TÜRKİYE GÜNDEMİ 

 ALMANYA GÜNDEMİ 

 ISTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ 

 DANIŞMANLIK HİZMETLERİ 

  BI AWB MENÜLERİ 

 MÜŞTERİ SORULARI YORUMLARI 

 SAVUNMA SANAYİİ STRATEJİSİ 

 FİNANS KRİZİ KOMPLEKS DENGELER 

 ÖZEL EĞİTİM HİZMETLERİ  

 
New Page 1
Ana Sayfa  >  KÜRESEL FİNANS KRİZİ FAİZ MEKANİZMASI TÜRKİYE NEDEN GERİ KALDI?  >
     











 
 
KÜRESEL FİNANS KRİZİ FAİZ MEKANİZMASI TÜRKİYE NEDEN GERİ KALDI?

 

Küresel Finans Krizi, Faiz Mekanizması ve Türkiye nin geri kalmışlığının nedenleri
 
 
Küresel finans krizini kimileri dibi aşağıda çanaklanmış bir parabole, kimileri de tepetaklak olmuş dibi ters dönmüş ve şapkalaşmış bir parabole benzetebilmektedir. Kişilerin hayal güçlerine, eğitim, bilgi ve görgü seviyelerine, kişilik, ahlak ve benliklerine, inatçı veya uysal olma huylarına, salak veya solak olmalarına, kültür ve değer hükümlerine, istek ve tercihlerine  göre kullandıkları matematik kavram keskinliği, semboller, yönler ve farkındalıkları, karar öncelikleri değişebilir, problem teşhisleri doğru veya yanlış olabilir. Ancak yanlış tanım ve teşhislerle, problemlere ve hastalıklara doğru, isabetli çözümler bulmak, tedaviler uygulamak mümkün değildir. Bu yüzdendir ki, tek tanrılı semavi dinlerin inanç kitaplarında ve ısbat kabiliyeti, neden sonuç ilişkisi olan müsbet bilimlerde, önce isim ve kavramların, teorinin oluşturulduğu, sonra da bu soyut kavram, tanım ve isimlerin, somutlaştırılıp cisimleştirilmelerinin, yani keşiflerin ve teorinin pratik uygulamalarının takip ettiği tarihsel bir gerçeklik olarak sık sık hatırlatılmaktadır.
Kavram keskinliği ve zenginliği olmayan, farklılıkları zenginlik olarak değerlendirip içine sindiremeyen, yeni kavramları, keşifleri ve gelişen teknolojileri özümseyip, kullanıp, daha da geliştirerek kendine maledemeyen, sürekli geliştirip değer katamayan, zamanın ruhunu kavrayıp tam vaktinde sezemeyen, emsallerinin hep gerisinde ve geç kalan toplumlar, diller, dinler ve kültürler de, tarihleri de kalıcı olamamış, nice diğer emsalleri gibi hafızalardan silinmiş, yok olup gitmişlerdir. Yüzeyselleşen dilleri kullanan, kavram zenginliği, değer üretemeyen toplumlar zamanın gerisinde kalmaya ve yok olmaya mahkum ilkel toplumlardır.
 
Ekonomi ve finans kitaplarında, zaman boyutu ve dinamizm faiz kavramıyla işin içine girer. Faiz kavramı çıkarılırsa ekonomi ve finans kitaplarında irdelenecek, zamanla değişen dinamik büyüklük olarak geriye ne kalır ki? Hiç bir şey! Demek ki ekonomi ve finans dünyasının can damarı ve güç dinamosu faiz mekanizmasıdır. Ekonomi ve finans faizle başlar. Faiz, toplumun geleceğe duyduğu güven veya güvensizliğinin, zenginlik veya fakirliğinin artırıcı veya eksiltici kaynağıdır. Ekonomi ve finans dünyasında, tüm üretim ve tüketim faaliyetleri, girdi ve çıktı fiyatları, enerji ve işgücü fiyatları, fiziksel ve parasal tüm arz ve talep dengeleri faiz kavramı ve faiz mekanizmasıyla, bankacılık sistemi sayesinde tekelci ve spekülatif eğilimlerle  yönlendirilmektedir.
 
Faiz mekanızması ve bankacılık sisteminin, fert- firma sektör –ülke- bölge ve küresel ölçekte, piyasaların ve tüketim tercihlerinin, üretim ve tüketim yapısının yönlendirilmesinde kullandıkları hedef ve yöntemleri ‚Kontrol altında tutulabilen yapay bir belirsizlik ortamında ne pahasına olursa olsun Büyüme ve Kar maximizasyonu‘ olup adil, sosyal ve kalıcı değildir. Dünya kaynaklarını, çevre ve iklim değişmelerini, işsizlik sorununu artık değer olarak görür, çözülmesi gerekli problem olarak ihmal eder, yok sayar. Tabii ve sosyal kaynakların, en iyi kaynak verimliliği ve sosyal adaletin    katılımcılık ilkeleriyle sağlanması, işsizliğin önlenerek adil gelir dağılımının sağlanması hedefi, faiz mekanizmasının, varolan bankacılık ve finans sisteminin temel mantığı olan ‚ne pahasına olursa olsun kontrol altında tutulabilen enflasyon ortamında tekelci büyüme ve kar maximizasyonu sağlanması hedefiyle  mutlak çelişmektedir.
 
Küresel finans krizinin ABD deki Mortgage emlak piyasasından başlaması ve 15 Eylül 2008 de dünyanın en büyük sayılı Yatırım Bankası olan Lehman Brothers ın iflasına izin verilmesi tesadüfi değildir. Nitekim krizin zamanlaması, ABD Merkez Bankası Fed Reserve‘ ın tüketimi artırmak maksadıyla, piyasada para maliyetlerini ucuzlatmak için tarihteki en düşük faiz hadlerini uyguladığı dönemde patlak vermesi de tesadüfi değildir.
Faizlerin sıfıra yaklaştığı Japonya da da 1990 lı yıllardan beri yapısal sistem krizi yaşanmaktadır, çünkü bu durum sistemin temelindeki tekelci enflasyonist büyüme ve kar maximizasyonu mantığıyla çelişmektedir. Kapitalizmin oyuncu piyasa güçleri ve aktörleri için faizin sıfıra yaklaştığı asimptotik ve asimetrik bir ortamdır; reel ekonomide kar maximizasyonu hedefi tanımlanmamış böylesi belirsiz zaman ortamlarda, finans piyasalarında süpekülatif ürün ve araçlar, türedi borç senetleri (derivatives) devreye sokulmuştur. Nitekim 1929 Büyük Ekonomik buhranında dünya para ve finans piyasalarında, reel olarak bir birim mal ve hizmete karşılık 34 birim para dolaşıma sokulmuş iken, 2008 krizin de bu oran bire 180 orana yükselmiştir. Buna rağmen çöküş önlenememiş ve dünyaya hükmeden en büyük G-8 Ekonomilerinin zirvesi ve akabin de de Londra da G-20 Ekonomi zirvesinde sisteme trilyonlarca dolar şırınga edilmiştir. Şu anda dünya para ve finans piyasalarında bir birim reel mal ve hizmet değerine karşılık 400 birim para dolaşımda bulunmaktadır. Bunun sonucu bir iki yıllık gecikmeli reaksiyon zamanından sonra ortaya çıkması kaçınılmaz olan ve kontrol altında tutulamayacak çok aşırı yüksek enflasyon tehlikesidir. 1929 Büyük Ekonomik Buhranından çok daha şiddetli yaşanacak bir bölüşüm savaşı ekonomisi ancak ertelenebilmiştir. Bu erteleme başarılı açık istihbarat görevi yapan medya desteğiyle, dünya kamuoyuna sanki küresel kriz çözülmüş gibi sunulmaktadır ki bununla da dünya da tüketici güveninin yeniden kazanılması, durmuş olan dünya piyasalarında talep tarafının canlandırılması, Keynes in deyimiyle kümülatif arz ve talebin çakıştırılması  (matching) amaçlanmaktadır.
 
Ekonomi teorilerinin çoğu, örneğin Merkantilizm,  devrin hakim güç odakları tarafından Üniversite hocalarına ve Medya kuruluşlarına para dağıtılarak yazdırılmıştır ve yaygınlaştırılarak üniversitelere okutulmaya başlanmıştır.
 
Adam Smith‘ in ‚ The Wealth of Nations‘ kitabında piyasanın ‚görünmez gizli eli‘ dediği, sözde serbest rekabeti ve piyasa mekanizmasının adaleti, sihirli temel dayanak ve düzenleyicisi faiz mekanizmasıdır. David Ricardo, Silvio Gesell ve Karl Marx‘ ın, John Maynard Keynes‘ in kalıcı temel eserlerinde tarihsel bir perspektifle irdeleyip ortaya koydukları gibi aslında tüm ekonomik ve finansal problemlerin, ülkesel, bölgesel ve küresel krizlerin kaynağı da para ve bankacılık sisteminin dayanağı belkemiği faiz mekanizmasıdır.
 
 
Ekonomi üretim ve tüketim, yani arz ve talep dengelerinden oluşur ve en iyi girdi-çıktı, etki-tepki yöntemleri kullanılarak neden-sonuç, oran ve orantı ilişkileriyle irdelenir. Üretim kapasitesi ve kabiliyeti, doğrudan sermaye birikimi ve araştırma geliştirme fonlarının yeni ürün geliştirmeye harcanmasıyla, emek kabiliyeti ve hüneri, eğitim düzeyi ile orantılıdır. Sermaye birikimi ise doğrudan faiz mekanizması, tasarruf ve yatırım eğilimi, en son sermaye birikimi seviyesi ile belirlenir. Ekonomi de yeterli sermaye birikiminin oluşmuş olması,yöneticilere en önemli üretim maliyetini belirleyici bileşenler olarak, faiz oranları(sermaye maliyeti), enerji, hammadde, emek gibi ana girdi fiyatları  ile para piyasalarını yönlendirme, belirleme, karar alma gücü ve kabiliyeti kazandırır.
Karar almak demek, tüm karar seçeneklerinin ve tüm olası karar alternatiflerinin, geleceğin risk(belirsizlik) durumu ve sonuçlarına göre ihtimal dağılımlarının hesaplanarak ağırlıklandırılarak oluşturulması, değerlendirilmesi ve ve en az belirsizlik (risk minimizasyonu), en çok belirsizlik (risk maksimizasyonu) gibi en iyi (optimum) gibi istenen karar kriterinin uygulanması demektir.
 
Gerçek ve parasal ekonomi de çok farklı temeller ve kıstaslar belirleyicidir. Gerçek ekonomide arz ve talep dengelerini, tabiat kanunları, enerji ve işgücü eğitim seviyesi belirlerken; parasal ekonomide arz ve talebi dengeleyen fiyatları, siyasi ve toplumsal güç ilişkileri ve tüketim tercihleri, reklam bütçeleri, inançlar gibi diğer  kompleks arz ve talep dengeleri, rekabet ortamı   belirlemektedir. Örneğin bir enerji santralini veya büyük bir üretim tesisisini bir gecede kuramazsınız; ancak Merkez Bankası ve Bankacılık, Vergileme sistemi  kararları ile bir gecede faiz oranlarını ve vergileri değiştirebilir,  piyasadan para çekebilir, para pompalayabilir, veya yaşanmakta olan küresel finans krizinde olduğu olduğu gibi milyarlarca doları bir gecede hile ile buharlaştırabilirsiniz. Böylece yükselen varlık değerleri dibe vuracak ve likidite sahibi olanlar bunlara değerinin çok altında para ödeyerek sahip olabileceklerdir.
Daha sonra da sisteme şırınga edilen aşırı yüksek likidite  sonucunda, bir kaç yıl sonra gecikmeli olarak yaşanacak aşırı enflasyon ortamında, yeniden değer şişmeleri fiyat artışları, varlıkların el değişmesi  yaşanacaktır. Nitekim enerji, doğal gaz ve petrol fiyatları ile istedikleri gibi oynamaktadırlar. Bu milyarlarca doların anında ülkeler arasında el değiştirmesi anlamına gelmektedir.
 
Küresel Finans Krizi, Faiz Mekanizması ve Türkiye nin geri kalmışğının nedenleri
 
Enerji- Faiz- Riskli Büyüme Ekonomisi; Sermaye Birikimi, İletişim-Bilişim Teknolojileri Üretimi ve Kaynak Verimliliği; Küresel Finans Krizi, Faiz Otomatizması ve Türkiye nin geri kalmışlığının nedenleri
 
 
 
Prof. Dr. Dipl.Wirtsch.Ing. Mehmet Erdaş   Berlin Viyana İstanbul,
Kabataş Lisesi 1971, ODTÜ Elektrik B.Sc. 1975, ODTÜ İşletme M.Sc. MBA 1978, TU Braunschweig Ph.D. 1982, ODTÜ 1984-1985 Bilgisayar Müh. Öğretim Üyesi, TU Univ. Wien 1993-1994, Salzburg techno-Z 1995-1996, St.Poelten Bölüm Başk. , Yeditepe Üniv. Dekan Yard. 1998, Siemens,HP, Oracle,SAP Büyük Projeler Danışman ve Koordinatörü 1999-2010
 
TABİAT, BİR KELEBEK KANADINA TÜM HARFLERİ VE SAYILARI NAKŞETMİŞ; EN ÜST DÜZEYDE SOYUT GERÇEKLİK ‘SONSUZLUK, BİRLİK VE TEKLİK’ (Infinity, Unity and Uniqueness) TANRISAL MANTIK VE MATEMATİK PROGRAMLAMA İPUÇLARIVERMİŞTİR. TABİATTA KESİNLİKLE TESADÜFE KAOSA YER YOKTUR; HİÇ BİR OLAY, DOĞUM VE ÖLÜM TESADÜFEN OLMAMAKTADIR.
 
 
 
Yeni kitabım; ‘Küresel Finans Krizi; nedenleri - sonuçları, faiz -borsa -döviz ile oynayarak zenginleşmek,  yeni dünya düzeni, güç kavramı, milli güvenlik ve kişisel güvenlik, askeri güç ve yumuşak güç, terör ve silahlanma, kontrolsüz finans gücünün denetim mekanizması; ekonomik planlama ve işsizlik sorunu,Türkiye krize ve işsizliğe karşı hangi tedbirleri alabilir? IMF ve IBRD, IFC, EIB…. Finans paketleri anlaşmalarıyla hükümetler eliyle hazine garantisi verilerek, nasıl daha en başından yatırım yaparken geri teknolojilere yatırım yapmaya mahkum ediliyoruz? Doğru ihtiyaç tespiti yapan Şartname yazmak; teknoloji izlemek, risk değerlendirmekle nasıl milyarlarca dolar tasarruf yapılabilir; Türk Tekstil sektöründe 70 Milyar Dolarlık atıl kapasite, mezarlık tezgahlar nasıl finanse edildi? Neden Türkiye halkı, dünyanın en pahalı en yüksek en kalitesiz temel girdi fiyatlarını (Enerji Telekom Faiz Vergi....) ödemeye mahkum edilerek, Türk ekonomisinin küresel rekabet kabiliyeti daha baştan yok ediliyor? …. ’  konularını kapsayacak ve temmuz ayında www.mehmeterdassapbidanismani.com sitesinden ve www.seckin.com.tr adresinden temin edilebilecektir
 
ORTA VADELİ EKONOMİK GELECEK TAHMİNLERİ  DÜNYADA YENİDEN BÜYÜK BİR SAVAŞA İŞARET ETMEKTEDİR! 
23.05.2010 Prof.Dr.Mehmet Erdaş, Londra
Günümüzde -Euro Dolar Yen Pound -tüm para birimleri ülkelerin dış borç yükü ve açık finansman nedeniyle çökmek durumundadır ve yatırımcılara güven vermemektedir. Sadece Altın ve Gayrimenkul yatırımları uzun vadeli gelecek vaat etmektedir. Bu da ekonomik olarak dünya da savaş riskinin arttığı anlamına gelmektedir. ABD ve İsrail in İran a saldırmaları an meselesidir.
 
Son olarak Almanya nın 750 Milyar Euro tutarındaki AB ülkeleri borç garanti paketi ve ülkelerin borç sigortalarının ve kredi risklerinin açığa satışlarının yasaklanması da Euro’ yu uzun vadede kurtaramayacaktır. Piyasa otomatizması böyle müdahalelere müsaade etmemektedir. Önemli gerçek sebepler, örneğin Euro bölgesindeki talep yetmezliği, nüfusun yaşlanıp tüketimin azalması, aşırı atıl kapasite ve dünya ekonomisindeki daralma, çevre ve iklim felaketleri, iklim değişmesi, Hindistan Çin rekabeti, Rusya ya enerji bağımlılığı, ABD ile ekonomik çıkar çatışması … ortadan kaldırılmadıkça 2008 finansal krizi daha da derinleşerek devam edecektir. Bugün Yunanistan da patlayan devlet iflası, yarın İngiltere, İspanya, İrlanda Portekiz, İtalya da tekrarlanacaktır. Ancak en önemli savaş tehdidi ve sebebi olarak, savaş önleyici, korku dengesi sağlayıcı güç dengesi faktörü olarak,  Euro
bölgesinin Dolara karşı NATO dışında hiçbir askeri gücünün olmaması, ekonomik gücünü silah gücüyle perçinlememiş olmasıdır. Soğuk savaş dönemindeki korku dengesi yıkılınca ABD gelecek yüzyıl hakimiyetini askeri güce ve silah üstünlüğüne dayandırmış, Irak tan başlayarak dünya enerji kaynaklarına el koymuştur.  Afganistan da gelecek hala belirsizdir.
 
ABD ekonomisi zayıflasa da, silah gücü üstünlüğüyle Afganistan, Irak ve İran gibi ülkelere saldırıp işgal ederek çok ucuza enerji kaynaklarını kullanabilmektedir. Silah gücünü paraya çevirebilmektedir. ABD ordusunun orta vadede Türkiye yi işgal etmek planları da mevcuttur. Bunun nedeni ise Türkiye ye, Fırat Dicle kaynağına, sulak ve maden zengini Doğu Anadolu coğrafyasına hakim olunmadan Orta Doğu petrollerinin dahi susuzluk nedeniyle çıkarılamayacak olmasıdır. Bu tarihi gerçeği çok iyi bilen ABD, üstelik stratejik ortak rolünde Türk ordusunu da PKK tehdidiyle uzun vadeli olarak yıpratma stratejisini benimsemiş, bu yüzden de sulandırılmış ılımlı İslam modelini Orta Doğu coğrafyasına hakim kılmaya çalışmaktadır.
 
21.yüzyıl  üretici açısından  en az enerji  tüketimi ve en çok kaynak verimliliği artışıyla azami ürün farklılığının yaratılmasına , tüketici açısından daha çok farkındalık ve çevre-iklim-en az enerji odaklı bilinçli tüketim tercihleri, yönetim felsefesi ve ekonomik-finansal-sosyal  dengeler açısından fiyat otomatizmasına yeniden işlerlik kazandırılarak işsizlik ve  tekelleşmenin önlenmesi, serbest rekabet ortamının  yeniden sağlanması, finans ve bankacılık açısından yeni bir faiz kavramı ve her finansal işlem aşamasında  yeterli risk-özkaynak oranlarıyla özdenetim sağlanması, kendi kendini düzenleyen faiz –risk-fon akımları küresel denetim sisteminin kurulmasının hedeflendiği; sosyal adalet , uzlaşma ve  barışortamında küresel-bölgesel-ulusal ekonomik, sosyal ve finansal güç, kaynak-harcama dengelerinin yeniden kurulduğu modern bir çağolacaktır. Aksi halde 1929 buhranından sonra yaşanan küresel yüksek enflasyon tehdidi ve bunu takip edecek yaygın kitlesel işsizlik ve kıtlık tekrarlanacak;   etnik ve din farklılığı temeline dayandırılan terör  ve yapay düşmanlıklarla tırmandırılacak bir  küresel harp tehdidi ve dünya enerji kaynaklarıyla uzay hakimiyetinin  yeniden bölüşüleceği, 2020 lerde olası bir varlık-yokluk kıyamet savaşı  senaryosu uygulanacaktır.  Bu tahminimi öncelikle tarih bilincine,  siyasi ekonomik sosyal gücünü ve rekabet üstünlüğünü  gittikçe kaybetmekte olan ABD dolar ekonomisinin nötron bombası gibi silah teknolojilerinde üstünlüğünü korumasına, 2020 lerde BRIC- Brezilya Rusya Hindistan ve Çin-ve İslam ülkelerinin nüfus ve ekonomik siyasal finansal güç üstünlüğünü ellerine geçirecek olmalarına rağmen silah ve uzay teknolojilerinde geri olmalarına dayandırmaktayım. İnsanlığın üretip de kullanmadığı silah
sistemi ve silaha dayanan güç isteğinden uzlaşma ile vazgeçen, yeni değerlere dayanan yeni felsefe dönüşümünü barışve uzlaşmayla kabullenen güçlü taraf tarihte hiç olmamıştır.
 
Bilgiye, insanlığa, toplumsal dayanışmaya kıymet vermeyen, bilgi üretemeyen, devrin bilgisine, teknolojisine kavuşamayan, haksızlık karşısında devamlı susan ve dünya ile bütünleşemeyen, dünya refahından pay alamayan  toplumlar bir gün muhakkak yok olmaya mahkûmdurlar! Allah dilerse bir toplumu yokeder, diğer toplumu onun yerine getirir. Ortama ve şartlara uyum sağlayamayan canlıları tabiatın kendisi de yokediyor zaten!

21.yüzyıl üretici açısından en az enerji tüketimi ve en çok kaynak verimliliği artışıyla azami ürün farklılığının yaratılmasın , tüketici açısından daha çok farkındalık ve çevre-iklim-en az enerji odaklı bilinçli tüketim tercihleri, yönetim felsefesi ve ekonomik-finansal-sosyal dengeler açısından fiyat otomatizmasına yeniden işlerlik kazandırılarak işsizlik ve tekelleşmenin önlenmesi, serbest rekabet ortamının yenidensağlanması, finans ve bankacılık açısından yeni bir faiz kavramı ve her finansal işlem aşamasında yeterli risk-özkaynak oranlarıyla özdenetim sağlanması, kendi kendini düzenleyen faiz –risk-fon akımları küresel denetim sisteminin kurulmasının hedeflendiği; sosyal adalet , uzlaşma ve barış ortamında küresel-bölgesel-ulusal ekonomik, sosyal ve finansal güç, kaynak-harcama dengelerinin yeniden kurulduğu modern bir çağ olacaktır. Aksi halde 1929 buhranından sonra yaşanan küresel yüksek enflasyon tehdidi ve bunu takip edecek yaygın kitlesel işsizlik ve kıtlık tekrarlanacak;   etnik ve din farklılığı temeline dayandırılan terör ve yapay düşmanlıklarla tırmandırılacak bir küresel harp tehdidi ve dünya enerji kaynaklarıyla uzay hakimiyetinin yeniden bölüşüleceği, 2020 lerde olası bir varlık-yokluk kıyamet savaşı senaryosu uygulanacaktır. Bu tahminimi öncelikle tarih bilincine, siyasi ekonomik sosyal gücünü ve rekabet üstünlüğünü gittikçe kaybetmekte olan ABD dolar ekonomisinin nötron bombası gibi silah teknolojilerinde üstünlüğünü korumasına , 2020 lerde BRICve İslam ülkelerinin nüfus ve ekonomik siyasal finansal güç üstünlüğünü ellerine geçirecek olmalarına rağmen silah ve uzay teknolojilerinde geri olmalarına dayandırmaktayım. İnsanlığın üretip de kullanmadığı silah sistemi ve silaha dayanan güç
isteğinden uzlaşma ile vazgeçen, yeni değerlere dayanan yeni felsefe dönüşümünü barış ve uzlaşmayla kabullenen güçlü taraf tarihte hiç olmamıştır.
 Bilimsel yöntemle problem çözümü; bilgi ve teknoloji üretim süreci:
 
Herhangi bir problemi doğru tanımlamak, irdelemek ve çözebilmek için, önce şu soyut matematiksel yöntemle, süreçlerinin doğru ve kesin sorgulanarak, denenmesi, tanımlanması gerekir;
 
1-    Problem gerçekten var mı?(existence-check)
2-    Problem gerçekten bir ve tek mi?(uniqueness-check)
3-    Problemin öncelikle var, bir, tek ve gerçek olduğu kanıtlanırsa, ancak doğru tanımı yapılabilir; matematiksel modeli, ölçeklendirilip sınırlandırılarak birimleriyle tanımlanır.
4-    Problemin doğru tanımlanıp tanımlanmadığı, tez antitez ve sentez dialektik yöntemiyle sorgulanıp deneme - yanılma yöntemiyle test edilir.
5-    Deneme - Yanılma testine o kadar uzun süre tekrar edilerek devam edilmesine rağmen, problemin varlığı ve birliği ve doğru kesin tanımı zamanla yanlışlanamaz ise problem doğru tanımlanmıştır.
6-    Problem doğru ve kesin tanımlandıktan sonra, çözülebilirliği ve alternatif çözüm yöntemleri araştırılır.
7-    Problemin doğru olduğu sanılan çözümü, kesin ölçme hassasiyeti ve olası tüm neden- sonuç ilişkileriyle ortaya konarak geçerlilik (validation) testleri yapılır.
8-    Deneme Yanılma ve Geçerlilik Testlerine, bulunan problemin tanımı ve alternatif çözümleri, neden-sonuç ilişkileri yanlışlanıncaya kadar devam edilir.
 
Görüldüğü gibi, bilimde de mutlak ve kesin, yanlışlanamayan doğru bilgi yoktur. Bilim ve din, maksatları aynı, ancak bilgi türetme yöntemleri çok farklı ( ıspat ve iman) olsa da, insanlığa bilgi üreterek doğru yolu göstermeye, doğruyu yanlıştan ayırmayı öğretmeye çalışırlar. Tanrı’ ya ancak inanılır; fakat hiçbir zaman Tanrı’ nın varlığını ispat edebilecek ve geleceği, ne zaman neyin nasıl olacağını, canlılar için doğum ve ölüm vaktini mutlak doğru bildirebilecek kesinlikte, ömrü ve yaşam sürecini uzatacak olan yanlışlanamaz mutlak ve kesin bilgiye ıspat yöntemiyle ulaşılamaz; gelecek ancak belli bir belirsizlik ve olasılıkla tahmin edilebilir.
 
 
 Türk Ekonomisinin dünya ekonomisi ile rekabet şansını yakalaması, hem üretimde hem de tüm tüketim süreçlerin de dört ana temel maliyet unsuruna bağlıdır:
1-      Enerji – Petrol Elektrik Doğal gaz Güneş Rüzgar Thermal Enerji fiyatlarının kaynak verimliliği artışı sağlanarak ve kayıplar azaltılarak ve teminin de güvenlik ve kalitenin yükseltilmesi,
2-      Ulaşım ve Haberleşme Maliyetlerinin dünya fiyat seviyelerine çekilmesi
3-      Faiz ve finans giderlerinin azaltılması
4-      Vergilerin dünya seviyelerinde %25-35 dilimine çekilmesi,
5-      Siyasi istikrar ile erbest rekabet ortamının ve hukuk güvencesinin kalıcı olarak sağlanması
6- Zenginleşmeden önce silahlara aşırı para harcamak yerine eğitim ve sağlık altyapısının kurularak, ücretten alınan vergi ve sigortanın azaltılması, gelir dağılımının düzeltilmesi
ile mümkün olabilir.
 
Güneş enerjisi araştırmaları için Alman Hükümeti 40 Milyon Euro ayırıp Frauenhofer Institut a verebiliyor da Türkiye Cumhuriyeti hükümeti armut mu topluyor ki bu tür teknolojilere para ayırmıyor ama hızlı uçan kuşlar misali yetersiz donanımlı esir yazılımlı radarı ve bombası yetersiz harekat kabiliyeti sınırlı bir uçağa 26 Milyon dolar harcayabiliyor?
Neden bu uçakları test edecek bir rüzgar tünelimiz yok hala?
Neden Kompozit malzeme üretemiyoruz?
Neden uçak yapamıyoruz, motorunu satın alsak da?
Neden PTT-ARLA (TELETAŞ) yı tahrip ettik yok pahasına sattık da Telekom teknolojileri microwave teknolojileri nanochipleri üretemiyoruz?
Gen teknolojisinde neden hala patentimiz yok?
 
 
F-16 Projesi hakkında önemli kısa özet bilgiler:
 
1)F-16 Projesi tamamen bir montaj anlaşmasıdır ve 161.ci uçağı hala kendimiz neden yapamıyoruz? Hazır uçakların sökülüp Türkiye de yeniden monte edilmeleri, en az beşbin parçadan oluşan harp uçaklarında muhtemel kaza riskini ve düşme olasılığını artırmaz mı?
 
2) Milyarlarca dolar harcanmasına rağmen Türkiye ye hala önemli sayılabilecek bir teknoloji transferi yok; rüzgar tüneli, motor, avionik ve uçakta kullanılan yüksek kimyasal nitelikteki kompozit malzemeleri üretim hattımız neden yoktur?
 
3) F-16 Projesinde yerli katkı en aza indirgenmiş; 1 Dolarlık vida Türkiye de imal edilse dahi teslimat programı dört elden dolaştığından bize 4 Dolara malolmaktadır. Bu projenin Türk ekonomisine kaynak maliyeti ve fırsat maliyeti çok yüksektir. Bu kaynaklar eğitim ve sağlık sektörüne harcansaydı bugün kendi uçağımızı yapabilir durumda olamaz mıydık? Zenginleşmeden çok pahalı ve hızla eskiyen hazır silahlara, NATO üyesi bir ülke olarak bu kadar çok para harcamak doğru mudur? Türk Ordusunun NATO dökümanlarına göre üstlendiği görev ise Rus Ordularını 48 saat engelleyip NATO müttefiklerimize ihtiyaç duydukları esnek mukabele süresini kazandırmaktan ibaret değil midir?
 
4) Teslimat programı ayda iki uçak yerine dört uçak olsa motor ve avionik teçhizat gibi parası peşin ödenen long-lead time item’ lardan 500 Milyon dolar tasarruf edecektik. MSB Savunma Sanayii ve Teknik Hizmetler Daire Başkanlığı olarak bu teklifimize Amerikalı Yarbayın cevabı:
- Bu mümkün değil, çünkü o zaman sizin eliniz de iki yılda 96 Uçak oluyor; İsrail in elinde ise 75 F-16 var. Bu da Oratadoğuda bizim öngördüğümüz güç dengesini bozar diyerek daha hızlı teslimat teklifimizi reddetmek olmuştu.
 
5)Çayeli ve Küre Bakırlarıyla birlikte bulunan ve 7000 derece yüksek sıcaklığa dayandığı için uzay teknolojisinde kullanılan, fiyatı dahi gizli ve piyasası olmayan, Uranyum dan daha önemli olan Kobalt elementini 25 Milyon dolar harcayarak Türkiye Ayrıştırıp üretmeliydi.
 
6)Türkiye tanesine 26 Milyon dolar ödediği F-16 lar için uygun tehdit değerlendirmesi yapamamıştı; Yunanistan a karşı alınıyorsa çok fazla, Rusya ya karşı alınıyorsa çok az idi.
 
7) 1,2 Milyar dolarlık Off-Set Programının kapsamında TELETAŞ a verilen 500 Milyon dolar yatırım tutarıyla gösterilen Sistem 12 santralleri, Ruslara yüksek hafızalı chip ler kaçırılmasın diye ITT tarafından hafıza kapasiteleri düşürüldüğünden 10.000 hat kapasiteli bir santral aynı anda 3000 kişi konuşunca kilitlenmekteydi. Daha sonra TELETAŞ sadece malzeme stokları değerinde binası ve know how birikimi ile değerinin çok altında neredeyse bedavaya satıldı.Cengiz İsrafil sura üfledi ve sonunda Sistem 12 santralleri de Ofer e neredeyse 20 de biri oranında bir fiyatla TELEKOM özelleştirmesiyle bedavaya satıldı. Bu tasarımı çok iddialı ama chiplerindeki hafıza düşüklüğü nedeniyle yoğun konuşma trafiğinde yüklenme kabiliyetleri üçte bir oranında azaltılan sayısal telefon santralleri doğu ve güneydoğu Anadolu da en önemli olası askeri muharebe hatlarına yerleştirildi. Muhaberesiz
muharebe olmaz diyen askerler bilgisizlikleri nedeniyle bu teknoloji casusluğu ve hilesinin farkına varamadılar. Ancak bir yılbaşı piyango çekilişi sırasında, aşırı sayıda yüksek katılımcının telefonla bir TV programını aynı anda aramasıyla, İstanbul daki Sistem 12 santralleri kilitlenince bu konu hakkında basında yazılar yazıldı.
 
8)F-16 Projesinde uçak parçalarının montaj hatlarında Eskişehir de fırınlaması yapılan uçak parçalarının çoğu elektrik kesilmeleriyle zarar gördü. Rüşvetle ithal edilen kalitesiz orta gerilim kesici ayırıcıları nedeniyle büyük kayıplar oldu.
 
9) Defterden düşmüş, piyasa değeri sıfır olan hurda makine teçhizat, ABD den Eskişehir ve Ankara -Mürted e ve Kayseri hava İkmal bakım Merkezine getirilerek Türkiye ye 70 Milyon dolara satıldı.
 
10) F-16 Projesinin ilk paketinde, her birinin maaşı Türklerin en az on katı olan ve mühendis dahi olmayan 4000 Amerikalı ya iş imkanı sağlanırken, 1000 kişi dolayında Türk işcisi çalışabildi.
 
11) Montaj hatlarının ve ABD de Texas Fort Worth da parçalanıp sökülerek sevkiyatı yapılan uçak parçalarının gerekli kalite kontrolü ve denetimi ne TUSAŞ ne de TAI tarafından, gerekli olan test ve çarpmaya dayanıklılık (material strength) ölçümleri yeterince yapılamadığından, sözde Türkiye de üretilen, gerçekte ABD de üretilip demonte edilerek Türkiye de yeniden montajı yapılan F-16 lardan yüksek oranda uçuş kazasıyla çok sayıda pilotumuz şehit oldu.
 
12) Türkiye de monte edilen F-16 ların silah ve radar menzilleri İsrail in elindeki F-16 lardan çok daha düşüktür. Adeta hızlı uçan kuşlar misali hedefi vurucu özellikleri sınırlanmıştır.
 
13) F-16 larda, askeri anlamda dost düşman tanımı yapan IFF cihazları ile uçakların uçuş yönetim ve hedefe kilitleme yazılımlarının kaynak kodları General Dynamics firmasından alınamadı.
 
14) Türkiye de başta Süleyman Demirel, Turgut Özal, Yusuf Özal, zamanın Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanları Özal döneminde İbrahim Düzyol, Çiller döneminde Turhan Güven olmak üzere Genelkurmay Başkanlığı, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı makamlarına ve tüm siyasi Parti liderlerine, önemli köşe yazarlarına, aslında çocuklarıma ve aileme haksızlık yapıp onlar için daha az para harcayarak, sayısız bilgi ve belgenin kopyalarını göndermeme rağmen bu hayati konuya, Türkiye adeta bir sömürü ülkesi imişcesine hiç kimse sahip çıkmadı; hiç kimse sorumluluk üstlenmedi, gündeme taşıyıp vatan sevgisiyle halka maletmedi. Sadece rahmetli Uğur Mumcu TELETAŞ diye bir başlık attı ve konuya giriş yaptı, ancak birkaç hafta sonra da arabasına konan bomba ile öldürüldü.
 
15) Son olarak Recep Tayyip Erdoğan’ a daha Refah Partisi İl Başkanı iken, daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Başbakan olduktan sonra defalarca anlatmama rağmen F-16 paket anlaşmalarında, hiçbir siyasi iktidar döneminde ve Genelkurmay başkanı döneminde, sanki Allah yapısı imişcesine, F-16 Paket anlaşmalarında hiçbir esaslı yeni bir düzenlemeye gidilmeden eski hatalı paket anlaşması sürekli uzatıldı ve yenilendi. Türkiye de yeterince uzman Personel olmasına rağmen bu istihbarat teşkilatlarının kotardıkları kadük F-16 Anlaşması hiçbir Üniversite ye veya Türk firmasına yeniden inceletilmedi. Teknoloji transferi, öğrenme eğrisi düzeltilmedi; rüzgar tüneli kurulmadı. Uçak motoru ve türbinlerini imal eden bir fabrika kurulmadı. Dördüncü paket anlaşması bitmeye yaklaşırken, hala 160 uçaklık montaj paketlerinin dışında 161.ci uçağı Amerika istemese de, Türkiye de
kendi imkanlarımızla kendimiz kendi sanayimizden siparişler vererek ve teklifler alarak imal edemiyoruz.
 
Dünya harp uçakları sanayiinde bu arada sipariş alamadığı için F-16 larla aynı manevra kabiliyetine sahip Fransızların Mirage 2000 Uçaklarının üretimi durduruldu. Avrupa Birliğinde EADS firması kurularak askeri ve sivil uçak üretiminde ABD ile rekabet edilmeye çalışılmaktadır. Halen milyarlarca Euro luk EADS askeri projeleri sipariş olmadığı için finanse edilememektedir.
 
Bu yazının her hakkı ve sorumluluğu Prof.Dr.Mehmet ERDAŞ a aittir. Kaynak gösterilmeden ve www.mehmeterdassapbidanismani.com sitesine link verilmeden tamamen veya kısmen kesinlikle kopyalanamaz, yayınlanamaz.
 
Prof.Dr. Mehmet Erdaş Londra - Staines 21.02.2010  
 
 
PREFACE:
 
In my Ph.D thesis, I referred to the balance of energy and financial markets over the interest rates mechanism. The idle overcapacity has been built since 1980s in the world economy. Iraq Wars and the rapid growth and development of BRIC economies disturbed the balance of energy and financial markets. The aggregate demand and supply on global scale can not be matched anymore through the interest rate mechanism of financial markets. The global financial markets crisis has put the banking industry and the flow of funds, investment banking in a collapse. The recovery of asset values and the rapid increase in unemployment in EU and USA; Greek debt crisis and the high ratio of debt to GNPs of UK, USA, Japan, Spain, Ireland, Portugal creates a new risk profile for the global banking industry. The consumer confidence stays low globally threatening the export oriented german economy. The Debt to be collected only in Europe amounts to 400 billion Euro.
A new power game is in being, which might lead to new tensions and regional wars in Balkan, Middle East and Far East. A new global threat of banking industry and uncontrolled deficit spending and financing of economies, the imbalance of economical power against military power, could probably lead to a global war. The history repeats itself, as long as the mankind resists to learning necessary lessons from history, failing to adapt themselves to the law of natural economical and financial selection, suggesting always the survival of the fittest without any priority.
 
ÖNSÖZ
 
Bu kitabımda faiz otomatizmasını ve bunun sonucu oluşan küreselleşme ve 2008 Finans (sistem) krizini ve Türkiye nin geri kalmışlığının nedenlerini işliyorum. 1981 yılında, ABD’ nin tüm cansız varlığa ve zenginliğe hiç zarar vermeden, sadece yaşayan insanları ve canlıları yok edebilen nötron bombasını test ederken, Braunschweig Teknik Üniversitesinde tamamladığım, enerji ve finans piyasalarının faizle dengelenmesini konu alan doktora tezimden alıntılar yapmaktayım. 2008 finansal krizi, küreselleşme olgusu ve faiz otomatizması ile Türkiye nin geri kalmışlığının nedenlerini örnek projeler ve neden sonuç ilişkileriyle açıklayarak, bütünsellikle analiz etmeye çalıştım.
 
Doktora tezimde, Türkiye’ de ve dünyada enerji planlaması modellerini irdelemiş; bugünün ve geleceğin problemlerinin analizini yapmıştım.Enerji, hammadde ve finans piyasalarının,bölgesel harpler ve faiz otomatizmasını yönlendiren büyük bankalar( Bank of America, JP Chase, Morgen Stanley, Goldman Sachs,Rotschild,Rockefeller,….) ve çok uluslu tekellerce( BP,Shell, Mobil, Texaco, Aramco, Siemens, Oracle, MS,…), faiz oranları, borsa ve döviz piyasaları üzerinden nasıl dengelendiğini, nakit fon akımlarına nasıl yön verildiğini; Türkiye’ de ve dünya da enerji ve güvenlik politikalarının prensipleri ve gelecek perspektifleri konusunu araştırmış, katma değerin dengeli sosyal bölüşümü sağlayacak, tüm piyasalarda hem arz, hem de talep sorununu çözebilecek, yeni bir zaman boyutuyla karmaşık sosyal faiz tanımını yapmıştım.
 
Ölecekle olacağa çare bulunmaz denir.Geriye ne kaldı? İyi ki öleceği de, olacağı da, geleceği kesin olarak bilemiyoruz; sadece ihtimal dağılımlarıyla belli bir belirsizlikle tahmin edebiliyoruz. Önemli olan dünü ve bugünü doğru sorgulayarak, yarını en gerçeğe yakın şekilde öngörebilmektir. Nitekim, 2008 yılında yaşanan küresel finans krizini, tüm gerçek yapısal boyutlarıyla öngörebilen ne iktisatçı, ne siyasetçi, ne de bankacı ve finansçı çıkmamıştır.
 
Finans krizi ve faiz mekanizmasının tabii sonucu olan küreselleşme, hangi ürün ve teknoloji değişimlerini, strateji ve tüketici davranış kalıplarında ve tercihlerinde değişimleri zorunlu kılmaktadır? Kaynak verimliliğini artıramayan, nakit fon akımlarını ve likiditeyi etkin denetleyip yönlendiremeyen şahıslar, aileler, firmalar, sektörler ve devletler ekonomik yaşamdan dışlanacaklardır. Dünya ekonomisinde,tüm ekonomik aktörlerin harcanabilir gelirlerinin üçte biri faiz giderlerine gitmektedir. Faiz otomatizması nedir ve neden faiz alınınır? Sosyal ve çevre maliyetlerini, gelir dağılımı ve sosyal adaleti de hesaba katan; piyasalarda tekelleşmeye yol açarak serbest rekabeti yok etmeyen yepyeni bir sosyal faiz ve sanal zaman bileşeni tanımına ihtiyaç vardır. 
 
Küresel kriz ertelenebilir; ancak bilgi ve sermaye tabana yayılmadıkça ,işsizlik sorunu kalıcı olarak çözülemez dünyada!
 
Faiz ve borçlanma girdabını aşamayan, dünya iklim ve çevre kısıtlarıyla baş edemez; büyüme teorileri artık yeni maliyet hesaplarıyla içsel olmak zorunda! Sistem yani Tabiat her şeye rağmen jiroskop misali kendi kanunlarının aşılamaz üstün güç olduğunu, ekonomist ve finansçılara da dikte ettirecek, doğrulatacaktır. Tırmanan borç zamanın en büyük riskidir. Borçlanma isteği ve borçlanan olmadan, faiz otomatizmatizmasında üretim ve tüketim, arz ve talep çarkları dönemez; finans baronlarının faiz mekanizması işleyemez.
 
21.yüzyıl üretici açısından  en az enerji tüketimi ve en çok kaynak verimliliği artışıyla azami ürün farklılığının yaratılmasın , tüketici açısından daha çok farkındalık ve çevre-iklim-en az enerji odaklı bilinçli tüketim tercihleri, yönetim felsefesi ve ekonomik-finansal-sosyal dengeler açısından fiyat otomatizmasına yeniden işlerlik kazandırılarak işsizlik ve tekelleşmenin önlenmesi, serbest rekabet ortamının yenidensağlanması, finans ve bankacılık açısından yeni bir faiz kavramı ve her finansal işlem aşamasında yeterli risk-özkaynak oranlarıyla özdenetim sağlanması, kendi kendini düzenleyen faiz –risk-fon akımları küresel denetim sisteminin kurulmasının hedeflendiği; sosyal adalet , uzlaşma ve barış ortamında küresel-bölgesel-ulusal ekonomik, sosyal ve finansal güç, kaynak-harcama dengelerinin yeniden kurulduğu modern bir çağ olacaktır. Aksi halde 1929 buhranından sonra yaşanan küresel yüksek enflasyon tehdidi ve bunu takip edecek yaygın kitlesel işsizlik ve kıtlık tekrarlanacak;   etnik ve din farklılığı temeline dayandırılan terör ve yapay düşmanlıklarla tırmandırılacak bir küresel harp tehdidi ve dünya enerji kaynaklarıyla uzay hakimiyetinin yeniden bölüşüleceği, 2020 lerde olası bir varlık-yokluk kıyamet savaşı senaryosu uygulanacaktır. Bu tahminimi öncelikle tarih bilincine, siyasi ekonomik sosyal gücünü ve rekabet üstünlüğünü gittikçe kaybetmekte olan ABD dolar ekonomisinin nötron bombası gibi silah teknolojilerinde üstünlüğünü korumasına , 2020 lerde BRICve İslam ülkelerinin nüfus ve ekonomik siyasal finansal güç üstünlüğünü ellerine geçirecek olmalarına rağmen silah ve uzay teknolojilerinde geri olmalarına dayandırmaktayım. İnsanlığın üretip de kullanmadığı silah sistemi ve silaha dayanan güç isteğinden uzlaşma ile vazgeçen, yeni değerlere dayanan yeni felsefe dönüşümünü barış ve uzlaşmayla kabullenen güçlü taraf tarihte hiç olmamıştır.
 
2010 DAVOS TOPLANTISINA KATILAN İŞADAMLARINA GÖRE KRİZDEN SONRA EN BÜYÜK RİSK : KAMU AÇIKLARI VE TIRMANAN ÜLKE BORÇLARI
 
Özellikle ABD,İngiltere, Japonya, Almanya gibi önemli G-8 ekonomilerinde ve Yunanistan, İspanya, Portekiz, İrlanda, Dubai ve Doğu Avrupa ülkelerinde görülen aşırı yüksek küresel borçlanma ve ülke borçlarının çevrilememesi, kriz sonrasında kalıcılığı tehdit eden en büyük risk olduğu ve bir çeşit borç bombası olarak değerlendirilmektedir.
Davos toplantılarının 40 yıllık tarihi, adeta krizlerinde tarihidir. Önce Asya krizi, bir yıl sonra Rusya krizi gündemdeydi. Daha sonra Brezilya ve Arjantin  borç krizi  ve 2001 Türkiye krizi yaşandı. 2010 da da Davos ta Küresel borç bombası konuşulmaktadır.  Başbakanca 2009 da sahnelenen ‘One Minutes’ çıkışından sonra Davos’ a katılmayan Türk heyeti “Küresel Borç Bombası” gündeminden çok şey öğrenebilirdi belki deTürkiye’ nin borçlanma stratejisini düzeltmeyi artık akletmek için.
2010 yılında, Davos’ ta konuşulan ve önümüzdeki yıllarda yeni bir küresel kriz yaratması olası olan en önemli riskler, önem sırasına göre şunlardı :
a)Tırmanan önemli G-8 ülkelerinin toplam 2000 Milyar dolara varan borçlarının yaratacağı riskler
b) Gittikçe artan korumacılık eğilimi, etnik ve dinsel milliyetçilik akımlarının yaratacağı siyasal riskler
 c) Devletin ekonomiye aşırı müdahalesinin yaratacağı riskler
 
Osman Ulagay, 28 Ocak 2010 Milliyet gazetesinde Davos la ilgili şu önemli tesbiti yapmaktadır:
 
Başta ABD ve İngiltere olmak üzere zengin ülkelerin finans kesiminde patlayan krizin tam bir çöküşe yol açmasını önlemek için uygulamaya konan kurtarma operasyonları ve ekonomiyi canlandırma paketleri söz konusu ülkelerde devlet borcunu hızla tırmandırdı. Şimdi bu borcun nasıl ödeneceği konuşuluyor.
Dünkü tartışmada da vurgulandığı gibi, sorunun temelinde, bu borçların ancak halka yeni vergiler ve yükler getirerek ödenebileceği gerçeği var. Batı’nın zengin ülkeleri alışmadıkları bir durumla karşı karşıya ve bu acı gerçeği halka anlatmak hiç de kolay olmayacak. Başta Başkan Obama olmak üzere Batı’nın siyasetçilerini zor bir dönem bekliyor. Her yıl Davos’ta Dünya Ekonomik Forumu’nun açılışı öncesinde açıklanan ve uluslararası şirketlerin tepe yöneticilerinin beklentilerini ortaya koyan anketin bu yılki sonuçları, krize tam bir aymazlık içinde yakalanan küresel CEO’ların bu yıl geçen yıla göre çok daha iyimser olduğunu ortaya koydu. Ancak kriz öncesinden farklı olarak bu kez çok ihtiyatlı bir iyimserlik söz konusu.
Küresel şirketlerin CEO’ları ekonomideki düzelmenin kalıcılığı konusunda tereddütlü oldukları için, yeni yatırıma ve borca girmeden mevcut kapasiteyi daha iyi kullanmanın ve maliyetleri düşürerek kârlarını artırmanın arayışı içinde.
Bu araştırmayı gerçekleştiren PricewaterhouseCoopers şirketinin Başkanı Dennis Nally’ye, ankete katılan CEO’ların yükselen devlet borçlarını öncelikle bir risk olarak görüp görmediklerini sordum. Dennis Nally, bunun uzun vadede gündeme gelecek bir risk olduğu için CEO’ların risk sıralamasında öne çıkmadığını söyledi. CEO’lar gerçekten de farklı bir dünyada yaşıyor ….
 
Türkiye de devlete hakim güçler Batı dışında alternatif üretmek istememektedir.
Batı için geçerli olan borç ve faiz çıkmazı Türkiye içinde geçerlidir. 2004 de Cevahir Otel de yapılan MÜSİAD kongresine Berlin MÜSİAD heyeti ile birlikte katılmıştım. Başbakan Erdoğan kürsüye çıkarak şu samimi açıklamayı yapmıştı:
 
-Ben bu faiz ve borç meselesini Başbakan olduktan sonra öğrendim.
İktisadi Ticari İlimler akademisi mezunu, eski Ülker Bayisi Başbakan R. Tayyip Erdoğan, anlaşılan kendini çok geç eğitmeye başlamış temel ekonomik konularda.
 
Albert Einstein’ a göre 20.yüzyılın en önemli keşfi, kaşifi olduğu relativite teorisi değil, sermaye birikimini sağlayan, ekonominin ve ekonomik büyümenin dinamosu olan bileşik faiz ve faiz mekanizmasıdır. Küresel finans krizi gibi, dünü bugünü ve geleceği, tüm zaman ve mekân boyutlarıyla, tüm karmaşık güç ve çıkar ilişkilerini aynı anda kapsayan, böylesine karmaşık güncel bir konuyu, çok basit kelimelerle, akıcı ve sürekli, canlı, okuyucunun dikkatini dağıtmadan anlatabilmenin sırrı ne olabilir? 
 
Bilgi aktarmak kutsaldır, ama okuyucunun merakını hep canlı tutmak, onu sıkmadan, bilgiçlik taslamadan, finansal kavram sistematiğinin mimarisini, ekonomik felsefeyi, tarih bilinciyle, akıcı ve mizahi bir üslupla anlatmak nasıl başarılır? İmkânsızı başarmak (mission impossible) fantezi ve mucize kabiliyeti ile mümkün olur. İnsan aklını aşan bir üst soyutluk derecesi olmazsa, bilime ıspat kabiliyeti kazandırılamaz ve yeni geçerli bilgi türetilemez; bilimin ürettiği bilgiler de ancak yanlışlandırılıncaya kadar geçerlidir.(Bkz. Kurt Gödel, Mantıkbilim, Viyana, 1938; Karl Popper, Dialektik ve Deneme Yanılma; Bilimsel keşfin mantığı, bilimsel teorilerin yanlışlanma süreci 1959 - 1968, Londra). Bilim de ıspat kabiliyetini, kendisinden daha soyut bir üst-sistemin, inanç ve karmaşık değerler sisteminin varlığına borçludur.
 
2008 Finans krizi ile küreselleştirilen bankacılık soygununu, mümkün olduğunca halk diliyle anlatmaya çalıştım, ama yeterince basitleştiremeyi başaramadım.
 
Finansçılar ve ekonomistler, doktorlar ve hukukçular gibi kendilerince, halkın anlamayacağı kapalı bir meslek lisanı geliştirmişler; aslında basit konuları daha karmaşık hale getirmişler. Kimbilir belki de sosyal bilimlerde güç kavramının tanımını yaparak, bilimsellik vasfı kazandırmak; matematiksel kavram keskinliği ile kendi disiplinlerinde farkındalık yaratıp, soyutluk derecesini ve kavram derinliğini artırmak, ölçülü, kalıcı ve halka hizmet için güvenilir bilimsel bilgi ve fayda üretmek yerine, tüccar olarak kalmak, büyüme ve kar ençoklaması (growth and profit maximization) hedefi, daha çok para kazanmak ve adam yerine konmak tercihleri bu insanlar için daha çok hayati öneme sahip olabilir. Sosyal bilimlerde ‘Güç’ tanımına ilişkin kritik bir test sorusuyla önsözümüzü tamamlayalım:
-         Ölüm korkusu korkunun kendisi ve korkuların en büyüğüdür. Ölüm korkusunu aşmış insanlara kim nasıl hükmedebilir ki?
 
Bilimsel yöntemle problem çözümü; bilgi ve teknoloji üretim süreci:
 
Herhangi bir problemi doğru tanımlamak, irdelemek ve çözebilmek için, önce şu soyut matematiksel yöntemle, süreçlerinin doğru ve kesin sorgulanarak, denenmesi, tanımlanması gerekir;
 
1-    Problem gerçekten var mı?(existence-check)
2-    Problem gerçekten bir ve tek mi?(uniqueness-check)
3-    Problemin öncelikle var, bir, tek ve gerçek olduğu kanıtlanırsa, ancak doğru tanımı yapılabilir; matematiksel modeli, ölçeklendirilip sınırlandırılarak birimleriyle tanımlanır.
4-    Problemin doğru tanımlanıp tanımlanmadığı, tez antitez ve sentez dialektik yöntemiyle sorgulanıp deneme - yanılma yöntemiyle test edilir.
5-    Deneme - Yanılma testine o kadar uzun süre tekrar edilerek devam edilmesine rağmen, problemin varlığı ve birliği ve doğru kesin tanımı zamanla yanlışlanamaz ise problem doğru tanımlanmıştır.
6-    Problem doğru ve kesin tanımlandıktan sonra, çözülebilirliği ve alternatif çözüm yöntemleri araştırılır.
7-    Problemin doğru olduğu sanılan çözümü, kesin ölçme hassasiyeti ve olası tüm neden- sonuç ilişkileriyle ortaya konarak geçerlilik (validation) testleri yapılır.
8-    Deneme Yanılma ve Geçerlilik Testlerine, bulunan problemin tanımı ve alternatif çözümleri, neden-sonuç ilişkileri yanlışlanıncaya kadar devam edilir.
 
Görüldüğü gibi, bilimde de mutlak ve kesin, yanlışlanamayan doğru bilgi yoktur. Bilim ve din, maksatları aynı, ancak bilgi türetme yöntemleri çok farklı ( ıspat ve iman) olsa da, insanlığa bilgi üreterek doğru yolu göstermeye, doğruyu yanlıştan ayırmayı öğretmeye çalışırlar. Tanrı’ ya ancak inanılır; fakat hiçbir zaman Tanrı’ nın varlığını ispat edebilecek ve geleceği, ne zaman neyin nasıl olacağını, canlılar için doğum ve ölüm vaktini mutlak doğru bildirebilecek kesinlikte, ömrü ve yaşam sürecini uzatacak olan yanlışlanamaz mutlak ve kesin bilgiye ıspat yöntemiyle ulaşılamaz; gelecek ancak belli bir belirsizlik ve olasılıkla tahmin edilebilir.
 
Prof. Dr. Mehmet Erdaş, Berlin, 01.01.2010.
Kabataş Lisesi 1971, ODTÜ Elektrik B.Sc. 1975, ODTÜ İşletme M.Sc. MBA 1978, TU Braunschweig Ph.D. 1982, ODTÜ, Webster, TU-Wien, Salzburg, St.Poelten Öğretim Üyesi, SAP İş Zekası ve Profesyonel İş istihbaratı Danışmanı
 
ARKA KAPAK:
 
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.
 
Zamanla ışıkta yaşamayı ögrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladim sevdiklerimi. ..
Ağladım.
 
Yaşamayı ögrendim.
Dogumun, hayatın bitmeye başladığı an oldugunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar oldugunu ögrendim.
 
Zamanı ögrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacagını, zamanla barışılaca ğını, zamanla ögrendim...
 
Insanı ögrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler oldugunu...
Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulundugunu  ögrendim.
 
Sevmeyi ögrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı oldugunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kuruldugunu ögrendim.
 
İnsan tenini ögrendim.
Sonra tenin altnda bir ruh bulundugunu. ..
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde oldugunu  ögrendim..
 
Evreni ögrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını ögrendim.
Sonunda evreni aydinlatabilmek için  önce  çevreni aydınlatabilmek gerektigin ögrendim.
 
Ekmeği  ögrendim.
Sonra barış için ekmegin bolca üretilmesi gerektigini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
bolca üretmek kadar önemli oldugunu ögrendim.
 
Okumayı ögrendim.
Kendime yazıyı ögrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi ögretti bana...
 
Gitmeyi ögrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime ragmen gitmeyi...
 
Dünyaya tek başına meydan okumayı ögrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektigi fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektigine aydım.
 
Düşünmeyi ögrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi ögrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yikarak düşünmek oldugunu ögrendim.
 
Namusun önemini ögrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk oldugunu; gerçek namusun, günah elinin altindayken, günaha el sürmemek oldugunu  ögrendim.
 
Gerçegi ögrendim bir gün...
Ve gerçegin acı oldugunu...
Sonra kararında acının, yemege oldugu kadar hayata da lezzet kattığını ögrendim.
 
Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...
 
MEVLANA
 
 
 
TABİATIN MUCİZESİ: BİR KELEBEK KANADINA TÜM HARFLER RENKLER VE SAYILAR NASIL DA KESİN VE MÜKEMMEL NAKŞEDİLMİŞ; HAYATTA HİÇBİR ŞEY, KRİZLER DE DAHİL DOĞUM VE ÖLÜM, HİÇBİR ŞEY TESADÜFEN OLMAZ; HERŞEY ÖNCEDEN TASARLANMIŞ, PLANLANMIŞ,PROGRAMLANMIŞTIR. TANRI DA, FİNANSÇILAR DA ZAR ATMAZ; MUTLAK GÜÇ İSTEĞİNE ULAŞMAK İÇİN SAYISIZ SENARYOLAR ÜRETİLİP UYGULANIRKEN, SAĞDUYULU, BİLGİLİ VE TECRÜBELİ KESKİN ÖNGÖRÜ SAHİPLERİ KAZANIR, DİĞERLERİ SÜREKLİ KAYBEDER. CHARLES DARWİN’ DEN BERİ BİLİNEN ZAMAN OTOMATİZMASI, HAYATIN SÜREKLİLİĞİ İÇİN UYUM KURALI ‘ SURVIVAL OF THE FITTEST’ DOĞUMU, ÖLÜMÜ, HAYATI, ÖLÜMÖTESİNİ, DİRİLMEYİ DE TESADÜFLERE BIRAKMAMIŞTIR!
 
KÜRESELLEŞME VE YENİDÜNYA DÜZENİ
 
VE TEKELLEŞME; PİYASALARDA YENİ OLUŞUMLAR VE GELECEK BEKLENTİLERİ; BASEL II Piyasa- Kredi- İşlevsel Risk Tanımları ve Bankaların Sermaye Yükümlülüğü, Risk Kontrolü ve Yönetişim Kuralları
    
 
 
 
2008 Küresel finans krizinin atık değeri 15 milyon işsiz, 11 trilyon dolar hasar yine yoksul ülkelerce refinanse edilecektir. Bu faiz otomatizmasının ve buna dayanan mevcut küresel tekelci piyasaların, fiyat mekanizması ve serbest rekabet ortamının yok olmasının, kaynak verimliliğinin nüfus artışı oranında artmamasının tabii sonucudur. Para, su ve elektrik akımları, aynı tabiat kanunlarının, zamanlama ve tetiklenmesi en ince detayda saklı olan, tabiatın ve yaradılışın özünde saklı en az kuvvet prensibi veya en az güç kullanımı presnsibine göre yönlendirilmektedir. Para ve fon akımları, finans ekonomisi, kaynak verimliliği ve inovasyon ekonomisi, kısa ve öz olarak enerji ekonomisi ile faiz otomatizmasının ilişkisi, özünde aynen ısının yayılmasıyla ilgili termodinamik kanunları veya elektrik ve su akımlarını yönlendiren Maxwell-Kirschoff- Lorentz elektomanyetik enerji ve güç dönüşümü kanunları ile hidrolik akışkanlar mekaniği kanunlarına bire bir benzemektedir. Her nedense bu benzerlikten ekonomi ve finans kitaplarında ölçülebilirlik ve daha çok bilinebilirlik, daha güvenilir veri elde etmekte pek yararlanılmamaktadır.
 
Elektrik, su ve para akımları aynen birbirlerine benzer ve daima en kolay yoldan akarlar. Elektrik devrelerinde güç kaynağı, karmaşık direnç (empedans), akım şiddeti, gerilim ve Kirschoff kanunları belirleyicidir. Su şebekelerinde boruların darlığı ve genişliği, yükseklik farkı, pompa gücü ve termodinamik kanunları ile bileşik kaplar prensibi önemlidir. Para piyasalarında ise sermaye birikimi, faiz oranları, vergi oranları, karlılık ve kaynak verimliliği ile politik istikrar para akımlarının yönünü belirlemektedir.
 
 
İster bölgesel ister küresel olsun, tüm ekonomik ve finansal krizlerin en önemli sebebi üretim ve tüketim dengelerinin arz ve talep dengelerine dönüşümünün ve eşzamanlanmasının bozulması olup, bu da kapitalizmin dayandığı faiz mekanizmasının (artı değer hırsızlığının) ve faiz mekanizması sebebiyle piyasaların gittikçe tekelleşmesi, serbest rekabetin yok olması , bunun sonucu oluşan aşırı arz fazlası ve kar ençoklamasına(profit maximization) dayanan ve her türlü sosyal faydayı, çevre kirliliğini, kaynak verimliliği ve kaynak kullanım değerini, iklim değişikliğini, sosyal adaleti ve insanlık değerlerini, kutsal yaşam hakkını göz ardı eden yanlış kapasite planlaması, ve bunun sonucunda kendiliğinden oluşan zamansız ve yüksek atıl üretim kapasiteleridir! Kapitalizmin yapısal ve döngüsel krizlerine tarihsel perspektifle bakıldığında, küresel ve bölgesel olarak hep sürekli ve ardışık olarak yaşanan küresel ve bölgesel güç ve karar merkezlerince kontrol altında tutulabilen enflasyon ve harpler takip etmiştir.Dünyada hiçbir şey tesadüfen olmamaktadır.Yaşanan tüm toplumsal olayların ardında, taktik ve stratejik hedefler hiyerarşisine dayanan, açık(basınve medya)ve kapalı(askeri siyasi ekonomik finansal bilgi akışı) istihbaratla beslenen management senaryoları, küresel siyasi ekonomik finansal askeri güçlerin hakimiyetlerini kaybetmeme, sermaye birikimlerindeki artışı dünya enerji kaynaklarını uluslar arası hukuku ve evrensel insan haklarını hiçe saymak pahasına da olsa, güvenceye alarak bir yüzyıl daha sürekli kılabilmek kaygıları yatmaktadır.
 
Kapitalist sistemde , mal ve hizmetlerin arz sorunu istenildiği kadar üretim kapasitesi oluşturularak çözülebilmekte, ancak talep tarafı , üretilen mal ve hizmetlerin sosyal adalete dayanan dağıtımı, bölüşümü, paylaşımı ve işşizlik sorunu, sadece atık değerler olarak görüldüklerinden, piyasalarda tekelleşme olmakta, bunun sonucunda serbest rekabet ve ticaret daralmakta, ülkeler faiz döviz iç-dış borç ve enflasyon sarmalıyla kolonileştirilmektedir. Bölgesel ve küresel krizler döngüsel olarak sık sık yapısal nedenlerle tekrarlanmaktadır. Kriz dönemlerinde tüm dünyadaki piyasa mekanizması arz talep dengelerinin çarkları senkronize olarak çalışamamaktadır.Kümülatif ölçeklerde,tüm dünya da fiyat (arz talep dengesi)mekanizması ve diğer üretim-tüketim dengelerinin, tüm piyasalarda senkronize çalışan çarklar olarak kümülatif arz ve talep dengelerine dönüşümü eşzamanlı olarak sağlanamamakta dır. Bu nedenle de ekonomi, finans sisteminden başlayarak, satış ve üretim çarkları dönmeyince, yatırımlar re-finanse edilememekte ve kapitalist ekonominin üretim, satış ve finans sistemi kontrolden çıkmakta, tüm dünyada telafisi mümkün olmayan büyük ölçekli spekülatif kayıplar, fakirleşme, enflasyon, bölgesel ve küresel harpler yaşanmaktadır.!
 
Müteşebbislerin ve tüm ekonomik aktörlerin sadece kar ençoklaması (kar maximizasyonu)peşinde hırsla koşmaları da kapitalizmin sistem krizi ni tetikleyen en önemli etkenlerdendir. Toplumsal sosyal fayda boyutunu yok sayan maliyet muhasebesi de krizilerin oluşmasında diğer önemli yapısal etkendir. Üretim yapan müteşebbis, tükettiği enerji kaynaklarının yenilenemez olduğunun, kullandığı emek ve sebep olduğu çevre kirliliğinin ve iklim değişikliğinin, tabiattaki entropi artışının, telafisi mümkün olmayan yeni dengesizliklere neden olduğunun bilincinde değildir. Tek düşündüğü karını en çoklamak, ikiye, hatta üçe beşe ona katlamaktır. Gelecek nesiller için fayda üretmek, daha yaşanabilir temiz bir çevre bırakmak, işsizliğe çare bulmak gibi kaygıları, ruhunu zenginleştirecek hedefleri yoktur. Sadece para kazanmak ve güçlü olmak hırsı hedefidir. Hırsı ve öfkesi, bilinçaltı kompleksleri, hiç farkına varamadığı bilinçaltı değerleri, onu aklının ve sağduyusunun önüne geçerek adeta gütmektedir. Güdülenleri, yani onun bilinçsizce, en geniş anlamda tabiatın çok hassas, kelebek etkisiyle önceden kurgulanmış ve bağıtlanmış dengelerini göz ardı ederek ürettiği mal ve hizmetleri talep edenleri buldukça, fiyat mekanizması çalışacak; müteşebbis ürettiği mal ve hizmeti satarak paraya çevirecek ve ona daha çok kazandıracak yeni mal ve hizmetleri üretecektir. Böylece sermaye birikimini, sermaye birikimi daha fazla olan rakipleri onu yok etmeyi piyasadan silmeyi hedeflemediği sürece, artırmaya ve piyasada var olmaya büyümeye devam edebilecektir.
 
Bakınız Küresel Kriz emlak piyasasından başlamıştır. Finans piyasaları, borsacılar ve bankacılar, geri dönmeyeceğini bile bile, ellerinde tuttukları paranın yakan maliyetinden kaçabilmek için, mortgage kredileri adı altında işsizlere dahi 400.000-500.000 Dolarlık Kredileri başka hiçbir güvence (teminat) aramadan kullandırmışlardır. Bunların her birini de finans türevleri (Derivatives) adı altında, hayali olarak ve tekrar tekrar finans balonları haline getirip borç senetleri olarak tüm dünyadaki yatırımcılara, tasarruf sahiplerine bankalar eliyle yatırım fonları olarak pazarlamışlardır. Böylece emeği alın teri ile gelecekte gelir güvencesini sağlamak gayesi güden küçük tasarruf sahipleri güvenleri ve inançları kötüye kullanılarak aldatılmış ve kandırılmışlardır. Toplam 11 Trilyon Dolar tutarındaki dünya ekonomisinde adeta buharlaşan bu değer kaybı sonunda, aynen katma değer vergisini en son tüketicinin ödemesi gibi, yine en alt gelir grupları tarafından bir gün yine sisteme geri döndürülecektir. Bu da devletlerin borçlanmaya dayalı uluslar arası kapitalist finans ve maliye sisteminin ve aslında bir zaman otomatizması olarak kurgulanan faiz mekanizmasının temel ve tabii sonucu olacaktır. Faiz mekanizması ve faiz dinamosu , daima sermaye birikimi en fazla olan çok az sayıdaki fertlere, müteşebbislere, firmalara ve ekonomilere tüm dünyanın kaynaklarını, temel üretim girdilerini (sermaye, enerji, emek, teknolojik bilgi ve zaman) faizlerle (libor +spread) ve enerji fiyatlarıyla spekülatif motiflerle oynayarak, bölgesel harpler çıkarıp önceden hesaplanabilir ve kontrol edilebilir belirsizlikleri ve insan psikolojisini, korkularını reklam ve medya yoluyla kitleleri istediği yönde etkileyip, tüketim tercihlerini istenen şekilde yönlendirip zamanlayarak aktarmaktadır.
 
 
Küresel finans krizini kimileri dibi aşağıda çanaklanmış bir parabole, kimileri de tepetaklak olmuş dibi ters dönmüş ve şapkalaşmış bir parabole benzetebilmektedir. Kişilerin hayal güçlerine, eğitim, bilgi ve görgü seviyelerine, kişilik, ahlak ve benliklerine, inatçı veya uysal olma huylarına, kültür ve değer hükümlerine, istek ve tercihlerine  göre kullandıkları matematik kavram keskinliği, semboller, yönler ve farkındalıkları, karar öncelikleri değişebilir, problem teşhisleri doğru veya yanlış olabilir. Ancak yanlış tanım ve teşhislerle, problemlere ve hastalıklara doğru, isabetli çözümler bulmak, tedaviler uygulamak mümkün değildir. Bu yüzdendir ki, tek tanrılı semavi dinlerin inanç kitaplarında ve ısbat kabiliyeti, neden sonuç ilişkisi olan müsbet bilimlerde, önce isim ve kavramların, teorinin oluşturulduğu, sonra da bu soyut kavram, tanım ve isimlerin, somutlaştırılıp cisimleştirilmelerinin, yani keşiflerin ve teorinin pratik uygulamalarının takip ettiği tarihsel bir gerçeklik olarak sık sık hatırlatılmaktadır.
 
Kavram keskinliği ve zenginliği olmayan, farklılıkları zenginlik olarak değerlendirip içine sindiremeyen, yeni kavramları, keşifleri ve gelişen teknolojileri özümseyip, kullanıp, daha da geliştirerek kendine maledemeyen, sürekli geliştirip değer katamayan, zamanın ruhunu kavrayıp tam vaktinde sezemeyen, emsallerinin hep gerisinde ve geç kalan toplumlar, diller, dinler ve kültürler de, tarihleri de kalıcı olamamış, nice diğer emsalleri gibi hafızalardan silinmiş, yok olup gitmişlerdir. Yüzeyselleşen dilleri kullanan, kavram zenginliği, değer üretemeyen toplumlar zamanın gerisinde kalmaya ve yok olmaya mahkum ilkel toplumlardır.
 
Sürekli borçla finanse edilen ekonomik büyüme kalıcı olamaz. Tasarruf artışıyla finanse edilen ekonomik büyüme gerçek fiziki, kalıcı ekonomik büyümedir. Küresel krizi aşmak için yeni düşüncelere, yeni ürünlere, yeni strateji ve felsefi yaklaşımlara acilen ihtiyaç vardır. Politikacılar çaresiz , krize sebep olan bankalara tekrar vergilerle ve taze para ile destek olmaktadır. Bankacılara ödenen astromik ücretler neyin hangi artı değer üretiminin karşılığıdır?
Alman ekonomisi 2010 bütçesini 86 Milyar Euro borçla kapatabilecek mi?
Artan işsizlik, azalan vergi gelirleri, düşen iç ve dış talep kimseye gelecek hakkında umut vermemektedir. Küresel krizin çözümü için küresel uzlaşma ile bankaların bütün işlemlerinin ve risk yönetimlerinin özkaynaklarıyla orantılı olması sağlanmalıdır. Bankalar kendi başlarına spekülatif işlemlere girişememelidir. Çok uluslu şirketler bulundukları ülkenin vergi mevzuatına göre bağımsız birimler olarak vergilerini ödemelidir. Bankaların iş hürriyeti kısıtlanmalı, bankaların işsizlik sorunun çözümünde sosyal sorumluluk yüklenmelidir. Küresel finans krizine sebep olan bankacılık ve finans sektörüne krizin zararları tazminat olarak ödetilmelidir. Merkez Bankaları ve Bankacılık Düzenleme ve Denetim Kuruluşları, Rating kuruluşlarını da denetlemeli, bilgi kirliliği önlenmelidir. Bankalar Hedge Fonlarına ve Katılım fonlarına sahip olamamalıdır. Yatırım Bankacılığı ve ticari bankacılık tamamen ayrı iş sahaları olarak tanımlanmalıdır; bunlardan birini yapa n diğerini yapamamalıdır. Bankacılık istikrar fonuna tüm bankalar özsermayeleri ve riskleri oranında karşılık ve katkı payı ödemelidir. Bankaların yönetim yapısı ve karar kriterleri şeffaf hale getirilmelidir. Bankaların özsermaye borç oranları, likidite kısıtları, aktif pasif dengesi, risk yönetimi ve borç ve alacaklarının vade yapıları sürekli her işlemde denetlenmelidir. Bankalar Merkez Bankası gibi sistemde para miktarını çoğaltan, paradan para kazanıp, reel ekonomik değer üretmeyen ve sonuçta enflasyona neden olan kurumlardır.
 
Türk ekonomisi her şeyini ABD ekonomisine bağlamıştır. Psikolojik olarak ABD den gelen iyi haberler finans sistemini doğrudan olumlu etkilemektedir. ABD ekonomisi krizde olunca Türk ekonomisinin ve finans sisteminin bundan etkilenmemesi mümkün değildir. Amerika nezle olunca, Türkiye önce grip, sonra da astım olmaktadır. Kriz sonrasında paralar yeniden bankalarda toplandı, ancak sanayicilere ve halka taze kredi akışı sağlanamadı. Bankalararası piyasalarda da henüz normal güven ortamına dönülemedi. 2008 krizi, ne kadar büyük olursa olsun, her bankanın çok kısa sürede batabileceğini göstermiştir. Piyasalarda tüketici güveni ve fiyat istikrarı da henüz sağlanamamıştır. Bankalar eski alışkanlıklarına devam etmek, paradan yüksek paralar kazanmak istemektedir. Obama dahi bir yıllık başkanlık döneminde krizin çözümünü yine krize sebep olan eski yöneticilere bırakmıştır. ABD halkının Obama ya güveni de azalmaya başladı. Afganistan ve Irak tan askerleri çekme kararından sonra, sağlık reformu yasa tasarısı da henüz senatodan geçirilemedi ve kanunlaşamadı.
ABD de işsizlerin sayısı 2008 de 11 Milyon iken 2009 da 15 Milyonu geçmiştir.
Buna karşılık krize sebep olan büyük bankalardan Goldman Sachs ın hisse değeri 69 dolardan 169 dolara yükselmiştir. Bu değer artışı yarı yarıya vergilendirilmelidir.
 
Küresel para ve sermaye, sermaye birikimi en fazla olan ülkelerden, sermaye birikimi daha az olan ülkelere doğru, en kısa sürede en çok getiriyi elde edebilmek amacıyla akar. Reel faiz oranları yükseldikçe yaşamın ve piyasaların değişim hızıyla ivmesi ve psikolojik gerilimi artar; enflasyon ortamı doğar ve yatırım riski yükselir. Stok maliyetleri ve fiyatlar artar. Hammadde stoklarına para bağlayarak üretim yapmak daha da zorlaşır. Kaynak verimliliğini artırıp, sıfır stoklar çalışan firmaların rekabet kabiliyetleri artar. Faizlerdeki artış oranından daha hızlı tempoyla koşamayan, karlılığını ve kaynak verimliliğini, rekabet kabiliyetini artıramayan aktörlerin çoğu ekonomik yarışı terk eder.
 
1990’ larda, ABD Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan tarafından uygulanan düşük faiz oranları, internet şirketleri başta olmak üzere, para ve sermaye piyasalarında spekülatif bir ortam yaratarak varlık değerlerinin aşırı yükselmesine yol açtı. 2000 yılının başlarında ise kâğıt üzerinde doğan internet şirketleri (yeni ekonomi) peş peşe iflas etmeye başladı. Bunun ardından ABD Merkez Bankası, piyasalarda para bolluğu sağlayıp kademeli olarak faiz oranlarını indirmeye başladı. 11 Eylül 2001 saldırılarının hemen ardından da faiz oranlarını yüzde 1’e kadar indirdi. Faiz oranlarındaki bu aşırı düşüş, ABD de iç talebi canlandırdı; iç tüketimi, mortgage kredileri ile finanse edilen ev satışlarını ve ucuz kaynak temini şirketlerin yatırımlarını artırdı. Piyasalar para bolluğuyla önce canlandı, iç talep coştu, aynı zamanda finans sektöründe riski kesin hesaplanamayan yeni türev ürünlerle kredi verme ve yeni borçlanma yöntemlerinin gelişmesine yol açtı. 2007 yılına gelindiğinde, özellikle mortgage piyasasında ev fiyatlarında düşme başladı ve işsizlik arttı. Evlerini satamayan işsizler, mortgage kredileri piyasasında, toplam 1300 Milyar dolarlık çok büyük bir finansman açığını ve küresel ölçekte yeni bir finans krizini tetiklediler. Bankacılık sisteminde, mortgage kredileri karşılığında ve kağıt üstünde zincirleme üretilen diğer bağlı krediler, türev finans ürünleri, borç senetleri, menkul kıymetleştirilen tüm kredi türleri (otomobil, tüketim vs) bu çöküşten etkilendiler. Toplam 1300 Milyar dolarlık mortgage kredilerine bağımlı diğer kredilerin, borç senetlerinin banka ve sigortacılık işlemlerinin, hedge fonların toplam değeri binlerce milyar dolara ulaşmıştı. Toplam varlık değeri kaybı kesin bilinip hesaplanamadığından, bankalar arası piyasalarda güven kayboldu ve bankalar arası para-kredi alışverişleri de tamamen durdu. Lehman Brothers’ gibi dünyanın beşinci büyük bankası ve en büyük yatırım bankası bir hafta içinde iflas etti. Varlık erimeleriyle diğer banka iflasları birbirini takip etti; bankalara, borsa ve hisse senedi piyasalarına güven kayboldu. Adeta 1929 krizi aniden tekrarlandı.
 
Petrol üreticisi ülkelere ait olan Petrol dolarları, ABD, Avrupa ve Japonya Merkez bankalarının sağladığı milyarlarca dolarlık likiditenin, yine bankacılık sistemi üzerinden piyasalara pompalanması, küresel bir çöküşü geçici olarak erteledi, ancak tamamen ortadan kaldırmadı. ABD doları küresel para olma durumunu sürdürdüğü sürece, ABD de yaşanan her kriz ve sarsıntı tüm dünyayı etkileyecektir. Gelişmiş ekonomileri çok olumsuz etkileyen finans krizi, henüz sermaye birikimini henüz sağlayamayan gelişmekte olan ülkeleri doğrudan etkilemedi. Ancak yabancı sermaye yatırımlarını azalttı. Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin ekonomileri büyümelerini devam ettiriyor olsa da, Çin mallarının başlıca ihraç edildiği pazarların ABD ve Avrupa pazarları olması, gelecek yıllarda Çin ekonomisinin de ancak kendi iç dinamikleri ile büyüyebileceğini göstermektedir.
 
 
Finansal kriz sonucu, gittikçe küreselleşen ve birbirine daha bağımlı hale gelen dünya ekonomisinde, faizler ve kredi maliyetleri, enerji ve hammadde fiyatlarıyla birlikte kitlesel işsizlik de yayılarak yeniden artmaya başladı. Dünya ticareti, yatırımlar ve tüketim azaldı; dünya ekonomisi daraldı. Ekonomik büyümeye dayanan liberal dünya ekonomik sistemi, çözümsüz bir yapısal bunalıma girdi. Sadece likidite artışı yerine, küresel finans sistemi uluslar arası bir uzlaşma ile yeniden gözden geçirilerek, erken uyarı, denetim ve kontrol mekanizmaları kurulmalıdır. Yeni bir faiz tanımıyla, nakit ve fon akımları yeniden yönlendirilmeli, kaynak verimliliği ve risk tanımının kapsamı genişletilmeli, sosyal fayda, gelir dağılımında sosyal adalet ve çevre koruma, iklim değişimini yavaşlatma, işsizliği azaltma hedefleri, mutlaka acımasız ve merhametsiz, insanlığı ve gelecek nesillerin yaşama hakkını hiçe sayan kar maximizasyonu hedefinin yerini almalıdır.
Dünya da vergi cennetleri kaldırılmalı, sermaye ve tüm varlık değerleri, evrensel insan haklarının ve yaşam güvencesinin teminatı haline getirilmelidir.
Kredi derecelendirme kuruluşları ve Bankacılık sistemi, küresel ölçekte Birleşmiş Milletler teşkilatınca sürekli izlenmeli ve erken uyarı sistemiyle tarafsız ve güvenilir olarak derecelendirilip denetlenmelidir. Dünya hâkimiyeti gözlerini para hırsı bürümüş finans baronlarına ve en çok sermayeye sahip zenginleşmiş ülkelere bırakılmamalıdır. Temiz hava, temiz içme suyu, tüm enerji ve hammadde kaynakları küresel ölçekte tüm insanlığın malı olarak, israfla değil kanaatle ve azami kaynak verimliliği, asgari çevre kirliliği sağlanarak tüketilmelidir.
 
Bütün bu küresel hedefleri, yaşamsal önem sırasına ve kaynak kıtlığına göre bir arada ele alarak, kaynak verimliliğini en üst düzeyde gerçekleştirebilecek, yeni yumuşak ürün ve yazılım kontrollü tam otomatik ileri teknolojileri üretebilecek, kompleks zaman boyutuna ve buna dayanan yepyeni bir faiz tanımına ihtiyaç vardır. Dünyada kıtalar arasında dengeli ve adil bir ekonomik ve finansal güç ve kaynak, gelir dağılımını sağlayacak, işsizliği ve açlığı önleyecek yepyeni bir yatırım bankacılığı, finans ve işbölümü sistemine geçilmelidir. Örneğin, Japonya pirinç ekmeyip Afrika’ dan ithal etse açlık önlenebilir. Nükleer silahlanma ve güç yarışına harcanan kaynaklar işsizliği ve açlığı önlemek için kullanılmalıdır. Çevreyi kirleten ve aşırı enerji tüketen ürün ve teknolojiler yasaklanmalıdır. Yenilenebilir enerji kaynaklarına, rüzgâr-su-güneş ve bio enerjiye dayanan bütünleşmiş enerji şebekelerine yatırım yapılmalıdır. Dünyanın tabii iklim ve ortam dengesi, enerji ve su kaynakları tüm insanlığın ortak malı ve ortak yaşam güvencesi, tabii insan hakkı olarak uluslar üstü teşkilatlarca koruma altına alınmalıdır. Bütün bunları, temeli hile ve aldatmaya, artı değer hırsızlığına, kaynak israfına dayanan mevcut bankacılık ve finans sistemiyle; temeli yanlış ve eksik faiz tanımına dayanan mevcut ekonomik teorilerle gerçekleştirmek mümkün değildir.
 
Ekonomi ve finans kitaplarında, zaman boyutu ve dinamizm faiz kavramıyla işin içine girer. Faiz kavramı çıkarılırsa ekonomi ve finans kitaplarında irdelenecek, zamanla değişen dinamik büyüklük olarak geriye ne kalır ki? Hiç bir şey! Demek ki ekonomi ve finans dünyasının can damarı ve güç dinamosu faiz mekanizmasıdır. Tüm dünya da gelirlerin üçte biri faiz giderlerine harcanmaktadır.
 
Ekonomi ve finans, büyüme ve sermaye birikimi faizle başlar. Faiz, toplumun geleceğe duyduğu güven veya güvensizliğinin, zenginlik veya fakirliğinin artırıcı veya eksiltici kaynağıdır. Ekonomi ve finans dünyasında, tüm üretim ve tüketim faaliyetleri, girdi ve çıktı fiyatları, enerji ve işgücü fiyatları, fiziksel ve parasal tüm arz ve talep dengeleri faiz kavramı ve faiz mekanizmasıyla, bankacılık sistemi sayesinde tekelci ve spekülatif eğilimlerle  yönlendirilmektedir.
 
Faiz mekanizması ve bankacılık sisteminin, fert- firma sektör –ülke- bölge ve küresel ölçekte, piyasaların ve tüketim tercihlerinin, üretim ve tüketim yapısının yönlendirilmesinde kullandıkları hedef ve yöntemleri ‚Kontrol altında tutulabilen yapay bir belirsizlik ortamında ne pahasına olursa olsun Büyüme ve Kar maximizasyonu‘ olup adil, sosyal ve kalıcı değildir. Dünya kaynaklarını, çevre ve iklim değişmelerini, işsizlik sorununu artık değer olarak görür, çözülmesi gerekli problem olarak ihmal eder, yok sayar. Tabii ve sosyal kaynakların, en iyi kaynak verimliliği ve sosyal adaletin    katılımcılık ilkeleriyle sağlanması, işsizliğin önlenerek adil gelir dağılımının sağlanması hedefi, faiz mekanizmasının, varolan bankacılık ve finans sisteminin temel mantığı olan ‚ne pahasına olursa olsun kontrol altında tutulabilen enflasyon ortamında tekelci büyüme ve kar maximizasyonu sağlanması hedefiyle  mutlak çelişmektedir.
 
 
KÜRESEL KRİZDEN SONRA İŞ ZEKASI VE RİSK YÖNETİMİ İLE GELECEĞE HAZIRLANMAK:
 
Bu kitabı neden yazmak gereği duyduğumu da bu bölümde kısaca açıklamak yerinde olacak. Türkiye de iş dünyasi, siyaset ve ekonomi, kitabına uydurulmuş olarak karmaşık ve belirsiz işlemektedir.
Siyaset, iş dünyasının ihtiyacı olan kalıcı ve kararlı, sürdürebilir bir ekonomik çerçeveyi sunamadığından sürekli olarak belirsizlik ve kriz korkusu yaşanmaktadır. Performans ölçme ve sayılarla küresel rekabet ortamında performans metrikleri (Benchmarking) oluşturmaktan ziyade hükümetle iyi ilişkiler, siyasi eğilime göre işletmelerin korunması eğilimi, hem finansal hem de ekonomik anlamda firmaların kredilendirme ve derecelendirmesin de çok önemli rol oynamaktadır. Böyle bozuk bir rekabet ve dengesiz gelir-harcama nakit akımlarının, veri kirliliğinin olduğu belirsiz ve değişken, süreksiz iş iklimin de, önünü göremeden yönetilen işletmeler, geniş kapsamlı iş zekası yönetmleri ve risk yönetimi sayesinde çeşitli varsayımlarla gelecek senaryoları üreterek,  belirsizliğe rağmen ancak karar süreçlerini eniyileştirmekle rekabet üstünlüğü sağlayabilirler. Başta vergi adaletsizliği, gelir dağılımı bozukluğu (%50 resmi ve %50 kayıtdışı ekonomi) ve veri kirliliği nedenleriyle küçük ve orta ölçekli işletmeler, pahali olmasi ve fazla şeffaflığın maliye ve vergi matrahları açısından uygun olmamasi, ölçek ekonomilerinin ihmal edilmesi ..vs. nedenleriyle küresel kriz sonrasında önlerini yeterince görememektedirler.
 
 Küresel krizden sonra tüm dünya da rekabet şartları ve ölçekler değişti. Artık küçük büyük hiçbir işletme kendini varlık değerlerine dayanan güvence sahibi olarak görmemektedir. İş zekasına dayanan risk yönetimi yöntemlerini uygulamak ve geleceği matematiksel olarak görebilmek artık şart oldu. Gerek yeni ürün geliştirmek ve yeni piyasalara girebilmek, gerekse mevcut piyasa payını koruyabilmek için bütünsel bir yaklaşımla anında dünyayı izleyebilmek ve karşılaştırmalı rekabet avantajlarını kullanabilmek için Kurumsal Kaynak Planlaması ve IT altyapısına yatırım yapmak artık kaçınılmaz oldu.Kaynak verimliliğini artırarak maliyetleri düşürmek ve karlılığı artırmak, yaşanan küresel krizden sağ çıkabilmenin olmazsa olmaz önkoşuludur. Yeni şartlara en hızlı ayak uydurabilen işletmeler ve toplumlar, krizden sonra rekabet üstünlüğünü elde edeceklerdir.
 
Dünya da risk tanımı da değişti. İklim değişikliği dahil çok çeşitli olası senaryoları rakamlarla üretip, hedef büyüklükler olan kar ve satış miktarını artırmak için iş süreçlerini sebep sonuç ve girdi çıktı zincirleriyle uçtan uca bir bütün olarak rakamlarla analiz etmek gerekmektedir. Veri kalitesi artırılıp bilgi kirliliği önlenmeden rakamlar da yanıltıcı olabilir. Ancak yine de rakamların dili kelimelerden daha keskin ve belirleyicidir. Ölçülebilirlik ve bilinebilirlik kapsamı IT altyapısı ile gittikçe genişlemekte, buna rağmen gelecek kestirimlerinde risk ve belirsizlik de o oranda artmaktadır. Sonuçta zamana bağlı topyekun kuvvetler dengesi, daima güvenilir veriye dayanan sağlıklı bilgi üretebilen işletmeler ve toplumlar lehine değişmektedir. Almanya nın en önemli rekabet üstünlüğü bilgi ve teknoloji üretmesi ve eğitim sistemi ile bu bilgiyi gelecek nesillerine aktarabilmesindedir. Yer altı ve terüstü kaynaklar bakımından Almanya Türkiye den daha fakirdir, ancak bilgi üretim ve birikiminde çok zengindir. Dünya da en çok patent üretip tescil ettiren toplum Almanlar değil midir?
 
Özellikler finansman maliyetleri, siyasi risklere, faiz, döviz ve hisse senetleri ile para piyasalarındaki gelişmeler bağlı olduğundan hiçbir işletme büyük risklere girmeye cesaret edememektedir. Yeni büyük ölçekli, iş ve istihdam yaratan yatırımlar yapılamamaktadır. Bankalar topladıkları parayı satmakta zorlanmaktadırlar. Yüksek stoklarla çalışmak artık mümkün değildir. Müşterisi olmayan malın da, insanın da, hizmetin de, paranın da kıymeti de olmamaktadır.
Devir artık tamamen bilgi devridir; bilgi yoğun üretim teknolojileriyle, en az enerji tüketen, çevreyi en az kirleten, en az kayıpla çalışan yumuşak ürünler tasarlamak, kısacası ölçeklerde küçülmekle dünyaya yayılarak değer artışı sağlamak devridir. Bilanço oyunlarıyla, kağıt üstünde finans hileleriyle balonlar üreterek hissedar ve müşterilerini aldatmakla ekonomide kalıcı olunamaz. Bankalar da artık kredi kullandırırken, müşterilerinin sürdürebilir ve kalıcı büyüme stratejilerine sahip olmalarına, risk yönetimi yöntemlerini uygulamalarına, kaynak verimliliği artışıyla karlılık sağlamaya önem vermekte, yaşama şansı olmayan küçük ve orta ölçekli firmalara kredi vermemektedir.
 
Türk Ekonomisinin dünya ekonomisi ile rekabet şansını yakalaması, hem üretimde hem de tüm tüketim süreçlerin de dört ana temel maliyet unsuruna bağlıdır:
1-      Enerji – Petrol Elektrik Doğal gaz Güneş Rüzgar Thermal Enerji fiyatlarının kaynak verimliliği artışı sağlanarak ve kayıplar azaltılarak ve teminin de güvenlik ve kalitenin yükseltilmesi,
2-      Ulaşım ve Haberleşme Maliyetlerinin dünya fiyat seviyelerine çekilmesi
3-      Faiz ve finans giderlerinin azaltılması
4-      Vergilerin dünya seviyelerinde %25-35 dilimine çekilmesi,
5-      Siyasi istikrar ile erbest rekabet ortamının ve hukuk güvencesinin kalıcı olarak sağlanması
6- Zenginleşmeden önce silahlara aşırı para harcamak yerine eğitim ve sağlık altyapısının kurularak, ücretten alınan vergi ve sigortanın azaltılması, gelir dağılımının düzeltilmesi
ile mümkün olabilir.
 
Türkiye Cumhuriyetinde gerek özel gerekse kamu sektörü, DPT ve MSB GenelKurmay da, İstanbul Büyükşehir Belediyesinde onlarca Telefon santrali Bilgisayar Harp Uçağı ve Ulaştırma Uçağı ihalelerine katıldım. Adam gibi şartname yazabileni risk minimizasyonu nedir bilen çok az mühendise  ve idareciye rastladım.
 
1) Firma prospektüslerine bakarak şartname hazırlanmaz; yanlış ihtiyaç tesbiti ile yola çıkarsınız
 
2) Hiçbir teknolojik ürün prospektüsünde yazılı performansı göstermez; yüklenince reel hayatta daha düşük performans gösterir
 
3) Yük altındaki gerçek sistem performansı ürün broşürlerinden değil ölçme test merkezlerinde yapılan ölçmelerle değerlendirilebilir
 
4) Bu gerçek performans ölçümlerinden sonra dünya piyasaları irdelenip araştırılır ve Benchmarking yapılır
 
5) Fiyatlar aynı sistem ve aynı performans eşlenerek karşılaştırılır
 
6) Bu süreç adımları uygulanırsa Türkiye Cumhuriyeti miılyarlarca dolar tasarruf yaparak kaynak verimliliğini artırmış olur!
 
7) Bu süreç uygulanırsa Türkiye en yüksek teknoloji transferini sağlar ve kendisi teknoloji üretir hale gelir
 
8) Siz ne istediğinizi bilmezseniz satıcılar size finansmanını da bulup sizi değil sizin vasıtanızla gelecek kuşakları borçlandırarak size işe yaramaz sistemleri çok pahalıya satarlar.
 
 
Türkiye nin tek yapacağı, ihtiyacı doğru tesbit edip adam gibi şartname yazıp/yazdırıp milli savunma, ulaşım enerji ve haberleşme IT Bilgisayar sektörlerinde her yıl alımını hiç kısmadan mühendislik ve doğru teknoloji seçimi, ihtiyacı tam tanımlayan şartnamelerle yılda 10-20 Miyar dolarlık tasarrufu yaparak bunu da ARGE de Eğitim ve Sağlık sektörlerinde kullanarak; Bankacılık sistemini by-pass edip bilgili genç 3-5 kişilik ekiplere INNOVASYON projeleri yaptırmak değer üretmektir. Faiz mekanizmasını aşarak değer üretemeyen Türkiye, sürekli borçlanmaktan kurtulamaz; reel değer olarak yerinde sayar, parasal olarak büyüse de bu kalıcı bir büyüme olamaz!
 
Enerji üretim kapasitesini artıramayan, yeni temiz enerjiyi en az kullanan bilgi yoğun sosyal ve çevre maliyeti en az, yüksek kaliteli ürün teknolojilerini rakiplerinden önce akıl edip geliştiremeyen ülkelerin şansı olamayacak gelecekte!
 
Küresel kriz ertelenebilir; ancak bilgi ve sermaye tabana yayılmadıkça kalıcı olarak çözülemez dünyada!
 
Faiz ve borçlanma girdabını aşamayan, dünya iklim ve çevre kısıtlarıyla baş edemez; büyüme teorileri artık yeni maliyet hesaplarıyla içsel olmak zorunda! Sistem yani Tabiat her şeye rağmen jiroskop misali kendi kanunlarının aşılamaz üstün güç olduğunu, ekonomist ve finansçılara da dikte ettirecek, doğrulatacaktır tez vakitte!
 
Hatalarından ders almayanlara aptal, zekalarını hafızaları ile güçlendiremeyenlere de akılsız denir!
Türk gençliği ve Türk toplumu aptal mı, akılsız mı ki artık akıllanmasınlar?
 
Kurumsal Altyapı, Stratejik Planlama ve Kaynak Yönetimi Verimliliğinin önemi
 
Adı var kendi yok kurumlarla, ünvanı var hüneri yok mühendislerle, profesyonel meslek eğitimi görmemiş kukla siyasetçilerle zaman faiz teknoloji ilişkilerini kavrayan felsefeleri nasıl üretebiliriz?
 
Toplumsal, Mali, Ekonomik, Sosyal, Teknolojik, İdari Sistemin Hedefleri ve Öncelikleri
 
Büyüme ve Kar Maximizasyonu yerine Kaynak Verimliliği ve İnsanlığın Bekası hedefi
 
Önemli Küresel Tehdit unsurları: Nüfus Artışı (Malthus Teorisi) ve yaşanabilen Dünya mızdaki ormanlar, enerji, su ve temiz hava nın sınırlı olması, çevre kirliliği, iklim değişikliği, tabii afetler deprem fırtına tsunami vs.
 
Dünya Bankası'nın periyodik olarak yayınlanan Global Economic Perspectives raporunda yer alan piyasa kurlarıyla hesaplanmış ülkelerin büyüme hızı tahminleri 2008 kriz yılında dünya ekonomisinde negatif büyüme beklendiğini göstermektedir. Ancak Dünya Bankası raporuna göre, Dünya ekonomisi 2008 de küçülürken büyümesini artıracağı, iyimser tahmin edilen nadir ülkelerden biri de Türkiye idi. Belki de bu yüzden 2008 yüzyıl krizinin Türkiye yi teğet geçeceği en yetkili ağızdan yanlış bir zamanlama ile iddia edilmiştir.
IMF’nin kaynaklarının 250 milyar dolardan 750 milyar dolara yükseltilmesi de Londra’daki 2009 yılı G - 20 toplantısında kararlaştırıldı.
IMF nin kurum kültürü ve önerdiği tedbirler uygulandığı hiçbir ülkeyi sürekli yapısal krizlerden ve bütçe açıklarından kurtaramamıştır. Faiz dışı fazla yöntemi de bir işe yaramamıştır. Faize dayalı önlem paketleri tekelleşmeyi artırmıştır. Serbest rekabet ortamı ve gelir dağılımı daha da bozulmuştur. Yerli sermaye erimiş tükenmiştir; ülkedeki tüm bankalar ve önemli Kamu İşletmeleri yok pahasına elden çıkarılmıştır. Borç yükümüz 400 Milyar doları aşmıştır.
Yüzyılın en büyük küresel krizinden en ağır etkilenen ülke Türkiye olmuştur.
Neden mi?
 
Başkalarının aklı (IMF, Dünya Bankası,IFC,….) ile ekonomi idare etmeye kalkanlar, ancak onların aklının akledebildiği, kendi küresel menfaatleriyle çelişmediği ölçülerde, ancak onların müsaade ettiği kadar akıllı olup krizlere dayanabilir, ancak krizlere kendi ulusal menfaatlerine uygun çözümler üretemezler. Tüm uluslar arası alışveriş ve anlaşmalara rağmen, bağımsız bir ekonomik politika izleyebilmek için, ülkede belli bir zaman diliminde üretilen tüm mal ve hizmetler ile piyasaya giren ve çıkan, kısa- orta- uzun vadeli para (döviz ve diğer menkul kıymetler) miktarı arasında sağlıklı bir oranı tutturmak gerekir.
 
Bu oran, sağlıklı ekonomilerde normal şartlarda, 1 birim mal ve hizmete karşılık, 14 birim paranın piyasada dolaşması yani 1:14 şeklindedir. 1929 buhranında bu oran 1:34 e yükselmişken 2008 yüzyılın krizinde 1:400 ler 1:800 ler mertebesine çıkmıştır. Bu da önemli ölçüde borç senetleri ve spekülatif amaçlarla oluşturulan kredi balonlarının emlak (mortgage) piyasalarından başlayarak sönmesiyle, özellikle ABD ekonomisinden başlayıp tüm dünyaya süratle yayılan önemli ölçüde değer kayıplarının oluşmasına yol açmıştır.
 
Her ne kadar Türkiye’ de TUİK istatistiklerinden GSMH hesaplanabiliyorsa da, ülkeye giren ve çıkan para miktarı Maliye, TCMB, Hazine, DTM ve DPT den oluşan ulusal ekonomi yönetiminin kesin kontrolünde değildir. Özellikle kayıt dışı ekonomi ve kara para miktarı ekonominin %50 si oaranındadır. Buna bir de kısa vadeli, kontrol dışı anlık-günlük- haftalık- aylık-üç aylık dönemlerde ki fazla miktarda sıcak para giriş çıkışları da eklenirse, ekonomi yönetimindeki belirsizlik ve dengesizlik, sık sık finansal döviz ve likidite krizleriyle karşılaşılması kolayca anlaşılabilecektir.
 
Türkiye 24 Ocak 1980 kararlarıyla 70 cente muhtaç olmaktan kurtulmaya çalışırken, ithal ikamesine dayalı, Türk Parasını Koruma kanunu ile sabit tutulan kurlarla kalkınma modelinden, Özal’ ın yüksek faiz düşük kurlu, nisbi serbest rekabet ve teşvik sistemiyle dışarıya açık, serbest dalgalı kura dayanan ihracat ekonomisi modeline geçmiştir. 1980 li yıllardan itibaren Türkiye ekonomisi, önemli ölçüde kısa vadeli, ülkenin siyasi ve sosyal yapısını, piyasasını ve ülkeyi yöneten güç dengelerini değiştirmek isteyen ve belli merkezlerce yönlendirilen önemli miktarlarda sermaye giriş çıkışlarını ve bundan kaynaklanan finansal likidite krizlerini yaşamak zorunda kalmıştır.
 
IMF tarafından verilen işaretlere göre, malum Uluslar arası Rating kuruluşları, Standard&Poors, Moody’s, Fitch.. de maksatlı kredi notlarıyla Türkiye de ve dünya da finans ve para akımlarını tek merkezden yönlendirmektedir. Uluslar arası borçlanma faizle para ve nakit akımları, Libor artı Spread esasıyla Londra piyasasında belirlenmektdir.
 
Peki LIBOR ve Spread nedir ? LIBOR (London Interbank Offered Rate)
 
Swap ve opsiyon sözleşmeleri, borçlanılan döviz cinsini ödemede değiştiren, takas eden, uluslar arası sermaye piyasalarının en hızlı büyüyen, yeniliklere en açık ve sürekli yeni buluş ve tekniklerin üretildiği borç ödeme, para birimini değiştirme sözleşmeleridir.
 
Gelin önce şu finans krizini temellerinden, para sisteminden ve faiz mekanizmasından başlayarak S.Gesell gibi W,Reich gibi K.Marx J.M. Keynes gibi temelinden sorgulayarak anlamaya çalışalım önce de sonra kriz den çıkışı konuşalım.
……………………..
 
Güneş enerjisi araştırmaları için Alman Hükümeti 40 Milyon Euro ayırıp Frauenhofer Institut a verebiliyor da Türkiye Cumhuriyeti hükümeti armut mu topluyor ki bu tür teknolojilere para ayırmıyor ama hızlı uçan kuşlar misali yetersiz donanımlı esir yazılımlı radarı ve bombası yetersiz harekat kabiliyeti sınırlı bir uçağa 26 Milyon dolar harcayabiliyor?
Neden bu uçakları test edecek bir rüzgar tünelimiz yok hala?
Neden Kompozit malzeme üretemiyoruz?
Neden uçak yapamıyoruz, motorunu satın alsak da?
Neden PTT-ARLA (TELETAŞ) yı tahrip ettik yok pahasına sattık da Telekom teknolojileri microwave teknolojileri nanochipleri üretemiyoruz?
Gen teknolojisinde neden hala patentimiz yok?
 
 
F-16 Projesi hakkında önemli kısa özet bilgiler:
 
1)F-16 Projesi tamamen bir montaj anlaşmasıdır ve 161.ci uçağı hala kendimiz neden yapamıyoruz? Hazır uçakların sökülüp Türkiye de yeniden monte edilmeleri, en az beşbin parçadan oluşan harp uçaklarında muhtemel kaza riskini ve düşme olasılığını artırmaz mı?
 
2) Milyarlarca dolar harcanmasına rağmen Türkiye ye hala önemli sayılabilecek bir teknoloji transferi yok; rüzgar tüneli, motor, avionik ve uçakta kullanılan yüksek kimyasal nitelikteki kompozit malzemeleri üretim hattımız neden yoktur?
 
3) F-16 Projesinde yerli katkı en aza indirgenmiş; 1 Dolarlık vida Türkiye de imal edilse dahi teslimat programı dört elden dolaştığından bize 4 Dolara malolmaktadır. Bu projenin Türk ekonomisine kaynak maliyeti ve fırsat maliyeti çok yüksektir. Bu kaynaklar eğitim ve sağlık sektörüne harcansaydı bugün kendi uçağımızı yapabilir durumda olamaz mıydık? Zenginleşmeden çok pahalı ve hızla eskiyen hazır silahlara, NATO üyesi bir ülke olarak bu kadar çok para harcamak doğru mudur? Türk Ordusunun NATO dökümanlarına göre üstlendiği görev ise Rus Ordularını 48 saat engelleyip NATO müttefiklerimize ihtiyaç duydukları esnek mukabele süresini kazandırmaktan ibaret değil midir?
 
4) Teslimat programı ayda iki uçak yerine dört uçak olsa motor ve avionik teçhizat gibi parası peşin ödenen long-lead time item’ lardan 500 Milyon dolar tasarruf edecektik. MSB Savunma Sanayii ve Teknik Hizmetler Daire Başkanlığı olarak bu teklifimize Amerikalı Yarbayın cevabı:
- Bu mümkün değil, çünkü o zaman sizin eliniz de iki yılda 96 Uçak oluyor; İsrail in elinde ise 75 F-16 var. Bu da Oratadoğuda bizim öngördüğümüz güç dengesini bozar diyerek daha hızlı teslimat teklifimizi reddetmek olmuştu.
 
5)Çayeli ve Küre Bakırlarıyla birlikte bulunan ve 7000 derece yüksek sıcaklığa dayandığı için uzay teknolojisinde kullanılan, fiyatı dahi gizli ve piyasası olmayan, Uranyum dan daha önemli olan Kobalt elementini 25 Milyon dolar harcayarak Türkiye Ayrıştırıp üretmeliydi.
 
6)Türkiye tanesine 26 Milyon dolar ödediği F-16 lar için uygun tehdit değerlendirmesi yapamamıştı; Yunanistan a karşı alınıyorsa çok fazla, Rusya ya karşı alınıyorsa çok az idi.
 
7) 1,2 Milyar dolarlık Off-Set Programının kapsamında TELETAŞ a verilen 500 Milyon dolar yatırım tutarıyla gösterilen Sistem 12 santralleri, Ruslara yüksek hafızalı chip ler kaçırılmasın diye ITT tarafından hafıza kapasiteleri düşürüldüğünden 10.000 hat kapasiteli bir santral aynı anda 3000 kişi konuşunca kilitlenmekteydi. Daha sonra TELETAŞ sadece malzeme stokları değerinde binası ve know how birikimi ile değerinin çok altında neredeyse bedavaya satıldı.Cengiz İsrafil sura üfledi ve sonunda Sistem 12 santralleri de Ofer e neredeyse 20 de biri oranında bir fiyatla TELEKOM özelleştirmesiyle bedavaya satıldı. Bu tasarımı çok iddialı ama chiplerindeki hafıza düşüklüğü nedeniyle yoğun konuşma trafiğinde yüklenme kabiliyetleri üçte bir oranında azaltılan sayısal telefon santralleri doğu ve güneydoğu Anadolu da en önemli olası askeri muharebe hatlarına yerleştirildi. Muhaberesiz muharebe olmaz diyen askerler bilgisizlikleri nedeniyle bu teknoloji casusluğu ve hilesinin farkına varamadılar. Ancak bir yılbaşı piyango çekilişi sırasında, aşırı sayıda yüksek katılımcının telefonla bir TV programını aynı anda aramasıyla, İstanbul daki Sistem 12 santralleri kilitlenince bu konu hakkında basında yazılar yazıldı.
 
8)F-16 Projesinde uçak parçalarının montaj hatlarında Eskişehir de fırınlaması yapılan uçak parçalarının çoğu elektrik kesilmeleriyle zarar gördü. Rüşvetle ithal edilen kalitesiz orta gerilim kesici ayırıcıları nedeniyle büyük kayıplar oldu.
 
9) Defterden düşmüş, piyasa değeri sıfır olan hurda makine teçhizat, ABD den Eskişehir ve Ankara -Mürted e ve Kayseri hava İkmal bakım Merkezine getirilerek Türkiye ye 70 Milyon dolara satıldı.
 
10) F-16 Projesinin ilk paketinde, her birinin maaşı Türklerin en az on katı olan ve mühendis dahi olmayan 4000 Amerikalı ya iş imkanı sağlanırken, 1000 kişi dolayında Türk işcisi çalışabildi.
 
11) Montaj hatlarının ve ABD de Texas Fort Worth da parçalanıp sökülerek sevkiyatı yapılan uçak parçalarının gerekli kalite kontrolü ve denetimi ne TUSAŞ ne de TAI tarafından, gerekli olan test ve çarpmaya dayanıklılık (material strength) ölçümleri yeterince yapılamadığından, sözde Türkiye de üretilen, gerçekte ABD de üretilip demonte edilerek Türkiye de yeniden montajı yapılan F-16 lardan yüksek oranda uçuş kazasıyla çok sayıda pilotumuz şehit oldu.
 
12) Türkiye de monte edilen F-16 ların silah ve radar menzilleri İsrail in elindeki F-16 lardan çok daha düşüktür. Adeta hızlı uçan kuşlar misali hedefi vurucu özellikleri sınırlanmıştır.
 
13) F-16 larda, askeri anlamda dost düşman tanımı yapan IFF cihazları ile uçakların uçuş yönetim ve hedefe kilitleme yazılımlarının kaynak kodları General Dynamics firmasından alınamadı.
 
14) Türkiye de başta Süleyman Demirel, Turgut Özal, Yusuf Özal, zamanın Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanları Özal döneminde İbrahim Düzyol, Çiller döneminde Turhan Güven olmak üzere Genelkurmay Başkanlığı, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı makamlarına ve tüm siyasi Parti liderlerine, önemli köşe yazarlarına, aslında çocuklarıma ve aileme haksızlık yapıp onlar için daha az para harcayarak, sayısız bilgi ve belgenin kopyalarını göndermeme rağmen bu hayati konuya, Türkiye adeta bir sömürü ülkesi imişcesine hiç kimse sahip çıkmadı; hiç kimse sorumluluk üstlenmedi, gündeme taşıyıp vatan sevgisiyle halka maletmedi. Sadece rahmetli Uğur Mumcu TELETAŞ diye bir başlık attı ve konuya giriş yaptı, ancak birkaç hafta sonra da arabasına konan bomba ile öldürüldü.
 
15) Son olarak Recep Tayyip Erdoğan’ a daha Refah Partisi İl Başkanı iken, daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Başbakan olduktan sonra defalarca anlatmama rağmen F-16 paket anlaşmalarında, hiçbir siyasi iktidar döneminde ve Genelkurmay başkanı döneminde, sanki Allah yapısı imişcesine, F-16 Paket anlaşmalarında hiçbir esaslı yeni bir düzenlemeye gidilmeden eski hatalı paket anlaşması sürekli uzatıldı ve yenilendi. Türkiye de yeterince uzman Personel olmasına rağmen bu istihbarat teşkilatlarının kotardıkları kadük F-16 Anlaşması hiçbir Üniversite ye veya Türk firmasına yeniden inceletilmedi. Teknoloji transferi, öğrenme eğrisi düzeltilmedi; rüzgar tüneli kurulmadı. Uçak motoru ve türbinlerini imal eden bir fabrika kurulmadı. Dördüncü paket anlaşması bitmeye yaklaşırken, hala 160 uçaklık montaj paketlerinin dışında 161.ci uçağı Amerika istemese de, Türkiye de kendi imkanlarımızla kendimiz kendi sanayimizden siparişler vererek ve teklifler alarak imal edemiyoruz.
 
Dünya harp uçakları sanayiinde bu arada sipariş alamadığı için F-16 larla aynı manevra kabiliyetine sahip Fransızların Mirage 2000 Uçaklarının üretimi durduruldu. Avrupa Birliğinde EADS firması kurularak askeri ve sivil uçak üretiminde ABD ile rekabet edilmeye çalışılmaktadır. Halen milyarlarca Euro luk EADS askeri projeleri sipariş olmadığı için finanse edilememektedir.
 
1983 -1984 yıllarında DPT den izinli olarak katıldığım, Milli Savunma Bakanlığı Savunma Sanayii ve Teknik Hizmetler Daire Başkanlığı emrinde, 18 aylık askerlik görevim sırasında onlarca telefon santrali ve bilgisayar, Harp Akademileri Kapalı devre TV sistemi ihalelerine ve kabul heyetlerine katıldım. Hemen hepsine muhalefet şerhi koyarak ikinci üçüncü kez istediğim düzeltmeler ve iyileştirmeler yapıldıktan sonra kabul tutanağını imzaladım. Emre itaatsizlik sayılsa da muvazzaf subaylara karşı yetkim ve bilgim dahilinde ülke menfaatleri neyi gerektiriyorsa doğru olanı yapmaya çalıştım. Gaziemir Ulaştırma Okulunda Yedeksubay eğitimim sırasında Alay Komutanım Albay Yücel Esmer, Yüzbaşı Mehmet Seyman, Takım Komutanım olan Mustafa Balbay tarafından namazı bırakmazsam çavuş yapılacağım tehdidine maruz kaldım. Ege Sıkıyönetim Askeri mahkemesince namazımı bırakmadığım için 6 günlük hapis cezasına çarptırıldım ve 186. Dönem Ulaştırma okulunda Çavuş yapılmayı beklerken eğitimim nedeniyle adıma gelen özel kura ile Ankara MSB Savunma Sanayii Teknik Hizmetler Daire Başkanlığı emrine Asteğmen olarak atandım. 6 Günlük hapis cezamı da, Ankara da MSB karargahında gece gündüz F-16 Projesi ile uğraşırken, Kenan Evren imzasıyla onanan hakkımdaki mahkumiyet kararını bana özür dileyerek tebliğ eden Komutanım Y.Müh. Tümg. Sedat Tokgöz’ün takdiri ile Mamak askeri cezaevinde yatarak çektim. Asker arkadaşım Mustafa Balbay’ ın, F-16 Projesine en duyarlı davranan basın mensubu olarak, Gaziosmanpaşadaki evinde şahsen tanıdığım ve eşi Sayın Güldal Mumcu nun ikram ettiği çayını içtiğim Uğur Mumcu nun yerini dolduramamasına rağmen, aylardır hapiste olmasına çok üzülüyorum.
 
1998 de, 1984 de DPT uzmanı olarak tanıştığım Bedrettin Dalan’ ın, beni daha sonra Üniversite kurunca beni ısrarla Viyana dan getirip, Yeditepe Üniversitesine Dekan Yardımcısı olarak atadıktan sonra, Master tezi yazdıracağım öğrencileri seçmek için MBA Master Programının öğrenci listesini istememi, sırlarımızı açıklayacak (MBA programına askerlik tecili için torpilli öğrenci alımı) iddiasıyla korkutan Rektör Ahmet Serpil ve Dekan Doğan Altuner’ in dolduruşuyla beni silahla tehdit ederek, Dekan ve Rektörün yanında tekme tokat dışarı attırmasına karşı yıllarca hukuk mücadelesi verdim. Sonunda da YÖK Başkanı Kemal Gürüz’ ün Danıştay a yazdığı Doçentlik sınavına girmediğimi iddia eden uyduruk bir yazısıyla karar düzeltmesine gidilince görevime dönemedim. Danıştay 8. Dairesi Başkanı Ahmet Çolakoğlu’ nun, önce lehimde verdiği görevime dönmemi öngören onama kararını, nasıl olup da araştırıp soruşturmadan, çok kısa sürede, sanki bir bilim adamı çok kolay yetişiyormuş gibi, delilleri yeterince sorgulamadan kendi kararını kendisinin düzeltmesi yoluna gittiğini,   bir ilim adamı tarafsızlığıyla hala anlayabilmiş de değilim.
 
Otomotiv sektörü yeniden keşfedilecek; en çok 4 litre/100 km tüketen hybrid araçlar yapmak,
Telekom da 4G den 5G ye geçmek, Yazılım da SAP yi Türkiye de üretmek, 10 yılda Almanya daki, dünyadaki teknolojik know how dan daha gelişmişini üretmek Türk gençlerine hedef gösterilse işsizliğe çare olamaz mı?
 Ne dersiniz?
 
Yoksa bizim gençlik geri zekalı mı?
Faize Bankacılığa sürekli borçlanmaya mahkum olmak yerine değer teknoloji üretmek patentler almak, unvan almaktan daha önemli değil mi?
Hep güdülen tüketen pazarlanan ülke ve toplum olmaya mecbur ve mahkum muyuz geri zekalımıyız biz ki uşaklık ve köleliğe razı olalım?
Bu tembellik bu hazırcılık bu köşe dönmecilik ne?
Bu siyasi kadrolar bu profesörler bu hünersiz diplomalı mühendisler bu uyduruk basın gündemleri şanlı tarihimize ve medeni geçmişimize insanlığımıza Atatürk e ve Peygamber e yakışıyor mu?
Askerler vatanı daha çok sevdiğine, imam hatipliler de dini daha iyi bildiğine şartlamışlar kendilerini ahkam kesiyorlar habire!
Daha Kuran vahyini kavramış, hem dini hem de fenni bilgilerle donanmış faiz yasağını kavrayabilen, faiz mekanizmasını anlayabilen ilahiyatçı tanımadım bu ülkede!
Bilimin ne olduğunu bilen, araştırıp bilgi üreten zamanını aşıp kalıcılığı, bekayı hak etmiş Profesörler de tek tük var ama yabancılara çalışıyorlar ülke menfaatleri ,için değil!
 
Yok hepsi çok iyiyse neden hep borçla yaşıyoruz?
 
Neden yeni uygarlık ve teknoloji projelerini konuşamıyoruz?
Zaman faiz ve teknoloji kavramlarının ilişkisini konuşsak krizi kendi gücümüzle aşarız, hem de dünyaya akıl satarak!
………………..
 
 
Ne dersiniz?
 
KRİZİ TETİKLEYEN YAPISAL = SİSTEM DEN KAYNAKLANAN KOŞUTLAR ve Nedenler
 
HİLE VE FİNANS Gelecek belirsizliklerinin ve risklerinin alınıp satılması, finans türevleri
 
SPEKÜLATİF KAZANÇ VE RANT GELİRİNDEN YAŞAMAK YÜKSEK ORANLARDA VERGİLENDİRİLMELİDİR
 
EMLAK PİYASASI
Küresel finansal kriz ile birlikte bir yıldan bu yana emlakta devam eden durgun seyir .....
Yeşil alanların yok edilerek ranta dönüştürülmesi
 
 
ENERJİ VE HAMMADDE PİYASALARI
 
TEK VE PTT Tekelleri rekabet ortamını yok ederek teknolojik gelişmeyi önlemiştir. Mehmet Erdaş Microwave Mühendisi olarak TEK de çalışmak zorunda bırakılmış ve böylece önemli bilgi ve kaynak israf edilmiştir.
 
İTÜ de Uydu Teknolojilerini uzaya fırlatan rampa ve motor düzenini tasarlayan projeye yeni kaynak aktarılmayarak bilgi birikimi önlenmiş, zor yetişen araştırmacı mühendis kadrosu ve akademik personeli dağıtılmıştır.
 
Dünya Bankasının %50 Termik %50 Hidrolik Kapasite Planlaması gülünç kriteri
 
Türkiye de Nükleer teknolojiye geçilmesi neden engellenmektedir?
 
Yenilenebilir Temiz Enerji kaynakşları; Su, Rüzgar, Güneş, Bioenerji ve Jeotermal Enerji teknolojileri üretiminin teşvik edilmesi
 
Tarımsal üretimin otomasyonu ve gen teknik AR-GE kanunu
 
 
 
ZOR OYUNU BOZAR. ZORLA GÜZELLİK BİLE YAPILAMAZ!
 
Geleceği bilen bu devrin enerji finans piyasa para nakit akımlarına devletler üstü konumlarıyla hükmeden sözde korku Peygamberleri, ki sayılarının 7 olduğu söylenmektedir, finans
 
KRİZ ÖNCESİ BORÇ SERVİSİ (Debt Servicing) sadece Almanya da 400 Milyar Euro bankacılık sistemine geri dönmeyen, ödenemeyen tahsil edilemeyen kayıp mali kaynak vardı.
 
VERGİ MUAFİYETLERİ TEŞVİKLER ÖTV Araba satışları kaynak verimliliği
 
Yeni ürün geliştirmek ve talep yaratmak
 
Yeni ihtiyaçlar için farkındalık yaratmak (innovation)
 
Piyasa mekanizmasında serbest rekabet ortamını kısıtlayan en önemli maliyet kalemleri finans –faiz giderleri, vergiler, enerji-elektrik, su-atıksu, haberleşme ..
 
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN YAPISAL TEŞVİK VE TEDBİRLER PAKETİ
 
Bir kişilik istihdam yaratmak için sektörlere göre değişen asgari yatırım tutarlarının, teknoloji izleme ve değerlendirme kritrlerinin, önceliklerinin, asgari yatırım tutarlarının, iç ve dış finansman, yatırım ve işletme sermayesi belirlenirken özkaynak/yabancı kaynak oran ve ihtiyaçlarının, sermayenin geri dönüş ve dolaşım hızına göre karlılık, sosyal maliyet ve geri ödeme sürelerinin   fert-firma-sektörel-bölgesel-ulusal – bölgesel ve küresel ölçeklerde hesaplanarak   belirlenmesi
 
 
 
 
 
Geleceğe güven duymayan insanlar ve toplumlar yokolmaya mahkumdurlar. Varlık ta da yokluk ta da geleceğe güvenle bakmak ve iyimser olmak, kriz ortamı da olsa hiçbir zaman umudunu kaybetmemek krizi aşmanın önşartıdır.
Doğruyu yanlıştan, haklıyı haksızdan ayırabilen, birbirlerine yaradılışları üzerinden kaderleri ile en ince detay üzerinden bağlanmış ve koşutlanmış insanlar hiçbir zaman mücadele azmini ve kararlığını kaybetmezler. En soyut düşünebilen, yaradılışınkanunlarına en çok akıl erdirebilen insan tüm kainatın da düzeninin sorumluluğunu ve yaşama hakkını korumayı üstlenmiştir. Faiz mekanizması, para sahibi olanlara emek karşılığı olmadan varlıklarını çalışmadan daha çok artırma imkanı vermiştir. Ancak çalışmayan insan ruhen ve bedenen hasta olur. Dengelerini koruyamaz. Aşırı cimrilik de, aşırı israf da yaradılışın temel özüne aykırıdır.
 
İnsanlar ancak sınırlı sayıda gelecekte olması muhtemel olayları ve olasılıklarını akledebilirler. Yaradılışın bütünün de ise sonsuz sayıda ihtimal vardır. Laplace’ ın Matematiksel olasılık kavramının tanımından yola çıkarsak, olması istenen ihtimallerin sonsuz sayıdaki tüm ihtimallere oranı kesin olarak hesaplanamaz. İnsanların geleceği ancak olasılık kavramının tanımında yatan belirsizlik oranında bilmesi mümkündür. Gelecek hiç kimse tarafından kesin olarak bilinemez, ancak belli bir belirsizlikle tahmin edilebilir. Sonsuz hafıza kapasitesine sahip bilgisayarlar yapılabilseydi, geleceği kestirmekteki belirsizliğin limiti de matematiksel anlamda sıfıra doğru yaklaşırdı.
 
Küresel finans krizini yaratanlar ya da finansal piyasalardaki türev ürünleri planlayanlar, elbette bu krizin bir gün olacağını biliyorlardı, hatta 1980 lerden beri sürekli erteleyebildiler. Ancak 15 Eylül 2008 de Lehman Brothers Yatırım Bankasının iflasına müsaade etmekle bilerek bu krizi tetiklediler. Bu krizden en çok etkilenen ülkeler, sermaye birikimlerini henüz gerçekleştirememiş az gelişmiş ülkeler olacaktır. Dünya da barış ortamında uzlaşmayla yeni bir sermaye, enerji kaynakları ve iş bölümüne gidilmeden, yeni bir zaman boyutuna ve evrensel adil değerler sistemine geçilmeden yeni talep yaratmak ve dünya ekonomisinde mevcut atıl kapasiteyi eritmek mümkün olamayacaktır. Bu anlamda 2008 küresel krizi tarihte görülen diğer krizlerden çok daha kalıcı olacaktır. Barış ortamının devamı, artık mevcut küresel ekonomik sistemin kendi büyüme hedefleri, küresel ölçekte dengesiz kaynak dağılımı, yetersiz tasarruf oranları, nüfus artışı ve gelirin adil olmayan dengesiz paylaşımı nedeniyle faiz – döviz- borsa üçgeni üzerinden yeni taze kaynak üretmek, satınalma gücüne dayalı yeni talep yaratmak mümkün olmayacaktır. Tüketici güveninin yerini alan korkulu bekleyiş, ekonomik krizi daha da derinleştirecektir. Geliri azalan insanlar korkuya endişeye kapılarak dah çok mutsuz ve tedirgin olacaklar ve tüketim azalacaktır. Tüketilemeyen, talep edilmeyen mal ve hizmetlerin üretimi de bir sonraki dönemde durdurulacaktır. Harcanabilir geliri gittikçe azalan geniş kitleler, ya daha ucuz ürünlere yönelecek, ya daha çok borçlanacak, ya tasarruflarını azaltacak, tatil ve eğlenceden vazgeçecek, ya da başka ülkelere göç edeceklerdir. Ekonomik büyüme, yerini daha çok küçülme ve daralmaya bırakacaktır.Bu da sistemin kendi kendine boğulması, çözümsüzlüğe koşması anlamına gelmektedir.




 
KRİZİ AŞMAK İÇİN HUKUK GÜVENCESİ VE HUKUKSAL ALTYAPININ YARGI BAĞIMSIZLIĞININ SAĞLANMASI
 
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN ETNİK VE DİNİ AYRIMCILIKLARIN GİDERİLEREK KAYNAK TASARRUFU SAĞLANMASI
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN ASKER SİVİL AYRIMININ VE DEVLET MEMURLARINA SAĞLANAN GELİR VE İŞ GÜVENCESİNİN KALDIRILMASI
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN ASKERİ HARCAMALARIN AZALTILMASI
 
SAVUNMA SANAYİİ TEKNOLOJİLERİNİN YURT İÇİNDE ÜRETİLMESİ
 
 
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN GELİR DAĞILIMININ DÜZELTİLEREK EK TALEP YARATILMASI
Hanehalkı gelirleri, gelir gider nakit akımları
 
 
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN PARASAL TEŞVİK VE TEDBİRLER PAKETİ
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN MALİ TEŞVİK VE TEDBİRLER PAKETİ
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN EĞİTİM SAĞLIK VE HABERLEŞME ULAŞIM ALTYAPISI YATIRIM TEŞVİKLERİ
 
KRİZİ AŞMAK İÇİN DIŞ TİCARET VE ÖDEMELER DENGESİ TEŞVİKLERİ
 
İŞ ZEKASI VE KAYNAK VERİMLİLİĞİ
 
Yeni Otomotiv teknolojileri 4 litre/100 km. küçük araçlar
 
Güvenlik ve yeni yazılım teknolojileri
 
Üretimin nihai hedefi tüketimdir. Müşterisi olmayan mal ve hizmetlerin piyasa da talebi yoksa, değişim değeri olan fiyatı da oluşmaz. Bu yüzden talebi olmayan mal ve hizmet çeşitleri, dünyada faize dayalı olarak kurulu aşırı atıl kapasiteler yerine, anında talebi karşıyalayabilen, esnek, en az enerji tüketen, çevreyi en az kirleten, bilgi yoğun teknolojilerin üretimine kaynak aktarılmalıdır.
 
 
 
GİTTİKÇE KÜRESELLEŞİP KÜÇÜLEN YERKÜRE DE YÜZYILIN FİNANSAL VE EKONOMİK KRİZİNİ AŞMAK VE YAPISAL İŞSİZLİĞİ ÖNLEMEK İÇİN YEPYENİ KAVRAMLAR
SERMAYE -ENERJİ -İŞGÜCÜ TEKNOLOJİ- ZAMAN VE FAİZ İLİŞKİSİNİN TANIMI;
DEĞER ODAKLI ARZ VE TALEP YAPISININ OLUŞTURULMASI ACİLEN GEREKMEKTEDİR.
YENİ BİR UYGARLIK VE İNSANLIK FELSEFESİ PROJESİ UYGULAMAYA KONULMADIKÇA BUGÜNKÜ BÜYÜME FAİZ VE KAR MAXİMİZASYONU YAKLAŞIMI İLE BU KRİZ ANCAK ERTELENEBİLİR; ANCAK ÇÖZÜMLENEMEZ!
ACİLEN UYGULANMASI GEREKLİ YAPISAL VE TOPLUMSAL ÖNLEMLER PAKETİ
FİNANSAL- EKONOMİK-TEKNOLOJİK- MALİ VE İDARİ DÖNÜŞÜMÜ SAĞLAYACAK EN KAPSAMLI KALICI ACİL ÖNLEMLER PAKETİ
TANIMLANIP mTOPLUMSAL MUTABAKAT (YENİ ANAYASA YENİ TOPLUM YENİ DEĞER ODAKLI SİSTEM GEREKLİDİR!
 
TRAFİK KAZALARININ VE HIRSIZLIĞIN ŞİDDETİN AZALTILMASI
CAN VE MAL GÜVENLİĞİNİN SAĞLANMASI
SOSYAL VE İDARİ ALTYAPI EKSİKLİĞİ
SİYASAL BELİRSİZLİKLER VE DARBE SÖYLENTİLERİ
EKONOMİK SORUNLAR; ÖDEMELER DENGESİ AÇIKLARI, YÜKSEK FAİZ DÜŞÜK KUR POLİTİKASI
TEKNOLOJİK ALT YAPI EKSİKLİĞİ
 
ŞARTNAME YAZMAYI, İHTİYAÇ TESBİTİNİ VE TANIMINI BİLMEYEN, GELECEĞİN RİSKLERİNİ ANLAYAMAN EHLİYETSİZ KADROLAR
 
 
ABD’den ve Avrupa Finans Merkezi Londra ve Frankfurt’ tan gelen son haberler, yüzyılın krizinden çıkışın sanılandan çok daha uzun ve sancılı olacağını gösteriyor. İşsizlik hızla artmaya devam ederken, tüketici tüketimini değil de tasarrufunu artırıyor, tüketici güveni iyice azalmış durumda ve zorunlu harcamalar dışında kimse risk almıyor yatırım yapmıyor. Onca hükümet garantilerine rağmen bankalar ve firmalar arasındaki kredi çarkları dönmüyor, para muslukları açılamıyor. Durumu daha yakından bilen Bankacılık sistemi frene basıyor.
 
IMF’nin ve OECD nin 2009 ve 2010 büyüme tahminleri, Avrupa ekonomilerindeki daralmanın bu yıl % 5’e yaklaşacağını ve Avrupa’nın 2010’da da neredeyse hiç büyümeyeceğini ortaya koyuyor. Bu Türkiye için daha çok işsizlik ekonomik daralma ve küçülme, gelir kaybı demektir.
 
Son açıklanan IMF ve OECD verileri ve gelecek tahminleri de Türkiye’nin “krizden en çabuk çıkan ülke” değil de ‘krizden en ağır zarar gören ülke’ olacağını göstermektedir.
 
 
 
Dünya da mal ve hizmet üretimi yapan reel ekonomi ile hayali para üretimi yapan finans ekonomisi çarkları birbirinden tamamen kopmuş durumdadır. Eğer dünya ya hakim olan güçler, uzlaşma ile yeni bir dünya para sistemini kuramazlarsa, yedi sekiz yıl sonra dünyada harp tehdidi ve aşırı siyasi akımlar güçlenecektir. 1929 Dünya ekonomik krizinden sonra 1933 de Almanya da Hitler NSDAP yi kurdu ve 1938 de iktidara geldi; iki yıl sonra da ikinci dünya savaşına gelindi. Hitler’i iktidara getiren de işsizlik sorunuydu.
 
IMF nin kurum kültürü ve önerdiği tedbirler uygulandığı hiçbir ülkeyi sürekli yapısal krizlerden ve bütçe açıklarından kurtaramamıştır. Faiz dışı fazla yöntemi de bir işe yaramamıştır. Faize dayalı önlem paketleri tekelleşmeyi artırmıştır. Serbest rekabet ortamı ve gelir dağılımı daha da bozulmuştur. Yerli sermaye erimiş tükenmiştir; ülkedeki tüm bankalar ve önemli Kamu İşletmeleri yok pahasına elden çıkarılmıştır. Borç yükümüz 400 Milyar doları aşmıştır.
Yüzyılın en büyük küresel krizinden en ağır etkilenen ülke Türkiye olmuştur. Neden mi?
 
Başkalarının aklı (IMF, Dünya Bankası,IFC,….) ile ekonomi idare etmeye kalkanlar, ancak onların aklının akledebildiği, kendi küresel menfaatleriyle çelişmediği ölçülerde, ancak onların müsaade ettiği kadar akıllı olup krizlere dayanabilir, ancak krizlere kendi ulusal menfaatlerine uygun çözümler üretemezler. Tüm uluslar arası alışveriş ve anlaşmalara rağmen, bağımsız bir ekonomik politika izleyebilmek için, ülkede belli bir zaman diliminde üretilen tüm mal ve hizmetler ile piyasaya giren ve çıkan, kısa- orta- uzun vadeli para (döviz ve diğer menkul kıymetler) miktarı arasında sağlıklı bir oranı tutturmak gerekir.
 
Bu oran, sağlıklı ekonomilerde normal şartlarda, 1 birim mal ve hizmete karşılık, 14 birim paranın piyasada dolaşması yani 1:14 şeklindedir. 1929 buhranında bu oran 1:34 e yükselmişken 2008 yüzyılın krizinde 1:400 ler 1:800 ler mertebesine çıkmıştır. Bu da önemli ölçüde borç senetleri ve spekülatif amaçlarla oluşturulan kredi balonlarının emlak (mortgage) piyasalarından başlayarak sönmesiyle, özellikle ABD ekonomisinden başlayıp tüm dünyaya süratle yayılan önemli ölçüde değer kayıplarının oluşmasına yol açmıştır.
 
Her ne kadar Türkiye’ de TUİK istatistiklerinden GSMH hesaplanabiliyorsa da, ülkeye giren ve çıkan para miktarı Maliye, TCMB, Hazine, DTM ve DPT den oluşan ulusal ekonomi yönetiminin kesin kontrolünde değildir. Özellikle kayıt dışı ekonomi ve kara para miktarı ekonominin %50 si oaranındadır. Buna bir de kısa vadeli, kontrol dışı anlık-günlük- haftalık- aylık-üç aylık dönemlerde ki fazla miktarda sıcak para giriş çıkışları da eklenirse, ekonomi yönetimindeki belirsizlik ve dengesizlik, sık sık finansal döviz ve likidite krizleriyle karşılaşılması kolayca anlaşılabilecektir.
 
Türkiye 24 Ocak 1980 kararlarıyla 70 cente muhtaç olmaktan kurtulmaya çalışırken, ithal ikamesine dayalı, Türk Parasını Koruma kanunu ile sabit tutulan kurlarla kalkınma modelinden, Özal’ ın yüksek faiz düşük kurlu, nisbi serbest rekabet ve teşvik sistemiyle dışarıya açık, serbest dalgalı kura dayanan ihracat ekonomisi modeline geçmiştir. 1980 li yıllardan itibaren Türkiye ekonomisi, önemli ölçüde kısa vadeli, ülkenin siyasi ve sosyal yapısını, piyasasını ve ülkeyi yöneten güç dengelerini değiştirmek isteyen ve belli merkezlerce yönlendirilen önemli miktarlarda sermaye giriş çıkışlarını ve bundan kaynaklanan finansal likidite krizlerini yaşamak zorunda kalmıştır.
 
IMF tarafından verilen işaretlere göre, malum Uluslar arası Rating kuruluşları, Standard&Poors, Moody’s, Fitch.. de maksatlı kredi notlarıyla Türkiye de ve dünya da finans ve para akımlarını tek merkezden yönlendirmektedir. Uluslar arası borçlanma faizle para ve nakit akımları, Libor artı Spread esasıyla Londra piyasasında belirlenmektdir.
 
Peki LIBOR ve Spread nedir ? LIBOR (London Interbank Offered Rate)
Londra Bankalararası Para Piyasasında, kredibilitesi yüksek bankaların birbirlerine ABD doları üzerinden borç verme işlemlerinde dünya güvenlik ve belirsizlik iklimine göre uyguladıkları(sabit) faiz oranıdır. Londra saati ile 11:00' de sabitlenen bu oran piyasalar tarafından referans faizi olarak kullanılmaktadır. Spread ise dövizin alış ve satış fiyatı arasındaki fark, kazanç veya kayıptır. Döviz ve para alım satımlarında, oyuncular döviz ve para birimlerini tam olarak piyasa değeriyle alıp satmaz. Döviz çifti için iki fiyat verilir: Satış (bid ya da sell) ve Alış (ask / ya da buy). Bu iki fiyat arasındaki farka "spread" (kur farkı / makas) denir. Örneğin,
EUR/USD paritesi için verilen fiyatlar 1,4565 – 1,4560 olsun. Burada spread: 1,4565 – 1,4560 = 0,0005 yani 5 pip’tir. Alış fiyatımızla satış fiyatımız aynı olursa spread kadar para kaybedersiniz. Spread i belirleyen faktörler ise politik risk, uluslar arası rating kuruluşlarının ülke riskini değerlendirmeleri, diğer olumlu ve olumsuz belirsizlik faktörleri ve risklerdir. 
 
Swap ve opsiyon sözleşmeleri, borçlanılan döviz cinsini ödemede değiştiren, takas eden, uluslar arası sermaye piyasalarının en hızlı büyüyen, yeniliklere en açık ve sürekli yeni buluş ve tekniklerin üretildiği borç ödeme, para birimini değiştirme sözleşmeleridir.1980’ li yılların başında ortaya çıkan SWAP piyasası, büyük bir hızla büyüyerek, 1984 yılında 75 milyar dolardan, 1988 yılında 500 milyar dolara, 2008 yılında ise trilyonlarca dolara ulaşmıştır.
Amerikan dolarının iniş çıkışlarının borsaları alt üst ettiği günümüzde kur riski, finansman yöneticilerinin temel uğraşı alanlarının başında gelmektedir.
Swap sözleşmeleri, tezgah üstü veya organize borsalar dışında işlem gören finansal türevlerdir. Bilindiği gibi, tezgah üstü işlemler, borsalar dışında, bankalar ile müşterileri arasında yapılan, tutar, vade ve diğer koşulların ihtiyaçlara göre belirlendiği ürünlerdir.
Swap sözleşmelerinin hızla gelişmesinin nedenlerinden birisi de opsiyonlarla birlikte kullanılmalarıdır.
Swap, önceleri Avusturya, Macaristan, ve Çekoslovakya arasında, Birinci Dünya Savaşı sonrasında, özellikle döviz gereksinimini karşılamakta güçlük çeken ülkelere ödeme kolaylığı sağlamak üzere kullanılmıştır.
Daha sonraları, döviz piyasalarındaki kur dalgalanmaları ve bu dalgalanmaların doğurduğu kur riskini ortadan kaldırmak için swap kullanılmaya başlanmıştır. Swap piyasasının devamlılık göstermesinde ve gelişmesinde en önemli etken, bu piyasanın, potansiyel kullanıcılarının diğer finansal araçlarla karşılanamayan isteklerinin karşılanmasıdır.
Swap sözleşmeleri başlangıçta merkez bankaları tarafından yapılırken, günümüzde ticaret bankaları, çok uluslu işletmeler ve resmi kuruluşlar tarafından da yapılmaktadır.
Swap, iki tarafın belirli bir zaman diliminde ödemelerinin para birimlerinin karşılıklı olarak değişiminde anlaştıkları bir finansal işlemdir. Değişime konu olan ödemeler, faiz, anapara veya hem anapara, hem de faiz ödemeleri olabilir.
Bu nedenle swap, iki taraf arasında yapılan faiz veya anapara ödemelerinin, koşullarını önceden belirleyerek, değişimi sağlayan bir risk sözleşmesi olarak da tanımlanabilir.
Swap işleminde bir para birimi, başka bir para birimi ile aynı gün içerisinde değiştirilmektedir. Ancak, vadeli bir işlem olan swap işleminde satılan para veya ürün, ileriki bir tarihte ters bir işlemle geri alınmaktadır.
Swap’ta amaç, faiz oranları ile döviz kurlarında kaydedilen dalgalanmaların yarattığı riski minimize etmektir.
Swap eski bir piyasa işlemidir. İlk swap işlemi, 1923 yılında Avusturya Merkez Bankası tarafından, Avusturya Şilingi’ nin İngiliz Sterlin’ i karşısında cari piyasada satılıp, forward piyasada geri alınması şeklinde gerçekleştirilmiştir.
Swap işleminin özü, alacakların bulunduğu finansal piyasadaki konumuna dayanarak bir tarafın diğer tarafa sağladığı göreli üstünlüğün, arbitraj amacıyla değiştirilmesidir. Böylece, finansal piyasadaki konumu nedeniyle göreli maliyet üstünlüğüne sahip olan işletme, swap sözleşmesi ile diğer işletmenin bu üstünlüğe ulaşabilmesine olanak sağlamaktadır.
Swap, işletme yöneticilerine, hem risklerini azaltma, hem de gelirlerini arttırma olanağı veren bir yöntemdir.
Swap işlemleri, farklı kuruluşların farklı finansal piyasalardaki, farklı kredi değerliliklerine bağlı olarak, farklı kredi şartları ile karşı karşıya kalmaları ve bu farklılıklardan yararlanmalarıdır.
Swap piyasasının gelişmesindeki en önemli nedenlerinden birisi, swap’ın bir para piyasası aracı olmaktan çıkarak, bir kredi piyasası aracı haline gelmesidir. Swap işlemleri krediden farklı olarak son derece hızlı bir şekilde gerçekleştirilir.
Swap işlemleri, ülkeler açısından özellikle ödemeler bilançosunda geçici nedenlerle ortaya çıkan açıkları finanse etmek veya ulusal paradan spekülatif kaçışları önlemek için yapılır. Bir ülkenin ulusal parası değer kaybettiği zaman, spekülatörler, güçlü paralara yönelirler. Bu durumda swap anlaşmaları ülkelerin başvurabileceği güvenlik aracı durumundadır. Böyle bir durumda, swap sözleşmeleri aracılığıyla,sağlam paralı ülkelerin paraları elde edilerek, Merkez Bankasının piyasaya yapacağı müdahalelerde kullanılmaktadır. Böylece spekülatif hareketler durdurulduğu zaman, swap anlaşması amacına ulaşmış olur. Bundan sonra yapılacak işlem, alınan bu dövizleri iade etmek ve karşı ülkeye verilen ulusal paraları geri almaktır.
Swap işlemine neden olan farklılıklar şunlar olabilir:
1. Belirli dövizlere erişebilme yeteneği veya erişme güçlükleri,
2. Değişken faizli fon sağlayabilme yeteneği
 
 
Kutsal kitaplar, Kuran, İncil ve Tevrat faizi haram sayarak yasaklamıştır. İslam hukunda faiz ya da riba, emek değeri olmadan karşılıksız sağlanan gelir olarak görülmektedir. Elmalılı Hamdi Yazır ribâ ile faizin aynı anlama geldiğini belirtirken şöyle der: "Ribâ; sözlükte, ziyâdelenmek, fazlalanmak anlamına mastar olup, faiz dediğimiz özel fazlalığın adı olmuştur. Bir şeyin nitelikleri değişmedikçe, adının değişmesi, hükmünün değişmesini gerektirmez. Buna göre, ribanın hükümleri aynı hukukî özellikleri taşıyan faize de uygulanır. 
 
Ebû Hureyre'den, Hz. Muhammed'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Mirac gecesi, karınları evler gibi (büyük) olan bir topluluğun yanına geldim. Onların karınlarında dışarıdan görünen yılanlar vardı. Cebrâil (a.s)'e bunların kimler olduğunu sorduğumda; Bunlar faiz yiyenlerdir" cevabını verdi” (İbn Mâce, Ticârât, 58; Ahmed b. Hanbel, Müsned II, 353, 363). Mirac olayı 621 miladi yıllarında Mekke'de vuku bulduğuna göre, faizin ileride yasaklanabileceğine daha o günden işaret edilmiş olmaktadır. Yine Mekke'de inen bir âyette fâizin malı arttırmayacağı bildirilmiştir (er-Rum, 30/39). Medine'de inen bir âyette ise, Tevrat'ta yahudilere faizin yasaklandığı, ancak bu yasağa uymadıkları için kendilerine helal kılınan bazı temiz ve güzel şeylerin haram kılındığı belirtilmiştir (en-Nisa, 4/160,161). "Ey iman edenler, ribayı öyle kat kat arttırılmış olarak yemeyin" (Âli İmran, 3/130). Burada ribâ denilen bileşik fâiz (faizin faizi ) olabilir.
 
Kur'ân-ı Kerim azı ve çoğu hakkında bir ayırım yapmaksızın faizi şu âyetlerle mutlak olarak yasaklamıştır:" Âllah alış-verisi helal ve faizi ise haram kılmıştır" (el-Bakara, 2/275); "Kim de haram olan bu ribayı helal diye yemeye dönerse, işte onlar cehennemliktir, o ateşte ebedî olarak kalacaklardır" (el-Bakara, 2/275); Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve (câhiliyette işlediğiniz) faiz hesabından arta kalanı bırakın; eğer gerçek mü'minler iseniz. Yok eğer bu faizi terketmezseniz; bilin ki, Allah'a ve Peygamberine karşı bir harbe girmiş olursunuz. Eğer ribâdan tevbe ederseniz, ana paranız sizindir. Böylece ne zulmetmiş ve ne de zulme uğramış olmazsınız" (el-Bakara, 2/278, 279). Faizle alış veriş sistemi, özellikle İslam dininde en önemli ve en şiddetli yasak sayılmıştır.
 
 
Mevcut ekonomik sistem, kontrol altında tutulabilen enflasyon ortamında ekonomik büyümeye odaklanmıştır. Tüm diğer sorunlar, işsizlik, sosyal güvenlik, üretim, tüketim, tasarruf, harcama dengeleri, ancak ekonomik büyüme olursa atık değer olarak çözülebilmektedir. Büyüme hedefi de faiz mekanizmasına bağlıdır. Ancak sürekli borçlanmak isteyenler ve talep olursa faiz mekanizması işleyebilmektedir. Batı ekonomilerinde büyüme dönemi sona ermiştir. Belli bir refah düzeyinden sonra, ekonomik dengeler , yeterli tüketim talebi olmadığı için sağlanamaktadır. Sermayenin, faiz mekanizmasıyla tekelci piyasalar yaratması, böylece serbest rekabeti ve ticareti daraltması talep yetersizliğine yol açmaktadır. Gerçek ihtiyaç sahipleri, harcanabilir gelire veya sürekli borçlanma imkanına sahip olamadıklarından arz-talep dengesi ve fiyat mekanizması işlememektedir.
 
Faiz mekanizması piyasalarda tekelleşme sonucunu doğurmakta; serbest rekabeti ve ticareti yok etmektedir. Neden, hangi değer üretimi karşılığında faiz alınmaktadır? Bu sorunun cevabı kesinlikle olumsuzdur. İşleyişi ve süreçleri finans ekonomisinin hayali para üretip çoğaltmasına dayanan bir ekonomide, varlıklarda spekülatif değer artış ve azalışlarının olması kaçınılmazdır. Bu sistemin kendi tabiatında vardır; bankaların hayali para çoğaltabildikleri bu ekonomik sistem kesinlikle kalıcı ve kararlı, ölçülebilir dengeler üretemez.
 
Internet Arama motorları(örneğin Google, Lycos, Yahoo…) kelimeler ve kavramlar arasındaki karmaşık semantik ilişkileri ve farklılıkları da kapasayacak derinliğe ulaşmak aşamasındalar. Ancak bunun için de güncel ve aktüel bilgilere ulaşmak çok yüksek hafıza kapasitesi gerektirmektedir. Henüz bu yazılım çözümlerinin fiyatları yüksek olduğundan, tüketiciler ya da karar vericiler açısından   ekonomik olmamaktadır. Ancak gelecekte büyüyen sektör kesinlikle bu tür sistemler ve bunların üzerine mimarisi kurulacak iş zekası ve iş istihbaratı, karar destek sistemleri olacaktır. Bu yüzden ben gençlere sürekli SAP, ORACLE, MICROSOFT  ve diğer ERP sistemlerini, kaynak planlaması ve kaynak verimliliğini, yeni enerji teknolojilerini muhakkak öğrenmelerini tavsiye ediyorum. Bu bilgileri öğrenenler, gelecekte daha kolay iş bulacaklardır. Diplomalı işsizlerin sayısı zamanla büyüyerek artacaktır. Reklam ve satış elemanları ile Kurumsal Kaynak Planlaması, İş zekası, iş istihbaratı uzmanları gelecekte daha az işsiz kalacaklardır.
 
İş kavramını ve tanımını değiştirmedikçe, mevcut sosyal güvenlik ve sağlık sistemi düşük büyüme hızlarıyla finanse edilemez olacaktır. Tıp da, doktor, hasta ve hemşire, sağlık personeli ilişkisi de bugünkü gibi daha çok paraya dayanan , daha çok kazanç elde etme hedefinden çok, insanlar arasında oluşacak güvene ve ortak insanlık ideallerine, yardımlaşma prensibine dayanacaktır. Bugünkü haliyle ilaç endüstrisi kesinlikle insanlığın yararına işlememektedir.
 
Bilenle bilmeyen bir olur mu? Bilginin de bir bedeli vardır. Herkes her bilgiyi taşıyamaz ve hazmedemez kaldıramaz. Akıl hastalıkları aşırı hissi olan ve duyularıyla edindiği bilgi yüküne dayanamayanlarda görülmektedir. Alman Filozofu Nietzsche ‘ nin delirmesi buna en isabetli örnek olabilir.
 
Detaya inerken, teferruatla uğraşırken genel doğruları da gözden kaçırmamak gerekmektedir. Benim hayat tecrübeme göre, belli bir konuda derinlemesine uzmanlaşmış kimselerin, genel doğrular konusunda da isbetli kararlar verdikleri yönündedir. Bilgi de zamanın fonksiyonu değil midir? Hani tam ölümün sırrını keşfedip de, insanlık için ebedi hayatı mümkün kılacakken, Lokman hekim in elinden rüzgara kaptırdığı ilahi reçete misali, tıp kesinlikle doğum ve ölümün tanımı konusunda eksik kalacaktır. Ekonomi ve sosyal bilimler de belki güç tanımı konusunda hep eksik kalacaktır.
 
Dünya da barışı tehdit eden en önemli güç çelişkisi, ekonomik gücünü gün geçtikçe kaybeden ABD nin korkunç bir silah üstünlüğüne sahip olmasıdır. Elinde silah üstünlüğü olan, gücünü kaybetmemek için son çare olarak tetiği çeker ya da düğmeye basar. Bugün ABD ve Avrupa pazarlarını tamamen Çin malları istila etmiştir. Nüfus ve ekonomik üretim kapasitesi, talep üstünlüğü Çin ve Hindistan’ ın eline geçmiştir. Gelecekte Brezilya, İran ve Rusya nın da katılımıyla güçlenen BRIC ülkeleri ABD, Japonya ve Avrupanın ekonomik ve askeri gücüne karşı güç dengesi oluşturabilir. 2010 Davos Ekonomik forumunda, Yunanistan, İspanya, İrlanda ve Portekiz’ in ödeme güçlüğüne düşmelerinin, Euro/Dolar/Yen bazındaki dünya para piyasaları dengelerini sarsabileceği konuşulmaktadır. Hem özel firmaların, hem de bankaların ve devletlerin borç çarklarını çevirememeleri, dünyada her an yeni bir likidite krizine yol açabilir. 2010 Münih Güvenlik Konferansında, İran Dışişleri Bakanı nükleer teknolojiden vazgeçmeyeceklerini ve uran zenginleştirme projelerine kararlılıkla devam edeceklerini açıklamıştır. Bugün, 7 Şubat 2010 tarihinde, Afganistan da NATO güçleri 2001 yılından beri en büyük askeri harekata başlamışlardır. Kafkaslar da ya da Ortadoğu da başlayacak yeni bir bölgesel harp, yeni bir dünya savaşının kıvılcımını ateşleyebilir.
 
Kısa ve öz ifade etmek gerekirse, bu kitabı genç nesillere yaşanabilir bir dünya bırakabilmek maksadıyla, geleceğin sorunlarını konuşabilmek ; sadece faize ve büyüme felsefesine dayanan kaynak israfı, aşırı enerji tüketimi, hiçbir değer ifade etmeyen hayali para üreten bankalar, çevre ve iklim değişikliği, kıyamet harbi yerine, uzlaşmaya dayanan yeni alternatif çözümler üretebilmek, gençlere gelecek perspektifkeri sunabilmek, iş bulabilmelerini, daha doğrusu marka ve patent geliştirerek, yeni fikirler ve teknolojiler üreterek, kendi işlerini kurmalarını teşvik etmek ve kolaylaştırabilmek için yazdım. 
 
 
 
 
BANKALAR HALKIN PARASINI KULLANMAKTADIR
 
Dünyaca ünlü, otomobil yedek parçaları ve ev aletleri üretiminde ileri teknoloji firması olan Bosch firmasının Genel Müdürü Franz Fehrenbach, Bankacıların çok yüksek prim ve ikramiye ödemeleri için savaşmak yerine, Bankacılığa ve piyasalara yeniden güven kazandırmaları gerektiğini söylemektedir. Franz Fehrenbach, piyasalardaki krize rağmen personeline çok yüksek prim ikramiye ve ücretler ödeyen Bankalar ile tüm kredi ilişkilerini keseceklerini ilan etmiş ve bunu uygulamaya koymuştur. Fehrenbach, Bankalara karşı ilk defa gerçeği haykırmakta ve büyük bir mücadele başlatmaktadır. Dünyanın en büyük otomobil yedek parça üreticisi olan Bosch firması, Bankaların kriz sonrasında firmalara kredi vermemesi ve faizleri iki haneli %12-15 rakamlarına tırmandırmalarına karşı büyük bir mücadele başlatmıştır. Önce, Ocak 2009 tarihinde 1 Milyar Euro luk bir proje kredisi talebine karşı, Bankalardan Bosch firmasına hiç cevap gelmediğini ilan etmiştir. Bosch gibi çok sağlam bir firmaya dahi kredi veremeyen Alman Bankaları çok zor durumdadır.
 
2008 Finans krizinden sonra, Bankalar kredi alt limitlerini çok yükseltmişlerdir. Yüzmilyon Euro ve yukarısı için kredi vermek, yüzbin Euro kredi vermekten daha az riskli hale gelmiştir. Büyük Bankalarca,çok büyük firmaların büyük projelerine yüksek miktarda kredi verilebilmekte, ancak küçük firmalara kredi verilmemektedir. Küçüklerin tekelci piyasalarda yaşama şansları ve borçlarını geri ödeyebilme kabiliyetleri olmadığı, büyük bankaların ekonomistlerince çok iyi bilinmektedir.
 
Devlet bankalardan hesap soramaz, çünkü gerçek güç banka ve finansçıların elindedir. Ancak halk parasını büyük ve kötü bankalardan çekip küçük ama sosyal dayanışma projelerine, işsizlik sorununun çözümüne katkısı olan küçük yerel bankalara yatırabilir. Nitekim Amerika da halk ve sanatçılar www. moveyourmoney.info diye bir site kurup bu internet ortamında yönde kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadır.
Bankaların yüksek oranlarda kar etmeleri ve banka personeline maaşları dışında milyonlarca dolarlık prim ve ikramiye dağıtmaları, emek karşılığı olmadan ekonomide yoksuldan zengine gelir transferi anlamına gelmektedir. Özellikle yaşanan 2008 ekonomik krizinden sonra örneğin İngiltere de Barclays Bank ın karını 2009 yılında %92 oranında artırdığı ve vergi öncesi 11,6 Milyar Sterlin kar ettiği BBC den haber olarak verilmiştir. Halbuki İngiltere de küçük ve orta gelir seviyesindeki sanayici tüccar ve diğer işkolları zor ayakta durmaya çalışmakta, fabrikalar kapanmakta, insanlar kitle halinde işsiz kalmaktadır. Aynı şekil de ABD de Goldman Sachs küresel krizden sonra karını ikiye katlamıştır. Türkiye’ de de Bankaların 2009 yılında karlarını bir önceki yıla oranla %50 oranında artırdıkları BDDK tarafından açıklanmıştır. Aklı başında insanların bu banka karlarındaki artışın neyin, hangi emeğin karşılığında elde edildiğini sorgulamaları gerekir. Ekonomi kitaplarında ger ne kadar faiz gelirleri katma değer olarak sayılsa da bunun gerçek hayatta hiçbir emeğe karşılık gelmediğini, sistemi tanıyanlar çok iyi bilmektedirler. Faiz gerçeğini Başbakan olduktan sonra öğrendiğini kamuoyuna kendi ağzından ilan eden, Davos taki muhteşem ‘one minute’ çıkışının sahibi Başbakan TAayip Erdoğan ekonomi de bilmemektedir. Faiz gerçeğini bilmeyen ekonomi de bilmez.
Türkiye’de Banka karlarındaki artışın sebebini kısaca açıklamak gerekirse, Bankaların riske girmeden Hazine iç borçlanmasını Hazine bonoları alarak yüksek faizlerle finanse etmeleri ve Merkez Bankasının da mevduat faizlerini düşürmesiyle halkın parasına çok düşük faiz vermeleridir. Çok ucuza topladıkları halkın parasını, devlete çok pahalıya satmalarıdır. Bankaların türlü bahanelerle halktan havale ücreti,kredi kartı, işlem ücreti, komisyon gibi çeşitli adlar altında haksız ve mesnetsiz olarak halktan topladıkları paralarında bu yüksek kar artışına önemli katkısı olmuştur. Emekli, dul ve yetimlerle dar gelirli sabit düşük ücretli vatandaşlar hem en yüksek vergileri kaynağında verirken, hem de üç kuruşluk tasarrufların a bankaların çok düşük faiz vermelerinden dolayı zarar görmüşlerdir. Yoksuldandan zengine, varlıksızdan varlıklıya haksız ve adaletsiz olarak devlet desteğiyle gelir aktarması yapılmıştır.Bankaların yüksek oranlarda kar etmeleri, halkın ve esnafın, sanayicinin yüksek oranda zarara uğraması, piyasalarda tekelleşmenin artması demektir. Bankalar kriz dönemlerinde, ancak sermaye birikimi sağlamaış çok büyük firmalara ve devlete kredi verirler, küçük tasarruf sahiplerine ise yeterli güvenceleri (teminat) olmadığı için para vermezler. Bankaların gerçek ihtiyaç sahiplerine değil de, büyük para sahiplerine, halktan ve devletten düşük faizlerle topladıkları parayı ödünç vermeleri ve işsizlik sorununun çözümüne hiç katkıda bulunmamaları mevcut ekonomik sistemin en büyük çelişkisi ve katma değer hırsızlığıdır.
 
UYARIYORUZ: YENİ MEGAKRİZLER VE SAVAŞ GELEBİLİR
 
 
2008 küresel finans ve ekonomi krizi, kapitalizmin temel yapısındaki faiz mekanizması sonucu piyasalarda tekelleşme eğilimi ile atıl kapasite sorunundan, tüm piyasa oyuncularının hırs ve ihtiras ile sadece büyüme ve kar ençoklaması (maximizasyon) hedefine  odaklanmalarından   kaynaklanmıştır. Finansçı ve bankacıların bir de emek karşılığı olmayan hayali finans türevleri ile spekülatif finans balonları üretmeleri 2008 küresel ekonomik krizini tetiklemiştir. Yaşanan küresel kriz, devletlerin, firmaların ve bankaların çeşitli bilanço hileleri, çeşitli finans türevleri kullanılarak, taa 1980 lerden günümüze kadar otuz yıldan beri ertelenmekteydi. Bu oyunların ve finans balonlarının senaryosunu yazan finansçılar ve bankacılar ile onların emirerleri ve kuklaları olan siyasetçiler bu yalanın bir gün muhakkak ortaya çıkacağını da çok iyi biliyorlardı. Yeni güç dengelerinin planlarını da kendi maksatlarına göre yaptılar ve vakti gelince de 2008 yılında kendi şişirdikleri balonu yine kendileri patlattılar.
 
Emlak piyasasında ve varlık değerlerindeki erimeler eski değerlerine yükselmeden ve her şey yerli yerine oturmadan bu kriz depremi bitmez; artçı depremler her an gelebilir. Özellikle Amerika da geniş çapta emlak yatırımları olan Deutsche Bank ve Amerikan ekonomisi  en az 6 Trilyonluk kayba uğrayabilir. Hükümetler ve Bankalar her ne kadar iyimserlik yaysalar da dünya ekonomisinin faize dayalı çarkları ve güç dengeleri çatırdamaktadır. İngiltere de Barclays Bank, 2009 yılı vergiden önceki karını açıkladı: Dudak uçuklatacak 11,6 Milyar Pound, 13 Milyar Euro! Lehman Brothers battığında İngiltere den 1 Trilyon Sterlin dışarıya kaçmıştı. Nereden geliyor ve nereye gidiyor bu paralar? Para Bankalarda toplandı ama en iyi Bankacılar biliyor ki en az birkaç yüz milyon Euro isteyene kredi verilir; öyle binler onbinler yüzbinler tek rakamlı milyonlar devri geçti artık. Bankaların kredi verememeleri, risk yönetiminde çok dikkatli olmalarından ve tekelci piyasa otomatizmasını çok iyi bilmelerinden kaynaklanmaktadır. Küçük ve orta işletmelerin kriz ortamında kesinlikle yaşama şansları yoktur; büyüklerin de rekabet üstünlüğü sağlamaları ve yeni ürün ve teknoloji geliştirmeleri yıllar alacaktır. Deniz kurudu ama sırada okyanuslar var! Ekonomi kitaplarında yazılıp iddia edildiği gibi, serbest rekabet ortamında her oyuncunun piyasaya istediği gibi girip çıkabileceği masallarının gerçek olmadığını, kriz ortamında varlık yokluk savaşı veren küçük ve orta ölçekli sanayiciler, küçük esnaf ve işletmeciler çok iyi bilmektedirler. Büyük balık küçük balığı nasıl yutuyorsa, büyük para sahipleri küçük para sahiplerini yutmaktadır. AVM denilen Alış Veriş Merkezleri arttıkça, mahalle Bakkalları ve küçük Marketler kapanacaktır. Oyunun kuralı budur. Bu da işsizlik ve geçim sıkıntısı daha da artacak, devletin vergi gelirleri azalacak ve gelir dağılımı az gelirlinin aleyhine daha da bozulacak demektir. Faiz sisteminde piyasalarda tekelleşme arttıkça yolun sonu da görülmektedir. Ekonomi de talebin artırılabilmesi ve atıl kapasite sorununun yeniden ertelenebilmesi için ya yeniden daha yüksek faizlerle borçlenma veya yeniden yıkım ve savaş gerekecektir.
 
Amerika da özellikle New York Stuyvesant Town da işyeri olarak kiralanan gayrimenkul değerlerinde muazzam düşüş var. Stuyvesant Town da değer kaybından dolayı zarar gören önemli hissedarlar arasında Singapur hükümeti, İngiliz Anglikan Kilisesi, ABD Kaliforniya Eyalet hükümeti de var. İngiltere de ise gayrimenkul değerleri ve kiralar çok yüksek. Amerika daki düşüşün nedeni İnşaat firması Tishman Speyer ve Site yöneticisi Black Rock, 5,4 Milyar dolarlık kredi karşılığında 110 Blok taki toplam 11.232 konutu Bankalara devretmektedir. En az 25.000 kişi evsiz kalacaktır. Ameriak genelinde toplam 6,7 Trilyon dolar değerindeki (ABD 2011 devlet bütçesinin neredeyse iki katı) kiralık ve işyeri emlak piyasası çok spekülatif olduğundan ve büyük bankalarca kredilendirildiklerinden dibe vuarabilir. Bunun nedeni geri dönmeyen emlak ipotek kredileri olacaktır. Bu gayrimenkullere verilen kredilerin değeri, bugünkü ederlerinden çok daha yüksektir. Bu sürekli ticari varlık buharlaşmasıyla, Amerikan ekonomisinin çöküşü durdurulamayabilir. Bu seferki ticari konut piyasası, büyük oteller, gökdelenler ve şehirlerdeki büyük alışveriş merkezleri olduğundan, çok daha fazla insan etkilenecek ve işsiz kalacaktır. Bu yeni bir dizi küçük banka ve şirket iflası da demektir. Bankalar, Wells Fargo (238 Milyar Dolar) Deutsche Bank (64 Milyar Dolar), PNC aus Pittsburgh (309 Milliarden Dollar), Bank of America (132 Milliarden Dollar) ve diğer küçük Amerikan bankaları bu ticari emlakı değerleri 600 Milyar dolar iken kredilenmişlerdir. Şimdiki değerleri ise yarı yarıya düşmüştür. Toplam mali kaybın en az 300 Milyar dolar olacağı ABD Kongresince tahmin edilmektedir. İcra ve haciz yoluyla satışlar ve tahliyeler artacaktır.
İpotek garantili  ticari emlak "commercial mortgage-backed securities" (CMBS) karşılığı çıkarılan kağıtlar da bankalarca satın alınmış ve pazarlanmıştır. Bu ticari emlak kredilerinin kredi riskleri de aynen konut kredilerinde olduğu gibi "credit defaults swaps" (CDS) denilen ödenemez borca hayali güvence sağlayan enstrümanlarla sigortalanmıştır. 2008 de dev sigorta şirketi AIG yi 180 Milyar Dolarla çöküşe götüren, Lehman Brothers Yatırım Bankasını yok eden de bu CDS ler olmuştu.
 
Yunanistan, 300 Milyar Euro tutarındaki borçlarını çevirebilmek için Avrupa Birliğinden 50 Milyar Euro acil yardım istemektedir. Goldman Sachs ın önerdiği bilanço hileleriyle uzun süre gerçek borç yükünü ve finans açıklarını AB Komisyonundan gizleyebilen Yunanistan şimdi çok yüksek fiyatlarla bulabildiği CDS ler yoluyla yeni taze kaynak bulmaya ve ayakta durmaya çalışmaktadır. Yunan krizinin de gerisinde CDS lerin yattığı ve finans spekülatörlerinin, Deutsche Bank dahil, Yunan finans açıklarının 85 Milyar Euro değerindeki kredi sigortası poliçelerini (CDS-Credit Default Swaps) satın aldığı söylenmektedir. Yunanlılara Ege adalarını ya da Atina daki Akropolis i satmaları, imkanlarının üzerinde çeviremeyecekleri borçla yaşamaktan acilen vazgeçmeleri, kemer sıkmaları tavsiye edilmektedir.Bunun üzerine ikinci cihan harbinde Alman işgalini ve tazminat isteklerini gündeme getiren Yunanlı politikacılar Yunan halkının sokağa dökülmesi karşısında şaşkın acil yardım beklemektedir.
 
Kredi notu Rating kuruluşlarınca BBB+ ya düşürülen Yunanistan ın bir yıl öncesine göre ikiye katlanan CDS borçları. Euro değerini ve stabiliteyi tehdit etmektedir. Yunan CDS leri geri ödenemez ve borç çevrilemezse Yunanistan iflas edebilir.Alman Bankacılık Denetleme Kurumu BAFIN ve AB Komisyonu tarafından başlatılan inceleme sonucunda bu tür spekülasyonlara karşı tedbir alınacağı söylense de belirsizlik ve risk iyi yönetilememektedir. AB ve BAFIN, CDS lerin bildirimini zorunlu görmekte ancak genel olarak CDS lerin yasaklanmasını likidite krizinde finans enstrümanlarının kısıtlanmasını ve yasaklanmasını maksada uygun bulmamaktadır.Bu kumar sonunda öyle ya da böyle Euro nun değerini ve Avrupa Birliğini sarsabilicektir. İngiltere de aşırı borç yükü, yüksek işsizlik ve ekonomik durgunluk etkisinde, Afganistan da yürütülen savaşın gölgesinde 2010 yılı seçimlerine gidecektir. Bu seçimlerin sonucu ve gittikçe değer kaybeden İngiliz Sterlini sonunda Euro ile aynı değere, hatta daha da altına düşebilir. Bu durumda acilen Euro ya geçmek isteyecek İngiltere ekonomisi ile birlikte İspanya ve Portekiz in, hatta İrlanda nın da borç krizine girebileceği beklenmektedir. Euro bölgesi bu kadar baskıyı kaldırabilecek mi yaşayıp göreceğiz. Avrupa da Alman Maliye Bakanı W. Schaeuble şimdiden IMF nin yanı sıra zor durumdaki Avrupa ülkelerine yardım edecek bir Avrupa Para Fonunun kurulmasını ve Euro stabilitesinin ve değerinin korunmasını önermektedir.
 
George Soros, kendi temsilcilerinin de katıldığı bir New York toplantısında, ABD deki en büyük Hedge Fon Yöneticilerinin Euro değeri üzerinde spekülatif oyunlara hazırlandığını haber vermektedir. Alman emeklilik fon yöneticileri. Bankacılar ve Alman Sanayi İşverenleri Birliği BDI nin Başkanı Hans-Peter Keitel, Yunanistan ın arkasından İspanya nın borçlarını ödeyememesi durumunda domino etkisiyle sistemin çökmesinden korktuklarını ifade etmektedirler. Alman Bankalarının elinde, Hypo Real Estate ve Commerzbank başta olmak üzere 20 Milyar Euro ya yakın Yunan Hazinesinin borç kağıtları bulunmaktadır. Avrupa da IMF den ayrı, tamamen AB Kontrolünde bir Borç Komisyonu nun kurulması ve 2016 dan itibaren Avrupa ülkelerinin en çok milli gelirlerinin %35 i oranında borçlanabilmesine müsaade edilmesi ve 2020 den itibaren bunun kurallaştırılması istenmektedir.
 
 
 
 
YENİ BİR DÜNYA SAVAŞI ÇIKABİLİR:
 
Amerika ekonomik olarak dolara bağlı gücünü hızla kaybederken, yeni yükselen ekonomiler Çin ve Hindistan ile Brezilya ve Rusya döviz reservlerini dolar dışında bir para birimine çevirirlerse ortalık anında karışacaktır. Amerika tarafından ikinci dünya savaşından sonra yardım ve yatırım olarak tüm dünyaya sürülen trilyonlarca dolar, Amerikan ekonomisinin en önemli gücüdür. Amerika’ nın ekonomik dolar silahı gücünü kaybedince, mutlaka askeri silahlarını devreye sokacaktır. Amerika’ nın Taiwan’ a milyarlarca dolarlık silah satmasını Çin hoş görmeyecektir. Amerikan donanmasının Hong Kong sularında görülmesi hayra alamet değildir. Ekonomik krizlerin ve büyük işsizlik dalgalarının sonu tarihte hep savaşlar olmuştur. Dünya da ve kendi ülkesinde ekonomik gücünü zamanla kaybeden Amerika için silah üstünlüğüyle gücünü korumaya çalışması beklenmez mi?
 
İran’ ın nükleer güç olma çabası, Irak tan dersini almış Amerika için Orta Doğu da yeni bir hedeftir. Ancak İran ın arkasında duracak BRIC ülkeleri buna müsaade etmeyebilir. Azerbeycan ve Ermenistan arasındaki Karabağ sorunu Hazar Petrolleri nedeniyle yeniden alevlenebilir. İsrail’ in ABD ve İngiltere ile birlikte İran’ a saldırma planları ilinmektedir. Türkiye ise 2011 de ABD askerlerinin Irak’ tan çekilmesiyle kendini yeni tehditler karşısında bulabilir. Özellikle Irak’ lı Araplarla Kürtler arasındaki gerginlik Irak’ ın toprak bütünlüğünün parçalanmasına kadar gidebilir. PKK sorunu ile birlikte Irak’ ın bölünmesi Türk Ordusunun Irak’ ta Musul Kerkük e kadar girmesine neden olabilir. Türkiye’ de sözde dindar, ılımlı İslamcı AKP hükümetiyle laik TSK , Yargı ve Üniversiteler arasındaki gerginlik 2011 seçimlerinden sonra, seçim sonuçlarına göre yeni bir safhaya girebilir. Bu durumda Türkiye’ den anında çıkacak milyarlarca dolar yeni bir 2011 krizini tetikleyebilir. Tüm bu ihtimaller, dünyayı yöneten gerçek güç sahiplerince domino usulü planlı bir zincirleme ile devreye sokulabilir. Barış ortamında, dünya ekonomisinde 2008 krizi sonucunda oluşan açık finansman ve aşırı borç yükü, atıl kapasite, işsizlik ve talep yetmezliği sorunlarını askeri güç kullanmadan aşmak pek de makul görülmemektedir.
 
Amerika da ticari emlak piyasasında, kiralarını ve kredi taksitlerini ödeyemeyen yüzbinlerce küçük ve orta işletme sahibi iflasın eşiğindedir. Toplam değer kaybı 3 Trilyon doları bulan ve bankalarca finanse edilen büyük oteller, iş hanları ile gökdelelenler 2008 den daha kötü yeni bir Bankacılık krizine neden olabilir. Bu kez Amerikanın 2011 bütçesini dahi aşan bu açığı finanse etmek ve milyonlarca işsize savaş olmadan iş ve ekmek bulmak kolay olmayabilir.
 
Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin 2010 yılında  faize ödeyeceği para yaklaşık 60 milyar TL dır. Ben Başbakan olduktan sonra faiz gerçeğini öğrendim diyen ve ekonomi bilmeyen bir Başbakan ın böyle bir dönemde Türkiye ye hakim olması çok büyük bir talihsizliktir. Avrupa Birliği, Yunanistan krizini yönetemezse dağılabilir. İngiltere ödeme güçlüğüne düşebilir. BRIC ülkeleri ise yıllık %7-8 Büyüme hızlarıyla on yılda ikiye katlanacağından ABD ve Avrupa Japonya ittifakı çökebilir. Bu ekonomik çöküşün sonucunda da Amerika elindeki silah üstünlüğüyle uluslar arası hukuk düzenini silahla ve zorla değiştirmeye kalkabilir. Dünya da küresel ve bölgesel ekonomik ve finansal krizlerden sonra hep savaşların yayılması, silaha ve askeri güce başvurulması tesadüf değildir.
 
İnsanlık tarihinde çok yüksek refah ve israf dönemlerini mutlaka savaşlar, kıtlık ve yokluk takip etmiştir. Tabiat kendi kaynak dengelerini, kaynak verimliliğini ve adil dağılımını korumak konusunda acımasızdır. Nitekim depremlerin, Tsunamilerin, Kasırga, Fırtına, uzun süren çok soğuk kışlar gibi afetlerinin ard ardına gelmesi tesadüf olamaz. İklim ve enerji dengesi bozulan dünyamız gittikçe ısınmaktadır. Tabiatın sonsuz gücü karşısında durmak mümkün değildir.
 
 
 
 
 
FİNANS KRİZLERİNİN TARİHİ
 
 
 
 
Neden finans dünyasının kalbi; Wall Street veya Londra Şehir Merkezi(City of London) daha çok Yahudi kökenli, Smith, Keynes, Popper, Friedman, Greenspan, Paulson, Geithner, Summers, Cornfeld, Feinstein, Rove, Limbaugh, Rumsfeld, Goldman, Sachs, Morgan, Lynch, Lehman, Bear, Stearns, Fuld, Madoff, AIG, Funny Mae, Brown, Sharon, Stiglitz, Krugman, Soros, Buffett, Moodys, Kissinger, Cheney, Ackerman, Ospel, Hummler, Bär, Mirabaud… gibi isimler tarafından teorik ve pratik olarak yönlendirilmektedir? Bu isimlere acaba politikacılar neden hiç söz geçirememektedir? Acaba 2008 Küresel finans krizini önceden sezip de tedbir akledebilen, tüm dünyada tek siyasetçi neden çıkmadı? Siyasetçiler, finans gücüne sahip olan ve dünyayı yöneten gerçek gücün ta kendisi olan büyük para ve sermaye sahiplerinin kuklasıdır. Büyük paralar harcayarak kitaplar yazdırırlar, menfaatlerine uygun teorileri Üniversitelerde okuturlar, yayarlar ve kimseye gözüküp hissettirme den, gizli el teorileriyle adeta Tanrı gibi tüm dünyamızın enerji ve tabii kaynaklarına hükmederler. Gerçek güç sahipleri, dünya da tüm enerji ve hammadde kaynaklarına, piyasalara hükmedenler, tüm dünya da sadece para ve büyük sermaye sahipleridir. Bunların toplam sayısı da iki elin parmakları kadardır; ancak anında düğmeye basıp, dünyanın istedikleri ülkelerinde ve bölgelerinde yeni korku ve belirsizlikler, sigorta ve risk tanımları üreterek milyarlarca dolara yeniden yön vererek para ve finans krizleri, savaşlar çıkarırlar. Dünya Ekonomisini yönetenler, geleceğe yön verenler, çoğu Yahudi kökenli bir avuç büyük para ve sermaye sahibidir. Akla hayale gelmeyen vergi hileleri, faiz, döviz ve borsa oyunlarıyla, 1960 ile 2010 yılları arasında uluslar arası sermaye şirketlerinin ulus devlet bütçelerinden ve milli gelirlerinden yaklaşık 50 Trilyon dolar tutarında kaynak transfer ettikleri tahmin edilmektedir. Bu para ile dünya da varolan tüm sorunlar, işsizlik, açlık, iklim değişikliği, yerkürenin ısınması, kuraklık ve susuzluk sorunları çözülemez mi? Hür ve akıl sahibi olarak doğru ve yalın bir sorgulama ile, bu büyük para ve sermayenin yoksul kesimlere kullandırılması, sermayenin tabana yayılması gerekmez mi? İnsanlık tarihinde yaşanan tüm savaşlar ekonomik çıkar ve zenginleşme savaşları değil midir?
 
Son yirmi yıldan beri, dünyada küreselleşme adı verilen bir süreç ile sermayenin tekelleşmesi ve ulus devletlerin karar verebilecekleri tüm askeri, ekonomik, sosyal ve siyasal konularda, hükümranlık hakları döviz, faiz, borsa oyunları, ulusal, bölgesel ve küresel ölçeklerde, zamanlaması ve kapsamı önceden belli küresel güç merkezlerinde planlanan finans krizleri, BOP-Büyük Ortadoğu   Projeleri gibi siyasi güç senaryoları sahneye konarak enerji ve hammadde kaynaklarına, havasına suyuna, ulaşım ve haberleşme şebekeleriyle tüm ekonomik altyapısına el konulmaktadır. Bunların hepsini, bir bütünlük içinde tarihi bir perspektifle analitik olarak neden-sonuç ilişkileriyle sorguladığımızda karşımıza büyük bir güç oyunu, tesadüflere yer vermeyen geleceğe hükmetme planı çıkmaktadır: Savaş yapmadan, dünyaya tek merkezden, para ve sermaye gücüyle, piyasaları tekelleştirerek, insanların farklı kültürel değerlerini yok ederek tek kültürle hükmetmek!
 
1989 yılında Berlin duvarının yıkılmasından sonra nükleer silahlara ve soğuk savaş korkusuna dayanan iki kutuplu dünya düzeni yerine para ve finans gücüne dayalı tek kutuplu kapitalist dünya hâkimiyeti stratejisi yazılmıştır. ABD Savunma Bakanlığı ve malum Neo-John’larca hazırlanarak George W.Bush hükümetleri döneminde 11 Eylül 2001 saldırıları bahane edilerek uygulamaya konan bu güç stratejisi, varlık nedenini, uydurma ‘İslami Terör’ tehdidi ile dünyaya açıklamıştır. 21. Yüzyıl da tüm dünyada, özellikle de İslam ülkelerinin topraklarında varolan tüm enerji ve hammadde kaynaklarına, dünya piyasalarına ulaşım güzergâhlarına el konacak; bu topraklar İslam ülkelerine demokrasi getirmek, İslami terörü (faiz karşıtlığını) yoketmek maksadıyla işgal edilecektir.    
 
Şimdi önceden planlanan ve uygulanan bölgesel ve küresel finansal kriz senaryolarını kısaca hatırlatayalım: 1997 de Asya Krizi, 1998 de Rusya Krizi, o dönemde en uzun vadeli LTCM-Long term Capital Management Hedge Fonds Krizi, 1999-2000 ler de Yeni Ekonomi veya dot.com denilen kâğıt üzerinde varolan Internet Firmaları Krizi. Görüldüğü gibi sınır tanımayan, görünürdeki ortaya çıkış sebepleri çok farklı olsa da sürekli finans krizleri yaratılarak ülkeler ve bölgeler arası piyasalardan önemli para ve sermaye kaynak transferleri senoryoları önceden tek merkezden planlanıp uygulanmıştır.
 
Türkiye’ den de 1974 ve 1984 lerde Petrol Krizleri, 24 Ocak 1980 Demirel-Özal kararlarıyla, Özal’ ın yüksek faiz ve yabancı sermaye politikalarıyla, Banker Kastelli Kriziyle, 1994 Nisan kararlarıyla, 2001 Bankacılık krizleriyle, 2002 Kasım seçimlerinden sonra iktidar yapılan AKP nin yüksek faiz, ucuz döviz borçlanma politikalarıyla sürekli yurt dışına toplam yaklaşık 500 Milyar dolar tutarında para ve sermaye, kaynak transferi yapılmıştır. Nitekim, Türkiye’ de 12 Eylül Askeri Müdahalesini, 5000 genç öldürüldükten sonra nihayet durumdan vazife çıkararak yapan, ABD Başkanı Bush’un ‘Our Boys’ bizim çocuklar dediği   ‘Netekim’ Org. Kenan Evren’ in kamuoyuna ilk verdiği teminat mesajı, yabancı özel ve kamu finans kuruluşlarına olan borçların faizleri ile birlikte ödeneceğinin altını çizerek söylemesi olmuştur.
 
Dünya da hiçbir finans krizi tesadüfen, önceden planlanmadan, senaryosu önceden uzlaşmayla güç merkezlerinde yazılmadan, tesadüfen kendiliğinden ortaya çıkmamaktadır.Hiçbir şey yoktan var, vardan yok olmamakta, ancak para ve sermaye, krizi önceden bilerek kandıranlar ve bilmeyerek kandırılanlar arasında, Las Vegas Kumarhanelerine benzer bir kumar oyunuyla piyasalar ve yatırımcılar arasında aktarılmakta, sadece borcun şekli, borçlu ve alacaklı eller değişmektedir.
 
Acaba hiç düşündünüz mü, Adolf Hitler dahil, neden tüm zenginler, dini,dili, etnik kökeninden bağımsız olarak tüm Amerikalı, Alman, Fransız, İngiliz, Rus, Afrikalı Arap ve Türkler para ve sermayelerini İsviçre Monako ve Lüksemburg, Liechtenstein gibi vergi cennetlerine ve Off-Shore bankalarında, vakıflarında, Tröstlerinde, yedd-i emin emanet hesaplarında pahalı avukatları ve aracıları kullanarak saklamaktadır? Bunlar dünyadaki ulusların toplam vergi kaçağının %10 u tutarındadır. Geriye kalan %90 uluslar arası kaçak sermayenin ise, finans holdingleri ve bankamsı aracı leasing ve factoring firmaları vasıtasıyla, İsviçre de Zug, Schwyz, Tessin gibi özel vergi indirimi olan kantonlarda, kendi ülkelerinde ödeyecekleri verginin onda birini masraf olarak ödeyerek aklamakta ve saklamaktadırlar.Büyük Firmalar, Bankalar ve Uluslar arası tekelci finansal sermaye şirketleri, yoksul ülkelerin siyasetçilerini, parti liderlerini, milletvekillerini, bankacı-yüksek düzey bürokrat, gazetecilerinin açık istihbaratlarını ve şirket yöneticilerini, üst düzey askeri yetkililerine kurgulattıkları askeri müdahaleleri kullanarak 1950-2010 yılları arasında İsviçre, Monaco, Lüksemburg ve Liechtenstein gibi vergi cennetlerinde açtırdıkları şifreli banka-vakıf-emanet hesaplarında, toplam yaklaşık 50 Trilyon Euro tutarında, yoksul ülkelerden kaçırdıkları vergisi ödenmemiş, ancak türlü hilelerle aklanmış sermaye olarak saklamaktadırlar. Her krizden sonra da, bu örtülü hesaplarda aklanan ve saklanan sermaye miktarında önemli artış görülmektedir. Bu sermaye transferi, tüm dünya da Obama, Sarkozy, Merkel, Blair- Brown, Berlusconi, Putin, Erdoğan gibi siyasetçiler eliyle uygulanan bütçe ve mali politika araçları kullanılarak, yeniden yoksul kesimlerden doğrudan ve dolaylı vergi olarak toplanıp refinanse edilerek, legalize edilip aklanmaktadır. Tüm bu ekonomik tedbir ve süreçler de, ya Paul Krugman gibi Nobel ödülü verilerek meşhur edilen, Yahudi kökenli iktisatçılar tarafından, ya da George Soros gibi Macar Yahudileri tarafından uyduruk ‘Reflexivitaet’ Teorisi olarak, diğer bir İngiliz Yahudisi olan John Maynard Keynes’ in veya onun öğrencisi Milton Friedman’ ın Faiz ve İstihdam yoluyla sömürü teorisi; bilinen artı değer hırsızlığı teorisinin yeniden dirilişi olarak dünya kamuoyuna sunulmaktadır.
 
DÜNYA FİNANS EKONOMİSİNİN ÇÖKÜŞÜ:
 
Dünya ekonomisi ve küresel finans sisteminin en önemli sorunu piyasaların tekelleşmesi sonucunda, işsizliğin hızla artmasıdır. Gerek özel firmalar, gerekse devletler yüksek oranlarda borç ve faiz yükü altındadır. Kaynak verimliliği ve özkaynak/Toplam varlık oranı düşüktür. Yüksek kamu açıkları ve aşırı borçlanma nedeniyle borcun çevrilememesi sözkonusudur. Finansçılar ve bankacılar kendilerini adeta Tanrının gerçek elçileri olarak görmektedir.
 
ABD ve İngiltere’de devlet, trilyon dolarlık kurtarma operasyonlarıyla batma noktasına gelen banka ve sigorta şirketlerini ayakta tutmak zorunda kaldı.
Almanya 2010 bütçesinde 86 Milyar Euro ek borç kalemi yer almıştır. Sadece Hypo Real Estate in finans krizinde kaybı 210 Milyar Euro yu bulmaktadır. Alman ekonomisinde hayat kalitesi ve reel ücretler çok düştü. Finansal kriz Alman davranış kalıplarını değiştirdi. Yunanistan devlet iflasının eşiğindedir.
Derecelendirme (Rating) kuruluşları ve Avrupa Birliği nin Basel II kriterleri de Yunanistan ın iflasını önleyemiştir.
 
Para mutluluk getirmez sloganlarıyla, yeni felsefe ve rating arayışındaki TV programları artık sık sık salt büyüme ve zenginleşme modelini eleştirmektedir. Daha çok çevre bilinci ve iklim değişimi, tabii afetler, dünyadaki açlık ve işsizlik artık sık sık kitlesel medya da konuşulur ve yazılır oldu.
 
Küresel Kriz sonucunda ateş çemberinin içinde yer alan ülkeler arasında, borç krizi riski nedeniyle gündemde olan Yunanistan, İspanya, İrlanda ve İtalya gibi ülkelerin yanı sıra, ABD, Japonya, İngiltere ve Fransa gibi önemli ve güçlü G-8 ülkeleri de yer almaktadır. ABD gibi “AAA” kredi notuna sahip olduğu halde ‘Ateş Çemberi’nin içinde yer alan ülkelerin de önümüzdeki dönemde ciddi finansal risklerle karşılaşacağı ve aşırı borç yükü nedeniyle artçı krizlerin gelebileceği beklenmektedir. ABD’nin ve dünyanın önde gelen fon yönetimi şirketi Pimco’nun Direktörü Bill Gross’un şirketin web sitesinde yer alan değerlendirmesinde kullandığı bu grafiğin dikey ekseninde ülkelerin 2010 yılında gerçekleşmesi beklenen kamu açığı/GSYH (ya da kamu fazlası/GSYH) oranlarını, yatay ekseninde ise toplam kamu borcu/GSYH oranlarını görüyoruz. Bu iki kritere göre ‘Ateş Çemberi’nin içinde yer alan ülkeler bugün ya da yarın borçlarını çeviremez hale gelebileceklerdir.1971 de kurulan ve Allianz  Küresel yatırım Grubuna ait olan Pimco Yatırım Danışmanlık (www.pimco.com) şirketinin  araştırmasına göre, bir ülkenin toplam kamu borcu/GSYH oranının
% 90’ı geçmesi yıllık büyüme hızını 1 puan düşürüyor. IMF’nin tahminleri ise başta ABD olmak üzere zengin-gelişmiş ülkelerin kamu borcu/GSYH oranının 2014 yılında % 120’ye yaklaşacağını, gelişmekte olan ülkelerde ise oranın % 40’ın altına ineceğini gösteriyor. ‘Ateş Çemberi’nin içinde yer alan ABD, Japonya ve bazı Avrupa ülkelerinin aşırı borçlanmaya devam edeceği, ‘Ateş Çemberi’nin dışında kalan ve ekonomik büyümelerini sürdürebilen ülkelerin ise kazançlı çıkacakları beklenmektedir.
 
Çin, Hindistan, Brezilya ve Rusya gibi önemli BRIC ülkeleri bu grafikte yer almamaktadır. Çin ekonomisi %7-8 yıllık büyüme hızıyla sekiz yılda ikiye katlanacaktır. Rusya dev enerji ve doğal gaz kaynakları ile, enrji alanında Avrupa yı %80 oranında kendisine bağımlı hale getirmiştir.
 
 
 
Kaynak: Osman Ulagay, Milliyet 14.02.2010 PIMCO, Bill Gross
 
 
Almanya ve Amerika da çok büyük bankaların daha küçük bankalara bölünmesi ve toksik kağıtlar denilen, kriz sonrası değersiz hale gelen yatırım hisselerinin ‘kötü’ bankalarca satın alınması ve bilançoların ayıklanıp temizlenmesi, kriz sonrası çözüme önadımlar olarak görülmektedir. Bankaların kriz öncesinde özsermayelerinden çok daha fazla risk aldıkları ve risklerini özkaynaklarıyla orantılı olarak iyi yönetemedikleri yetkililerce açıkca ifade edilmektedir. Buna rağmen sistemi korumak maksadıyla aynı bankalara trilyonlarca Euro/Dolar pompalanmıştır. Bazı büyük bankalar ikramiye ve prim ödemelerinde, risk yönetimlerinde tamamen devlet denetimi dışına çıkmak için acele devlet yardımını geri ödemişlerdir. Dünya piyasalarında henüz ulusal, bölgesel ve küresel bir denetleme ve düzenleme sistemi kurulmadan bankalar arası nakit fon akımlarında ve para kredi piyasalarında güven sağlanamamaktadır.
 
Küresel krize neden olan büyük bankaların vergi cezaları ve harçlarla krizin aşılması için devletin kurtarma fonlarına katkıda bulunmaları istenmektedir. Bankalarla devlet arasında yeni bir sosyal sözleşmenin öncelikle yapılması gerekmektedir. Bankalrın bir taraftan milyarlarca dolar kar edip üst yöneticilerine astronomik ikramiyeler, ücret ve primler dağıtırken, diğer taraftan binlerce çalışanının işlerine son vermeleri en azından sosyal sorumsuzluk olarak görülmektedir. Bankaların işsizlik sorununa karşı tamamen duyarsız oldukları, sadece daha çok rant ve faiz elde etmek için her türlü hileye başvurdukları bilinmektedir. Bankaların çeşitli bilanço hileleriyle, aktif ve pasif kalemleri arasında usulsüz aktarmalarla veya diğer uluslar arası para ve sermaye transferleri sayesinde, çok yüksek karlar elde ettikleri halde çok düşük kurumlar ve gelir vergisi ödemeleri de sıkça eleştirilmektedir. Devletin alt yapısından en çok faydalanan ve en çok kar eden bankalar oldukları halde, en az vergiyi bankaların ödemesi sistemin en önemli yapısal çelişkisidir. Bankalar ticaret kanunlarına göre diğer firmalarla benzer anonim veya limited şirket statüsünde olmalarına rağmen, halkın tasarruflarını kullanmaktadır. En sağlam bankanın dahi öz sermaye/borç oranı %20 yi geçmemektedir. Ayrıca krizde bankaların yardımına koşan devlet, firmalar iflas ettiğinde hiç yardımda bulunmamaktadır.
 
Devletin bankaların arkasında durduğu kadar, bankaların da devlete destek olmaları gerekmez mi? Merkez Bankası, Bankalar üzerinden piyasadaki para miktarını kontrol etmektedir. Bankalar, müşterilerinin paralarını kullanarak sistemde dolaşan para miktarını , gereken kanuni karşılıklar dışında sürekli çoğaltmaktadır. Devlet adına, böylesine önemli bir yetki kullanan bankaların mutlaka sosyal ve toplumsal refah paylaşımına olumlu katkıabulunmaları ve sorumluluk üstlenmeleri gerekmez mi? Devlet bankalar iflas ettiklerin de tasarruflara güvence verirken, devlet iflas edince bankalar yine hiçbir sorumluluk üstlenmemektedir.
 
Bankalar arasında piyasada işleyen serbest rekabet pek işlemez. Müşterinin bankalarla faiz pazarlığı yapma gücü de yoktur. Yatırım danışmanları kanalıyla yanlış yönlendirilen müşteriler büyük maddi kayıplara uğradıkları halde, bankalara karşı hukuk mücadelesi yürütmeye de güçleri yetmemektedir.
Banka –müşteri ilişkisi daha çok tek yönlü işlemektedir. Bankalar mutlaka özsermayelerini risklerini karşılayacak kadar artırmaya zorlanmalıdır. Her ülkede, bankalar o ülkenin kanunlarına göre vergilerini ödemelidirler. Daha kısa vadeli olan ticari bankacılık ile yatırım bankacılığı kesinlikle birbirinden ayrılmalıdır. Kısa vadeli ticari mevduatla uzun vadeli yatırım bankacılığına izin verilmemelidir. ABD de 1929 Buhranında getirilen bu ayrım, daha sonra 1990 lı yıllarda tamamen kaldırılmıştır. Obama bu ayrımın ve kısıtlamanın da tekrar getirileceğini ifade etmektedir. Bankala kesinlikle kendi adlarına spekülatif yatırımlara girişmemelidir; ancak müşteri adına döviz hisse senedi fon ve değerli kağıtları alıp satabilmeli ve depolayabilmelidir. Bu işlemleri de her işlemden hemen sonra üç gün içinde borsa, hazine ve maliye bakanlığına, denetim kurumlarına bildirmelidir. Bankalar normal zamanlarda da cirolarının belli bir yüzdesini devletin kurtarma ve mevduat sigorta fonlarına ödemelidir. Bankaların üst yönetici ve personeline yüksek düzenli maaş ödemesi; keyfince prim ve ikramiye ödemesi kontrol altına alınarak sınırlandırılmalıdır. Bankaların ayrıcalığına son verilmelidir. Her ülke kendi sermaye piyayası ve sermaye birikime göre, bankalrı düzenleme ve denetleme kurumları oluşturmalıdır.
 
 
 
 
Ekonomi kitapları ve sayılar hayatın gerçeklerini hiçbir zaman tam kapsayamadılar. Piyasa mekanizmasına duyulan güven, 2008 Küresel Finans Krizinde trilyonlarca doların buharlaştırılmasıyla yokoldu. ABD, İngiltere ve Almanya da Banka devletleştirmeleri yaşandı. Özelleştirme devri bitti, yeniden devletleştirme başladı. Bunun anlamı ve maksadı finans piyasalarının zararını yoksul kesimlere fatura edip ödetmektir.
 
2008 Küresel Finans Sistemi Krizi de, 1929 Büyük Ekonomik Buhranı da ABD de başlayıp dünyaya yayıldı. Acaba krizler neden gelişmekte olan ülkelerin piyasaların da başlayamazlar? Faiz mekanizmasında, ekonomi kitaplarında iddia edilenin serbest rekabet kavramının tam aksine, büyük balık küçük balığı her zaman yutar. Hangi ülkenin sermaye birikimi daha fazlaysa, faizleri ve sermaye hareketlerini de o ülke merkez bankaları yönlendirmektedir. Faiz sistemi sonuçta piyasaların tekelleşmesiyle serbest rekabeti tamamen yok etmektedir. J.M. Keynes’ e göre kümülatif arz ve talep, faizlerle oynanmak suretiyle dengelenebilirdi. Ancak gerçek hayatta, tüm piyasa oyuncuları sadece kar ençoklaması peşinde olduğundan, aşırı atıl kapasite oluşmaktadır. Küresel para ve finans piyasalarının hayali türev ürünleri, değersiz borç senetleri, aşırı reklam harcamaları dahi kümülatif talebin, dünyada oluşan aşırı atıl kapasiteyi eritemeyeceğini ortaya çıkardı. Piyasa fiyatları öyle sanıldığı gibi hayali arz ve talep eğrilerinin kesiştiği noktada oluşmamaktadır. Piyasa fiyatları tamamen faizlere ve ana girdi maliyetlerine bağlı olarak, yeniden üretim maliyetlerinin biraz üstünde kar maksimizasyonu amacıyla belirlenmektedir. Talep varsa piyasalar işlemekte; talep yoksa tıkanmaktadır.
Talep ise doğrudan harcanabilir gelirin olmasına, yapısal işsizlik ve gelir dağılımı dengesizliğine,ücret dışı rant gelirlerine(kira, faiz,…), banka kredilerine, kredi kartlarına ve diğer yapısal borçlanabilme, borç erteleyebilme ve ödeme kolaylıklarına bağlıdır.
 
Dünya Para - Kredi- Finans ve Bankacılık sistemi, normal şartlarda altın ve gayrimenkul gibi kalıcı değer ölçüsü olan sabit varlık değerlerine, üretim kapasitesine, teknolojik bilgi birikimine, enerji, nüfus ve hammadde kaynaklarının kaynak verimliliği artışı/azalışı oranına, yani gerçek değer ölçüsü olan istikrarlı bir uluslar arası para birimine (halen Amerikan dolarına) dayanır. Dünya güç dengeleri değiştikçe, hem değişim, hem de tasarruf amacı için kullanılan uluslar arası para biriminin de, dünyadaki güç dengeleri değişimini ve kaynak verimliliğindeki artışları yansıtabilecek şekilde kendiliğinden değişebilmesi gerekir. Ancak gerçek hayatta bu mümkün olamamaktadır. Sonuçta yeterince sermaye birikimine (ya da silah gücüne) sahip oyuncular, daha az sermaye birikimine sahip 2. 3.Sınıf oyuncuları, yani rakiplerini serbest rekabete göre değil, güç kullanarak oyundan, yani piyasadan atmaktadırlar. Piyasa fiyatlarını belirleyen arz talep dengesi değil, daha çok salt güç dengeleri olmaktadır. Nitekim Küresel Finans ve Bankacılık sisteminde, diyelim bir kez ipotek kredisi ile bir gayrimenkul alım satımı yapıldığında, bu tüm dünya piyasalarında geriye doğru sigortalanarak, her türlü mal ve hizmetin alınıp satılmasında adeta riski sıfırlanıp sürekli kullanılmaktadır. Adına Borç senetleri, CDS(Credit Default Swaps), Finans Türevleri, Mortgage Kredileri, Sigorta Poliçeleri, diğer borç ve para kredi çoğaltanları, Toggle Bonds, CDOs(Collaterized Debt Obligations), ABS(Asset Based Securities), MBS, CMBS, CDS, Pay-Option ARMs, Teaser Rates und ALT-A Loans, Toksik Yatırım araçları ve Finans Türevleri …ile adına ne derseniz deyiniz, dünya piyasalarındaki para miktarı sürekli olarak, gerçek mal ve hizmetlerin değerinden çok daha fazla, geometrik bir hızla çoğaltılmaktadır.
1929 Dünya Ekonomik Buhranın da, dünya piyasalarındaki tüm mal ve hizmetlerin, para arzına oranı 1:14 iken, 2008 krizinde bu oran 1:180 lere çıkmıştır. Verilen devlet garantileri ve banka zararlarının karşılanması sonucunda ise bu oran FED ve EZB, Amerika ve Avrupa Merkez Merkez Bankalarınca 1:300 ler çıkarılmıştır. Bu paranın piyasalardan Merkez Bankalarınca vaktinde geri çekilememesi halinde, tüm dünya da önce çok yüksek oranda muhtemel enflasyon tehdidi, daha sonra ise özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde sosyal patlama, açlık ve işsizlik tehdidi vardır.
 
Böylece dünya piyasalarında üretilen, alınıp satılan tüm mal ve hizmetler, zamana bağlı borç ve varlık değerleri, büyük bir banka da ya da firmada toplanmaktadır. J.M. Keynes’ in ‘Liquidity Trap’ olarak adlandırdığı, tüketici güveninin azalması veya tüketim tercihlerinin değişmesi sonucunda, paranın değişim aracı olmak yerine, daha çok değer saklama ve tasarruf aracı olarak kullanılmaya başlamasıyla, zamana bağlı borç ve alacak nakit akımları da kilitlenmektedir. Büyük bir bankanın ya da firmanın, borç alacak nakit akımları merkezinin arka plandaki güç oyunlarıyla sistem dışına itilmesi (iflas etmesi) sonucunda, karşılıksız borç ve alacak nakit akımları tüm sistemin çökmesine, açık vermesine, balonların patlamasına neden olmaktadır.
 
ABD de, Küresel Finans Krizini, kamuoyunu yanıltarak sahneleyen AIG, Bank of America, CitiGroup gibi Banka, GM gibi Firma ve Fitch, S&P, Moody’s gibi keyfi, taraf tutan ve yanıltıcı derecelendirme Kuruluşlarının, yıllık ücret geliri 500.000 doları geçen, 175 üst düzey yöneticisine, iyi ki yaptınız diyerek, yeniden ikramiye ‘Bonus’ ödenmesine karar verilince, Başkan Obama’ nın ‘Ben onlar için Başkan seçilmedim’ diyerek, bu ödemelerden %50 oranında kaynağında vergi kesilmesi kararı, nedense Bankacılık ve Finans çevrelerinde büyük tepkiyle karşılandı. Bu kadar yüzsüz olmak, suçluluk ve utanç duygusundan yoksun olabilmek için ancak finansçı faizci tefeci, ahlaksız olmak gerekir. Tok açın halinden anlamaz!
 
Alman Deutsche Bank Genel Müdürü, Josef Ackerman da, Bankacılık krizinden alınması gereken en önemli dersin, daha iyi Risk Yönetimini, işlevsel Risk tanımını ve Modellemesini, Stres testlerini başarmak olduğunu söylüyordu. Bankalar devlet garantileriyle öz sermayelerini artırmışlar, ancak yine de önemi ölçüde istihdam sağlayan küçük ve orta ölçekli firmalara kredi verebilecek kadar karşılık ayıracak duruma gelememişlerdi. Bu yüzden Hükümet ve Bankaların bir araya gelerek, özellikle Almanya’ da acilen Küçük ve Orta Ölçekli Firmalara(KOBİ), Kredi vermek için ‘Destek Kredi Fonu’ oluşturulmasını öneriyordu.
 
Almanya da halen küçük ve orta ölçekli firmaların %21 i çalıştığı bankalardan istedikleri kredileri alamamaktadır. Bu yüzden de 2010 yılında çok daha fazla KOBİ iflasları beklenmektedir. Alman KfW-Kreditanstalt für Wiedraufbau, bir devlet kurumu olarak, kendi özsermayeleri ayırmak zorunda oldukları munzam karşılıklar nedeniyle KOBİ lere kredi vermeye yetmeyen ticari Bankalara, müracaat etmeleri halinde %90 oranında ticari riske katılarak kredi vermektedir. Buna rağmen KOBİ’ ler çalıştıkları bankalardan kredi alamamaktadırlar. Türkiye de de tekstil sektöründe markalalaşmış önemli firmalar bankalardan kredi alamadıklarından batmışlardır.Türkiye de de, Devlet Yatırım Bankası Alman, KfW gibi ticari bankalara zor durumda olan firmalara kredi verebilmeleri için ticari risk ortaklığına girerek fon sağlasaydı, bugün tekstil sektöründe 80 Milyar dolarlık teçhizat makine ekipman yatırımı, küresel krizden dolayı hurda durumuna gelmezdi.
Krize karşı tedbir olarak Alman Bankaları, Alman hükümetinin geç de olsa aldığı destek kararları doğrultusunda, hızla yeni sermayedarlar bulup özsermayelerini artırarak kısa vadelerde borçlanma oranlarını azalttılar; borç ve alacak yapılarını yeniden zamanlayarak Likidite reservlerini artırdılar. CDO, Hedge-fonds, borç senetleri ve CDS gibi riski belirsiz karmaşık finans türevlerini de artık sunmamaya başladılar. Müşterilere verilen yatırım danışmanlık hizmetleri de, yanlış bilgilendirmeyi önlemek için, sözel olmaktan çıkarılıp yazılı hale getirildi. Banka yöneticilerine ödenen ikramiye ve primlere de üst sınır getirilerek %100 oranında vergiye tabi kılındı.
Alman Bankacılık sistemi SoFFin ve BaFFin gibi yeni yeni denetim kuruluşları oluşturularak yeniden düzenlendi. Ancak aşırı denetim ve regülasyonu da bir yerde sınırlandırmak gerekir; aksi halde Bankalar normal risk yönetimi ve makul risk değerlendirmesi yapamaz; para nakit akışlarını ve ellerindeki fonları hissedarlarının istekleri doğrultusunda yönlendiremez hale gelebilir.
 
Finans siteminde asıl yapısal problem tekelleşme ve kontrol edilemeyecek kadar aşırı büyüme eğilimidir.Örneğin AIG, Lehman Brothers…gibi kuruluşların iflas edemeyecek 'too big to fail' olduklarına inanılmaktaydı. Ne ABD yi, ne de Avrupa ve diğer ülkeleri yöneten, büyük para sahiplerinin kuklası olan politikacılar da, böylesine devasa finans kurumlarının varlık nedenlerine ve risk yönetimlerine akıl erdirip sorgulayabilecek evsafta olmadığı bilinmektedir.Ancak kendine güvenen, yüksek kalitede eğitim almış, gelecek risklerini önceden görerek inisiyatif kullanabilecek proaktif politikacılar, Bankaları ne pahasına olursa olsun tekrar kurtarmak, ya da ekonomik ve finansal topyekun çöküş ikilemine düşmezlerdi. Acaba tesadüfen mi dünyayı yeteneksiz politikacılar yönetmektedir; yoksa istenerek ve önceden siyasi partilere, para sahiplerince gizli ve açık kulüp ve lobilerce, önceden para verilirken, lider ve aday seçimlerinde varılan bir önşart veya uzlaşma mıdır? Ancak bilmeyen, gerçeklere aklı ermeyen, yeteneksiz ve eğitimsiz politikacılar, uzaktan güç merkezleri ne isterlerse onu yapar ve daha kolay yönlendirilebilirler. Neden profesyonel meslek sahibi, iyi eğitimli ve denenmiş, güzel ahlaklı ve yetenekli siyasetçiler yerine, köşe dönmeci başarısız yeteneksiz ahlaksız kimseler siyasette yükselebilmektedir? Seçmenler, neden adil olmayan seçim kanunları gereği, siyasi parti lideri veya teşkilatı kimi aday gösterirse onları, kötünün iyisi olarak seçmek zorunda bırakılmaktadır? Siyasetin kalitesizliği ve usulsüz finansmanı, yeteneksiz lider ve aday belirleme süreci ile ekonomik ve finansal krizlerin sürekli döngüsel tekrarlanarak, ortaya çıkan zararlarının da yoksul kesimlere ödetilmesi arasında bire bir ilişki olamaz mı? Kendisini tanrısının görevlendirdiğine inandığını söyleyen eski ABD Başkanı George W.Bush, yoksa durup dururken neden Irak a sözde demokrasi ve hürriyet getirmek iddiasıyla milyarlarca dolar harcasın ki?
 
Batması dahi mümkün görülmeyen Goldman-Sachs, Deutsche Bank,.. gibi finans devleri uluslar arası para ve nakit akımlarına, Fitch, S&P, Moodys gibi uyduruk derecelendirme kuruluşlarının mesnetsiz ve aldatıcı derecelendirme notlarına göre, istedikleri gibi denetimsiz hükmettiği sürece, uluslar arası piyasalarda serbest rekabet ortamından bahsetmek mümkün müdür? Bankacılara milyonlarca dolar tutarında, hem de vergisiz olarak, aşırı yüksek prim ve ikramiye ödenmesi adil midir? Bu aşırı yüksek ödemeler, tüm dünyada nihayet en alt yoksul kesimde, açlık sınırında çalışanlar ve işsizler tarafından karşılanmakta, ödenmekte değil midir?. 2008 Küresel Bankacılık kizi nihayet tüm dünya da devlet garantileriyle kontrol altına alınmadı mı? Aralık 2009 da Kopenhag zirvesinde, iklim değişikliği ve yerkürenin aşırı ısınmasını önlemek maksadıyla az gelişmiş ülkelere ödenmeyen paralar, neden bu kadar kolay Bankacılara ödenmiştir? Tuvalu gibi Pasifikte bulunan ada devletler ve Kuzey Avrupa sular altında kaldığında veya Afrika da açlıktan, Filipinlerde, Endonezya da ise Tsunamiler den milyonlarca insan öldüğünde, Bankacılar ve çevreyi aşırı kirleten G-8 ülkelerinin sanayicileri sorumlu tutulacaklar mı? Maliyet muhasebesinin ve modern uluslar arası tazminat hukukunun temel prensibi, ‘zararı sebep olan öder’ şeklinde değil midir? Burada apaçık bir neden-sonuç ilişkisi olduğu halde, tüm krizlerin asıl sorumlusu olan, gözlerini para hırsı bürümüş Bankacılar ve Siyasetçiler, acaba neden hiç hesaba çekilememekte; onlardan neden hiç hesap sorulamamaktadır?
New York da Wall Street ve City of London’ daki Bankacıları bağlayan, sorumlu tutan hukuki, ekonomik ve finansal risk ve fon yönetimi, denetimi çerçevesi; daha sonra akledilebilen regülasyon kuralları siyasetçilerce önceden akledilmiş olsaydı, dünyada 7 Milyon kişi işsiz kalmaz, trilyonlarca dolar el değiştirip buharlaşmazdı. Halen de yeni bir küresel finansal felaketin tekrarlanmaması için Basel II türü uluslar arası bir uzlaşma ile bağlayıcı berrak kuralları içeren hukuki, finansal ve ekonomik sistem risk denetim ve yönetim mekanizması tanımlanıp uygulanamamıştır. Böyle bir uluslar arası sistem riski takip ve denetim komitesi, Hedge Fonlarını, Finans Türevlerini ve Borç senetlerinin, toplam para arzının artış miktarını sınırlandırarak, Over-the-Counter-Derivate (OTC) türevlerin ve kredilerin geri dönmeme riskini sigortalayabilir, sermaye sahiplerini ve tüketicileri koruyabilir, uyduruk Kredi Derecelendirme Kuruluşlarını denetleyebilir; Merkez Bankalarının politikalarını da küresel ölçekte yönlendirebilir olmalıdır.
 
 
ABD den son gelen haberlere göre, dünyanın en büyük bankaları, Citigroup, Bank of America, Merrill Lynch ve Goldman Sachs ile Morgan Stanley 2009 yılında, küresel krize rağmen, çalışanlarına 100 milyar dolar ücret ve prim ödeyeceği internet kaynaklarından bildirilmektedir. Sadece Goldman Sachs’ın 32 bin çalışanının her birine 600 bin dolar maaş, sosyal yardımlar ve ikramiyeler ödeyeceği söylenmektedir. 2007 yılında Goldman Sachs  bankası  her bir çalışanına 661 bin dolar ödemede bulunmuştu. ABD Başkanı Barack Obama ve İngiliz Başbakanı Gordon Brown'ın bankacılara getireceklerini açıkladıkları  %50 oranındaki kriz vergisinin hemen ardından ortaya çıkan bu yüksek ücretler, politikacıların bankacılar tarafından pek ciddiye alınmadığı anlamına gelmektedir. Bu yüksek ü
 
 
 
 

 

       

 

Copyright © 2008 Mehmetrdassapbidanismani.com Tüm Hakları Saklıdır..

Ana Sayfa  |  Güncel  |  Eğitim Danışmanlığı  |  Hr Pr Danışmanlığı  |  Üye Girişi  |  Kitap Siparişi  |  Kitap Oku  |  Yeni Projeler  |  İletişim

 

Web Tasarım ve Kodlama: ATLASDİZAYN.NET