HEM MÜSLÜMAN, HEM DE FAİZCİ VE AKP Lİ OLUNABİLİR Mİ?

 
 
 
 
 
 
Rate This

Prof. Mehmet Erdaş: İslam da en şiddetli yasak faizdir…..

12 11 2010

AKP İSLAMI,
FAİZ VE YÜKSEK İŞSİZLİK;
DAVA ADAMI, LİDER İKTİDAR MUKTEDİR OLMAK!

İslam da en şiddetli yasak faizdir. Faiz piyasalarda tekelleşme doğurur ve serbest ticareti rekabeti yok eder, faiz kölelik ve sömürü rejimidir. Bu yüzden Komünizmin çöküşünden sonra rakibi kalmayan Batı sermayesi, yükselen İslam dinini terör ile eş tutarak zayıflatmak hedef göstermek istemiştir. İşsizlik faiz mekanizmasının sebep olduğu piyasalardaki tekelleşmenin sonucudur. Kapitalist ekonomik modellerde işsizlik atık değerdir, çözümü adaletli gelir paylaşımıdır. AKP iktidarında sermayedarın kar en çoklaması (profit maximization) hedefi en öncelikli hedeftir. Bu yüzden AKP iktidarı Batı basınında övülmekte, desteklenmekte ve beğenilmektedir.

Türkiye’ de yaşanan AKP nin ılımlı sulandırılmış faiz islamıdır, özü de şekli de hristiyanlaştırılmıştır. Başörtüsü kadar faiz yasağını önemsemeyen AKP islamı, bizzat Hz.Peygambere karşı onun zamanında mescid açarak, Kuran sayfalarını mızraklarına geçirerek savaşan, sahte mescid- i dırar islamıdır. Amerikan ve İsrail’in desteklediği, faiz yasağını yok sayan kapitalist sömürü aracı yapılmış, özüne tamamen yabancılaştırılmış şekli bir islamdır. Allah katındaki yegâne hak din olan İslam, AKP ve Fethullah Gülen’in işbirlikçi ve ılımlı islamı değildir, Kuran daki hak islamdır.

Kurban edilecek hayvanların üreyebilir olmaları esas
tır. Kör şaşı olan hayvan nasıl kurban olmaz ise kısır hayvan da kurban olmaz. Kurban kesmeyin diyen Diyanet işleri Başkanı görevinin bitimine iki ay kala alelacele neden görevinden alınmıştır?. Diyanet İşleri Başkanlığı sözde laik rejimde aynen Papalık işlevi görmektedir. AKP iktidarı papasını değiştirmiştir. Batılı siyasetçiler bile bu kadar yetkili değildir, dine müdahale edemezler.

Türkiye de asıl başarısız olan muhalefettir. Dünyanın hiçbir ülkesinde işsizlik bu kadar çok, gelir dağılımı bu kadar bozuk olduğu halde AKP benzeri bir parti tek başına sürekli seçim kazanamaz. Başbakan katıldığı G-20 zirvesinde kendisine biçilen rolü oynamaktadır. İki yıl içinde Türkiye de kızılca kıyamet kopacak ve Türkiye muhtemelen İran’ a karşı yapılacak bir askeri harekât kapsamında, AB, ABD ve NATO tarafından işgal edilecektir. Füze kalkanı projesi ile önce TSK tamamen etkisizleştirilecektir. Öcalan serbest bırakılacak ve Kürdistan Hükümet Başkanı yapılacak, Türkiye bölünecektir.
Sevr i sadece ertelemişlerdir. Kendi füze kalkanını ve atom silahını yapamayan Türkiye elbette Batı ne isterse onu yapacaktır. Adolf Hitler, Alman halkına 1929 Büyük Buhranı sonrasında, 1933 yılında iktidara gelirken boşuna Ekmek mi yoksa Tank Top dünya hükümdarlığı mı istersiniz diye sormamıştır.

Bir Türk ve inanan bir Müslüman olarak bu satırları yazmak bana çok zor geliyor, ancak inananları uyarmak için Allah’ ıma Kuran ı Kerim üzerinde şahadet sözü verdim. Samimiyetimin delili özgeçmişim ve bugüne kadar yaptıklarım ve yaşadıklarımdır. Türkiye dünyanın en önemli kilit ülkesidir. Dünya güvenliği, uzayın fethi ve Ortadoğu petrollerinin güvenliği Türkiye’deki su kaynaklarına, Türkiye siyasetine bağlıdır. ABD ve AB, Çin dahi Türkiye kadar potansiyel güce sahip değildir. Türkiye de eksik olan sadece dünya güç dengelerini bilen, inançlı Allah a mutlak teslim olmuş bir liderdir.

Halifelik dahi TBMM’ nin ve Türk siyasetinin uhdesindedir. İslam dünyası topraklarındaki petrol ve doğal kaynak zenginliğine rağmen sefalet içindedir. Nedeni faiz mekanizmasıdır. Dünyanın hiçbir ülkesinde Türkiye de ki kadar CIA ve MOSSAD, MI5 ve BND ajanı bulunmamaktadır. Türkiye gündemi yapaydır ve tamamen batılı kapitalist sermayenin sömürü gündemidir. MHP gibi bir partinin bu koşullarda Türkiye de birinci parti olması, 2011 Haziran seçimlerinde tek başına iktidarı ele geçirmesi gerekmez mi? Ancak bunun için MHP kesinlikle liderini değiştirmeli; halkın nabzını daha yakından tutabilen, halkın dilini konuşabilen, daha birikimli, daha az aristokrat, halkın içinden çıkmış ve dünyayı yakinen bilen en az iki yabancı dil bilen birini lider seçmeli değil midir?. O zaman MHP en az %35 oy alarak tek başına iktidar olabilir ve Türk Milletinin makûs talihini değiştirebilir.

Türk halkı sadakaya muhtaç, işsiz çaresiz bırakılarak AKP gibi siyasi iktidarların din sömürüsü sayesinde aldatılmaktadır.
Batının en büyük korkusu, Türkiye de gerçek bir liderin iktidarı ele geçirmesidir. Türk milletinin tarihi ve Türkiye’ nin stratejik konumu Batıyı ürkütmektedir. İslam dinini dünya dini yapan Türklerdir. Türk milleti insanlık tarihinde çağlar açmış, insanlık değerlerini yüceltmiştir. Bugünkü Türkiye de

2001 Krizinden sonra Türkiye de en son Başbakan olması gereken, eğitimsiz hünersiz beceriksiz bilgisiz en iyi uzaktan kumanda edilebilecek, kukla olarak kullanılabilecek sabıkalı birisi AKP kurdurularak Başbakan yapılmıştır. Adına serbest piyasa ekonomisi denilen bu rejimde faiz geliri vergilendirilmezken, en düşük ücret geliri vergilendirilmektedir. Her gün kaç işyeri kapandı, kaç senet protesto oldu, kaç kişi işsiz kaldı bilgileri verilmezken faiz borsa bilgileri verilmektedir. Siyasetin finansmanını yapan kesimin, sıcak paranın gündemi, seks ve para her gün yazılı ve görsel basında en ön plandadır. Toplumda nefret kin düşmanlık tohumları ekilmekte, bölücülük demokratik açılım adı altında pazarlanmaktadır. Devlet dürüst ve adil olanları, gerçekten inanan vatansever insanları bilerek cezalandırmakta, açlığa mahkûm etmektedir. Fethullah Gülen gibi Papaya saygılarını sunan ve CIA korumasında Pennsylvania da özel koruma altındaki çiftlikte yaşayan, banka para sermaye sahibi yapılmış sahte dindarları korumaktadır.

Allah ın adaleti kesindir ve vaadi haktır. Hiçbir şey sürekli gizli kalmayacaktır. Kimin ne olduğu apaçık ortaya çıkmadan canı alınmaz. İslam dini en son, en mükemmel ve en soyut dindir. EĞİTİM seviyeleri yeterli olmayan ve bu yüzden neye inandığını bilmeyen sözde MüslümanTürkler devlet eliyle ve başörtüsü, imam hatip liseleriyle tamamen hristiyanlaştırılmış dinleriyle aldatılmaktadır. İslam da namaz kıldıran devlet memuru din adamı yoktur. Atatürk Cumhuriyet rejimini kurarken bu yüzden din ile siyaseti ayırmıştır. Ancak büyük bir hata yaparak Diyanet İşleri Başkanlığını tamamen devletin dışında Topkapı sarayında bir Hilafet ve İslam şurası oluşturarak, Pakistan ve Hintli Afganlı Müslümanların öneri ve istekleri doğrultusunda din işlerini devletten tamamen ayırıp halka mal edememiştir. Siyasi iktidarlar da sürekli oy için din istismarı yapmışlardır.

Sonunda, yıllarca önce sahte Atatürkçüler eliyle sömürü düzenlerini sürdüren Batılı emperyalistler, İslam dinini kullanarak, AKP eliyle yarattığı turban gündemiyle ülkemizi bölmüştür. Yüksek faize gelen sıcak para ülkemiz ekonomisini kasıp kavurmaktadır. İşsizlik ve yoksulluk sürekli artmaktadır. Dünya ya hâkim olan ülkeler, ABD AB Çin Hindistan, para değerini düşük tutarak dışarıya daha çok mal satmaya zenginleşmeye çalışırken, Türkiye yüksek faiz vererek getirdiği sıcak para sayesinde değerlenen TL ile sürekli dışarıdan daha çok mal almaktadır. Zengin ülkeler daha çok mal satarak işsiz sayılarını azaltırken, Türkiye daha çok borçlanıp mamul mal alarak işsiz sayısını sürekli artırmaktadır. AKP iktidarı, yoksul dürüst onurlu gerçekten inanan, samimi ve vatansever insanları uyguladığı tekelci faizci iktisat politikalarıyla sürekli açlığa ve çözümsüzlüğe mahkûm etmektedir. Türkiye, AB ye kesinlikle alınmayacak ve 2012 yılında AKP iktidardan düştüğünde bölünecektir.

Yüce Türk halkının yüksek vatan sevgisini, duygusal zekasını, insanlık merhamet ve arifliğini, samimi inancını hane hane, köy köy, mahalle mahalle, şehir şehir, meydan meydan insanlarla bire bir konuşarak, onları insan yerine koyup muhatap almayan ve gönüllerini kalplerini kazanamayan kör sağır ve dilsiz beceriksiz muhalefet partileri ve onların liderleri de en az AKP kadar, AKP iktidarının vatan hainliği, Siyonizm ile işbirliği suçuna ortak değiller mi sizce?

Türkler, kendi içinden ve kendi soyundan, kendi kanına genine dinine sahip, Allah’ın da kutsadığı gerçek liderini bulup çıkardığı anda dünya siyasetinde yeniden söz sahibi olacaklar, dünya dengelerini yeniden kurarak, insanlığın bekasını sağlayacaklardır. Aksi halde kıyametin habercisi ve şahidi olmaktan başka çare var mı? Gören göz, görünen hakikat kılavuz ister mi?

Prof. Mehmet Erdaş

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum yapın

AVUSTURYA DA VE AVRUPA DA TÜRKÇE KONUŞMAK YASAK, KÜRTÇE KONUŞMAK SERBEST!

 
 
 
 
 
 
Rate This

Prof. Mehmet Erdaş: Türklüğü, dili, dini ve gelenegi …

Viyana da Komando olarak askerligini yapan oglum Mehmet Yusuf begin_of_the_skype_highlighting     end_of_the_skype_highlighting Erdas in Turklugu – dili- dini-gelenegi ve fitri olusuna yaradilisina karsi ayrimci insanlik disi muamele hakkında

28.04.2010

Konu: 04.10.1991 Viyana dogumlu Avusturya Vatandasi oglum Mehmet Yusuf begin_of_the_skype_highlighting     end_of_the_skype_highlighting Erdas a Avusturya da Komando olarak askerligini yaparken arkadaslariyla teneffuste Turkce konusmasi sonucunda gunah kecisi (Sundenbock) ilan edilerek surekli hapsedilmesi, asagilanmasi, Turkluge hakaret edilmesi, ac birakilmasi, yarali olarak kapiya konulmasi Avusturyali Tegmenler Herbert Sonnleithner ve Rupert Teply ve Bundesheer tarafindan yapilan insanlik disi kotu muamele ve askerliginin bitimine iki hafta kala askerligine son verilmesi hakkinda onemli soru ve tesbitler:

1- Mehmet Yusuf begin_of_the_skype_highlighting     end_of_the_skype_highlighting Erdas celp edilirken Viyana da yapilan saglik muayenesinde 9 uzerinden dokuz verilerek sapasaglam oldugu icin Komando yapilmistir.

2- Ogluma ilk ceza Turkce konustugu icin verilmistir. Daha sonar bu ceza haksiz ve mesnetsiz olarak defalarca uzatilmistir.

3- Avusturya sivil ve askeri ceza kanunlarinin 33, 34, 35 ci maddeleri ile 94 ve 95.ci maddelerine uyan fiillerle askeri komuta gucu kotuye kullanilmistir.

4- Yarali iken dahi tedavisi yoluna gidilmek, psikolog danismana gonderilmek yerine mehmet Yusuf Erdas polise sikayet edilmek suretiyle surekli korkutulmus ve suclanmistir.

5- Aksam yemegi 16: 00 da verilmis ve sabaha kadar her iki saatte bir tekmil vermesi istenilen oglum surekli olarak sabah kahvaltisi 06:00 da verildiginden ve disaridan yemek siparis etmesi yasaklandigindan, maasi odenmediginden gunde 14 saat ac ve uykusuz birakilmistir.

6- Gunah kecisi yapilan Mehmet Yusuf begin_of_the_skype_highlighting     end_of_the_skype_highlighting Erdas Berlin den gonullu olarak gelip kendisine hediyeler verilerek ilk muayenesinden sonra komando yapilmis; daha sonra tum silah ve techizati alinmis daha agir ve farkli bir egitime tabi tutulmustur.

7- Oglum ile birlikte askerlik yapan Huseyin Unal ve Ali adli Turk Rekrut lar Turk elciliginde Av. Banu Kurtulan in onunde mehmet Yusufa yapilan kotu muameleyi anlatmislardir.

8- Her turlu yetki ellerinde olan Avusturyali Komutanlar ogluma psikolojik terror uygulamislardir: tedavisi yoluna gitmemisler, sivil doktor raporu ve muayenesini de kabul etmemislerdir. Ogluma esir ve suclu muamelesi ile psikolojik iskence yapilmistir.

9- Avusturya li gencler askere gitmezken Turk kokenli Avusturyali gencleri celp ederek hizmet verebilen Avusturya ordusu ve Savunma Bakanligi ve AVusturya Hukumeti bu olayin nduyulmasiyla Turk kokenli Avusturya vatandaslari cocuklarina Avusturya da askerlik yaptirmak istemeyecekleri dusuncesiyle olay Avusturya makamlarinca ortbas edilmek istenmektedir.

10- Mehmet Yusuf begin_of_the_skype_highlighting     end_of_the_skype_highlighting Erdas a tum haklari geri verilerek, gordugu zararin tazmini ve psikolojik tedavisi yoluna gidilmemesi halinde bu insanlik disi muameleyi hukuk yolundan sonuna kadar takip ederek, Avrupa Insan haklari Mahkemesine kadar goturecegiz.

11- Musluman olmayanlara domuz eti disinda her ogunde alternative et yemegi cikarilmasi kanunen gerekirken, onlara sadece Knodel verildigi ve daha sonra 14 saat sureyle ac birakildiklari, Turk Rekrutlarin Sayin Banu Kurtulan onunde ifade ettikleri gibi sabittir ve bu suctur.

12- Askeri kislada ne oldugunu biz disaridan bilemeyiz, ancak disariya yansidigi kadariyla askeri komuta gucu ihmalkar bir sekilde kotuye kullanilmistir ve Mehmet Yusuf begin_of_the_skype_highlighting     end_of_the_skype_highlighting Erdas a psikolojik iskence uygulanmistir.

13- Avusturya makamlari konuyu ortbas etmek yerine ogluma verdikleri zarari tum haklarini iade ederek tazmin ve tedavi yoluna gitmeli, bizlerden insanlik adina ozur dilemelidirler.

14- Turkce konusmanin yasaklanmasi, Turkluge hakaret edilmesi, Domuz eti yemeye dolayli olarak tesvik ve zorlama yapildigi gercektir. Ana dilinin arkadaslar arasinda teneffuste konusulmasinin yasaklanmasi hicbir sekilde kabul edilemez. Bu davranis ozelligi konuya irkci ayrimcilik ve saiyasal icerik kazandirmaktadir.

15- Avusturya da ailece turlu haksizliklara ugradik ve Viyana da Turk dusmanligini ve irkci davranislari cok gorduk yasadik. Bu yuzden ailece Avusturya disinda yasamaya karar verdik. Askerlik yapan oglumun Berlin den geldiginin bilinmesine ragmen ne ev kirasi odenmistir ne de digger sosyal haklari ve maasi duzenli odenmemistir.

16- Insana deger veren, hosgorulu ve guzel ahlakli dunya vatandasi cocuklar yetistirdim.Ancak kimse Avusturya vatandasi oldu diye kanini ve genini, dinini ve ana lisanini unutmaya veya terketmeye, dogustan gelen farkliliklarini yoketmeye zorlanamaz ve etnik kokeni ve dini dili gelenekleri nedeniyle asagilanamaz.

17- Viyana Savciligina verilen Almanca dilekcede konu anahatlariyla ozetlenmistir. Oglumun askerligi sirasindaki tepkisel davranislari, komutanlarinca ona uygulanan surekli psiko terrorist ve devamli suclu muamelesi yapilmasinin, Turk olarak etnik kokeni ve dilinin kulturunun geleneginin degerlerinin asagilanmasi hor ve hakir gorulmesinin tabii sonucudur.

Oglum kimseyi tehdit etmemis, durup dururken hic bir suc islememistir, adam oldurmemistir, kimseyi yaralayip tehdit etmemistir, hirsizlik ve ahlaksizlik yapmamistir. Asagilanmaya karsi Avusturya da mizahi bir asagilama usulu olan “ scheissen gehen” idrar yapmak seklinde tepkisini gostermistir ki bud a nasil bir psikolojik baski uygulandiginin ve kendisine icki muptelasi sarhos Avusturyali komutaninca iskence edildiginin acik delilidir.

27.04.2010 tarihinde Viyana da Cafe Landtman da duzenledigim basin toplantisinda orada bulunmasina ragmen konuya kayitsiz kalan eski SPO Lider Dr. Gusenbauer in konuya kayitsiz ilgisiz kalmasini da basin mensuplarinin ve kamuoyunun dikkatine sunuyorum.

Tum basin mensuplarina, Avusturya makamlarina ve kamuoyuna, insanliga bu insanlik disi tutum ve davranislara kayitsiz kalmamalari cagrisiyla saygiyla duyurulur.

Prof. Dr. Mehmet Erdas

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum yapın

TOPLUMSAL REFLEKSLERİ HAREKETE GEÇİRMEK İÇİN

 
 
 
 
 
 
Rate This

Prof. Mehmet Erdas: Altyapı oluşturmak….

Berlin: 26.08.2010

12 Eylül referandumu Türk halkı ile dalga geçmek, yapay gündem yaratmak ve İlk seçimde iktidardan düşecek olan AKP kadrolarının yargılanmaması için gerekli hukuki altyapıyı oluşturmak maksadı taşımaktadır. YÖK ve Dokunulmazlıklara dokunmayan bir Anayasa değişikliği 12 Eylül ile hesaplaşmak değil; 12 Eylül sivil diktasına ve Öcalan ın affedilmesine izin vermek anlamı taşımaktadır.

12 Eylül Referandumu sonucunda, AKP nin hem gelecek 2011 seçimlerinde iktidarda kalabilme, hem de yargıdan kaçabilme şansı ölçülecektir:

AKP hükümeti de karşısındaki cılız muhalefet de İsrail desteklidir ve eğer 12 Eylül de EVET çıkarsa Başbakan artık kolay kolay yargı önüne çıkarılamaz; HAYIR çıkarsa AKP ikinci bir hamle ile 2011 seçimlerinden önce, yeni ve daha kapsamlı bir Anayasa değişikliği Paketi ile yeniden yargıdan kaçma şansını dener;

EVET çıkarsa AKP liderine ‘ Kısıklı daki Villalarınız ve gemileriniz, mücevher dükkanlarınız hayırlı olsun, güle güle outrun, PKK lideri Öcalan I affedebilirsin, Kürtlere federasyo n verebilirsin’ diyeceğiz; HAYIR çıkarsa, buyrun yaptıklarınızın, ve peşkeş çektiğiniz devlet malının, nasıl zenginleştiğinizin hesabını yargı önünde verin bakalım diyeceğiz.

Bayram değil seyran değil, bir yıl sonra seçim varken, bu 12 Eylül referandumu da nereden çıktı dersiniz? 12 Eylül ile dokunulmazlıklar ve YÖK kalkmadan nasıl hesaplaşma olur? Başbakan, Türk halkını ve kamuoyunu açıkca tüm devlet imkanlarını ve hakimi oldukları medyayı kullanarak işletmektedir. Asıl gizli hedefleri, bir yıl sonraki seçimlerde iktidardan düşmeden, yargılanmalarını kesinlikle önleyecek hukuki altyapıyı oluşturmak ve ülkenin gerçek gündemini değiştirmektir. Bu yüzden ruhani önderleri, ABD de Pennsylvania daki bir çiftlikte CIA korumasında yaşayan Fethullah Gülen’in ifadesi ile neredeyse ölülere dahi evet dedirteceklerdir. Bu çağrı, Nur Cemaatine ‘12 Eylül referandumu sonucunun EVET çıkması için, gece gündüz her türlü gayreti göstermek ve seçim hilesi yapmak mübahtır’ izni ve çağrısı olarak da anlaşılabilir.

AKP Hükümetinin İsrail ve ABD destekli olduğunu duymayan bilmeyen kaldı mı? TELEKOM başta olmak üzere uygulanan Özelleştirme torpilleri ve Fethullah hareketiyle yeni türetilen AKP zenginleri ve CIA_MOSSAD _MIT ile ortak istihbarat ağı işbirliği yargı ve Emniyete TSK ya iyice sızdı. ABD ve İsrail, önce TSK’yı kullanıp ihtilallerle perde arkasından Türk siyasetine ve ekonomisine uzaktan perde arkasından yön verdi. Şimdi de AKP kadroları gibi ekonomi bilgisi yetersiz, sıcak paraya aldanan kadrolarla işi uzaktan kumanda ile çok iyi götürüyorlar. Adeta 12 Eylül ile hesaplaşmak aldatmacası ve asker düşmanlığı, ERGENEKON hikayeleri ve TV şarlatanları ile hergün beyni yıkanan Türk halkı eğer referandumda evet derse, Başbakan ve AKP kadroları iktidardan düşünce, kolay kolay yargı önüne çıkarılamaz.
12 Eylül 2010 referandumunun yegane gizli gündemi ve maksadı budur. İşsizlik ve ekonomik finansal krizle boğuşan ve cari açığı kısa sürede 2010 yılında, milli gelirinin %4.4 üne tırmandırılarak (Kaynak; RGE Roubini Turkey Economic Analysis) iyice kırılgan hale getirilen Türk ekonomisinde artan işsizliği ve iflasları 2011 e kadar halkı referendum aldatmacası ile meşgul ederek, sahte açılım paketleri ve karşılıklı sert söylemlerle gündemden düşürmek, HSYK ve Anayasa Mahkemesi üyelikleri ile oynanarak Yargı da hakimiyeti ele geçirmek, kısacası bir sivil 12 Eylül 2010 darbesi hedeflenmiştir. Arif Türk halkı bu oyuna gelmeyecektir. Gelirse kendi kaderini kendisi tayin etmiş ve demokratikleşme, sivilleşme yutturmacası adı altında sivil diktatörlüğe, tek parti hakimiyetine izin vermiş olacaktır.

12 Eylül’den sunulan Anayasa değişikliği ile sonuç EVET çıkarsa artık AKP kadrolarından hukuken hesap sormak zorlaşır:

Başbakan, 2002 seçimlerinde, açıkça seçim beyannamesinde, dokunulmazlıkları kaldıracağına söz vermiştir. Şimdi millet önünde yalancı durumuna düşmüştür! YÖK, Türk gençliğinin ve akademisyenlerinin gelişmesini ve dünya ile bütünleşmesini önlemiştir ve önlemektedir. Üniversitelerin sayısı çoğalmış ama eğitimde özellikle Üniversitelerde eğitim kalitesi düşmüş; işsiz üniversite mezunu sayısında %25 oranında artış olmuştur.YÖK ve milletvekili dokunulmazlıkları kalkmadıkça, 12 Eylül’den kesinlikle hesap sorulamaz Ancak her nedense ne miletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması, ne de YÖK ün kaldırılması, AKP kuruluşunda ve tüm seçim beyannamelerin de yer aldığı halde referendum taslağında yer almamıştır. Neden mi?

Eğer referendum dan Hayır çıkarsa, AKP yeni bir Anayasa değişikliği opsiyonunu ve 2011 seçimlerinde riske girmeden elini açık tutabilecek ve aynen 12 Eylül Generalleri gibi hesaba çekilemeyecekleri bir hukuki ortamı, Yüksek yargıya karşı koruyucu zırhı siyasi gücünü ilk gelecek genel seçimde kaybetmeden, önceden hazırlama.telaşına düşmüştür. AKP yetkilileri ve başta Başbakan, çok iyi bilmektedirler ki, 1950 de başlayan 60 yıllık Türk siyasi tarihinde en çok iki kez üst üste iktidar olunabilir, ama üçüncü kez mızrak çuvala sığmaz ve tek başına iktidar olunamaz. Perde gerisindeki hakim güç odakları buna müsaade etmezler ve siyasi iktidarın yolsuzluklarını belli kanallardan deşifre etmeye başlarlar.Nitekim Menderes, Demirel, Ecevit, Özal dönemlerin de de, aynı siyasi parti en çok iki kez-en fazla 10 yıl süreli- üst üste iktidar olabilmiştir.Türkiye yi perde gerisinden yöneten gerçek güç sahibi odaklar, uluslararası finans kapital ve onun askeri ve sivil istihbarat şebekeleri, güçlerini hiç harbetmeden başka kimse ile paylaşmak istemez. AKP, 2011 seçimlerinde kesin iktidardan düşeceğini iyi bilmektedir. Bu yüzden Başbakan, siyasi sonunu önceden bilerek son kez Milletvekili adayı olacağını ve siyaseti bırakacağını açıklamıştır. Bu yüzden 2011 seçimlerinin sonucu alınmadan 12 Eylül Referandumu ile iktidardan seçim ile düşmeden yapılacak 12 Eylül Referandum hamlesi ile, yargıyı önceden ele geçirmek suretiyle hesaba çekilmekten kurtulmak istemektedirler. Bu yüzden Başbakan çok öfkelidir ve siyasi gerilimi bilerek ve isteyerek tırmandırmaktadır. Kendisine iktidarı bahşeden, gerçek güç odaklarına rağmen iktidarda kalabilmek ve Cumhurbaşkanı olabilmek için akla hayale gelmedik, Türkiye yi bölebilecek akıldışı siyasi riskler almaktadır. 12 Eylül askeri darbesinde yapılan haksızlık ve zulüme karşı, halkta biriken öfkeyi kendi siyasi iktidarı lehine oya çevirmektan tutun da, Kürt açılımı adı altında PKK yı meşrulaştırmak, Öcalan a af ve Kürtlere federasyon vaadi gibi vahim sonuçlar doğuracak, Türkiye yi bölecek planlara yeşil ışık yakmaktadır.

AKP nasıl kuruldu ve hapis kararına rağmen Erdoğan neden Milletvekili seçtirilerek Başbakan olmasının yolu açıldı? AKP, karşısında başta Ecevit ve Deniz Baykal olmak üzere Devlet Bahçeli’ yi kullanarak, siyasi muhalefeti planlı ve bilinçli olarak yok(iğdiş) etmiştir.

Sizce 2002 seçimlerinde, 2001 Krizi sonrasında halkın karşısına çıkarılan siyasi liderlerden en iyi ABD İsrail kuklası kim olabilirdi? Kim en az eğitimli, uluslar arası bilgi ve tecrübesi eksik, devlet deneyimi en az, ama en iyi hitabet gücüyle halkı en iyi aldatabilir, yapay gündem yaratabilir ve perde gerisinde akıl alıp uzaktan yönetilmesine imkân sağlarsa o olabilirdi değil mi? Nitekim 2002 seçimlerinde, Kemal Derviş Başbakan olacak beklentisiyle Devlet Bahçeli ve Mesut Yılmaz ikna edilerek ve Ecevit bertaraf edilerek başlatılan tüm siyasi manevralar, ustalıkla AKP yi iktidara getirmek için kullanılmıştır. Neden? Türkiye de en son Başbakan olacak eğitimsiz bir hatip, 17 yaşından beri sokak gezip laf üretmiş nabza göre şerbet vermesini öğrenmiş ama ne teknoloji ne ekonomi ne de finans bilmediğini, faiz gerçeğini bile Başbakan olduktan sonra öğrendiğini, kendisi de açık açık defalarca MUSİAD kongrelerinde basın önünde söylediği halde neden Başbakan olabildi? Bir kimse Müslüman olmakla övündüğü halde, nasıl olur da faiz gerçeğini Başbakan olduktan sonra öğrenir di?. Daha İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken kendisine yabancı lisan, İngilizce bilmek çok önemli denilince, ellerini havaya kaldırarak Prof.Erdaş’ a:
-Boşver ya, ben tercüman kullanırım
diyebilen birisi nasıl siyasi parti kuracak parayı bulup da Başbakan olabilirdi?
ABD Başkanları ile tercüman aracılığıyla konuşan bir Başbakan ‘one minute’ demekten başka laf edemiyor uluslararası platformlarda! Ne acı değil mi? Perde arkasında ise AKP iktidarında, eğer Danıştay ve Anayasa Mahkemesi durdurmasaydı, mayınlı arazilerden tutunda İstanbul Büyükşehir Belediyesinde METRO dahil tüm büyük ihaleler Yahudi firmalara verildi.Türkiye bu Başbakan a gereken dersi vermekte geç kalıyor çok geç! Şimdi de İGDAŞ ı özelleştireceklermiş İstanbulda! Yazıklar olsu n devlet malını bu kadar bedavaya peşkeş çektiler, din iman diyerek milleti dini ile kitabı ile aldattılar! Bunda millete sürekli inanmak aptallık diyerek din karşıtı yarı aydınların da katalizatör rolü oynadıkları açık değil mi? Bilenle bilmeyen, doğru ile yanlışı ayırt edebilenle, ayırt edemeyen bir olur mu? Olursa işte böyle, dünyanın en jeostratejik konumunda olan, çoğunluğu Müslüman zengin tarihinden korkulan Türkiye de başları da ayaklar yönetir! CIA ve MOSSAD işbirlikçisi Fethullah Gülen Cemaati ve Simon lar, Agoplar ve Türkiye yi bölmek isteyen, emperyalizmin Türk pasaportu ile Irak ta siyasi gücü emanet ettiği Kürt maşaları ile İmralı da ki Bebek katili hapisten devlete hakim olur, yönetirler. Hapse giren bir adama normal şartlarda sicili bozuk diye normal sıradan bir iş bile vermezler, ama maalesef Türkiye de ki kokuşmuş, başı sonu arapsaçına dönmüş devlet yapısında hâkim olan çıkarcı işbirlikçiler, ERGENEKON gibi yapay gündemler yaratmak için kullanılan ve yasadışı yapılan dinlemelerle, en iyi kuklaya mağdur rolü oynatarak siyasi Parti liderliğine getirip Başbakan dahi seçtirirler ve azami derecede kullandıktan sonra da dipsiz siyasetin cehennem çukuruna hiç acımadan süpürürler. Ergenekon davasının bilgi kaynakları arka planda AKP yi halka şirin gösterip iktidar yapan ve istedikleri gibi kendi çıkarları için kullanan, uluslar arası finans kapitalin kanunsuz dinleme örgütleridir. Hukuken kanunsuz ve izinsiz yapılan dinlemeler hukuki delil olarak kullanılamaz.
Bu âlemde hiçbir şey gizli kalmaz. AKP’ nin ve Başbakan’ ın yakın gelecekte bizzat kendi yandaşlarının ifşaatları ile düşeceği cehennem çukuru, hak edilmeden yaşanan cennet iktidar döneminin, yabancılara peşkeş çekilen devlet malının ve yenilen yetim hakkının, devlete ve şehitlere ihanetin, haksız ve hesapsız zenginleşmenin bedeli olacaktır. Sonuçta, EVET çıksa da HAYIR çıksa da, kim ne ederse kendisine edecektir ve herkes zerre kadar dahi olsa tüm yaptığı iyilik ve kötülüklerin, doğru ve yanlış kararların bedelini, gelecekte yine kendisi ödemek durumunda kalacaktır. AKP lilerin ve 2002 den beri milletvekili dokunulmazlıklarını ve YÖK ü kaldırmak sözünde durmayan, ama ne pahasına olursa olsun, siyasi gerilimi tırmandırarak, hukuken Yüce divan da yargılanmasını önleyemeden iktidarı bırakmak istemeyen Başbakanlarının, canları ne kadar cennet istese de, günahları koyuverir mi dersiniz?

Türk toplumunun, basın radyo ve görsel medyanın, TSK, MIT ve Emniyet in savunma ve istihbarat reflekslerini kötürüm eden, ülkenin bölünmesine karşı harekete geçebilecek tüm rakip siyasi liderleri yok eden, kısacası Türkiye Cumhuriyetinin temellerine Kürt açılımı ile dinamit koyan AKP iktidarının ve Gülen Cemaatinin mutlaka yargı önünde hesaba çekilmesini istiyorsanız HAYIR, villalarınız gemileriniz yandaşlarınızın yetim hakkıyla zengin olması hayırlı olsun, ülkeyi bölmeye devam edin diyorsanız EVET oyu kullanınız!

Türk toplumu, arif olarak sağduyusu ile hırsızlara ve yalancı din tacirlerine muhakkak gereken dersi verecektir.

Prof. Dr. Mehmet Erdas

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum yapın

GELECEK TAHMİNLERİ

 
 
 
 
 
 
Rate This

Prof. Mehmet Erdaş: SİYASİ GELECEK TAHMİNLERİ…

KORKU, ZAMAN BİLİNCİ, EĞİTİM VE HAYAT KALİTESİ; SİYASİ GELECEK TAHMİNLERİ

07.12.2010 Viyana

Dondurucu soğuklar herkes için en büyük güncel tehdit olmaya devam ediyor. Berlin ve Viyana da -23 dereceye kadar düşen hava sıcaklığı korkutuyor. İnsanların ne giydiklerine bakınca, dikkatinizi çeken ortak nokta; hepsi petrol ürünleri, ama petrol bulunmadan önce de buralarda hayat vardı. Zaman bilincinin artması ve korkunun bilgiye dönüşmesi ile elde edilen yeni ürünler ve teknolojik keşifler hayat kalitesini de artırdı.

Güzel ahlak ve kaliteli eğitim, Alman idealizmi, Avrupa da zaman bilincinin artmasını ve korkunun bilgiye dönüşmesini sağladı. Bu sayede Alman teknolojisi üretilebildi. Bugünkü Alman toplumunun, Alman idealizmi ile pek bağı kalmadı. Karmakarışık ve disiplinsiz hayat, kalitesiz eğitim, gelişmekte olan ülkeler havasına soktu Almanya da günlük yaşamı. Ücretler çok düştü. Hartz IV kanunları ve Ajanda 2010 adı altında, hem de Sosyal Demokrat Gerhard Schröder’ in SPD ve Yeşiller hükümeti tarafından yürürlüğe sokulan uygulamalar Almanya’ yı kökten değiştirdi. Almanlar geleceğe pek umutla bakamıyorlar.

Umudunu kaybeden insanlar için hayat anlamını kaybeder. Kişilik bunalımları ve kötümserlik yayılır, toplum bunalıma girer. Radyo TV yayınları ile topluma ne kadar umut pompalamaya çalışsanız ve insanları ne kadar yapay gündemlerle oyalamaya çalışsanız da hayatın gerçekleri, gerçek gündem galip gelir. Bunalım dönemlerinde toplumda insan ilişkileri de zayıflar ve tüketim azalır. Kapitalizmin en büyük sorunu atıl kapasite ve talep yetmezliğidir. Üretilen mal ve hizmetlere talep azalınca, fiyatları düşer ve önce küçük işletmeler, atölyeler ve fabrikalar birer birer kapanmaya başlar.

Faiz mekanizması, serbest ticareti ve rekabeti yok eder; piyasalar da kendiliğinden tekelleşme oluşur. Fiyat mekanizması işlemez olur. Büyükler küçükleri yutar. Sermaye birikimi fazla olan büyük firmalar, fiyat kırarak küçük işletmeleri yok eder. Bu yüzden bunalım ve kriz dönemlerinde Bankalar, sadece büyük firmalara kredi vermeye başlarlar ve küçük firmalara kredileri tamamen keserler. Neden mi? Sermaye birikimi yetersiz olanların, rekabet gücünün de olmadığını ve uzun süre krize dayanamayacaklarını çok iyi bilen Bankacılar, ya doğrudan ödeme gücü olan son tüketicilere, ya da çok büyük firmalara yönelirler. Bunalım ve kriz dönemlerinde, tüm ekonomik aktörlerin hedef kitleleri, hedefleri, strateji ve taktikleri değişir. Ürün değiştirmeye, fiyat kırmaya, stoklardan kurtulmaya çalışırlar.

1929 Büyük Ekonomik Depresyonu ile 2008 Küresel Finans Krizinin sebep – sonuç ilişkileri aynıdır. Her ikisinin de temelinde güven bunalımı, atıl kapasite ve talep yetmezliği yatar. 1929 Büyük buhranından sonra, 1933 de Alman ya da Hitler sahneye çıkmış ve 1944-1948 arasında ikinci Dünya savaşı yaşanmıştır. 2008 Krizinden sonra, başta ABD olmak üzere karşılıksız dolar basmaya başlamışlardır. Varlık değerlerindeki trilyonlarca dolarlık erimeler, yeni finans balonları oluşturularak gizlenmeye çalışılmaktadır. Ekonomide de Tabiatta olduğu gibi birdenbire vardan yok, yok dan da var olmaz. Birikimi yıllar süren sermaye, eriyen varlık değerleri, ABD’ nin Irak ve Afganistan a askeri müdahalesi, uluslar arası ilişkilerde karşılıklı güveni yok etmiştir.

Dünya da korku dengesi, yeniden soğuk savaş döneminin silahlanma yarışına dönüşmek üzeredir. Çin ve Sovyetler Birliği, Hindistan ve Pakistan, Afganistan ve İran üzerinden ABD ve NATO ya büyük baskı uygulamaktadır. ABD dolarına güven sarsılınca, dünya da Altın fiyatları ons başına 1400 doları geçmiştir. Uranyum fiyatları da %45 oranında artmıştır. Hammadde ve petrol fiyatları normalin üzerinde artmıştır. Dünya ekonomisi yeniden, aynen 1929 buhranında olduğu gibi, önce yüksek enflasyon dönemini yaşayacaktır. Bir ekmek almak için yine bir çuval para ödenecektir. Arkasından da, büyük ihtimalle Ortadoğu’ dan başlayan yeni bir kıyamet harbi gelecektir.

Türkiye’ de AKP iktidarı, en geç Kasım 2012 ye kadar iktidardan uzaklaştırılacaktır. Ani sıcak para çıkışları, bir süre ılımlı İslami sermaye ile dengelense de siyasetin fitili ateşlenecektir. Yolsuzluk dosyaları Wikileaks yöntemleriyle birer birer ortaya dökülecektir. TSK direnmeye başlayacak ve Türkiye de büyük bir hesaplaşma dönemi yaşanacaktır. Kimsenin yaptığı yanına kalmayacaktır. Hiçbir şey, hiçbir yolsuzluk sonsuza kadar gizli kalamaz.

İşsizlik ve gelir dağılımı bozukluğu Türkiye ekonomisinin temel yapısal sorunu olarak çözümsüzdür. Demokratik Devrim yapabilecek siyasi oluşumlar, dünyayı yöneten büyük sermaye tarafından desteklenmezler. Toplumsal ve sosyal adalet idrakinde yetersizlik, kalitesiz eğitim ve sağlık hizmetleri, büyük sermaye tarafından kontrol altında tutularak yönlendirilen güdümlü din iman sömürüsü, işsizlik ve gelir dağılımındaki dengesizliği ve çözümsüzlüğü de sürekli kılmakta, yapısal ve kronik hale getirmektedir. Toplumları ya da bireyleri sömürmek için muhtaç hale getirmek, savaş ya da krizlerle sıkıntıya sokmak lazımdır. Kültürel değerler ve davranış kalıplarına uygun düşmanlık tohumları atmak ve birbirine karşı kışkırtarak, terör tehdidi ile menfaat çatışması yaratıp bölmek, Kapitalizmin kullandığı yaygın ve bilinen tarihi sömürü yöntemleridir. Bunun için önce toplum da düşmanlık tohumları ekilir; etnik Milliyetçilik, din ve mezhep ayrılıkları, sağ sol siyasi görüşler iyice kutuplaştırılır ve sonunca beklenen kıvılcım ateşlenerek hedef ülke karıştırılır.

Türkiye hedef ülkedir.Türkiye de yıllardan beri sinsice bu ortam hazırlanmıştır. Cesaret edip baş kaldıracak kimse kalmamıştır. Toplum korku ve geçim sıkıntısı ile iyice sindirilerek bölünüp parçalanmaya hazır hale getirilmiştir. Parasal ekonomik büyüme, Turizme dayanan büyüme ile Türk toplumu aldatılmaktadır. Bu yüzden kalıcı, işsizliği önleyici enerji ve üretim tesisleri kurulmamıştır. Toplum, oynanan siyasi güç oyununun farkına vardığında artık çok geç olacaktır.

Prof. Mehmet Erdaş

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum yapın

YAZILIM GÜVENLİĞİ SANAYİ CASUSLUĞU STUXNET VİRÜSÜ

 
 
 
 
 
 
Rate This

SANAYİ CASUSLUĞU, STUXNET VİRÜSÜ, CASUS YAZILIM MÜHENDİSLİĞİ VE PAKET YAZILIM TEKNOLOJİSİ İLE SİVİL SAVUNMA KONSEPTİ HAKKINDA ÖNEMLİ BİLGİLER

30.09.2010

Günümüzde insanlar sadece çıkar ilişkisi olan insanlarla tanışmaktadır. Alış veriş de, iş yerinde, tatilde siz hiç çıkar ilişkiniz olmayan insanlarla tanıştınız mı? İnsan insanın etini yemez sütünü içmez, ama bilgisini ve zamanını emeğini kullanır. Bu yüz den de insanlar toplu halde yaşarlar. Hayvanlarda birbirlerinin etini yemez sütünü içmez ama sürü halinde yaşarlar değil mi? Ama insanlar hayvanların etini yer sütünü içer de onun için onları besler, yaşama hakkına saygısı yüzünden hiç Allah rızası için hayvan besleyeni gördünüz mü? Demek ki daha soyut kavramlarla düşünüp konuşabilen, daha çok ve soyut isimleri, kavramları öğrenen insanlar tüm diğer canlılardan faydalanabilmektedir. Devrin program kontrollü en iyi silah teknolojisini üretmek için, en teorik matematik bilgisi kullanılmaktadır. Radarlara yakalanmayan Stealth uçaklarının teknolojisi, bir Rus matematikçinin Rusça yayınlanan bir Matematik dergisinde ispatladığı teoremini kullanarak keşfedilmiştir.

İnsanların kendi aralarında da sınıfsal ve toplumsal katmanlar oluşmaktadır soyut düşünebilme kabiliyet ve becerilerine göre değil mi? Daha çok soyut düşünebilenler daha zeki olurlar, bir de akıllı iseler daha çok zengin olurlar ve hafıza kapasiteleriyle orantılı olarak gelecek hakkında daha çok ihtimali ve olayların olma olasılığını akıl edebilirler. Böylece sermaye sahibi olurlar. Para ve sermaye sahipleri akıllı ve kurnaz olurlar. Su misali para ve sermaye de en kısa ve direnci en az olan yoldan kanallardan akar, el değiştirir, insanlar, toplumlar ve uluslar arasında. Buraya kadar herkesin anlayabileceği yalın dilden insan ve çıkar ilişkileri ile para ve sermaye hareketlerini irdelemeye çalıştık.

Şimdi de sanayi casusluğu, yazılım ve teknoloji, stuxnet virüsü üzerinde kısaca duralım. Soğuk savaş döneminde de Amerika ile Sovyetler Birliği arasında en önemli kesişen faaliyet sanayi casusluğu idi. Teknoloji araştırmaları büyük paralar gerektirir. Bu yüzden de ilk önce askeri amaçlarla finanse edilir. Güvenliğini sağlayamadığınız, yayılmasını kontrol edemediğiniz, size askeri üstünlük, güç ve güvenlik sağlamayacak bilgiye ve teknolojiye yatırım yapmazsınız. Napolyon, Kuzey Afrika’ yı Fourier adındaki Fransız Matematikçinin logaritmik taban ve e-sayısını, Fourier serilerini keşfetmesiyle dökülen, menzil ve hedefi vurması kesin olarak hesaplanabilen üstün toplar sayesinde fethetti. Bugün de yarı iletken ve yazılım teknolojisine hakim olan dünyaya hakim olmaktadır.

Günümüz de bütün teknolojik süreçler yazılım ve program kontrollüdür. Her türlü istihbarat faaliyeti ve sanayi casusluğu artık IT güvenliği ve yazılım teknolojileri ile yapılmaktadır. Telefon, Internet, ev ve işyeri Bilgisayar ağları kullanıcıların bilgi ve istekleri, bilgileri dışında her an trojaner denilen virüs programları veya kendi kendini yöneten stuxnet türü casusluk programlarıyla izlenip dinlenip denetlenebilmekte ve yok edilebilmektedir. Önemli olan işletim sistemi denilen yönetim programlarına güvenlik duvarlarını (firewall-ateş hattı)aşarak sızdırılabilmeleridir. Aynen düşman mevzilerinde casusluk faaliyetlerini yürütmek gibi, uzaktan kumanda ile hasmınızı yenebilmektesiniz. Bu sebeple kodlama, şifreleme ve yazılım teknolojileri günümüzde en önemli yüksek gelir getiren ve prestijli uluslar arası profesyonel mesleklerdir. Bu konuda bir kez marka ve patent ürettiniz mi artık ömür boyu çalışmanıza gerek kalmaz; onu her kullanan size para ödemek zorundadır.

Günümüzde sanayi casusluğu hala çok önemlidir. Her türlü haberleşme, üretim, tüketim, yönetim ve organizasyon faaliyetleri yazılım ve program kontrollüdür ve uzaktan şebekeye sızdırılan casus yazılımlarla, virüs ve trojanerler ile sürekli izlenebilmektedir. İngilizlerin MI5, Amerikalıların CIA ve FBI, İsraillilerin MOSSAD teşkilatları sürekli IT ve Güvenlik yazılımları konusunda eleman aramaktadır. Facebook, Skype ve Twitter başta olmak üzere internet haberleşme ortamını ve IP-Internet Protocol ve UDP Paket protokolünü kullanan tüm sosyal ekonomik finansal teknoloji şebekeleri uzaktan kolayca kontrol dışı izlenebilir ve dinlenebilirler. Kullanıcıların ruhu bile duymaz, ne olduğunu nasıl olduğunu anlayamadan tüm sırları ortaya dökülebilir. Interception denilen dinleme ve saplama teknolojileri tamamen yazılım kontrollüdür. Kat kat hiyerarşik bir mimariye ve makro komutlara sahip nesnel bazlı (object oriented) tümleşik programlama teknolojileri, her türlü bilgiyi işleyen ve depolayan bilgi bankalarına ve işletim sistemlerinin çekirdek programlarına nüfuz ederek yerleştirilebilir. Bu dinleme ve izleme maksadıyla olabildiği gibi tahrip etmek yok etmek maksadıyla da yapılabilmektedir.

2004 yılında, Amerika da CIA ye bağlı bir istihbarat şirketine, Suudi Arabistan, İran ve Türkiye de, SIEMENS firması tarafından üretilen ve sanayi tesislerinin yönetiminde kullanılan tamamen program kontrollü ve tümleşik bir süreç denetimi paket programı olan SCADA yazılımının hangi santrallerde kurulu olduğu ve hangi yazılım versiyonu ile çalıştığını tespit etmek araştırmak görevi verilmişti. O zaman ki gizli maksat, Orta Doğu Petrollerinin güvenliğini sağlamak için İran a veya Türkiye ye olası bir askeri müdahale halinde, ABD veya İsrail tarafından bombalanan elektrik santrallerinden ne kadar kısa sürede bağlaşımlı (inter-connected) sisteme yeniden bağlanarak elektrik enerjisi sağlanabileceğini tespit etmekten ibaret idi. Daha sonra bu maksat, İran nükleer santrallerini bombalamaksızın, stuxnet denilen özel sanayi casusluğu ve virüs programlarıyla uzaktan izlemek, kontrol etmek ve gerektiğinde elektrik şebekesinin topyekûn süreç denetim kabiliyetlerini uzaktan izleyip denetleyerek, askeri harekat yapmadan yok etmek haline dönüştürüldü. Bu konuda yeni silah teknolojilerine harcanan büyük paralar kadar bütçe ayrıldı ve altı yıl sonra ilk saldırı gerçekleştirildi. Kısmen de propaganda amaçlı olan bu Siber savaş (Cyber-War), CCC-Communication Command Control teknolojileri ve taktikleri, günümüz toplumsal direnişinin, enerji, bankacılık ve finans, haberleşme teknolojilerinin, tüm üretim tüketim ve yatırım faaliyetlerinin uzaktan izlenmesini, tahrip ve yönlendirmesini sağlayabilmektedir.

Özellikle tırmanan nükleer ve biolojik sızıntı ve kirlenme tehdidine karşı, İstanbul gibi milyonluk metropollerde hala bir sivil savunma ve sığınak intikali ve asgari kıta yükü konseptinin olmaması, Türkiye’ nin idaresinin ne kadar cahil ellerde olduğunun göstergesi değil midir? Örneğin 6 Milyon nüfuslu dağlık İsviçre de dahi, her yeni doğan bebek dahil asgari üç aylık kıta yükü ve sivil savunma sığınak intikal programı vardır ve her yıl yenilenmektedir. Daha yapım aşamasında olan Kadıköy- Kartal yer altı treninin, Pendik mevkiinde yüksüz halde iken yapım aşamasında çökme tehlikesi geçirmesi ve E-5 in trafiğe kapatılması önemli bir facianın habercisi değil midir? Bu faciadan ders alarak, bu tür projelerin sivil savunma amaçlı olarak yerin yedi kat altına inilmek suretiyle, Adolf Hitler in Berlin de yaptığına benzer sivil savunma ve sığınak ihtiyacının önceden karşılanması düşünülemez mi?

Günümüz de enerji, ulaşım, haberleşme, bankacılık ve finans sisteminin temel güvenlik alt yapısını, en son yazılım kontrollü ve uzaktan kumanda edilebilen casusluk teknolojileri ile donatamayan, vaktinde nükleer ve biolojik tehdide karşı yaygın sivil savunma ve intikal konseptleri oluşturamayan toplumlar ve devletlerin uzun vadeli yaşama şansları kalmamıştır.

Sevgiyle ve parlak fikirlerle ışıldayınız!

Prof. Dr. Mehmet Erdas

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum yapın

DİNİNİ AZ BİR DEĞERE DEĞİŞEN AKP KADROLARI VE RECEP TAYYİP

 
 
 
 
 
 
Rate This

Prof. Mehmet Erdaş: Din de hayatı kolaylaştırmak için…

TÜRKLÜK, MÜSLÜMANLIK VE İNSANLIK, FAİZ MEKANİZMASI VE İSLAM’ IN YENİ UYGARLIK FELSEFESİ;

Berlin-Viyana, 20.10.2010

Erkan-ı harp, zaman ve mekânı, düşmanın hedef ve planlarını önceden bilmek hayatı kolaylaştırır, harbi kazandırır. Din de hayatı kolaylaştırmak için insanlara yol gösterici kurallar koyar. İmansız insan ölümden korkar, cepheden kaçar. Semavi dinlere inanan insanlar bu kuralların gerekçesini anlamasalar dahi kurallara uymakla hayatları önemli ölçüde kolaylaşır. Ölüm hayatın en önemli gerçeğidir. Modern hayatın kural ve öncelikleri gerek harpte gerekse normal hayatta aynıdır. Zamanı ve kaynakları en etkin ve en verimli kullanan kazanır. Bu da çok iyi ve güvenilir gerçek istihbarat bilgisi ile düşmanın hedef ve palanlarını önceden veya anında öğrenmeyi gerektirir. Komutanların askerlerine ölümü emredebilmeleri için kendilerinin önce o ölüm korkusunu tadıp, yaşayıp aşabilmiş olmaları gerekir. Atatürk’ ün Türk gençliğine anlatılamayan farklı özelliği de buradan kaynaklanmaktadır.

Hayat insana kendini bilmesini, arzu ve isteklerini zamanla disipline etmesini öğretir. Eğitimli insan kendini, hudutlarını, istek ve arzularını kontrol edebilir. Cahil insan cesur olur. Bilen bildikçe daha çok bilememekten dolayı korkar ve bilimle sorgulayarak Allah a yaklaşır. Nasıl ki eğitim ve terbiye ile köpeği eşek, eşeği at yapamaz isek, eğitim ile de insanı bir üst türe, Peygamberliğe atlatamayız, ancak okumuş eğitimli terbiyeli insan, at, eşek yapabiliriz. Zaman idraki sadece insan da vardır ve ancak insan soyut kavramlarla ve isimlerle düşünebildiği için teknoloji üretebilmektedir. İnsandan başka tüm canlı varlıklara tabiat tarafından verilen en önemli silah sadece korkudur.

Yılan ve akrep zehrini kullanırsa ölür. En büyük korku, ölüm korkusunu aşarak ulaşılabilen korkudur, yani korkunun kendisidir, o da Allah tır. Bu yüzden gerçekten de Allah’ dan korkandan herkes korkar. Allah tüm canlıların ve cansızların yarattığı her şeyin sorumluluğunu insana emanet etmiştir.

Türk İslam uygarlığı hem Selçuklu (1071- 1299), hem de altı yüz yıllık Osmanlı İmparatorluğu (1299-1923) dönemlerinde Arap İslam’ ından çok farklı yaşandı. Arap milliyetçiliğinden arınmış gerçek İslam uygarlığı henüz dünya da yaşanmadı. Hz. Muhammed, Arap kavminden değil de Alman ya da Türk kavminden olsaydı acaba İslam uygarlığı, Kadın-Erkek işbölümü, miras hukuku ve insan hakları nasıl olurdu? Nitekim Kuran da 14. Sure olan İbrahim suresinde, mealen ‘ Biz her millete kendi dilinden hakikati açıklasın diye Peygamberler gönderdik’ buyuran ayetin hükmü ne olmalı, hiç düşündünüz mü?

Asker demek en güzel ahlaka ve hayat disiplinine sahip vatansever insan demektir. Vatan sevgisi imandandır. Günümüzde vatan gazete, din ise AKP ile ticaret ve siyasete araç oldu. ‘Türkler asker millettir’ sözünün anlamı nedir? En güzel ahlaklı, en disiplinli ve en temiz insan Türk insanıdır. Dinin maksadı da güzel ahlaktır. O halde gerçek Türk kanı taşıyan bir insan, askerce zaten kendini disipline etmiş, nefsini terbiye etmiş, kendine ailesine ve topluma karşı sorumluluğunu, dostunu ve düşmanını iyi bilen akıllı insandır.

Türkler, Müslüman olmadan önce de aynı kana ve gene sahiptiler. Önce insan olamayan, çağdaş insanlık ideallerinin gerisinde kalan insan, Müslüman olsa da inancıyla kendini kandırmaktan başka ne fayda elde eder? Daha çok Arap kültürü etkisinde kalan Müslüman toplumların gelişememelerinin en önemli nedeni öncelikle faiz mekanizmasını, sermaye birikimi sürecini ve faiz yasağının maksadını kavrayamamalarındandır.

Peygamberlik nedir?
Peygamberler, çok güçlü bir hafızaya sahip, en soyut kavramlarla düşünebilen, en zor konuları en ince detayı ile en küçük ihtimali ve en genel, olması en kuvvetli ihtimal arasındaki tüm olasılıkları hesaba katarak, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, zaman ve mekân bağlamında çok boyutlu düşünerek akıl eden, toplumun ve insanlığın en ince duygulu, en güzel ahlaklı, en bilgili ve en güvenilir örnek alınacak, tüm söyledikleri kolayca o anda kavranılamasa dahi, kesinlikle her söylediklerinin ve yaptıklarının doğruluğuna inanılacak müstesna insanlardır. İnsanlık ve özellikle bencil Batı ve onların beynini yıkadıkları sözde Müslümanlar, Hz.Muhammed i gerçekten anladığında yeryüzü tamamen cennet olacaktır.

Çalışarak peygamber olunmaz. Allah’ ın dilemesi dışında kimse bir şeyi isteyip de ulaşamaz. Allah’ ın koyduğu emir ve yasakların tüm maksat ve nedenlerini ancak peygamberler anlayabildiğinden, ve Hz. Muhammed son Peygamber olduğundan Kuran dan başka kitap da, ilahi emir ve yasak da gelmeyecektir. Ancak yok olma, toplumların tarihten tamamen silinme durumuna gelmeleri halinde Allah onlara Peygamber göndererek, bilim ile başarılamayacak mucizelerle onları kurtarmıştır. Hz. Musa olmasa, Kızıldeniz mucizevî olarak yarılmasa bugün Yahudi kavmi de olmazdı.

Peki, Hz. Muhammed neden Allah ın son Peygamberi olmuştur? Yeni bir Peygamber gelse dahi, söyleyeceği anlatacağı Hakikat aynı Kuran da yazan hakikat olacaktır. Bundan sonra bilim ve din aynı noktada buluşacaktır. Bilim daha soyut kavramları ölçülebilir ve test edilebilir, akılla mantıkla her şey bilinebilir, doğrulanabilir veya yanlışlanabilir (Karl Popper, Erkenntnistheorie) hale getirdikçe, din ile bilim aynı noktada, aynı maksat ve hedeflerle, ancak bilimin farklı yöntemlerle türettiği bilgilerle, ilahi vahiy bir gün kesinlikle örtüşecektir. İnsanlığın gelebileceği en yüksek bilgi seviyesi ve soyutluk derecesi ancak Kuran ı Kerim olacaktır.

Allah nedir? Herkes Allah der ama kimse Allah’ ı bilerek tanımlayamaz. Allah, hiçbir zerreciğin dahi ihmal edilmediği, sonsuz çeşitliliğin birlikle bütünlendiği mükemmel ilahi güç ve tek bütünlüktür. Bu yüzden de farkında olmadan, insanlar Allah derken farklı bir Tanrıya inanırlar. Nitekim ikinci cihan harbinde tüm Hristiyanlar ‘ Gott mit uns-Tanrı bizimle’ diyerek birbirlerini öldürmüşlerdir. Bu yüzden din sömürüsü insanlık tarihi boyunca bitip tükenmemiştir.

İslam dini özünde laik bir dindir. Müslüman doğrudan Kuran ayetleri ile namazında Allah ı ile konuşur. Namazı da temiz olan her yerde kılar. Peki, o halde neden özellikle ABD ve Avrupa gibi sermaye birikiminin en fazla olduğu ülkeler İslam dinine düşman olmaktadır? İslam dininde en şiddetli yasak, faiz yasağıdır. Hâlbuki faiz yasağının uygulandığı bir devlet dünya da yoktur. Faiz yasağına uymak demek zamanı en iyi kullanmak, ticaret yaparak en çabuk zengin olmak demektir.

Zenginleşip sermaye birikimi sağlayanlar başkalarını esir ve köle edebilir. Parası çok olan parası az olanı piyasadan silebilir. Serbest rekabet kapitalist sistemde kesinlikle yoktur, ama İslam devletinin piyasası kesinlikle serbest rekabet piyasasıdır. Kapitalist sistemde piyasalara kesinlikle hâkim olan tekeller, başkalarına parası az olan piyasa oyuncularına hayat hakkı tanımaz. İsterlerse fiyatları istedikleri gibi düşürerek, küçükleri piyasadan silebilirler. Araştırma ve Geliştirmeye çok para ayırarak yeni ürünleri piyasaya sürer, yeni teknolojileri de ancak onlar geliştirirler.

İslam dinindeki sulandırılmamış faiz yasağı nedeniyle, komünizmin çökmesinden sonra kapitalizmi yenecek yegâne ekonomik sistem, daha çok paylaşım ve adil gelir dağılımına ve sosyal adalete dayanan İslami ekonomik düzendir. Bu yüzden topraklarındaki petrol ve tabii kaynakları gasp edebilmek için, gerçek Müslümanlara terörist damgası vurulmakta, gerçek Allah ın İslam’ ına karşı, ABD ve Avrupa kendilerine uygun devlet İslam ını (Mescid i Dırar) veya BOP gibi ılımlı İslam projelerini geliştirmektedirler. İslam sömürmek yerine emek ve adaleti en üstün tutar. Geleceğin yegâne uygarlık felsefesi, tekelcilik yerine en güzel ahlaka ve adil bölüşüme dayanan İslam ekonomik düzenidir. Bu düzende atıl kapasite ve talep yetmezliği sorun olmaz ve krizlere gerek kalmaz. Herkes ürettiği kadar tüketir ve emeğinin karşılığını alır.
Piyasada üretilen mal ve hizmetlerin değeri, kadar para miktarı, altın ile ölçülür; istenildiği kadar artırılıp azaltılamaz.

Ancak İslam, ilahiyatçıların anlayabileceği kadar basit bir sistem değildir. Matematik ve fizik bilmeyenler, saf akıl ile İslami düzeni anlayamazlar. Bilinen ekonomik teoriler sadece menfaat karşılığı, para karşılığı üretilmiş ve para ile kitaplar yazdırılarak insanlar o sahte teorilere inandırılmışlardır. Allah katında yegane gerçek din ve bilim İslam dır. İnancı ve felsefesi olmayan, geçici çıkar ilişkileri yerine kalıcı insanlık değerlerine dayanmayan her türlü bilgi bir süre sonra yalanlanabilir ve yıkılır yok olabilir. Batı medeniyeti ve bilimi de bir süre sonra yok olacaktır. Biz Müslümanlara ‘ Leitkultur-öncü önder lider Kültür’ olarak tanıtılmaya çalışılan Batı kültürü ve medeniyeti eski Roma ve Yunan felsefesine dayanır. İslam dini ve felsefesi, İslam uygarlığı eski Roma ve Yunan felsefesini aşmış, gerçek öncü önder ve lider kültürdür.

Sümer, Babil, Asur, Mısır, Hint, Çin, Türk, Arap vb. kültürlerin uygarlığa hiçbir katkısı olmadı mı?

Olur mu öyle şey; biliyoruz ki, uygarlık binlerce yıllık bir süreç sonucu bin bir kaynaktan beslenerek gerçekleşir. Batı uygarlığının temelinde nasıl eski Yunan varsa Doğu da vardır.

Örneğin İslam’ın uygarlığa katkıları görmezlikten gelinerek tarih yazılabilir mi?

Bağdat, Endülüs, Sicilya, Şam, Semerkand, Horasan, Kahire, Herat gibi İslam’ın bilim merkezleri inkar edilebilir mi? Bilimsel ve teknolojik birçok buluş, keşif buradan Batı’ya gitmemiş midir?

El Kindi (801?-866?), Razi (865-925), Farabi (870-950), İbn-i Sina (980-1037), Ömer Hayyam (1048-1131), İbn-i Rüşd (1126-1198), Nasreddin Tusi (1201-1274) ve yüzlerce Müslüman düşün adamı/filozof nasıl görmezlikten gelinebilir? Matbaayı Çinliler buldu, Türkler aracılığıyla Araplara geçtikten sonra Avrupa’ya gitti. Gutenberg sadece harfleri ayrı ayrı oymayı başardı! Güya pusulayı da G. d’Amalfi icat etmişti. Pusula da aynen matbaanın izlediği seyirle Batı’ya ulaştı.

Taberi’siz (839-922), Mesudi’siz (ö 956), İbn-i Miskeyf’siz (ö 1030) tarih yazılırsa ancak bu kadar yazılabiliyor demek ki!

Bizans dönemin en büyük kütüphanesi İskenderun Kütüphanesi’ni yakarken, İslam coğrafyasının her yanında kütüphaneler açıldı.
Dante’nin “İlahi Komedya”sı üzerinde Muhiddin Arabi’nin etkisi yadsınabilir mi? “Binbir Gece Masalları”nın Batılı yazarlar üzerindeki etkisinden bahsetmeye gerek var mı?

Çok övündükleri klasik müziğin sol anahtarı ve beş hatlı notayı bile ilk Müslümanlar kullandı.

Doğru dürüst su kanalları bile yapamıyorlardı; tarım tekniklerini El Avam’ın “Kitab-ül -hulase” okuduklarını bilmiyor muyuz? Kristof Kolomb 1498’de Haiti’den yazdığı mektuba göre, Amerika’nın keşfi İbn-i Rüşd’ün kaydettiği bilgiler sayesinde gerçekleşti. Uluğ Bey’in hazırladığı dünya haritasının kâşif kaptanlara rehberlik ettiğini bilmeyen mi var? Batılılar, Eflatun’u bile Müslümanlardan öğrenmediler mi? Eski Yunan bilimini yeniden düşünen ve ona özgün katkılar yapan Müslüman alimler yok sayılabilir mi? Rönesans ortalarına kadar Avrupa’da yazılmış bütün aritmetik kitaplarının kaynağı Harezmi’nin (780-850) “Hesab-ı hindi”si değil mi? Ondalık kesirler sistemini Gıyaseddin Cemşid’ten (1380-1437) öğrenmediler mi? Trigonometriyi bütün esaslarıyla Ebu’l Vefa Buzcani (940-998) yeniden kurmadı mı?

Matematikte devrim yaratan “sıfır”ı 976’da Muhammed bin Ahmed keşfetmedi mi?

Batı, simyadan bilimsel kimyaya geçilmesini Müslümanlara borçludur. Evrim düşüncesini, modern optiğin ilk tohumlarını İbn-i Heysem’in (957-1029) attığı gerçeğinin üstünü örtemezler.

Biz hala tartışmasını yapıyoruz; “alkool” sözcüğü bile Doğu’dan Batı dillerine geçti. Sadece bir tek sözcük değil dillerine geçen; kimya, cebir, ziraat, botanik, narenç, zafran, suda, kutun, nilüfer, şerap ve yüzlercesi…

Potasyum, aminoasit, sodyum, nitrat,ve cıvanın üretimini kim buldu? Çeliğe ilk su veren Müslümanlar değil miydi?

Katarakt, çiçek ve kızamık hastalığını ilk kez Müslüman âlimlerden okudular; cerrahi müdahalelerde uyuşturucu kullanmayı, yüksek ateşi soğuk su banyosuyla düşürmeyi, damardan kan akıtma gibi tedavi yöntemlerini Müslüman tıp adamlarından öğrendiler.

Bugün sıklıkla dile getirilen, “insan bedeninin doğal iyileştirici yeteneğini” ilk keşfedenler de Müslüman tıp adamları değil miydi? İçi delik iğneyi 1256’da Al Mahusen’in bulduğu gerçeği reddedilebilinir mi?
Şam’da 1298’de ölen İbn-i Al Nafis, Portekizli Servet’e atfedilen kan dolaşımı sistemini ondan 300 yıl önce keşfetti. Modern sosyolojinin kuruluş yolunu İbn-i Haldun açmamış mıdır? Kağıt daha Avrupa’ya girmeden Semerkand’ta kağıt fabrikası vardı. Matbaayı Çinliler buldu, Türkler aracılığıyla Araplara geçtikten sonra Avrupa’ya gitti. Gutenberg sadece harfleri ayrı ayrı oymayı başardı! Güya pusulayı da G. d’Amalfi icat etmişti. Pusula da aynen matbaanın izlediği seyirle Batı’ya ulaştı. Taberi’siz (839-922), Mesudi’siz (ö 956), İbn-i Miskeyf’siz (ö 1030) tarih yazılırsa uyduruk olur.

Bizans dönemin en büyük kütüphanesi İskenderun Kütüphanesi’ni yakarken, İslam coğrafyasının her yanında kütüphaneler açıldı. Dante’nin “İlahi Komedya”sı üzerinde Muhiddin Arabi’nin etkisi yadsınabilir mi? “Binbir Gece Masalları”nın Batılı yazarlar üzerindeki etkisinden bahsetmeye gerek var mı? Çok övündükleri klasik müziğin sol anahtarı ve beş hatlı notayı bile ilk Müslümanlar kullandı. Doğru dürüst su kanalları bile yapamıyorlardı; tarım tekniklerini El Avam’ın “Kitab-ül -hulase” okuduklarını bilmiyor muyuz?

Kristof Kolomb 1498’de Haiti’den yazdığı mektuba göre, Amerika’nın keşfi İbn-i Rüşd’ün kaydettiği bilgiler sayesinde gerçekleşti. Uluğ Bey’in hazırladığı dünya haritasının kaşif kaptanlara rehberlik ettiğini bilmeyen mi var? 8-12. yüzyıl arasında altın çağını yaşayan İslam aydınlığını kimler, neden, nasıl söndürdü?

Bugün Türkiye de ve diğer İslam ülkelerinde, dünyada İslam olarak yutturulup yaşanan din ise kesinlikle İslam değildir. Faiz mekanizmasını kavramadan, kapitalizmin dayandığı faiz sömürüsünü ve artı değer hırsızlığını aşmadan, adil bölüşüm ve sosyal adalet toplumda haklim kılınmadan, her türlü geçici ve yalan dünyevi menfaatleri aşarak, sadece Allah rızası için yaşanacak ilahi İslam dini kültürü felsefesi anlaşılamaz ve yaşanamaz. İslam uygarlığı da yaşanamaz.

Türkler tarihte hiç yok olmayan, her defasında küllerinden – yeniden DAHA GÜÇLÜ doğan bir millettir. Dini dili kültürü ile dünyanın en merhametli ve en insancıl, hayatı koruyan, yaşama hakkına saygılı hürriyet ve bağımsızlık aşığıdır Türkler. Batının bencil kavimlerine kıyasla yüksek insanlık değerleri ve estetik elişleri, Türk motif ve desenleri, halk türküleri üretilir Türk köylerinde.

“Türküm, doğruyum, çalışkanım,

İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.

Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.

Ey Büyük Atatürk!
Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Ne mutlu Türküm diyene!”

Bu andı yüreğime ve beynime işleyerek büyüdüm; Kabataş Lisesi ve ODTÜ Elektrik Bölümünden mezun olup TEK ve DSİ Barajlar Dairesinde çalışırken devletin hantallığı ve verimsizliği beni çok rahatsız etti. Sanki devletin memurları vatanlarını sevmiyor, kıymetli zamanlarını boş oyunlarla harcıyorlardı.

Bugün artık AKP iktidarı ile andımız ve İslam dini ‘Türküm’ kelimesini ‘Kürdüm’ kelimesi ile değiştirecek Kürt açılımları, hem de sözde İslam adına yürütülen bölücü emperyalist faiz döviz enerji ve haberleşme özelleştirme politikalarına alet edilerek sulandırılmaktadır. Bu emperyalist politikaları yürüten uzaktan kumandalı kendi tabiriyle ‘Gürcü’ v asıtaları, acaba nasıl kendilerine – HAŞA – dedirtir ispatlı örnekleriyle hür bir Müslüman ve ahlaklı insan sıfatını yakıştırabilmektedirler ?

Prof. Dr. Mehmet Erdaş

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum yapın

İNSANLIĞIN VE TÜRKLÜĞÜN DOSTU DÜŞMANI, VARLIK YOKLUK İKİLEMİ

 
 
 
 
 
 
Rate This

Prof. Mehmet Erdaş: DOST MU DÜŞMAN MI ?

İNSANLIĞIN VE TÜRKLÜĞÜN VARLIK- YOKLUK İKİLEMİ;

ABD-AB-İSRAİL DOST MU DÜŞMAN MI?

Berlin 01.12.2010

Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan, AKP-Adalet ve Kalkınma Partisi ne güzel sempatik ve ideal isimler ve hedefler değil mi bunlar? Belki de bu yüzden sürekli Türk halkından oy alıyorlar. Efendileri, perde arkasında emir aldıkları Küresel Siyonist Sermaye de, bu yüzden seçip iktidar yapmıştı onları. 1 Mart Tezkeresi, efendilerine önceden söz verilmesine rağmen, TBMM den geçirilemeyince, Recep Tayyip Erdoğan daha Başbakan ve milletvekili bile değilken, onu Başkan Bush ile görüştüren Üzeyir Garih’ e racon kesildi ve Kabala işkencesiyle öldürülüp cesedi Eyüp Mezarlığına, bir sarhoşun önüne atıldı. Katil diye o sarhoşu tutukladılar.

Türk insanını adam yerine koydukları izlenimi veriyorlar. ama sekiz yıl iktidar olduktan sonra anlaşıldı ki gizli gündemleri var. Efendileri de onları, apaçık kuklaları olmalarına rağmen adam yerine koydukları izlenimi vererek, idare ediyor, oyalıyor ve hoş tutuyorlar.

Sekiz yıldan beri Türkiye de yapılan ve söylenenlere bakalım:

1-Türkiye de Özelleştirme adı altında fiziki gerçek sermaye birikimi ve teknoloji üretim süreci durdurulmuştur. Enerji ve elektrik üretim kapasitesi nüfus ve tüketim artışı oranında artmamıştır. Başta TELEKOM olmak üzere, tüm Bankalar ve Enerji Üretim İletim ve Dağıtım ihaleleri yabancı sıcak ve hoppa paraya, nerdeyse bedavaya, peşkeş çekilmiştir. Elde edilen Özelleştirme gelirleriyle yeni yatırımlar yapmak yerine, sadece dörde katlanan iç ve dış borç faizleri ödenmiştir.

2-Türkiye piyasası hiçbir koruma ve serbest rekabet önlemi alınmadan, tamamen yabancı sermayeye terk edilmiştir. TC Merkez Bankası, piyasaya giren ve çıkan para miktarını, döviz kuru ve faiz hadlerini kullanarak yönetemez hale getirilmiştir.

3-Tekstil sektörü bitirilmiş, Denizli, Bursa, Çorlu, Tekirdağ, Gaziantep, Adana ve İstanbul da 80 Milyar dolarlık tekstil dokuma tezgahı çürümeye terk edilmiştir.

4- TSK uygulanan psikolojik asimetrik savaş yöntemleri ile hedef haline getirilmiş; Türk ordusunun Generallerine sanki kaçacaklarmış gibi adi suçlulara yapılan tutuklama muamelesi yapılmış, sonuçta Ordu sindirilmiştir.

5- Kürt açılımı, Demokratik açılım adı altında Türk milletini ve devletinin, bekasını birliğini ve bütünlüğünü yok etmeyi ve bölmeyi hedefleyen, hapisteki Abdullah Öcalan’ ı muhatap alarak, Kürtlerin lideri yapmaya yönelik ortam hazırlanmıştır. Bu maksatla PKK terörü tırmandırılmıştır.

6- Füze kalkanı Projesi adı altında Türkiye Cumhuriyetinin Bağımsızlığı ve TSK nin savunma ve saldırı harekâtı yapabilme kabiliyeti elinden alınmıştır.

7- İhale Yasası sık sık değiştirilerek, Rüşvet Yolsuzluk tırmandırılmış başörtülü eşleri olan ve jiplerle gezen AKP zenginleri türetilmiştir.

8- Türkiye Cumhuriyetinin yepyeni ve çağdaş tüm uygarlık projeleri askıya alınmış ve devlet yapısı, Emniyet Teşkilatı ve HSYK, Adalet Bakanlığı tamamen Fethullah Gülen hizmetine tahsis edilmiştir.

9- Türk toplumunun savunma ve ülkesine sahip çıkma refleksleri, yeni kurulan Fethullah ve AKP Medya tekellerinin, ülke gerçeklerinden tamamen uzak, yapay gündem ve propaganda yöntemleri kullanılarak gün be gün, an be an ve adım adım, suyun sert kayaları ufalayıp eritmesine benzeyen günde beş vakit tekrarlanan beyin yıkama yöntemleri kullanılarak, sözde din iman, tarikat siyaset ticaret yöntemleri ile tamamen yok edilmiştir.
Türk toplumu kredi kartları ile sürekli ve aşırı borçlandırılmış, Tekelleşme yöntemleriyle AVM ve Süper Market zincirleri gecekondu bölgelerine kadar yaygınlaştırılmış, Türk halkı sürekli olarak çoluk çocuk, hep ürettiğinden daha çok tüketmeye, imkânlarının üzerinde yaşamaya yönlendirilmiş, tamamen aciz, fakir fitre ve sadakaya muhtaç hale getirilerek çaresiz bırakılmıştır.

10- Samimi dindarlık yerini başörtülü menfaat şebekelerine bırakmış, THY dahil emniyet ve adalet kurumlarına, önemli devlet kurumlarına el altından sadece imam hatip kökenli olan AKP’ liler ve CIA korumasında ABD de yaşayan Fethullah Gülen hizmetkarları yerleştirilmiştir. Deniz feneri doyasına hala işlerlik kazandırılamamış, toplumda adalete ve orduya güven duygusu da bilinçli bir şekilde yok edilmiştir.

11- Toplumda mevcut samimi din iman ve vatan sevgisinin yerini, dünya malına makam mevkii ve zenginliğe paraya tapan sahtekâr ve menfaat düşkünü, adeta her şeyi gören ve bilen her şeyden haberdar olan yüce, yegâne kadir-i mutlak olan Allah’ ı kandırabileceklerini sanan şeklen başörtülü, Müslüman görünümlü sahtekârlık ve ahlaksızlık almıştır. İşsizlik, özellikle gençler arasında %25 lere kadar tırmandırılmıştır. Her dört gençten birisi işsiz bırakılarak, terör iktidar sahiplerince adeta el altından desteklenmektedir.

12- Açıklanan ve ne için açıklandığı henüz belli olmayan WIKI WAKI Belgeleri olmasa da, günlük hayatın akışı içişinde, kimsenin kimseye güveni, sevgisi, saygısı, duygusu ve merhameti kalmamış, olana bitene tamamen kayıtsız ve duyarsız, robotlaşmış bir tüketim toplumu yaratılmıştır.

13- Türkiye’nin Kurtuluş savaşında baş düşmanı olan, emperyalizmin baş temsilcisi AB, ABD ve İsrail güdümündeki Küresel Siyonist Sermaye en önemli stratejik ortak adı altında Türkiye ye tamamen hakim olmuştur. Dünyanın başka hiçbir ülkesinde Türkiye deki kadar Mossad, CIA, BND, MI5 ajanı bulunmamaktadır.

Nitekim WIKILEAKS belgelerinde de İRAN ve TÜRKİYE’ nin, kurulan çok yönlü sosyal, ekonomik, finansal, askeri ve teknolojik istihbarat ağlarıyla en yakından izlenen kilit ve hedef ülkeler olduğu apaçık anlaşılmaktadır. Küresel Siyonist Sermaye, Türkiye nin idaresine her alanda hakim kılınmıştır.

Mavi Marmara gemisine İsrail tarafından saldırılacağı bilindiği halde, bir Kruvazör refakati ile en basit koruma tedbiri dahi alınmamıştır. Geriden bağırıp çağırmak, ‘one minute’ showları ile yapay gündem yaratmak, devlet gücünün gerektiğinde ve yerinde kullanılmasının, devlet adamı becerisi göstermenin yerini hiçbir zaman tutamayacağı, kaybedilen canlarla bedel ödenerek anlaşılmıştır.

AB’ nin sırasıyla Yunanistan, İrlanda, Portekiz, İspanya ve İtalya’ nın borçlarını çeviremez hale düşmesiyle dağılacağı ve Almanya, Hollanda, Avusturya arasında yeni bir EURO bölgesi kurulacağı konuşulmaktadır. Türkiye’ nin hiçbir zaman gerçekleşemeyecek olan AB’ ye tam üye olma hayali ve hedefi ile NATO Füze kalkanı Projesine evet demesi bugünkü dünya koşullarında, Avrasya, Rusya, Brezilya, Çin karşısında ne kadar gerçekçidir? ABD ve İsrail en geç Kasım 2012 ye kadar İran’ a askeri müdahalede bulunduğunda Türkiye nin tutumu ne olacaktır? En geç Kasım 2012 de İran, kurduğu yeni santrfüjlerle Nükleer santrallerinde, atom silahı için gereken Uranyum zenginleştirme işlemini başaracak; AB ülkelerine ve İsrail e nükleer başlıklı balistik füze fırlatabilecektir.

Türkiye 2011 seçimlerinde veya hemen seçimlerden sonra yeniden Koalisyon hükümetleri dönemine girecektir. Umalım ki ülkemiz, gelecek fetret döneminde iç harp ve terör sonucu bölünme, Üniter devlet yapısının tamamen yok edilmesi acı tecrübesini yaşamadan, ordusu, yargısı, yasama ve yürütmesi, medyası ile gerekli tüm tedbirleri alarak, toplumsal reflekslerini harekete geçirerek, düşmanlarına karşı birlik ve bütünlüğünü her şeye rağmen koruyabilsin!

Elçiye zeval olur mu? Bilim işcisi olarak elçilik görevimizi yapıyor ve Türk toplumunu geleceğin önemli tehdit ve tehlikelerine uyarıyoruz. İnşallah, o zamana kadar hitabeti etkileyici kör sağır dilsiz hünersiz ve beceriksiz uşakların yerini, önemli karar mercilerinde ehliyetli bilgili, uluslar arası lisan ve teknoloji bilgisi ve diplomasi tecrübesi olan, çok iyi yetişmiş, ne istediğini bilen, dini imanı bütün gerçek vatanseverler alacaktır.

Prof. Mehmet Erdaş