda, 1 birim mal ve hizmete karşılık, 14 birim paranın piyasada dolaşması yani 1:14 şeklindedir. 1929 buhranında bu oran 1:34 e yükselmişken 2008 yüzyılın krizinde 1:400 ler 1:800 ler mertebesine çıkmıştır. Bu da önemli ölçüde borç senetleri ve spekülatif amaçlarla oluşturulan kredi balonlarının emlak (mortgage) piyasalarından başlayarak sönmesiyle, özellikle ABD ekonomisinden başlayıp tüm dünyaya süratle yayılan önemli ölçüde değer kayıplarının oluşmasına yol açmıştır.
 
Her ne kadar Türkiye’ de TUİK istatistiklerinden GSMH hesaplanabiliyorsa da, ülkeye giren ve çıkan para miktarı Maliye, TCMB, Hazine, DTM ve DPT den oluşan ulusal ekonomi yönetiminin kesin kontrolünde değildir. Özellikle kayıt dışı ekonomi ve kara para miktarı ekonominin %50 si oaranındadır. Buna bir de kısa vadeli, kontrol dışı anlık-günlük- haftalık- aylık-üç aylık dönemlerde ki fazla miktarda sıcak para giriş çıkışları da eklenirse, ekonomi yönetimindeki belirsizlik ve dengesizlik, sık sık finansal döviz ve likidite krizleriyle karşılaşılması kolayca anlaşılabilecektir.
 
Türkiye 24 Ocak 1980 kararlarıyla 70 cente muhtaç olmaktan kurtulmaya çalışırken, ithal ikamesine dayalı, Türk Parasını Koruma kanunu ile sabit tutulan kurlarla kalkınma modelinden, Özal’ ın yüksek faiz düşük kur, nisbi serbest rekabet ve teşvik sistemiyle dışarıya açık, serbest dalgalı kura dayanan ihracat ekonomisi modeline geçmiştir. 1980 li yıllardan itibaren Türkiye ekonomisi, önemli ölçüde kısa vadeli, ülkenin siyasi ve sosyal yapısını, piyasasını ve ülkeyi yöneten güç dengelerini değiştirmek isteyen ve belli merkezlerce yönlendirilen önemli miktarlarda sermaye giriş çıkışlarını ve bundan kaynaklanan finansal likidite krizlerini yaşamak zorunda kalmıştır.
 
IMF tarafından verilen işaretlere göre, malum Uluslar arası Rating kuruluşları, Standard&Poors, Moody’s, Fitch.. de maksatlı ve yanıltıcı kredi notlarıyla Türkiye de ve dünya da finans ve para akımlarını tek merkezden yönlendirmektedir. Avrupa Birliği ve Alman Hükümeti bu üç denetleme kuruluşu Standard&Poors, Moodys’, Fitch denetlemek için yeni direktifler ve kurallar üzerinde çalışmaktadır.Uluslar arası borçlanma faizle para ve nakit akımları, Libor artı Spread esasıyla Londra piyasasında belirlenmektedir.
 
Peki LIBOR ve Spread nedir ?
 
LIBOR (London Interbank Offered Rate) Londra da, bankalararası piyasada, bankaların birbirlerinden para alış verişlerinde kullanılan faiz oranıdır. Spread ise her ülkenin politik ve ekonomik durumuna, geri ödeme kabiliyetine göre belirlenen ülkenin borçlanma riski primidir.Swap ve opsiyon sözleşmeleri ise, borçlanılan döviz cinsini ödemede değiştiren, takas eden, uluslar arası sermaye piyasalarının en hızlı büyüyen, yeniliklere en açık ve sürekli yeni buluş ve tekniklerin üretildiği borç ödeme, para birimini değiştirme sözleşmeleridir.
 
2008 finans krizini önce kuramsal temellerinden, dünya para sistemi ve faiz mekanizmasından başlayarak, Sylvio Gesell, Wilhelm Reich, Karl Marx, J.M. Keynes gibi ekonomik sistemi esastan sorgulayarak anlamaya çalışmak gerekir.
 
Faize, Bankacılığa sürekli borçlanarak imkanlarının üzerinde yaşamak yerine, katma değer ve yeni teknoloji üretmek, yeni patentler almak, içi boş akademik unvan almaktan daha önemli değil mi?
Hep güdülen tüketen pazarlanan ülke ve toplum olmaya mecbur ve mahkum muyuz? Neden uşaklık ve köleliğe razı olalım? Bu tembellik bu hazırcılık bu köşe dönmecilik ne? Ehliyetsiz ve liyakatsiz siyasi kadroları, hünersiz diplomalı mühendisleri, medya soytarısı profesörleri ve uyduruk yapay basın gündemlerini daha ne kadar besleyeceğiz?
 
Askerler vatanı kendilerinin herkesten daha çok sevdiğine, imam hatipliler de dini herkesten daha iyi bildiklerine şartlamışlar kendilerini; bir kör dövüşüdür gidiyor. Bilimin ne olduğunu bilen, araştırıp bilgi üreten, zamanını aşıp kalıcılığı, bekayı hak etmiş Profesörler de tek tük var ama daha çok yabancılara çalışıyorlar ülke menfaatleri için değil!
 
Yok hepsi çok iyiyse neden hep borçla yaşıyoruz?
 Neden yeni uygarlık ve teknoloji projelerini konuşamıyoruz? Gerçek ülke gündemini, işsizlik ve gelir dağılımı adaletsizliğini konuşamıyoruz?
Zaman faiz ve teknoloji kavramlarının ilişkisini konuşsak krizi kendi gücümüzle, hem de dünyaya akıl satarak, kaynak verimliliğimizi artırarak, ihtiyacımıza göre şartname yazarak, doğru alımlar yaparak aşarız.
 
Kriz, emek geliriyle, ücretle yaşayan en alt gelir grubunu daha çok etkilemiştir. Kira ve faiz gelirleri olan rantiyeler krizden çok fazla etkilenmemiştir.
Halkın durumu bu iken bankaların çok yüksek karlar elde etmeleri halkın bileşik faiz otomatizması ile soyulduğunu göstermez mi? Bankalar güçlüdür. Güçlü olana karşı hukuk mücadelesi ile hak elde etmeniz de çok güçtür. Bankalar kesinlikle kimseye gerçek anlamda hesap vermezler. Bankalara karşı hukuk yolunu sonuna kadar işletmeye de gücünüz yetmez. Örneğin,Elektrik faturanız hesabınızda paranız olmasına rağmen ödenmez, elektriğiniz kesilir, dolabınızda yiyecekleriniz kokar. Ama Bankanıza hesap soramazsınız.
 
 
 
 
BANKALAR VE YANILTMA: REKLAM
 
Çok eski yıllarda televizyonlarda bir reklam filmi vardı. Biz bankanın ismini “ABC” olarak değiştirelim. İki adam yolda karşılaşırlar. Biri diğerine:
 
- ABC Bank’a mı gidiyorsun?
- Hayır, ABC Bank’a gidiyorum.
- Haaa.. ben de ABC Bank’a diyorsun zannetmiştim. Reklamdaki iki yaşlı adam karakterlerinin duyma problemi vardı.
 
Duymaz, görmez, akletmez, kayıtsız ve cahil bir toplum ve sessiz çoğunluk, Bankalar için ideal para kazanma ve hile ortamıdır. Böyle bir topluluğa hesap verebilir olmanız da, risklerinizi iyi yönetmeniz de gerekmez. Denetim mekanizmaları da işlemez. Sürekli başkalarının parasını toplar, devlete satarsınız. Kimse öz sermaye yeterliliğinize de bakmaz. Böylece hiç riske de girmezsiniz. Devletler, şirketler veya şahıslar gibi iflas da etmezler. Bu sebeple, Türkiye 2001 de yaşadığı bankacılık krizinde 50 Milyar dolar kaybetmiştir.Sonunda kimse de hesap vermemiştir.Kaçan kurtulmuş,yakalanan ise sadece kaçırdığının on da birini BDDK ya geri ödemiştir.
 
 
 
 
 
Ne dersiniz?
 
Uluslar arası derecelendirme kuruluşları mı doğru söylüyor, yoksa devletin kendi kurumları ve gazetelerin ekonomi yazarları mı?
 
Doğrusu şudur: Uluslar arası sermaye ve Türkiye yi arka planda görünmeden idare eden gerçek güç merkezleri, derecelendirme kuruluşlarından Türkiye için olumlu mesaj vermesini istemiştir ki, krizle bunalan Türk ekonomisine yönlendirilecek sıcak para ile bedavaya alımlar yapılabilsin ve yeni kriz ortamları yaratabilmek için pazarlık gücünü artırsın. Malum bu yıl sonuna doğru, önümüzde erken seçim ihtimali de var. 
 
 
ACİLEN UYGULANMASI GEREKLİ YAPISAL VE TOPLUMSAL ÖNLEMLER PAKETİ
FİNANSAL- EKONOMİK-TEKNOLOJİK- MALİ VE İDARİ DÖNÜŞÜMÜ SAĞLAYACAK EN KAPSAMLI KALICI ACİL ÖNLEMLER PAKETİ
 
Kurumsal Altyapı, Stratejik Planlama ve Kaynak Yönetimi Verimliliğinin önemi
 
Toplumsal, Mali, Ekonomik, Sosyal, Teknolojik, İdari Sistemin Hedefleri ve Öncelikleri
Türkiye Cumhuriyetinde gerek özel gerekse kamu sektörü, DPT ve MSB GenelKurmay da, İstanbul Büyükşehir Belediyesinde onlarca Telefon santrali Bilgisayar Harp Uçağı ve Ulaştırma Uçağı ihalelerine katıldım. Adam gibi şartname yazabileni risk minimizasyonu nedir bilen mühendise idareciye rastlamadım.
 
1) Firma prospektüslerine bakarak şartname hazırlanmaz; yanlış ihtiyaç tesbiti ile yola çıkarsınız
 
2) Hiçbir teknolojik ürün prospektüsünde yazılı performansı göstermez; yüklenince reel hayatta daha düşük performans gösterir
 
3) Yük altındaki gerçek sistem performansı ürün broşürlerinden değil ölçme test merkezlerinde yapılan ölçmelerle değerlendirilebilir
 
4) Bu gerçek performans ölçümlerinden sonra dünya piyasaları irdelenip araştırılır ve Benchmarking yapılır
 
5) Fiyatlar aynı sistem ve aynı performans eşlenerek karşılaştırılır
 
6) Bu süreç adımları uygulanırsa Türkiye Cumhuriyeti miılyarlarca dolar tasarruf yaparak kaynak verimliliğini artırmış olur!
 
7) Bu süreç uygulanırsa Türkiye en yüksek teknoloji transferini sağlar ve kendisi teknoloji üretir hale gelir
 
8) Siz ne istediğinizi bilmezseniz satıcılar size finansmanını da bulup sizi değil sizin vasıtanızla gelecek kuşakları borçlandırarak size işe yaramaz sistemleri çok pahalıya satarlar.
 
 
Türkiye nin tek yapacağı, ihtiyacı doğru tesbit edip adam gibi şartname yazıp/yazdırıp milli savunma, ulaşım enerji ve haberleşme IT Bilgisayar sektörlerinde her yıl alımını hiç kısmadan mühendislik ve doğru teknoloji seçimi, ihtiyacı tam tanımlayan şartnamelerle yılda 10-20 Miyar dolarlık tasarrufu yaparak bunu da ARGE de Eğitim ve Sağlık sektörlerinde kullanarak; Bankacılık sistemini by-pass edip bilgili genç 3-5 kişilik ekiplere INNOVASYON projeleri yaptırmak değer üretmektir. Faiz mekanizmasını aşarak değer üretemeyen Türkiye, sürekli borçlanmaktan kurtulamaz; reel değer olarak yerinde sayar, parasal olarak büyüse de bu kalıcı bir büyüme olamaz!
 
Enerji üretim kapasitesini artıramayan, yeni temiz enerjiyi en az kullanan bilgi yoğun sosyal ve çevre maliyeti en az, yüksek kaliteli ürün teknolojilerini rakiplerinden önce akıl edip geliştiremeyen ülkelerin şansı olamayacak gelecekte!
 
Küresel kriz ertelenebilir; ancak bilgi ve sermaye tabana yayılmadıkça kalıcı olarak çözülemez dünyada!
 
Faiz ve borçlanma girdabını aşamayan, dünya iklim ve çevre kısıtlarıyla baş edemez; büyüme teorileri artık yeni maliyet hesaplarıyla içsel olmak zorunda! Sistem yani Tabiat her şeye rağmen jiroskop misali kendi kanunlarının aşılamaz üstün güç olduğunu, ekonomist ve finansçılara da dikte ettirecek, doğrulatacaktır tez vakitte!
 
Hatalarından ders almayanlara aptal, zekalarını hafızaları ile güçlendiremeyenlere de akılsız denir!
Türk gençliği ve Türk toplumu aptal mı, akılsız mı ki artık akıllanmasınlar?
 
Kurumsal Altyapı, Stratejik Planlama ve Kaynak Yönetimi Verimliliğinin önemi
 
Adı var kendi yok kurumlarla, ünvanı var hüneri yok mühendislerle, profesyonel meslek eğitimi görmemiş kukla siyasetçilerle zaman faiz teknoloji ilişkilerini kavrayan felsefeleri nasıl üretebiliriz?
 
Toplumsal, Mali, Ekonomik, Sosyal, Teknolojik, İdari Sistemin Hedefleri ve Öncelikleri
 
Büyüme ve Kar Maximizasyonu yerine Kaynak Verimliliği ve İnsanlığın Bekası hedefi
 
Önemli Küresel Tehdit unsurları: Nüfus Artışı (Malthus Teorisi) ve yaşanabilen Dünya mızdaki ormanlar, enerji, su ve temiz hava nın sınırlı olması, çevre kirliliği, iklim değişikliği, tabii afetler deprem fırtına tsunami vs.
 
...
 
Dünya Bankası'nın periyodik olarak yayınlanan Global Economic Perspectives raporunda yer alan piyasa kurlarıyla hesaplanmış ülkelerin büyüme hızı tahminleri 2008 kriz yılında dünya ekonomisinde negatif büyüme beklendiğini göstermektedir. Ancak Dünya Bankası raporuna göre, Dünya ekonomisi 2008 de küçülürken büyümesini artıracağı, iyimser tahmin edilen nadir ülkelerden biri de Türkiye idi. Belki de bu yüzden 2008 yüzyıl krizinin Türkiye yi teğet geçeceği en yetkili ağızdan yanlış bir zamanlama ile iddia edilmiştir.
IMF’nin kaynaklarının 250 milyar dolardan 750 milyar dolara yükseltilmesi de Londra’daki 2009 yılı G - 20 toplantısında kararlaştırıldı.
IMF nin kurum kültürü ve önerdiği tedbirler uygulandığı hiçbir ülkeyi sürekli yapısal krizlerden ve bütçe açıklarından kurtaramamıştır. Faiz dışı fazla yöntemi de bir işe yaramamıştır. Faize dayalı önlem paketleri tekelleşmeyi artırmıştır. Serbest rekabet ortamı ve gelir dağılımı daha da bozulmuştur. Yerli sermaye erimiş tükenmiştir; ülkedeki tüm bankalar ve önemli Kamu İşletmeleri yok pahasına elden çıkarılmıştır. Borç yükümüz 400 Milyar doları aşmıştır.
Yüzyılın en büyük küresel krizinden en ağır etkilenen ülke Türkiye olmuştur.
Neden mi?
 
Başkalarının aklı (IMF, Dünya Bankası,IFC,….) ile ekonomi idare etmeye kalkanlar, ancak onların aklının akledebildiği, kendi küresel menfaatleriyle çelişmediği ölçülerde, ancak onların müsaade ettiği kadar akıllı olup krizlere dayanabilir, ancak krizlere kendi ulusal menfaatlerine uygun çözümler üretemezler. Tüm uluslar arası alışveriş ve anlaşmalara rağmen, bağımsız bir ekonomik politika izleyebilmek için, ülkede belli bir zaman diliminde üretilen tüm mal ve hizmetler ile piyasaya giren ve çıkan, kısa- orta- uzun vadeli para (döviz ve diğer menkul kıymetler) miktarı arasında sağlıklı bir oranı tutturmak gerekir.
 
Bu oran, sağlıklı ekonomilerde normal şartlarda, 1 birim mal ve hizmete karşılık, 14 birim paranın piyasada dolaşması yani 1:14 şeklindedir. 1929 buhranında bu oran 1:34 e yükselmişken 2008 yüzyılın krizinde 1:400 ler 1:800 ler mertebesine çıkmıştır. Bu da önemli ölçüde borç senetleri ve spekülatif amaçlarla oluşturulan kredi balonlarının emlak (mortgage) piyasalarından başlayarak sönmesiyle, özellikle ABD ekonomisinden başlayıp tüm dünyaya süratle yayılan önemli ölçüde değer kayıplarının oluşmasına yol açmıştır.
 
Her ne kadar Türkiye’ de TUİK istatistiklerinden GSMH hesaplanabiliyorsa da, ülkeye giren ve çıkan para miktarı Maliye, TCMB, Hazine, DTM ve DPT den oluşan ulusal ekonomi yönetiminin kesin kontrolünde değildir. Özellikle kayıt dışı ekonomi ve kara para miktarı ekonominin %50 si oaranındadır. Buna bir de kısa vadeli, kontrol dışı anlık-günlük- haftalık- aylık-üç aylık dönemlerde ki fazla miktarda sıcak para giriş çıkışları da eklenirse, ekonomi yönetimindeki belirsizlik ve dengesizlik, sık sık finansal döviz ve likidite krizleriyle karşılaşılması kolayca anlaşılabilecektir.
 
Türkiye 24 Ocak 1980 kararlarıyla 70 cente muhtaç olmaktan kurtulmaya çalışırken, ithal ikamesine dayalı, Türk Parasını Koruma kanunu ile sabit tutulan kurlarla kalkınma modelinden, Özal’ ın yüksek faiz düşük kurlu, nisbi serbest rekabet ve teşvik sistemiyle dışarıya açık, serbest dalgalı kura dayanan ihracat ekonomisi modeline geçmiştir. 1980 li yıllardan itibaren Türkiye ekonomisi, önemli ölçüde kısa vadeli, ülkenin siyasi ve sosyal yapısını, piyasasını ve ülkeyi yöneten güç dengelerini değiştirmek isteyen ve belli merkezlerce yönlendirilen önemli miktarlarda sermaye giriş çıkışlarını ve bundan kaynaklanan finansal likidite krizlerini yaşamak zorunda kalmıştır.
 
IMF tarafından verilen işaretlere göre, malum Uluslar arası Rating kuruluşları, Standard&Poors, Moody’s, Fitch.. de maksatlı kredi notlarıyla Türkiye de ve dünya da finans ve para akımlarını tek merkezden yönlendirmektedir. Uluslar arası borç para ve nakit akımları, Libor artı Spread esasıyla Londra ve New York Wall Street borsasında belirlenmektedir.
 
 
Gelin önce şu finans krizini temellerinden, para sisteminden ve faiz mekanizmasından başlayarak S.Gesell gibi W,Reich gibi K.Marx J.M. Keynes gibi temelinden sorgulayarak anlamaya çalışalım önce de sonra kriz den çıkışı konuşalım.
……………………..
 
Güneş enerjisi araştırmaları için Alman Hükümeti 40 Milyon Euro ayırıp Frauenhofer Institut a verebiliyor da Türkiye Cumhuriyeti hükümeti armut mu topluyor ki bu tür teknolojilere para ayırmıyor ama hızlı uçan kuşlar misali yetersiz donanımlı esir yazılımlı radarı ve bombası yetersiz harekat kabiliyeti sınırlı bir uçağa 26 Milyon dolar harcayabiliyor?
Neden bu uçakları test edecek bir rüzgar tünelimiz yok hala?
Neden Kompozit malzeme üretemiyoruz?
Neden uçak yapamıyoruz, motorunu satın alsak da?
Neden PTT-ARLA (TELETAŞ) yı tahrip ettik yok pahasına sattık da Telekom teknolojileri microwave teknolojileri nanochipleri üretemiyoruz?
Gen teknolojisinde neden hala patentimiz yok?
…….
 
Otomotiv sektörü yeniden keşfedilecek; en çok 4 litre/100 km tüketen hybrid araçlar yapmak,
Telekom da 4G den 5G ye geçmek, Yazılım da SAP yi Türkiye de üretmek, 10 yılda Almanya daki, dünyadaki teknolojik know how dan daha gelişmişini üretmek Türk gençlerine hedef gösterilse işsizliğe çare olamaz mı?
 
Ne dersiniz?
 
 
 
 
 
Büyüme ve Kar Maximizasyonu yerine Kaynak Verimliliği ve İnsanlığın Bekası hedefi
 
Önemli Küresel Tehdit unsurları: Nüfus Artışı (Malthus Teorisi) ve yaşanabilen Dünya mızdaki ormanlar, enerji, su ve temiz hava nın sınırlı olması, çevre kirliliği, iklim değişikliği, tabii afetler deprem fırtına tsunami vs.
 
...
 
Dünya Bankası'nın periyodik olarak yayınlanan Global Economic Perspectives raporunda yer alan piyasa kurlarıyla hesaplanmış ülkelerin büyüme hızı tahminleri 2008 kriz yılında dünya ekonomisinde negatif büyüme beklendiğini göstermektedir. Ancak Dünya Bankası raporuna göre, Dünya ekonomisi 2008 de küçülürken büyümesini artıracağı, iyimser tahmin edilen nadir ülkelerden biri de Türkiye idi. Belki de bu yüzden 2008 yüzyıl krizinin Türkiye yi teğet geçeceği en yetkili ağızdan yanlış bir zamanlama ile iddia edilmiştir.
IMF’nin kaynaklarının 250 milyar dolardan 750 milyar dolara yükseltilmesi de Londra’daki 2009 yılı G - 20 toplantısında kararlaştırıldı.
IMF nin kurum kültürü ve önerdiği tedbirler uygulandığı hiçbir ülkeyi sürekli yapısal krizlerden ve bütçe açıklarından kurtaramamıştır. Faiz dışı fazla yöntemi de bir işe yaramamıştır. Faize dayalı önlem paketleri tekelleşmeyi artırmıştır. Serbest rekabet ortamı ve gelir dağılımı daha da bozulmuştur. Yerli sermaye erimiş tükenmiştir; ülkedeki tüm bankalar ve önemli Kamu İşletmeleri yok pahasına elden çıkarılmıştır. Borç yükümüz 400 Milyar doları aşmıştır.
Yüzyılın en büyük küresel krizinden en ağır etkilenen ülke Türkiye olmuştur. Neden mi?
 
Başkalarının aklı (IMF, Dünya Bankası,IFC,….) ile ekonomi idare etmeye kalkanlar, ancak onların aklının akledebildiği, kendi küresel menfaatleriyle çelişmediği ölçülerde, ancak onların müsaade ettiği kadar akıllı olup krizlere dayanabilir, ancak krizlere kendi ulusal menfaatlerine uygun çözümler üretemezler. Tüm uluslar arası alışveriş ve anlaşmalara rağmen, bağımsız bir ekonomik politika izleyebilmek için, ülkede belli bir zaman diliminde üretilen tüm mal ve hizmetler ile piyasaya giren ve çıkan, kısa- orta- uzun vadeli para (döviz ve diğer menkul kıymetler) miktarı arasında sağlıklı bir oranı tutturmak gerekir.
 
Bu oran, sağlıklı ekonomilerde normal şartlarda, 1 birim mal ve hizmete karşılık, 14 birim paranın piyasada dolaşması yani 1:14 şeklindedir. 1929 buhranında bu oran 1:34 e yükselmişken 2008 yüzyılın krizinde 1:400 ler 1:800 ler mertebesine çıkmıştır. Bu da önemli ölçüde borç senetleri ve spekülatif amaçlarla oluşturulan kredi balonlarının emlak (mortgage) piyasalarından başlayarak sönmesiyle, özellikle ABD ekonomisinden başlayıp tüm dünyaya süratle yayılan önemli ölçüde değer kayıplarının oluşmasına yol açmıştır.
 
Her ne kadar Türkiye’ de TUİK istatistiklerinden GSMH hesaplanabiliyorsa da, ülkeye giren ve çıkan para miktarı Maliye, TCMB, Hazine, DTM ve DPT den oluşan ulusal ekonomi yönetiminin kesin kontrolünde değildir. Özellikle kayıt dışı ekonomi ve kara para miktarı ekonominin %50 si oaranındadır. Buna bir de kısa vadeli, kontrol dışı anlık-günlük- haftalık- aylık-üç aylık dönemlerde ki fazla miktarda sıcak para giriş çıkışları da eklenirse, ekonomi yönetimindeki belirsizlik ve dengesizlik, sık sık finansal döviz ve likidite krizleriyle karşılaşılması kolayca anlaşılabilecektir.
 
Türkiye 24 Ocak 1980 kararlarıyla 70 cente muhtaç olmaktan kurtulmaya çalışırken, ithal ikamesine dayalı, Türk Parasını Koruma kanunu ile sabit tutulan kurlarla kalkınma modelinden, Özal’ ın yüksek faiz düşük kurlu, nisbi serbest rekabet ve teşvik sistemiyle dışarıya açık, serbest dalgalı kura dayanan ihracat ekonomisi modeline geçmiştir. 1980 li yıllardan itibaren Türkiye ekonomisi, önemli ölçüde kısa vadeli, ülkenin siyasi ve sosyal yapısını, piyasasını ve ülkeyi yöneten güç dengelerini değiştirmek isteyen ve belli merkezlerce yönlendirilen önemli miktarlarda sermaye giriş çıkışlarını ve bundan kaynaklanan finansal likidite krizlerini yaşamak zorunda kalmıştır.
 
Swap işlemine neden olan farklılıklar şunlar olabilir:
1. Belirli dövizlere erişebilme yeteneği veya erişme güçlükleri,
2. Değişken faizli fon sağlayabilme yeteneği
 
 
 
Ekonomik kriz dolayısıyla, işini kaybetme korkusu yaşayan kadın çalışanlar erkek patronlarını etkilemek için seksi kıyafetler giymeye başladı. İngiltere’de yapılan araştırmada, kadın ofis çalışanlarının yüzde 78’i, diğer çalışanlarla rekabette öne çı...
 
Haydi gençler yaratıcı olmaya
 
Harcamaları artırın krizden kurtulun
 
 
 
 
GELECEĞİN RİSKLERİNİ VE OLASI GÜÇ DENGELERİNİ ÖNCEDEN GÖRMEK VE PLANLAMAK
 
 
 
Sabancı nın %0 Milyon TL.lık Nanoteknoloji Arge yatırımı yapmasıyla ilgili basında haberler yer almıştır. Bunun yarısını da DPT karşılamaktadır.
Bilenle bilmeyen bir olur mu diyerek soralım ve düşünelim: 50 Milyon TL 25 Milyon Euro eder. Türkiye için önemli kaynak olabilir ama dünya piyasalarında nanoteknoloji de rekabet kabiliyeti kazanmak için sıfırdır; okyanusta damladır.
 
G. Sabancı sadece Türkiye de tahmini pazarı 2,5 Milyar Euro olan SAP BI konusunda da bir yatırım yapsa da yarı Türkçe yarı İngilizce yarı Almanca menülerle kullandırılan SAP BI ile rekabet kabiliyetimizi artırsak da sonra da Nanoteknoloji de 250 Milyon Euro yatırımla 2-3 yıl sonra söz sahibi olsak! Sabancının BİMSA şirketi sözde SAP danışmanlığı yapmaktadır, ama SAP konusunda ilk Türkçe kitabı yazmak bana nasip oldu. Yarı Türkçe, yarı Almanca, yarı İngilizce SAP Menüleriyle dünyada hiçbir ülke SAP Lisansı sattırmamaktadır. Ama Türkiye neredeyse bir Afrika ya da Arap ülkesi kadar dahi kendi piyasa haklarını koruyamamaktadır.
Tek tohumla tarlalar yeşeriri mi? Bire on da alsanız…
 
Neden Türk Basını SAP BI İş Zekası iş İstihbaratı konudan ve benim kitabımdan hiç söz etmiyor da sadece reklam ve pazarlama amaçlı yazılar yazar? Bu kadar sığ ve yüzeysel basınla nasıl bilgi üretip yayılabilir? Halk ve gençlik neden böyle uyduruk gazeteleri okusun ki? Almanya da NRW Türk dernekleri tarafından 2009 da yılın bilim adamı seçildim. Bunun da hiç haber değeri yok mu? Türkiye yi yurt dışında kötüleyenler ise hemen hem yabancı hem de yerli basında ödüllendirilerek hemen haber yapılıyor. Bu çifte Standard neden?
 
G.Sabancı sadece kar maximizasyonu hedefiyle nanoteklojiye uzay uçuşu yapacağına önce onun altyapısını oluşturmalı! Teslimatçı yan sanayii (Zulieferer Industries) olmadan Nanoteknoloji 25 Milyon Euro yatırımla ancak baharat olur.
Okyanusta damla iş görmez. Ağzıyla kuş tutsa da Sabancı, Elektronik sanayi ve nanoteknoloji işi ekip ve ortam işidir. Alman yaklaşımıyla sektörel ARGE yatırım stratejisi geliştirip başarırlar belki. Ama önce bu konuda strateji geliştirmek ve doğru istihbarat toplamak ve eğitimini yaygınlaştırmak gerekir. Daha sonra 50 Milyon TL da iş görebilir.
 
 
Türkiye, teknoloji ağırlıklı bu yeni dünya düzeninde kendine yer açabilir.
 
dünya yüksek teknolojili ürün ihracatını masaya yatırmıştı. Çin’in % 16.9’luk payla lider olduğu bu pazarda Türkiye, % 0.02’lik (onbinde 2) payla acınacak haldeydi. Veriler, Avrupa Birliği’nin resmi istatistik organı Eurostat’tan alınmıştı.
Türkiye de şirketlerde şu an sayıları 12 bin olan Ar-Ge personelinin birkaç yıl içinde 17 bine çıkması hedefleniyordu. Son teşvik sisteminde tıbbi cihazlar, otomotiv, kimsayallar, optik cihazlar, uzay ve havacılık gibi yüksek katma değer ve yüksek teknolojili sektörlerin yer alması da tesadüf değildi.
 
Üniversitemizin inter-disipliner altyapısı ve bölümsüz olması, nanoteknoloji için avantaj oldu.
Dünyada nanoteknoloji pazarının şu anki büyüklüğü 2.5 milyar euro. SUNUM’un hedefi 3 yıl içinde dünyada ilk 10’da yer almak.
 
 
DOĞRU ZAMANLAMA İLE DOĞRU KARARLAR ALTYAPISININ GERÇEK KURUMSALLAŞMANIN SAĞLANMASI
 
NÜFUZ TİCARETİ VE SİYASİ İSTİSMAR YERİNE İYİ EĞİTİMLİ PROFESYONEL MESLEK SAHİBİ
GERÇEK GÜNDEMLERİ KONUŞABİLEN, HÜR VE AKIL SAHİBİ OLUP SORGULAYABİLEN İNSANLARIN TEŞVİK EDİLEREK ÖNEMLİ MAKAM VE MEVKİLERE GETİRİLMESİ
 
 
 
 
 
KRİZİ TETİKLEYEN YAPISAL = SİSTEM DEN KAYNAKLANAN KOŞUTLAR ve Nedenler
 
HİLE VE FİNANS Gelecek belirsizliklerinin ve risklerinin alınıp satılması, finans türevleri
 
SPEKÜLATİF KAZANÇ VE RANT GELİRİNDEN YAŞAMAK YÜKSEK ORANLARDA VERGİLENDİRİLMELİDİR
 
EMLAK PİYASASI
Küresel finansal kriz ile birlikte bir yıldan bu yana emlakta devam eden durgun seyir .....
Yeşil alanların yok edilerek ranta dönüştürülmesi
 
 
ENERJİ VE HAMMADDE PİYASALARI
 
TEK VE PTT Tekelleri rekabet ortamını yok ederek teknolojik gelişmeyi önlemiştir. Mehmet Erdaş Microwave Mühendisi olarak TEK de çalışmak zorunda bırakılmış ve böylece önemli bilgi ve kaynak israf edilmiştir.
 
İTÜ de Uydu Teknolojilerini uzaya fırlatan rampa ve motor düzenini tasarlayan projeye yeni kaynak aktarılmayarak bilgi birikimi önlenmiş, zor yetişen araştırmacı mühendis kadrosu ve akademik personeli dağıtılmıştır.
 
Dünya Bankasının %50 Termik %50 Hidrolik Kapasite Planlaması gülünç kriteri
 
Türkiye de Nükleer teknolojiye geçilmesi neden engellenmektedir?
 
Yenilenebilir Temiz Enerji kaynakşları; Su, Rüzgar, Güneş, Bioenerji ve Jeotermal Enerji teknolojileri üretiminin teşvik edilmesi
 
Tarımsal üretimin otomasyonu ve gen teknik AR-GE kanunu
 
 
 
ZOR OYUNU BOZAR. ZORLA GÜZELLİK BİLE YAPILAMAZ!
 
Geleceği bilen bu devrin enerji finans piyasa para nakit akımlarına devletler üstü konumlarıyla hükmeden sözde korku Peygamberleri, ki sayılarının 7 olduğu söylenmektedir, finans
 
KRİZ ÖNCESİ BORÇ SERVİSİ (Debt Servicing) sadece Almanya da 400 Milyar Euro bankacılık sistemine geri dönmeyen, ödenemeyen tahsil edilemeyen kayıp mali kaynak vardı.
 
VERGİ MUAFİYETLERİ TEŞVİKLER ÖTV Araba satışları kaynak verimliliği
 
Yeni ürün geliştirmek ve talep yaratmak
 
Yeni ihtiyaçlar için farkındalık yaratmak (innovation)
 
Piyasa mekanizmasında serbest rekabet ortamını kısıtlayan en önemli maliyet kalemleri finans –faiz giderleri, vergiler, enerji-elektrik, su-atıksu, haberleşme ..
 
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN YAPISAL TEŞVİK VE TEDBİRLER PAKETİ
 
Bir kişilik istihdam yaratmak için sektörlere göre değişen asgari yatırım tutarlarının, teknoloji izleme ve değerlendirme kritrlerinin, önceliklerinin, asgari yatırım tutarlarının, iç ve dış finansman, yatırım ve işletme sermayesi belirlenirken özkaynak/yabancı kaynak oran ve ihtiyaçlarının, sermayenin geri dönüş ve dolaşım hızına göre karlılık, sosyal maliyet ve geri ödeme sürelerinin   fert-firma-sektörel-bölgesel-ulusal – bölgesel ve küresel ölçeklerde hesaplanarak   belirlenmesi
 
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN HUKUK GÜVENCESİ VE HUKUKSAL ALTYAPININ YARGI BAĞIMSIZLIĞININ SAĞLANMASI
 
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN ETNİK VE DİNİ AYRIMCILIKLARIN GİDERİLEREK KAYNAK TASARRUFU SAĞLANMASI
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN ASKER SİVİL AYRIMININ VE DEVLET MEMURLARINA SAĞLANAN GELİR VE İŞ GÜVENCESİNİN KALDIRILMASI
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN ASKERİ HARCAMALARIN AZALTILMASI
 
SAVUNMA SANAYİİ TEKNOLOJİLERİNİN YURT İÇİNDE ÜRETİLMESİ
IFF Cihazı Kıbrıs harekatında Kocatepe faciası
F-16 larda IFF ve ASELSAN Mühendisleri
 
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN GELİR DAĞILIMININ DÜZELTİLEREK KEYNES ci tedbirlerle EK TALEP YARATILMASI
Hanehalkı gelirleri, gelir gider nakit akımları
 
 
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN PARASAL TEŞVİK VE TEDBİRLER PAKETİ
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN MALİ TEŞVİK VE TEDBİRLER PAKETİ
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN EĞİTİM SAĞLIK VE HABERLEŞME ULAŞIM ALTYAPISI YATIRIM TEŞVİKLERİ
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN DIŞ TİCARET VE ÖDEMELER DENGESİ TEŞVİKLERİ
 
İŞ ZEKASI VE KAYNAK VERİMLİLİĞİ
 
Yeni Otomotiv teknolojileri 4 litre/100 km. küçük araçlar
 
Güvenlik ve yeni yazılım teknolojileri
 
Üretimin nihai hedefi tüketimdir. Müşterisi olmayan mal ve hizmetlerin piyasa da talebi yoksa, değişim değeri olan fiyatı da oluşmaz. Bu yüzden talebi olmayan mal ve hizmet çeşitleri, dünyada faize dayalı olarak kurulu aşırı atıl kapasiteler yerine, anında talebi karşıyalayabilen, esnek, en az enerji tüketen, çevreyi en az kirleten, bilgi yoğun teknolojilerin üretimine kaynak aktarılmalıdır.
 
 
 
GİTTİKÇE KÜRESELLEŞİP KÜÇÜLEN YERKÜRE DE YÜZYILIN FİNANSAL VE EKONOMİK KRİZİNİ AŞMAK VE YAPISAL İŞSİZLİĞİ ÖNLEMEK İÇİN YEPYENİ KAVRAMLAR
SERMAYE -ENERJİ -İŞGÜCÜ TEKNOLOJİ- ZAMAN VE FAİZ İLİŞKİSİNİN TANIMI;
DEĞER ODAKLI ARZ VE TALEP YAPISININ OLUŞTURULMASI ACİLEN GEREKMEKTEDİR.
YENİ BİR UYGARLIK VE İNSANLIK FELSEFESİ PROJESİ UYGULAMAYA KONULMADIKÇA BUGÜNKÜ BÜYÜME FAİZ VE KAR MAXİMİZASYONU YAKLAŞIMI İLE BU KRİZ ANCAK ERTELENEBİLİR; ANCAK ÇÖZÜMLENEMEZ!
ACİLEN UYGULANMASI GEREKLİ YAPISAL VE TOPLUMSAL ÖNLEMLER PAKETİ
FİNANSAL- EKONOMİK-TEKNOLOJİK- MALİ VE İDARİ DÖNÜŞÜMÜ SAĞLAYACAK EN KAPSAMLI KALICI ACİL ÖNLEMLER PAKETİ
TANIMLANIP mTOPLUMSAL MUTABAKAT (YENİ ANAYASA YENİ TOPLUM YENİ DEĞER ODAKLI SİSTEM GEREKLİDİR!
 
TRAFİK KAZALARININ VE HIRSIZLIĞIN ŞİDDETİN AZALTILMASI
CAN VE MAL GÜVENLİĞİNİN SAĞLANMASI
 
 
SOSYAL VE İDARİ ALTYAPI EKSİKLİĞİ
SİYASAL BELİRSİZLİKLER VE DARBE SÖYLENTİLERİ
EKONOMİK SORUNLAR; ÖDEMELER DENGESİ AÇIKLARI, YÜKSEK FAİZ DÜŞÜK KUR POLİTİKASI
TEKNOLOJİK ALT YAPI EKSİKLİĞİ
 
ŞARTNAME YAZMAYI, İHTİYAÇ TESBİTİNİ VE TANIMINI BİLMEYEN, GELECEĞİN RİSKLERİNİ ANLAYAMAN EHLİYETSİZ KADROLAR
 
 
ABD’den ve Avrupa Finans Merkezi Londra ve Frankfurt’ tan gelen son haberler, yüzyılın krizinden çıkışın sanılandan çok daha uzun ve sancılı olacağını gösteriyor. İşsizlik hızla artmaya devam ederken, tüketici tüketimini değil de tasarrufunu artırıyor, tüketici güveni iyice azalmış durumda ve zorunlu harcamalar dışında kimse risk almıyor yatırım yapmıyor. Onca hükümet garantilerine rağmen bankalar ve firmalar arasındaki kredi çarkları dönmüyor, para muslukları açılamıyor. Durumu daha yakından bilen Bankacılık sistemi frene basıyor.
 
IMF’nin ve OECD nin 2009 ve 2010 büyüme tahminleri, Avrupa ekonomilerindeki daralmanın bu yıl % 5’e yaklaşacağını ve Avrupa’nın 2010’da da neredeyse hiç büyümeyeceğini ortaya koyuyor. Bu Türkiye için daha çok işsizlik ekonomik daralma ve küçülme, gelir kaybı demektir.
 
Son açıklanan IMF ve OECD verileri ve gelecek tahminleri de Türkiye’nin “krizden en çabuk çıkan ülke” değil de ‘krizden en ağır zarar gören, ekonomisi küçülen ülke’ olacağını göstermektedir.
 
Yüksek büyümenin iki dinamosundan, biri yurt içi tasarruflar, diğeri dış tasarrufların Türkiye'ye getirilmesidir. Türkiye'de halen iç tasarruf oranı yüzde 16-17 arasındadır ve bu tasarruflarla ancak yüzde 4-5 büyüme sağlanabilir. Daha yüksek, yüzde 7-8 büyüme sağlamak ve işsizliği azaltmak için dış kaynak kullanmak zorunludur. Türkiye gibi yükselen pazarlara yönelen uluslar arası kredilerin hacmi 2008 finans krizi nedeniyle 900 milyar dolardan 140 milyar dolara indi. Kredi hacmindeki daralmayla birlikte vadeler de kısaldı ve dış kaynağı orta - uzun vadeli yatırım biçiminde getirmek imkansızlaştı. Kısa vadeli portföy yatırımı olarak gelen sıcak paranın hem faizi yüksek olmakta, hem de çekildiğinde piyasa dengeleri kararlı olmaktan çıkmakta, oynaklaşmakta ve yurt dışına döviz fiyatlarıyla oynanarak spekülatif kaynak transferi yapılmaktadır.
Türkiye iç tasarruflarını ve kaynak verimliliğini artırmak, cari açığını azaltmak zorundadır. Kriz nedeniyle cari açık 2010 yılında gayrı safi milli hasılanın yüzde 1'ine inebilir. İç ve dış tasarruf, cari açık, yatırım dengeleri, kaynak verimliliğini ve iç tasarrufları artırarak kurulmalıdır. Cari açık, AB Maastricht kriterlerinde istendiği gibi, GSMH nın %3 ü ile sınırlandırılmadır.
 
Türkiye de ve dünya ekonomisinde, belirsizlik ve risk oranları arttı, 3 ay sonrasını kestirebilmek dahi zorlaştı. Para ve sermaye hareketlerinin yönü de değişti.
 
Para ve sermaye, artık gelişmekte olan ülkelerden zengin ülkelere akıyor. Örneğin, Çin'in kaynaklarını ABD hazine bonolarına yatırması, Hintli firmaların ABD ve AB de ortaklıklar kurmaları gibi.Karmaşık
Risk faktörlerinin zincirleme etkileşimi sonucu, hükümetlerce bankacılık sistemine pompalan trilyonlarca doların enflasyonist etkisi ve yeni para ve sermaye hareketleri, döviz piyasalarında yeni ülke risklerinin artması (İspanya, Yunanistan, Dubai gibi) nedeniyle 2012 de tetiklenecek yeni bir küresel finans kriziyle daha karşılaşabiliriz.
 
 
Türkiye ekonomisi, 2009 yılının ilk çeyreğinde son yılların en büyük daralmasını yaşayarak yüzde 13,8 oranında küçüldü. İşsizlik oranı yeniden çalışan nüfusun %16 sına yükseldi. 2009 yılının ilk çeyreğinde millî gelir içinde %24,5 paya sahip imalat sanayisinin, 2008 yılı ilk çeyreğine göre %18 küçülmesi de ihracat düşmesiyle açıklanabilir.
Bankaların BDDK tarafından yayımlanan son konsolide bilançolarına bakıldığında, mevduatta ilk çeyrekte yüzde 2,8 artış, sendikasyon kredilerindeki daralma, dış kredilerde düşüş, kredilerde yıl sonuna göre azalma ve takipteki kredilerde artış olduğu görülmektedir. Merkez Bankası tarafından yapılan faiz indirimlerinin 210 milyar TL. bono ve tahvil portföyü olan bankalara ciddi bir kâr getirdiği görülmektedir. BDDK bankaların sermaye piyasası kârlılıklarındaki artış oranının yüzde 145 olduğunu sitesinde açıklamıştır. Bu yüksek karlılığın nedeni, küresel krizi de bahane eden Türk bankalarının, yaklaşık 372 milyar TL toplam kredi kullandırdıkları ve müşterilerinin faiz maliyetlerinde, faiz düşüşüyle aynı oranda indirim yapmamaları, yüksek faiz geliri elde etmeleridir. Bankalar, düşük faizle mevduat toplarken kullandırdıkları krediler karşılığında yüksek faiz almaya devam etmişlerdir.
 
TRAFİK KAZALARININ VE HIRSIZLIĞIN ŞİDDETİN AZALTILMASI TERÖRÜN AZALTILMASI, CAN VE MAL GÜVENLİĞİNİN SAĞLANMASI
 
EDS sistemleri ve elektronik oto tarama cihazlarıyla yaygın denetim ve kontrollerin yapılması gereklidir.
 
Dünya da zamanı ölçmek ve saat yapmak, ilk önce Almanya da Schwarzwald (Karaormanlar) ve Thüringen de gerceklestirildi, ama saatçilik ekonomik sektör olarak isviçre’de gelişti ve uzmanlasti. Japonların elektronik chiplerinin üretimi ile de saatler çok ucuzladı. Uluslar arası tüm ölçü birimleri ve Standard ölçüler, tüm zaman mesafe ve diğer fiziki standardlar, Almanya-Braunschweig’ da PTB (Physikalisch Technische Bundesanstalt) de bulunmaktadir.
 
Zamanı ölçmek o kadar önemlidir ki, tüm diğer fiziksel ölçmeler ve ileri teknoloji üretimi zaman ölçme hassasiyetinin arttığı oranda gelişebilmektedir. Geçtigimiz yıl nobel ödülü verilen fizikçiler, ışık yansıması üzerinden zaman ölçme hassasiyetini artırdıkları icin ödül aldılar. Bunun askeri teknolojiler için anlamı ise, hedef isabetinde eskiden 40 metreye kadar, uzaktan kumanda ile kitalararasi hedefler vurulabilirlerken, zamanın bin kat daha hassas ölçülebilmesi sayesinde, cm. sapma ile nokta hedeflerin de vurulabilmesi saglanmiş oldu.
 
Cep telefonları ile konuşurken bir uçtan diğer uca baglantı kurulabilmesi için arkadaki yazılım ve tetikleme sistemlerinde ortalama 4000 kez zaman ölçümü (time clock triggering) yapilması gerekiyor. Elektronik sanayii aslında zamanla değişen sinyallerin ve işaretlerin çok ince ayarla zaman ve yazılım kontrollü hale getirilebilmesi demektir. Eskiden Tüplerle,Transistörlerle, Diyotlarla gerçeklestirilen ve odalara sığmayan hacimli elektronik kumanda ve kontrol devreleri yerine, bugün artık tırnak ucu kadar minyatürize chiplere, milyonlarca diyot, transistor ve mantik devrelerinin yerleştirilmesi ile gercekleştirilmektedir. Ebatlar, boyutlar gittikçe küçülmekte, hız artmakta, mesafeler küçülmektedir.
 
Çagdaş toplum olmak demek, zaman idraki artmış, enerji ve haberleşme maliyetleri ucuzlamış, vergileri azalmış, harcamaları artmış, yeni teknoloji üreterek teknolojideki hızlı gelişmeye, yeni ürünlere ayak uydurmuş, dış ticaretiyle dünya refahından daha çok pay alan toplum olmak demektir. Tokyo da randevular 11:43 a.m, 11:47 a.m. gibi dakika hassasiyet mertebesinde verilmektedir. İstanbul da ise, şehrin bir ucundan diğer ucuna gidebilmek için trafik planlaması yapamadan 4 saate ihtiyacınız olmaktadır.
 
Geliştirilen yeni üretim teknolojileri sayesinde , tüm sektörlerde , daha az enerji kullanımı ve minyatürizasyon sağlayan, daha hızlı, daha hafif ve insan eli değmeden üretim yapabilen yazilim ve program kontrollü tam otomatik fabrikalar kurulmaktadir. Çin de saatte 400 km. hızla gidebilen trenler işletmeye alınmıştır.New York - İstanbul arasının uçakla yarım saate inmesinden, uzay yolculuklarının günümüz uçak yolculuklarina dönüşmesinden söz edilmektedir. Böylesine hedeflerin gerçeklestirilebilmesi için, bugün bilinen zaman ölçme hassasiyetinin en az bir milyon kez daha artırıllmasi ve 7000 derece ısıya dayanan ve Kobalt gibi fiyatı dahi gizli olan askeri stratejik metallerin yüzey kaplamasinda yaygın olarak kullanılması anlamına gelmektedir. Kobalt in %97 si Zaire de %3 ü de Türkiye deki Çayeli Murgul Ergani Bakırları ile bulunmaktadir ve yabancılar tarafından ayrıştırılmaktadır.
 
Osmanlı İmparatorluğu zaman ölçümünün, teknoloji üretiminin, Petrol reservlerinin önemini vaktinde kavrayamadığı için tarihe gömüldü. Türkiye Cumhuriyeti’ nin de, ne bir kalıcı bilim ve teknoloji stratejisi, ne bir enerji telekom ve ulaşım planlaması, ne de yeni teknoloji üretimi, araştırma geliştirme politikası ve stratejisi yoktur. Türk ekonomisi ve pazarı, Türk hükümetlerince, Başbakanlar eliyle ve kendi ifadeleriyle, dünya tekellerine sadece pazarlanmaktadır.. AB ile 1996 da imzalanan Gümrük Birligi anlaşması, kesinlikle Türkiye ekonomisi aleyhine işlemekte; AB’ ye karşı pazarlık ve rekabet gücümüzü de peşinen ve tamamen ortadan kaldırmaktadır.
 
Türk ekonomisi, sadece parasal olarak kağıt üstünde büyüyen, ithal ikamesine dayalı, kaynak verimliliğive tasarruf oranı düşük, işsizlik oranı yüksek hantal bir ekonomidir. Rekabet kabiliyeti ve kaynak verimliliğini artırmak yerine, sürekli yüksek faiz ve dış borçlanma ve bedavaya özelleştirme ile dış kaynak sayesinde büyümektedir. Parasal olarak değil de fiziki yatırımlarla kalıcı büyüme sağlanmalıdır. Kurulu MW gücü olarak kıyaslandığında, örneğin enerji sektöründe kapasite artışı talep artisini karşılayamaz durumdadır. Yeni santral yatırımları yapılamamıştır.Türkiye enerjide %80 oranında dışa bağımlıdır ve son on yılda gerçek fiziki yatırımlara dayanan kalıcı büyüme olmamıştır.
 
Çağdaş ülke olabilmek için Türkiye’ nin Güneydogu ve Dogu Anadolu daki yeralti ve yerüstü zengin Petrol ve Dogal Maden kaynaklarina mutlaka ihtiyaci vardır. Ülkemizin bölünme tehdidi ile karşı karşıya bırakılması, tarihi anlamda cok uzun vadeli bir sevr emperyalist planının yeniden uygulanmaya konmasıdır. Ermeni Soykırımı, Kürt açılımı ve PKK tehdidi, Kıbrıs ın elimizden alınmak, koparılmak istenmesi hep aynı emperyalist bölücü planın uygulanma safhalarıdır.
 
Türk Milletini bugün idare etmek durumunda ve konumunda olanlar maalesef ehil, hünerli becerikli bilgili kadrolar değildirler. Bu ehliyetsiz bilgisiz beceriksiz imam-hatipli kadrolar bilinçli olarak madden desteklenip, siyaseten organize ettirilerek, 2001 krizi sonrasında halka seçtirilmiş ve iş başına getirilmişlerdir.
 
Küresellesme denilen olgu bir Tsunami gibi ulusal ekonomileri ve devletlerin ekonomiye hakimiyetini sona erdirmektedir. Bugün Türkiye de Merkez Bankasi faiz indirimine gittiği halde döviz fiyatı aynı kalmaktadir. Ya da döviz fiyatları arttığı halde, borsa endeksi de artmaktadır. Bu bir paradokstur. Piyasa da dolasan paranın yarısı kaynağı bilinmeyen veya Merkez bankasının devre dışı oldugu kaçak çantacı döviz trafiğinden oluşmaktadır. Devletin ekonomiyi kontrol etmesi ve yüksek faiz yükünü kaldırabilmesi önümüzdeki onyıl sonunda gittikce zorlaşacaktır.
 
Yüksek faiz politikasi ile cazip hale gelen ve karlılıkkları artan bankalarımız z birer birer yabancılarca satın alınmıştır. IMKB ye %70 oranında sıcak, kısa vadeli yabancı para hakimdir; yabancı sermaye bir koyup beş almaktadır.
 
Gençlere doktora tezi konusu olarak Enerji Piyasaları ile Finans piyasaları ilişkisini araştırıp, katma değeri sosyal ve çevre maliyetlerini de hesaba katarak, gelecek nesilde adil ve dengeli paylaştıracak, piyasalarda tekelleşmeyi önleyecek   yeni bir faiz tanımı üzerinde çalışmalarını tavsiye ederim. Arz ve talep ekonomi kitaplarında anlatıldığı gibi, kesişmiyor ve normal rekabetçi fiyat oluşmuyor artık dünya piyasalarında. Örneğin 6000-7000 derece ısıya dayanan ve araçlara stratejik uzay-atmosfer geçişini, ince yüzey kaplamasıyla sağlayan kobalt te arz sınırlı talep sonsuz fiyatı dahi gizlidir. Uranyum aynı şekildedir. Ama tüm diğer tüketim mallarında gelir dağılımı adaletsizliği nedeniyle harcanabilir gelir olmadığından yeterince arz fazlalığı ve atıl kapasite vardır dünya da; ama talep yetersizdir.
Halbuki P.A.Samuelson un ‘ Ekonomik Analizin temelleri’ kitabının ilk sayfalarında, üretimin nihai amacının tüketim olduğu; ekonomi de Say Kanunu olarak bilinen kurala göre, her arzın kendi talebini de yaratacağı iddia edilmektedir.
 
Bugünkü finans krizi en az 2013 - 2014 e kadar devam edecek ve dünyada yeni güç dengeleri kurulacaktır. Ülkeler parçalanacaktır. Bunların içinde Türkiye de vardır. Batı Emperyalizmi ve tekelci sermayesi hükümetleri araç olarak kullanmıştır ve Türkiye yi içeriden bitirmiş bölünmeye hazırlamıştır. Şimdi dünya ekonomisinde dolar veya euro sunu yen ini dolaştırarark sömüremeyince, askeri gücünü kullanarak enerji kaynaklarına askeri işgal ile el konacak ve petrol-doğal gaz havzaları ve ulaşım bölgeleri (Türkiye Kafkaslar Hazar Afganistan İran Irak Suudi Arabistan Cezayir….)güvenlik koridoruna alınacaktır.
 
 
İslam fakihi yok ki faiz nedir sorusuna cevap verebilsin. Bu işi iktisatçılar yapmak zorunda. Paul Krugman’ ın Finans krizi üzerine yazdığı kitabında, bugünkü finans sisteminin, reel ekonomiden tamamen koptuğunu yazmaktadır. Arz problemi çözülmüş, atıl kapasiteler oluşmuş, ama üretilen katma değerin adil, sosyal dağıtımı, bölüşümü, paylaşımı, borç ve faiz otomatizması,piyasalardaki tekelleşme gibi yapısal nedenlerle gerçekleştirlemediğinden, talep yetersizliği sorunu henüz çözümsüzdür. Dolayısıyla serbest piyasa mekanizması ve serbest rekabet ortamı, faiz politikalarının sonucu olan tekelci, monopol ve oligopol piyasaların oluşması ile tamamen ortadan kaldırılmıştır. Bu çözümsüzlük yeni harplerin de habercisidir.
 
 
Borçlanmak isteyen olmadan, Faiz otomatizması çalışamaz. Kontrol altında tutulabilen enflasyon ortamında büyüme teorileri de faiz olmadan olamaz. O zaman şu faiz mekanizmasını bir anlayalım sorgulayalım. Neden faiz alınır? Sermayeden ve paradan vazgeçmenin fiyatı, kira bedeli olarak faiz yutturmacasına artık son verilmelidir. Para aynı anda hem değişim, hem değer saklama ve ölçme aracı olarak kullanılamaz. Bu amaçlar birbiriyle çelişir ve para miktarı hükümetlerce ve bankalarca çarpan etkisiyle artırılıp azaltılabildiğinden varlık değerinde erime, faiz adı altında artı değer hırsızlığı yaşanır. Faiz, ekonomide mal ve hizmetlerin üretiminde, hiçbir reel değere, sosyal adalete karşılık değildir.
 
 
 
 
 
Artık uyduruk şişirilmiş spekülatif milli gelir rakamları yerine ülkelerin gelişmişlik düzeyi ürünlerin enerji muhtevası ve yüksek teknolojik vasıflı malzeme kullanımı (çevre kirliliğine etkisi katkısı, kullanılan enerji türü, bilgi düzeyi, kişi başına istihdam için gerekli yatırım tutarı….) gibi henüz iktisat kitaplarında olmayan kavramlar ve ölçülerle ölçülmektedir. Bu da başlı başına bir doktora konusudur. Örneğin daha önceleri demir çelik tekstil enerji çimento tüketimi gibi ölçüler varken bugün bunlar artık çevre kirliliği nedeniyle az gelişmiş ülkelere aktarılmıştır, yepyeni inşaat malzemeleri, yazılım ürünleri turizm önemli olup ülkelerin gelişmişlik düzeyine bakılırken tarımın ekonomideki payının %10 un altına indirilmesi de bir gelişmişlik ve hatta AB ye alınma kriteridir.
 
 
Benim araştırmalarıma göre AB nin son 2004 Doğu Avrupa genişlemesinde en önemli kriter olarak tarımın ekoomideki payının %10 un altına düşürülmüş olması ve hizmetler sektörünün payının sanayi ve endüstri üretimi seviyesinin üstüne çıkmış olması gelişmiş ekonomi olmak kriteri olarak kullanılmıştır.
 
 
Türkiye nin AB üyeliği için, gerekli ekonomik gelişme büyüme ve gelir dağılımı rakamlarını bu yazdığım kriterlere ve ana sektörlerin (Tarım Sanayi Hizmetler) ekonomideki paylarına göre araştırılmalıdır.
 
 
 
Osmanlı ya, ecdadına sövenlerin el üstünde tutulduğu, Müslümanım hamdolsun diye geçinip de, islamdaki en şiddetli yasak olan faizi, hem de dünyanın en yüksek faizini ana iktisat politikası aracı olarak kullanıp ülkesinin tabii ve insan kaynaklarını peşkeş çeken bir yönetimden ve toplumdan ne beklenir ki….? Bu dünyada gözü kör olanın, diniyle aldanan ve aldatanın, öte dünya da daha da kördür!
 
Döviz işlemleri mutlaka vergiye tabi olmalıdır. Uluslar arası normlarla Bankaların denetimi artırılmalı, yurt dışına sermaye kaçışı önlenmelidir. Sermaye piyasasından kazançlar ile reel piyasaların kazançları, GATT benzeri ayrı dolaylı teşvikler ve vergiler getirilerek yeniden düzenlenmelidir. Bölgesel ve Küresel Krizlerden önce, Maliye Bakanlığında Gelirler Genel Müdürlüğü, HDT, DPT,BDDK ve TCMB bünyelerinde, dış ticaret ve nakit fon akımlarını sürekli izleyerek, Bankaların ve şirketlerin risk yönetimlerini uyaracak güvenilir bir erken uyarı sistemi kurulmalıdır.
 
 
 
 
 
 
 
 
Ekonomi ve finans kitapları faiz otomatizmasına dayanan, sürekli büyüme, serbest rekabet ve ticaret teorileriyle doludur. Ancak 1960’lı yıllarda, Dennis Meadows ve Club of Rome, ‘ Büyümenin sınırları’ na gelindiğini ve kullanılan enerji ve hammadde kaynaklarının kısa sürede yenilenemeyeceğini, çevre kirliliği ve iklim değişikliğinin sınırsız büyüme teorilerini yanlışlandığını açıkca ortaya koydu. Buna rağmen dünya finans ekonomisi, enerji ve faiz otomatizmasına dayanan büyüme felsefesiyle sürekli kaynak israfıyla atıl kapasite üretmeye; spekülatif para ve sermaye akımlarıyla, insanları ve toplumları reklamla bilinç altlarını yönlendirerek, daha çok kaynak israfına, aşırı tüketime ikna ederek insanları yanıltmaya devam etti. Sonuçta gelir dağılımı bozuldu ve talep yetersizliği ve işsizlik sorunları yaşandı.
 
Tüm dünya da kaynak israfına, köyden kente göçe ve büyük şehirlere yığılmalara dayanan çarpık bir ekonomik ve finansal alt yapı ve bunu sürekli savunan, halktan ve tabiattan kopuk entelektüel üst yapı oluşturuldu. Nihayet 1990’ lara gelindiğinde tüm dünya da atıl kapasite, talep yetersizliği, likidite darlığı, sürekli artan işsizlik ve nüfus artışı sonucunda, negatif ekonomik büyüme ve varlık değerlerinde erime, dünya ticaretinin daralması ile ard arda ulusal, bölgesel ve küresel krizler yaşanmaya başlandı. Tüm oyuncuların kar ençoklamasına ve ekonomik büyüme, arttıkça hep artan refah beklentilerine odaklandığı piyasa otomatizması ve görünmez el teorileri yanlışlandı.
 
 
2008 Küresel finansal ve ekonomik krizi ile tüm dünya da kapitalizmin devlet müdahalesi olmadan kendi kendine kararlı ve tutarlı bir sistem olarak, sonsuza dek yaşayabileceği ve varlığını sağlam kaynak-harcama dengeleriyle sürdürülebileceği iddiaları da yanlışlanmış oldu.
 
Karl Marx, emeğin yabancılaşmasından sonra, sermayenin de yabancılaşacağını akledememişti. Hristiyanlığın Üçlük, yani Tanrı Oğul ve Kutsal Ruh demek olan ‘ Trinite’ iddiası gibi, Kapitalizm’ in de ‘ Negation of Negation’ yani olumsuzluğun da olumsuzluğu temeli üzerine kurulduğundan, muhakkak bir gün çökeceğini ifade etmiştir. Karl Marx, bu arada çok önemli bir konuya değinmiş; kapitalist sistemin temeli olan faiz otomatizmasının büyüme sürecinde bir gün tekelleşmeye yol açarak, piyasalarda tekel ve takım tekelleri (oligopoller) oluşacağını, serbest rekabetin ortadan kalkacağını, fiyatların da arz-talep dengesiyle değil, sermayesi en çok olan oyuncular tarafından piyasalara dikte ettirileceğini öngörebilmiştir. Faiz otomatizmasının adil kaynak bölüşümü sağlayamayacağını, talep yetersizliği ve atıl kapasitenin döngüsel ve yapısal sorunlarla, ulusal, bölgesel ve küresel ölçeklerde savaşlara yol açacağını önceden kestirebilmiştir.
 
 
Sermaye birikimini sağlayamayan az gelişmiş ekonomilerden dışarıya, uluslar arası para sistemi, döviz ve sermaye hareketleri kullanılarak sürekli kaynak transferi yapılmaktadır. Bunu yaparken kullanılan araçlar ise borsa, döviz ve hisse senetleri piyasaları, askeri müdahaleler ve enerji fiyatları ile küresel para ve bankacılık sisteminin, faiz ve döviz otomatizması, kağıt üstünde gerçekleştirilen spekülatif amaçlı küresel sermaye hareketleri olmaktadır.
 
1960 ihtilalinden sonra Türkiye’ de her on yılda bir ABD’ nin ekonomi-politik ve finansal arka plan desteği ile askeri müdahaleler yapılmış ve ihtilalci Generallerin her seferinde ilk kamuoyu açıklaması, tüm dış borçların faizleriyle birlikte eksiksiz ödeneceğine dair uluslar arası yatırımcılara kesin güvence vermeleri olmuştur.
 
Türkiye ekonomisi, uluslar arası sermaye tarafından Türkiye’ de siyasi iktidar değişimini gerçekleştirmek için önceden planlanarak uygulanan, 2001 Bankacılık krizinden sonra, 2002 - 2006 arasında, uluslar arası olumlu konjonktürden yararlanarak ucuz döviz, yüksek faiz, sürdürülebilir cari açık politikasıyla yüksek büyüme hızları yakaladı. Kişi başına milli gelir parasal olarak 10.000 dolara yaklaşırken, aynı büyüme fiziksel enerji üretimi ve yatırımlarında gerçekleştirilemedi. Örneğin, Enerji üretim kapasitesi yeni elektrik santralleri kurularak artırılamadı, yeni fabrikalar kurulamadı, yeni teknoloji üretilemedi, işsizlik oranları arttı, sonuçta gelir dağılımı emekçi geniş kitleler aleyhine iyice bozuldu. Türk ekonomisinin rekabet kabiliyeti ve kaynak verimliliği artırılamadı. Dış piyasalarda Türk firmalarının rekabet kabiliyetini belirleyen, önemli ana maliyet unsurları ve rekabet üstünlüğü sağlayan temel üretim girdileri olarak; enerji, haberleşme, ulaşım ve finansman maliyetleri, döviz fiyatları ve faiz oranları sürekli arttı.
 
 
 
 
2008 Kriziyle parasal yüksek büyümeyi sağlayan iç ve dış finans kaynağı bolluğu ve dış kredi bulabilme imkânı da 2006’dan itibaren iyice daralmaya, ihracat düşmeye başladı. Kökü 1960’ lara dayanan planlama hataları ve yanlış yatırım öncelikleri, bölgesel farklılıkları artırarak gelir dağılımını ve sosyal dengeleri de iyice bozdu. Demokratik açılım projeleri adı altında, etnik ve dinsel temelde ayrımcılık ve terör desteklendi. Türk toplumu, 1960’lı yıllar dan beri görünür de AB üyeliği hedefi aldatmacasıyla; 1990’ larda gümrük birliği anlaşması yapılarak,   ulusal sermaye ile küresel sermayenin çıkar bütünleşmesi, ulusal güçlü ordu temelinde küreselleşme paradigması süreçleri yaşatılarak, tam anlamıyla Yugoslavya yı dağılmaya götüren sürece çok benzer şekilde, bölgesel, etnik ve dinsel temelde psikolojik olarak ayrıştırıldı ve bölünmeye hazırlandı.
 
İyi organize olamayan, geleceği göremeyen bilgisiz hükümetler, hızla değişen küresel finansal koşullara göre kaynak verimliliğini artıracak, rasyonel kaynak planlamasını ve yönetimini sağlayacak yeni ekonomik ve finansal riskleri hesaba katan kalıcı ve sürdürülebilir politikalar üretemedi. Türkiye, danışıklı dövüş şeklinde yürütülen sonuçsuz IMF görüşmeleri, en yetkili ağızdan “Kriz bizi teğet geçecek” iyimserliği pompalanarak oluşturulan yapay açılım gündemleriyle sürekli uyutuldu. Türk Ekonomisi, Cumhuriyet kurulduğundan beri, adeta hiç kurtuluş savaşı verilmemişcesine, savaştığı toplumların uluslar arası sermaye kuruluşları tarafından dışarıdan yönetildi ve yönlendirildi. Özelleştirmeden sağlanan taze kaynaklar, sadece dış ve iç borç servisinde ve bütçe açıklarının kapatılmasında kullanıldı. Yeni fiziki altyapı yatırımları, demiryolları ve elektrik santralleri, limanlar, fabrikalar, barajlar, tarımın makinalaşması, eğitim ve sağlık yatırımları yapılmadı. En önemli kaynak olan zaman israf edildi, acil kalıcı ve yapısal tedbirler ihmal edildi. Bu kısır döngüyü kırmak için, doğusuyla ve batısıyla, kuzeyiyle ve güneyiyle tüm dünyada olan biteni doğru irdeleyerek, yepyeni bir uygarlık projesi üreterek, kurumsal kaynak yönetimi altyapısı ve iş zekâsı, iş istihbaratı yöntemleri, yeni teknoloji üretimi, araştırma geliştirme laboratuarları yaygınlaştırılıp geliştirilemedi.1870’ lerde kurulan PTT Araştırma Laboratuarı (ARLA) dahi TELETAŞ adıyla özelleştirildi. Dünya da hiçbir ürün ve teknoloji, satıcıların iddia ettikleri tam yük performans değerlerini, tam yük altında veremez. Telefon santralleri en kritik anlarda kilitlenir, elektrikler kesilir, test edilmeden hazır alınan teknolojiler ve üretim tesisleri tam yük şartlarında çalışamaz hale gelir. Tüm mühendislik çalışma hayatımda, laboratuarında test etmeden, çok kötü yetersiz şartnamelerle ve rüşvetle çok pahalı askeri ve sivil sistem alımlarını yaparak kaynak israf eden Türkiye den başka zengin ülke görmedim. Telefon santralleri, F-16 projesi, Elektrik Santralleri, Bilgisayar sistemleri alımlarında bulundum ve ülkem menfaatine olan doğruları araştırıp, ortaya çıkarıp söylediğim için sürekli devletten ya kovuldum, ya kendim dayanamayıp istifa ettim; ailemle birlikte çok ıstırap ve acılar çektim.
 
 Türkiye ekonomisindeki tıkanmaya yol açan ve ekonomimizin sürdürülebilir büyüme yoluna girmesini engelleyen iç ve dış kaynak daralması ve kaynak kullanımındaki verimsizlik, bütçe hedefleri ve kaynak kullanımı öncelikleri arasındaki çelişkiler işsizlik oranını azaltmak için yeniden ele alınmalıdır. Bu bağlamda;
 
- Hükümetle ordu ve iş âlemi arasında ciddi bir güven bunalımı yaşanması ve anayasal sistemde uzlaşılmaması,
- Adaletin ve hukuk güvencesinin olmaması; hukukun hızla siyasallaştırılması,
- Hür ve özgür basının olmaması; yapay gündemlerle toplumun sürekli aldatılıp oyalanması,
- Kümülâtif ölçeklerde, küresel arz-talep dengelerinde ve sermaye hareketlerinde NATO dışında yeni güç eksenlerinin, yeni paktların oluşmasını da hesaba katan esnek bir toplumsal mukabele stratejisinin belirlenememesi, toplumsal reflekslerin tüm kesimlerle uzlaşılarak harekete geçirilememesi; sadece pasif bir bekle-gör politikası izlenmesi,      
- Gerçekleşmeyecek bol ve ucuz dış kaynak bulma umudu ile yapısal sorunları çözecek yeni bir uygarlık projesi inisiyatifi ortaya koyulamaması; bu yüzden de altın ve döviz olarak halkın elinde atıl bekletilen iç ve dış tasarrufların acilen ekonomik sisteme kazandırılamaması,
 
- Kayıt dışı ekonomi, kara para, ani sıcak sermaye giriş çıkışlarının önlenememesi,
 
- Eğitim ve sağlık hizmetlerinde kalitenin, iş gücü verimliliğinin, tarım dışı istihdamın ve iç tasarrufları artırmanın yollarının bulunamaması,
 
- IMF ve Dünya Bankasının Tük ekonomisini ve Maliyesini; CIA, MOSSAD, BND.. Ajanlarının da Türk siyasetini, savunma ve güvenlik stratejisini yönlendirmesine son verilememesi,
 
-İleri teknoloji, yenilenebilir enerji, haberleşme ve işletme yönetimi, kurumsal kaynak planlaması yazılımlarının üretilememesi,
 
Türk toplumunun ve çalışan nüfusa %32 oranındaki genç işsizlerin geleceğe güvenle bakamamasına neden olmaktadır.
 
 
Açık kamu finansmanı ve rüşvete iyice açık hale getirilen ihale sistemi, doğru dürüst ihtiyaç ve risk tanımı yapabilen şartnameler yazılarak iyileştirilir ve AB standartlarında şeffaf ve herkese açık hale getirilirse, Türkiye yılda en az 20 Milyar dolarlık kaynak tasarrufu sağlayabilir. Bununla da eğitim ve sağlık altyapısını iyileştirip, iyice bozulan gelir dağılımını düzeltebilir, kaynak verimliliğini artırabilir. Ancak bunu başarabilmek için de ahlaklı ve iyi eğitimli, hünerli, bilgi ve tecrübe birikimi olan siyasi ve teknik kadrolara ihtiyaç vardır.
 
2010 yılı Türk ekonomisinde kader yılı olacaktır.
Bir taraftan açık finansman, düşen vergi gelirleri, daralan ekonomi, artan işsizlik, iyice bozulan sosyal dengeler, açılım fiyaskosu, asker-sivil, etnik ve dinsel ayrımcılık… Sosyal barışı tehlikeye atabilir. Özelleştirilecek başka devlet çiftliği ve işletmesi de kalmadığına göre, Hükümet ya zam yapacak, ya altın veya petrol bulunacak, ya da yeniden borçlanmaya gidecektir. AB ile görüşmeler iyice çıkmaza girecek, yapılan zamlar nedeniyle enflasyon ortamında durgunluk, işsizlik ve iflaslar yaşanacaktır.
 
 
Teknolojik ürünlerin değeri, yatırım tutarı ve işlevlerine göre değil, milyarlarca insanın maliyet- fayda değer hükümlerine, arz-talep dengesine göre belirlenir. Sosyal bilimler, bırakınız gelecekte olacak olanları bilmeyi, günümüzde ve geçmişte yaşanan, küresel finans krizi balonlarının patlaması gibi, son olayları dahi nedensellik ilişkileriyle açıklayacak güvenilir ve ölçülebilir, bilimsel bazda sağlıklı veriye sahip değildir. Her insan kendi genomunu belirleyip, tüm hastalık genlerini ölçtürüp bilebilse, tıp doktorlarından çok daha güvenilir ve sağlıklı, bugünkü Aristo mantığına dayanan, farmakolojik istatistiki deneme yanılma ile ilaç patentleri geliştirme yöntemleri yerine, tüm yan etkileri nedensel ve işlevsel olarak tam ölçülebilen,   gen tekniği ve kendi genomu kullanılarak üretilmiş daha hassas ve uygun dozda ilaç üretim ve tüketim yöntemleriyle kendi kendini tedavi edebilecektir. Nitekim Amerika da yeni kurulan Gen Tekniği firmaları 4000.- Amerikan dolarına insan Genomunu ölçüp belirleyerek ayrıştırmakta; yüzden fazla hastalığa sebep olan Mendel genleri, hastalıkların tüm olası belirtileriyle birlikte tüm sonuçları ve risklerini de ölçerek sunmaktadırlar. Bu 1990’ lı yıllarda haberleşme alanında yaşanan Internet firmalarının mantar gibi borsalara girmeleri ve küresel ölçekte sosyo-ekonomik ve finansal devrim (new economy) yaratmaları gibi, yepyeni bir Tıp devrimi olacaktır. Sosyal bilimlerde de devrim olabilmesi için, öncelikle GÜÇ kavramının ölçülebilir nedensellikle, işlevsel olarak tanımlanması gereklidir. Dünyada eğitim ve sağlık harcamaları, nüfus artışı ve daha kaliteli ve uzun yaşam oranında artarak, sosyal devlet anlayışıyla ve transfer harcamalarıyla finanse edilemez açıklar haline gelecektir. Hastalık sigortası ve sağlık güvencesi, hukuk güvencesi, iş güvencesi, tüm sektörlerde topyekun arz-talep dengeleri, fiyat ve piyasa mekanizması ancak sermayenin daha çok tabana yayılması halinde devlet ve özel sektörce sağlanıp korunabilecektir.
 
 
GİTTİKÇE KÜRESELLEŞİP KÜÇÜLEN YERKÜREDE YÜZYILIN FİNANSAL VE EKONOMİK KRİZİNİ AŞMAK VE YAPISAL İŞSİZLİĞİ ÖNLEMEK İÇİN YEPYENİ KAVRAMLAR SERMAYE -ENERJİ -İŞGÜCÜ TEKNOLOJİ- ZAMAN VE FAİZ İLİŞKİSİNİN TANIMI; DEĞER ODAKLI ARZ VE TALEP YAPISININ OLUŞTURULMASI ACİLEN GEREKMEKTEDİR. YENİ BİR UYGARLIK VE İNSANLIK FELSEFESİ PROJESİ UYGULAMAYA KONULMADIKÇA BUGÜNKÜ BÜYÜME FAİZ VE KAR MAXİMİZASYONU YAKLAŞIMI İLE BU KRİZ ANCAK ERTELENEBİLİR; ANCAK ÇÖZÜMLENEMEZ! ACİLEN UYGULANMASI GEREKLİ YAPISAL VE TOPLUMSAL ÖNLEMLER PAKETİ FİNANSAL- EKONOMİK-TEKNOLOJİK- MALİ VE İDARİ DÖNÜŞÜMÜ SAĞLAYACAK EN KAPSAMLI KALICI ACİL ÖNLEMLER PAKETİ TANIMLANIP TOPLUMSAL MUTABAKAT (YENİ ANAYASA YENİ TOPLUM YENİ DEĞER ODAKLI SİSTEM GEREKLİDİR!  
  
 
Bilgi kirliliği ve sürekli yapay gündemler yerine, güvenilir, saf, berrak, güncel verilerle hazırlanmış gerçek gündemler oluşturularak, toplumun ve gençlerin geleceğe güvenle bakabilecek duyarlıkta olmaları sağlanmalıdır; en ince detayda ihraç ürünleri farklılaştırılarak genç mühendislere yaratıcılık kabiliyeti ve becerisi kazandırılmalıdır. Doğru karar doğru bilgiye, en ince sezgiye, ne istediğini bilmeye, hedeflerini öncelikleriyle ardıştırabilmeye, birbirlerine etkilerini, farklılık ve bağımlılıklarını hiç hatasız bilmeye, doğru zamanlamaya ve kendine güvene (doğru özgüvene), çevreyle tabiatla eşzamanlamaya ve mükemmelliğe dayanır; enine ve boyuna kavram derinliği, kavram keskinliği, matematik eğitimiyle sağlanır. Önce kavram ve isim, sonra matematik modeli yapılarak teknoloji ve cisim, farklı yeni ürünler üretilir. Kavram kargaşası, yüzeysellik, yapay gündem belirleme ile, şans oyunları ve kumarla içkiyle bir yere, hiçbir hedefe varılamaz.
Zenginlik ve dünya refahından pay alabilmek için beşikten mezara kadar çalışmaya ve öğrenmeye, bilgi ve teknoloji açığımızı kapamaya mecburuz.
 
Küresel yatırımcılar, Brezilya, Güney Kore, Rusya gibi önde gelen gelişmekte olan ekonomilerin yatırım araçlarına ilgi gösterdikçe, bu ülkelerin para birimleri ve hisse senetleri değer kazanacaktır. Ancak bu ülkeler küresel para spekülatörlerinin ilgisinden, gelecekte krize girme korkusuyla endişe duymaktadırlar. Bu ülkeler ülkelerine gelen yabancı sermayeyi sınırlandırmak için vergi koymaktadırlar. Türkiye’ de ise böyle bir durum siyasi iktidarların övünmesine neden olabilirdi.
 
Bilgi kirliliği ve Bilgi Riski Yönetimi:
 
Uluslar arası Denetim ve Risk Değerlendirme Derecelendirme firmaları, müşterinin sistemindeki veri boşluklarını tespit eder; kredi ve operasyonel risk yönetimi için gerekli olan doğru bilgi toplama ve güncel bilgi işlem sistemitasarımı ile bilgi riski yönetimi altyapısını kurar.
 
ABD ve AB Euro - Dolar bölgesinden kriz geçmişcesine büyüme işaretleri alınsa da, Angela Merkel Almanları 2010 yılının çok zor bir yıl olacağı konusunda uyardı ve Alman halkından fedakârlık yapmalarını istedi. Özellikle Euro bölgesinde krizden çıkış bu kadar erken beklenmemekteydi.
Bu tür olumlu büyüme işaretleri, küresel yatırımcıları dolara bağlı yatırım araçlarından uzaklaştırıp, önde gelen gelişmekte olan ekonomilerin yatırım araçlarına yönlendirebilir.
G-20 Hükümetlerinin, bankacılık sisteminin çökmemesi için piyaslara pompaladıkları Trilyonlarca dolar parasal kaynağın, piyasalarda mal ve hizmet değeri olarak reel karşılığı olmadığından, piyasa dengeleri ve fiyatlar alt üst olabilir; yeni artçı krizlerle 2011 den itibaren hiperenflasyon, işsizlik ve bazı az gelişmiş ekonomilerde sosyal patlamalar olabilir.
 
Küresel krizin ana nedeni atıl kapasite, talep yetersizliği ve ABD ekonomisinin sürekli ürettiğinden çok tüketmesi ve bu nedenle de doların sürekli değer kaybetmesi olmakla beraber, özellikle ABD, Japonya ve EZB nin Euro-Dolar bölgesinde sıfıra yakın faiz seviyeleriyle, spekülatörlere "carry-trade" imkânı sağlaması da unutulmamalıdır. Batıdan Euro-Dolar bölgesinden sağlanan kısa vadeli, faizi çok düşük, ucuz döviz ve yatırım fonları Doğu Avrupa, Güneydoğu Asya, Ortadoğu ve Afrika ülkelerinin yatırımcılarını carry-trade için hesapsız risk almaya ikna etti. Döviz cinsinden risk alırken, yerel para birimi ile hisse senedi ve gayrimenkul güvencesi ile yetinen Bankacılar, Euro ve Doların değer kazanmasıyla yüksek kur riskinin altından kalkamadılar ve Asya krizi tetiklendi.
 
Petrol fiyatlarındaki artışa ve piyasalardaki aşırı likidite bolluğuna rağmen 2010 yılınin çok zor geçeceği beklenmektedir. Rusya, Brezilya ve Güney Kore gibi gelişmekte olan ekonomilerin piyasalarına küresel yatırımcılar eliyle spekülatif yüklü döviz kaynağı girişi, bu ülkelerin yerel para birimlerinin değer kazanmasına ve rekabet şanslarının azalmasına neden olacaktır. Bu nedenle de yabancı sermaye girişlerine %1-1,5% oranında vergi koymuşlardır. ABD ve AB, Çin’ e parasının değer kazanmasına izin vermesi için politik baskı yapmaktadırlar.
 
Rus devlet Başkanı Medvedev de eski ekonomik modellerin işe yaramadığını belirterek zeki, özgür ve sorumluluk sahibi insanlardan oluşan bir toplum talep ettiğini açıklamıştır.Rus ekonomisinin petrol, doğalgaz ve diğer hammadde ihracatına olan bağımlığını da "utanç verici" bedavacılık olarak değerlendirmiştir. Medvedev bu bağımlılığın Rusları tembelliğe teşvik ederek, bilgi ve yeni yüksek teknoloji üretimine dayalı büyümeyi engellediğini ifade etmektedir.
Rus lider, ekonomik krizin sorumluluğunu dış faktörlerde arayamayacaklarını da konuşmasında açıkça belirtmiştir. Medvedev'in "Hammadde zenginliğine, petrole ve doğal gaza dayalı ilkel ve hantal hazırcı bir ekonomi yerine, bilgiye ve ileri teknoloji üretimine dayanan akıllı ve rekabetçi bir ekonomik yapı kuracağız" sözleri çok önemli bir gerçeği ifade etmektedir.
 
Türkiye ekonomisini yönetenler ve Türk iş dünyası, 2008 krizinden ve Brezilya, Güney Kore, Rusya gibi önde gelen gelişmekte olan ekonomi yönetimlerinin, küresel yatırımcıların spekülatif risklerine karşı bilgi ve ileri teknoloji üretimine yönelerek uyanık davranmalarından ders almalıdır. Haberleşme, Ulaşım, Enerji ve Faiz girdilerini dünya fiyatlarıyla sağlayamayan, kaynak verimliliği düşük Türk Ekonomisi ihracat yapamaz; dünya piyasalarında Çin, Hindistan, Brezilya, Güney Kore, Rusya ile rekabet edemez.
Türkiye'nin kalkınma hızı, enerji üretim ve tüketim hızının üzerindedir. 2001 krizinden bu yana yeni enerji üretim yatırımları yapılamamış, yeni santraller kurulamamıştır. EPDK’ nın Güneş ve Rüzgar enerji üretim lisansı ihalelerini, trafo gücüne dayandırarak yapması da bilgisizliğin ifadesidir. Trafo yatırımları her zaman santral yatırımlarından daha ucuzdur. Gerekirse yeni trafo gücü kurulabilir ama tarafo gücüne dayalı yeni santral lisansları vermek, enerji üretim piyasasını kilitler. Kalıcı ve sürekli, uygun ölçeklere dayalı büyüyen ve verimli bir Enerji ve Teknoloji üretimi olmaması, Türkiye'nin en önemli yapısal kaynak planlaması sorunudur. Türkiye'de, 2008-2009 yılına geçişte 2007 yılı seviyesinde elektrik tüketilmiştir.
EPDK tarafından yapılan, hem üretim hem de dağıtım lisans ihalelerindeki fiyat seviyelerinden ve enerji sektöründeki özelleştirme ihalelerinin yüksek rakamlara ulaşılması, ileride elektrik fiyatlarının çok daha yüksek olacağının da göstergesidir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
             
 
 
 
 
 
FİNANS BARONLARININ DÜNYA HAKİMİYETİ:
 
Küresel Finans Krizi, Faiz Mekanizması ve Türkiye nin geri kalmışlığının nedenleri...
 
KÜRESEL KAPİTALİZMİN 2008 YAPISAL VE DÖNGÜSEL KÜRESELLEŞME KRİZİNİN NEDEN_SONUÇ İLİŞKİLERİ VE ÖZET BİLANÇOSU

2008 yapısal ve döngüsel Küresel Kapitalizmin Küreselleşme Krizinin ardından:
EMLAK PİYASASI, SERMAYE ENERJİ EMEK TEKNOLOJİ FiYATLARI NASIL OLUŞMAKTA, DEĞİŞMEKTE, ARTIP AZALMAKTADIR?
Kesinlikle ekonomi kitaplarında iddia edildiği gibi arz ve talebe göre oluşan gerçek fiyatlara göre değil, tamamen spekülatif olarak oluşturulup yayılan ve bilgisizliğe, bilgi eksikliğine dayanan hayali gölge fiyatlarıyla, piyasalara yön vermeleri önceden belirlenmiş, kararlaştırılmış, seçilmiş kurum ve kişilerin ratingleriyle oluşturulmaktadır.
 
Şu an da örneğin Berlin de ve İstanbul da o kadar çok boş konut var, ama fiyatlar hala belli seçkin semtler de arz ve talebe göre değişmemektedir. Acil satış ihtiyacında olmayan, yeterli sermaye birikimine sahip konut yapımcıları bekleyebilmekte ve kriz onları kesinlikle etkilememektedir. Hatta olası göreceli kayıplarını, daha sonraki ekonomik büyüme dönemlerinde fazlasıyla telafi edebilmektedirler. Kapitalist Ekonomi de sermaye büyüklüğü rakiplerinden çok daha fazla olanlar geçici arz talep dalgalanmalarından, krizlerden etkilenmezler; sadece karar değiştirir ertelerler ve riske girmezler; daha sonrası büyüme dönemlerinde büyük değer ve talep artışı olacağını hesapladıkları diğer sektörlerde kapasite oluşturmaya yönelirler.
 
Tabiatın teknolojisi ve bilgisi en mükemmel teknolojidir, en mükemmel mutlak ve kesin bilgidir; çünkü tabiatta kayıp ve atık sıfırlanmakta, sıfır kayıpla enerji dönüşümü yapılmaktadır; tabiatın var oluşundan beri var olup gelen, o sonsuz hafıza kapasitesi ve sonsuz gücü ve mükemmel birliği sayesinde, belirsizlik ve ihtimal hesaplarına hiç gerek kalmamaktadır.. Halbuki insanın ürettiği tüm fiziki sistem tasarımlarında kayıp ve atık, çevre kirliliği, kaynakların daha verimsiz kullanımı söz konusudur. Tabiat mutlak ve kesin bilgiyle(deterministic), insanoğlu ise ihtimal hesapları dahilinde geleceği göreceli olarak(stochastic, probabilistic) bilebilme yeteneğine sahiptir. Mükemmel olan Tabiat, ya da Yaradan, insanı ancak eksik bilgi ve sınırlı hafıza kapasitesine sahip olarak yaratmıştır. Mutlak bilgiye sahip olmak için sonsuz hafıza kapasitesine, sonsuz güce ve enerjiye sahip olmak, alemle ya da Tanrı ile Evrenle bir olmak, birliğe kavuşarak yok olmak (Tevhid) şarttır. Bu da insanın değil, ancak Peygamber diye bilinen insanların dahi çok kısa bir süre dayanabildikleri vahiy anlarında olabilir.
 
Bilgi ve Teknoloji, zaman idrakinin keskinliği neden güçtür?
 
Bilmek demek doğruyu yanlıştan ayırabilmek, anında doğru bilgiye dayanarak doğru veya isabetli karar vermek demektir. Bu içgüdüsel ve sezgisel (analoji yöntemiyle üretilen) bilgiyle veya objektif sayılara dayanan bilgiyle(tümdengelim-tümevarım yöntemi ile üretilen) de başarılabilir. Örneğin ev alacaksınız ve uygun fiyat konusunda karar vermek durumundasınız. Mülk sahibi veya Emlakçı size bir rakam söylemiş, eşiniz de evi beğenmiş! Ne yaparsınız?
Yöntem 1: Komşularla diyaloga girip onların kaça aldıklarını ve ne zaman aldıklarını, kıyaslanabilir olup olmadığına bakarak kafanızda uygun bir eder kıyas değer, fiyat belirlersiniz. Doğru bilgilere değerlere varmak sizin şansınızla ve araştırıcı kişiliğiniz,ve insan ilişkilerindeki başarınızla doğru orantılı, isabetli olacaktır.
Yöntem 2: O şehir ve semtteki tüm emlak değerlerini, istatistiklerini bankalardan ve ilgili kurumlardan satın alır, araştırır bulursunuz ve rakamlara, geçmiş değerleri geleceğe uzatarak (extrapolation yöntemleriyle) almayı düşündüğünüz evin eder kıyas değerini matematiksel olarak hesaplarsınız.
Her iki yöntem de de doğru veya yanlış, isabetli veya isabetsiz karar verme ihtimaliniz aynı kesinlikte ve doğrulukta olacaktır.
Alacağınız evin fiyatını ise kesin olarak kümülatif arz veya talep değil, sizin alma isteğiniz le satıcının satma isteği, alıcı ve satıcı nın kararlılığı, bilgisi ve bilgi eksikliği , teknolojik donanımı, sermaye birikimi, kaynak verimliliği ve finansman yöntemleri, zaman belirleyecektir.
 
 
Türkiye’de 35 yaşın altında işsizlik oranı yüzde 32. Olan oldu. 35 yaş altı nüfus en çok verim alınacak yaş grubudur. Bu yaş grubunda işsizliğin bu oranda olması, Türkiye’nin şu anda en büyük sorunudur.”
Tekrar edelim, Türkiye’de 35 yaş altı nüfusta işsizlik oranı yüzde 32.
Sadece bu cümle bile, Türkiye’nin siyasal kaderini de belirleyebilecek bir ifadedir. Bir ülkede 35 yaş altındaki çalışabilir nüfusun üçte biri işsizse, o ülkede sadece iktidar değil muhalefet de işini yapamıyor demektir. 35 yaş altı nüfusun yüzde 32’si işsizse o ülkede iktidarın da muhalefetin de bir gün bile koltuklarında kalamaması, tüm siyasi kadrolarının yenilenmesi gerekir.
 
 
 
FAİZ MERKEZLİ BÜYÜME EKONOMİSİNİN GERİ BESLEME REGÜLASYON KONTROL ÇEVRİMLERİ
 
Küresel finans krizi ile dünya ekonomisinde sadece arz tarafını yönlendiren ve tekelleşme sonucunu doğuran faize dayalı ekonomik büyümeye, daha çok üretip daha çok tüketmeye dayanan ve dünyanın enerji temiz hava su gibi her canlının hakkı olan tabii kaynaklarının sadece gelişmiş ülkelerce kullanılarak, Afrika’ yı açlığa mahkûm eden kaynak kullanımı adaletsizliği ile nihayet büyümenin sınırlarına ulaşılmıştır. Finans sektöründeki spekülatif balonlar ve reel ekonominin gittikçe artan enerji talebinin karşılanamaması, konut sektöründe ve yatırım bankacılığında iflaslara yol açan spekülatif değer kayıpları sonucunda, üretim ve finans çarklarının tamamen birbirlerinden kopması gerçekleşmiş, para mal ve hizmet akımları ile nakit para sermaye akımları arasındaki bağlantı tamamen kopmuş, piyasalarda topyekun arz-talep dengeleri   çökmüş, dünyaya güvensizlik hakim olmuştur. Kimse kimseye güvenmemektedir, inanmamaktadır; bankalar dahi ne devleti ne de birbirlerini inanılır, güvenilir bulmamaktadır ki dünyada bankalar arası piyasalar dahi çalışmamaktadır.
 
IMF nin yetkileri yeniden tanımlanıp, dolar euro yen altın yerine yeni küresel para birimi ve finansal denetim, adaletli sosyal bölüşüm mekanizması, talep tarafını da düzenleyen yeni bir sosyal adalete dayalı faiz mekanızması kurularak, dünyada tüm yatırımlarda ve işletmelerde, bankalarda özkaynak/borç oranları en azından iki katı artırılmadıkça yeni mali dengelerin oluşturularak üretim çarklarının yeniden faaliyete geçmesi, talep yetersizliği ve mevcut atıl kapasite sonucu çöken piyasaların yeniden işlerliğe kavuşturulmaları mümkün olmayacaktır. Hükümetler, 2 Nisan 2009 da ard arda düzenlenen G-20 Zirvesi, AB , ve NATO zirvelerinde  dünyadaki mali ve ekonomik krizi tüm boyutlarıyla masaya yatırmak ve tüm sosyal boyutlarıyla üretim –tüketim, arz-talep dengelerini SOSYAL ADALETE VE YAŞAMA HAKKINA DAYALI ADİL KAYNAK KULLANIMINDA, ÜRETİLENİ  ADİL /BÖLÜŞÜMDE ADALET esasıyla irdelemek yerine, eski sistemi tüm adaletsizliği ile para pompalayarak aynen yeniden diriltmeye çabalamak yolunu seçmişlerdir.
 
Küresel finans krizi tüm dünya ekonomisini belirsizliklerle karşı karşıya bırakarak yeni dengelerin oluşmasına, yeni sosyal piyasa ekonomisi, yeni rekabet profili, kar- zarar, kanaat  ve sosyal adalet kavramlarının, yeni tüketim tercih ve kalıplarının oluşmasına da katkıda bulunmaktadır. Her sistemin belli bir ömrü değişim periyodu ve sonu vardır. Yeni dünya ekonomik düzeninde daha çok değer odaklı üretim ve tüketim kalıpları, kurumsal ve küresel kaynak planlaması (enerji, su, temiz hava....) iş zekası iş istihbaratına ihtiyaç duyulacaktır. Web tabanında yeni hizmetler üretilecek, çok daha fazla tüketiciye çok daha farklı sanal satış kanallarından ulaşılabilecektir. İş kavramı hem kapsam hem de içerik bakımından değişecek, geniş bantlı sanal haberleşme teknolojileri sayesinde ulaşım ve mobilite talebi azalacak, daha çok evden çalışma sistemine geçilecek, böylece hem yaşam kalitesi artacak hem de enerji tüketim talebi azalacaktır. Gelecekte, ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin ölçülmesin de tarım sektörünün ekonomide ki payının %5 lere, hizmetler ve üretim, yazılım uygulamaları üretim sektörlerinin %95 lere çıkması, üretilen ve tüketilen ürünlerin enerji muhtevalarının çok azaltılması, yumuşak güç ve yumuşak (soft) ürünler gibi yeni değer ve yeni ölçekler kıstaslar kaynak verimliliği ve veri kalitesi optimizasyonları esas alınacaktır.
 
 
Askeri gücün yerini de yumuşak güç olarak tanımlanan nüfüz ve etkileme ikna ile gönüllü yönlendirme kabiliyeti alacaktır.(Bakınız Joseph Nyle, 2005 Harvard University). Barack Hussein Obama nın G20 AB ve NATO zirveleri sırasında gençlere nükleer silahsız bir dünyadan bahsetmesi boşuna değildir. Hiroşima ve Nagazaki ye atılan bombalar nükleer silahlara dayanan korku ve şiddet dengeleri üzerine, yeni ekonomik ve mali kümülatif arz- talep dengelerinin, serbest rekabet ve sosyal piyasa ekonomisinin fiyat otomatizmasının oluşturulamayacağını ve uzun süre kaynak kullanımında (temiz hava, enerji, su, iklim dengeleri..) ve verimlilik artışı sağlanmasında kararlılık (stabilite) sağlanamayacağı görülmüştür. Korkuya dayanan güç bir kez kullanıldıktan sonra güç olmaktan çıkmaktadır. Bu durum yılanın zehrini akıtmasıyla ölmesine de benzetilebilir. Daha çok silahlanan daha çok korkmakta, korkunun ise ecele bir faydası olmamaktadır. Korku yerine sevgi ve gönüllü ikna, nüfuz kabiliyeti yani yumuşak güç daha kalıcı (sustainable, nachhaltig)) olmaktadır.
 
Hükümetlerce krizi aşmak için uygulalan Teşvik tedbirleri ve Kurtarma paketleri, piyasa mekanizmasının fiyat ve rekabet birikmiş arz-talep dengeleriyle kaynakların verimli kullanımının sağlanmasını, piyasa otomatizmasının fiyat ve serbest rekabet, adalet ve kaynak verimliliği dengelerini bozmaktadır.
 
Örneğin Almanya da Uygulanan ve toplam miktarı 5 Milyar Euro ya yükseltilen eski arabalar için Hurda primi (Abwrackpraemie) ile Otomotiv sektörünün desteklenmesi, birden bire kesilen dış talebi iç talep pompalamasıyla korumak ,teşvik etmek, işsizliğin daha da yayılmasını önlemek için alınan teşvik önlemler, diğer sektörlerdeki üretim tüketim dengesini fiyat mekanizmasını ve serbest rekabeti bozucu etkileri (ikinci el araba pazarı, ev aletleri ve diğer tüketim mallarına ayrılan harcama miktarındaki azalma….) nedeniyle Alman ekonomisi bilirkişilerince (Wirtschaftsweisen) de eleştirilmektedir.
 
Alman halkının artık ne bankalara ne devlete ne de firmalara, yatırım bankacılığına güveni kalmamıştır. Gelecek için tasarruf etmenin anlamsızlığından söz edilmekte ve bankaların tekrar kredi verebilir hale getirilebilmeleri için peş peşe açılan toplu durum ve kurtarma paketleri Alman tüketicilerinde 1929 da yaşanan enflasyon korkusu yaratmaktadır.
 
 
YARIN NE OLACAK? KÜRESEL FİNANS KRİZİ VE ŞEBEKE EKONOMİSİNİN ÇÖKÜŞÜ
KAPİTAL ENERJİ İŞGÜCÜ ZAMAN VE FAİZ OTOMATİZMASI; EKONOMİK DENGE ÇEVRİMLERİ
 
 
FAİZ MERKEZLİ BÜYÜME EKONOMİSİNİN GERİ BESLEME REGÜLASYON KONTROL ÇEVRİMLERİ
 
f(K,E,A, t, T)= i(t)+ji(T)
 
Elektrik akımı ile finansal fon akımlarının bir e bir Benzeşimi(Analoji, Tümevarım, Tümdengelim)
Sanal bileşen ile sosyal ve adil bölüşüm sağlanarak yapısal ve periyodik talep yetersizliğinin, atıl kapasite sorununun çözülmesi
Doktora tezimin konsepti
 
FAİZ MEKANİZMASI İLE BORÇLANMA
REEL EKONOMİ VE FİNANSAL HİLELER
 
Önemli Referanslar:
 
1)Adam Smith AN INQUIRYINTO THE NATURE AND CAUSES OF THE
 WEALTH OF NATIONS; BY ADAM SMITH, LL.D.AND F.R.S. OF LONDON AND EDINBURGH, FORMERLY PROFESSOR OF MORAL PHILOSOPHY
IN THE UNIVERSITY OF GLASGOWIN FOUR VOLUMES EDINBURGH, 1776
 
 
2)Sylvio Gesell, The Natural Economic Order, May 1918, London
 
 
3)David Ricardo, On the Principles of Political Economy and Taxation, 1817
4)Karl Marx, Das Kapital
5)Alfred Marshall Principles of Economics
6)John Maynard Keynes, The General Theory of Employment, Interest and Money, 1936
7)Mehmet Erdaş Enerji Ekonomisi; Türkiye nin ve Geleceğin Problemlerinin Analizi, Doktora Tezi, 1982 Braunschweig
8)Paul Krugman,
DEPRESYON EKONOMİSİNDE  BANKALAR YENİDEN KREDİ VEREBİLECEK Mİ?KÜRESEL SİSTEM KRİZİ AŞILABİLECEK Mİ?
YARIN (BORSA DÖVİZ FAİZ ALTIN) NE OLACAK?
DÖVİZE SPEKÜLATİF HÜCUM NOKTASI VE OLASI DÖVİZ KAYBI MİKTARI NASIL HESAPLANIR?
DÜNYA ŞEBEKE EKONOMİSİ FİNANS KRİZİ VE FAİZ MEKANİZMASININ ANALİZİ,
 
KÜRESEL PİYASA OTOMATİZMASININ ÇÖKÜŞÜ
KRİZE KARŞI BİREYSEL VE TOPLUMSAL TEDBİRLER PAKETİ
(Collapse of World Network Economics)
 
OLAYLARI TARİHİ PERSPEKTİFLE ANALİTİK OLARAK ÇÖZÜMLEMEK; KALICI KURUMSAL ALTYAPI VE KRİZİ AŞACAK SÜREKLİ TEDBİRLER ÜRETEREK, MATEMATİK MODELLEME İLE TEDBİRLERİ ÖNCELİKLERE GÖRE ACİL UYGULAMA PAKETLERİNE EYLEM PLANLARINA DÖNÜŞTÜRMEK :
 
Tarih Hak çizgisidir!
 
Siyasetçi para sahiplerinin kuklasıdır
 
GÜÇ DENGE FAİZ TEKNOLOJİ ÜRETİMİ VE KOMPLEKS ZAMAN BOYUTU
ACİL EYLEM PLANI
BİLGİ KİRLİLİĞİ, HİLE TOPLUMSAL PSİKOLOJİ
 
KURUMSAL ALTYAPI EKSİKLİĞİ
 
GÜÇ DENGE FAİZ TEKNOLOJİ ÜRETİMİ VE KOMPLEKS ZAMAN BOYUTU
ACİL EYLEM PLANI
BİLGİ KİRLİLİĞİ, HİLE TOPLUMSAL PSİKOLOJİ
 
 
KURUMSAL ALTYAPI EKSİKLİĞİ
 
 
KURUMSAL KAYNAK YÖNETİMİ PLANLAMASI VE İŞ ZEKASI YÖNTEMLERİ
 
 
TOPLUMSAL TERCİH VE DAVRANIŞ KALIPLARI
Bilgi toplumu ve Tarım Toplumu
AB Perspektifi, alternatifsiz yegane çağdaş Uygarlık Projesi midir?
Ulusal Bağımsızlık; Cumhuriyetçilik, Devletçilik, Halkçılık, Laiklik,
Adalet duygusu, Sosyal Güvenlik, Hukuk Güvencesi
Dil, Din ve Fen; Kavram derinliği
Askeri güce dayana tarım toplumu AB ye girişe kesin engeldir.
Ulus devlet ile küreselleşme ve ümmet çelişkisi
Sosyal Bilimler ve Güç kavramı
Tabiatta En az kuvvet prensibi ve orantılı dengeli güç kullanımı
Kendi kendini düzenleyip kontrol etme ve kararlılık prensibi
Bankacılık ve Sigorta Sistemi: Ödeyemeyeceği bilinenlere ölçüsüz kaynak ve spekülatif aktarılması ile finansal balonların oluşturulması
Kelebek Etkisi; Korku, Seks ve Para; diğer sapkınlıklarda ve suç oranlarında artış
Tüketim kalıpları: Hile odaklı, değer odaklı, parasal güç odaklı bireysel tüketim tercihleri ve davranış kalıpları
Say Kanunu: Gelir azalmasına rağmen Tüketimin kısılamaması
Toplumsal Bunalım ve Kurtarıcı arayışları
Sistemin temel taşıyıcı direklerinin yönetici şahıslardan bağımsız olması
Siyaset kurumunun finans sistemi üzerinde etkin olabilecek yaptırım gücünün olmaması
 
 
DEMOKRASİ VE DOĞRUYU YANLIŞTAN AYIRDEDEBİLME KABİLİYETİ
Bana oy ver sana menfaat sağlayayım sistemi
Sosyal Farkındalık; azınlık ve çoğunluk arasındaki; en zayıf ile en kuvvetliler arasında dengeli güç dağılımı
Bireysel ve toplumsal öncelik ve hassasiyetlerin örtüşmesi
Üretmeden tüketmek
GÜVENİLİR VERİLERDEN TÜRETİLEN BİLGİLERLE DOĞRU KARARLAR ALMAK
Kalkınma Planları ve Finansman Öncelikleri
 
 
KAYNAK VERİMLİLİĞİ VE KAYNAK YÖNETİMİ PLANLAMASI
 
 
Önemli Projeler
F-16
GAP
Afşin Elbistan
 
 
DÜNYADA VE TÜRKİYE´DE DEĞİŞEN ARZ TALEP YAPISI
KAYNAK VERİMLİLİĞİ NİN ARTIRILARAK İŞSİZLİĞİN AZALTILMASI, YENİ İŞ SAHALARININ AÇILMASI
SERBEST REKABET KAVRAMI VE YÜKSEK TEKNOLOJİK SEVİYE( high-tech)
BİLİNEBİLİRLİK, ÖLÇÜLEBİLİRLİK VE NEDEN SONUÇ İLİŞKİSİ KAVRAM KESKİNLİĞİ PROBLEMİN TANIMI VE ÇÖZÜMÜ ( EXİSTENCE UNIQUENESS SOLUTIONS)
KRİZ ORTAMINDA ATIL KAPASİTELERİN DEVREYE SOKULMASI İLE GENÇLERE İŞ BULMA ŞANSI VE MESLEKİ GELECEK PERSPEKTİFLERİ SUNABİLMEK, GELİR DAĞILIMINI DEĞER ÜRETİMİNE GÖRE YENİDEN DÜZENLEMEK ( SYSTEM RELEVANCY & PRIORITIES IN RESOURCE PLANNING)
    n TURBO DEĞİŞİM HIZI, ÇEVRE ENERJİ İKLİM İŞSİZLİK SERMAYE BİRİKİMİ
   n YENİ EĞİLİMLER VE KAVRAMLAR   ( NEW TRENDS AND CONCEPTS)
     SAP’n Yi SAP YAPAN MUKAYESELİ ÜSTÜNLÜĞÜ ÖNEMLİ TEKNOLOJİK ÖZELLİĞİ NEDİR?
    n FİNANS KRİZİ, KAYNAK VERİMLİLİĞİ OPTİMİZASYONU VE KARAR DESTEK SİSTEMLERİ
     SAP ERP BWn BI SOA BOBJ NEDİR? VERİ KİRLİLİĞİ VE VERİ KALİTESİ NİN ÖNEMİ
     SAP ‘n NİN GELECEKTEKİ ÜRÜN STRATEJİSİ?
 
 
KAPİTAL ENERJİ İŞGÜCÜ ZAMAN VE FAİZ OTOMATİZMASI
 
 
Elektrik akımı ile finansal fon akımlarının bir e bir Benzeşimi(Analoji, Tümevarım, Tümdengelim)
Sanal bileşen ile sosyal ve adil bölüşüm sağlanarak yapısal ve periyodik talep yetersizliğinin, atıl kapasite sorununun çözülmesi
Doktora tezimin konsepti
 
 
FAİZ MEKANİZMASI VE EKONOMİK FİNANSAL ÇEVRİMLER
 
 
Üretim ve Atıl Kapasite Sorunu
Liquidity Trap
Arz ve Talep dengesi
Fiyat Mekanizması
Serbest rekabet
Faiz ve Tekelleşme (J.M. Keynes, Adam Smith, DAvid Ricardo, Karl Marx..)
Tüketim ve Gelir Dağılımı Dengesizliği
Sosyal Kültürel Değerler Sistemi ve Borçlanabilme/Ödeyebilme
Araştırma Geliştirme
 
 
ASKERİ STRATEJİK HEDEFLER MANZUMESİ
Bireysel ve Toplumsal Tehdit değerlendirmesinde öncelikler: Zenginleşmeden yapılan aşırı askeri harcamalar(Yıldız savaşları/Talep yetersizliğini aşma projeleri)
Savunma Sanayii Stratejisi ve Teknoloji Üretimi
Güvenlik, Enerji Ekonomisi ve Kompleks Faiz
Sermaye Birikimi
Kontrol altında tutulabilen enflasyon oranlarıyla büyüme modeli
Arz Talep yapısı
İhracat İthalat
Para ve Mal piyasaları
Ekonomik hedefler
Sosyoteknik Altyapı
Eğitim
Sağlık
Tarım
Sanayi
Tekstil
Turizm
Tabii Kaynaklar
 
 
İŞLEVSEL HEDEFLERE DÖNÜŞÜM
İşsizlik
Bozuk gelir Dağılımı
Gençlere Perspektif sunabilmek
Yalnız HR Modülünün mü var eksiklikleri?
Global SAP, Türkiye’den hiç pazarlama masrafı harcamadan milyonlarca Euro yu götürüyor! Lisans fiyatlarını bile Almanya dan daha yüksek tutuyor!
ABAP Kodlaması yapan Entwickler ler bile yarı Türkçe yarı Almanca İngilizce menülerle çalışıyorlar. Afrika ve Arap ülkelerinde bile yok böyle bir durum.
Arap harflerine bile önce İngilizceye sonra da tamamen Arapçaya tercüme ettirmek için dünyanın parasını harcıyorlar.
SAP HR Modülündeki Skills bölümünden tutun da ücret hesaplamaya yarayan vergi sigorta emeklilik ve PKI katsayıları dahi güvenilir verilere göre uyarlanmış değildir.
EN güzel yalan istatistiklerle rakamlara söyletilir diye bir söz vardır!
SAP konusunda ilk Türkçe kitabı yazan bir Bilim adamı ve tecrübeli bir SAP ERP IT Danışmanı olarak gerçekleri konuşmak yazmak zorundayım.
Ben kimsenin reklamcısı değilim; gençlere ve müteşebbislere bilgi aktarmaya, Türk idarecilerce doğru kararlar alınmasına yardımcı olmaya çalışıyorum, okadar!.
SAP ERP BW BI SOA BOBJ Paketi ve tüm modülleri adamakıllı veri kalitesi ve güncellemesi sağlanarak kullanılmazsa çok yanlış kararlara da götürebilir.
Her BMW ve Mercedes sürücüsü hedefine varır diye bir kural yok!
SAP de paket program olarak ancak ve ancak gerekli organizasyon ve süreç değişiklikleri kaliteli verilerle doğru aktarılır ve güncellenirse ancak doğru karar alma bilgi desteği vermede kolaylık sağlayabilir; aksi halde yanlış danışman ve programcı, yanlış mimari analyst ler ve sistem administratörleri pek ala vaziyeti idare de edebilirler.
Her tool ve her at , her araba sürücüsüne göre maksada uygunluğuna göre kaynak kullanımında verimlilik veya verimsizlik kaynağı olabilir.
SAP ERP BW BI IP SOA BOBJ nihayet topyekun bir paket tool dür mucize değildir; karar verici den riski almaz; ancak bilgi desteği ve veri güvenilirliği ölçülebilirlik sağlayarak belirsizlikleri hafifletebilir, bilerek karar almayı kolaylaştırabilir.
SAP Türkiye yi gerek Danışmanlık gerekse hizmet kalitesi ve fiyatlandırmasında daha rekabetçi olmaya zorlamalıyız.
Bu da ancak açık iletişim ve güven ve de kalite artışını sağlayacak bilgi alışverişi ile gerçekleştirilebilir.
Ne dersiniz SAP Türkiye müşterileri ve kullanıcıları, karar vericiler, mühendisler, programcılar, ABAP çılar, ERP ciler?
 
Türkiye’de SAP çözümleri kullanan ve kullanmayı düşünen şirketlere, SAP çözümleri konusunda danışmanlık veren kişi ve kuruluşlara referans kaynak olabilecek bir çalışma Prof. Dr. Mehmet Erdaş tarafından yayınlandı. Sektörde ihtiyaç duyulan Türkçe kaynak azlığı sorununun giderilmesinde katkıda bulunacak bu çalışmanın ismi “Kaynak Yönetim Planlaması, Ticari Bilişim ve İş Zekası, İş İstihbaratı SAP ERP, BW, BI, SOA İşlevsel ve Stratejik Planlama Yazılım Teknolojisi”.
 
 
 
KURUMSAL KAYNAK YÖNETİMİ PLANLAMASI VE İŞ ZEKASI YÖNTEMLERİ
 
TOPLUMSAL TERCİH VE DAVRANIŞ KALIPLARI
Bilgi toplumu ve Tarım Toplumu
AB Perspektifi, alternatifsiz yegane çağdaş Uygarlık Projesi midir?
Ulusal Bağımsızlık; Cumhuriyetçilik, Devletçilik, Halkçılık, Laiklik,
Adalet duygusu, Sosyal Güvenlik, Hukuk Güvencesi
Dil, Din ve Fen; Kavram derinliği
Askeri güce dayana tarım toplumu AB ye girişe kesin engeldir.
Ulus devlet ile ümmet çelişkisi
Sosyal Bilimler ve Güç kavramı
Tabiatta En az kuvvet prensibi ve orantılı dengeli güç kullanımı
Kendi kendini düzenleyip kontrol etme ve kararlılık prensibi
Bankacılık ve Sigorta Sistemi: Ödeyemeyeceği bilinenlere ölçüsüz kaynak ve spekülatif aktarılması ile finansal balonların oluşturulması
Kelebek Etkisi; Korku, Seks ve Para; diğer sapkınlıklarda ve suç oranlarında artış
Tüketim kalıpları: Hile odaklı, değer odaklı, parasal güç odaklı bireysel tüketim tercihleri ve davranış kalıpları
Say Kanunu: Gelir azalmasına rağmen Tüketimin kısılamaması
Toplumsal Bunalım ve Kurtarıcı arayışları
Sistemin temel taşıyıcı direklerinin yönetici şahıslardan bağımsız olması
Siyaset kurumunun finans sistemi üzerinde etkin olabilecek yaptırım gücünün olmaması
 
DEMOKRASİ VE DOĞRUYU YANLIŞTAN AYIRDEDEBİLME KABİLİYETİ
Bana oy ver sana menfaat sağlayayım sistemi
Sosyal Farkındalık; azınlık ve çoğunluk arasındaki; en zayıf ile en kuvvetliler arasında dengeli güç dağılımı
Bireysel ve toplumsal öncelik ve hassasiyetlerin örtüşmesi
Üretmeden tüketmek
GÜVENİLİR VERİLERDEN TÜRETİLEN BİLGİLERLE DOĞRU KARARLAR ALMAK
Kalkınma Planları ve Finansman Öncelikleri
 
KAYNAK VERİMLİLİĞİ VE KAYNAK YÖNETİMİ PLANLAMASI
 
Önemli Projeler
F-16
GAP
Afşin Elbistan
 
DÜNYADA VE TÜRKİYE´DE DEĞİŞEN ARZ TALEP YAPISI
KAYNAK VERİMLİLİĞİ NİN ARTIRILARAK İŞSİZLİĞİN AZALTILMASI, YENİ İŞ SAHALARININ AÇILMASI
SERBEST REKABET KAVRAMI VE YÜKSEK TEKNOLOJİK SEVİYE( high-tech)
BİLİNEBİLİRLİK, ÖLÇÜLEBİLİRLİK VE NEDEN SONUÇ İLİŞKİSİ KAVRAM KESKİNLİĞİ PROBLEMİN TANIMI VE ÇÖZÜMÜ ( EXİSTENCE UNIQUENESS SOLUTIONS)
KRİZ ORTAMINDA ATIL KAPASİTELERİN DEVREYE SOKULMASI İLE GENÇLERE İŞ BULMA ŞANSI VE MESLEKİ GELECEK PERSPEKTİFLERİ SUNABİLMEK, GELİR DAĞILIMINI DEĞER ÜRETİMİNE GÖRE YENİDEN DÜZENLEMEK ( SYSTEM RELEVANCY & PRIORITIES IN RESOURCE PLANNING)
n     TURBO DEĞİŞİM HIZI, ÇEVRE ENERJİ İKLİM İŞSİZLİK SERMAYE BİRİKİMİ
n     YENİ EĞİLİMLER VE KAVRAMLAR   ( NEW TRENDS AND CONCEPTS)
n     SAP’ Yi SAP YAPAN MUKAYESELİ ÜSTÜNLÜĞÜ ÖNEMLİ TEKNOLOJİK ÖZELLİĞİ NEDİR?
n     FİNANS KRİZİ, KAYNAK VERİMLİLİĞİ OPTİMİZASYONU VE KARAR DESTEK SİSTEMLERİ
n     SAP ERP BW BI SOA BOBJ NEDİR? VERİ KİRLİLİĞİ VE VERİ KALİTESİ NİN ÖNEMİ
n     SAP ‘ NİN GELECEKTEKİ ÜRÜN STRATEJİSİ?
 
 
KAPİTAL ENERJİ İŞGÜCÜ ZAMAN VE FAİZ OTOMATİZMASI
 
 
Elektrik akımı ile finansal fon akımlarının bir e bir Benzeşimi(Analoji, Tümevarım, Tümdengelim)
Sanal bileşen ile sosyal ve adil bölüşüm sağlanarak yapısal ve periyodik talep yetersizliğinin, atıl kapasite sorununun çözülmesi
Doktora tezimin konsepti
 
FAİZ MEKANİZMASI VE EKONOMİK FİNANSAL ÇEVRİMLER
 
 
 
Üretim ve Atıl Kapasite Sorunu
Liquidity Trap
Arz ve Talep dengesi
Fiyat Mekanizması
Serbest rekabet
Faiz ve Tekelleşme (J.M. Keynes, Adam Smith, DAvid Ricardo, Karl Marx..)
Tüketim ve Gelir Dağılımı Dengesizliği
Sosyal Kültürel Değerler Sistemi ve Borçlanabilme/Ödeyebilme
Araştırma Geliştirme
 
 
ASKERİ STRATEJİK HEDEFLER MANZUMESİ
Bireysel ve Toplumsal Tehdit değerlendirmesinde öncelikler: Zenginleşmeden yapılan aşırı askeri harcamalar(Yıldız savaşları/Talep yetersizliğini aşma projeleri)
Savunma Sanayii Stratejisi ve Teknoloji Üretimi
Güvenlik, Enerji Ekonomisi ve Kompleks Faiz
Sermaye Birikimi
Kontrol altında tutulabilen enflasyon oranlarıyla büyüme modeli
Arz Talep yapısı
İhracat İthalat
Para ve Mal piyasaları
Ekonomik hedefler
Sosyoteknik Altyapı
Eğitim
Sağlık
Tarım
Sanayi
Tekstil
Turizm
Tabii Kaynaklar
 
 
 
 
 
İŞLEVSEL HEDEFLERE DÖNÜŞÜM
İşsizlik
Bozuk gelir Dağılımı
Gençlere Perspektif sunabilmek
 
YÖNETİM BİLİŞİM SORUNU
Ölçülebilirlik ve Hayal Gücü
Önce İsim, sonra Cisim; Matematik ve Dil de Kavram derinliği
Nedensellik, Ölçülebilirlik; Sebep Sonuç İlişkileri
Eğitim Öncelikleri; Hürriyet, Akıl, Adalet ve sağlıkli bir suçluluk ve sorumluluk duygusu ile dünya ile bütünleşmek
Yabancı dil ve Teknoloji kullanmak ve üretmek
Hak ve Sorumluluk
Suç ve Ceza
Sosyal Güvence
Hukuk Güvencesi
İnsan Hakları
 
EKONOMİDE HERKESİ, HER FERDİ, AİLEYİ,SEKTÖRÜ, FİRMAYI VE TÜM EKONOMİYİ KAPSAYACAK ADİL, DENGELİ, ÖLÇÜLÜ VE MAKUL; HAKSIZ REKABETİ, KÖTÜYE KULLANILMAYI ÖNLEYEREK SERBEST REKABETİ VE KAYNAK VERİMLİLİĞİNİ, KAYNAK HARCAMA DENGESİNİ SAĞLAYACAK KALICI TÜM ÜLKE ÇAPINDA YAYGIN ADİL, ÖLÇÜLÜ TEŞVİK VE DENETİM SİSTEMİ KURULMALIDIR!
 
KALICI KURUMSAL VE İŞLEVSEL ALTYAPI OLUŞTURULMALI, EKONOMİDE KIT KAYNAKLARIN ETKİN VE VERİMLİ KULLANIMI SAĞLANMALIDIR!
 Herkese, her sektöre serbest rekabet şansı sağlamak  için uygulanabilecek ana girdilerde uygulanabilecek teşvik tedbirleri  paketi:
1)Vergi oranlarının azaltılması
2)Enerji maliyetlerinin ve satış fiyatlarının dünya ile rekabet edebilecek seviyede aşağıya çekilmesi
3)Haberleşme fiyatlarının ucuzlatılması, dünya fiyatlarına çekilmesi
4)Faiz giderlerinin ve diğer finansman masraflarının, harç ve vergilerin azaltılması, dünya ile rekabet edebilecek düzeye çekilmesi  
 
5)Sürdürebilir kalıcı büyüme stratejisi ile sürekli kriz korkusundan, yarın ne olacak psikozundan kurtulmak; orta ve uzun vadeli stratejik hedefler hiyerarşisini oluşturmak ve uygulanabilir işlevsel hedefler kümesini türetmek
6)Geleceğe güvenle bakabilmek için ekonomi yönetimini IMF yerine Milli Bilgeler heyetine bırakmak
7)Ülke idaresini hür düşünen akıllı becerikli zeki hünerli iyi eğitim görmüş dünya ile bütünleşmiş profesyonel ehil ellere teslim etmek, bu maksatla seçim sistemini ve siyasal partiler kanunu, Anayasa nın engel kısıtlayıcı maddelerini değiştirmek, zayıf kesimlere de sosyal hukuk güvencesini, asgari yaşam kalitesini  sağlamak
 
 
 
 
 
 
 
 
DÖVİZE SPEKÜLATİF HÜCUM NOKTASI VE TOPLAM OLASI DÖVİZ KAYBI NASIL HESAPLANIR?
 
 
 
 
 
Yeni meslek tanımları ve eğitimleri
 
Kurumsallaşma; Kalıcılık ve Sürdürülebilirlik
 
Kurumsal Kaynak Planlama ve Ticari İş İstihbaratı Danışmanı
 
 
 
 
Küresel finans krizi tüm dünya ekonomisini belirsizliklerle karşı karşıya bırakarak yeni dengelerin oluşmasına, yeni sosyal piyasa ekonomisi, yeni rekabet profil ve kavramlarının oluşmasına da katkıda bulunmaktadır. Her sistemin belli bir ömrü değişim periyodu ve sonu vardır. Yeni dünya ekonomik düzeninde daha çok değer odaklı üretim ve tüketim kalıpları, kurumsal ve küresel kaynak planlaması (enerji, su, temiz hava....) iş zekası iş istihbaratına ihtiyaç duyulacaktır. Web tabanında yeni hizmetler üretilecek, çok daha fazla tüketiciye çok daha farklı sanal satış kanallarından ulaşılabilecektir. İş kavramı hem kapsam hem de içerik bakımından değişecek, geniş bantlı sanal haberleşme teknolojileri sayesinde ulaşım ve mobilite talebi azalacak, daha çok evden çalışma sistemine geçilecek, böylece hem yaşam kalitesi artacak hem de enerji tüketim talebi azalacaktır. Gelecekte, ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin ölçülmesin de tarım sektörünün ekonomide ki payının %5 lere, hizmetler ve üretim, yazılım uygulamaları üretim sektörlerinin %95 lere çıkması, üretilen ve tüketilen ürünlerin enerji içeriklerinin çok azaltılması, yumuşak güç ve yumuşak (soft) ürünler gibi yeni değer ve yeni ölçekler kıstaslar kaynak verimliliği ve veri kalitesi eniyilemeleri esas alınacaktır.
 
 Askeri gücün yerini de yumuşak güç olarak tanımlanan nüfüz ve etkileme ikna ile gönüllü yönlendirme kabiliyeti alacaktır.(Bakınız Joseph Nyle, 2005 Harvard University)
 
 
 
 
 
2008 Küresel krizi ekonomik kriz mi finansal kriz mi?
 
Ekonomi, kıt kaynakların ve zamanın en verimli kullanılmasını öngörür. Sermaye, enerji, emek faktörleri; zaman ve teknoloji girdisiyle sağlanan üretimin esas amacı tüketimdir. Üretim ve tüketim dengesi, finans mimarisi ve faiz mekanizmasıyla sağlanır. Önceden finansmanı sağlanan üretimin miktarı ve ürün çesidi belirlenir; üretim planı yapılır. Üretimi gerçekleştirilen tüm mal ve hizmetlerin, önceden satış ve pazarlama planı yapılır. Finans-üretim-satış döngüsü, planlanan sürekli büyüme hedefi sağlanırsa, döngüsel olarak sürekli tekrarlanır, böylece ekonomik zenginlik ve refah artar. Refah paylaşımı ve kaynak kullanımı, verimli, adil ve dengeli olmazsa, arz tarafında atıl kapasite ve tekelleşme sorunu, talep tarafında ise talep yetmezliği ve likidite sorunu yaşanır; tüm ekonomik sektörlerdeki döngüsel finans –üretim -satış süreçleri ile sonuçta ortaya çıkan toplam ekonomik büyüme, zenginleşme süreci işlemez olur ve sistem yapısal olarak tıkanır. Atıl kapasite ve tekelleşme, faiz ile borçlanma mekanizmasının tabii sonucu olarak ortaya çıkar; serbest rekabet ve ticarete dayanan piyasa otomatizmasının, para sisteminin ve faiz mekanizmasının yapısal sorunudur.
 
Para, hem değer saklama aracı, hem de değişim aracı olarak sorgulanmadığı sürece değer ifade eder; gerçekte sadece karşılıklı güveni ikame eden kâğıt parçasından ibarettir. Piyasalardaki mal ve hizmetleri üretip, tüketim için piyasalara sunanların tek hedefi ve çıkarı, kendi karlarını ve kendi kişisel faydalarını ençoklamak (profit-benefit maximization) tan ibarettir. Tüketicilerin hedefi ve çıkarı ise ucuza, kaliteli ve dayanıklı mal ve hizmet satın alalarak, gelecek için de biraz tasarruf edebilmektir. 
 
Önceden finansmanı sağlanmayan hiçbir mal ve hizmet üretilemez, iş yapılamaz. Ekonomik süreçler, finans- üretim- satış döngülerinin, tüm sektörlerde güven, azami kaynak verimliliği, bilgi ve dengeye dayalı olarak, kararlılık ve süreklilik, kalıcılık esasına göre işlemesi halinde zenginlik ve refah üretir ve dağıtır. Üretilen ekonomik zenginlik ve refahın, sosyal, dengeli ve adil paylaşılmaması halinde, işsizlik, talep yetmezliği, tekelleşme, likidite darlığı gibi yapısal sorunlar ortaya çıkar. Sosyal barış ve siyasi huzur, istikrar kalmaz; sonu savaşa kadar varabilecek toplumsal gerginlikler yaşanır.
 
Ekonomik kriz zamanlarında, piyasalara mal ve hizmetleri arz eden yatırımcı ve üreticilerle, bu mal ve hizmetleri talep eden tüketiciler arasında, yaşanan çıkar çatışması sonucunda karşılıklı güven azalır ve tüketiciler paralarını harcamak istemezler. Mal ve hizmetlerin, talep yetmezliği saonucu fiyatları düşer. Atıl kapasite ve işsizlik sorunu ortaya çıkar. Düşük fiyatlarla, kar edemeyen üreticler, üretim ve satış yapılamaz olur. Bankacılık, ya da finans sistemi, para sahipleri de üreticiler borç para, kredi vermez. Yeni yatırımlar, üretim, satış, tasarruf yapılamaz. Tasarruf sahipleri, paniklerse hep birlikte paralarını bankalara hücum ederek çeker ve bankalar iflas eder. Para kredi sistemi işlemez olur. Bu durumda da ekonomik kriz, finansal krize dönüşmüş olur.
 
Burada kısaca akılda tutulması gereken, aşağıdaki basit, ama sağduyuya dayanan, ekonomi ve finans ders kitaplarında bulamayacağınız, çok önemli temel mantık kurallarını da kısaca hatırlatalım:
 
1-Müşterisi olmayan, mal ve hizmetin de siyasetçinin de kıymeti yoktur; üretimin asıl hedefi tüketimdir.
 
2-Ekonomi ve Finans sisteminde, hiç kimse tamamen kendi parası ve kaynağıyla iş yapamaz. Özsermaye/Kredi-Borç oranı dünyanın en büyük markalarına sahip firma ve bankalarında dahi %10-20 arasındadır.
 
3-Sürekli borçlanmak ve borçla yaşamak isteyen şahıs, devlet, üretici tüketici aktörler bulunamazsa faiz mekanizmasına, borçla büyümeye dayanan piyasa otomatizması da işlemez.
 
4-Doğruyu yanlıştan ayıramayan toplumlarda, bilgi kirliliği yaratılarak ve spekülasyon yapılarak sürekli yapay gündemler oluşturulur. Böyle ilkel toplumlara demokrasi getirilse de işletilemez.
 
5- Daha ileri silah sistemleri ve teknolojileri üretmeden, eski teknolojiler piyasalara sunulmaz.
 
6- Faiz mekanizması sonucunda tekelleşme ve oligopol piyasaları oluşur; fiyat mekanizması işlemez, serbest rekabet olmaz.
 
7-Müsbet bilimlerde olduğu gibi ölçülebilir bir güç kavramı tanımlanmadan, sosyal bilimlere ıspat kabiliyeti, ölçülebilirlik, neden-sonuç ilişkisi kazandırılamaz; sosyal bilimler için işlevsel bir güç kavramı tanımlanmadan bilim olma vasfı kazandırılamaz.
 
8- İleri Teknoloji üretemeyen, ‘innovation’ keşif icat olmayan ülkelerde, petrol ve altın reservleri, önemli hammadde kaynakları da yoksa firmaların gerçek ve kalıcı değer artışı olamayacağından, borsa ve hisse senedi piyasası sadece mutlaka uzak durulması gereken bir şans oyunu ve kumardır.
 
9-Günümüzde para arzı altın standardına bağlı olmadığından, parayı değer saklama aracı olarak kullananlar sonunda muhakkak varlık değeri kaybına uğrarlar.
 
10-Riske girmeden, sadece çalışarak zengin olunamaz, büyük paralar kazanılamaz. Risk yönetimi yapamayan bankalar, kısa vadeli kaynaklarla uzun vadeli kredi kullandırılar; döviz cinsinden borçlanıp yerli para ile kredi kullandırarak taşıyamayacakları kur riski üstlenirler; gayrimenkul ya da hisse senedini teminat olarak kabul ederler.
 
11-Faiz sisteminde, faizsiz bankacılık yaptığını iddia etmek ve buna inanmak deve kuşu olmak, kendini kandırmaktır. Tanrı zar atmaz ve mutlak kesin ve doğru bilgiye sahip olduğundan Tanrı yı kimse kandıramaz.
 
12- Gerçek hayat, ancak mutlak ve kesin bilgiye dayanarak, sonsuz çeşitliliği birlik ve teklik, mükemmellik esasıyla bağdaştırır. Bu yüzden de gerçek hayat hiçbir zaman kitaplara sığmayacak kadar geniştir.
 
13- Geleceği kimse bilemez, ancak belli bir belirsizlikle, olasılık dağılımlarına dayanarak tahmin edebilir.
 
14- Bilim, yanlışlanamadığı sürece doğru bilgi üretir.
 
15- Mucize, olması ihtimali sıfır olan, ancak kesin ve sonsuz bilgiyi kapsayan olaydır.
 
16-Zaman bilinci olmayan toplumlar, teknoloji de üretemezler. Zamanı sonsuza uzattığınızda geriye çözülecek hiçbir problem kalmaz.
 
 
 OLAYLARI TARİHİ PERSPEKTİFLE ANALİTİK OLARAK ÇÖZÜMLEMEK; KALICI KURUMSAL ALTYAPI VE KRİZİ AŞACAK SÜREKLİ TEDBİRLER ÜRETEREK, MATEMATİK MODELLEME İLE TEDBİRLERİ ÖNCELİKLERE GÖRE ACİL UYGULAMA PAKETLERİNE EYLEM PLANLARINA DÖNÜŞTÜRMEK :
 
Tarih Hak çizgisidir!
 
Siyasetçi para sahiplerinin kuklasıdır
 
GÜÇ DENGE FAİZ TEKNOLOJİ ÜRETİMİ VE KOMPLEKS ZAMAN BOYUTU
ACİL EYLEM PLANI
BİLGİ KİRLİLİĞİ, HİLE TOPLUMSAL PSİKOLOJİ
 
KURUMSAL ALTYAPI EKSİKLİĞİ
 
KURUMSAL KAYNAK YÖNETİMİ PLANLAMASI VE İŞ ZEKASI YÖNTEMLERİ
 
TOPLUMSAL TERCİH VE DAVRANIŞ KALIPLARI
Bilgi toplumu ve Tarım Toplumu
AB Perspektifi, alternatifsiz yegane çağdaş Uygarlık Projesi midir?
Ulusal Bağımsızlık; Cumhuriyetçilik, Devletçilik, Halkçılık, Laiklik,
Adalet duygusu, Sosyal Güvenlik, Hukuk Güvencesi
Dil, Din ve Fen; Kavram derinliği
Askeri güce dayana tarım toplumu AB ye girişe kesin engeldir.
Ulus devlet ile ümmet çelişkisi
Sosyal Bilimler ve Güç kavramı
Tabiatta En az kuvvet prensibi ve orantılı dengeli güç kullanımı
Kendi kendini düzenleyip kontrol etme ve kararlılık prensibi
Bankacılık ve Sigorta Sistemi: Ödeyemeyeceği bilinenlere ölçüsüz kaynak ve spekülatif aktarılması ile finansal balonların oluşturulması
Kelebek Etkisi; Korku, Seks ve Para; diğer sapkınlıklarda ve suç oranlarında artış
Tüketim kalıpları: Hile odaklı, değer odaklı, parasal güç odaklı bireysel tüketim tercihleri ve davranış kalıpları
Say Kanunu: Gelir azalmasına rağmen Tüketimin kısılamaması
Toplumsal Bunalım ve Kurtarıcı arayışları
Sistemin temel taşıyıcı direklerinin yönetici şahıslardan bağımsız olması
Siyaset kurumunun finans sistemi üzerinde etkin olabilecek yaptırım gücünün olmaması
 
DEMOKRASİ VE DOĞRUYU YANLIŞTAN AYIRDEDEBİLME KABİLİYETİ
Bana oy ver sana menfaat sağlayayım sistemi
Sosyal Farkındalık; azınlık ve çoğunluk arasındaki; en zayıf ile en kuvvetliler arasında dengeli güç dağılımı
Bireysel ve toplumsal öncelik ve hassasiyetlerin örtüşmesi
Üretmeden tüketmek
GÜVENİLİR VERİLERDEN TÜRETİLEN BİLGİLERLE DOĞRU KARARLAR ALMAK
Kalkınma Planları ve Finansman Öncelikleri
 ENERJİ SU GIDA ÇEVRE VE İKLİM SEKTÖRLERİNDE
KAYNAK VERİMLİLİĞİ VE KAYNAK YÖNETİMİ PLANLAMASI
 
Önemli Projeler
F-16
GAP
Afşin Elbistan
 
DÜNYADA VE TÜRKİYE´DE DEĞİŞEN ARZ TALEP YAPISI
KAYNAK VERİMLİLİĞİ NİN ARTIRILARAK İŞSİZLİĞİN AZALTILMASI, YENİ İŞ SAHALARININ AÇILMASI
SERBEST REKABET KAVRAMI VE YÜKSEK TEKNOLOJİK SEVİYE( high-tech)
BİLİNEBİLİRLİK, ÖLÇÜLEBİLİRLİK VE NEDEN SONUÇ İLİŞKİSİ KAVRAM KESKİNLİĞİ PROBLEMİN TANIMI VE ÇÖZÜMÜ ( EXİSTENCE UNIQUENESS SOLUTIONS)
KRİZ ORTAMINDA ATIL KAPASİTELERİN DEVREYE SOKULMASI İLE GENÇLERE İŞ BULMA ŞANSI VE MESLEKİ GELECEK PERSPEKTİFLERİ SUNABİLMEK, GELİR DAĞILIMINI DEĞER ÜRETİMİNE GÖRE YENİDEN DÜZENLEMEK ( SYSTEM RELEVANCY & PRIORITIES IN RESOURCE PLANNING)
    n TURBO DEĞİŞİM HIZI, ÇEVRE ENERJİ İKLİM İŞSİZLİK SERMAYE BİRİKİMİ
    n YENİ EĞİLİMLER VE KAVRAMLAR   ( NEW TRENDS AND CONCEPTS)
     SAP’n Yi SAP YAPAN MUKAYESELİ ÜSTÜNLÜĞÜ ÖNEMLİ TEKNOLOJİK ÖZELLİĞİ NEDİR?
    n FİNANS KRİZİ, KAYNAK VERİMLİLİĞİ OPTİMİZASYONU VE KARAR DESTEK SİSTEMLERİ
     SAP ERP BWn BI SOA BOBJ NEDİR? VERİ KİRLİLİĞİ VE VERİ KALİTESİ NİN ÖNEMİ
     SAP ‘n NİN GELECEKTEKİ ÜRÜN STRATEJİSİ?
 
 
KAPİTAL ENERJİ İŞGÜCÜ ZAMAN VE FAİZ OTOMATİZMASI
 
 
Elektrik akımı ile finansal fon akımlarının bir e bir Benzeşimi(Analoji, Tümevarım, Tümdengelim)
Sanal bileşen ile sosyal ve adil bölüşüm sağlanarak yapısal ve periyodik talep yetersizliğinin, atıl kapasite sorununun çözülmesi
Doktora tezimin konsepti
 
FAİZ MEKANİZMASI VE EKONOMİK FİNANSAL ÇEVRİMLER
 
 
 
Üretim ve Atıl Kapasite Sorunu
Liquidity Trap
Arz ve Talep dengesi
Fiyat Mekanizması
Serbest rekabet
Faiz ve Tekelleşme (J.M. Keynes, Adam Smith, DAvid Ricardo, Karl Marx..)
Tüketim ve Gelir Dağılımı Dengesizliği
Sosyal Kültürel Değerler Sistemi ve Borçlanabilme/Ödeyebilme
Araştırma Geliştirme
 
 
ASKERİ STRATEJİK HEDEFLER MANZUMESİ
Bireysel ve Toplumsal Tehdit değerlendirmesinde öncelikler: Zenginleşmeden yapılan aşırı askeri harcamalar(Yıldız savaşları/Talep yetersizliğini aşma projeleri)
Savunma Sanayii Stratejisi ve Teknoloji Üretimi
Güvenlik, Enerji Ekonomisi ve Kompleks Faiz
Sermaye Birikimi
Kontrol altında tutulabilen enflasyon oranlarıyla büyüme modeli
Arz Talep yapısı
İhracat İthalat
Para ve Mal piyasaları
Ekonomik hedefler
Sosyoteknik Altyapı
Eğitim
Sağlık
Tarım
Sanayi
Tekstil
Turizm
Tabii Kaynaklar
 
 
 
 
 
İŞLEVSEL HEDEFLERE DÖNÜŞÜM
İşsizlik
Bozuk gelir Dağılımı
Gençlere Perspektif sunabilmek
 
YÖNETİM BİLİŞİM SORUNU
Ölçülebilirlik ve Hayal Gücü
Önce İsim, sonra Cisim; Matematik ve Dil de Kavram derinliği
Nedensellik, Ölçülebilirlik; Sebep Sonuç İlişkileri
Eğitim Öncelikleri; Hürriyet, Akıl, Adalet ve sağlıkli bir suçluluk ve sorumluluk duygusu ile dünya ile bütünleşmek
Yabancı dil ve Teknoloji kullanmak ve üretmek
Hak ve Sorumluluk
Suç ve Ceza
Sosyal Güvence
Hukuk Güvencesi
İnsan Hakları
 
EKONOMİDE HERKESİ, HER FERDİ, AİLEYİ,SEKTÖRÜ, FİRMAYI VE TÜM EKONOMİYİ KAPSAYACAK ADİL, DENGELİ, ÖLÇÜLÜ VE MAKUL; HAKSIZ REKABETİ, KÖTÜYE KULLANILMAYI ÖNLEYEREK SERBEST REKABETİ VE KAYNAK VERİMLİLİĞİNİ, KAYNAK HARCAMA DENGESİNİ SAĞLAYACAK KALICI TÜM ÜLKE ÇAPINDA YAYGIN ADİL, ÖLÇÜLÜ TEŞVİK VE DENETİM SİSTEMİ KURULMALIDIR!
 
KALICI KURUMSAL VE İŞLEVSEL ALTYAPI OLUŞTURULMALI, EKONOMİDE KIT KAYNAKLARIN ETKİN VE VERİMLİ KULLANIMI SAĞLANMALIDIR!
 Herkese, her sektöre serbest rekabet şansı sağlamak  için uygulanabilecek ana girdilerde uygulanabilecek teşvik tedbirleri  paketi:
1)Vergi oranlarının azaltılması
2)Enerji maliyetlerinin ve satış fiyatlarının dünya ile rekabet edebilecek seviyede aşağıya çekilmesi
3)Haberleşme fiyatlarının ucuzlatılması, dünya fiyatlarına çekilmesi
4)Faiz giderlerinin ve diğer finansman masraflarının, harç ve vergilerin azaltılması, dünya ile rekabet edebilecek düzeye çekilmesi  
 
5)Sürdürebilir kalıcı büyüme stratejisi ile sürekli kriz korkusundan, yarın ne olacak psikozundan kurtulmak; orta ve uzun vadeli stratejik hedefler hiyerarşisini oluşturmak ve uygulanabilir işlevsel hedefler kümesini türetmek
6)Geleceğe güvenle bakabilmek için ekonomi yönetimini IMF yerine Milli Bilgeler heyetine bırakmak
7)Ülke idaresini hür düşünen akıllı becerikli zeki hünerli iyi eğitim görmüş dünya ile bütünleşmiş profesyonel ehil ellere teslim etmek, bu maksatla seçim sistemini ve siyasal partiler kanunu, Anayasa nın engel kısıtlayıcı maddelerini değiştirmek, zayıf kesimlere de sosyal hukuk güvencesini, asgari yaşam kalitesini  sağlamak
 
DÖVİZE SPEKÜLATİF HÜCUM NOKTASI VE TOPLAM OLASI DÖVİZ KAYBI NASIL HESAPLANIR?
 
 
EKONOMİDE HERKESİ, HER FERDİ, AİLEYİ,SEKTÖRÜ, FİRMAYI VE TÜM EKONOMİYİ KAPSAYACAK ADİL, DENGELİ, ÖLÇÜLÜ VE MAKUL; HAKSIZ REKABETİ, KÖTÜYE KULLANILMAYI ÖNLEYEREK SERBEST REKABETİ VE KAYNAK VERİMLİLİĞİNİ, KAYNAK HARCAMA DENGESİNİ SAĞLAYACAK KALICI TÜM ÜLKE ÇAPINDA YAYGIN ADİL, ÖLÇÜLÜ TEŞVİK VE DENETİM SİSTEMİ KURULMALIDIR!
 
KALICI KURUMSAL VE İŞLEVSEL ALTYAPI OLUŞTURULMALI, EKONOMİDE KIT KAYNAKLARIN ETKİN VE VERİMLİ KULLANIMI SAĞLANMALIDIR!
 Herkese, her sektöre serbest rekabet şansı sağlamak için uygulanabilecek ana girdilerde uygulanabilecek teşvik tedbirleri paketi:
1)Vergi oranlarının azaltılması
2)Enerji maliyetlerinin ve satış fiyatlarının dünya ile rekabet edebilecek seviyede aşağıya çekilmesi
3)Haberleşme fiyatlarının ucuzlatılması, dünya fiyatlarına çekilmesi
4)Faiz giderlerinin ve diğer finansman masraflarının, harç ve vergilerin azaltılması, dünya ile rekabet edebilecek düzeye çekilmesi  
 
5)Sürdürebilir kalıcı büyüme stratejisi ile sürekli kriz korkusundan, yarın ne olacak psikozundan kurtulmak; orta ve uzun vadeli stratejik hedefler hiyerarşisini oluşturmak ve uygulanabilir işlevsel hedefler kümesini türetmek
6)Geleceğe güvenle bakabilmek için ekonomi yönetimini IMF yerine Milli Bilgeler heyetine bırakmak
7)Ülke idaresini hür düşünen akıllı becerikli zeki hünerli iyi eğitim görmüş dünya ile bütünleşmiş profesyonel ehil ellere teslim etmek, bu maksatla seçim sistemini ve siyasal partiler kanunu, Anayasa nın engel kısıtlayıcı maddelerini değiştirmek, zayıf kesimlere de sosyal hukuk güvencesini, asgari yaşam kalitesini sağlamak
 
DÖVİZE SPEKÜLATİF HÜCUM NOKTASI VE TOPLAM OLASI DÖVİZ KAYBI NASIL HESAPLANIR?
 
 
 
Enerji ekonomisi, termik, hidrolik ve nükleer enerji ile birlikte yenilenebilir (rüzgar, bioenerji, güneş, termal…) enerji kaynaklarından dünya fiyatlarında elde edilen elektrik enerjisini talep(yüklenme eğrisi) durumuna göre kesintisiz ve güvenilir çalışan bir iletim ve dağıtım şebekesi kurarak tüketicilere sunabilmektir. Tüm ekonomik üretim faaliyetlerinin nihai hedefi tüketimdir.(Bkz. P.A. Samuelson, Foundations of Economic Analysis, New York, 1979, Shf. 16-57) 
Üretim ve tüketim, ancak güvenilir ve uygun fiyatlandırılmış enerji girdisi sağlanması ile mümkün olur. Güvenilir enerji sağlanmasıise günümüzde ancak dünya ekonomisi ile bütünleşmekle sağlanabilir. Dünya da fosil enerji kaynakları ( petrol ve doğal gaz) sınırlı olduğundan, yeni ve temiz, yenilenebilir (regeneative) enerji kaynaklarını kullanan çevreyi kirletmeyen teknolojilerin üretilipp kullanılması, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için mutlak zorunludur.. Enerji üretim ve tüketiminde, kaynak verimliliği, çevre kirliliği ve iklim değişikliği kısıtları, ekonomik büyümenin mutlaka temiz enerji kaynaklarına dayandırılmasını, çevreyi SOx NOx COx gazlarıyla en az kirleten standard yöntemlerle üretim ve tüketim yapılmasını gerektirmektedir.
Ekonomik gelişmişlik düzeyinin ölçülmesinde, eskiden kullanılan, demir -çelik aluminyum-çimento…gibi enerji yoğun üretim ve tüketim kalıpları, sanayi ürünleri değil, en az ve en temiz enerji kullanan, yüksek kaliteli dakik servis ve hizmete odaklanmış, yazılım teknolojilerine dayanan yüksek kaynak verimliği ile ekonomik üretim ve tüketim yapılması, çevre kirliliğinin önlenerek gelir düzeyinin artırılmasının sağlanması esas alınmaktadır. Orta ve uzun vadeli perspektifle,Türk ekonomisin de, dünya fiyatlarında güvenilir ve ucuz enerji sağlanması, otomasyon yöntemleriyle işgücü verimliliğinin, enerji- telekom ve finans sektörlerinde uzmanlaşmanın, istihdam başına gerekli yatırım tutarının, üretimde ki sermaye yoğunluğunun, kişi başına tasarruf ve tüketim eğilimlerinin artırılabilmesi, dünya ekonomisi ile kaynak üreterek sağlam kaynaklara dayanan istikrarlı büyüme stratejisi sayesinde, sağlıklı ve kalıcı bir rekabet kabiliyeti kazanarak bütünleşilebilmesi için en önemli olmazsa olmaz önşarttır. Halbuki son on yılda Türkiye de enerji üretim kapasitesinde olması gereken reel fiziki büyüme, kapasite artışı sağlanamamıştır. Enerji de dışa bağımlılık, %80 oranına yükselmiştir. Türkiye, ucuz döviz ve yüksek faize dayanan, süreksiz ve riskli bir ekonomik büyüme stratejisi izlerken küresel krize yakalanmıştır.
Dünya ekonomisinin sürüklendiği olağandışı şiddetteki 2008 küresel durgunluk ve finansal kriz ortamında, 2009-2014 yıllarında, Türkiye ye alışılmış yoğunlukta, yeni sıcak para ve sermaye girişi olamayacağı öngörülmeli, öncelikle .ekonomide mevcut kaynakların, eğitim yatırımlarıyla işgücü verimliliğinin ve hareketliliğinin artırılmasına, dünya fiyatlarında güvenilir ve ucuz enerji sağlanmasına, geniş bantlı ucuz kaliteli haberleşme teknolojilerinin kullanılmasına, sağlam finansal altyapı nın, vergilerin ve faiz giderlerinin azaltılarak sağlıklı kaynak- harcama dengesinin kurulmasına yönlendirilmesi gerekmektedir.
 
Dünya ekonomisi hem arz hem de talep tarafında iki temel yapısal sistem sorunuyla karşıyadır. Bunlardan birincisi uygulanan faiz mekanizmasının tekelleşmeye yol açmasıdır. ( Bkz. Das Kapital, Karl Marx). İkincisi ise dünya ölçeğinde düşük tasarruf eğilimine ve yetersiz verimlilik artışına, bozuk gelir dağılımına rağmen, sermaye birikimi yetersiz olan az gelişmiş ülkelerde   reklam, kredi kartı ve diğer parasal teşviklerle yüksek tutulan tüketim eğilimi sonucu uygulanan açık finansman yöntemleri, yüksek faizle borçlanma politikalarına karşılık sermaye birikimi yeterli gelişmiş ülkelerde yaşanan talep yetersizliği, üretim kapasitesinin Çin ve Hindistan a kaydırılması,dünya piyasalarında bankacılık sistemi kanalıyla arzedilen kontrolsüz riskli spekülatif finansal türevler ve fiktif nakit fon akımları ile şişirilen balonların oluşması, Irak ve Afganistan işgalleri ve silahlanmaya yarışına ayrılan kaynaklardır.
 
 
 
 
 
 
 
FAİZ MEKANİZMASI VE SERMAYE BİRİKİMİ, EKONOMİK BÜYÜME SÜRECİ:
Kısıtlar ; Çevre kirliliği, iklim değişimi, fosil enerji kaynaklarının sınırlı olması, nüfus artışı..
 
Ekonomi kitaplarından faizi çıkarsanız geriye ne kalır?
Demek ki önce faiz mekanizmasını ve sermaye birikimi sürecini anlamak lazım.
 
1982 yılında Almanya da Braunschweig Teknik Üniversitesi nde ‘Enerji politikalrı,enerji planlama modelleri; bugünün ve geleceğin Problemlerinin analizi konulu doktora tezimde, finans piyasaları ile enerji piyasaları ilişkisini araştırmış ve kompleks faiz kavramını tanımlamıştım. Elektrik Mühendisi olarak bildiğimiz aktif ve reaktif güç kavramını kullanarak yeni bir kompleks faiz tanımı yapmış, enerji ve finans piyasalarında arz ve talep dengelenmesi için ekonomi de de yepyeni bir anlayışa ihtiyaç olduğunu belirtmiştim. Mevcut ekonomik sistem de üretimi istediğiniz kadar artırabildiğiniz halde tüketimi, talep yetersizliği sebebiyle periyodik kapitalizm krizlerinden ancak bölgesel harpler ve suni belirsizlikler üretilerek çıkılabileceğine işaret etmiştim.
Elektrik te de ekonomi ve finans dünyasında da reaktif bileşen olmadan aktif bileşenle güç nakli, sistem dengelerinin kararlığı(stability) ve güvenilirliği sağlanamayacağından sürdürülemez. Aktif güç Watt ile ölçülür ve iş yapar, ancak VAr ile ölçülen reaktif güç olmadan aktif güç nakledilemez ve iş yapamaz.
 
Küreselleşen dünya da, ekonomik ve sosyal olaylara global ölçek ve tarihi perspektifle, sebep-sonuç ilişkileri ve çelişkileri bakıldığında gerçeğe ulaşılabilme şansımız yükselir. Bu maksatla şu Finansal kriz dalgalarını süreçlerini birlikte bir sorgulayalım, Ne dersiniz?
 
 
FAİZ MERKEZLİ BÜYÜME EKONOMİSİNİN GERİ BESLEME REGÜLASYON KONTROL ÇEVRİMLERİ
F(K,E,A,t,T)=i(t) + i(T)
Kültür, İnanç ve ahlaki Değerler Tüketim tercihleri kalıpları öncelik kıstasları
t fiziksel anlamda ölçülebilir zaman
j T sosyolojik anlamda değer odaklı zaman ölçeği, faizin talep ve bölüşüm için gerekli olan sosyal bileşeni
i sanal sayı
T (t, T) kompleks zaman fonksiyonu
[E, t] F&E - Regelkreis
[K, A] Teknoloji ve hüner, bilgi birikimi
K Sermaye
E Enerji
A İşgücü emek hüner
Toplum psikolojisi ve sosyolojisi
Bölüşüm ahlakı
Üretim ve Tüketim yapısı, sermaye birikimi, harcanabilir gelir
Ekonomik ve finansal geri beslemeyle kendi kendini düzenleyen yönlendiren nakit gelir akımları (cash-flows)
 
Selbstregelungssystem der weltwirtschaftlichen Dynamik als Grundmuster zur Erklärung
des Zeitspeichermechanismus als Akkumulationsverfahren f (K, E, A, t, C, )
f (K, E, A) = i (t) + j i (C)
Finans krizi ekonomist ve finasçılarca neden öngörülemedi?
Bu paralar nasıl buharlaştı? Milyarlarca Trilyonlarca dolar?
Savunma harcamaları ve spekülatif balonlar
 
Denetim şirketlerinin (KPMG,Arthur Andersen, PwC…) körlüğü vekayıtsızlığı
Türk Bankalarının 2008 yılında öz sermaye yeterliliği %13 olarak açıklanmıştır (Kaynak: Tevfik Bilgin, BDDK)
 
Krizin dalga boyu ve frekansı, artçı dalgaları, harmonikleri faz farkları ve yayılma ve sönüm periyodu nedir?
 
Ödeme Morali: İnsanlar artık borç ödemiyor!
 
 
 
Dünya finans ekonomisi ABD de konut sektöründe baş gösteren talep yetmezliği sonucu çökmüştür. Reel üretim ekonomisi ile finans ekonomisi çarkları tamamen birbirinden kopmuştur. Hayali olarak şişirilen finans türevleri (derivatives) ve hedge fonları balonları, bankalarca kullandırılan kontrolsüz konut kredileri trilyonlarca dolarlık varlık erimesine yol açmıştır.
 
Bu kriz tahmin edilenden çok daha ciddi ve uzun süreli olacak, asıl yükü sermaye birikimi yetersiz, gelişmekte olan üçüncü dünya ekonomileri büyük ölçüde kan kaybedecek, çok büyük varlık erimeleri ve sermaye kaçışları sonucunda sosyal patlamalar olabilecektir. Krizin en derin noktasına 2010 yılında gelinecek ve 2013 yılında en erken yeniden ekonomik büyüme ye geçiş olacaktır.
 
2008 yılında Ekonomi Nobeli ni alan ABD li ünlü iktisatçı Paul Krugman’ ın hesap ve tahminlerine göre Banka sistemi tamamen çökmüştür ve bankalar kredi veremez duruma gelmışlerdir. Trilyon dolarlık Ekonomik yardım ve kurtarma paketlerinin büyüklüğü yetersiz kalmaktadır. Küresel ölçekte geliri tabana yayacak yeni bir faiz tanımına ve dünya ölçeğinde talebi canlandıracak yeni tedbirlere acilen ihtiyaç vardır.
 
Tüm dünya da Bankalararası para transferlerinin yapıldığı SWIFT Bilgisayarları ABD nin Virginia Eyaletinde, 11 Eylül saldırılarından sonra her gün CIA tarafından elden geçirilmektedir. Gün de 8000 Banka nın para transaksion ları, bir anlamda ekonomik casusluk işleminden geçmekte, ticari sırlar ABD istihbaratınca değerlendirilmektedir.
 
GİTTİKÇE KÜRESELLEŞİP KÜÇÜLEN YERKÜRE DE
YÜZYILIN FİNANSAL VE EKONOMİK KRİZİNİ
AŞMAK İÇİN YENİ BİR UYGARLIK VE İNSANLIK PROJESİ GEREKLİDİR!
Avrupa Birliği (AB) ile bütünleşme yolunda önemli adımların atılmış olması
- Ekonomide IMF programının başarıyla uygulanması ve mali disiplinin sağlanması
- Kronik enflasyonun kontrol altına alınması
- Türkiye’nin ihracatında önemli artışlar olması
- Türkiye ekonomisinin yüksek büyüme hızlarına erişmesi
- Türkiye’ye doğrudan yabancı sermaye girişinde büyük artışlar olmasıydı.
ABD ekonomisinde 2007 yazında başlayan kriz, en son olarak, ülkenin en büyük beşinci yatırım bankası Lehman Brothers’ın iflası ve dünyanın en büyük sigorta şirketlerinden birisi olan AIG’nin ABD Yönetimi tarafından kurtarılmasına rağmen piyasaların sakinleşmemesiyle birlikte derinleşmeye devam ediyor. Krizin başladığı tarihten bu yana batan 13. banka olan Lehman Brothers’ın iflası ile tekrar gündemin zirvesine çıkan kriz, finans çevrelerince yarım yüzyıldır görülen en ciddi kriz olarak tanımlanıyor. Geçtiğimiz Cuma günü başlayan ve bütün haftasonu devam eden Lehman Brothers’ı kurtarma çabaları başarısızlıkla sonuçlandı ve 158 yıllık Lehman Brothers iflasını ilan etti. Batmak üzere olan Bear Stearns’i kurtaran ve daha geçen hafta sonu, konut piyasasının temel direği konumundaki finansman şirketleri Fannie Mae ve Freddie Mac’i devralan Bush Yönetimi, Lehman Brothers’ın batmasına izin verdi. Bu bankaların kurtarılması ile Amerikan vergi mükelleflerinin sırtına yüklenen yük, Lehman Brothers’ın kurtarılmasını politik olarak kabul edilemez hale getirdi.
Finans çevrelerince Bush yönetiminin bu kararı farklı şekillerde değerlendiriliyor. Bazı uzmanlar Yönetimin Lehman Brothers’ın batmasına izin vererek büyük hata yaptığını savunurken, bir grup finansçı hükümetin attığı adımların akıllıca olduğu görüşünde. Uzmanlar, Lehman Brothers’ı kurtarmanın 100 milyar dolara yakın bir maliyeti olacağına işaret ederek, başka bankaların bilançolarında yakın bir gelecekte zarar hanesine yazılacak riskli yatırımlar bulunduğunu ve bunların hepsini kurtarmanın 400 milyar dolara mal olacağını belirttiler. Bazı çevrelerde, hükümetçe batmakta olan bankalara yapılan bu tür müdahalelerin ve krizle başa çıkmak için yapılan faiz indirimlerinin tüketicileri ve şirketleri tasarruf etmek yerine borç almaya teşvik etmesinden ve her bankanın kurtarılacağı inancını yerleştirdiği için risk almayı artırıp piyasayı uzun vadede daha istikrarsız kılacağından endişe duyuluyor(moral hazard).
1
Lehman Brothers’ın iflası ile derinleşen krizin temel sorumlusu olarak ABD Merkez Bankası (FED)’nın geçmiş politikaları gösteriliyor. Eski FED başkanı Alan Greenspan’in izlediği para politikası krizi başlatan ve derinleştiren faktör olarak zikrediliyor. Bu politika, ekonominin farklı dönemlerinde farklı politikalar izlemeyi destekliyor. Bu anlayışa göre, FED büyümekte olan ekonomiye hiç müdahale etmezken, kriz döneminde, faizleri düşürerek ekonomiyi canlandırma görevini üstleniyor. Finansal bir 911 işlevi üstlenen FED, Alan Greenspan’in öncülüğünde, bugünkü krizin altyapısını hazırladı. Düşük faizler, kredi yeter koşullarının neredeyse tümüyle kalkması ve yüksek riskli kredilerin toplama oranının artması emlak fiyatlarında bir balon oluşmasına yol açtı. Sonunda, bu balonun sönmesi ise krizi derinleştirdi.
Emlak fiyatlarında yaratılan balonun en önemli nedeni 2001 yılından itibaren neredeyse %1’lere çekilen faiz oranları ve piyasada bulunan atıl fonların artışı karşısında bazı finansal kurumların güvenilirliği düşük kimselere yüksek riskli krediler (subprime credit) vermesi oldu. Bu krediler, dar gelirli grupların piyasaya dahil olmasına veya insanların imkanlarının üzerinde konutlara yatırım yapmalarına yol açtı. Bunun sonucu olarak da emlak talebi ve dolayısı ile emlak fiyatları hızla yükseldi. Yakın bir zamana kadar ABD’de piyasa faiz oranı oldukça düşük bir seviyede seyrettiği için “yüksek riskli kredilerden faydalanan” alt gelir grubundaki kişiler değişken faizli kredileri kullanmayı tercih etmişlerdi. Ancak krizin ortaya çıkmasından iki yıl evvel FED’in faiz oranlarını aşamalı olarak artırması geri ödemeleri zorlaştırdı ve emlak piyasasına talebin azalmasına neden oldu. Konut talebinin ve fiyatlarının düşmesi daha önce ipotek altına alınan evlerin kredi kuruluşları tarafından düşük fiyata elden çıkarılmasına sebep oldu ve kreditörlerin zararı büyüdü.
Emlak balonunun krizi ağırlaştıran bir başka etkisi ise “home equity loan” adı verilen ikincil ipotekler üzerinden oldu. Emlak fiyatlarındaki hızlı yükseliş çok sayıda orta ve dar gelirlinin evlerine artan emlak değeri üzerinden ikinci kez ipotek yaptırıp yeniden kredi almasına sebep olmuştu. Emlak balonunun sönmesi yükselen faizler karşısında kredilerin geri ödemelerini zorlaştırdı ve ikinci ipotekten doğan krediler de büyük oranda karşılıksız kaldı. Kredi ödemelerindeki geri dönüşün sekteye
2
uğraması, teminat olarak gösterilen evlerin fiyatlarının düşmesi ve piyasadaki riskler dolayısıyla kredi maliyetlerinin artması Fannie Mae ve Freddie Mac gibi kurumları ciddi bir darboğaza düşürdü. Krizin en son halkası olan Lehman Brothers’ın iflası da emlak piyasasındaki krizin başlattığı sürecin bir uzantısı niteliğinde. Wall Street’in sabit getirili menkul kıymetlerdeki en büyük kuruluşlarından birisi olan Lehman Brothers, ABD düşük kaliteli konut kredisi (subprime mortgage) piyasasıyla ilintili pek çok menkul kıymete yatırım yapmıştı. Analistlere göre, özellikle Bear Stearns’in çökmesinin ardından, yüksek risk taşıyan bu yatırımlarla Lehman Brothers’a güvenin azalması sürpriz bir gelişme değildi.
Amerikan finansal kuruluşlarının iş yapma biçimleri, yaşanan krizin bir başka nedeni olarak gösteriliyor. Son yıllarda, yatırım bankaları, geleneksel hizmet alanları olan müşterilerine komisyon karşılığı hizmet vermek ve aracılık yapmanın ötesine geçerek, kendi nam ve hesaplarına yatırım yapmaya ve riskler almaya başladılar. Bu amaçla da ciddi borçlar alıp, “kaldıraç” etkisinden yararlanarak büyük kazançlar elde etmeyi hedeflediler. Bu bankaların yöneticileri ve uzmanlarına verilen büyük sene sonu ikramiyeleri ve kar payları, alınan risklerin boyutunu daha da artırdı. Piyasalar yukarı yönlü iken bu kuruluşlara ve çalışanlarına büyük kazançlar sağlayan bu riskli işlemler, piyasaların tersine döndüğü bugünkü ortamda büyük çöküşlere neden olmaya başladı.
Bütün bunlara ilaveten, bankaların ve AIG gibi diğer finansal şirketlerin aldıkları finansal riskler artarken piyasa gözetimi ve denetimi yapmak durumunda olan SEC ve Fed gibi kamu kurumlarının kısmen mevzuattan, kısmen de organizasyonel yapılarından kaynaklanan zaafları yanısıra kullanılan enstrümanların komplike nitelikleri de gerekli önlemlerin zamanında alınmasına engel oldu. Yeni seçilecek ABD Başkanını ekonomik alanda bekleyen en acil konuların arasına, mali sistemdeki gözetim ve denetim sisteminin yeniden yapılandırılması da dahil olmuş durumda.
Uzmanlara göre Lehman Brothers’ın çöküşünün kısa vadede iki önemli sonucu olacak. Birincisi, Lehman Brothers ile iş yapan kurumların alacağı darbe. İkincisi ise çöküşün piyasalarda yaratacağı güven krizi. Birinci madde altında GLG Partners, D.E.
3
Shaw, Spinnaker Capital, Morgan Stanley ve Goldman Sachs gibi kurumlar geliyor. Lehman Brothers’ın finansal ağını ve krizin kimleri etkileyeceğini tam bir kesinlikle söylemek mümkün olmasa da belirtilen bu kurumlar sıklıkla zikredilenler. GLG Partners Avrupa’nın en büyük hedge fonlarından bir tanesi ve Lehman Brothers’ın hissedarı olduğu bir kurum. D.E. Shaw ve Spinnaker Capital da Lehman Brothers ile yakın ilişkide olan kuruluşlar. Lehman Brothers’ın iflası, özellikle Merrill Lynch’in Bank of America tarafından satın alınmasının ardından, Morgan Stanley ve Goldman Sachs gibi ayakta kalan diğer büyük yatırım bankalarının kendilerine daha büyük ortaklar aramalarını zorunlu kılacak. İflasın, diğer varlık yönetim şirketlerinin fiyatlarını da düşüreceği ve piyasalarda dramatik bir etki yaratacağı tahmin ediliyor. Lehman ile iş ilişkisinde bulunan diğer yatırım bankalarının da iflas edebileceğine dikkat çekiliyor. Ayrıca Lehman’ın portföyünde bulunan 32.6 milyar dolarlık gayrimenkul portföyünün satışa çıkabileceği ve bundan bütün gayrimenkul piyasasının kötü etkileneceği tahmin ediliyor. İflasın türev ürünlerde değer kaybına yol açacağı ve ABD’li sigorta şirketi AIG’nin de bu nedenle 15 milyar dolar kayba uğrayacağı belirtiliyor. Krizin ikinci etkisi ise çöküşün piyasalarda yarattığı güven krizi. Her bankanın kurtarılamayacağını bilen yatırımcıların bundan böyle yatırım yaparken daha dikkatli olmasının kredi krizinin derinleşmesine sebep olacağı ifade ediliyor.
Lehman Brothers’ın batmasına göz yuman Bush Yönetimi, çok büyük likidite krizi içerisinde olan dünyanın en büyük sigorta şirketi AIG’nin batmasına izin vermedi ve 85 milyar dolar enjekte ederek, efektif olarak şirketi devletleştirdi. Diğer yandan, ABD’nin en büyük mali kuruluşlarından Merrill Lynch, yaşadığı likidite krizi nedeniyle el değiştirerek, Bank of America tarafından satın alındı. Ancak, görünen o ki, piyasaları sakinleştirmek amacıyla yapılan bu operasyonlar ilk aşamada beklenen etkiyi yaratamadı. Bugünlerde, Morgan Stanley, Goldman Sachs ve Washington Mutual gibi diğer büyük finansal kuruluşların mali durumuna ilişkin yoğun spekülasyonlar yapılıyor. Ancak, 18 Eylül itibarıyla, birçok gelişmiş ülke merkez bankasının piyasalara enjekte ettiği likidite, en azından bugün için piyasaları yatıştırmış görünüyor. Ama, yarın ne olacağına dair ciddi bir belirsizlik var.
4
Krizin, ABD’de seçimlere gidilen bir ortamda, bu kurumların batmasından dolayı olumsuz etkilenen kişi ve kurumların çok ötesinde, geniş kitleleri ilgilendiren boyutları da olduğu açık. Krizin piyasalarda yarattığı istikrarsızlık, batan bankalarla gelen işsizlik ve kredi piyasasının daralması, ABD’de ve dünyanın her tarafında sıradan insanları da etkileyecek. ABD’de işsizlik oranı süratle artmaya devam ediyor. İşsizlik oranı %5.7’den %6.1’e yükselmiş durumda. Ocak 2008’den beri 605,000 kişi işten çıkarıldı. Sadece Ağustos 2008’de 91,000 aile evini kaybetti. Lehman Brothers’ın iflası ile 25,000 calışanın işsiz kalacağı tahmin ediliyor. Mali sistemdeki bu krizden, ilk aşamada New York ve New Jersey eyaletlerinin ciddi bir şekilde etkilenmeleri bekleniyor.
Krizle birlikte reel ekonomide de daralma bekleniyor. Bu daralma sadece ABD ile sınırlı kalmayacak. İMF Başkanı dün (17 Eylül 2008) bir açıklama yaparak, kriz nedeniyle 2008 yılı global büyüme rakamının %4 civarında kalacağını, 2009 yılına ilişkin daha olumlu beklentilerin ise, son gelişmeler ışığında riske girdiğine işaret etti. Küresel daralmanın, birçok ülkede büyümenin düşmesi ve işsizliğin artması anlamında sonuçları olacak. Gelişmekte olan ülkelere yönelmiş finansal akımlardaki daralma artarak devam edecek. Bu daralmanın tek olumlu etkisi, düşen talep nedeniyle, petrol ve hammadde fiyatlarının azalması olabilecek. Ayrıca, hem büyümedeki yavaşlama, hem de hammadde fiyatlarındaki düşüş, birçok ülkede enflasyon baskısının kontrol altına alınmasına imkan verecek.
ABD finansal sisteminde yaşanan bu kriz, birçok soruyu da beraberinde getiriyor. Serbest piyasa ekonomisinin beşiği konumundaki bir ülkede bu kadar yoğun “kamu müdahaleleri” ve “devletleştirmeler”in yaşanması, sürekli olarak piyasa sistemini yücelten Bush Yönetimi açısından büyük bir fiyasko ve çifte standart olarak yorumlanıyor. Diğer yandan, kıta Avrupa’sında yaygın olan “evrensel bankacılık” sisteminin bu krizi çok daha hafif atlatırken, piyasa sistemine dayanan ABD’nin büyük yara alması, “yatırım bankacılığı” sektöründe çok ciddi bir revizyona gidileceği ve hatta yatırım bankacılığının biteceği yolundaki beklentileri artırdı.
5
 
 Doç.Dr.Özlem Onaran'la söyleşi:Krize karşı tam istihdam ve çalışanların denetimi!- Dr.Ahmet Tellioğlu (Birgün)  
 07 Aralık 2008 -  
 
Viyana Ekonomi Üniversitesi’nde öğretim üyesi Doç Dr. Özlem Onaran daha önce İstanbul Teknik Universitesi, Massachusetts Üniversitesi, Berlin Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nde çalıştı. Araştırma alanları küreselleşme, bölüşüm, istihdam, büyüme ve finansal krizler. Onaran ATTAC üyesi ve Çalışanlar Odası ile de işbirliği içinde.
 
Dünya ekonomisinin içinde bulunduğu durum niçin "kriz" olarak niteleniyor?
Bu basit bir finansal kriz değil. Kredi daralması ile başlayan küresel bir kriz. Güçlü reel etkileri olacak. Başında sadece finans krizi sanılan kriz simdi otomotiv, perakende, taşımacılık sektörlerinden başlayarak reel sektörü işgal ediyor. Bu krizin başka önemli bir özelliği de merkezdeki ABD, İngiltere, hatta Hollanda, Danimarka, İrlanda gibi bazı ülkelerde ve özellikle cevrede doğu Avrupa ülkelerinde veya Türkiye’de şirketlerin yanı sıra tüketicilerin hane halkı borçlarının da çok artmış olması. Dolayısıyla hem yatırım hem de tüketim harcamaları, kredi musluklarının kapanması sonucu ciddi şekilde daralacak. Buna bir de şirket iflası ve işsizlik oranlarındaki artışı ve çöken tüketici ve yatırımcı güvenini ekleyin. Bütün bunların birbirini güçlendiren, hem de uluslararası düzeyde çoğaltan negatif etkilerini düşünün. Toparlanmanın nerden geleceği belli değil. Politika reaksiyonuna da bakarsak 1929 büyük bunalımından sonra dünyanın yasadığı en büyük kriz.
 
Bu kriz ekonomi dünyasında nasıl karşılandı?
Dünya 1980 sonrası dönemde 1960-70’lere oranla daha düşük bir hızla büyüdü. Ve çok riskli, borca dayalı, gelir adaletsizliğinin tavana vurduğu bir büyümeydi bu ve bir saatli bomba yarattı. Fakat borca dayalı büyüme modeli cazipti ve sorunlar kolayca can yakmadan çözülecek gibi olmadığı için müdahale edilmedi. Yani evinde gaz kaçağı olan, tamirci çağırmayan umarsız biri gibi, “amaan bir şey olmaz, zamanla piyasalar yumuşak inişle düzeltir dengesizlikleri” deyip beklemeyi tercih ettiler. Beklediler ve gördüler! Şimdi bu biriken gaz patladı. Zamanında kârlar güçlü, varlıklı özel ellerde birikmişti, simdi ise onların zararları kamulaştırılıyor; bedelini hepimiz ödüyoruz. Alman finans bakanı Steinbrück’ün Alman bankalarındaki dev sorunlar ortaya çıkmadan bir kaç gün önce krizi “Anglo Sakson krizi” olarak ilan ettiği düşünülürse sinyal ve denetleme mekanizmalarının çalışmadığını da söylemek mümkün. Ama şimdi korku egemenler arasında da artıyor: Deutche Bank CEO‘su Ackerman “piyasanın kendini iyilileştirici gücüne olan inancını yitirdiğini” söyledi. Eski Amerikan Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan ise Kongreye verdiği ifadede “şok ve inançsızlık içindeyiz” dedi.
 
Krizin kokuları aslında 2006’da çıkmaya başlamıştı. Ama 2007 Temmuz’a kadar politika reaksiyonu olmadı. Başlangıçta piyasalar V tipi bir kriz bekliyordu –yani daralma ve hızlı toparlanma; Bear Stearns’ın çöküşünden sonra W tipi bir krizden söz eder oldular, yani iki kere dibe vurma ve toparlanma. Şimdilerde U tipi bir kriz fikrinin daha çok tarftarı var –yani 18-24 ay sonra bir toparlanma. Ama eğer politika refleksleri şimdiki kadar yavaş ve geriden gelmeye devam ederse merkezde L tipi bir kriz, yani büyük bunalım kadar derin olmasa da uzun suren bir kriz de olası.
 
Krizin nedeni cidden geri ödenmesinde güçlük yaşanan ipotek kredileri mi?
Hayır, büyük resim şu: Sermaye kariını ancak ürettiğini satarsa gerçekleştirebilir, ama ücretler düşük. Emekçilerin tüketimi olmazsa kar nasıl gerçekleşecek? Dahası yeni reel yatırımları, dolayısıyla kâr yaratan mekanizmayı ne güdecek? 1990‘ların sermayesi muhteşem bir fikir buldu: Emekçilere borç verelim ve tüketimini sağlayalım. Dolayısıyla bu bir eksik tüketim veya onun aynadaki yansıması aşırı üretim krizi ve krizi zenginlerin emekçilere–en yoksullar da dahil- borç vermesi ile çözmeye çalıştılar.
 
Riskli kredilerin geri ödenmeyeceği ortadaydı, ama bu sorun değildi: Bu kredilerin bir kısmı zaten başkalarına satılmış durumdaydı; alanlar kağıtların sözde riski düşük, rating ajansına göre notu yüksek bölümünü aldığı için problem görmüyordu. Bankanın kendi elinde bu kâğıtların en iyi ve en kötu riskli bölümleri duruyordu; krediler geri dönmediğinde banka kredinin garantisi olan eve el koyabilir. Amerika’da verilmiş, ev, tüketim, ticari vs. toplam 12,3 trilyon $ kredi stoku karşılığında 10,8 trilyon $ başka finansal varlık yaratılmış durumda. 2007’de riskli ipotek piyasalarından gelen geri ödeme güçlükleri haberleri sonrasında bu kâğıtların piyasa değerleri düştü ve alım-satımları durdu. Bununla bankalar risklere uyandılar ve önce birbirine sonra da şirketlere kredi vermeyi durdurdular.
 
Ya toksik olarak nitelenen türev ürünler?
Türev ürünler borç mekanizmasını çoğalttığı için önemli. Sorun sanki Amerika’da aşırı tüketim sorunuymuş gibi anlatılıyor, ama bu yüzeysel bir açıklama. Aynı zamanda reel sektör de değişti. Firmalar eski moda “kârını tut ve yatırım yap” kapitalizminden “şirketi küçült, karları arttır ve kâr payı dağıt” kapitalizmine geçtiler. Profesyonel yöneticiler artan oranda profesyonel yatırımcı hissedarların kısa vadeli kar payı beklentilerini karşılamaya adandı. Bu karların reel yatırıma ayrılan kısmını çok azalttı ve şirket borçluluğunu da arttırdı. Borca dayalı ekonomi riskli. Ama durum iyi giderken herkes risk beklentilerini iyimserleştiriyor. En muhafazakar olanlar bile…
Bu, güzellik yarışmasında kimin birinci geleceği üzerine iddiaya girmek gibi. Senin ne düşündüğünün önemi yok, jüri üyelerinin –yani piyasadaki diğer oyuncuların- ne düşündüğünü tahmin etmek önemli. Citibank’in eski CEO’su Chuck Prince büyük çöküşten bir kaç gün önce 2007 Temmuz’da söyle diyor: “likidite açısından müzik durduğunda işler karışacak. Ama müzik devam ettiği sürece ayağa kalkmalı ve dans etmelisin”.
 
Madem bu kadar kapsamlı bir kriz, IMF, DB, dünyaya yön veren ekonomilerin ilgili birimleri ya da akademik dünya sorunu niçin fark edemiyor? Bir körlük mü var?
Liberal iktisatçılar ve IMF vs’ye bakarsak onlar 2006‘da hala finans piyasalarındaki yeni araçların riskleri kontrol altında tuttuğu görüsünü savunuyordu. Şimdi bile krizden sonra hala finans piyasalarında aşırı düzenlemeci tepkinin yanlış olduğunu savunuyorlar; finans piyasaları sayesinde dünya ekonomisinin 25 yıldır büyüdüğünü söylüyorlar; vergi cennetleri ve hedge fonları vs. kontrol altına almanın yeteceğini iddia ediyorlar.
Bu krizin geleceğini Keynesci ve Marksist iktisatçılar- Türkiye’de de dünyada da 2000‘ler boyunca söyledi. Bizler kapitalist ekonomilerin dönemsel krizlerin yıkıcılığı olmadan iç çelişkileriyle barışık olarak yasayamayacağını biliyoruz. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaşanmış onca kriz var. Biz bu döneme özgü kırılganlıkları ve bu krizin çok daha büyük risklere gebe olduğunu da doğru tespit ettik.
 
Ama 1980’lerden beri Marksistler ve Keynesçiler, cadı avı benzeri süreçlerle bütün dünyada akademiden dışlanmaya çalışılıyor. Akademide de ulusal ve uluslarası kuruluşlarda da neoliberal, sermayenin çıkarlarıyla içice geçmiş, onlar tarafından finanse edilen iktisatçılar egemen. Bizim sesimiz yok sayıldı; ya da “kriz tellalı, falcı, eski moda” olarak mahkum edildi. Kendim de bunlar arasında olduğum için iyi biliyorum. Öte yandan bu saatli bombanın patlaması sandığımızdan uzun sürdü ve dolayısıyla risklere işaret etmenin inandırıcılığı da azaldı. Bu “deprem ciddi bir risk, binalarımızı gözden geçirmeliyiz” demek gibi. Bir çok bilimci de “deprem tellallığı” ile suçlanmıyor mu?
 
Şimdi uluslararası sermayenin Türkiye gibi ülkelerden gitmekte olduğundan söz ediliyor…
Türkiye’den sermaye çıkışları hızlanıyor. Bankalarında toksik kâğıt olmamasının hiç önemi yok. Türkiye 1990’lardan beri sürdürdüğü dış sermaye girişlerine bağlı büyümenin tipik risklerini 1994 krizinden sonra olduğu gibi 2001 krizinden sonra da tekrar biriktirdi; bu politikacıların bile bile kabul ettiği yanlış neoliberal iktisat politikası. Dahası bu global kriz hiç olmasaydı da, Türkiye tekrar bir kriz yaşayacaktı. Ama simdi Türkiye ve benzeri ülkeler için durum daha da zor: Cari açığı yüksek bütün ülkelerin artık bu açıkları finanse edemeyecekleri ve önümüzdeki dönemde doğrudan sermaye yatırımlarının da duracağı korkusu yerli paranın değer kaybedeceği korkusunu körüklüyor ve sermaye bütün bu ülkelerden kaçıyor, kaçarken de bu beklentisini gerçek kılıyor.Ayrıca hane halkı ve özel şirketlerin özellikle de dövize dayalı borçları da endişe konusu. Doğu Avrupa’da da aynı sorun var. Hatta Doğu Avrupa riski yüzünden Avusturya gibi Doğu’da çok yatırımı olan ülkelerin bankalarının hisse senetlerinden de büyük bir kaçış var.
 
Bunun Türkiye"de hayata yansıması nasıl olacak?
Sanayi üretimi şimdiden yüzde 5,5 azaldı. Ne yazık ki radikal önlemler alınmazsa gerisi gelecek. 1994 ve 2001 krizinin sonuçlarına bakın: 2001 krizinde kentlerdeki işsizlik oranı yüzde 9’dan yüzde 15’e fırladı ve sonra hızlı büyümeye rağmen 3 yıl orda çakılı kaldı; son 4 yılda da düşe düşe yüzde 12’ye indi, hâlâ 2000’den daha yüksek. Reel ücretler imalat sanayinde 2001 krizinden itibaren 3 yıl içinde yüzde 24,5 düştü, 2004-07 arasında da arta arta sadece yüzde 4,9 arttı. Bu mu simdi iyi iktisat politikası? büyüme yüksekmiş, bana ne? Önce DYP-RP, sonra DSP-MHP-ANAP koalisyonu batırdı, AKP de battığı yerde sermayenin işine gelen politikalerı uygulayıp bıraktı. 2001 krizinden sonra emeğin milli gelirde zaten düşük olan payı yüzde 29’dan yüzde 26’ya düştü ve orda kaldı. İmalat sanayinde bu düşüş hala devam ediyor. Aslında Kore’de Arjantin’de, Meksika‘da bütün krizlerde emekçilerin kaderi böyle oldu.
 
İşsizlik artmaya başladı, daha da artacağı söyleniyor. Krizin başka yansımaları neler olacak? Yoksa sadece işsiz kalanlar mı hissedecek krizi?
İşsizlık başlı başına zor ama işi olanlar da krizlerde zorla ücretsiz izinlere yollanıyor. Maaşlarını alamıyor. Ayrıca biz ithalata bağımlı bir ülkeyiz, kur artınca ithal girdi maliyeti artıyor, şirketler bunu nihai fiyatlara yansıtıyor ama ücretleri de kriz bahanesiyle ve işsizlik tehdidiyle enflasyonun çok altında arttırıyor. Kur artışını emekçi yükleniyor. Bizim krizlerimiz sadece finans krizi değil, döviz kuru krizi de; bunun etkisi daha yıkıcı. Bu krizin enflasyon üzerindeki etkisinin ne kadar olacağı kesin değil –zira ki küresel kriz hammadde fiyatlarını düşürüyor ve dolayısıyla enflasyon şoku 2001’dekinden düşük olabilir. Ama toparlanma da daha uzun sürebilir ve emekçilerin ödediği bedel yine ağır olabilir.
 
Krizden bahsederken sanki sermayedarı, emekçisi herkes zarar edecekmiş gibi söz ediliyor, doğru mu?
Şimdi bankalar da zarar ediyor; ama yıllar boyunca elde ettikleri kârları ve simdi de zararlarının devlet baba tarafından devralındığını düşünürsek, oldukça iyi bir anlaşma onlar açısından, değil mi? Örneğin ABD’de JP Morgan’ın yok pahasına Bear Stearns’i devletin garantilerinin de desteği ile aldığını düşünün: Sermaye merkezileşiyor. Krizde nakiti olan kazanıyor. Ayrıca bazı alacaklı profesyonel yatırımcıların veya bankaların ellerinde patlayan türev ürünler değer kaybetse de, onlar bununla güçlerini kaybetmiyorlar. Otomobil sektörü sorun yasıyor, ama Opel hemen Merkel’le randevuyu bağlıyor. Varlıklılar kendilerini orta vadede koruyor. Dahası bir çok firma bu krizi isçilerine karşı tehdit unsuru olarak kullanıyor, stratejik işten çıkarma planlarını bu vesileyle meşrulaştırmaya çalışıyor.
 
Türkiye"deki kimi parti ve DKÖ"ler "krizin faturasını ödemek istemiyoruz" diye bir deklarasyonda bulundu. Bu nasıl bir fatura? Nasıl ödenecek?
Evet faturayı ödemek istemiyoruz ama bu ancak radikal ve örgütlü bir yanıtla mümkün: Ana talebimiz, kriz karşısında tam istihdam olmalı. Bunun da kısa vadede üç ayağı var: Kar eden özel isşletmelerde işten çıkarmalar yasaklanmalı. Zarar eden şirketlerde, isçilerin denetimi sağlanmalı.( İşverenlerin kapatmak istediği veya bırakıp kaçtığı şirketler çalışanların denetiminde kamusal kredilerle canlandırılmalı). Kamu sektörü aktif istihdam yaratma politikası başlatmalı.
Depreme dayanıklı bina inşaatı, binalarda ısı izolasyonu, sağlık, eğitim, çocuk ve yaşlı bakımı gibi alanlarda yatırıma ve istihdama zaten ihtiyaç var. Bunlar emek yoğun sektörler. Bu işlerin iç talep etkisi de var. Kör devletçilik değil ama çalışanların denetiminde demokratik katılımcı kamusal işletmeler istemeliyiz. Bir sonraki orta vade çökmüş bir ihracata dayalı büyüme safsatası yerine geleceğimiz açısından önemli seçilmiş sektörlerde, örneğin yeşil enerji sektöründe yatırıma dayalı bir kalkınma ve teknoloji politikası için demokratik ve katılımcı bir plan oluşturmak. Ayrıca ekonomi için kritik sektörlerde örneğin, finans, altyapı, sağlık, eğitim vs. özel sermayeye yer olmadığı da ortada artık.
 
Peki ama bahsettiğiniz bütün bu politikaların finansmanı nereden gelecek?
Sermaye hareketleri kontrol edilmeli. Kısa süreli olarak tamamen dondurulmalı. Dış borçlar iptal edilmeli. İç borç senetleri üzerinde artan oranlı bir servet vergisi getirilmeli. Yani örneğin emekli teyze elinde az bir devlet tahvili varsa çok düşük bir servet vergisi öderken, bankaların elindeki kağıtların belli bir miktarının ötesindeki kısmının üzerine yüzde 100 vergi konmalı –yani bu kesime olan iç borç büyük oranda iptal edilmeli. Ayrıca kapsamlı bir servet ve ciddi oranda artan oranlı gelir vergisi gerekli. Bütün finansal işlemlerinden de vergi alınmalı.
Bir de uluslararası işbirliği boyutu var: Sermaye hareketlerinin kontrolü ve vergilendirilmesi, küresel eşitsizliğe karsı bir yatırım programı için küresel bir fonun oluşturulması, kalkınmayı destekleyen yeni bir dış ticaret politikası, egemen bir para birimi içermeyen yeni bir küresel sabit kura dayalı parasal sistem.
 
Bu politikalar Bretton Woods döneminin Keynesci politikalarına benzemiyor mu? Bu politikaların uygulanmasında çatışma noktaları neler?
Bu politikalar kulağa Keynesci gibi gelse de aslında bugünün var olan mülkiyet ilişkileriyle zıtlık içeriyor ve köktenci bir alternatifi ima ediyor. Bu günün güç dengeleriyle bırakın kamulaştırmayı, tam istihdam politikası ve hatta finans piyasalarında kapsamlı bir düzenleme bile sermayenin direnişiyle karsılaşır. Amerika’nın 15 Kasım toplantısındaki tavrı bunu apaçık gösterdi. Zaten Keynescilerin önemli bir kesimi bugün finans sektöründe dahi kamulaştırma istemiyor. Sadece “kapitalizmi kapitalizmden kurtarmak” istiyor.
Son 60 yılda kapitalizm iki şekliyle de denendi aslında: Keynesci ve neoliberal küreselleşmeci.
Şimdi artık emekçilerin özyönetimine dayalı anti-kapitalist bir alternatif zamanı. Bunun uluslararası boyutu ise yeni bir Bretton Woods olamaz. Olsa olsa emek enternasyonalizmi olur.
 
Finans piyasalarında sınırlı bir düzenlemeye bile direneceğini söylediğiniz sermayenin, önerdiğiniz türden politikalara karşı tavrı ne olacak?
Kuşkusuz sermaye krizi en az zararla atlatmaya çalışacak ama eğer sol bu alternatifi inşa edemezse, kapitalizmin meşruiyet krizini ve emekçilerin umutsuzluğunu aşırı sağcı partiler milliyetçilik tellallığı ile örgütleyecek. 
En azindan haftada bir update edecegim, lakin bu kriz aylarca surecek gibime geliyor teget gecmesini bekleyenler sanirim iyi kiviriyorlar ki onalari teget geciyor tum dunya bundan etkilenirken sanirim bir MISIR bir de TURKIYE ve sanirim baska arap ulkeleri etkilenmiyecek acaba neden? Kulturumuzun bir parcasi olan gobek dansindan olmasin
TÜRKİYE
2001 krizinde ekonomisi ağır yara alan Türkiye, ABD’den başlayan küresel krizde dayanıklı kaldı. Krize neden olan mortgage ürünlerinin Türkiye’de yer almaması nedeniyle bankacılık sisteminde ABD ve Avrupa’dakine benzer sorunlar görülmedi.
 
Türkiye krize karşı henüz bir önlem paketi açıklamadı. Hükümetin son dönemde aldığı tedbirler şöyle:
Merkez Bankası piyasadaki döviz ve TL likiditesini takip ederek gerekli enstrümanları devreye soktu.
Yurdışındaki ve yurtiçindeki varlıkları ekonomiye kazandırmak amacıyla varlık barışı yasası Meclis’ten geçti.
Hisse senedi kazançlarında yerli yatırımcılara uygulanan stopaj kaldırıldı.
Mevduat sigortasının kapsamını genişletme ve sınırını artırma konusunda, 2 yıl süre ile Bakanlar Kurulu’na yetki alındı.
İmalatçı KOBİ’ler ile esnaf ve sanatkarlara yönelik 350 milyon YTL’lik sıfır faizli kredi desteği paketi uygulamaya girdi.
Vergi borçlarının 18 ay süreyle yüzde 3 faizle taksitlendirilmesi sağlandı.
IMF ile yeni stand-by anlaşması için görüşmeler başlatıldı.
 
İTİBARİ PARA : Devlet tarafından yasal ödeme aracı olarak çıkartılmış olan para.
 
SENYORAJ : Para basma tekeline sahip olunması nedeni ile elde edilen gelir (madenin değerinden çalma. Tağşiş)
 
GRESHAM Yasası: Kötü para iyi parayı piyasadan uzaklaştırır.
 
LİKİDİTE : Bir varlığın değişim aracına dönüştürülmesindeki kolaylık.(Varlığın likiditesinin yüksek olması talep mik.yükseltir)
 
KAYDİ PARA: Mevduat parası. Bankalar tarafından yaratılan para.
 
NAKİT İKAMESİ: Ekonomide yerli para yerine yabancı paranın yaygınlaşması
 
Paranın Fonks:
1.Değişim aracı olma
Alışverişi kolaylaştırır, işlem maliyeti ve zamanı azaltır. İş bölümünde uzmanlaşma
2.Hesap birimi olma: Ölçü birimi olma, Ekonomik değerlerin ölçümü için kullanılan nesne
3.Değer muhafaza aracı olMA: Satınalma gücünü elde tutma
 
Hiperenflasyon: Yugoslavyada Devlet sivaşı finanse için para basmaya başlayınca Hiperenflasyon olmuş para değer kaybetmiştir
 
Rezervler : Bankanın kasasındaki parayla merkez bankası ve diğer bankaların vadesiz mevduatları toplamıdır.
 
Kısmi Rezerv : Kısmi rezerv bankacılığı; Bankaların, mevduatlarından çok düşük bir miktar karşılığı ellerinde tutmaları
 
Mutlak Rezerv: Bankaların mevduatlarına eşit bir miktarı karşılık olarak ellerinde tutmalarına Mutlak Rez.Bank. denir
 
Serbest Rezerv: Ani mevduat çıkışlarını karşılamak ve karlı yatırım fırsatını değerlendirebilmek için bankada tutulan para
 
Zorunlu Rezerv: Bankaların yasalar gereği tutmak zorunda oldukları rezervler
 
Mer.Bank amacı bankaların iflasını engellemek iken şimdi ülkedeki para miktarını kontrol edebilmektir.
 
Toplam Rezerv: Bankacılık sistemindeki serbest ve + zorunlu rezervlerin toplamından oluşur bankaların kredi vermeyerek ellerinde tuttukları fonu ifade ettiğinden mevduat kredi akımından bir sızıntıdır.
 
İlave Rez.sağlama Mer. Bankasının ilave rezerv sağlaması:
1-Rreeskont kredisi açarak
2-Bankalardan kamu kesimi tahvilleri alarak.
 
Mer.Bankasının reeskont kredisi vermesi = Bankalardan devlet tahvili alması rezervler üz aynı etki yarat.
 
Rezerv Tahsilatı: Mer.Ban.açılan reeskont kredilerini tahsil etmesi ve açık piyasa işlemleri ile tahvil satması BANKACILIK SİSTEMİ REZERVLERİNİ AZALTIR.
 
Bankaların kullanımı yaygınlaştıkça M1 içindeki nakit miktarı azalır, kaydi para ( mevduat parası) payı artar.
 
Çeke tabi mevduatın para kapsamına alınmasında "çekin bir ödeme aracı olması" rol oynar
 
Paranın "değişim aracı olma" Fonksyonuna bağlı olarak işlem maliyetleri minimize edilebilir.
 
Paranın alternatif yatırım araçlarına üstünlüğü "değer muhafaza aracı olma özelliğindendir.
 
Değerli madenlere bağlı ödeme sisteminde sorun; madenlerin ağırlıkları ve nakliyelerinin zorluğudur.
 
Tersine nakit ikamesi: Halkın portföyünde yerli paraya oranla yabancı paranın azalması
 
Bir ekonomide M1 para arzının çoğunluğunun vadesiz mevduatlardan oluşması bankacılık sist geliştiği
 
Faiz oranlarında meydana gelen değişmeler: Faiz oranının artması vadeli mevduat hacmini arttırır.
 
M1 ve M2 para arzı büyüklükleri arasındaki farkın artması; Vadeli mevduatlardaki hızlı artışı gösterir.
 
Ekonomide yaşanan fiyat istikrarsızlıkları paranın "değer muhafaza aracı olma" fonksyonunu etkiler.
 
Bir banka bilançosunun aktifi FON KULLANIM YAPISInı ortaya koyar.
 
Merkez bankası zorunlu rezerv oranını düşürdüğünde "para çarpanı" Yükselir, "para arzı" artar.
 
Parasal tabanda meydana gelen değişiklikler direkt olarak Para Arzına yansır.
 
Para arzı; Nakit tercih oranı ve Parasal taban tarafından belirlenmektedir.
 
Yaşanan banka panikleri serbest rezerv oranının artmasına ve para arzının azalmasına neden olur
 
Yaşanan banka paniğinin yaratacağı etki; nakit oranı artacağı için para arzı azalır.
Kayıt dışı ekonomi kayıt altına alınırsa.Nakit oranı azalacağından para arzı azalır.
 
Kayıt dışı ekonomi hacmindeki artış nedeniyle; Nakit oranı artarken para arzı azalır.
 
Merkez Bankası açık piyasa işlemlerini sadece para politikası amaçları çerçevesinde yürütür.
 
Merkez Bank bağımsızlığı arttıkça enflasyon oranı düşüyor ve daha yüksek fiyat istikrarı sağlanıyor.
 
Dünyada oluşturulan ilk Merkez Bankası İsveç Merkez Bankasıdır.
TC Merkez Bankası 1930 yılında 1715 sayılı kanun ile kurulmuştur.
 
EURO ALANI Almanya, Avusturya, Belçika,Finlandiya, Hollanda, İrlanda, İspanya, İtalya, Lüksemburg, Portekiz, Yunanistan.
 
EURO SİSTEM Avrupa Merkez Bankası ve Euro kullanan birlik üyesi ülkelerin merkez bankalarının ortak ismi
 
AVRUPA MERKEZ BANKALARI SİSTEMi Euro bölgesinde bulunmayan ülkelerin merkez bankalarının sist.
 
MERKEZ BANKASININ YERİNE GETİRMESİ GEREKEN 4 FONKSİYON
 
1- PARA PİYASALARINDA İSTİKRARI SA?LAMA Para ve kredinin arzını, maliyetini ve elde edilebilirliğini;
banknot ihraç etmedeki tekelci güçleri, kredi vererek veya yatırım yaparak rezerv yaratma ve yok etme yeteneği ile yapar
Faiz or.ve menkul kıymet fiyat dalgalanmaları ve finansal kurumlar ödeme güçlükleri güvensizlik yaratır. Eko gerileme işsizlik olur.
 
2- BANKALARIN BANKASI OLMA Parasal kontrol fonksiyonu ile Bankacılık sisteminin rezervlerini tutar.
Ticari bankalara kısa vadeli avans ve kredi vermesi, para piyasalarını yönlendirmesi, Toplanan çeklerin takasına aracılık etmesi
Bozukluk ve banknotların bankalara dağıtımı, Ticari bankaların faaliyetleri üzerinde düzenleme ve denetim yetkisi.
 
3-LİKİDİTENİN SON KAYNA?I OLMA Finansal kriz, iflas ve panik önlemede kar amacı gütmeyen sorumlu.
Ödeme göçlüğündeki bankalar için kaynak elde etmenin son kaynağı olması Asimetrik Enformasyon( risk alma) sorunu doğurur
 
4- DEVLETİN BANKACILI?INI YAPMA Devletin fonlarını tutma, akrarma ve bu fonlardan ödemede bulunma.
Devlete kısa vadeli avans verme, kamu borcunun yönetilmesiile ilgili teknik hizmet verme. Devletin hazinedarlığını yapma.
 
OSMANLI DÖNEMİ: OSMANLI düzeninde; para arzının ayarlanması, kredi hacminin düzenlenmesi altın ve döviz rezervlerinin yönetimiyle
Darphane, sarraflar, vakıflar, bedestenler, loncalar ilgileniyordu. Tanzimat sonrası yeni düzenlemeler geldi. Os. İmparatorluğu
1844 Usulü Cedide Üzeri Tahsisi Ayar kararnamesi ile 2 [bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.]lli para sistemi oluşturulmaya çalışıldı.
 
1847 Bankı Dersaadet adında Os. İmparatorluğunda ilk defa dış ödemeleri üstlenen bir banka kuruldu.
 
1856 Bankı Osmani Fr ingiliz ortak sermayesi ile merkez bankasının bazı işlevlerini yerine getiren banka kuruldu.
 
Bankı Osmaninin 1863 Bankı Osmani Şahane adını alması devlet bankası niteliğini kazanması ile oldu.
 
Osmanlı Bankası banknot çıkarma tekeli (1935e kadar). Hükümet kağıt para çıkarmamayı ve başkalarına izin vermemeyi kabul etmişti.
İç ve dış borçlara ilişkin faiz ve anapara ödemelerini sadece Osmanlı Bankası yapacaktı.
 
Banka devletin hazinedarlığını ve hazinenin ödemelerini yapacak, devlet gelirlerini toplayacak, hazine bonoları iskonto edecekti
 
CUMHURİYET DÖNEMi : 11 Haziran 1930 Merkez Bankası kuruldu. (Öncesinde ise kambiyo işlemleri için konsorsiyum kuruldu).
 
1715 sayılı bu kanun 15 milyon sermayeli bir A.Ş olarak çeşitli kesimlerin sermayeye katılımını sağlamaya çalışdı.
 
40 yıl içerisinde 22 kez değişti (KİT ve hazineye daha fazla kredi verebilmek amacıyla.)
 
A grubu pay senetleri Devlete ait pay senetleri 0,25
B grubu Milli Bankalara ait pay senetleri
C grubu Yabancı bankalara ve imtiyazlı şirketlere 0,10
D grubu pay senetleri Türk Ticari işletmelerine ve Türk uyruklu gerçek kişilere ait pay senetleri.
 
1211 sayılı 14 Ocak 1970 kabul edildi. 2001 M.Bankası görev ve yetkileri, para politikasının yürütülmesi konularında önemli değişiklikler geçirdi.
1211 pay senetleri ise A- Hazineye ait 0,51 B-Milli Bankalar C- Yabancı Serm. Bankalar 15000 adet sınırlı D- Tc uyruklu kişiler
 
***
 
T.C MERKEZ BANKASININ ÖRGÜT YAPISI
 
HİSSEDARLAR GENEL KURULU: Yılda bir kez Nisan ayında toplanırlar. Genel Kurula bankanın Başkanı Başkanlık eder.
 
250.000 ada yazılı pay senetlerinin toplamı 25 milyar TL
 
BANKA MECLİSİ: Bankanın en yüksek karar organıdır. Bşkn ile genel kuruldan seçilen 6 üyeden oluşur. Ayda 1 toplanır.Görev süresi 3 yıl Her yıl meclisin 3de 1i Gen kur.da yenilenir. Para Politikası ve araçlarına ilişkin kararlar alırlar.
 
PARA POLİTİKASI KURULU: Bşk,Bşk yrd, Banka Mecl. 1 üyesi ve Bşk önerisi ve müşterek karar ile 1 kişi atanır. Görev Süresi 5Yıl
Hazine Müsteşarı veya yrd toplantılara oy hakkı olmaksızın katılabilir.. Atanacak üyenin para pol. çalışmaları akademik ünvanı 10 yıl deneyimi olmalı
1-Fiyat istikrarını sağlamak için para pol. İlkelerini belirlemek.
2- Hükümet ile birlikte enflasyon hedefini belirlemek.
3- Para pol. Hedef uygulama hakk raporları ile hükümeti ve kamuoyunu bilgilendirmek. 4-TL tedbirleri ve kur rejiminin belirlenmesi
 
DENETLEME KURULU: 4 kişiden oluşur.Hissedarlar seçer Gen. Kurulda 2 yıl için. Banka karına iştirak edemezler.
Bankanın tüm hesaplarını denetlerler. Yıl sonunda işlem ve hesaplar hakk. Raporlarını Genel kur. Sunarlar.
 
BAŞKANLIK: 5 yıl Bşk ve yardımcıları tekrar atanabilir. En yüksek icra amiri sıfatıyla Bankayı idare ve temsil eder. Kanun ve meclis kararlarının yürütülmesini sağlar. Hukuk, Maliye, Ekonomi, işletme, bankacılık ve finans lisansı yapmış en az 10 yıl deneyimli
Bşkanın önerisi ve müşterek kararla 5 yıl için 4 Bşk yrd atanır.
 
YÖNETİM KOMİTESİ: Bşk ve 4 Bşk yardımcısından oluşur. Meclis kararlarını inceler Banka Meclisine yapılacak önerileri hazırlar.
yönetmelikler ve Yönetim Komitesine bırakılan konularda karar alır.
 
ŞUBELER TEŞKİLATI: Şubeler Banka Meclisii kararı ile gerekli görülen yerlerde açılır. 21 Şubesi vardır.
 
T.C MERKEZ BANKASININ GÖREVLERİ:
 
Amacı fiyat istikrarı sağlamaktır.
1- Açık Piyasa işlemleri yapmak
2- Hükümet ile birlikte TL değerini korumak için önlemler almak, kur rejimi belirlemek.
3- Zorunlu karşılıklar hakk usul ve esasları belirlemek.
4- Reeskont ve avans işlemleri yapmak
5- TL hacim ve tedavülünü düzenlemek. Ödemeler için yöntem ve araç belirlemek.
6- Finansal sistemde istikrarı sağlayıcı para ve döviz piyasaları hakk tedbirler almak
7- Mali piyasaları izlemek.
8- Bankaların mevduat vade ve türlerini belirlemek.
 
T.C MERKEZ BANKASININ YETKİLERİ:
1- Banknot ihracı imtiyazına sahiptir.
2- Hükümetle enflasyon hedefini tespit eder ve para politikasını belirler.
3- Fiyat istikrarını sağlamak için Para Politikası araçlarını kullanmak.
4- Olağanüstü hallerde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna avans vermek.
5- Bankalara kredi vermek.
6- Mali Piyasaları izleyebilmek için istatistiki veri toplamak
 
MÜŞAVİRLİK GÖREVLERİ:
1- Banka hükümetin mali ajanı, Hazinedarı ve ekonomik müşaviridir.
2- Hükümete finansal görüş verir.
3- Banka bankalar ve mali kurumlar hakk. Görüşlerini Başbakanlık ve denetleme yetkisine sahip kuruluşl verir.
 
A- PARA POLİTİKASI YÖNETİMİ
 
BANKALAR ARASI PARA PİYASASI
*Merkez Bankası Likiditenin son kaynağı olma Fonksiyonunu yerine getirir. *Bankalararası rezerv hareketiniteşvik eder.
*Kaynakların verimli dağılımını sağlar. * Likiditenin bankalar arası dağılmını sağlar. Para Piyasası faizlerinin oluşumunu sağlar.
 
B- AÇIK PİYASA İŞLEMLERİ
Kamu kesimine ait menkul kıymetleri bankalar arası piyasada alıp satmasıdır.
Hazineye, kamu kurum ve kuruluşlara kredi vermek amacı ile açık piyasa iş yapamaz. Para piyasa işlemleri için yapılabilir.
* TL karşılığı menkul Kıymet alıp satması
* Geri satım vaadi ile alım (REPO) işlemleri 91 günü geçemez.
* Geri alım vaadi ile satım (TERS REPO) işlemleri " "
* TL depo alınıp verilmesi. " "
* Menkul kıymetlerin ödünç alınıp verilmesi.
 
C- DÖVİZ VE EFEKTİF PİYASALARI
 
POLİTİK BA?IMSIZLIKiyasi otoritenin veya baskı gruplarının etkisinde kalmadan serbestçe karar verebilmesidir. Merkez Bankasının kendi bilançosu üzerinde kendi insiyatifiyle direnebilmesi. Uzun dönemde en iyi olduğuna inandığı Para Pol. izleme olanağı verir.
 
EKONOMİK BA?IMSIZLIK:İzlenecek Hükümet Politikalarına kredi verilmesi konusunda gelen taleplere direnebilmesidir.Bilanço üzerinde direnebilmesi ve bilançosunu istediği gibi değiştirebilmesi anlamına gelir.
 
MERKEZ BANKASI BA?IMSIZLI?I:Merkez Bankası bağımsızlığıyla yıllık ortalama enflasyon oranı arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Enflasyon düştükçe (Yatay eksende sağa doğru gidildikçe) bağımsızlık artar.Yüksek fiyat istikrarına ulaşılır.Merkez Bankası Bağımsızlığının GSYİH artış oranı üzerinde etkisi yoktur.
Gelişmekte olan ülkelerde ortalama Enflasyon oranının düşmesini garantilememektedir.
Bazı iktisatçılara göre Mer. Bankasının bağımsızlığının olumlu etki yaratabilmesi için; ön koşullar gerkir
Mülkiyet hakları sistemi, iflas yasaları, adalet sistemi düzenlemelerinin yapılmış olması.
Merhaba, Neden'e hoşgeldiniz. Dünyayı sarsan ekonomik kriz, Türkiye'yi de etkisine aldı. Büyüme yavaşlıyor, talep daralıyor, yatırımlar azalıyor ve her taraftan işten çıkarma haberleri gelmeye başlıyor. Bu, krizin faturası mı, yoksa krizi fırsat bilenlerin bir uygulaması mı? İşsizlik daha da artacak mı, önlemlerle burada durdurulacak mı?
Krizin neresindeyiz? Neden'de krizin yarattığı işsizliği ve çarelerini tartışacağız bugün. İşçilerin, işadamlarının, sanayicilerin temsilcilerini hükümetle buluşturacağız ve bu krizi nasıl aşacağımızı konuşacağız. Hazır olun, Neden başlıyor. İşsizlik zaten Türkiye'nin kanayan bir yarasıydı. Hükümet istihdam paketi ile soruna çare ararken, üzerine kriz bindi ve işsizlik can yakar hale geldi. Resmi rakamlara göre Türkiye'de 2,5 milyon işsiz var. Kimilerine göre gerçek rakam 5 milyon. Aileleriyle birlikte düşünüldüğünde büyük bir kitle ve şimdi krizle bu rakamın daha da büyümesinden endişe ediliyor. Bu hafta sonu Ankara'da işsizliğe ve yoksulluğa karşı bir miting yapacak olan işçiler, her krizde ilk önlem olarak işçi azaltmayı düşünen işadamlarından yakınıyor; işadamları, kendilerine yeterince destek vermeyen hükümetten.
FİNANSAL REGÜLASYON VE PİYASA DİSİPLİNİ
Yrd. Doç. Dr. Güven DELİCE
Erciyes Üniversitesi, Nevşehir İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Dr. Adem DOĞAN
Cumhuriyet Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Dr. A. Meral UZUN
Cumhuriyet Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Özet
1990 sonrası dönemde yaşanan finansal krizler, finansal kurumların gözetiminin
önemini ve bu gözetim sürecinde düzenleyici - denetleyici otoritelerin ve piyasaların daha
aktif ve etkin rol almaları gerekliliğini açıkça ortaya çıkarmıştır. Bu dönemde yeniden ivme
kazanan regülasyon tartışmalarının merkezinde devlet ve piyasa mekanizması arasındaki
tercih öne çıkarılmıştır. Bu çalışmada regülasyon, denetim ve piyasa disiplininin birbirinin
alternatifi değil, tamamlayıcısı oldukları vurgulanmaktadır. İstikrarlı bir finansal sistem
için, çeşitli mekanizmalarla finansal piyasa aktörlerlerine yönelik uygun güdüler
oluşturulması gerekmektedir.
Anahtar Kelimeler: Finansal Regülasyon, Finansal Kriz, Piyasa Disiplini,
Finansal Liberizasyon
Financial Regulation and Market Discipline
Abstract
Financial crises experienced in the period after 1990 have revealed the importance
of monitoring of financial institutions and that regulatory and supervisory authorities and
markets should have more active and effective role in this monitoring process. In this
context, regulation, supervision and market discipline completes one another but are not
alternatives. A stabilized financial system requires appropriate incentives towards financial
market actors with various mechanisms.
Key Words : Financial Regulation, Financial Crisis, Market Discipline, Financial
Liberalization.
 
 
James Rothschild destekli Alexander Hamilton ile Thomas Jefferson arasındaki tartışmalara
Andrew Jackson, Nicholas Biddle de katıldı. 1873, 1893, 1907 mali krizlerinin Londra’daki
enternasyonal banker işlemleri yüzünden çıktığı tesbit edilmişti.
Paul Warburg, merkez bankası fonsiyonlarını üstlenecek sistemin adını FED koymuştu;
mülkiyeti bundan çıkar sağlayacak münferid özel kişilere ait olacaktı, sistem ulusun para ve
kredisini kontrol altında tutacaktı. Kongre’nin sistemi denetlemesi ön görülmüştü, en azından beyan
edilen buydu, ama tüm direktörler doğrudan ya da dolaylı olarak hissedarlar, yani üye bankalar
tarafından seçilecekti. Denetim mekanizması açısından bu yöntem Anayasa’ya aykırıydı (sonuçda
ABD Devlet borçları 1 trilyon USD’ı aştı ! )
“Aldrich - Planı”nın sözcüsü, eski Princeton Üniversitesi başkanı New Jersey valisi Woodrow
Wilson 1907 krizinde “Ülkemizin işleri için J.P.Morgan gibi 6-7 kamu çıkarına odaklı adamdan
oluşan bir komite atamış olsaydık bu sorunlar ortaya çıkmazdı” açıklamasını yapmıştı.
Kongre üyesi Charles A. Lindbergh de FED yasa taslağına karşı çıkanlardandı.Andrew Frame
ve daha nice muhalife rağmen tutulan çok sayıdaki propagandacı (toplumda isim yapmış kişiler,
profesörler…) etkisiyle “Taslak” yasalaştı. Cumhuriyetçiler 1910’da Kongre’de arkasından da
Senato’da kontrollerini ve 1912’de başkanlığı kaybettiklerinden “Aldrich Planı” Kongre’de hiçbir
zaman oylamaya sokulmadı.
Senatör La Follette “Para Tröstü”ne muhalif olduğundan ABD başkanlığını kaybederken
Woodrow Wilson, Aldrich Planı’nın destekçisi olduğundan Başkanlık görevi için gündeme getirildi.
“Pujo Komitesi”nin ParaTröstü’nü sorgulaması da bir tiyatro idi (6000 sayfalık rapor yazılmış
olmasına rağmen…) . Komite üyesi “Samuel Untermeyer “ örneğin Utah Copper Company ve
Bostan Consoidated ve Neveda Company’yi birleştirme işleminden 775.000 USD ücret almış
biriydi, ne senatör La Follette’i ne de Kongre üyesi Lindbergh’i araştırma kapsamına dahil etmedi.
1912’deki bu inceleme sonucunda Taslak’ın yasalaşması gerektiği savunuldu. Aynı yıl Paul
Warburg’un desteklediği Demokratların adayı Wilson 167 oy alan Roosvelt’e karşı (Taft 15 oy
almıştı) 409 oyla ABD Başkanlığı’nı kazandı. (Dünya Madencilik ve Metalurji Devi Rio Tinto’nun
Başkanı Sir Robert WILSON bu aileden mi geliyor, araştırmaya değer bir konu…Bakınız Metalurji,
Mayıs.2005, Sayı 140, Sayfa 23…))
Senatör Root, sistemin enflasyon yaratacağı uyarısını yapmıştı, ama Sistem 1929 – 1939
döneminde yaşandığı gibi “Deflasyon” da yaratmıştı.
1865’de Başkan Lincoln faizsiz yeşil dolar yüzünden, 1881’de Başkan Garfield, para emisyonunu
kontrol edenin halkın tüm faaliyetlerini ve ekonomiyi kontrol edeceğini ifade ettiği için katledildiler
(suikast sonucu öldürüldüler)
Bazı bilim adamları, FED Yasası’nın yürürlüğe girdiği 23/12/1913 gününü, ABD Halkı’nın
hürriyetinin enternasyonal bankacılardan küçük bir grubun kontrolüne geçtiği tarih olarak
değerlendirmektedir.
Sayfa 6
Ferdinand Lundberg, 1937’de yayımladığı “Amerika’nın Altmış Ailesi” adlı kitabında
ekonomiyi kontrol eden kişileri incelemiş ve irdelemiştir. 1914’de FED sisteminde hakim ortakların
dağılımı şöyledir:
FED Bank of New York : 203.053 Pay (hisse)
National Bank : 30.000 ,,
First National Bank : 15.000 ,,
Chase National Bank : 6.000 ,,
National Bank of Commerce of New York City : 21.000 ,,
Bu bankaları kontrol eden kişi ve kuruluşlar : Rothschilds, Lazard Freres, Kuhn-Loeb, Warburg
Co., Lehmann Brothers.
Altın fiyatlarını manipüle ederek enternasyonal para piyasalarını kontrol altında tutan
Rothschild’lerin J.P.Morgan Company, Brown Brothers Harriman, Warburg, Kuhn-Loeb ve
J.Henry Schröder ile çok yakın işbirliği içinde oldukları, bunların Amerikan firmaları oldukları
halde stratejik yönetim talimatlarını Londra’daki branşlarından (şubelerinden) aldıkları, altın, elmas,
esir ticareti ve çeşitli kaçakçılık işleri yaptıkları saptanmıştır. Köle ticaretinin başkenti olan Rhode
adasındaki Newport zenginliği ile bugün bile turistleri büyülemektedir. Yüzyıllar boyu köle
ticaretinin merkez üssü Venedik iken (17nci Yüzyıl’a kadar) Büyük Britanya okyanusların
hakimiyetini ele geçirince tekel olarak bu işin liderliğini sürdürmüştür.
J.P.Morgan ve Brown’ın Amerika finans sektöründeki üstünlüğü, 19ncu Asırdaki köle ticareti
başkenti Baltimore’un gelişimi ile paraleldir. Her iki firma Baltimore’da kurulmuş, Londra’da
Rothschild’lerin himayesinde şubeler açmış, sonra New York’da şubeler açarak hem finans
sektöründe hem de siyasette “Hakim Güç” haline gelmişlerdir. Savunma Bakanlığı Müşteşarı
Robert Lovett, Brown Brothers Harriman’ın ortağıdır. Kitabın yazıldığı tarihlerde ABD Başkan
Yardımcısı olan George BUSH’un babası Prescott BUSH da Brown Brothers’in ortağıdır. (demek
ki Bush Ailesi de köle ticaretinden para kazanmıştır.)
3.1 ) Bankalar, Bankerler ve Ekonomik Krizler
Alexander Brown 1801’de Londra’dan Baltimöre’a gelir ve Birleşik Devletler’in bilinen en
eski bankasını “Brown Brothers Harriman of New York” u kurar.
ABD’de 1837’de ortaya çıkan ilk parasal krizin (mali bunalımın) mimarı İngiltere Bankası’dır.
Baron Nathan Mayer Rothschild’in kontrolündeki Banka bir günde ABD ile ilgili tahvil, teminat
v.b. tüm mali evrakı geri çevirirken elindekileri piyasaya sürer, ABD tahvillerini paraya çevirmek
isteyenleri iflas ettirip ABD’de ani bir finans krizi yaratır.
Gelişen Rothschild – Peabody Morgan işbirliği ile 1857’de bir kriz daha yaşanır. Tahıl
piyasalarının çökmesi, “Ohio Life and Trust”ın ani iflası ile 900 diğer ABD firması iflasa
sürüklenir. Bu dönemde Morgan İngiltere’den önemli finans desteği aldığı için bu krizden
büyüyerek çıkar, büyük likit olanakları ile tahvilleri piyasadan ucuza toplar ve durum normale
döndüğünde yüksek kazançlar elde eder. Rothschild, Morgan vasıtasıyla ABD finans piyasası ile
istediği gibi keyifle oynamakta ve daima kazanmaktadır.
Avrupa ve ABD’de Rothschild’e karşı tepkiler arttığından 1837 ‘de ABD’ne gelen Rothschild
temsilcisi August Schoenberg adını değiştirir, Belmont adını alır ve görevini gizli tutar.
1895’de Morgan, J.P.Morgan and Company adını alır.
Cecil Rhodes, Lord Rothschild, Lord Rosebery (Rothschild’in damadı), Lord Curzon (Lozan
müzakerelerinde genç Türkiye Cumhuriyeti temsilcilerine aba altından sopa gösteren adam …)
Sayfa 7
tarafından 1891’de gizli birlik “Yuvarlak Masa Grubu” oluşturulur, şimdi artık Morgan bunların
ABD temsilcisidir. Mevcut Morgan Bank ile finansal işbirliği içinde bu grup büyüyerek Londra’da
Lazard Brothers (1901) tarafından yönetilen “enternasyonal finansçılar grubu”na dönüştürülür.
“Yuvarlak Masa Grubu”nun Inci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’deki adı “Dış İlişkiler
Konseyi”, Londra’daki adı ise “Kraliyet Uluslararası İşler Enstitüsü” olur. Bundan sonra hem ABD
hem de İngiltere’de yönetici hükümet memurlarının seçilmesi bu Konsey ve Enstitü tarafından
yapılır. Bu uygulamalar dikkat çekmeye başlayınca 1960’larda isimler değiştirilir, “Trilateral
Commission” ve “Bilderbergers” ortaya çıkar.
.
3.1.1 ) Rothschild’ler
İnsanları mutluluğa ya da felakete götürme gücünü eline geçirmeye odaklanmış bu finans
baronlarının büyük planı William Guy CARR’a göre aslında 1773’de Frankfurt’da Mayer Amschel
Bauer tarafından kendi kuyumcu dükkanından davetlisi olan 12 zengin ve etkin adam ile birlikte
kurgulanmıştır. (bu 12 + 1 sayısını hafızamızın bir kenarına not edelim, ileride başka konularda da
karşımıza çıkacak ) Dükkanının kapısı üzerinde asılı “Kırmızı Kalkan”a istinaden Mayer Amschel,
Bauer soyadını “Rothschild” olarak değiştirmişti. Reklam için kullandığı bu kırmızı kalkan aynı
zamanda Frankfurt Şehrinin armasıydı.
Rothschild’in amacı, Dünya’da çığır açıcı harekatı başlatmak, Refahın, Doğal
Kaynakların ve İnsan-Gücü’nün nihai kontrolünü ele geçirmek için bir “Eylem Planı”
yapmak üzere imkanları bir havuzda toplamaya bu adamları ikna etmekti.
Anlaşma sağlandı, proje katılımcılar tarafından müşterek kaynak havuzundan desteklenecekti.
Kombine zenginliklerinin rafine manipülasyonu ile öylesine ters ekonomik koşullar
yaratılabilecekti ki kitleler işsizliğin şiddetli açlık-sınırına itilebilecekti. Ücretli propagandacılar
aracılığı ile hükümran sınıflara karşı savurganlık, adaletsizlik, ahlaksız yönetim, sıkıntı ve zulüm
konuları işlenerek öfke ve intikam hisleri körüklenecekti. Planlarını engelleyebilecek kişiler,
aleyhlerinde rezaletler yaratılarak karalanacaktı. Rothschild hazırladığı eylem planını itina ile
okuyarak hazır bulunanlara açıklar. Buna göre;
1- KANUN, GÜÇ’ü maskelemek içindir. “Doğa’da HAK, GÜÇLÜ’ye aittir” kanunu
geçerlidir.
2- “Siyasal Özgürlük” sadece bir düşüncedir, bir vakıa değildir. Siyasi gücü gaspetmek
için gerekli araç LİBERALİZM’i örgütlemektir, böylelikle bir amaç uğruna
“Seçim” onlara güç ve imtiyaz kazandıracak, bunu da suikastçılar ellerine
geçirebilecektir.
3- Sözcü(Rothschild), ALTIN’ın gücünün, liberal yöneticilerin gücünü gaspettiğini
kesinlikle ifade etmektedir. Kurulmuş hükümetlerin iç- ya da dış-düşmanlar
tarafından tahrip edilmesi, yıkılması Plan’ın başarısı açısından önemsizdir, zira
galip gelen taraf da “sermaye” ihtiyacında olacaktır, sermaye ise tamamen bizim
elimizdedir.
4- Moral değerlerle yöneten Hükümdar (hükümran sınıf) savunmasız ve istikrarsız bir
pozisyonda olduğundan eğitimli, dirayetli bir politikacı değildir, bu itibarla nihai
amaca ulaşmak için her yöntem mubahtır.
5- Hakkımız gücümüzden kaynaklanmaktadır. HAK (Adalet) kelimesi, soyut bir
düşüncedir ve hiçbir anlam taşımaz. Ben şimdi yeni bir HAK tanımlaması
yapıyorum… GÜÇ’ün HAKKI ile saldırı, tüm mevcut kurumları yeniden
yapılandırmak, liberalizmleri içinde kendi haklarını feda ederek bize bıraktıkları
tüm hakların egemen lordu olmak amacını taşır.
6- Kaynaklarımızın gücü, “Plan” hile ile altı oyulamayacak biçimde kuvvetli yapıya
ulaşıncaya dek gizli kalmalıdır.
Toplam 25 maddelik Plan’ın 8nci maddesi ; Tüm ulusların gençliğinin alkollü içki,
uyuşturucu, rüşvet v.b. yollarla sistematik olarak moral değerleri bakımından yozlaştırılması
konusunu işliyordu.
9- Her türlü yöntemle gecikmeden mülkleri ele geçirmek hakkına sahiptirler, bu
şekilde davranarak itaati ve egemenliği sağlamış olacaklardır.
10- ÖZGÜRLÜK, EŞİTLİK ve KARDEŞLİK kavramlarını slogan olarak ilk biz
ortaya atmıştık, böylece yeni bir aristokrasi oluşturuldu. Bu aristokrasinin
yeterlik kriteri REFAH’dır, bu ise bize bağlıdır.
11- Her iki tarafın uluslarının bize sürekli bağımlı ve borçlu olmalarını sağlamak
için SAVAŞLAR tezgahlanacaktır.
12- Kamu hizmetleri için adaylar, her an her zaman kullanılabilmeleri amacıyla bize
köle gibi sadık ve itaatkar insanlardan seçilecektir.
13- Onların kombine refahı, halka açık bilgi/haber çıkışlarını kontrol altında
tutacaktır.
14- Finansal depresyon ve krizler sonuçta “Dünya Hükümeti”ni , yeni bir tek
Dünya Yönetimini doğuracaktır. V.s.
Rothschild ailesi dünya finansmanında iki asır boyunca hakim rol oynamıştır. Birilerinin bir
keresinde ifade ettiği gibi Rothschild’lerin refahı ulusların iflaslarından beslenir. “Great Soviet
Encyclopaedia” Batı Avrupa’da en önemli enternasyonal yönlendiricinin Rothschild ailesi
olduğunu, Londra ve Paris Şubelerinin Aile ile bağları dışında çok sayıda şirkete ortaklıklarının
uluslar arası tekelleri oluşturduğunu yazmaktadır.
FED sisteminin ABD’de 12 Bölge ve bir Merkez’den oluşması (1773’den 140 yıl sonra
1913’de), Lider Rothschild’in dışında Plan’a zengin ve etkin 12 kişinin imza atması yalnızca bir
rastlantı mıdır? (12 + 1 !...) Kapsamlı ve derinlemesine yapılacak bir araştırma sonucunda bu
kişilerin Rothschild gibi Musevi kökenli oldukları, FED üyesi bankaların ( 6000 banka ) da Musevi
patronların mülkiyetinde veya kontrolünde olduğunun ortaya çıkması kimseyi şaşırtmamalıdır.
İflasa doğru hızla sürüklenen günümüz Türkiye’sinde batan ya da batırılan bir Holding’in uçak,
yat v.b. bazı pahalı mülkünü bir Türk Avukat kullanarak satın alan kişinin “Sir Eveleyn
ROTHSCHILD” olduğu yerli Basında açıklanırken bu zatın fotoğrafı altındaki ibare “Paranın ve
Gücün sembolü Musevi kökenli Rothschild ailesi Amerikan Merkez Bankasının (FED) temelini attı.
Aile paranın ve gücün sembolü olarak anılıyor” şeklindeydi. Acaba Türk Basını yetkilileri FED’in
gerçekte bir Merkez Bankası olmadığını bilmiyorlar mı, yoksa ücretli propagandacıların kurbanı
mı oldular?
Saygılarımızla
Murat S e z e r Metalurji Mühendisi
Kaynaklar.
1. Büyül Larousse, Milliyet Sözlük ve Ansiklopedisi, 1986
2. Mühendislik Mimarlık Öyküleri I (1954 – 2004) TMMOB, Mahmut Kiper
3. William Guy Carr; Pawns in the Game (Piyonlar Oyunda), Özel Baskı, 1956
4. Frederick Morton; The Rothschilds, Fawcett Publishing Comp. N.Y. 1961
5. Great Soviet Encyclopaedia, Edition 3, 1973, McMillan, London, Volume 14
6. Milliyet Gazetesi, 13.Aralık.2004
7. David Druck; Baron Edmond de Rothschild, Özel Basım, N.. 1850
Neoliberal küreselleşme çağında, özellikle de finans piyasalarının ‘serbestleştirilmesinin’ ardından, çoğu 1987 sonrasında olmak üzere 20’den fazla kriz yaşandı. Her krize bir ad takıldı. Nerdeyse her bir buçuk yıla bir kriz düşüyordu. Gazeteler, televizyonlar ve radyolar bu krizleri ‘piyasalar çıldırdı’, ‘borsada panik’, ‘kara pazartesi’, ‘kara perşembe’ gibi başlıklar altında ve sansasyonel olarak sunmayı bir gelenek haline getirdi...
*Ekonomik kriz ile boğuşan ABD Yönetimi, işgal ettiği Irak'a şimdi de
milyarlarca dolarlık silah ve teçhizat satacak.*
 
 
ABD, 2003 yılında işgal ettiği Irak'a toplam 5 milyar dolar tutarında silah
ve teçhizat satacak. ABD ordusu, 5 milyar dolarlık tutarın Irak'a askeri
teçhizat ve donatım satışı ile eğitimi kapsadığını duyurdu.
Bu zaman zarfında haftanın kararmayan günü kalmadığı gibi, bazı günler birkaç defa kararmıştı. Her seferinde haber programlarına “konunun uzmanlarını” davet edip konuşturdular. Çağrılan “konunun uzmanları” hiçbir zaman ‘çılgınlığın’ gerisindeki temel nedene inmiyordu. Zaten ‘konunun uzmanı’ olmanın koşulu da odur: şeylerin gerçeğini söylemeden saatlerce konuşmak...
 
Şimdilerde medya denilen çoktan ‘bilinen anlamda’ medya olmaktan çıkıp, sermayenin kendisi haline geldiğine göre, bunda şaşılacak bir şey yok... ABD’de geçen yaz patlak veren subprime, mortgage, ipotek krizi gibi adlarla anılan finansal sarsıntı, aslında bankacılık sisteminin krizi veya finansal krizdir ama onun gerisinde de bizzat kapitalizmin ‘yapısal krizi’ yatıyor.
  
 
 
 
 
 
 
Sweezy, Paul Baran’la birlikte kaleme aldıkları “Tekelci Sermaye” (1966) adlı kitapta kapitalizmin kronik krizlere yatkınlığından söz etmiş dev şirketlerin egemenliğinin dünya kaynaklarını insafsızca kullanması, israfçılık, ve savaş ekonomisiyle bağlantılarını açıklamıştı. Monthly Review Dergisi’nin editörü John Bellamy Foster ise “Neoliberalizm ve Kriz” adlı kitapta (Kalkedon Yayınları tarafından derlenip yayına hazırlanmış) kapitalist sistemin egemen olduğu dünyanın kimsenin nasıl “başa çıkılacağını” ya da durduracağını bilmediği yeni bir krizle daha baş başa kaldığını belirtiyor…
 
Bütün dünya kriz sonrası kurtarma paketleri açıklarken Türkiye ve özellikle İstanbul hediye çeklerini, doğalgaz abonelerine yaz ortasında verilen kömür torbalarını konuşuyor. Zamlar ve zehir de cabası. Kamu ve dış ticaret bütçesi açıkları gibi gerekçelerle İMF’ye kredi için başvurulması ise seçim öncesi uygulanan sadaka ekonomisiyle çelişiyor…
 
 
Krizin 2007'den önce sinyallerini verdiği Türkiye’de neler konuşuluyor; Başbakan Dünya Kadınlar Günü nedeniyle düzenlenen bir törende genç nüfusun önemine değinip ailelere en az 3 çocuk öneriyor ve bakın ne diyor: “Benim 4 tane çocuğum var. Memnunum, keşke daha fazla olsaydı”…
 
Başbakan kadın örgütlerinin büyük tepkisini çeken açıklamasını 5 yıldızlı otelde düzenlenen Aile Şurası’nda da tekrarlıyor. Katıldığı 5. Aile Şurası’nda Eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder ile uluslararası bir toplantıda yaptıkları aile konusuna ilişkin sohbeti anımsatarak Schröder’in Alman ailelerindeki yaşlanmadan söz ettiğini “Öyle bir gün gelecek ki belki yine biz sizin kapılarınıza geleceğiz” dediğini anlatıyor ve ekliyordu: “Belki herkese iş bulamayabiliriz. Bulamıyorsak (Bu ülke demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti) diyorsak o zaman o sosyal denilen bölüm var ya onun içini iyi dolduruyoruz. Örneğin ailelere destekler vereceğiz'' Kasım ayı itibariyle ihtiyaç sahibi 106 bin kişiye bakım sağlandığını itiraf eden Başbakan bu konudaki hizmetlerin artarak devam edeceğini kaydederek bütün bu çalışmaların sadece aile kurumunun güçlenmesi için yapıldığını savunuyordu…
 
19. Yy'ın sonuna doğru İngiltere’de de Türkiye’de olduğu gibi “Yoksullara Yardım Yasası” tartışılmakta ve yasanın uygulama alanı genişletilmeye çalışılmakta. Amaca ters düştüğü için bu yasaya karşı çıkar Malthus ve 1798 yılında “Nüfus ilkesi Üzerine Bir Deneme (An Essay on the Principle of Population)” adlı kitabı yazar. Ne tesadüftü ki “Ben İstanbul’un İmamıyım” diyen R.T.E. gibi Malthus da din adamı; bir papazdır fakat “Malthusçuluk” diye anılan görüşleri onunkilerle taban tabana zıttır.
 
Malthus’a göre her 25 yılda nüfus geometrik olarak artıp ikiye katlanırken gıda maddeleri artışı ise aritmetik bir dizi izler. Yardımlar aslında çocuk sahibi olmayı teşvik ederken, dolayısıyla nüfus sınırlanmadığı takdirde gelecekteki yoksulların sayısını da arttırmış olacaktı. Sonuçta Malthus da klasik bir İngiliz iktisatçısıydı, 18.Yy’da İngiltere’de de hala imtiyazlı sınıfların hâkimiyetinde iktisadi liberalizm savunulmakta idi…
 
“Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu”nda Max Weber, “Kapitalizm ve Yahudiler”de Werner Sombart üretim, birikim ve harcama gibi davranışların kökenini Protestan ahlâkı ve Yahudi dininin değerlerine dayayarak kapitalizmin yükselişi ve kapitalist üretim arasında bağ kurmaktadır. Günümüzde ise “A Farewell to Alms (Sadakalara Veda)” da Gregory Clark’ta olduğu gibi refah ve gelişimi zengin ve üst sınıfların gen farklılığına yoranlar, yoksulluktaki sebeplerinden biri olarak Malthus tezini reddediyor olsa da kapitalist değerlerin kalıtsal yayılmasına ilişkin ırkçı, dinci ve sınıfçı önermeleri insanlar arasındaki eşitsizlik ve şiddeti açıklamaya yetemiyor.
 
Karl Marks “Kapitalist Birikimin Genel Yasası”nda “nüfus teorisyenlerinin çoğu Protestan papazlarıdır” derken “bu nazik sorunun, saygıdeğer Protestan teolojisinin ya da daha doğrusu Protestan kilisesinin, dün de, bugün de tekelinde bulunması çok ilgi çekicidir” diye de ekliyordu (Kapital cilt 1).
 
 
 
 
 
Dünyadaki 6,5 milyar insan ABD’deki küçük bir grubun oligarşik (establisment) güdümündedir. Buna karşılık dünya nüfusunun yüzde 70’i açlık ve yoksulluk koşullarında yaşamını sürdürüyor. Dünya ticaretinin yüzde 70 i çok uluslu şirketler arasında cereyan ediyor. 500 en büyük çok uluslu şirket yabancı sermaye yatırımlarının yüzde 80’ini, dünya üretiminin yüzde 30’unu yapmakta. Gıda maddeleri alanındaki çok uluslu şirket yoğunlaşması çok daha büyüktür. Beş çok uluslu şirket dünya tahıl ticaretinin yüzde 90’ını denetliyor.
 
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) açıkladığı rapora göre, dünyada 1 milyara yakın insan yoksulluğun en alt sınırında yaşıyor. Maslow’un güdülere dayanan hiyerarşik sisteminin sonundaki “Topluma Katkı gereksinimi” olarak ifade ettiği basamağı gerçekleştirmek hiyerarşik sistemin daha ilk basamağındaki fizyolojik ihtiyaçları karşılanamayan milyarlar için hiçbir anlam ifade etmiyor.
 
Krizler yoksullara ayrılan kaynakların daha da kısılması anlamına mı geliyor? Dünyada bu konuda neler yaşandığını örneğin 1994’te Johannesburg’ta yaşamına son veren gazeteci Kevin Carter’ın trajik fotoğrafından anımsamalı. Kevin Carter Pulitzer ödülünü yanı başındaki akbabayla ölümü bekleyen aç bir Afrikalı çocuğun resmini çekerek almaya hak kazanmıştı. Edebiyat dalında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü alan Yaşar Kemal’in davetlilere hitaben Başbakanın da hazır bulunduğu törende yaptığı konuşmada durup dururken “milyonlarca insan açlıktan ölüyor” diyerek “Ya insanlık yok olacak ya bu sistem yok olacak” diye de eklemesi ise boşuna değil:
 
"İnsanlık çok kötü günler geçiriyor. Edebiyatım umurumda değil namusum umurumda. Dünyamız değişti. Birçok hayvanın, bitkinin, böceğin, kuşun soyu tükendi. Bu bir felaket. Yazık olur bu dünyaya insanlığın sonu gelirse".
 
Bu sözler kaynağını Anadolu’nun börtü böceğinden ot ve çiçeğinden alan dünya çapındaki romancının isyanıdır. Başbakan ise törende öğrenciyken sadece İnce Memed'i okuduğunu açıklamıştı. Zeliş’i de okusaydı ve onu da okumuş olduğunu söyleyebilseydi keşke. Çünkü Zeliş, Necati Cumalı’nın yoksulluk yüzünden babasının borçlusuna vermeye çalıştığı genç bir kızın öyküsünü anlatır.
 
Çıplak Vatandaş (Yön: Başar Sabuncu) filmindeki gibi çarpık düzende tüm çabasına karşı ailesine para yetiştiremeyip kafayı üşüten 5 çocuklu İbrahim’in (Şener Şen) halini örnek olarak alan aklıselimler için de bu öneriye anlam vermek zordur. Hatırlarsanız daha sonra Başbakan bu kez “En az 3 diyorum” diye ekleyip farklı bir mesaj vererek yine gündemi başka bir tarafa çekmeyi başarmıştı.
 
Başbakanın 3 çocuk çağrısından sonra AKP Trabzon milletvekili Mustafa Cumur da 4 çocuk yapılmasını önermişti. Mustafa Cumur’un gerekçesi ise işsizlik, göç gibi nedenlerle nüfusun azalarak Trabzon’da milletvekili sayısının düşmesini önlemekti.
 
Türkiye’de doğurganlık oranları ortalaması yüzde 2.5 civarında. Son yıllarda düşme görülmüştür (yüzde 6-7’lerde seyrediyordu). Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ise doğurganlık oranı diğer bölgelere göre oldukça yüksektir. Batıda yüzde 2, doğuda yüzde 4-4.5 düzeylerdedir. Ortalama yıllık nüfus artış hızı Karadeniz’de de yüksektir. Bölgedeki ortalama yıllık nüfus artış hızı binde 3’dür. Doğurganlık oranı doğuda batıdan yüksektir. Türkiye’nin en gelişmiş bölgesi olan Marmara bölgesinin nüfus yoğunluğunun yüksek fakat doğurganlık oranının en düşük olması en fazla göç alan bölge olduğunu göstermektedir. Ayrıca Karadeniz bölgesinde de nüfus azalması dikkat çekmektedir. Bu durum doğurganlık oranı göreli olarak yüksek olan bu bölgeden diğer bölgelere yoğun bir göçün olduğuna işaret etmektedir.
 
Türkiye nüfus büyüklüğü açısından dünya sıralamasında 20. sırada bulunmaktadır. Az gelişmiş ülkeler gelişmiş ülkelerle nüfus özellikleri bakımından karşılaştırıldığında az gelişmiş ülkelerin doğum oranı ve nüfus artış hızının yüksek, genç nüfusun oranının fazla olduğu görülmektedir.
 
DİE'nin açıkladığı son nüfus istatistiklerine göre Karadeniz bölgesi Türkiye'nin en hızlı göç veren bölgesi, üstelik bu bölgenin doğurganlık oranı düşük de değil. Buna karşılık Trabzon kilometrekareye düşen insan sayısı bakımından 209 kişiyle Türkiye'nin nüfusu en yoğun beşinci ili. İstanbul, Kocaeli, İzmir ve Hatay'ın ardından geliyor. Karadeniz’de işsizlik ve yoksulluk çok yaygın ve burası Türkiye'nin en yüksek tarımsal istihdamına sahip bölgesi. Tarım istihdamının toplam istihdama oranı Türkiye'de yüzde 48.4 iken, Trabzon ve Rize'de yüzde 64.3, Ordu'da yüzde 73.5, Gümüşhane'de yüzde 76.5, Giresun'da yüzde 70.3 ve Artvin'de yüzde 60.9 düzeyinde. Örneğin Trabzon'da şehir nüfusunun oranı yüzde 49.1, yani nüfusun yarısı hala kırsal alanda yaşıyor. Ancak herkesin arazisi çok küçük ve doğurganlık oranının Türkiye ortalaması düzeyine düşmesinde kente göç yanında, eğitim düzeyinin yükselmesi de etken. (Kaynak: Karadeniz Krizini Asıl Şimdi Yaşıyor İşte Bölgenin Ekonomik Resmi, Abdurrahman Yıldırım, Sabah Gazetesi, 03 Ağustos 2005)…
 
Kendi halinde yaşayıp giderken nereden çıktı şimdi yine bu kriz diyen sokaktaki sade vatandaş bile İMF’den hayır gelmeyeceğini anlamışken alınan bu borç niye diye de sormadan edemiyor. Kriz, kimine göre seçim kimine göre geçim, kimine göre mikro ekonomik kimine göre makro ekonomik sebepten ister istemez hakkında çok yazılıp konuşulan konuya dönüşünce sır ve ezoterik bir kavram olmaktan çıktı. Tabi ki bazen sıkça başvurulan teürji ve safsata gibi çareler kriz gibi kapitalizm için başlıbaşına sorunsal olan konularda sökmediğinden herkes yaşamını normal akışıyla sürdürmeyi sağlayacak bir çözüm (ya da önlem paketi) uygulanmasını istemekte. İMF’yle yapılan kredi anlaşmasının gündeme gelmesinde ise iktidar kadar patronlar klübünün de etkisi olmuştu.
 
Hükümetlerin ise önlem paketlerini açıklarken borç aldığı IMF’nin talimatlarını göz önünde bulundurmaları kaçınılmazdır. IMF Başkanı Dominique Strauss- Kahn, “Hiçbir ülke finansal krizden muaf değil” demişti. Bütün hükümetler İMF’ci değil miydi zaten, AKP de diğer hükümetler gibi İMF’nin çizdiği programa sadıktır. Başbakan’a ait “bize bir şey olmaz”, “bizi teğet geçti” ve “kriz inişe geçti” gibi söylemler başlı başına bir anlam ifade edebilir mi? Yeni İMF Başkanı “Borç verirken kendi ideolojik çizgimiz ve kriterlerimizi göz önünde bulunduracağız” şeklindeki sözlerle de bunu açıkça ifade etmektedir.
 
İngiltere’de yayınlanan sol eğilimli The Independent Gazetesi de Batı’nın Türkiye'deki otoriter laiklerle Müslüman demokratlar arasındaki gerilimde AKP'nin yanında yer alma eğiliminde olduğunu ifade ediyordu. AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn AKP’nin kapatma davası sırasında AKP kapatılırsa Türkiye’nin tam üyelik müzakerelerinin askıya alınabileceğini ifade etmesi AB’ye bağımlı bir ülke olan Türkiye’de aslında daha fazla reform bekleyen Batı için liberal AKP’nin daha akla yatkın bir seçenek olduğunu gösteriyor…
 
TC sermayesinin dışa bağımlılık hali proaktif olmasına asla fırsat tanımaz. Fakat nedense mücbir sebepten farz edilen ekonomik ve sosyal hadiseler karşısında her daim Türkiye’de reaktiflik, emekçilere karşı sanki haklı gösterilip kendini savunma bir tür müziç bir iztirar hali mevcuttur. 1970’lerde otoriter ve totaliter (bütüncül) şeklinde ülkeleri sınıflayan da ABD’dir. Totaliter yapı Amerikan tarzı propagandist bin bir hile ve düzenle kısmen ortadan kaldırılmış olsa da otoriter (buyurgan) yapı yine ABD tarafından dayatılmıştır. 1950’lerden sonra başlayan Amerikan destekli kurumsallaşma (iktidar erki, medya erki vs.) 12 Eylül’den sonra tahkim edilerek sekterizm ve sol anti-emperyalist mücadelenin sindirilmesiyle sonuçlanmıştır.
 
Küresel ekonomik kriz paradan para kazanma döneminin ürününden de başka bir şey değildi. “Borç almak köleliğin başlangıcıdır” diyen büyük yazar Victor Hugo'nun sözünü hatırlayalım. Ancak tarihin en sistemli iaşe ve yakacak organizasyonuna karşı sedatif etki ile tepkileri bir derece pasifize edilen biçare ve pek mümeyyiz görünmeyen toplum için hem ekonomik konjenktür (gidişat) hem kralın çıplak olup olmadığı sonuç itibariyle anlaşılacaktır. Bir süre daha tatlı sözlerle ve çeşitli hediyelerle oyalanmak halk tabiriyle ağza çalınan bir parmak bal anlamına da geliyor.
 
Sonunda bedava sirkenin baldan mı tatlı yoksa matah bir şey olup olmadığını zaman mutlak surette gösterecek ancak emekçiler açısından daima kendi sırtına yüklenmesi demek de olacaktı. Çünkü İMF’den gelecek olan 25 milyar dolarlık kaynağa karşılık eski ödeme planına göre 1 yıl içinde İMF’ye geri ödenecek 50 milyarlık borç daha var. Borcun yeni bir borçla ödenecek olması İMF’nin asgari ücret pazarlığında da görüldüğü gibi taraflık ve ücretlere tahdit dayatması anlamına geliyor…
 
Din siyasette araç olarak kullanılmış, 12 Eylül ırkçı ve gerici partilerin iktidar yolunu açmıştır. Dünya’da ve Türkiye’de sosyal devlet ve ulusal politika arayışları gündemde ancak ANAP ve 1980 sonrası özelleştirme uygulamalarıyla dış pazarlara bağımlılık arttırılmıştır.
 
İleri teknoloji transferi ve istihdam yaratmak amacıyla baş tacı edilen yabancı sermaye gelişmekte olan ülkelerin öz kaynaklarını (vergi muafiyeti, ucuz arazi vs.) teşviklerle ele geçirmekte şirket satın alma ya da birleşmeler yoluyla da ulusal ekonomileri denetim altına almaktadır. “Küreselleşme ve Direniş” adlı kitabıyla tanınan ABD’li sosyolog ve siyaset bilimci James Petras “Türkiye Derviş ile özelleştirme ve liberalizasyon, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi, emek pazarının kuralsızlaştırılması sürecini başlatmıştı” diyordu. AKP ise “babalar gibi satarım” diyerek Halk ve Ziraat Bankası dışında Türkiye’nin banka ve finans sektörünün yarısını yabancılara devretti. Hizmet sektörünün yüzde 75’i yabancıların kontrolü altına girdi. KİT’ler tasfiye edildi. Tarım, sanayi, iletişim ve enerji gibi işkollarındaki önemli kuruluşlar yabancı sermayeye aktarıldı.
 
Erol Manisalı, 10 Kasım 2008 tarihli yazısında gerçeğin üstüne basarak “Amerikan başkanları ise kapitalist oligarşinin emirlerine uymakla yükümlü yöneticilerdir” demekte. Ilımlı İslâm projesi Türkiye’de BOP’un bir parçası olarak devreye sokulmuştur…
 
İMF (İnternational Monetary Fund), emperyalistlere hizmet en önemli kuruluşlardan birisidir. Sermayesinde ve kararlarında ABD’nin tayin edici rol oynadığı bir finans kurumudur. Bretton Woods Konferansı sonucunda (ABD’de) 1945’te kurulan İMF 1947’de finansal operasyonlarına başlamış ve 1998’den bu yana neoliberal programı uygulamaktadır. Amacı doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını (yabancı bankalar, yabancı şirketler ve tarımsal üretimin kısılması) teşvik etmektir. İthalat, tüketim ve yüksek faizli borçlarla ulusal ekonomileri batağa sürükleyen İMF tekellere ve çok uluslu şirketlere bağımlı kılarken özelleştirme, hayat pahalılığı ve işsizlik gibi sorunlara yol açmaktadır. Güney Asya ülkelerinde siyasi istikrarsızlık ve vahim sonuçlara yol açan başarısız bir neoliberal politika aracı olmuştur.
 
IMF’yle yapılan anlaşmalar stand-by adını alır. Kullanmak amacıyla üye ülkelere kota koyar. Aslan payı ABD’nindir. Japonya, Almanya, İngiltere ve Fransa onu izler. İMF emri altına giren ülke istikrar ve ödemeyi garanti edecek programı yani niyet mektubu (letter of intention) taahhüd eder. Türkiye ise İMF’nin en sadık müşterisidir…
 
Kapitalist liberal politikalar krize girdiğinde yine kapitalist sosyal demokratik keynesyen politikalar devreye girer. Keynesyen model kapitalist pazarın canlandırılması için devlet harcamalarının arttırılmasından başka hiçbir şey değildir. Aslında yaşanılan her kriz yeni yeni tekelci oluşumlara yol açmaktadır. Bütün büyük krizler (buhranlar) büyük kârları hedefleyen kapitalist spekülatörlerin eseridir. Ergin Yıldızoğlu, “salt sermaye için değil sınıflar arası ilişkiler açısından kriz bir yenilenme anıdır” diyor (Cumhuriyet, 22 Ekim 2008). Marks, kapitalist krizi yok oluş olasılığının ortaya çıktığı an değil aynı zamanda sermayenin yenilenme ve temizlenme süreci olarak görüyordu (Kapital Cilt 1-3). Krizler verimsiz yapılar, fazla kapasite, fazla mallar ve fazla işgücü tasfiyesine neden oluyor. Bazıları devlet tarafından korunmak isterken ayrıcalıklı sınıflar krizin maliyetini ise topluma yüklüyor ve sermaye merkezileşip emek süreleri yeniden düzenleniyor.
 
Mustafa Sönmez “kriz son tahlilde sermaye birikimi sürecinin aksaması, kâr oranlarının veri bir duruma göre düşme eğilimi göstermesi demek” diyor (100 Göstergede Kriz ve Yoksullaşma, İletişim Yayınları, 2002). Krizin aşılması demek sermayenin yeniden üretimi için yeni bir model yeni bir format bulması demektir diyen Sönmez her krizin bir yeniden yapılanma bir ayıklanma süreci olduğuna işaret ediyordu. Karl Marks’ın deyimiyle sadece sermayedarların çalışanları mülksüzleştirdiği bir dönem değil kapitalistlerin de kapitalistler tarafından mülksüzleştirildiği bir dönemdir. İşletmeler açısından sonuç iflas, tasfiye, el değiştirme veya birleşmeler idi.
 
Yeniden şekillenme ekonomik olduğu kadar politik ve sosyal alanda da yaşanır. Türkiye’de ise Anayasa, “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyor ama milli servetin önemli kısmını paylaşan aile sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. KİT ve bütçe açıkları, fonlar ve yerel yönetim harcamaları derken 2001 krizinin Türkiye’ye faturası 130 milyar dolardı. Sabancı (döviz spekülasyonu yapan) ve Oyak gibi (bankacılık ile