ÖNEMLİ HABERLER LİNKLER 

 PROJEKTE 

 VERKEHRS TECHNOLOGIEN 

 Technologie & Riskprofile  

 GLOBALE WETTBEWERB 

 Anforderungs definition 

 Techn. Unterstützung 

 
New Page 1
HAUPTMENÜ  >  UFUK VİZYON KAVRAM  >
     












 
 
UFUK VİZYON KAVRAM
 
 
 
 

KÜRESEL KAPİTALİZMİN 2008 YAPISAL VE DÖNGÜSEL KÜRESELLEŞME KRİZİNİN NEDEN_SONUÇ İLİŞKİLERİ VE ÖZET BİLANÇOSU

 

 

 

 

2008 Küreselleşme Krizinin ardından, 15 milyon işsiz, buharlaştırılarak el değiştiren 11 trilyon dolar zarar yine en alttaki savunmasız yoksul ülkelerce refinanse edilecektir.

 

İster bölgesel ister küresel olsun, tüm ekonomik ve finansal krizlerin en önemli sebebi üretim ve tüketim dengelerinin arz ve talep dengelerine dönüşümünün ve eşzamanlanmasının bozulması olup, bu da kapitalizmin dayandığı faiz mekanizmasının (artı değer hırsızlığının) ve faiz mekanizması sebebiyle piyasaların gittikçe tekelleşmesi, serbest rekabetin yok olması, bunun sonucu oluşan aşırı arz fazlası ve kar ençoklamasına(profit maximization) dayanan ve her türlü sosyal faydayı, çevre kirliliğini, kaynak verimliliği ve kaynak kullanım değerini, iklim değişikliğini, sosyal adaleti ve insanlık değerlerini, kutsal yaşam hakkını göz ardı eden yanlış kapasite planlaması ve bunun sonucunda kendiliğinden oluşan zamansız ve yüksek atıl üretim kapasiteleridir! Kapitalizmin yapısal ve döngüsel krizlerine tarihsel perspektifle bakıldığında, küresel ve bölgesel olarak hep sürekli ve ardışık olarak yaşanan küresel ve bölgesel güç ve karar merkezlerince kontrol altında tutulabilen enflasyon ve harpler takip etmiştir. Dünyada hiçbir şey tesadüfen olmamaktadır. Yaşanan tüm toplumsal olayların ardında, taktik ve stratejik hedefler hiyerarşisine dayanan, açık(basınve medya)ve kapalı(askeri siyasi ekonomik finansal bilgi akışı) istihbaratla beslenen management senaryoları, küresel siyasi ekonomik finansal askeri güçlerin hâkimiyetlerini kaybetmeme, sermaye birikimlerindeki artışı dünya enerji kaynaklarını uluslar arası hukuku ve evrensel insan haklarını hiçe saymak pahasına da olsa, güvenceye alarak bir yüzyıl daha sürekli kılabilmek kaygıları yatmaktadır.

 

MALİ DENGELER:

IMF tarafından yayınlanan istatistikler açıkca göstermektedir ki dünya ekonomisinde faize ve sürekli borçlanmaya dayanan ekonomik büyüme modeli ile işsizlik ve talep yetmezliği sonucunda ortaya çıkan atıl kapasite sorununu çözmek, yeni talep yaratmak mümkün değildir. Faiz mekanizması piyasaları tekelleşmeye götürerek serbest rekabeti ve ticareti ortadan kaldırmaktadır. Arz talep dengesine göre çalışması gereken fiyat mekanizması da işlememektedir.

 

Kapitalist sistemde, mal ve hizmetlerin arz sorunu istenildiği kadar üretim kapasitesi oluşturularak çözülebilmekte, ancak talep tarafı, üretilen mal ve hizmetlerin sosyal adalete dayanan dağıtımı, bölüşümü, paylaşımı ve işşizlik sorunu, sadece atık değerler olarak görüldüklerinden, piyasalarda tekelleşme olmakta, bunun sonucunda serbest rekabet ve ticaret daralmakta, ülkeler faiz döviz iç-dış borç ve enflasyon sarmalıyla koloni haline getirilmektedir. Bölgesel ve küresel krizler döngüsel olarak sık sık yapısal nedenlerle tekrarlanmaktadır. Kriz dönemlerinde tüm dünyadaki piyasa mekanizması arz talep dengelerinin çarkları senkronize olarak çalışamamaktadır.Kümülatif ölçeklerde,tüm dünya da fiyat (arz talep dengesi)mekanizması ve diğer üretim-tüketim dengelerinin, tüm piyasalarda senkronize çalışan çarklar olarak kümülatif arz ve talep dengelerine dönüşümü eşzamanlı olarak sağlanamamakta dır. Bu nedenle de ekonomi, finans sisteminden başlayarak, satış ve üretim çarkları dönmeyince, yatırımlar re-finanse edilememekte ve kapitalist ekonominin üretim, satış ve finans sistemi kontrolden çıkmakta, tüm dünyada telafisi mümkün olmayan büyük ölçekli spekülatif kayıplar, fakirleşme, enflasyon, bölgesel ve küresel harpler yaşanmaktadır.!

 

Müteşebbislerin ve tüm ekonomik aktörlerin sadece kar ençoklaması (kar maximizasyonu)peşinde hırsla koşmaları da kapitalizmin sistem krizi ni tetikleyen en önemli etkenlerdendir. Toplumsal sosyal fayda boyutunu yok sayan maliyet muhasebesi de krizilerin oluşmasında diğer önemli yapısal etkendir. Üretim yapan müteşebbis, tükettiği enerji kaynaklarının yenilenemez olduğunun, kullandığı emek ve sebep olduğu çevre kirliliğinin ve iklim değişikliğinin, tabiattaki entropi artışının, telafisi mümkün olmayan yeni dengesizliklere neden olduğunun bilincinde değildir. Tek düşündüğü karını en çoklamak, ikiye, hatta üçe beşe ona katlamaktır. Gelecek nesiller için fayda üretmek, daha yaşanabilir temiz bir çevre bırakmak, işsizliğe çare bulmak gibi kaygıları, ruhunu zenginleştirecek hedefleri yoktur. Sadece para kazanmak ve güçlü olmak hırsı hedefidir. Hırsı ve öfkesi, bilinçaltı kompleksleri, hiç farkına varamadığı bilinçaltı değerleri, onu aklının ve sağduyusunun önüne geçerek adeta gütmektedir. Güdülenleri, yani onun bilinçsizce, en geniş anlamda tabiatın çok hassas, kelebek etkisiyle önceden kurgulanmış ve bağıtlanmış dengelerini göz ardı ederek ürettiği mal ve hizmetleri talep edenleri buldukça, fiyat mekanizması çalışacak; müteşebbis ürettiği mal ve hizmeti satarak paraya çevirecek ve ona daha çok kazandıracak yeni mal ve hizmetleri üretecektir. Böylece sermaye birikimini, sermaye birikimi daha fazla olan rakipleri onu yok etmeyi piyasadan silmeyi hedeflemediği sürece, artırmaya ve piyasada var olmaya büyümeye devam edebilecektir.

 

 

Küresel Kriz emlak piyasasından başlamıştır. Finans piyasaları, borsacılar ve bankacılar, geri dönmeyeceğini bile bile, ellerinde tuttukları paranın yakan maliyetinden kaçabilmek için, mortgage kredileri adı altında işsizlere dahi 400.000-500.000 Dolarlık Kredileri başka hiçbir güvence (teminat) aramadan kullandırmışlardır. Bunların her birini de finans türevleri (Derivatives) adı altında, hayali olarak ve tekrar tekrar finans balonları haline getirip borç senetleri olarak tüm dünyadaki yatırımcılara, tasarruf sahiplerine bankalar eliyle yatırım fonları olarak pazarlamışlardır. Böylece emeği alın teri ile gelecekte gelir güvencesini sağlamak gayesi güden küçük tasarruf sahipleri güvenleri ve inançları kötüye kullanılarak aldatılmış ve kandırılmışlardır. Toplam 11 Trilyon Dolar tutarındaki dünya ekonomisinde adeta buharlaşan bu değer kaybı sonunda, aynen katma değer vergisini en son tüketicinin ödemesi gibi, yine en alt gelir grupları tarafından bir gün yine sisteme geri döndürülecektir. Bu da devletlerin borçlanmaya dayalı uluslar arası kapitalist finans ve maliye sisteminin ve aslında bir zaman otomatizması olarak kurgulanan faiz mekanizmasının temel ve tabii sonucu olacaktır. Faiz mekanizması ve faiz dinamosu, daima sermaye birikimi en fazla olan çok az sayıdaki fertlere, müteşebbislere, firmalara ve ekonomilere tüm dünyanın kaynaklarını, temel üretim girdilerini (sermaye, enerji, emek, teknolojik bilgi ve zaman) faizlerle (libor + spread) ve enerji fiyatlarıyla spekülatif motiflerle oynayarak, bölgesel harpler çıkarıp önceden hesaplanabilir ve kontrol edilebilir belirsizlikleri ve insan psikolojisini, korkularını reklam ve medya yoluyla kitleleri istediği yönde etkileyip, tüketim tercihlerini istenen şekilde yönlendirip zamanlayarak aktarmaktadır.

 

 

 

EMLAK PİYASASI, SERMAYE ENERJİ EMEK TEKNOLOJİ FiYATLARI NASIL OLUŞMAKTA, DEĞİŞMEKTE, ARTIP AZALMAKTADIR?

 

Kesinlikle ekonomi kitaplarında iddia edildiği gibi arz ve talebe göre oluşan gerçek fiyatlara göre değil, tamamen spekülatif olarak oluşturulup yayılan ve bilgisizliğe, bilgi eksikliğine dayanan hayali gölge fiyatlarıyla, piyasalara yön vermeleri önceden belirlenmiş, kararlaştırılmış, seçilmiş kurum ve kişilerin ratingleriyle oluşturulmaktadır.

 

 

 

Şu an da örneğin Berlin de ve İstanbul da o kadar çok boş konut var, ama fiyatlar hala belli seçkin semtler de arz ve talebe göre değişmemektedir. Acil satış ihtiyacında olmayan, yeterli sermaye birikimine sahip konut yapımcıları bekleyebilmekte ve kriz onları kesinlikle etkilememektedir. Hatta olası göreceli kayıplarını, daha sonraki ekonomik büyüme dönemlerinde fazlasıyla telafi edebilmektedirler. Kapitalist Ekonomi de sermaye büyüklüğü rakiplerinden çok daha fazla olanlar geçici arz talep dalgalanmalarından, krizlerden etkilenmezler; sadece karar değiştirir ertelerler ve riske girmezler; daha sonrası büyüme dönemlerinde büyük değer ve talep artışı olacağını hesapladıkları diğer sektörlerde kapasite oluşturmaya yönelirler.

 

 

 

Tabiatın teknolojisi ve bilgisi en mükemmel teknolojidir, en mükemmel mutlak ve kesin bilgidir; çünkü tabiatta kayıp ve atık sıfırlanmakta, sıfır kayıpla enerji dönüşümü yapılmaktadır; tabiatın var oluşundan beri var olup gelen, o sonsuz hafıza kapasitesi ve sonsuz gücü ve mükemmel birliği sayesinde, belirsizlik ve ihtimal hesaplarına hiç gerek kalmamaktadır.. Hâlbuki insanın ürettiği tüm fiziki sistem tasarımlarında kayıp ve atık, çevre kirliliği, kaynakların daha verimsiz kullanımı söz konusudur. Tabiat mutlak ve kesin bilgiyle(deterministic), insanoğlu ise ihtimal hesapları dâhilinde geleceği göreceli olarak(stochastic, probabilistic) bilebilme yeteneğine sahiptir. Mükemmel olan Tabiat, ya da Yaradan, insanı ancak eksik bilgi ve sınırlı hafıza kapasitesine sahip olarak yaratmıştır. Mutlak bilgiye sahip olmak için sonsuz hafıza kapasitesine, sonsuz güce ve enerjiye sahip olmak, âlemle ya da Tanrı ile Evrenle bir olmak, birliğe kavuşarak yok olmak (Tevhid) şarttır. Bu da insanın değil, ancak Peygamber diye bilinen insanların dahi çok kısa bir süre dayanabildikleri vahiy anlarında olabilir.

 

 

 

Bilgi ve Teknoloji, zaman idrakinin keskinliği neden güçtür?

 

 

 

Bilmek demek doğruyu yanlıştan ayırabilmek, anında doğru bilgiye dayanarak doğru veya isabetli karar vermek demektir. Bu içgüdüsel ve sezgisel (analoji yöntemiyle üretilen) bilgiyle veya objektif sayılara dayanan bilgiyle(tümdengelim-tümevarım yöntemi ile üretilen) de başarılabilir. Örneğin ev alacaksınız ve uygun fiyat konusunda karar vermek durumundasınız. Mülk sahibi veya Emlakçı size bir rakam söylemiş, eşiniz de evi beğenmiş se ne yaparsınız?

 

Yöntem 1: Komşularla diyaloga girip onların kaça aldıklarını ve ne zaman aldıklarını, kıyaslanabilir olup olmadığına bakarak kafanızda uygun bir eder kıyas değer, fiyat belirlersiniz. Doğru bilgilere değerlere varmak sizin şansınızla ve araştırıcı kişiliğiniz ve insan ilişkilerindeki başarınızla doğru orantılı, isabetli olacaktır.

 

Yöntem 2: O şehir ve semtteki tüm emlak değerlerini, istatistiklerini bankalardan ve ilgili kurumlardan satın alır, araştırır bulursunuz ve rakamlara, geçmiş değerleri geleceğe uzatarak (extrapolation yöntemleriyle) almayı düşündüğünüz evin eder kıyas değerini matematiksel olarak hesaplarsınız.

 

Her iki yöntem de de doğru veya yanlış, isabetli veya isabetsiz karar verme ihtimaliniz aynı kesinlikte ve doğrulukta olacaktır.

 

Alacağınız evin fiyatını ise kesin olarak kümülatif arz veya talep değil, sizin alma isteğiniz le satıcının satma isteği, alıcı ve satıcı nın kararlılığı, bilgisi ve bilgi eksikliği, teknolojik donanımı, sermaye birikimi, kaynak verimliliği ve finansman yöntemleri, zaman belirleyecektir.

 

 

 

 

 

Türkiye’de 35 yaşın altında işsizlik oranı yüzde 32. Olan oldu. 35 yaş altı nüfus en çok verim alınacak yaş grubudur. Bu yaş grubunda işsizliğin bu oranda olması, Türkiye’nin şu anda en büyük sorunudur.”

 

Tekrar edelim, Türkiye’de 35 yaş altı nüfusta işsizlik oranı yüzde 32 gibi korkunç bir seviyededir.Sadece bu cümle bile, Türkiye’nin siyasal kaderini de belirleyebilecek bir ifadedir. Bir ülkede 35 yaş altındaki çalışabilir nüfusun üçte biri işsizse, o ülkede sadece iktidar değil muhalefet de işini yapamıyor demektir. 35 yaş altı nüfusun yüzde 32’si işsizse o ülkede iktidarın da muhalefetin de bir gün bile koltuklarında kalamaması, tüm siyasi kadrolarının yenilenmesi gerekir.

 

Bankacılık sisteminde hata ve risk nedir?

 

Küresel Finans Krizi sonrası Türk Bankalarının Riski, Karlılığı ve Sermaye Yeterliliği:

Banka kârları coştu. Bankaların dışındaki bilançolarda yıkım yaşandı. 100 şirketin 83’ü 9 aylık bilançolarda kâr açıklasa da karlar yüzde 30 eridi. Banka kârları ise toplam 2 milyar dolar arttı

Bankacılık sektöründe, 2009’un ilk yarısı boyunca gerçekleşen kâr rekorları üçüncü çeyrekte yenilendi. Sadece iki bankanın (biri katılım bankası) kârlılığı geçen yılın ilk dokuz aylık dönemine göre geriledi. Geri kalan 12 bankada yüzde 100’ü aşan kâr artışları yaşandı. 14 bankanın toplam kâr rakamı 1.98 milyar dolar (2.95 milyar TL) artarken, sektörün kâr rekortmeni Garanti Bankası oldu.

 

Küresel krizin de etkisiyle talepte yaşanan daralma, sanayi şirketlerinin bilançosunda kendini hissetirirken, Merkez Bankası’nın hızlı faiz indirimi de banka karlarını zirveye taşıdı.

 

Risk tanımı, ölçümü, hesaplanabilirliği, yönetimi ve organizasyonu maksada göre farklılaşır. Örneğin bir bankanın karşılaşabileceği muhtemel piyasa-kredi ve işlevsel risklerinin tanımı ölçümü, bu riskleri karşılayabilmesi için asgari sermaye yükümlülüğü Basel II uzlaşısına göre BDDK kurumunca çıkarılan yönetmelikle belirlenmiştir. Ancak herhangi bir bankanın faaliyetlerinde karşı karşıya kalınan risklerin ölçülmesi, bu risklere karşılık özel risk yönetimi politikalarının oluşturulması, risklerin bankanın stratejik hedefleri doğrultusunda ve risk alma kapasitesi sınırları içinde kalmasını sağlayacak şekilde yönetilmesi, o bankanın risk yönetimi bölümünün görevidir.

Bankanın risk yönetimi organizasyonunun faaliyet gösterilen sektörel alanlarla ilgili riskleri tanımlaması, ölçmesi ve yönetmesi gerekir. Bu riskler özetle likidite riski, kredi riski, piyasa riski, faiz riski, operasyonel risk, hukuki risk, ün kaybı riski, sorumluluk riski ve özel sermaye riski… olabilir. Bir bankanın riskini doğru tanımlaması, nedenselliğini ölçmesi, izlemesi, denetimi, alınan risk karşılığında ulaşılan karlılık ve getirisini yönlendirmesi, varlıklarının değerini her dönem artırarak sürdürebilmesinin önkoşuludur. Bankacılık ve finansal işlemlerde risk ve değer değişim hızı hiçbir zaman sıfırlanamaz.

Mühendislik ve mimarlık da riski sıfırlamaktan ziyade, tasarım ve hesap hatalarını, bunun sonucu oluşacak enerji kayıplarını sıfırlamak için vardır. Tıp da insan ömrünü uzatmak için değil, acıları dindirmek, acıları azaltmak, hayatın kalitesini artırmak için vardır. Her şeyin, her sistemin varlığı ancak maksadıyla bir anlam kazanır. Her sistem nihayet ancak kendi tasarım amacına göre tanımlanıp belirlenir. Hedeflerinin ve varlık sebeplerinin soyutluk derecesine, etkinlik ve kapsama alanının genişliğine bağlı olarak, sistemler arası hiyerarşi de kendiliğinden tanımlanmış olmaktadır. Örneğin, müsbet bilimin de, dinin de maksadı nihayet hakikati ortaya çıkarmak, insanlar için fayda üretmektir; ancak bilgi üretmek için kullandıkları yöntemler birbirinden çok farklıdır. Müspet bilimler, çeşitli laboratuar, test, deney, gözlem, ölçme yöntemlerini kullanarak nedensellik esasına göre veri üretip, ortaya koyduğu iddiaların ispat yoluyla doğrulanmasına dayanır. Bilimin ortaya koyduğu iddia bilgi ve teoriler değişkendir; bir başka iddia bilgi, deney, tecrübe ve teori ile yanlışlanamadığı sürece(bkz. Karl Popper) geçerlidir. Din ise ispata değil de hisse, duyguya, inanmaya, Tanrıya güvenip varsaymaya, kutsal kitaplarda anlatılan ve varsayılan Tanrının mutlak varlığına ve birliğine dayanan ilahi hakikati kabullenmeye dayanır. Tanrının varlığı ve birliği ise hiçbir zaman bilimsel yöntemlerle ispat edilemez, ancak tebliğ eden peygamberlere mutlak inanılıp güvenilir; iman edilir.

Bilim ile din arasındaki bu temel yöntem farklılığını ve maksat birliğini açıkca ortaya koyduktan sonra, sistem teorisine göre, herhangi bir sistemin ispat kabiliyetine sahip olabilmesi için, kendisinden daha soyut, daha karmaşık, daha üst seviyede, daha kapsayıcı bir üst-sistemin varlığına muhtaç olduğu, Avusturyalı Mantıkçı Kurt Gödel tarafından 1938 de matematik gerçeklik olarak ispatlandığını da özellikle belirtelim. Ancak bundan sonradır ki matematiğin ve müsbet bilimin dışında dini inancı reddeden birçok matematikci yeniden dine yönelmiştir.

9 Kasım 1989 da Berlin duvarının yıkılması ile Komünizm yıkılmış; hür dünya da askeri teknolojilere ve silah sanayine ihtiyaç kalmamıştır. Daha önce bu sektöre harcanan trilyonlarca dolarlık finans kaynağını, küreselleşme ve faiz mekanizması sayesinde, tüm dünya milletlerine ödetebilmek ve enerji kaynaklarının kontrolünü de tamamen ele geçirmek maksadıyla, 2008 küresel finans krizi önceden planlanıp, öngörülerek senaryosu uygulanmıştır.

 

Yine 9 Kasım 1989 da Berlin duvarının yıkılması ve Komünizmin çökmesinden sonra, faizi kesinlikle yasaklayan İslam dini, 11 Eylül 2001 de yaşanan ve senaryosu da ancak Kapitalizm ve Siyonizm tarafından yazılıp tezgâhlanan muazzam terör olayı bahane edilerek, Kapitalizm ve Siyonizm’ e tek alternatif olabilecek İslam dini doğrudan tehdit sayılmış; tavizsiz ve teslimiyetle inanan Müslümanlar 11 Eylül saldırısı bahane edilerek terörist ilan edilmiştir. Böylece topraklarında S.Arabistan dan sonra en zengin ve kaliteli petrol yatakları bulunan Irak’ ın işgali ve körfez savaşı için uluslar arası uzlaşma ile zemin hazırlanmıştır.

 

İslam ülkelerinde, Müslümanlar için inanç hürriyetine, ancak kendi istedikleri çerçevede kaldığı sürece, kendilerine zarar vermediği ölçekte müsaade edilerek, içi boşaltılmış, özü alınmış yeni bir devlet İslamına, sözde yeni ve çağdaş, demokratik hafif islam şeklinde, faiz ve aldatma helal sayılmak koşuluyla müsaade edilmiştir. Bu uyduruk İslam anlayışıyla da din siyasete ticarete menfaate alet edilmiş, yeni sözde dindar zenginler, her mahallede bir milyoner türetilmiştir. Oy karşılığı erzak dağıtmak ve ramazan çadırlarında açları doyurmak, deniz fenerleri ile insanların yardımlaşma duygularını istismar etmek din sayılmıştır. Emperyalizm ve Siyonizm, nihayet kendine uygun, hafif denilen yeni bir dini, sadece kendi menfaatlerine uygun olan, özde değil de sözde din denilebilecek, uyduruk bir din anlayışını hakim kılmıştır. Bu yaşanan din artık Allah rızası için yaşanan din değildir; özü alınmış şeklen yaşanan sahte bir dindir. Ticaret, siyaset ve menfaatten oluşan siyonizmin şeytan üçgeni ile hristiyanların tarihe gömülmüş üçlük (Trinite) felsefesinin adı değiştirilmiş; yeniden ılımlı İslam olarak sunulmuştur.

 

Talep yetersizliğine karşı, talebi canlandırabilmek için insanları domuz gribi ve ölümle, tehditle korkutarak tüketime yöneltme, paralarını korkutarak harcatma, devlet garantisiyle yeni finansal balonlar ve uyduruk türevler icat edilerek gelişmiş ülkelere az gelişmiş ülkelerden kaynak transferine hızla devam edilmektedir.

 

Finans krizi de, domuz gribi gibi sadece bir bahanedir; önceden senaryosu yazılan, insanları Tanrı misali canları ve malları ile korkutarak sahnelenen, yeni bir kaynak transferi oyunudur. Önceleri Tanrı ile korkutulan insanlar, artık Finans jonglörlerinin türev oyunları ile korkutulmaktadır. Peygamberlerinin varisleri sayılan eski ruhban sınıfının yerini açıkca paraya ve güce, faize dayanan sömürü mekanizmasına hükmeden finans sektörü ve bankacılar almıştır. Politikacılar da para sahiplerinin, finans sektörünün, bankacıların kuklası olmuşlardır. Bunun en çarpıcı göstergesi ise, son yaşanan asrın finans krizinin hiçbir politikacı tarafından önceden öngörülememesi, önleyici hiçbir tedbirin alınamamasıdır. Yapılan sadece trilyonlarca dolarlık mali kaynağın, dünya ölçeğinde verilen devlet güvenceleri ile yeniden onu yok eden kanallara, bankacılık sistemine pompalanmış olmasıdır. Bir anlamda da, sahnelenen son küresel finans krizi ile boşa giden trilyonlarca dolarlık askeri teknolojilerin araştırma geliştirme harcamaları çaktırmadan borsa ve finans türev oyunları, finans balonları patlatılarak re-finanse edilmiştir. Kullanılamadığı için tamamen boşa giden nükleer silah sistemlerine ve askeri teknolojilerin araştırma geliştirmesine harcanmak suretiyle kaybedilen kaynaklar tüm dünya ekonomisine geri ödetilmiştir. Nihayet kullanılamayan bu nükleer ve askeri yüksek teknolojiler büyük ölçüde ya ileri sivil teknolojilere dönüştürülüp ticari hale getirilmiştir, ya da Irak harbi ile ucuza petrol kaynağı, dünya enerji kaynaklarının hâkimiyeti ve güvencesi sağlanarak geriye ödetilmiştir.

 

 

 

 

 

İnsanların en temel ihtiyaçları, Maslow un ihtiyaçlar piramidine göre yeme içme barınma dan sonra güvenlik ve estetik ihtiyaçlarıdır. Bireysel ve Toplumsal tehdit değerlendirmesinde de öncelikler aynıdır. Zenginleşmeden yapılan aşırı askeri harcamalar israftır. Önce eğitim ve sağlık yatırımlarına öncelik verilerek toplumdaki genel refah seviyesi artırıldıktan sonra askeri harcamaları zenginliği ve refah seviyesini korumak için en az düzeyde yapmak gerekir.

Türkiye de bütçenin üçte biri askeri harcamalara giderken, sürekli eskiyen verimsiz ve anlamsız silah sistemlerine büyük paralar harcanmaktadır.

Gençlere gelecek perspektifi en önemli öncelik olmalıdır. Gençlerinin üçtebiri işsiz olan toplum geleceğe güvenle bakamaz. Gençlerin eğitim öncelikleri; sağlık, hürriyet, akıl, ahlaklılık, adalet ve sağlıkli bir suçluluk ve sorumluluk duygusu ile dünya ile bütünleşmek olmalıdır. Yabancı dil öğrenmekve ileri teknoloji kullanmak bunun önşartıdır. Türkiye de devlet ve sivil toplum örgütleri, siyasi partilerin hak ve ödevleri, sorumlulukları, sosyal adalet ilkesine göre dengeli dağılıma sahip kılınmamıştır. Sosyal ve ekonomik tedbirler, tüm halk kesimlerine refahtan ve büyümeden adil pay almalarını sağlamaya yönelik olmalıdır. Teşvik mekanizması ekonomide sektörler arasında rasyonel kaynak dağılımını ve kaynak verimliliğini olumsuz etkilemektedir.

 

EKONOMİDE HERKESİ, HER FERDİ, AİLEYİ,SEKTÖRÜ, FİRMAYI VE TÜM EKONOMİYİ KAPSAYACAK ADİL, DENGELİ, ÖLÇÜLÜ VE MAKUL; HAKSIZ REKABETİ, KÖTÜYE KULLANILMAYI ÖNLEYEREK SERBEST REKABETİ VE KAYNAK VERİMLİLİĞİNİ, KAYNAK HARCAMA DENGESİNİ SAĞLAYACAK KALICI TÜM ÜLKE ÇAPINDA YAYGIN ADİL, ÖLÇÜLÜ TEŞVİK VE DENETİM SİSTEMİ KURULMALIDIR. KALICI KURUMSAL VE İŞLEVSEL ALTYAPI OLUŞTURULMALI, EKONOMİDE KIT KAYNAKLARIN ETKİN VE VERİMLİ KULLANIMI SAĞLANMALIDIR!

 Herkese, her sektöre serbest rekabet şansı sağlamak için uygulanabilecek ana girdilerde uygulanabilecek teşvik tedbirleri paketi:

1)Vergi oranlarının azaltılması

2)Enerji maliyetlerinin ve satış fiyatlarının dünya ile rekabet edebilecek seviyede aşağıya çekilmesi

3)Haberleşme fiyatlarının ucuzlatılması, dünya fiyatlarına çekilmesi

4)Faiz giderlerinin ve diğer finansman masraflarının, harç ve vergilerin azaltılması, dünya ile rekabet edebilecek düzeye çekilmesi  

 

5)Sürdürebilir kalıcı büyüme stratejisi ile sürekli kriz korkusundan, yarın ne olacak psikozundan kurtulmak; orta ve uzun vadeli stratejik hedefler hiyerarşisini oluşturmak ve uygulanabilir işlevsel hedefler kümesini türetmek

6)Geleceğe güvenle bakabilmek için ekonomi yönetimini IMF yerine Milli Bilgeler heyetine bırakmak

7)Ülke idaresini hür düşünen akıllı becerikli zeki hünerli iyi eğitim görmüş dünya ile bütünleşmiş profesyonel ehil ellere teslim etmek, bu maksatla seçim sistemini ve siyasal partiler kanunu, Anayasa nın engel kısıtlayıcı maddelerini değiştirmek, zayıf kesimlere de sosyal hukuk güvencesini, asgari yaşam kalitesini sağlamak

 

 

 

DÖVİZE SPEKÜLATİF HÜCUM NOKTASI VE TOPLAM OLASI DÖVİZ KAYBI NASIL HESAPLANIR?

 

 

 

Enerji ekonomisi, termik, hidrolik ve nükleer enerji ile birlikte yenilenebilir (rüzgar, bioenerji, güneş, termal…) enerji kaynaklarından dünya fiyatlarında elde edilen elektrik enerjisini talep(yüklenme eğrisi) durumuna göre kesintisiz ve güvenilir çalışan bir iletim ve dağıtım şebekesi kurarak tüketicilere sunabilmektir. Tüm ekonomik üretim faaliyetlerinin nihai hedefi tüketimdir.(Bkz. P.A. Samuelson, Foundations of Economic Analysis, New York, 1979, Shf. 16-57) 

Üretim ve tüketim, ancak güvenilir ve uygun fiyatlandırılmış enerji girdisi sağlanması ile mümkün olur. Güvenilir enerji sağlanmasıise günümüzde ancak dünya ekonomisi ile bütünleşmekle sağlanabilir. Dünya da fosil enerji kaynakları ( petrol ve doğal gaz) sınırlı olduğundan, yeni ve temiz, yenilenebilir (regeneative) enerji kaynaklarını kullanan çevreyi kirletmeyen teknolojilerin üretilipp kullanılması, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için mutlak zorunludur.. Enerji üretim ve tüketiminde, kaynak verimliliği, çevre kirliliği ve iklim değişikliği kısıtları, ekonomik büyümenin mutlaka temiz enerji kaynaklarına dayandırılmasını, çevreyi SOx NOx COx gazlarıyla en az kirleten standard yöntemlerle üretim ve tüketim yapılmasını gerektirmektedir.

Ekonomik gelişmişlik düzeyinin ölçülmesinde, eskiden kullanılan, demir -çelik aluminyum-çimento…gibi enerji yoğun üretim ve tüketim kalıpları, sanayi ürünleri değil, en az ve en temiz enerji kullanan, yüksek kaliteli dakik servis ve hizmete odaklanmış, yazılım teknolojilerine dayanan yüksek kaynak verimliği ile ekonomik üretim ve tüketim yapılması, çevre kirliliğinin önlenerek gelir düzeyinin artırılmasının sağlanması esas alınmaktadır. Orta ve uzun vadeli perspektifle,Türk ekonomisin de, dünya fiyatlarında güvenilir ve ucuz enerji sağlanması, otomasyon yöntemleriyle işgücü verimliliğinin, enerji- telekom ve finans sektörlerinde uzmanlaşmanın, istihdam başına gerekli yatırım tutarının, üretimde ki sermaye yoğunluğunun, kişi başına tasarruf ve tüketim eğilimlerinin artırılabilmesi, dünya ekonomisi ile kaynak üreterek sağlam kaynaklara dayanan istikrarlı büyüme stratejisi sayesinde, sağlıklı ve kalıcı bir rekabet kabiliyeti kazanarak bütünleşilebilmesi için en önemli olmazsa olmaz önşarttır. Halbuki son on yılda Türkiye de enerji üretim kapasitesinde olması gereken reel fiziki büyüme, kapasite artışı sağlanamamıştır. Enerji de dışa bağımlılık, %80 oranına yükselmiştir. Türkiye, ucuz döviz ve yüksek faize dayanan, süreksiz ve riskli bir ekonomik büyüme stratejisi izlerken küresel krize yakalanmıştır.

Dünya ekonomisinin sürüklendiği olağandışı şiddetteki 2008 küresel durgunluk ve finansal kriz ortamında, 2009-2014 yıllarında, Türkiye ye alışılmış yoğunlukta, yeni sıcak para ve sermaye girişi olamayacağı öngörülmeli, öncelikle .ekonomide mevcut kaynakların, eğitim yatırımlarıyla işgücü verimliliğinin ve hareketliliğinin artırılmasına,  dünya fiyatlarında güvenilir ve ucuz enerji sağlanmasına, geniş bantlı ucuz kaliteli haberleşme teknolojilerinin kullanılmasına, sağlam finansal altyapı nın, vergilerin ve faiz giderlerinin azaltılarak sağlıklı kaynak- harcama dengesinin kurulmasına yönlendirilmesi gerekmektedir.

 

Dünya ekonomisi hem arz hem de talep tarafında iki temel yapısal sistem sorunuyla karşıyadır. Bunlardan birincisi uygulanan faiz mekanizmasının tekelleşmeye yol açmasıdır. ( Bkz. Das Kapital, Karl Marx). İkincisi ise dünya ölçeğinde düşük tasarruf eğilimine ve yetersiz verimlilik artışına, bozuk gelir dağılımına rağmen, sermaye birikimi yetersiz olan az gelişmiş ülkelerde   reklam, kredi kartı ve diğer parasal teşviklerle yüksek tutulan tüketim eğilimi sonucu uygulanan açık finansman yöntemleri, yüksek faizle borçlanma politikalarına karşılık sermaye birikimi yeterli gelişmiş ülkelerde yaşanan talep yetersizliği, üretim kapasitesinin Çin ve Hindistan a kaydırılması,dünya piyasalarında bankacılık sistemi kanalıyla arzedilen kontrolsüz riskli spekülatif finansal türevler ve fiktif nakit fon akımları ile şişirilen balonların oluşması, Irak ve Afganistan işgalleri ve silahlanmaya yarışına ayrılan kaynaklardır.

 

 

 

 

 

GENOMİ VE EKONOMİ

 

 

 

 

 

 

Charles Darwin, ‘The Origin of Species’, Türlerin Başlangıcı kitabını yazmadan tüm dünyayı dolaşmış ve tek tek canlı türlerinin gelişimini ve zamanla değişimini fosillerini bularak, laboraturında toplayıp incelemiştir. Vardığı sonuç çok ilginçtir: Zamana, devre, değişime uyum gösteren en uygun tür yaşar; uyamayan türler yok olur. ‘Survival of the fittest’ tabiat kanunudur ve mutlak bilgi en ince detayda saklıdır. Tabiatta esnek mukabele stratejisi ve en ince detayda saklı sürekli denge esası geçerlidir.

Ekonomi ve finans dünyası da, gerçek güç dengelerini en ince detayda yansıtmayan para sistemi ile uzun süre yaşayamaz. Finansçılar,

HERŞEYİN FARKINDA OLMAK HERŞEYİ EN İNCE DETAYINA KADAR BİLMEK ,EN ÜST ZİRVEDE, EN SOYUT, EN KAPSAMLI, TEK HÜR VE BAĞIMSIZ HEP VAROLMAK, HİÇ YOK OLMAMAK,HERŞEYİ ÖNCEDEN BİLMEK, HERŞEYDEN HABERDAR OLMAK, her şeye hakim olmak isterler. Goldman Sachs ın Genel Müdür bu yüzden finansçıların Tanrının bugünkü gerçek elçileri olduğunu iddia etmektedir.

 

Finansal sektörün ekonominin motoru olan reel sektör şirketleri için önemi tartışılamaz. Bu iki kesim de birbirlerini destekleyen, besleyen oluşumlardır. Bu nedenle krize karşı alınacak tedbirlerin koordineli ve danışıklı olmasında büyük önem vardır. 2000 ve 2001 krizlerinden sonra finansal kesimde bazı yapısal ve ciddi boyutlu dönüşümler gerçekleştirilmiştir. BDDK’ nın kurulması, Bankacılık operasyonları, sermaye yapılarının güçlendirilmesi, açık pozisyonların takibi, Banka Bilgi Sistemlerinin ve Finansal İşlemlerinin bağımsız denetim ve risk odaklı denetimler ile tanışması, kurumsal yönetim yaklaşımının yaygınlaştırılması finansal kesimi ve özellikle de bankacılık sektörünü kuvvetlendirmiş, bankaların ve diğer finansal kurumların benzeri krizlere karşı dayanıklılığını ve taşıdıkları risklere ilişkin farkındalıklarını önemli oranda artırmıştır.

 

 

Buna karşı özel sektörde bu tür krizlere karşı bazı tedbirler almaya çalışmış, çevresel risklerin önemi anlaşılmış, “verimlilik” kavramı şirketlerin adeta can simidi gibi sarıldıkları bir unsur haline gelmiştir. Yaşanan bazı krizler sebebi ile, çeşitli dış risklerin ki buna makro ekonomik riskler de dahil, şirketlerin üretim kararlarından tutun, stok politikaları, pazarlama ve ihracat imkanları ile finansal yapıları üzerinde oynadığı rol açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Verimlilik kavramına ek olarak “inovasyon” ve “kurumsal yönetim” kavramları de ciddi boyutta tartışılır olmuştur. İnovasyon, yeni fikirlerin ticari bir yarara dönüştürülmesi sürecidir. Yani yaratıcılığın, ticari ustalıkla birleştirilmesidir. İnovasyon geleceği yaratmakla ve sürdürülebilir kârlı büyüme sağlamakla ilgilidir. Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği, kurumsal yönetim (yönetişim) kavramını şu şekilde tanımlanmaktadır: “Kurumsal Yönetim, bir şirketin, hak sahipleri ve kamuoyunun menfaatlerine zarar vermeyecek şekilde, mali kaynakları ve insan kaynaklarını kendine çekmesini, verimli çalışmasını ve bu sayede de hissedarları için uzun dönemde ekonomik kazanç yaratarak istikrar sağlamasını mümkün kılan kanun, yönetmelik ve gönüllü özel sektör uygulamaları bileşimidir”. Yani son dönemde karlılık üzerinde önemli bir vurgu yapılmaktadır. Karın basit ekonomik formülünün “gelirler – giderler” olduğunu biliyoruz. Bu halde 2001 krizi sonrası ortaya çıkan, sıklıkla tartışılan ve şirketlerimiz açısından hayatta kalmanın çözümleri olarak genel kabul gören inovasyon, verimlilik ve yönetişim kavramları, genel olarak, karı sağlama ve bunu istikrarlı hale getirme, yani sürdürülebilir, paydaşlara faydalı karlılık üzerine odaklanmaktadır. Bu amaç ile, topluma ve yasalara duyarlı, gelirlerini farklı, kaliteli ürün ve hizmetler ile maksimize eden, giderlerini yine en düşük olacak şekilde çeşitli yol ve yöntemler ile minimize eden şirketlerin hayatta kalması söz konusudur.

 

 

Ülkemizde şirketler kesiminin yani özel sektörün bu kavramların önemini anlamaya başladığı aşikardır. Bu üç kavramın bir önemi daha vardır. Bu kavramlar kriz öncesi olduğu kadar kriz sırasında ve sonrasında da şirketlerin sürdürülebilir karlılığına önemli katkı yapmaktadır. Bu halde bu kavramların şirket yönetiminde belki de en temel varsayımlar olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bu halde şirketler kriz öncesi, sırasında ve sonrası;

 

 

1) Mutlaka verimlilik ilkesine uygun faaliyet göstermeli

 

2) İnovasyon kavramını anlamalı, bu kavrama yönelik olarak ürün ve hizmetlerini farklılaştırma yoluna gitmeli

 

3)Kurumsal Yönetim anlayışı ve bunun gereği olan KY ilkelerini kabul ederek, bunları eksiksiz uygulamalıdırlar.

 

 

Şimdi bu üç koşulun nasıl sağlanabileceği, yani şirketlerde nasıl tesis edilebileceğine geçmeden, bu koşulların sağlanması halinde ne tür faydalar sağlayabileceğine göz atalım:

 

 

Ülkemizde şirketlerin ekonomik krizler sırasında şu 4 alanda ciddi sıkıntı çektikleri görülmektedir. Bu alanlar finansman, pazarlama, stok yönetimi ve stratejik yönetimdir. Tüm bu alanların da birbirleri ile ilişkili olduğunu söylemek hatalı olmayacaktır. Şöyle ki, kriz dönemlerinde yapılan stratejik planlama hataları şirketin kısa vadede krizi atlatsa bile orta vadede bünyesine zarar verebilmektedir. Kriz dönemlerinde likit kalınması gereken durumlarda yatırım yapmak, yatırım yapılması gereken durumlarda da likit kalmak şirketin finansman politikalarını da olumsuz yönde etkilemektedir. Finansal risklerin iyi yönetilememesi, piyasa risklerinin şirket bilançoları üzerine etkileri gerçekten ölümcül sonuçlar doğurabilmektedir. Örneğin dolarla ihracat yapan bir şirket, dolarla borçlandığı takdirde açık pozisyon riski taşımadığını düşünebilir, ancak farklı piyasa riskleri ile karşı karşıya olabilir. Şirket döviz kurlarındaki bir yükseliş ile ihracat hacmini arttırken, kurlardaki artış ile borçlanma maliyetleri de artmaktadır. Bu ikisi arasında dengeli bir durum olduğu varsayılsa bile, özellikle hammadde ve ara malı ithal eden, dışa bağımlı bir üretim yapısına sahip ise, ki ülkemiz genelde bu türde işletmeler ile doludur, kurlardaki artışın ithal maliyetlerini artırma ve şirketin bu fiyat artışlarını nihai ürün fiyatına yansıtma zorunluluğundan dolayı iç ve dış pazarda kayıplar yaşaması ihtimali yüksektir. Pazarlama alanında yaşanan tüm sıkıntılar ise şirketin nakit yapısına ve dolayısı ile de finansman politikasına etki edecektir. Kriz dönemlerinde biriken stoklar ve hatalı stok yönetim politikaları pek çok şirketin önemli zararlar etmelerine veya gereksiz düzeyde stoklar ile çalışmak durumunda kalmaları ve olması gerekenden daha az kar etmelerine yol açmaktadır.

 

 

Bu bağlamda inovasyon, verimlilik ve iyi kurumsal yönetim ürün ve hizmetlerin piyasa koşullarından veya çevresel risklerden (piyasa, rekabet, yasal düzenlemeler) “mümkün olduğunca” bağımsız hale getirilmesine imkan vermektedir. Bu ne demektir?

 

Verimlik bilindiği üzere, en genel anlatımıyla, üretim sürecine sokulan çeşitli faktörlerle (girdiler) bu sürecin sonunda elde edilen ürünler (çıktılar) arasındaki ilişkiyi ifade eder. Savurganlıktan uzak, kaynakları en iyi biçimde değerlendirerek üretmek demektir. Verimli işletmelerde;

 

 

– Stok yönetimleri sağlıklıdır. Krizlere asla gereğinden çok fazla stok ile yakalanmazlar. Yani stok maliyetleri optimaldir.

 

– Aynı üretimi daha az girdi ile yapar veya aynı girdi ile daha çok ürün elde ederler.

 

– İnsan kaynağı, teknoloji altyapısı ve üretim süreçleri maliyetleri düşürmek üzere optimize edilmiştir. Operasyonel giderler olabilecek en düşük düzeydedir.

 

– Özellikle kriz zamanlarında önemli maliyet avantajları sağlamaya ve bunların ürün veya hizmet fiyatına yansıması ile pazarı koruyup geliştirmeye imkan verir.

 

 

İnovasyon ise özellikle gelir tarafında önemli katkılar sağlayacak bir kavramdır. İnovasyon çeşitli şekil ve türlerde yapılabilmektedir. Piyasada bulunmayan yeni bir ürün veya hizmet geliştirmek, eski bir ürüne farklı bir kullanım ile yeni bir pazar yaratmak, yeni bir ürünü farklı bir kullanım ile eski bir pazarda satmak veya şirket içi operasyon ve süreçleri değiştirmek suretiyle verimlilik sağlamak gibi çeşitli şekillerde fayda sağlamaktadır. Pazar geliştirmekten çok, kurum çapında sergilenmesi gereken bir çabaya işaret eder. Gelir yaratmak kadar, giderleri düşürmeye yönelik adımları da içerir. Ekonomik krizler sırasında verimlilik sağlamak kadar hatta daha çok fayda sağlar. İnovasyon mevcut ürün ve hizmetlerin, şirket içi süreçlerin, örgütsel yapıların ve her zamanki klasik yaklaşımların farklılaştırılması ve bu farklılaştırmanın kar yaratması temeline dayanan bir kavramdır. İnovatif şirketler krizleri birer fırsat olarak görür ve bu krizlerde normal dönemlerin üzerinde büyüme sağlayabilir. İnovasyon, şirketlerin Pazar payları, ciroları, giderleri, nakit akışları ve bilançoları üzerinde olumlu katkılar yapar.

 

 

Kurumsal Yönetim ise en iyi şirket yönetimini ifade etmektedir. Etkileri verimlilik veya inovasyon kadar somut veya anlaşılır olmamasına rağmen, sağladığı faydalar onlardan daha az değildir. Sadece ekonomik kriz dönemlerinde değil hemen her dönemde şirketlerin ekonomik ve sosyal yönden kar sağlamalarına yardımcı olur. İyi kurumsal yönetim, tesis ettiği pek çok mekanizma kanalı ile kurum içi ve dışında pek çok alanda gelişme sağlanmasına imkan verir. Kurumsal yönetimin 4 önemli ilkesi olan “Adillik, Şeffaflık, Hesap verebilirlik ve Sorumluluk” kurumun tüm paydaşları ile olan ilişkileri ve kurumun faaliyetlerinde önemli bir rehberlik ve düzenleme getirmekte, bu sayede pek çok önemli yönetsel aracın kullanılması için dayanak oluşturmaktadır. Etkin risk yönetimi ve iç denetim mekanizmaları da bu bağlamda düşünülebilecek araçlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Kurumsal yönetim ilkeleri, yatırımcıların güveninin artırılması, sermaye maliyetinin düşürülmesi ve daha istikrarlı finansman kaynaklarının sağlanmasına yardımcı olmakta ve bu yönüyle finansman olanakları ve yatırım kararlarını etkilemektedir. Özellikle kriz dönemlerinde yukarıda bahsi geçen finansman sıkıntılarının giderilmesinde, yatırımcılar tarafından bir şirkete yatırım yapmaya karar verilmesi esnasında, önemli bir kriter olarak katkı sağlamaktadır. Yani, özellikle ekonomik krizler ile nakit döngüsü bozulan, önemli yatırım fırsatlarını sermaye eksikliği ile kaçırmak durumunda kalan şirketler, etkin bir kurumsal yönetim tesis ederek, stratejik yönetim ve finansman problemlerini çok daha kolay şekilde halledebilme imkanına sahiptirler. Gerek yurt dışı yatırımcılar, gerekse de yurt içi ve dışı yatırımcıların nazarında, büyüklüğü ve ölçeği ne olursa olsun, etkin kurumsal yönetim uygulamaları olan şirketlerin yatırım tercihlerinde öncelikleri olur. Yukarıdaki kurumsal yönetim ilkelerinin soyut kavramlar olmakla birlikte, belirli yönetsel araçlar yardımı ile somut şekilde uygulamaya alınması, şirketlerin sermaye maliyetlerine doğrudan etki edecektir.

 

Risk tanımlama ve yönetimi ancak kötü bir sonuçtan sonra başlatılır. Örneğin deprem riski olmadan bilinemez bir risktir. Geçmişte yaşadığımız çok büyük bir acıya rağmen bu konuda “reaktif” de olsa yeterli tedbirler hala alınamamıştır. Can kaybı, ormanlarımızın kaybı, her seferinde tekrarlanmaktadır. Sebebi ne olursa olsun (terör, ihmal, kürsel ısınma, suistimal, yolsuzluk, cahillik) tabii afet kayıpları risklerine karşı tedbir almamak kabul edilemez. Milli servet kaybının ötesinde, gelecek nesilleri çöl gibi bir ülkede yaşamak zorunda bırakmak, en azından itibar riski taşır. Proaktif riskin tanımı ve yönetimi kolay değildir.

2001 Ekonomik krizi, Türkiye’nin güçlü finansal yeterlilik ve risk kontrolleri konusundaki uygulamaların kamu yükümlülük yönetiminden yoksun olduğunu ortaya koymuş ve devlet bütçesine büyük, süresiz yükümlülüklerin doğrudan aktarılmasına neden olmuştur. Devlet, sözleşmeye bağlı yükümlülükleri ve dahili Hazine verilerinin kalitesi, Hazine Veri Sistemleri Projesi ve Kamu Finansal Yönetim Projesi sayesinde geçen on yıl içerisinde belirgin bir şekilde gelişmiş olmasına rağmen, bu gelişmeler, mali risk, kontrol ve risklerin hafifletilmesi konularında aynı seviyede gerçekleşmemiştir. Yeni çıkarılan ve mevcut kamu borç tahvilleri yeterince şeffaf ve stratejik risk değerlendirmesine uygun olmamıştır. Riskler doğru bir şekilde belirtilmemiş veya bunlar için yeterli karşılık sağlanmamıştır. Yükümlülük yönetimine ilişkin kurumlararası bütünlük parçalanmıştır. Hazine’nin farklı birimleri farklı borç sınıflarını yönetmektedir.

 

Kamu finans ve borç yönetim Kanunu, nakit riski hafifletme stratejisini yürürlüğe koymak için Türkiye Hazinesinin risk yönetiminden sorumlu kılmaktadır. Sonuç olarak nakit risk ölçümü ve risk yönetimi için yeni yöntemlerin geliştirilmesi ve sürekli işbaşı eğitime odaklanmayı gerektirmektedir. Bu eğitimler, Hazinenin riskleri değerlendirme, sürpriz piyasa şoklarına anında cevap verebilme ve sezgisel değişikliklere doğru tepki verebilme kabiliyetini de arttıracaktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DEPRESYON EKONOMİSİNDE BANKALAR YENİDEN KREDİ VEREBİLECEK Mİ?KÜRESEL SİSTEM KRİZİ AŞILABİLECEK Mİ?

YARIN (BORSA DÖVİZ FAİZ ALTIN) NE OLACAK?

DÖVİZE SPEKÜLATİF HÜCUM NOKTASI VE OLASI DÖVİZ KAYBI MİKTARI NASIL HESAPLANIR?

DÜNYA ŞEBEKE EKONOMİSİ FİNANS KRİZİ VE FAİZ MEKANİZMASININ ANALİZİ,

 

 

 

 

OLAYLARI TARİHİ PERSPEKTİFLE ANALİTİK OLARAK ÇÖZÜMLEMEK; KALICI KURUMSAL ALTYAPI VE KRİZİ AŞACAK SÜREKLİ TEDBİRLER ÜRETEREK, MATEMATİK MODELLEME İLE TEDBİRLERİ ÖNCELİKLERE GÖRE ACİL UYGULAMA PAKETLERİNE EYLEM PLANLARINA DÖNÜŞTÜRMEK :

 

Dünya ekonomisi ve finans sistemi yeniden yapılandırılıyor. Türkiye de, bunlara bağlı olarak ekonomisi ve kurumsal yapısı ile yeniden yapılandırılıyor. Bu yapılanma Türkiye’nin kendi milli ihtiyaçlarına göre değil de , AB ve ABD merkezli uluslar arası dış güçlerin maksatlarına göre yapılmaktadır. Türkiye de yerleşik güç dengelerini yeniden yapılandırma süreci, buna karşı direnebilecek Muhsin Yazıcıoğlu gibi tecrübeli ve vatansever milliyetçi siyasetçileri, önceden planlanarak gerçekleştirilen helikopter ve trafik kazalarıyla, suikastlerle temizlenerek sinsice yürütülmektedir. Türk toplumu, yıllardır yaşadığı yapısal ekonomik ve finansal krizlerler sonucu fakirleştirilerek, yaratılan günlük geçim derdiyle uğraşmaktan, toplumsal direnme ve demokratik tepki reflekslerini neredeyse tamamen kaybetmiştir.

Kayıtsız ve muhtaç hale getirilen toplum, çağdaş devlet yapısına sahip çıkamaz hale gelmiştir.

 

 

 

Yasama, Yürütme, Yargı erki ve bağımsızlığı, iyice siyasallaştırılarak yok edilmiştir. Üniversite gençliği 12 Eylül den sonra tamamen tepkisiz hale gelmiştir. Güvenlikten sorumlu, asker,polis ve istihbarat lojman ve gelir kayırmalarıyla iyice ayrıştırılmıştır. Bütün kurumların birbirine karşı duyduğu kökten bir güvensizlik ve çatışma ortamı yaratılmıştır. Türkiye’de korkunç bir kurumlararası asker-sivil, inanan-inanmayan, laik olan-olmayan, şeklinde menfaat ve güç, nüfuz çekişmesi vardır. Türkiye de ki iç dağınıklık ve güç mücadelesi sonucunda sahipsizlik ve ülkenin dışardan yönetilmesine açık bir zaaf ortamı oluşturulmuştur. Ülkede bu kadar büyük bir başıboşluk ve dağınıklık varken, elbette herkes ne oluyor ne olacak diye sormaktadır?

 

Türkiye’deki insanların çoğunluğu dinlendiğine ve sürekli izlendiğine inanmaya başladı. Yargı kararlarına ve zabıtlara, yasal dinleme yetkisine sahip birimlerin dahi yasadışı dinlemeler yaptığı girmiştir. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) Kurumunun kuruluş kanunu 2005’te çıkarılmıştır. O dönemde Başbakan Yardımcısı olan Abdüllatif Şener’ e göre, TİB Kanunu Bakanlar Kurulu’nda dahi görüşülmeden kanun haline getirilmiştir; TİB’le ilgili tasarı hükümetten Meclis’e gitmemiştir ve hiçbir TBMM denetimi de bugüne kadar yapılamamıştır. Bu nasıl bir demokratik işleyiştir ki, Bakanlar Kurulunda hiç görüşülmeden hükümet adına Kanun teklifleri TBMM ye gönderilerek yasallaştırılmaktadır?

TİB, Jandarma, Emniyet ve MİT’in dinlemelerini de koordine eden, dinleyenleri de dinleyebilecek bir üst kurum olarak kurulmuştur. TİB Kuruluş kanununda, ’TİB Başkanını Başbakan atar; Kurumun denetimini de Başbakan istediği kişilere yaptırır’ denilmektedir. Türkiye hiç devlet geleneği olmayan bir ülke gibi Dışişleri Protokolü ve Kurumsal Devlet Denetimi geleneği dışına çıkarılmıştır. Nitekim daha sonra Anayasa Mahkemesi, TİB’in kuruluş kanununun Başkan ataması ve TİB Denetiminin Başbakanın istediği kişilere yaptıracağı ile ilgili keyfi hükümleri iptal etmiştir. Buna rağmen TİB Başkanı hala görevindedir ve TİB Kurulduğu 2005 yılından bugüne kadar hiçbir kurumsal denetim geçirmemiştir; çünkü Başbakan kurduğu bu önemli Kurumu denetleme ihtiyacını henüz hiç hissetmemiştir.

 

Türkiye de Siyasi Parti liderleri, delegeleri de kendileri belirlediğinden, siyasi partiler ve seçim kanunlarında belirlendiği gibi tam demokratik şekilde, kendi kongrelerince hür irade ile değiştirilemektedir. Bu da sistemi tıkamaktadır. Halk, bilinen muhalefet partilerinin başındaki liderlere güvenmediğinden, mevcut iktidara istemeye istemeye oyunu vermektedir.

 

Siyasi parti liderlerinin milletvekili seçilecekleri belirlemekte mutlak hâkimiyetleri de henüz kırılamamıştır. Siyasi partiler ve seçim kanunları demokratik hale getirilememiştir. Milletvekili dokunulmazlıkları, seçim beyannamelerinde hep söz verilmesine rağmen bir türlü kaldırılamamış, siyasetçi ve siyasetin finansmanı şeffaf, açık, halkı temsil edebilecek kadar berrak ve güvenilir hale getirilememiştir. Türk seçmeni siyasi partiler ve seçim kanunlarını ile siyasi partilerin lider hükümranlığı sonucunda dürüst, güvenilir ve paylaşımcı, iyi ahlaklı, iyi eğitilmiş hünerli insanları seçemeyip; mala-makama-paraya-gösterişe, kendi nefsine ve gururuna tapınan, bilgisiz, hünersiz, uzaktan kolayca kumanda edilebilecek evsafsız insanları parlamentoya seçmektedir. Böylece, giden geleni hep aratmaktadır. Türk seçmeni daima kötünün iyisini seçmeye nahkum edilmektedir. Siyasi iktidarlara, Türk Silahlı Kuvvetlerine, Adalet mekanizmasına ve millete sürekli karşılıklı izlenme ve dinlenme, takip edilme, dış güçler paranoyası hâkim olmuştur. Milletin kendine ve demokratik sisteme, ordusuna olan güveni ve sağduyusu bilinçli ve planlı olarak zamanla aşındırılmıştır. Gençlere geleceğe güven perspektifi sunacak, refah getirecek yeni enerji, eğitim ve sağlık altyapısı ve enerji üretecek santral yatırımları yapılarak, yeni iş imkânları, yeni bilgi işlem iletişim, ulaşım haberleşme teknolojileri sunulamamıştır. Parasal büyüme karın doyurup, işsizliği önleyebilir mi?

 

Türkiye de her yıl 400.000 boşanma olmaktadır. Nüfusu 72 Milyon olan Türkiye de ki dava dosyası sayısı, nüfusu 82 Milyon olan Almanya daki dava dosyası sayısının dört katına ulaşmıştır. Türkiye de en lüks binalar adalet sarayları olmasına rağmen, yargı bağımsızlığına, adalet mekanizmasına ve devlete olan güven temelinden sarsılmış; rüşvet ve siyasi kayırmacılık kural haline gelmiştir. Toplam 776.000 kilometrekare olan Türkiye Cumhuriyeti topraklarının, 2200 kilometrekaresi çeşitli amaçlarla yabancılara parayla satılmıştır. Ormanlar ve Hazine arazileri kapanın elinde kalmıştır.

 

Yeni bir dünya ekonomisi ve yeni finansal güç dengeleri, üçüncü dünya savaşına gerek kalmadan, ancak barış içinde yeni bir uluslar arası para birimi ve para sisteminde uzlaşılması ile mümkün olabilecektir. Dünya nufusu yeni doğumlarla 250 kişi/dakika artmakta; buna karşılık 107kişi/dakika ölümlerle azalmaktadır. Net Nüfus artışı 143 kişi/dakika olmaktadır. İşsizlik oranı ise dünya genelinde çalışan nüfusun %10 una ulaşmıştır.

Tarih hak çizgisidir. Tabiat, çevre ve iklim değişikliği ile aşırı enerji tüketimine ve dünyanın kaynaklarının sadece sermaye birikimini gerçekleştirmiş zengin Dolar/ Euro/Yen ülkelerine akışına dur demektedir. İnsanoğlu ya hırslarına ve hislerine, mutlak güç isteğine engel olacak, ya da tabii afetler sonucu yok olup gidecektir.

 

Siyasetçi ve hükümetler para sahiplerinin kuklasıdır. AB’nin dayattığı kurallar, ulus devletle küreselleşme ve ümmet çelişkisine Türk toplumu daha ne kadar dayanabilir? ABD’ nin Irak’ı ikinci işgali belki daha önceden planlanmıştı, ama Saddam petrolünü Euro ile değerlendireceğini açıklayınca, aniden yapıldı. Şimdi ABD Kuzey Irak tan çekilince, Kuzey Irak ta kurulan Kürt devletinin güvencesi için Türkiye deki dengeler zorlanıyor. AB’ye üyelik hedefi ile avutulan Türkiye, doğusundan ve güney doğusundan bölünme tehdidi ile karşı karşıyadır. Araplar la K.Irak taki Türkmenler bir olup Barzani’ nin Kürt devletini yaşatmazlar ve Irak kesinlikle bölünür. Bu tehdidi kullanarak Türkiye de Kürt açılımı politikası ve TSK nın yıpratılması senaryosu uygulanmaya başlandı. 2008 Finans krizinin etkilerine en fazla 2011 yılına kadar dayanabileceği varsayılan Türkiye, bilinçli ve planlı olarak sosyal, siyasal ekonomik, finansal ve askeri bir dönüşümle çözülme sürecine sokuldu.

Bugünlerde yaşanan gerginlik ve çatışma ortamının 2010 da daha da yoğunlaştırılması ve 2011 de Türkiye nin laik ve üniter devlet yapısının bozulması, etnik, dinsel ve bölgesel olarak Yugoslavya örneği gibi ayrıştırılması öngörülmektedir.

 

Türkiye de ki askeri ve sivil kurumlar arası gerginlik ortamı ve yaşananlar gizli güç mücadelesinin ilk alarm işaretleridir. Türkiye iradesi dışında biryerlere sürüklenmektedir. Siyasi iktidar, asker, polis, yargı başta olmak üzere, tüm devlet kurumları arasındaki gerilim, gizli bir güç çekişmesi ve iç hesaplaşmanın yaşandığını göstermektedir. Ateş olmayan yerden duman çıkar mı? Tüm karşılıklı suçlamalarda gerçek olan devlet organları arasındaki çatışmanın tehlikeli boyutlara ulaşmasıdır. Asker ve sivil tüm devlet kurumları arasında, kamuoyu önünde gizlenemeden yürütülen psikolojik (asimetrik) savaşın, fiziki çatışmaya dönüşme riskinin 2010 da artacağı; 2011 de ise ABD nin Irak’ tan çekilmesiyle de doğacak güç boşluğunda, kürt açılımı süreci denilen saatli bombanın patlatılacağı söylenebilir. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve TSK, 2011 de istese de istemese de Irak’ a girmek zorunda kalacaktır. Aksi halde ya Irak, ya da Türkiye bölünebilecektir. Araplar Türkmenler ve Kürtler, ABD askerlerinin 2011 den itibaren çekilmesinden sonra, Türkiye müdahale etmeden Irak’ ın üniter devlet yapısını koruyamaz, çatışır. Irak bölünürse Türkiye de bölünür.

 

2010

Sürdürebilir ekonomik büyüme %5-6, azalan işsizlik, enerji ve gıda fiyatları, döviz ve faizler, bütçe açığı

Dolar 1,6 Euro 2,20 TL değer kaybeder

Cari işlemler açığı 15 Milyar Dolar

İşsizlik %16

Kriz sonucu mali kesime doğrudan ve ucuz para teminat güvenceleri yollları ile kamu kaynakları aktarıldı.

 

Küresel dengesizlikler

Türkiye ve ABD parasal büyüme ve şişme sayesinde imkanlarının üzerinde kaynak tüketiyor; tüketimleri üretimlerinden hızlı artıyor ve taşınamaz oranda cari açıklar oluşuyor. Çin de ise tüketimin üretimden yavaş artışı dev dış fazlalara yol açıyordu.

Sermaye birikimini sağlamak, tüketimi kısıp üretimi artırmak, ithalatı azaltmak

Artan yatırımların yarattığı ek kapasitelere talebin nasıl ve ne zaman, nereden geleceği ?

Keynes in politikalarıyla mali krizin bir ekonomik krize dönüşmesi engellenemedi; işsizlik arttı Küresel sorunlara ancak küresel uzlaşma ile çözüm üretilebileceği

IMF ve Dünya Bankası gibi mevcut küresel kurumların küresel krizi önleyecek ve yönetecek bilgi, beceri ve yetkiye sahip olmadıkları anlaşıldı.

Değişime direnci kırmak

 

Devlet yabancılar ne derse ne isterse onu yapmaktadır.

Türkiye’de güvenilir veri üretimi, açıklık ve şeffaflık hiçbir zaman devletin öncelikleri arasında yer almadı. AB süreci sayesinde, IMF ve Dünya Bankası Projeleriyle Türkiye’ de sağlıklı veri üretilmeye başlandı.

 

zamanlama ve şans

 milli gelir analizi

 

 

 

Krizde en çok özel kesim makine-teçhizat yatırımları azaldı.

 

 

para politikası gerektiği kadar gevşetilmedi

 

sermaye teorisi ve gelir bölüşümü

yeni bilgi ve teknoloji üretmeden borsanın yükselmesi

Tüketici Güven Endeksi

1994 ve 2001’de büyük mali kriz yaşandı, bankalar battı, kur, faiz ve enflasyon patladı, vs. 2008 de bunlar olmadı ama ne oldu da Türk ekonomisi %13,4 küçüldü?

Stok değişimleri ve enflasyon

Kamu harcamaları artışı

Dış talep ve ihracat

Faizi borçla ödemek

 

Dubai World ve Nakteel. İlki ikincisinin sahibi. Nakteel palmiye biçimindeki ünlü yapay adaları kuran büyük bir gayrimenkul geliştirme şirketi. İnşaatları borçla yapıyor. Bittikten sonra binaları satıyor ve borcunu geri ödüyor.

Gayrimenkul işlerinin yüksek kârlılığı Türkiye’den biliniyor. Proje bittiğinde emlak talebi ve fiyatları ne olacak? Arz fazlası, ekonomik kriz vs. halinde binalar üreticinin elinde kalıyor.

borcun vade yapısı uzun vadeli olan şirket emlak piyasasının toparlanmasını bekleyebilir

 

Uzun vadeli projeyi kısa vadeli borçla finanse ediyor. emlak piyasasını vuran koşullar

 

Borcu çevirmek sadece anapara ödemesini geciktirmek değildir. Faiz için ek borçlanma gerekir. Kıyamet orada kopar. Nakit akımını iyi yönetemeyen kuruluş, bilançosu sağlam olsa bile iflas ihtimali ile karşı karşıya kalır.

 

 

 

TÜRK EKONOMİSİ VERİ ANALİZİ

 

Paul Krugman: “işi bilen, kendine güvenen sayı vermez analiz yapar”

 

Kaynak: HDT,DPT, TCMB, EPDK, BDDK, TÜİK Bültenleri

 

Halkın cebinden çıkan 100 TL’nin ortalama 28 TL’si gıdaya, 18 TL’si konut harcamalarına (kira-ısıtma-yakacak ve konut ile ilgili diğer harcamalara), 12 TL’si ulaştırmaya (dolmuş, benzin gibi harcamalara) gidiyor.

Gıda konut ısınma ulaşım harcamaları, toplam tüketim harcamalarının yüzde 60ı oranında

Tüketicinin parası yok

Tüketici fiyatlarındaki artışı (enflasyonu) iki faktör belirler. (1) Tüketicinin talebinin artışı veya daralışı. (2) Üretici fiyatları. (Ürünün maliyeti ve üreticinin kâr oranları).

Üreticinin sorunu ise talep yetersizliği. Üretici, ana girdi fiyatlarındaki artışı bile fiyata yansıtamıyor. Kâr oranlarını çekebildiği kadar aşağıya çekti.

Üreticinin malını alan yok

2009 yılına ait TÜFE ve ÜFE endeksleri gösteriyor ki,

-Ekonomi, krizin etkisinde büyük bir baskı altında. Bu baskı talep baskısı. 2010 yılına girerken talep baskısının devam etmesi

Tüketicinin durumuna üzülürken üreticinin ne durumda olduğunu da unutmamak gerekir. İmalat sanayiindeki üreticinin 2009 yılında fiyatları ortalama yüzde 0.58 aşağıya çekmeye mecbur kalması, üreticinin de durumunun pek iyi olmadığını ortaya koymaktadır.

Satın alma gücü paritesine göre gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) esas alındığında, Türk ekonomisi dünyanın 16. büyük ekonomisi sayılıyor.

Aynı kriterle, Avrupa’nın 6. büyük ekonomisi durumundayız. Avrupa’nın en büyüğü Almanya’nın 1/3’ü büyüklüğünde ekonomimiz var. İtalya bizden bir kat büyük.

Türkiye, nüfusun yaşı itibariyle Avrupa’da çok avantajlı durumda. Ülkelerin ortalaması alındığında Avrupa nüfusunun yüzde 16’sı genç grubunda iken, bizde bu oran yüzde 28. Ancak, bu karşılaştırmalı avantajımız 2050’ye kadar gittikçe azalacak.

2008 yılında kişi başına düşen milli gelirimiz 10.436 ABD Doları idi. Bu seviyenin, global kriz nedeniyle 2009’da 8.456 ABD Doları’na düştüğünü görüyoruz. Önümüzdeki 5 yıllık dönem içinde bu seviye yükselecek olsa da 2008 seviyesini bulamayacak.

TÜİK’in yaptığı araştırmalara göre, GSYH’mizin büyümesine en çok özel sektör tüketim ve yatırım harcamaları katkı yapıyor. Bu nedenle, özel sektörümüzü mutlaka büyütmemiz gerekiyor. Bu da kredi hacminin büyütülmesinden geçiyor.

– Şimdiki hükümetle birlikte, istihdamın sektörel dağılımı değişti. Tarım kesimi, istihdamın yüzde 34.9’unu sağlarken, şimdi 23.7’sini sağlar oldu. Buna karşılık 2002-2008 sonu arasında inşaat sektörünün payı yüzde 4.5’ten yüzde 5.9’a çıktı. Hizmet sektörünün payında da yüzde 7.4’lük bir artış var. Türkiye, süratle hizmet yoğun bir ekonomiye doğru gidiyor.

– Ülkemizdeki en kötü ekonomik veri yüzde 13.4’e çıkan işsizlik oranı. Bu oran, 2007’de yüzde 9.9’a kadar düşmüştü.

– Ancak, enflasyon konusunda başarı kazanıldı. Yıllardan sonra geçtiğimiz yıl, enflasyon tek haneli rakama indi ve yüzde 6.5 oldu. 2010 yılında, enerji, metal ve gıda fiyatlarının yükselme eğilimine gireceği, tüm ülkelerdeki enflasyon seviyelerinde yükselmeye başlayacağı anlaşılıyor.

– 9 yıllık dönemde Türkiye, ihracatta büyük bir atılım yaptı. Ülkemizin ihracatı, ortalama yıllık yüzde 13.9 büyüyerek, bu konuda dünya rekoruna yaklaştı. Dünyada, ortalama ihracat büyümesi bu dönemde yüzde 5.6 idi.

– Geçen yıldan önceki son 3 yılda, ortalama 20 milyar dolar civarında yıllık doğrudan yabancı sermaye girişi oldu. 2009 yılında bu seviye 9 milyar dolar civarındaydı.   2010 yılında yabancı sermaye girişinin yeniden artması beklenir.

– Bütçe açığımız 2006’da GSYH’nin yüzde 0.6’sına kadar inmişti. Sonraki yıllarda biraz yükseldi. Bu yıl ekonomimizin karşılaşabileceği sıkıntılardan biri bütçe açığının artışı olabilecek. Bu konuda alınan “varlık beyanı” gibi tek sefer-lik tedbirler de bir şey; ama, kalıcı tedbir şart.

– Gelir ve kâr üzerinden alınan vergiler çok düşük. Bu vergilerin GSYH’ye oranı OECD’de yüzde 13 iken, bizde yüzde 56. Yani, bizim gelir ve kâr üzerinden alınan vergileri yükseltmemiz gerekiyor.

– Maalesef, Hazine yerel yönetimlerin ve KİT’lerin borçlarına artan oranda garanti veriyor. Geçtiğimiz yıl, bu borçların yüzde 29’unu Hazine ödemek zorunda kaldı. Halen de, Hazine’nin 9 milyar TL’lik vadesi geçmiş ve tahsil edilememiş alacağı var. Muhtemelen bunlar da karşılanacak.

– Türkiye’nin dış borçları 268.6 milyar dolar. Bunun 177 milyar doları özel sektöre ait. Borç stokunun GSYH’ye oranı yüzde 37.5 seviyesinde. Dış borç stokuna ek olarak bir de iç borç stokumuz var. İç borç, 305 milyar liraya dayanmış vaziyette. Ancak, ortalama vadesi 35.5 ay ve yurtdışında yerleşiklerin iç borç stokundaki payı sadece yüzde 8.9.

 

YÖNETİM BİLİŞİM SORUNU

Ölçülebilirlik ve Hayal Gücü

Önce İsim, sonra Cisim; Matematik ve Dil de Kavram derinliği

Üniversitelerde, Kurumsal Kaynak Yönetimi Planlaması, İş Zekası ve İş İstihbaratının temel yöntem ve kavramları, kaynaktan hedeflere veri ve bilgi akışının şematik olarak işleyişi, şartname ve projelendirme, modelleme, farklı veri kaynaklarından karar destek süreçlerine veri aktarımı ve yüklenmesi, sorgulama ve raporlama sistemleri uygulamaya yönelik olarak anlatılmalıdır.

 

Hazır sektörel uygulama programları, kar ve satış miktarı, ciro gibi hedef büyüklüklerin, işletmelerin organizasyon yapısı, insan kaynakları, satış kanalları ve müşteri bilgileri kullanılarak nasıl boyutlandırılacağı, nesnel mimari yapısı ve bilgi akışı, istenen rapor derinliğine ulaşmak için veri modellenmesi safhasında nelere dikkat edilmesi gerektiği gençlere öğretilmelidir.

 

Nedensellik, Ölçülebilirlik; Sebep Sonuç İlişkileri

Eğitim Öncelikleri; Hürriyet, Akıl, Adalet ve sağlıkli bir suçluluk ve sorumluluk duygusu ile dünya ile bütünleşmek

Yabancı dil ve Teknoloji kullanmak ve üretmek

Hak ve Sorumluluk

Suç ve Ceza

Sosyal Güvence

Hukuk Güvencesi

İnsan Hakları

 

 

EKONOMİDE HERKESİ, HER FERDİ, AİLEYİ,SEKTÖRÜ, FİRMAYI VE TÜM EKONOMİYİ KAPSAYACAK ADİL, DENGELİ, ÖLÇÜLÜ VE MAKUL; HAKSIZ REKABETİ, KÖTÜYE KULLANILMAYI ÖNLEYEREK SERBEST REKABETİ VE KAYNAK VERİMLİLİĞİNİ, KAYNAK HARCAMA DENGESİNİ SAĞLAYACAK KALICI TÜM ÜLKE ÇAPINDA YAYGIN ADİL, ÖLÇÜLÜ TEŞVİK VE DENETİM SİSTEMİ KURULMALIDIR!

 

 

KALICI KURUMSAL VE İŞLEVSEL ALTYAPI OLUŞTURULMALI, EKONOMİDE KIT KAYNAKLARIN ETKİN VE VERİMLİ KULLANIMI SAĞLANMALIDIR!

 Herkese, her sektöre serbest rekabet şansı sağlamak için uygulanabilecek ana girdilerde uygulanabilecek teşvik tedbirleri paketi:

1)Vergi oranlarının azaltılması

2)Enerji maliyetlerinin ve satış fiyatlarının dünya ile rekabet edebilecek seviyede aşağıya çekilmesi

3)Haberleşme fiyatlarının ucuzlatılması, dünya fiyatlarına çekilmesi

4)Faiz giderlerinin ve diğer finansman masraflarının, harç ve vergilerin azaltılması, dünya ile rekabet edebilecek düzeye çekilmesi  

 

 

5)Sürdürebilir kalıcı büyüme stratejisi ile sürekli kriz korkusundan, yarın ne olacak psikozundan kurtulmak; orta ve uzun vadeli stratejik hedefler hiyerarşisini oluşturmak ve uygulanabilir işlevsel hedefler kümesini türetmek

6)Geleceğe güvenle bakabilmek için ekonomi yönetimini IMF yerine Milli Bilgeler heyetine bırakmak

7)Ülke idaresini hür düşünen akıllı becerikli zeki hünerli iyi eğitim görmüş dünya ile bütünleşmiş profesyonel ehil ellere teslim etmek, bu maksatla seçim sistemini ve siyasal partiler kanunu, Anayasa nın engel kısıtlayıcı maddelerini değiştirmek, zayıf kesimlere de sosyal hukuk güvencesini, asgari yaşam kalitesini sağlamak

 

 

 

DÖVİZE SPEKÜLATİF HÜCUM NOKTASI VE TOPLAM OLASI DÖVİZ KAYBI NASIL HESAPLANIR?

 

 

Türkiye de, 1994 ve 2001 krizleri kısa vadeli para ve sermaye hareketleri kullanılarak siyasi amaçlarla işbaşındaki hükümetleri devirmek maksadıyla çıkarılmıştır.

 

Yıllardan beri, Türk ekonomisinden batı ekonomilerine ,yüksek faiz oranları, yüksek döviz kurları ve yüksek enerji fiyatları kullanılarak milyarlarca dolarlık kaynak transferi yapılmıştır. İthalat ve ihracatın döviz kuruna duyarlılığının ölçülmesinde Hazine ve Merkez Bankası tarafından “kurun esneklik eğrisi” çalışması yapılır.  2001 den beri uygulanan “yüksek faiz, düşük kur” politikası da yanlıştır.Merkez Bankası, ithalatın kur ile değişimini gösteren bir araştırma yaptı. Merkez Bankası’nın araştırması, etkilenme oranı bakımından  toplam ithalat ve ihracatta çok önemli payı olan Makine-Teçhizat ve Hammadde-Malzeme ithalatını irdelemektedir. Buna göre ithalat daha çok yurt içinde üretilemeyen mal ve hizmetlerin ikamesi amacıyla yapılmaktadır. Döviz kuruna duyarlılık ise toplamda %20 oranını geçmemektedir. Ucuza temin, kalite ve finans kolaylığı da döviz kuruyla birlikte, ithalatta diğer önemli belirleyici faktörler olmaktadır.

 

Türkiye de ekonominin büyümesi neden durdu? Neden Türkiye küresel kriz bizi teğet geçecek denilirken krizden en çok Türk ekonomisi etkilendi, ihracat patlayacakken tersi oldu ve işsizlik patladı.Neden millet IMF ile büyümenin tekrar başlayacağını sanıyor?

Adı üstünde küresel kriz talep yetersizliğinden ve atıl kapasiteden yani dünya daki gelir dağılımı bozukluğundan, piyasaların bankalar başta olmak üzere tekelleşmesinden kaynaklandı.

Ekonomiye para girmesi değil, bu paranın doğru ellere gitmesi ve talebin artması önemli değil mi? Uluslar arası piyasalarda para bolluğu var, arz bolluğu var, ama talep yok. Talep para ile satın alınabilir mi? Alt gelir gruplarına sosyal gelir transferlerini artırırsanız talep artışı sağlarsınız. Halbuki Almanya bunun tersini yaparak HartzIV kanunları ile halkın talebini azalttı.

Türkiye de ekonomik krizler hep “döviz” bitince çıkardı, çünkü Cumhuriyet hükümetleri Paranın değerinin kanunla korunabileceğini sanıyorlardı. Paranın değeri üretim kapasitesi ve arz talep dengesinin iç ve dış talep ile birlikte sağlanmasıyla korunur. Hem karşılığı olmayan para basacaksınız, hem de kanunla paranızın değerini korumaya kalkacaksınız. Hem gaz hem de fren pedalına aynı anda basılır mı? Türkiye de hep talep olduğu halde, dövizsizlikten yatırım ve üretim yapılamaz, arz talebi karşılamazdı. Bunun sonucunda döviz darlığı ekonomik ve mali krizi tetiklerdi. Sadece dövizle ekonomik dengeler sağlanamaz. Dövizle tasarruf ve dövize hücum, Türkiye de vatandaşların kendi ülkesine ve devletine, kendi ekonomisine güvenlerini iyice kaybettiklerininm ifadesidir. Döviz bir anda ekonomi de duran çarkları çalıştırmaz, ithalatı artırır.

Yabancılar Türkiye ye daha çok mal satabilmek ve daha çok borçlandırarak faiz almak ve dediğini, istediğini yaptırmak, siyasi baskı uygulamak için dövizle borç vermektedir. Borçlanılan döviz en çok 6 ay sonra, yanlış satın alma ihaleleriyle tekrar yurt dışına dönmekte, Türk ekonomisinde dolaşmamaktadır.

Ekonomi de kalite bilinci, kaynak değeri ve verimliliği, dışsatım kapasitesi gelişmedikçe daima yüksek faizle döviz bulunarak borçlanılır. Dökme taşıma değ,rmen döner mi? Kendisi döviz kazanmayan ülke de firma da sürekli dövizle borçlanırsa bir gün iflas eder, batar.

 

24 Şubat 2010 tarihli Milliyet Gazetesinde Güngör Uras’ ın yazdıkları aynen doğrudur: ‘ Bu defaki kriz milli kriz değil. Küresel kriz: Bu kriz döviz yokluğundan, arzın talebi karşılayamamasından çıkmadı. Tersine talep daralmasından çıktı. Yatırım ve üretim için yeterli döviz var. Hem de ucuz döviz var. Ama içeride ve dışarıda talep olmadığından yatırım ve üretim yapmak isteyenler yapamıyor. Mevcut kapasitelerini kullanamıyor. Bu kriz yatırımcıya ve üreticiye döviz dağıtmakla, para, kredi vermekle çözülemez. Bu kriz ancak talebin canlanmasıyla çözülür. Talep ise insanların gelirleri artınca, insanlar para harcamaya başlayınca çözülür. Şimdilerde döviz var, talep yok

Ekonominin canlanması için, üretim ve istihdam artışının başlaması için üreticinin paraya ihtiyacı yok. Onların cebine tüm IMF dövizi konulsa ekonomide büyüme başlayamaz. IMF parası ile ekonomiyi harekete geçirmenin tek bir yolu vardır. IMF parası tüketicinin cebine konulur. Tüketici bu parayı harcar. Talep canlanır. Talep canlanınca yatırım, üretim artar. Bu da olacak bir şey değildir. ‘

 

Ekonomide tasarruflara dayanan büyüme sağlıklı ve kalıcı büyümedir. Borçlanmayla büyüme ise borç verenler adına ödünç ve geçici aldatıcı büyümedir. Faiz dışı fazla gibi komik kavramlar da bunu ifade etmektedir.

Dövizle borçlanma dövizi ucuzlatır, ithalatı patlatır, işsizliği artırır ve üretimi azaltıp ekonomiyi daha da küçülterek yeniden krize sokar. Tüm dünya da nedense aynı hata yapılmaktadır. Düünyadaki para fon akımlarını iyi yönetemeyen bankalara, aynı kanallardan para pompalanmaktadır. Bu yaklaşım tamamen yanlıştır. Sonuçta Bankalar ellerinde toplanan parayı satacak müşteri bulamadıklarından yeniden batacaklardır. Böylece küresel kriz sadece aldatıcı olarak ertelenmiş olacak, ancak kesinlikle çözülmüş olmayacaktır. Hayat ve tabiat, kesinlikle klasik ekonomi kitaplarında yazıldığı gibi işlememektedir. Adeta din kitabı haline getirilen ekonomi kitapları yanlış varsayımlara dayandırılmaktadır. Tabiatta sonsuz büyüme yerine sürekli değişim ve denge kavramı vardır ; değişim en ince detayda saklanan ve kimsenin akledemeyeceği bir ayrıntı ile tetiklenir. Bu ayrıntıyı hesaplabilmek, önceden kestirebilmek için sonsuz hafıza kapasitesine sahip karar destek sistemleri ile tüm ihtimallerin soyut senaryolar halinde canlandırılarak test edilmeleri gerekir. Bu da mümkün değildir.

 

Nasıl ki deprem de, ürken bir canlı tüm sürüyü önceden içgüdüsüyle sezip uyarır ve tüm sürüyü kurtarırsa , ekonomi de de iyi bir ekonomi yönetimi tüm ülkeyi kuratarabilir. Küresel kriz adeta bir depremdir. Aniden milyarlarca dolar yok edilmiştir. Bu yokluk arz talep dengesini tamamen bozmuştur. Dünya ekonomisinin arz artışına,paraya değil, talep artışına, gelir dağılımının düzeltilmesine, faiz mekanizmasının dışına çıkılmasına, ya da yeni sosyal transferlerle dengelenmesine, işsizliğin önlenmesine ihtiyacı vardır. 


Aşağıda ki grafikle anlatılmak istenen, piyasalarda yaşanabilecek bir deprem sonrasında oluşacak döviz değerinin doğrusal artışıyla birlikte, dövize spekülatif hücum dalgasının sonucunda , nasıl büyük bir döviz kaybının yaşanacağıdır. Türkiye de üretim yapısı ve gelir dağılımı bozukluğundan ekonomide her şey her şey dövize endekslenmektedir. Bu en büyük yanlıştır, sömürge ülkesi olmak demektir. Asıl mesele adil gelir dağılımı ile üretim ve tüketimi kalıcı olarak dengede tutmaktır. Bütçe açıklarına ve dövizle borçlanmaya son vermek, tasarruflarla yatırım yaparak ihracatı artırmak önemlidir. Bu da fert düzeyinde eğitim ve bilgi birikimi artışına, know how artışına, ihracat kabiliyeti olan kaliteli yeni marka ve patentlerin geliştirilmesine araştırma ve geliştirme laboratuarlarının kurulmasına bağlıdır.

BANKALARDA DENETİM ve İÇ KONTROL YAPISI EKSİKLİĞİNİN SONUCU: FİNANSAL KRİZ

 

 

Ekonomik krizin başlangıcı olan finansal kriz bankacılık sektöründen kaynaklanmıştır. Bu finansal krizin en önemli sebebi de yıllardır sektörde süregelen denetim eksikliği ve bankalardaki iç kontrol yapılarının zayıf oluşudur.

Bankacılıkta denetim ve gözetimin yetersizliği bankaları aşırı risk almaya teşvik etmekte, düzgün işlemeyen mevduat sigortası sistemi banka sahiplerini grup içi kredileri ve vade uyumsuzlukları böyle bir ortamda kabul edilmez boyutlara ulaşmakta ve

batmasına göz yumulmayacak kadar büyük ( too big to fail) kuruluşların oluşmasına engel olunması gerektiğini, denetim ve gözetim birimlerinin bağımsız çalışmaları ve gereken kaynak ve yetkilerin aktarılması gerektiğini

 Merkez Bankası döviz rezervlerinin pek öyle aşırı güven verecek bir faktör olmadığı, çünkü Kore örneğinde görüldüğü gibi, bir kez finansal sistem çöker ya da zayıflık gösterirse hiç bir rezervin bu çöküşü durduramadığını, üstelik bu yöntemin maliyetinin de çok yüksek olduğu görülmüştür.

 

BANKACILIĞIN ALTIN KURALI:

 

Bankalar, kanunlar gereği, borç verme riskleri oranında özsermayelerinden karşılık ayırırlar. Bankalar tasarruf sahiplerinin vade yapılarına ve faiz oranlarına göre, mevduata masraf ve risk primi ekleyerek isteyenlere borç verip kredi kullandırırlar.

Kredi alanlar daha uzun vade ile borçlanmak isterlerken, tasarruf sahipleri daha kısa sürelerde bankalara paralarını yatırmak isterler. Gelecek riskleri vade süresi ile orantılıdır. Eğer bankalar, tasarruf sahiplerinden aldıkları kısa süreli borçlara karşılık, uzun vadeli borç verip kredi kullandırırlarsa vade uyuşmazlığı riskine girerler. Yüksek faizli mevduatla düşük faizli kredi verirlerse basit faiz riskine girerler. Döviz cinsinden kredi verip, yerli para ile mevduat toplarlarsa döviz ve kur riskine girerler. Ayrıca Bankaların kredi anlaşmalarından ve çalışanşların kusurlarından doğan işletme riskleri vardır. Uzun vadeli kredilerin, yine uzun vadeli tasarruflarla refinanse edilmesi zorunluluğuna, bankacılığın altın kuralı denir.

 

Örneğin, Almanya da 1923 de öngörülmeyen bir hiperenflasyon yaşandı ve Alman bankaları özsermayelerinin ve yabancı sermayelerinin üçte ikisini kaybettiler. İç piyasada Bankalara olan güven azalınca, kimse faizler yüksek de olsa parasını uzun vadeli olarak bankalara yatırmak istememekteydi. Bunun üzerine Berlin Bankaları, uzun vadeli kredi kaynaklarını, dış piyasalardan sağladıkları kısa vadeli kredilerle ya da Merkez Bankasına borçlanarak (Reichsbank) refinanse ettiler. Bunun sonucunda, Bankalara para kullandırınca ayırmak zorunda olduğu kanuni döviz karşılıkları yüzünden Reichsbank ın döviz reservleri önemli ölçüde azaldı.

Uzun vadeli yatırımların kısa vadeli ve döviz cinsinden kur riski ile borçlanılarak finanse edildiği, 1923 lerdeki gibi enflasyonist ortamlarda, banka yönetimlerince öngörülemeyen vade uyumsuzlukları ve kur riskleri ile likidite tuzağına düşülebilir. Burada tek çare sağlam kaynaklar bularak ya da devlet desteğiyle özkaynakları artırmaktır.

 

 

Almanya da, Josef Ackermann (Deutsche Bank Genel Müdürü ) ayda 1.165.000.00 Euro kazanmaktadır. Bu para sonuçta tasarruf sahiplerinin cebinden çıkmaktadır, ancak tasarruf sahiplerinin gücünü, onların adına, Josef Ackermann kullanmaktadır. Bu parayı kazanmak için Ackerman ne yapmaktadır? Toplumda nüfuz ve etki alanı, güç sağlamaktadır. Bu parayla siyasi partiler ve hükümetler satın alınamaz mı?

 

Nouriel Roubini, New York Stern School Profesörü, ve Almanya Heidelberg den Max Otte 2005-2006 yılından beri Ameriaka da Mortgage krizi olacağına dair yazılar, kitaplar yazarak piyasaları, yatırımcıları ve karar vericileri krizin geleceğini haber verip, toksik yatırım araçları konusunda ikaz etmekteydi. (Bkz. Max Otte, 2006, der Crash kommt- Kriz geliyor)

 

Toksik yatırım araçları denilince, Toggle Bonds, CDOs, ABS, MBS, CMBS, CDS, Pay-Option ARMs, Teaser Rates und ALT-A Loans gibi çeşitli karmaşık finans türevleri ve krediler satılarak yapılan ikincil üçüncül derecede borçlanmalar anlaşılmaktadır.

 

 

 

İç denetim,

Bağımsız dış denetim

devlet(resmi) denetimi: TCMB yanında Maliye Bakanlığı, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı                                       

 

 

Soros’tan bomba gibi iddia

Dünyanın en etkili para piyasacısı ve piyasa oyuncusu bir başka deyişle spekülatörü George Soros geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklama ile piyasaları şaşkına çevirdi

 

Ünlü finans yatırımcısı Soros ‘un iddiası Wall Stret’in ünlü Hedge fon yöneticileri ile ilgili ilgiliydi. Soros, Wall Street’in hedge fonu yöneticilerinden bir kaçının bir akşam yemeğinde biraraya gelerek ortak para birimi olarak yıldızı parlayan ve dünyanın rezerv para birimi olmaya aday gösterilen euronun değer kaybetmesine yönelik bir komplo içinde olduklarını iddia etti.

Krizin baş göstermesi ile birlikte hızla değer kaybeden doların yıl içinde tam 32 para birimi karşısında hızla erimesi, dünyadaki ekonomik ve politik dengelerin doğuya kayması ”doların ölümü, doların sonu mu geliyor” gibi spekülatif hareketlerin sık sık gündeme gelmesi   Soros’un iddiaları ile yan yana gelince akılları epey karıştırdı.

Soros fon yönetimi başkanı George Soros Manhattan’da “Euro’nun ölümü” için hazırlanan fikir toplantısına kendisinin katılmadığını ancak şirketinin yemekte temsil edildiğini kabul etti.

 

Soros, spekülatörlerin akşam yemeğinde euro/dolar paritesinde euro aleyhine girişimde bulunmak amacıyla bir araya geldiklerini öne sürüyor.Soros Aralık 2009’da 1.51 olan euro (/dolar paritesinin 1.34’lere düşmesini de bunu bağlıyor.

 

Bu arada Avrupa Merkez Bankası FED’in başkanı Ben Bernanke’nin Wall Street’in ünlü yatırımcısı Goldman Sachs ve diğer Wall Stret yatırımcıları ile ilgili açıklamaların Soros’un açıklamaları ile aynı tarihlere gelmesi söz konusu komplonun gerçekçiliği konusunda dikkatleri daha çekiyor.

 

Bernanke Yunanistan’ın borçlarını gizlemesi konusunda işbirliği yaptığı Goldman Sachs ve diğer Wall Street yatırımcısı şirketleri yakın takibe aldı ve şirketlerin bu konuda rollerini araştırıyor.

Bilindiği gibi Yunanistan ve Goldman Sachs arasındaki karmaşık ”döviz takası” finans anlaşması, AB istatistik kurumu Eurostat tarafından ortaya çıkarıldıktan sonra AB tarafından da soruşturulmaya başlanmıştı.

 

AB, Yunanistan’a, konuya ilgili ayrıntıları vermesi için bu ay sonuna kadar süre tanımıştı. Yunanistan Maliye Bakanı Yorgo Papaconstantinou, ülkesinin, 2001 yılında bu tür finansal anlaşmaları kullanan tek ülke olmadığı konusunda ısrar etmişti.

Finansal krizden sonra Goldman Sachs ve diğer Wall Street şirketleri, yatırım bankacılığından bankacılık holding şirketlerine dönüşmüştü.

 

Bernanke, Wall Stret’te işlem yapan bazı traderların ülkelerin CDS’leri ile ilgili yaptıkları işlemlerin adil olmadığını ve bu CDS’le ile ilgili haksız işlem yapanların yakın takibe alındığını da açıklamıştı.

Risk, Risk İştahı, Riskin Sayısallaştırılması

Risk Ölçümü İle İlgili Ulusal Ve Uluslararası Düzenlemeler: Basel II Ve BDDK Düzenlemeleri

Finansal Zaman Serileri, Tanımlayıcı İstatistikler, Risk Modellemesinde Kullanılan Yazılımların Tanıtımı (Eviews, Matlab, TSM, Ox, Gauss)

Getiri Ve Oynaklık Öngörüsü, Zaman Değişken Süreçler, ARCH Ve GARCH Modelleri

Portföy Riski, Riskin Dağıtılması, Oynaklık Geçişkenliği, Çok Değişkenli GARCH

Temel Risk Faktörlerinin Modellenmesi (I): Piyasa (Faiz, Kur, Hisse Senedi, Opsiyon, Emtia Ve Takas) Riski,

 

Bankaların Finansal Sistemdeki Rolleri ve Temel İşlevleri

Bankaların Mali Tabloları ve Bilanço Altı Bankacılık

Bankaların Mali Tablo Analizi ve Analiz Teknikleri

Bankalarda Örgütlenme ve Kurumsal Yönetim

Bankalarda Sermaye Yönetimi

Mevduat ve Mevduat Dışı Kaynakların Yönetimi

Bankalarda Likidite Yönetimi

Banlarsa Kredi Yönetimi

Karlılık, Risk ve Gelir Yönetimi

Bankalarda Büyüme, Birleşme ve Uluslar arası Bankacılık

Bankalarda performans Yönetimi

 

Riskten Korunma ve Türev Ürünler

 

Türev Ürünler Ve Türev Piyasalar

Forward Sözleşmeler

Future Sözleşmeler

Future Piyasalarının İşleyişi

Future Sözleşmelerinin Fiyatlandırılması

Future Sözleşmeleriyle Riskten Korunma Yöntemleri: Hedging

Opsiyon Sözleşmeleri

Opsiyon Sözleşmelerinin Fiyatlandırılması

Opsiyon Sözleşmeleriyle Riskten Korunma Stratejileri: Hedging

Swap Sözleşmeleri

Swap Türleri

Swap Sözleşmeleriyle Faiz Riskinin Yönetimi

Swap Sözleşmeleriyle Kur Riskinin Yönetimi

 

Finansal Piyasaların Analizi ve Karar Verme Teknikleri

 

Finansal Sistemler ve Kıyası – Dünya ve Türkiye

Makro Ekonomik Göstergeler ve Finansal Piyasalara Giriş

Para/Tahvil Piyasaları – Faizlerin Temel Analizi

Para/Tahvil Piyasaları – Enstrümanlar

Döviz Piyasaları – Döviz Kurlarının Temel Analizi

Döviz Piyasaları – Enstrümanları

Türev Piyasalar ve Enstrümanlar (Vadeli İşlem Borsası)

Ekonomik Tahmin ve Projeksiyonlar

Finansal Piyasalarda Yatırım ve Spekülasyon

Kurumsal Yatırımcı Türleri – Hedge Fund’lar, Özel Sermaye, Risk Sermayesi

Finansal Krizlerin Analizi

Türk Bankacılık Sistemi, 2001 Krizi ve Alınan Dersler

 

Yatırım Analizi ve Portföy Yönetimi

 

Yatırım ve Portföy Yönetimi Sürecinde Riskin Ölçümü ve Kontrolü

Spesifik ve Sistematik Risk

Sermaye Varlıklarını Fiyatlama Modeli (CAPM)

Arbitraj Fiyatlama Modeli

Piyasa Etkinliği

Temel ve Teknik Analiz

Portföy Yönetim Stratejileri

Vadeli ve Futures İşlemler

Opsiyon Sözleşmeleri

Portföy Yönetim Performansının Ölçümü

Davranışsal Finans ve Portföy Yönetimi

Ölçme ve Değerlendirme

Portföy Simülasyon Oyunu

 

Bankacılıkta Müşteri İlişkileri Yönetimi ve Satış

 

Satış Gücü Yönetimi

Zaman Yönetimi

Planlama

Delegasyon

Satış Ekibi Toplantıları

Satış Becerileri

Etkin İletişim Ve İfade Yönetimi

Yüzyüze İletişim/Dinleme/Konuşma

Telefonda Ustalık/Müzakere

Müşteri İlişkilerinde Temel Gereklilikler

Müşteriyi Analiz

İlişki Yönetimi

Müşteri Takibi

Satış Görüşmeleri

Satış Korkuları

Segmentasyon

Fiyatlama

Çapraz Satış

Müşteri Ziyareti Öncesi Ve Sonrası

Ekip Çalışmasıyla Etkin Müzakere Ve Satış

Yeni Müşteri Kazanımında İzlenecek Yöntemler

Finansal Risk Yönetimi (KPMG)

İşletme başarısızlıklarındaki artış ve katı mevzuat düzenlemelerinin ortaya çıkması, organizasyonlarda mali risklerin daha verimli yönetilmesi konusunda baskı yaratmaktadır. Müşteri organizasyonları kredi, piyasa, likidite ve operasyonel riskleri idare etmeleri gerektiğinin farkında olmalarının yanı sıra, karşılaştıkları risklere dayanabilecek yeterli düzeyde ekonomik sermayeyi sağlamalıdır.

Risk yönetimi oldukça karmaşık ve çoğunlukla birbiriyle ilgili riskleri kapsamakta olup, detaylı yöntem ve araçlara ihtiyaç duyar. Sarbanes Oxley, Basel II, Solvency II ve sermaye maliyeti, harcama ve kaynak getirmekle birlikte, yönetime kurumsal strateji oluşturulmasında riskin ana etkenlerden biri olarak algılanmasında yardımcı olur.

Operasyonel Risk Hizmetleri
Bilgi teknolojileri ve kişiler gibi operasyonel riskleri değerlendirerek, süreçlerin ve yönetişimin geliştirilmesine yardımcı oluruz.

Kredi Risk Hizmetleri

Finansal hizmet sunan kurumlar özellikle kredi risklerinin yapıları ve ölçüm yöntemlerinin incelenmesi ve organizasyonun çeşitli kısımlarındaki göreceli kredi kalitesinin değerlendirilmesi hizmetlerimizden yararlanabilirler.

Piyasa Riski Hizmetleri

Hisse senedi piyasalarda son dönemlerde meydana gelen dalgalanmalar, piyasa riskinin ne şekilde yönetildiğinin incelenmesi gerektiğini ortaya koymuştur.. Birlikte, pazar risk yönetimi çerçevesi oluşturabilir, fiyatlama modelleri yaratabilir, portföy ya da işlemleri değerlendirebilir ve stres testi yapabiliriz.

Hazine Risk Hizmeti

müşterilerinin faiz ve kur değişim risklerine karşı kendilerini koruma mekanizmaları geliştirmelerine, türev ürünler için finansal muhasebe sistemi yaratmalarına Aktif, pasif yönetimi hizmetleri, alım satım kontrol yönetimi, risk fiyatlaması, transfer fiyatlaması, koruma yönetimi ve sermaye dağıtımı yönetimi hizmetleri sunmaktayız.

Likidite Hizmetleri

Çok fazla nakit tutmak maliyetli olabilir ve büyümeyi geriletebilir, aynı şekilde çok az nakit tutmak da bir kurumun varlığını tehdit edebilir. Likidite yönetim süreçleri müşterilerin uygun seviyede nakit tutmalarına yardımcı olacaktır.

Emtia ve Enerji Risk Hizmetleri

Hem enerji şirketlerinin, hemde belirli emtiaya dayalı sektörlerin fiyat ve arzdaki değişikliklere karşı modelleme, değerleme ve fiyatlama, gerekse dayanıklılık ve uygunluk hususları

Ekonomik Sermaye

Hisse sahiplerinin kârlılığını korumak için riskleri ölçer.Borçlulara daha büyük ekonomik güvence vermek için riski sermayeyle ilişkilendirir.

Stratejik karar almayı destekler.

 

BASEL II

Yeni sermaye düzenlemesi Basel II, finans şirketlerine risk ve varlık yönetimini geliştirmekte ve oluşabilecek finansal tehlikeleri önlemekte yardım etmek amacıyla oluşturulmuştur. Tüm banka kuruluşlarının, karşılaşabilecekleri risklerin üstesinden gelebilecek seviyede yeterli sermayeyi ellerinde bulundurmaları amacıyla toplam riske oranı %8 olacak şekilde sermayeye sahip olmaları gerekmektedir.

Basel II’nin getirdiği düzenlemelere uymak için, finansal kuruluşların karşılaşabilecekleri riskleri, potansiyel etki ve ilişkilerini de göz önünde bulundurarak, net bir şekilde anlamaları gerekir. Yönetimin, elinde bulunan verileri, alacaklı analizini ve risk yönetimini göz önünde bulundurarak bu uyum sürecine kendisini, hazırlaması gerekmektedir.

Müşterilerimiz uygulama başlamadan, düzenlemelerin işletme üzerinde yaratacağı etkilerin bilincinde olmalıdır:

  • Karar almada risk verileri nasıl kullanılır?
  • Yasal sermaye nasıl hesaplanır?
  • Bazı pazarlardan çekilmeli miyiz?
  • Analistler, müşteriler ve hissedarlar bizi nasıl görecekler?

Basel II’nin müşterinin işletmesine uygulanması

risk, yasal mevzuat, Finansal Risk Yönetimi ve yeni sistem ve oluşumların hızlı uygulanabilirliği

Performans artışı sağlamak için

  • Ürün Portföyü
  • Müşteri profili
  • Mevcut yönetim uygulamaları
  • Verilerin kalitesi ve ulaşılabilirliği
  • Mevcut Bilişim Sistemleri altyapısı

risk yönetimi araçlarının ve teknolojinin, müşterinin hem yasal hem de kendi iç hedeflerine ulaşabilmesi için nasıl birleştireceği ve yöneteceğini anlamak Müşterinin Basel II sonrası ne tür bir model istediği ve grup içerisinde nasıl tutarlılık sağlanabileceği

  • Veri yönetimi
  • Mevzuat incelemesinin kapsamı
  • İç sermayeyi ölçme yöntemi

Etkili metodoloji

 ispatlanmış bir metodolojiye müşterinin durumuna göre yeniden biçim vererek Basel II’den en üst düzeyde değer sağlamaya yardımcı olur.

Yönetişim ve Risk Yönetimi Yapılandırması

Doğru yere doğru bilgi akışının sağlandığından ve her yapılandırmanın yönetim kurulunun risk yaklaşımıyla uyumlu olduğundan emin olmak için müşterinin iletişim yöntemleri gözden geçirilir.

Kredi Riski Yönetimi

Şirketin, risklerle uyumlu sermaye getirisi ve ekonomik sermayeyi de kapsayan portföy yönetimine sahip sağlam kredi riski politikasına sahip olması önemlidir.

 

§        Risk değerlendirmesi

§        Kontrol faaliyetleri

§        Bilgi ve iletişim

§        Gözlemleme

 

Basel-II hükümleri kısaca, sermaye yükümlülüğünün hesaplanma şekli ile maruz kalınan risklerin nasıl yönetileceği ve sermaye yeterliliğinin nasıl değerlendirileceği ve nasıl kamuya açıklanacağına ilişkin hususları kapsamaktadır. Basel II kararları ile riske duyarlı sermaye yeterliliğiyle birlikte denetim ve piyasa disiplinin sağlam temellere oturtulması, risk yönetimi ve finansal istikrarın sağlanması amaçlanmaktadır.Basel II’de, Basel I’den farklı olarak operasyonel risk için de sermaye bulundurma yükümlülüğü getirildiğinden operasyonel risk yönetimi Basel II’nin temel felsefesini oluşturmaktadır.Ayrıca Basel II kapsamında Bankaların sermaye yeterliliğine özgü detayları kamuya açıklama zorunluluğu getirilmektedir.BIS’ın iç kontrol ve iç denetim ile ilgili olarak yayınlamış olduğu dokümanlara genel olarak bakıldığında, BDDK tarafından çıkarılan Bankaların İç Sistemleri Hakkında Yönetmelik hükümlerinin büyük oranda sözkonusu dokümanlarla paralellik gösterdiği görülmektedir. BDDK tarafından 30.05.2005 tarihinde Basel II’ye geçiş sürecine ilişkin yol haritası açıklanmış ve bu yol haritası kapsamında; Mart/2007’de Basel II’nin sermaye yeterliliği düzenlemesi yayınlanacak, Ocak/2008’de ise Basel II kriter hükümleri uygulanmaya başlanacaktır. 

 

II- BASEL II’ SÜRECİNİN TÜRK BANKACILIK SİSTEMİNE YANSIMALARI

Sonuç olarak önemli bir bölümünde bağımsız teftiş, iç kontrol ve risk yönetimi işlevlerinin yerine getirildiği, çağdaş risk yönetimi ve teknikleri konusunda ciddi yatırımlar yapıldığı gözlenen Türk Bankacılık Sektörü’nün genel olarak Basel II sürecine hazır olduğu gözlenmektedir.

http://www.dpt.gov.tr

http://www.hdt.gov.tr

http://www.bddk.org.tr

http://www.bis.org

 http://www.tbb.org.tr

http://www.bankaciyizbiz.com

 

 

 

 

 

 

KAPİTAL ENERJİ İŞGÜCÜ ZAMAN VE FAİZ OTOMATİZMASI; EKONOMİK DENGE ÇEVRİMLERİ

 

 

f(K,E,A, t, T)= i(t)+ji(T)

 

Üretim tüketim için yapılır. Talebi olmayan arz kıymet ifade etmez. Para ve sermaye sahibiyseniz, gerekli bina ve makine teçhizatını satın alır, fabrika kurar ve istediğiniz malı üretirsiniz. Ancak ya istediğiniz beklediğiniz kadar satamazsanız? O zaman zarar eder, kurduğunuz fabrikayı kapatırsınız. Satabilmeniz için rakiplerinizden daha uygun fiyat ve kalite de üretmelisiniz. Parçabaşı maliyetlerinizin düşük olması gerekir. Bunun için de uygun kapasite, ucuz ve kaiteli iş gücü, ucuz hammadde, düşük vergiler, ucuz enerji, ulaşım ve haberleşme giderleri, uygun faiz oranlarıyla bankalardan uygun şartlarda borçlanabilmeniz ve bu sayede rekabet kabiliyetinizi teknolojinizi yenileyerek ve geliştirerek sürekli artırmanız, ürünlerinizi çeşitlendirmeniz gerekir.

 

Rakiplerinizin, %10-20% oranında özsermayeleri karşılığında sizden daha uygun şartlarda daha uzun vadeli borçlanarak, kapasite artırımına ve yeni teknoloji yatırımına giderek, diğer önemli girdileri (enerji, haberleşme, ulaşım, vergi, finans) daha uygun şartlarda ve daha yüksek kalitede sağlamaları halinde sizin hiçbir serbest rekabet şansınız kalmaz.

Örnek, Türkiye de 80 Milyar dolarlık tekstil makine teçhizatı hurda yığını halinde durmaktadır. Bu makine ve teçhizat yatırımları, 1980 li yıllarda Özal döneminde, hazine garantili dünya bankası kredileri ile finanse edildi. Bu kredilerin en önemli kullandırılma ön şartı, çalışan işci başına makine teçhizat tutarının 20.000 ABD dolarını geçmemesiydi.

O zamanlar, Avrupa da ve dünya piyasasında tekstil makine ve teçhizatının çalışan işci başına yatırım tutarı 100.000 Euro seviyesindeydi. Bu ne demek oluyordu, ne anlama geliyordu? Türk tekstil sektörüne ikinci üçüncü kuşak eski teknoloji satın alarak yatırım yapmaları, daha finansman aşamasında Dünya Bankası kredilerinin kullandırma önşartı olarak dikte ettiriliyordu. Buna Hazine ve Hükümet, Türk Tekstil yatırımcısı nasıl razı olmuştu?

O zamanlar Türkiye de iç piyasada faiz oranları %80 lerde iken, bu kredilerin döviz olarak toplam faiz oranları %30 lardaydı. Ünlü sanayiciler bu kredileri kullandıran TSKB ve SYKB Uzman ve idarecileriyle görüşmek ve ucuza yatırım yapmak için can atıyorlardı. Bir de bu yatırımcılar yurt dışından kullanılmış, muhasebe kayıtlarından düşmüş hurda makina ve teçhizata, az nakit ödeyip vergi farklarını da ödeyerek aldıkları yüksek faturaları TSKB ve SYKB ye ibraz etmekteydiler. Böylece neredeyse bedava maliyetle, 10-20 yıl sonra hurda yığını haline geleceğini bilerek, Dünya Bankası kredilerini eski teknolojileri satın alarak kullandılar ve devleti borçlandırdılar. Kendileri ise 2009 larda yapmacık olarak, tekstil sektörü iflas etti diyerek bu danışıklı dövüş sonunda ağlaşmaktadırlar. Türkiye ye dış kredi veya yardım olarak giren dövizler, en fazla birkaç ay için de İsviçre bankalarına şahıslar adına şifreli hesaplara yatırılmaktadır.

 

Bir başka örnek daha vererek, Türkiye nin nasıl sömürüldüğünü ve geri bıraktırıldığını somutlaştırmak isterim. Yurtdışındaki firmaların ticari temsilciliğini alarak, Türkiye de otomotiv ticareti yapan bir firma, özellikle MSB ve TCDD İhalelerinde Bakana ulaşarak ihaleler alıyordu. Finans koordinatörünü sık sık değiştiren bu firmanın doğru dürüst muhasebe kayıtları da yoktu. Araçları uygun fiyatlarla yurt içi ve yurtdışı fabrikaların yıllık üretim programlarından, avans ödeyerek sipariş ediyordu. Bu araçları kırsal kesime aylık %8-10 vade farklarıyla az bir peşinatla satıyordu. Bir de otomotiv ticaretinin yanı sıra, inşaat ve turizm firması kurmuştu. Akdeniz ve Ege sahillerinde, Turistik oteller yapıp satıyordu. Müşterilerden aldığı senetleri ve Otelleri karşılık göstererek sürekli değiştirdiği finans koordinatörleri de kullanarak, Bankacıları beş yıldızlı otellerde misafir ediyor, yediriyor içiriyor ve habire güvence değerinin çok üstünde banka kredisi kullanıyordu. Örneğin 20.000.000 TL kredi almışsa, bunun 5.000.000 TL sını inşaata harcayarak yeni otel inşaatına başlıyordu. Kredinin, geriye kalan 15.000.000 TL sını önce yurt dışına bir hesaba transfer ettiriyordu; daha sonra da bunu döviz kredisi imiş gibi geri getirerek otomotiv pre-finansmanında kullanıyor ve hiç vergi ödemiyordu.

Yeni otel inşaatı iki yıl sonra tamamlanınca, finans koordinatörü aracılığıyla, 5.000.000 Tl ya malolan otelin gerçek değerini, Banka uzmanlarını besleyip yedirip içirerek, bilirkişileri de kullanarak 20.000.000 TL ya muhasebeleştirerk kredilerini kapatıyordu.

Şimdi böyle ahlaksız yöntemlerle devleti ve bankaları soyarak, hiç vergi ve faiz ödemeyen bir rakibiniz olursa, ona karşı nasıl ekonomi kitaplarında ve banka kanunlarında, vergi mevzuatlarında yazan kurallara uyan adil dürüst ahlaklı bir yatırımcı olarak rekabet edebilirsiniz? Türkiye nin yanlış şartnameler ve yanlış iç ve dış kredi anlaşmalarıyla nasıl soyulduğunu bu gerçekten yaşanmış örnekle sizlere açıklamak istedim. Şimdi gelin Türkiye nin geri kalmışlığını Müslüman olmasıyla, üstelik tüm Müslüman olan ülkelerin geri kalmış olmalarını da örnek göstererek, açıklamaya çalışanlara gülmeyin?

 

Esas geri bıraktıran ve ülkemizi soyduran bankacılık ve faiz mekanizmasıdır; finansal hilelerdir, sahte faturalardır, sahte bilançolardır, vergi ve gümrük kaçakçılığı yaparak yurt dışına sermaye kaçıranlar, apaçık artı değer hırsızlığı yapanlardır.

 

 

1982 yılında doktora tezimde, enerji piyasaları ile finans piyasaları arasındaki ilişkiyi bir denklemle özetlemiştim. Üretim fonksiyonu olarak artık, arsa-emek-sermaye ve zaman yerine, sermaye-enerji-emek ve zamanı koyalım. Dağıtım fonksiyonu olarak da para ve banka sisteminin en önemli can damarı karmaşık faiz değişkenini, sanal ve gerçek bileşenleri ile tanımlayalım. Dünya piyasalarında finansçılar için geçerli olan karar denklemi bu denge denklemidir. Uluslar arası spekülatörler bu denge denklemine göre sermaye hareketlerine ve faiz oranlarına yön vermektedirler. Esas sömürü mekanizması, para ve bankacılığın temeli olan faiz sisteminden kaynaklanmaktadır. Piyasalarda üretilen mal ve hizmetlerden çok miktarlarda parayı, çarpan etkisiyle çoğaltarak varlık değerleriyle önceden planladıkları gibi kumar oynayanlar bankalar, uluslar arası ve çok uluslu şirketler, para ve sermaye sahipleridir.

 

 

Elektrik akımı ile finansal fon akımlarının bire bir benzeşimi(Analoji, Tümevarım, Tümdengelim) yapılarak bu faiz otomatizması daha iyi anlaşılabilir.

Gölge bileşen, kör güç olmazsa nasıl elektrik akımı iletilemez ve kullanılamazsa, faiz otomatizmasında da LIBOR (London Interbank Offered Rate, her gün saat 11 de, Londra Bankalararası para piyasasında güvenilir büyük bankaların birbirlerine ABD doları üzerinden borç verme işlemlerinde uyguladıkları faiz oranıdır) tanımlanmadan, uluslar arası para ve sermaye trafiği işletilemez. LIBOR üzerine ülkelerin ve şirketlerin riski ve bankaların karı ile enflasyon oranı eklenerek her bir ülke için geçerli faiz oranları hesaplanmaktadır. Politik istikrarsızlığı yüksek olan Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin risk primi olarak, Libor üzerine üç dört puan eklenerek gerçek faiz oranları yükseltilmektedir.

 

Bir de karmaşık faizin, bireylerin birbirlerine olan güvenini yok eden gölge veya sanal bileşeni vardır. Örneğin, kardeşin kardeşe borç vermeyerek, fazi almak için paraya bankaya koyması kardeşin kardeşe güvenini yok etmez, en azından azaltmaz mı? Tarım ve hayvancılık kesimi otomatize olup yılda üç dört kez ürün alamıyorsa %80 oranında faiz oranlarını kaldıramaz çöker. Köylü çiftçi mazot alamaz, tarlasını ekemez, hayvanını ineğini koyununu besleyemez olur. Özal ve Demirel döneminde, 24 Ocak 1980 kararlarından sonra Türkiye de uygulanan yüksek faizler ve Banker Kastelli nin iflasıyla sonuçlanan macerada, askeri yönetim döneminde Türkiye yüz milyarlarca dolar kayba uğramıştır. 2001 Bankacılık krizinde kaybedilen ise sadece 50 Milyar dolar olmuştur.

2010 yılında ise Türkiye nin dış borcu, 500 Milyar dolar mertebesindedir. Elbette Türk ekonomisi kırılgandır, kendi öz sermaye birikimini sağlayamamıştır. Türkiye en az dış borcu kadar soyulmuştur.

 

 

 

 

 

Yukarıdaki şekil de şematize edildiği gibi, tüm ekonomik alt ve üst sistemler kapalı sistemler olarak modellenmiştir.İç içe her üç çevrimde de aktif politika değişkenleri, sermaye birikimi,karmaşık faiz oranı, enerji teminindeki süreklilik ve güvenilirlik ile enerji fiyatları ve işgücü kalitesi, kaynak verimliliği, eğitim ve sağlık altyapısı ile ulaşım sistemine bağlı kompleks zaman bilincidir. En önemli aktif kaynak ise bilgi ve soyut düşünebilme kabiliyetine sahip, aynı anda hem üretici hem de tüketici olan insandır.

Üretim, tüketim için yapılır; üretilip de tüketilmeyen, talep edilmeyen ne harika bilgi, ürün ve hizmetler vardır; ama sonuçta müşterisi olmadığı için hiçbir değer ve kıymet ifade etmezler.

 

Bu üç çevrim aynı anda herhangi bir sektörde, ülkede bölgede ve dünyada önem sırasına göre şu ana politika araçlarıyla dengede tutulmakta ve uzaktan gerçek güç merkezlerinin, sermaye sahiplerinin güç isteği ve hükmetmeye, kar ençoklamasına odaklanmış kararlarıyla yönlendirilmektedir:

 

1-Karmaşık(reel ve sanal bileşenleri olan) faiz oranları; bankacılık yönetim ve denetim sistemi

 

2-Döviz ve enerji, haberleşme fiyatları, insan, mal, hizmet, para ve sermaye giriş çıkışları,

 

3-Enerji, döviz hammadde, işgücü, sermaye, gıda,konut,elektrik ve su temini güvenilirliği sürekliliği, kalitesi ve fiyatları

 

4-Dolaylı ve dolaysız vergiler, nakit fon akımları, sermaye birikimi, emek kalitesi ve kaynak verimliliği

 

5-Araştırma geliştirme, ulaşım, eğitim, sağlık, gıda, konut ve savunma güvenlik harcamaları; bilgi ve yeni teknoloji üretimi, emek kalitesi ve kaynak verimliliği artışı

 

6-Kültürel değerler, inanç ve ahlak sistemi, tüketim ve harcama kalıpları, çalışma disiplini, organizasyon yapısı, ve toplumsal altyapı

 

Türkiye’ yi yöneten hükümetler, bu üç ana çevrimi ve politika araçlarını, dengeli gelir dağılımı ve kalkınma modelleri ile doğru ihtiyaç tesbiti ve önceliklerine göre gelecek risklerini belirleyip, kaynak verimliliğini   hesaplamadan hep israfla zaman kaybetmişler ve kendileri akledemediklerinden yabancılar ne istemiş ve önermişlerse onu yapmışlardır. Karma ekonomi, ithal ikamesi, elektrik üretiminde hidrolik-termik dengesi, ulaşımda demiryolu yerine karayoluna öncelik vermek gibi yanlış model, politika ve tedbirlerle vakit geçirmişlerdir. Türkiye nin kaynaklarını, iç ve dış nakit fon akımlarını, tasarrufları doğru projelere, doğru savunma-yatırım teknoloji üretme stratejisiyle altyapı eğitim sağlık yatırım projelerine ve güvenlik politikalarıyla, toplam üretim- tüketim ve dış ticaret dengelerini dikkate almadan, toplumsal uzlaşma yerine kendi dar kişisel tercihleriyle ve öncelikleriyle yönetmişlerdir.

 

Bu kadar bariz stratejik yönetim hatalarının, gelen tüm Türk hükümetlerince 87 yıldır düzeltilememesi, düzeltilmesinin akledilerek yeni bir inisiyatif, yeni bir stratejik çözüm alternatifinin dahi ortaya konulamaması; Türk siyasetinin lider sultasından kurtarılarak, Türk gençlerine beyin göçünden başka hiçbir yeni gelecek perspektifi ve alternatifi sunulamaması, devleti düşünen yetenekli, samimi, bilgili ve ahlaklı mühendis ve uzman kadroların sürekli cezalandırılması tesadüf olabilir mi sizce? Türkiye’ yi yıllardır yöneten siyasetçilerin ve ekiplerinin, Türkiye yi hak ederek ve layık olduğu ilmi, tarihi ve medeni çağdaşlaşma bilinciyle, tutarlı, samimi, dürüst, vatansever, hünerli, bilgili ve ahlaklı tercih ve kararlar alarak, kalıcı eserler bırakacak şekilde akıl, bilim, sağduyu ve iyi niyetle, öncelikle halkın ve ülkenin geleceğini, gelecek nesilleri düşünerek yönettiklerine inanmak mümkün müdür? Bankacı,şirket sahibi sermayedar, siyasetçi, asker, yüksek bürokrat ve hukukçular ile önce dışarıdaki güç merkezlerince seçilip atanarak; sonra da Soros’ ların sıcak para ve sermaye hareketleri ile tezgahlanan ekonomik krizleri siyasi krizlere dönüştürerek , arif Türk halkına sözde demokratik siyasi partiler ve seçim kanunlarıyla, ‘kötünün iyisi’ olarak Başbakan seçtirilen ehliyetsiz ve kukla siyasetçilerinden, organize suç şebekelerinden başka ne beklenebilir ki? Her on yılda bir, toplumsal ve psikolojik ihtilal ortamını ABD gizli servislerinin direktiflerine göre önceden planlayıp hazırlayarak, sözde Atatürkçü’lük iddialarıyla idareye el koyan ve ilk beyan olarak da dış borçların tüm birikmiş faizleriyle birlikte ödeneceği güvencesini veren, askeri FMS (Foreign Military Sales) kredilerini dahi hurda silah sistemlerine harcayarak çarçur eden Generallerin, iyi niyetli ve gerçekçi, vatansever olduklarına, inanmak mümkün mü?

 

Sonuçta ne kaynak verimliliği artışı sağlanabilmiş, ne de yeni teknolojiler üretilerek yeni iş sahaları açılabilmiştir. Sürekli diplomalı hünersiz işsizler üretilerek, tüketim malları ithal edilmiş, iç ve dış borçlanma katlanarak, yüksek faiz, ucuz döviz ve enflasyon politikalarıyla yüksek cari açıklarla, sürekli yarın ne olacak endişesiyle ve kriz beklentileriyle bugüne gelinmiştir. Parasal büyüme ile kalıcı fiziki büyüme ve refah artışı sağlanması çok farklı hedeflerdir. Özelleştirme ile sağlanan taze kaynaklar da iç ve dış borcun finansmanında, günlük politikalarla kullanılarak israf edilmiştir.

‘Küresel Finans Krizi; nedenleri – sonuçları, faiz -borsa -döviz ile oynayarak zenginleşmek, yeni dünya düzeni, güç kavramı, milli güvenlik ve kişisel güvenlik, askeri güç ve yumuşak güç, terör ve silahlanma, kontrolsüz finans gücünün denetim mekanizması; ekonomik planlama ve işsizlik sorunu,Türkiye krize ve işsizliğe karşı hangi tedbirleri alabilir? IMF ve IBRD, IFC, EIB…. Finans paketleri anlaşmalarıyla hükümetler eliyle hazine garantisi verilerek, nasıl daha en başından yatırım yaparken geri teknolojilere yatırım yapmaya mahkum ediliyoruz? Doğru ihtiyaç tespiti yapan Şartname yazmak; teknoloji izlemek, risk değerlendirmekle nasıl milyarlarca dolar tasarruf yapılabilir; Türk Tekstil sektöründe 70 Milyar Dolarlık atıl kapasite, mezarlık tezgahlar nasıl finanse edildi? Neden Türkiye halkı, dünyanın en pahalı en yüksek en kalitesiz temel girdi fiyatlarını (Enerji Telekom Faiz Vergi….) ödemeye mahkum edilerek, Türk ekonomisinin küresel rekabet kabiliyeti daha baştan kendi devletince yok edilmektedir?

 

 

 

Yüzlerce Yanlış Büyük Proje ve gerçek ihtiyacı ve gelecek risklerini yönetemeyen, Türkiye ye her yıl en az yirmi milyar dolar kaybettiren yanlış Şartname örnekleri (Keban, Seyitömer, Afşin-Elbistan, Nükleer Santral, EPDK Lisans ihaleleri,…..

…………………………………

Devletler, arka planda kalan gerçek güç sahiplerinin çıkarlarını korumak için kurulmaktadır.Devletleri görünmeden yöneten gerçek güç sahipleri, aslında ne isterlerse, o işe veya projeye o kadar para harcamaktadırlar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kuruluşundan bugüne kadar, çok hatalı projeler üretmiş ve bilerek kaynaklarını israf etmiştir. Gelmiş geçmiş hükümetlerin doğru dürüst kalıcı ve devamlı bir uygarlık projesi iddiası olmamıştır. Türkiye, gerçekten isteseydi yeni uçak ve elektronik teknolojileri de kaynak ayırıp üretebilirdi. Nuri Demirağ tarafından kurulan ilk uçak fabrikası, sipariş verilmeyerek kapatılmıştır. Demir Cevheri olmayan İskenderun a, demir cevheri olan Sivas tan önce Demir çelik Fabrikası kurulmuştur. Tüm enerji ve hammadde kaynakları, doğu da olduğu halde Türkiye sanayisini batı da kurmuştur.Afşin Elbistan Santrali, çok kötü ve yüksek sulu linyit kalitesine rağmen, ABD dolar 2000 yılında 180 TL olacak varsayımıyla kurulmuştur. Dolar 2000 yılında 1800 TL yı da geçip 2000 TL yı aşmıştır. F-16 projeleri, halka uçak fabrikası diye yutturulmaktadır, ama kendi başına tek uçak dahi yapamayan, rüzgar tüneli dahi olmayan uçak fabrikası mı olurmuş? Değerinin çok altında, neredeyse yedek malzeme stoklarının bugünkü değerine satılarak bedavaya getirilen TELETAŞ ve TELEKOM özelleştirmeleri vatan hainliği olarak görülebilir.

 

Türkiye, 87 yıldan beri bankacı, şirket sahibi, siyasetçi, asker, yüksek bürokrat ve hukukçulardan oluşturulan, yabancı istihbarat örgütleri tarafından özellikle seçilerek oluşturulan, ahlaksız, hünersiz, ehliyetsiz işbirlikçi ve vatan haini, önemli her kilit makama konmuş (ŞER_GENE_KON) organize suç şebekeleri tarafından yönetilmektedir. Türkiye, dünya güç eksenlerine meydan okuyabilecek tarihi mirasa, zenginliğe ve dünyanın en önemli kilit jeo-stratejik konumuna sahiptir. Bu yüzden, Türk ordusuna ve ekonomisine Ortadoğu da, IMF’ de Dünya Bankasında ve NATO da ki tüm güç dengelerinde 45 derecelik, ne onduran ne öldüren hep süründüren, değişmez bir ağırlık verilmiştir.

 

Türkiye’ nin YÖK’ü, halen 160 olan 81 ildeki Üniversite sayısını 200 e çıkaracağını ilan etmektedir, ama bu Üniversitelerin ders verebilecek hocası, deney yapılabilecek laboratuarları yoktur. Bina yapıp tabela asmakla Üniversite kurulur mu? Devlet, Üniversite eğitiminin kalitesini düşürmek, gençleri bir süre daha adı var kendi yok eğitimle oyalamak ve sonra diplomalı işsizler haline getirmek istiyor olabilir mi?

 

Terör korkusu yaratıp, Türk insanını etnik, din, mezhep bazında bölerek, birbirlerine öldürtmek istiyor olabilir mi devlet? O halde neden, 1984 yılından beri binlerce vatandaşımız birbirlerine karşı kışkırtılarak şehit payesiyle toprağa verilmektedir?

 

Ülkemizi yönetenler, kurdukları medya TV eğlence ağıyla, bitmeyen dizileriyle çılgınca eğlendirerek, halkın düşünmesini önlemekte, zaten okumayan halkımızı adeta koyun gibi gütmektedir. Yakında nüfus cüzdanlarına ve pasaportlara, RFID chipleri de takılarak, kimin ne zaman, nerede olduğu ve kiminle ne yaptığı, ne konuştuğu da izlenebilecektir.

 

Dünyaya hükmeden güç merkezleri, küreselleşme olgusuyla önce devletleri ve kıtaları birleştirecekler, sonunda da tek devlet, tek para, tek güç amacına ulaşacaklardır. Amerika kıtasında, Kanada, ABD ve Meksika, Bush döneminde yaptıkları bir anlaşmayla birleşmişler ve sınırlarını kaldırmışlardır; yeni para birimi olarak da ‘Ameco’ adında yeni bir para biriminde anlaşmışlardır. Avrupa kıtası malum Avrupa Birliği olarak Euro, Maastricht ve Schengen, Lizbon anlaşmalarıyla birleştirilmiştir. Sırada Afrika ve Asya, Avustralya birliklerinin kurulması vardır. En son güçbirliği aşaması ise kıtaların da birleştirilerek, dünya da tek devlet, tek para, tek güç mutlak hakimiyetinin kurulması, bireysel hak ve hürriyetlerin tamamen askıya alınması vardır.

 

 

 

 

 

İNSANLIĞIN YENİ UYGARLIK PROJESİ VE FELSEFi GELECEĞİ:

 

Temelinde, dünyamızın keşfedilen enerji ve tabii kaynaklarını ve üretilen katma değeri tek yönlü olarak, fakir ülkelerden zengin ülkelere akıtıp sermaye birikimini sağlayan faiz otomatizması bulunan küreselleşme sürecinin karşısında durulamaz. Küreselleşme ve küresel finans krizi birbirinden farklı süreçlerdir; ancak küreselleşme olmasaydı, küresel finans krizi de olmazdı.İki süreç arasında sebep-sonuç ilişkisi kurulabilir.

 

Küreselleşme, insanın soyut düşünebilme, anlama ve kavrama kabiliyetinin zamanla gelişmesinin tabii sonucudur. Tarihsel ve karşılaştırmalı bir perspektifle irdelendiğinde, insanların ve toplumların, kültür ve medeniyetlerin zaman ölçüm ve idrakleri, soyut düşünebilme kabiliyetleri arttıkça, zamanı kendi istedikleri faydaları üretmek için kullanabilmeleri, yeni teknoloji üretimi ve program kontrollü makinalaşma ile süreç otomasyonlarını gerçekleştirmeleri mümkün olmaktadır.

 

Uygulamalı matematik, mantık ve fizik bilgisi, zaman ölçümünün ve teknoloji üretiminin olmazsa olmaz ön koşuludur. Herhangi bir sistemin, yeni teknolojinin üretim sürecinin veya makinanın önce matematik modeli ve fiziki prototipi yapılarak denenir.

İdeal bilimsel yöntemlerle problemin önce tanımı, benzeşimleri, alternatifleri ve çözümü; bilgi ve teknoloji üretim sürecinin standartları tasarlanır; sonra üretim hatları ve süreçlerini gerçekleştirmek için mühendisliği, fayda-maliyet ve verimlilik hesapları yapılır. Sistem mimarisi, protokol hiyerarşileri ve alt sistemler arası standart kesit tanımları yapılır.Örneğin, GSM-GPRS-UMTS/ 3G cep telefonlarının uçtan uca program kontrollü yazılımla bağlantı kurabilmeleri için, standart süreç ve kesit tanımları gereği en az dörtbin kez zaman ölçümü (time clock) yapılmaktadır.

 

Martin Heidegger’in ‘Zaman ve Olmak’ ( Zeit und Sein) varoluşcu felsefe kitabında ve Charles Darwin in evrim teorisi ‘Türlerin Varoluşu’ (The Origin of Species) temel araştırma kitabında anlatıldığı gibi, varlıkların sonsuza uzanan zaman boyutuyla değişimleri ve evrimleri irdelenmeden; matematik ve fiziksel anlamda sosyal bilimlerde de soyut ve karmaşık güç kavramı tanımlanmadan, yaşam hakkında müspet bilgi (doğa kanunları ve sosyal toplum kanunları, felsefe) türetilemez; zamanı daha etkin kullanan teknoloji üretilemez. Zamanla değişen koşullara ayak uyduramayan sistemler de kalıcı olamaz; var olamaz. Zaman boyutunu sonsuza uzattığınızda her sorun kendiliğinden çözülür.

 

Charles Darwin, dünyada tüm canlı türlerini ve fosillerini inceleyerek çok önemli deneysel araştırma ve detaylı gözlemler yapmış ve bunun sonucunda evrim teorisini ortaya koymuştur. Tabiatta değişime ve zamana uyum sağlayan canlılar yaşamakta, uyum sağlayamayanlar ise yok olmaktadır. Tabiat, yaşam savaşı veren canlılar arasında kesinlikle taraf tutmamakta, önceden belirlenmiş bir son evrim hedefi gözetmemekte, ancak işi kesinlikle şansa da bırakmamaktadır. Birbirleriyle sürekli rekabet halinde ve sürekli değişen iklim ve çevre şartları içinde yaşam savaşı veren canlı türlerinden, içinde bulunulan çevre şartlarına ve zamana en hızlı uyum sağlayabilen türler hayatta kalmakta, uyum sağlayamayanlar ise tabiatça seçilerek (natural selection) elenmektedirler. Tabiat, canlı ve türler, arasındaki seçiminde, herhangi bir son hedef gözetmemekte, ancak hayatı kesinlikle şansa da bırakmamaktadır.

 

Daimler – Benz ya da Mercedes Firmasının Genel Müdürü Zetsche, geçenlerde 2009 yılının Alman otomotiv endüstrisi için Darwin yılı olduğunu söyledi. Bu ne demektir? Darwin ile Finans Krizi nin ilişkisi nedir? Charles Darwin, evrim teorisinde değişime ve zamanın koşullarına ayak uyduran yaşar, uyduramayanlar ölür, yok olur gider demektedir. Zetsche, bilgi ve tecrübesine dayanarak, en az yakıt tüketen, ivmesi ve manevra kabiliyeti kütlesine göre rakiplerinden çok daha yüksek, güvenilir ve en ekonomik, en üstün, kriz şartlarına ve zamana en uygun otomobilleri üreten firmaların yaşayacağını, diğerlerinin yok olacağını, Darwin ve evrim teorisi ile ilişki kurarak öngörmektedir.

 

İnsanlık, zaman idraki ve matematik bilgisi arttıkça küresel ölçeklerde teknoloji üretebilmiş; küresel boyutlarıd a aşarak yeni uzaylara gidebilmiştir.Önce kavram ve isim, sonra cisim gelmektedir. Boole cebri 150 yıl önce keşfedilmeseydi, yarı iletken elektroniği keşfedilemez ve bugünkü sayısal sanal bilgi işlem ve iletişim teknolojileri de üretilemezdi. Radara görünmeyen Stealth uçakları, Amerikalı mühendislerin, herkese açık bir Rus Matematik Journal’ indeki makalesinin mühendislik uygulamasıdır. Tüm ileri kontrol teknolojisi ürünleri ve bilgisayar yazılım teknolojileri uygulamalı matematik model bilgisine ve zaman ölçümüne dayanır.

 

 

Küreselleşmeye ayak uyduramayan, rekabet kabiliyetini kaynak verimliliği ve zaman idrakini artırarak koruyamayan toplumlar ve ekonomik sistemler, günümüzde varlıklarını sürdüremezler.

Enerji tüketimi çok düşük, yazılıma dayanan yeni yumuşak ve ileri teknoloji ürün çeşitleri üretemeyen ekonomiler, gelecekte küresel ölçekte rekabet edemeyeceklerdir.

 

 

Ekonomik ve finansal anlamda küreselleşme, zaman ve faiz otomatizmasına dayanmaktadır.İnsanlığın yeni uygarlık projesi, faiz mekanizmasına dayanan salt ekonomik büyüme ve kar maximizasyonu prensibi olamaz. Ekonomistler, daha çok üretilen katma değerin adil ve dengeli paylaşımı, tüm dünyada açlık ve işsizlik sorunlarının, iklim değişiminin ve yerkürenin ısınmasının kontrol altına alınarak kutuplardaki buzulların erimesinin ve deniz seviyesinin yükselmesinin önlenmesi, nükleer silahların ve savaş tehdidinin ortadan kalkması, sosyal adalet ve dengeli gelir dağılımı, yaşam hakkının kutsallığı gibi insanlığın huzur ve barış ortamında mutlu yaşamasını ve bekasını hedef almalıdır. Risksiz kazanç, yüzde yüz mutlak güvenlik güvenilirlik, ölümsüz hayat tabiat kanunlarına aykırıdır; çünkü hiçbir insan ve canlı tüm olasılıkları ve olasılık dağılımlarını akledebilecek sonsuz hafızaya ve zekaya sahip değildir. Tanrı, doğum ve ölümün sırrını, ilahi adalet hükmünü şansa bırakmamış ve kimseyle de paylaşmamıştır.

 

İnsanlığın yeni uygarlık projesi tüm dünyada insan haklarının, iş ve hayat güvencesinin sağlanması; yeni teknolojilerin üretilerek uzayın tüm insanlık için keşfedilmesi olmalıdır. Matematik, Mantık, Felsefe ve Fizik eğitimine sahip olmak, insanlara evrensel ve küresel düşünmenin ilk anahtarlarını vermektedir.

Gerisi dünyada olan biteni sürekli izleyip anlamaya, sorgulamaya kalmıştır. Para sisteminin altından koparılması finans risklerini görünmez hale getirmiştir. Dolar veya Euro ile değer saklamaya kalkınca, dünyanın en önemli enerji ve hammadde kaynaklarını ABD ve AB ekonomisine yönlendirmekte, onların Milli Gelir ve Katma değer artışına katkıda bulunmaktasınız.

 

Ekonomik teoriler, piyasaların gerçek işleyişinden çok, o devirde dünyayı idare eden menfaat ve güç odaklarının istekleri doğrultusunda üretilmişlerdir. Güç odaklarının güç dengeleri değişirse, ekonomik teoriler de değişir. Adam Smith’ le başlayan ve J.M. Keynes ile devam eden İngiliz Yahudilerinin ürettikleri ekonomik teoriler, bugünün Çin Hindistan Brezilya Rusya güç ekseninin menfaatleriyle çatışmaktadır. Ekonomi, kıt kaynakların arz ve talep dengesini, kaynak verimliliğinin azami artışını sağlayarak, ihtiyaçların en az kaynak kullanımı, en az reklam ve en az çevre tahribatı ile tatminini sağlamalıdır. Kaynakların yeniden yerine koyulabilme imkan ve kabiliyeti,gelecek nesillerin de yaşama hakkı açısından, toplam sosyal maliyetlerin hesaplanmasında göz önüne alınmalıdır.

 

Faiz mekanizması, zaman otomatizmasıdır; ekonomide hiçbir artı değer üretimine karşılık gelmez. Buna rağmen tüm dünyada hane halkı harcanabilir gelirinin üçte biri faiz giderlerine aittir. Küreselleşme olgusu faiz mekanizmasının tabii sonucudur.Büyümenin dinamosu olan faiz sistemi, sermayeye kar maximizasyonu sağlarken, sosyal dengeleri ve tabiatı çevreyi tahrip eder. Faiz mekanizması ile arz sorunu çözülür, piyasalarda tekeller oluşur; tekelleşen sermaye sahipleri serbest rekabeti ve fiyat mekanizmasını yok ederek, büyük halk kitlelerini fakirleştirip, zenginleştikçe zenginleşirler. Hükümdarları,siyasetçileri ve siyasi partileri para yardımlarıyla satın alırlar. Bankalar ve Merkez Bankaları, Bankacılık sistemini kurmakla da toplumları ve dünyayı yönetme gücünü tamamen ellerine geçirirler. İstedikleri kararları aldırır, kitaplar yazdırır, Üniversitelere istedikleri teorileri kabul ettirip yayarlar. Para ve sermayeye hükmeden finansçı ve bankacılar artık toplumlara yön gösteren peygamberleri ve bilim adamlarının teorilerini de istedikleri gibi, kendi maksatlarına göre yorumlatırlar. Bu sürecin sonu insan ve dünya kaynaklarının talan edildiği, zulüm, esaret ve kölelik sistemidir. Gelecek nesillerin yaşama hakları ve insan hakları sürekli borçlandırılarak ellerinden alınır. Borçlanmak istemeyen toplumlar, faiz mekanizmasının esiri de olmazlar. Borçlanma olmayınca faiz sistemi de yürümez. Kimse imkanlarının üzerinde yaşayamaz; ürettiğinden daha çok mal ve hizmet tüketemez.

 

Küreselleşme olgusunun ve finansal krizlerin, toplumların geri kalmasının temelinde faiz otomatizması saklıdır. Neden faiz alınır sorusuna ahlak ve sosyal adalet, adil paylaşım ilkelerini yok saymadan makul ve tutarlı bir cevap bulunamaz. Karl Marx’ ın sözünü ettiği emeğin yabancılaşması, işsizlerin emek sömürüsünün reserv ordusu olmaları ve faizin artı değer hırsızlığı ile tekelleşme sonucunu doğurması çıkarımları doğrudur. Emeğin kalitesi, teknoloji ve inovasyon, reklamın tüketim toplumlarındaki talebi yönlendirici etkilerini irdelememesi ise eksikliktir.

 

 

Gelecek planlaması, sigorta ve yatırımlar, tüm ekonomik değişkenler faiz oranlarına göre hesaplanır. Ekonomik hayata zaman boyutu faiz oranlarıyla girer.Önce ortalama ömür tahmin edilir, sonra da faiz oranları baz alınarak nakit ve fon akımlarının bugünkü ve gelecekteki değerleri hesaplanır. Tüm insan davranışları, gelir ve gider hesapları, risk dağılımları zamanla, faizle ve yaşam süresi ile değerlendirilir. Evlilik, araba, ev, mal varlığı,eş seçimi, karlılık, risk yaşam tarzını belirleyen en önemli gelecek riskleri ve zamana bağlı değişkenlikler ekonomide faiz oranları ile belirlenmektedir. Nitekim, Albert Einstein bile, 20. yüzyılın en önemli keşfinin atom bombası veya relativite teorisi değil, “ faiz otomatizması” faizin faizi ve finansman oyunları olduğunu söylemiştir.

Hayatın en önemli kuralı ve başarının sırrı doğru zamanlama ile tüm riskleri sıfırlayabilmektir.

 

Hayatta çok para kazanmak ve zengin olmak, çok çalışmakla değil, doğru zamanlama ve başkalarının parasını kullanabilmekle mümkün olmaktadır. Başkalarının parasını ödünç alan bankacılar ve finansçılar, faiz otomatizmasının kanunları ile hiç riske girmeden para kazanırlar. Bu süreçde sürekli kaybedenler başkalarına paralarını ödünç verenlerdir. Hiçbir bankacı veya finansçı kendi kazanacağı kadar faiz ödemez. Bankadan kredi alarak borçlanan ise daima kazanabileceklerinden daha fazla faiz öderler. Karaborsa, esrar, eroin ticareti yapanlar ve tefeciler banka faizlerinden daha çok kazanabilirler. En karlı iş ve en karlı yatırım daha yüksek faizle borçlanılmadan yapılan iştir. Düşük faizle başkalarının parasını kullanmak zenginleşmek için tek yoldur. Faiz oranları ile aslında geleceğe duyulan güven ölçülmektedir. Geleceğe çok güven duyanlar paralarını düşük faizle borç verirler, az güven duyanlar ise yüksek faiz isterler. Finansçılar ve bankacıların en önemli hünerleri, kitlelerin korku psikolojisi ile güven duyguları arasındaki karmaşık ilişkileri bilmeleridir. Eskiden din adamları insanları ölümle korkutarak inandırmaya çalışırlardı. Bugün de finansçılar ve bankacılar, onların kuklası olan politikacıları kullanarak, insanları korkutmaktadır. Böylece az parası olanların paraları bankacılık sisteminde düşük faizlerle toplanmakta ve daha yüksek faizlerle, faizin faiziyle, daha az parası olanlara veya sözde yatırımcılara ödünç verilmektedir.

 

Bankacılar ve finansçılar, örgütlenmiş din adamları gibi korku ve belirsizlik kumarbazlarıdır. Ekonomi de belli bir belirsizliğe ve bu belirsizliğe dayanan fiyat artışlarına mutlaka ihtiyaç vardır. Varlık değerleriyle piyasadaki para miktarını artırıp azaltarak oynayan bankacılar ve finançılardır. Bankalar eskiden yeni piyasalara girerken, risklerini kendi öz sermaye oranları, altın ve gayrimenkul değerlerindeki değişimlere bakarak hesaplarlardı. Bugün ise kendileri kendi risk tanımlarını, kendi finans ürün ve türevleri ile borçlanmak isteyenlerin varlıklarına fiktif değer biçerek yapmaktadırlar. Yeni bir ev alımı veya kredi kartı gibi tek bir kredi veya borçlanma işleminden, kırk türlü yeni finansal işlem türetmektedirler. Sistemde çarpan etkisiyle çoğaltılan parayı, sigorta sistemiyle geriye doğru sigortalatan bankalar ve finansçıların kendileri hiçbir kalıcı riske girmemektedir. Risk sistemde sürekli diğer ekonomik aktörlere aktarılmaktadır. Aynen katma değer vergisinde olduğu gibi, vergiyi ödeyen en son tüketicidir. Faiz sisteminde de sürekli kaybeden ve esas riske girenler, bankalara kendi parasını düşük faizle ödünç verenlerle, bankalardan daha yüksek faizlerle ilk borçlananlardır. Süresi gelen borcunu, ek varlıklarını nakde çevirerek reserv likidite ile ödeyemeyenler, tüm varlık değerlerini faizin faizi demek olan temerrüde girerek kaybetmektedirler.

 

Faiz mekanizması, tüketmekten vazgeçip tasarruf ettikleri varlıklarını ve paralarını daha düşük faizlerle bankalara borç veren ve bankalardan sürekli olarak daha yüksek faiz ödeyerek borçlanmaya razı olanlar sayesinde işlemektedir. Bankacılar da halktan ucuza topladıkları paraları, devlete daha yüksek faizlerle satarak hiçbir riske girmeden sürekli kazanmaktadırlar. Halk, devlet ve şirketler bir dönem daha az kredi kullanır, daha az borçlanırlarsa, banka karları da , ekonomik büyüme de azalır ve işsizlik sürekli artar. Sistem krize girer, faizler düşer. Demek ki faize dayanan sistemin sağlıklı işlemesi için, halkın, devletin ve şirketlerin, sürekli artan oranda yüksek faizlerle borçlanması, daha çok riske girmesi gerekmektedir. Sistemdeki para miktarı böylece sürekli artmakta ve sürekli artan ve şişirilen varlık değerleri de bir gün dibe vurmaktadır. Dünya da gerçek değer ifade eden gayrimenkul ve altın miktarı sürekli artırılamayacağından, para ve faiz üzerinden emek değeri ve insanların gelecek korkularıyla sürekli oynanarak, varlık değerleri istenilen zamanlama ile şişirilmektedir. Önce şişirilen borsa, hisse senetleri ve diğer varlık değerleri,Rockefeller ve Rotschild gibi sayıları onu geçmeyen ve ‘ grey eminenz’ denilen etkin güç odaklarınca, önceden belirlenen bir plan ve zamanlama ile güven bunalımı yaratılarak dibe vurdurulmaktadır.

 

 Silah teknolojileri müsaade ettiği ölçülerde, sistem krizleri ulusal, bölgesel veya günümüzde olduğu gibi küresel ölçekte tezgahlanan 11 Eylül misali terörle ve savaşlarla, askeri ihtilallerle aşılmaktadır. Bundan önce, kamuoyu hayali tehdit ve korkuya dayanan özel ve derin kitlesel psikolojik savaş senaryolarıyla, salgın hastalıklarla ve ölümle   uyarılarak inandırılmaktadır.

 

İslam dininde en son gelen ve en şiddetli yasak faiz yasağı olduğu içindir ki günümüzde İslam ile terör birlikte anılmaktadır. Fensiz din, dinsiz fen olmaz. Din ve bilim sosyal adaleti, barışı huzuru tavsiye eder. Kapitalizm, korkulu rüyası olan komünizmin çökmesinden sonra, İslam dinini ve islamda en şiddetli yasak olan faiz karşıtlığını tamamen ortadan kaldırabilmeyi hedef almıştır. İslamın tek düşman, müslümanların da terörist olarak görülmeleri, dünya da esas gücün ve zenginliğin sahibi bir avuç Rockefeller ve Rotschild’ lerin, finans baronlarının gücünü, zenginliğini ve varlığını sürdürebilme planıdır. İslam’daki faiz yasağı ve zekat, tekelleşmeye karşı sosyalizm i ve sosyal adaleti esas alan maliye ve vergi sistemi hedefini ifade etmez mi sizce?

 

İlahiyat, ilahiyatçıların içinden çıkamayacakları kadar zorlaştı; matematik mantık felsefe fizik ten anlamayan ilahiyatçı mı olurmuş? İlahiyatçıların bilgi seviyesi maalesef Kuran ı Kerim de ki , müsbet bilimlerin dahi ulaşamadığı en üst düzeydeki mucizevi soyutluğu ve kavram sistematiğini anlamaya, çözmeye, yorumlamaya yetmemektedir. Kuran mealleri, arapça orijinalinde var olan matematik soyutluk, mükemmel ahenk ve harmoni seviyesinden çok uzaktır.

 

 

Önemli enerji ve hammadde kaynakları, Ortadoğu daki petrol ve su kaynakları müslüman ülkelerde bulunmaktadır. En büyük korku, korkunun kendisi olan ölüm korkusunu da aşarak, Allah’ ına gerçekten ve içten inanan bir müslümanı, faizle ve silahla, ölüm tehdidiyle, parayla esir ve köle yapmak mümkün olmamaktadır. Afganistan da, önce Rus işgaline, sonra da NATO işgaline rağmen yaşanan dıştan dayatma ve bunun sonucu yaşanan çözümsüzlükten ders almak gerekmez mi?

 

 

Gelişmiş bir ekonomi de iç içe işleyen ve toplam arz ve talebi kontrol eden üç ana döngüsel çevrim bulunmaktadır. En içte yeni teknoloji ve ürün geliştirme AR-GE çevrimi; faiz dinamosu, sermaye, enerji, işgücü,kaliteli ve yüksek hünerli emek ile sanal ve gerçek zaman olan kaynak girdileri, gelecekteki arz-talep dengelerine göre yeni yatırımlarla beslenmektedir. Bunun üzerinde, üretim yapısı, kültür, tüketim kalıpları, gelir dağılımı bölüşüm öncelikleri, stoklar ve hali hazırdaki arz talep dengeleriyle beslenen üretim çevrimi yer almaktadır. En alttaki çevrimle de, daha çok talep tarafını belirleyen üretilen milli gelir ve katma değerin bölüşümü ile toplumsal tüketim kalıpları, enerji, işgücü, para sermaye piyasaları, faiz dinamosu üzerinden döngüsel olarak geriye beslenmektedir.

 

 

 

2006 yılında Dünya da Milli gelir ve Finansal oranlar

 

http://www.spiegel.de/thema/finanzkrise_2007/

 

 

 

DÜNYA EKONOMİK GÜÇ ÇARKLARI HİYERARŞİSİ

 

Türk halkı, Nasreddin hoca fıkralarıyla da bilir ki, parayı veren düdüğü çalar. Dünya ekonomisine ve siyasetine hükmeden güçler, para sistemine de hükmetmektedir. Kendi parasını, tüm dünya da değişim ve değer saklama aracı olarak dolaştırabilen ülkelerin, artık dünyanın enerji ve hammadde kaynaklarını, ekonomik gücü ele geçirmek için askeri güç kullanmalarına gerek kalmamıştır. Aşağıdaki şekilde, sermaye birikimlerine göre dünya ekonomisine, para ve sermaye hareketlerine, küresel finansal işlemlere yön veren güçler hiyerarşisi özetlenmiştir.

 

 

REKABET KABİLİYETİNİ BELİRLEYEN ANA GİRDİ FİYATLARI, HALKIN GENEL TEKNİK BİLGİ SEVİYESİ VE KAYNAK VERİMLİLİĞİ ARTIŞIDIR:

 

 

Uygun ve doğru ihtiyaç ve risk tanımı yapılarak isabetli şartname yazılması ile dünyada kaynak israfı önlenmeli; enerji ve kaynak verimliliği artırılmalıdır.

 

Çalışma hayatımda mühendis ve yönetici olarak Türkiye ve Avrupa piyasalarında, gerek özel gerekse kamu sektöründe, Siemens,, Lucent, HP, Oracle, SAP gibi ileri teknoloji firmalarında; DPT ve MSB, TSK,PTT, GATA, Genelkurmay da, TELETAŞ, F-16, TCZB, Üniversiteler de ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İştiraklerinde onlarca Telefon santralleri, Bilgisayar ve Harp Uçağı, Ulaştırma Uçağı, Tıbbi Aletler alım-satım ihalelerine katıldım. Adam gibi şartname yazabilen, teknik idari ve mali risk minimizasyonu nedir bilen çok az mühendise ve idareciye rastladım.

 

Güneş enerjisi araştırmaları için Alman Hükümeti 40 Milyon Euro ayırıp Frauenhofer Institut a verebiliyor da Türkiye Cumhuriyeti hükümeti armut mu topluyor ki bu tür teknolojilere para ayırmıyor ama hızlı uçan kuşlar misali yetersiz donanımlı esir yazılımlı radarı ve bombası yetersiz harekat kabiliyeti sınırlı bir uçağa 26 Milyon dolar harcayabiliyor?

Neden bu uçakları test edecek bir rüzgar tünelimiz yok hala?

Neden Kompozit malzeme üretemiyoruz? Nanoteknoloji yatırımı için önce altyapıyı hazırlamıyoruz da reklam amaçlı, hem de yarısı devlet tarafından finanse edilen çok küçük yatırım tutarlarıyla kaynak israfı yapıyoruz?

 

Neden uçak yapamıyoruz, motorunu satın alsak da?

Neden komple montaj hattı kuruyoruz, ama 161.ci uçağı yapamıyoruz!

Neden PTT-ARLA (TELETAŞ) yı tahrip ettik yok pahasına sattık da Telekom teknolojileri microwave teknolojileri nanochipleri üretemiyoruz?

Gen teknolojisinde neden hala patentimiz yok?

…….

 

Otomotiv sektörü yeniden keşfedilecek; en çok 4 litre/100 km tüketen hybrid araçlar yapmak,

Telekom da 4G den 5G ye geçmek, Yazılım da SAP yi Türkiye de üretmek, 10 yılda Almanya daki, dünyadaki teknolojik know how dan daha gelişmişini üretmek Türk gençlerine gelecek prspektifi ve hedef gösterilse; her yeni mezuna sunacağı bir iş kurma planı karşılığı 10.000 Euro başlangıç sermayesi verilse, kendi işini kurmak, kendi markasını patentini geliştirmek işsizliğe çare olamaz mı?

 Ne dersiniz?

 

 

 

Milyarlarca dolar kaynak tasarrufu sağlayacak tecrübi bilgilerimi kısaca özetlemek ve sizlere aktarmak, paylaşmak istemekteyim.

 

1) Firma prospektüslerine bakarak şartname hazırlanmaz; yanlış ihtiyaç tesbiti ile yola çıkarsınız

 

2) Hiçbir teknolojik ürün prospektüsünde yazılı performansı göstermez; yüklenince reel hayatta daha düşük performans gösterir

 

3) Yük altındaki gerçek sistem performansı ürün broşürlerinden değil ölçme test merkezlerinde yapılan ölçmelerle değerlendirilebilir

 

4) Bu gerçek performans ölçümlerinden sonra dünya piyasaları irdelenip araştırılır ve Benchmarking yapılır

 

5) Fiyatlar aynı sistem ve aynı performans eşlenerek karşılaştırılır

 

6) Bu süreç adımları uygulanırsa Türkiye Cumhuriyeti miılyarlarca dolar tasarruf yaparak kaynak verimliliğini artırmış olur!

 

7) Bu süreç uygulanırsa Türkiye en yüksek teknoloji transferini sağlar ve kendisi teknoloji üretir hale gelir

 

8) Siz ne istediğinizi bilmezseniz satıcılar size finansmanını da bulup sizi değil sizin vasıtanızla gelecek kuşakları borçlandırarak size işe yaramaz sistemleri çok pahalıya satarlar.

 

 

Türkiye nin tek yapacağı, ihtiyacı doğru tesbit edip adam gibi şartname yazıp/yazdırıp milli savunma, ulaşım enerji ve haberleşme IT Bilgisayar sektörlerinde her yıl alımını hiç kısmadan mühendislik ve doğru teknoloji seçimi, ihtiyacı tam tanımlayan şartnamelerle yılda 20 Miyar dolarlık tasarrufu yaparak bunu da ARGE de Eğitim ve Sağlık sektörlerinde kullanarak; Bankacılık sistemini by-pass edip bilgili genç 3-5 kişilik ekiplere İnovasyon projeleri yaptırmak değer üretmektir. Faiz mekanizmasını aşarak değer üretemeyen Türkiye, sürekli borçlanmaktan kurtulamaz; reel değer olarak yerinde sayar, parasal olarak büyüse de bu kalıcı bir büyüme olamaz. Küreselleşme olgusu ile iyice küçülüp köyleşen dünyada, Türk gençliğine yeni bir uygarlık projesi ile yeni ulusal, bölgesel ve küresel hedefler gösterebilmeliyiz.

 

Enerji üretim kapasitesini artıramayan, yeni temiz enerjiyi en az kullanan bilgi yoğun sosyal ve çevre maliyeti en az, yüksek kaliteli ürün teknolojilerini rakiplerinden önce akıl edip geliştiremeyen ülkelerin şansı olamayacak gelecekte!

 

 

 

Küresel finans krizinin ABD deki Mortgage emlak piyasasından başlaması ve 15 Eylül 2008 de dünyanın en büyük sayılı Yatırım Bankası olan Lehman Brothers ın iflasına izin verilmesi tesadüfi değildir. Nitekim krizin zamanlaması, ABD Merkez Bankası Fed Reserve‘ ın tüketimi artırmak maksadıyla, piyasada para maliyetlerini ucuzlatmak için tarihteki en düşük faiz hadlerini uyguladığı dönemde patlak vermesi de tesadüfi değildir.

Faizlerin sıfıra yaklaştığı Japonya da da 1990 lı yıllardan beri yapısal sistem krizi yaşanmaktadır, çünkü bu durum sistemin temelindeki tekelci enflasyonist büyüme ve kar maximizasyonu mantığıyla çelişmektedir. Kapitalizmin oyuncu piyasa güçleri ve aktörleri için faizin sıfıra yaklaştığı asimptotik ve asimetrik bir ortamdır; reel ekonomide kar maximizasyonu hedefi tanımlanmamış böylesi belirsiz zaman ortamlarda, finans piyasalarında süpekülatif ürün ve araçlar, türedi borç senetleri (derivatives) devreye sokulmuştur. Nitekim 1929 Büyük Ekonomik buhranında dünya para ve finans piyasalarında, reel olarak bir birim mal ve hizmete karşılık 34 birim para dolaşıma sokulmuş iken, 2008 krizin de bu oran bire 180 orana yükselmiştir. Buna rağmen çöküş önlenememiş ve dünyaya hükmeden en büyük G-8 Ekonomilerinin zirvesi ve akabin de de Londra da G-20 Ekonomi zirvesinde sisteme trilyonlarca dolar şırınga edilmiştir. Şu anda dünya para ve finans piyasalarında bir birim reel mal ve hizmet değerine karşılık 400 birim para dolaşımda bulunmaktadır. Bunun sonucu bir iki yıllık gecikmeli reaksiyon zamanından sonra ortaya çıkması kaçınılmaz olan ve kontrol altında tutulamayacak çok aşırı yüksek enflasyon tehlikesidir. 1929 Büyük Ekonomik Buhranından çok daha şiddetli yaşanacak bir bölüşüm savaşı ekonomisi ancak ertelenebilmiştir. Bu erteleme başarılı açık istihbarat görevi yapan medya desteğiyle, dünya kamuoyuna sanki küresel kriz çözülmüş gibi sunulmaktadır ki bununla da dünya da tüketici güveninin yeniden kazanılması, durmuş olan dünya piyasalarında talep tarafının canlandırılması, Keynes in deyimiyle kümülatif arz ve talebin çakıştırılması  (matching) amaçlanmaktadır.

 

Ekonomi teorilerinin çoğu, örneğin Merkantilizm,  devrin hakim güç odakları tarafından Üniversite hocalarına ve Medya kuruluşlarına para dağıtılarak yazdırılmıştır ve yaygınlaştırılarak üniversitelere okutulmaya başlanmıştır.

 

Adam Smith‘ in ‚ The Wealth of Nations‘ kitabında piyasanın ‚görünmez gizli eli‘ dediği, sözde serbest rekabeti ve piyasa mekanizmasının adaleti, sihirli temel dayanak ve düzenleyicisi faiz mekanizmasıdır. David Ricardo, Silvio Gesell ve Karl Marx‘ ın, John Maynard Keynes‘ in kalıcı temel eserlerinde tarihsel bir perspektifle irdeleyip ortaya koydukları gibi aslında tüm ekonomik ve finansal problemlerin, ülkesel, bölgesel ve küresel krizlerin kaynağı da para ve bankacılık sisteminin dayanağı belkemiği faiz mekanizmasıdır.

 

 

Ekonomi üretim ve tüketim, yani arz ve talep dengelerinden oluşur ve en iyi girdi-çıktı, etki-tepki yöntemleri kullanılarak neden-sonuç, oran ve orantı ilişkileriyle irdelenir. Üretim kapasitesi ve kabiliyeti, doğrudan sermaye birikimi ve araştırma geliştirme fonlarının yeni ürün geliştirmeye harcanmasıyla, emek kabiliyeti ve hüneri, eğitim düzeyi ile orantılıdır. Sermaye birikimi ise doğrudan faiz mekanizması, tasarruf ve yatırım eğilimi, en son sermaye birikimi seviyesi ile belirlenir. Ekonomi de yeterli sermaye birikiminin oluşmuş olması,yöneticilere en önemli üretim maliyetini belirleyici bileşenler olarak, faiz oranları(sermaye maliyeti), enerji, hammadde, emek gibi ana girdi fiyatları  ile para piyasalarını yönlendirme, belirleme, karar alma gücü ve kabiliyeti kazandırır.

Karar almak demek, tüm karar seçeneklerinin ve tüm olası karar alternatiflerinin, geleceğin risk(belirsizlik) durumu ve sonuçlarına göre ihtimal dağılımlarının hesaplanarak ağırlıklandırılarak oluşturulması, değerlendirilmesi ve ve en az belirsizlik (risk minimizasyonu), en çok belirsizlik (risk maksimizasyonu) gibi en iyi (optimum) gibi istenen karar kriterinin uygulanması demektir.

 

Gerçek ve parasal ekonomi de çok farklı temeller ve kıstaslar belirleyicidir. Gerçek ekonomide arz ve talep dengelerini, tabiat kanunları, enerji ve işgücü eğitim seviyesi belirlerken; parasal ekonomide arz ve talebi dengeleyen fiyatları, siyasi ve toplumsal güç ilişkileri ve tüketim tercihleri, reklam bütçeleri, inançlar gibi diğer  kompleks arz ve talep dengeleri, rekabet ortamı   belirlemektedir. Örneğin bir enerji santralini veya büyük bir üretim tesisisini bir gecede kuramazsınız; ancak Merkez Bankası ve Bankacılık, Vergileme sistemi  kararları ile bir gecede faiz oranlarını ve vergileri değiştirebilir,  piyasadan para çekebilir, para pompalayabilir, veya yaşanmakta olan küresel finans krizinde olduğu olduğu gibi milyarlarca doları bir gecede hile ile buharlaştırabilirsiniz. Böylece yükselen varlık değerleri dibe vuracak ve likidite sahibi olanlar bunlara değerinin çok altında para ödeyerek sahip olabileceklerdir.

Daha sonra da sisteme şırınga edilen aşırı yüksek likidite  sonucunda, bir kaç yıl sonra gecikmeli olarak yaşanacak aşırı enflasyon ortamında, yeniden değer şişmeleri fiyat artışları, varlıkların el değişmesi  yaşanacaktır. Nitekim enerji, doğal gaz ve petrol fiyatları ile istedikleri gibi oynamaktadırlar. Bu milyarlarca doların anında ülkeler arasında el değiştirmesi anlamına gelmektedir.

 

 

 

 

MAKSATLI BİR HABER VE SÖYLENTİ İLE BORSA COŞTURULUR, İNER, ÇIKARSA, MİLLETİN PARASI ASILSIZ DEDİKODULARLA BUHARLAŞTIRILIR:

 

Bankalar, sözleşme hürriyeti şemsiyesi altında hukukun geçerli kılınamadığı, uygulanamadığı güç odaklarıdır. Bankaların risk yönetimi stratejisi (Kredi, piyasa, faiz oranı ve likidite riski, operasyonel risk, kültürel ve süreç hileleri, iç ve dış hile ve dolandırıcılık…) piyasa ve müşteri potansiyeli, rekabet kabiliyeti, kaynak verimliliği gibi önemli veriler bilinmeden, ölçülmeden, sınırlanmadan ve azaltılmadan ortalama en çok %20 özkaynak/borç oranına dayanmaktadır. Güvenceli ve etkin bir risk yönetimi için bankaların kriz ortamlarında en az %50 özsermaye/borç oranına sahip olmaları gerekir.

 

2010 yılı Ocak ayında, bayram değil seyran değilken, kriz ortamında, uluslar arası kredibilite ayarı yapan derecelendirme kuruluşları, gizli güç merkezlerinin talimatları ile Türkiye’nin kredi notunu yükseltti.Son olarak da kamuoyunda ‘sıfırcı hoca’ diye bilinen

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moodys Türkiye’nin kredi notunu BA3’ten BA2’ye yükseltti. Kuruluş kredi notunun yükseltilmesine neden olarak, Türkiye’nin mali şokları emebilme kapasitesine olan güvenin artmasını gösterdi.Moodys 2005 yılından bu yana ilk kez Türkiye’nin notunu artırmış oldu. Ancak Moodys’in not artışı, Fitch’in geçtiğimiz günlerde yaptığı gibi iki kademe değil, bir kademe artış şeklinde oldu. Öte yandan BA2’lik kredi notu, yatırım yapılabilir seviyenin halen iki kademe altında bulunuyor. Geçtiğimiz dönemde Fitch’den gelen not artışının ardından piyasalar ilk olarak S&P’den artış gelmesini bekliyordu. Hatta piyasalarda bir süredir yaşanan iyimser hava da bu beklenen not artışının da etkisi vardı. Ancak not artışının Moodys’den gelmesi piyasaları biraz şaşırtmış oldu. 2010 yılına IMF’yle anlaşmanın yakın bir zamanda yapılacağı beklentisiyle rekorla başlayan ve ilk üç işlem gününde 2 yılın zirvesine çıkan İMKB Endeksi dün de S&P’nin not artırımı yapacağı söylentisiyle coştu.

Kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu artıracağı söylentileriyle İMKB endeksi yüzde 0.78 yükselişle 54 bin 972 puana çıktı.Dolar, 1.46 liraya gerilerken, bono faizi yüzde 8.85’e indi. S&P’den bu konu hakkında bir açıklama yapılmadı.

Bu arada, Avrupa borsaları yüzde 1’e yakın değer kaybetti. Oldukça hareketli bir gün geçiren piyasalarda, Japonya’nın yeni Maliye Bakanı Naoto Kan, yenin daha zayıf olmasını istediğini ve Japon firmalarının dolar/yen paritesinin 95 yen civarında olmasından yana olduğunu söyledi. Ardından Çin Merkez Bankası, beklenmedik bir kararla üç aylık bono faizlerini ağustos ayından bu yana ilk kez artırdı. Çin borsaları yüzde 2’ye yakın değer kaybetti.

Öte yandan, Euro Bölgesi’nde perakende satışlar, kasımda beklentilerin tersine bir önceki aya göre yüzde 1.2 azaldı. Bütün bu gelişmelerle euro/dolar paritesi, 1.4295’e kadar geriledi. (Kaynak: Milliyet Gazetesi, 8 Ocak 2010 Cuma)

 

http://www.dailymotion.com/video/x9mek3_bol-ve-yonet-silinmeden-izleyiniz-l_news

 

 

 

Hatalarından ders almayanlara aptal, zekalarını hafızaları ile güçlendiremeyenlere de akılsız denir.

Türk gençliği ve Türk toplumu aptal mı, akılsız mı ki artık akıllanmasın?

 

Kurumsal Altyapı, Stratejik Planlama ve Kaynak Yönetimi Verimliliğinin önemi

 

Adı var kendi yok kurumlarla, ünvanı var hüneri yok mühendislerle, profesyonel meslek eğitimi görmemiş kukla siyasetçilerle zaman faiz teknoloji ilişkilerini kavrayan felsefeleri nasıl üretebiliriz?

 

Toplumsal, Mali, Ekonomik, Sosyal, Teknolojik, İdari Sistemin Hedefleri ve Öncelikleri

 

Büyüme ve Kar Maximizasyonu yerine Kaynak Verimliliği ve İnsanlığın Bekası hedefi

 

Önemli Küresel Tehdit unsurları: Nüfus Artışı (Malthus Teorisi) ve yaşanabilen Dünya mızdaki ormanlar, enerji, su ve temiz hava nın sınırlı olması, çevre kirliliği, iklim değişikliği, tabii afetler deprem fırtına tsunami vs.

 

 

Dünya Bankası’nın periyodik olarak yayınlanan Global Economic Perspectives raporunda yer alan piyasa kurlarıyla hesaplanmış ülkelerin büyüme hızı tahminleri 2008 kriz yılında dünya ekonomisinde negatif büyüme beklendiğini göstermektedir. Ancak Dünya Bankası raporuna göre, Dünya ekonomisi 2008 de küçülürken büyümesini artıracağı, iyimser tahmin edilen nadir ülkelerden biri de Türkiye idi. Belki de bu yüzden 2008 yüzyıl krizinin Türkiye yi teğet geçeceği en yetkili ağızdan yanlış bir zamanlama ile iddia edilmiştir.

IMF’nin kaynaklarının 250 milyar dolardan 750 milyar dolara yükseltilmesi de Londra’daki 2009 yılı G – 20 toplantısında kararlaştırıldı.

IMF nin kurum kültürü ve önerdiği tedbirler uygulandığı hiçbir ülkeyi sürekli yapısal krizlerden ve bütçe açıklarından kurtaramamıştır. Faiz dışı fazla yöntemi de bir işe yaramamıştır. Faize dayalı önlem paketleri tekelleşmeyi artırmıştır. Serbest rekabet ortamı ve gelir dağılımı daha da bozulmuştur. Yerli sermaye erimiş tükenmiştir; ülkedeki tüm bankalar ve önemli Kamu İşletmeleri yok pahasına elden çıkarılmıştır. İç ve dış toplam borç yükümüz 400 Milyar doları aşmıştır.

Yüzyılın en büyük küresel krizinden en ağır etkilenen ülke Türkiye olmuştur.

Neden mi?

 

Başkalarının aklı (IMF, Dünya Bankası,IFC,….) ile ekonomi idare etmeye kalkanlar, ancak onların aklının akledebildiği, kendi küresel menfaatleriyle çelişmediği ölçülerde, ancak onların müsaade ettiği kadar akıllı olup krizlere dayanabilir, ancak krizlere kendi ulusal menfaatlerine uygun çözümler üretemezler. Tüm uluslar arası alışveriş ve anlaşmalara rağmen, bağımsız bir ekonomik politika izleyebilmek için, ülkede belli bir zaman diliminde üretilen tüm mal ve hizmetler ile piyasaya giren ve çıkan, kısa- orta- uzun vadeli para (döviz ve diğer menkul kıymetler) miktarı arasında sağlıklı bir oranı tutturmak gerekir.

 

Bu oran, sağlıklı ekonomilerde normal şartlarda, 1 birim mal ve hizmete karşılık, 14 birim paranın piyasada dolaşması yani 1:14 şeklindedir. 1929 buhranında bu oran 1:34 e yükselmişken 2008 yüzyılın krizinde 1:400 ler 1:800 ler mertebesine çıkmıştır. Bu da önemli ölçüde borç senetleri ve spekülatif amaçlarla oluşturulan kredi balonlarının emlak (mortgage) piyasalarından başlayarak sönmesiyle, özellikle ABD ekonomisinden başlayıp tüm dünyaya süratle yayılan önemli ölçüde değer kayıplarının oluşmasına yol açmıştır.

 

Her ne kadar Türkiye’ de TUİK istatistiklerinden GSMH hesaplanabiliyorsa da, ülkeye giren ve çıkan para miktarı Maliye, TCMB, Hazine, DTM ve DPT den oluşan ulusal ekonomi yönetiminin kesin kontrolünde değildir. Özellikle kayıt dışı ekonomi ve kara para miktarı ekonominin %50 si oaranındadır. Buna bir de kısa vadeli, kontrol dışı anlık-günlük- haftalık- aylık-üç aylık dönemlerde ki fazla miktarda sıcak para giriş çıkışları da eklenirse, ekonomi yönetimindeki belirsizlik ve dengesizlik, sık sık finansal döviz ve likidite krizleriyle karşılaşılması kolayca anlaşılabilecektir.

 

Türkiye 24 Ocak 1980 kararlarıyla 70 cente muhtaç olmaktan kurtulmaya çalışırken, ithal ikamesine dayalı, Türk Parasını Koruma kanunu ile sabit tutulan kurlarla kalkınma modelinden, Özal’ ın yüksek faiz düşük kur, nisbi serbest rekabet ve teşvik sistemiyle dışarıya açık, serbest dalgalı kura dayanan ihracat ekonomisi modeline geçmiştir. 1980 li yıllardan itibaren Türkiye ekonomisi, önemli ölçüde kısa vadeli, ülkenin siyasi ve sosyal yapısını, piyasasını ve ülkeyi yöneten güç dengelerini değiştirmek isteyen ve belli merkezlerce yönlendirilen önemli miktarlarda sermaye giriş çıkışlarını ve bundan kaynaklanan finansal likidite krizlerini yaşamak zorunda kalmıştır.

 

IMF tarafından verilen işaretlere göre, malum Uluslar arası Rating kuruluşları, Standard&Poors, Moody’s, Fitch.. de maksatlı ve yanıltıcı kredi notlarıyla Türkiye de ve dünya da finans ve para akımlarını tek merkezden yönlendirmektedir. Avrupa Birliği ve Alman Hükümeti bu üç denetleme kuruluşu Standard&Poors, Moodys’, Fitch denetlemek için yeni direktifler ve kurallar üzerinde çalışmaktadır.Uluslar arası borçlanma faizle para ve nakit akımları, Libor artı Spread esasıyla Londra piyasasında belirlenmektedir.

 

Peki LIBOR ve Spread nedir ?

 

LIBOR (London Interbank Offered Rate) Londra da, bankalararası piyasada, bankaların birbirlerinden para alış verişlerinde kullanılan faiz oranıdır. Spread ise her ülkenin politik ve ekonomik durumuna, geri ödeme kabiliyetine göre belirlenen ülkenin borçlanma riski primidir.Swap ve opsiyon sözleşmeleri ise, borçlanılan döviz cinsini ödemede değiştiren, takas eden, uluslar arası sermaye piyasalarının en hızlı büyüyen, yeniliklere en açık ve sürekli yeni buluş ve tekniklerin üretildiği borç ödeme, para birimini değiştirme sözleşmeleridir.

 

2008 finans krizini önce kuramsal temellerinden, dünya para sistemi ve faiz mekanizmasından başlayarak, Sylvio Gesell, Wilhelm Reich, Karl Marx, J.M. Keynes gibi ekonomik sistemi esastan sorgulayarak anlamaya çalışmak gerekir.

 

Faize, Bankacılığa sürekli borçlanarak imkanlarının üzerinde yaşamak yerine, katma değer ve yeni teknoloji üretmek, yeni patentler almak, içi boş akademik unvan almaktan daha önemli değil mi?

Hep güdülen tüketen pazarlanan ülke ve toplum olmaya mecbur ve mahkum muyuz? Neden uşaklık ve köleliğe razı olalım? Bu tembellik bu hazırcılık bu köşe dönmecilik ne? Ehliyetsiz ve liyakatsiz siyasi kadroları, hünersiz diplomalı mühendisleri, medya soytarısı profesörleri ve uyduruk yapay basın gündemlerini daha ne kadar besleyeceğiz?

 

Askerler vatanı kendilerinin herkesten daha çok sevdiğine, imam hatipliler de dini herkesten daha iyi bildiklerine şartlamışlar kendilerini; bir kör dövüşüdür gidiyor. Bilimin ne olduğunu bilen, araştırıp bilgi üreten, zamanını aşıp kalıcılığı, bekayı hak etmiş Profesörler de tek tük var ama daha çok yabancılara çalışıyorlar ülke menfaatleri için değil!

 

Yok hepsi çok iyiyse neden hep borçla yaşıyoruz?

 Neden yeni uygarlık ve teknoloji projelerini konuşamıyoruz? Gerçek ülke gündemini, işsizlik ve gelir dağılımı adaletsizliğini konuşamıyoruz?

Zaman faiz ve teknoloji kavramlarının ilişkisini konuşsak krizi kendi gücümüzle, hem de dünyaya akıl satarak, kaynak verimliliğimizi artırarak, ihtiyacımıza göre şartname yazarak, doğru alımlar yaparak aşarız.

 

Kriz, emek geliriyle, ücretle yaşayan en alt gelir grubunu daha çok etkilemiştir. Kira ve faiz gelirleri olan rantiyeler krizden çok fazla etkilenmemiştir.

Halkın durumu bu iken bankaların çok yüksek karlar elde etmeleri halkın bileşik faiz otomatizması ile soyulduğunu göstermez mi? Bankalar güçlüdür. Güçlü olana karşı hukuk mücadelesi ile hak elde etmeniz de çok güçtür. Bankalar kesinlikle kimseye gerçek anlamda hesap vermezler. Bankalara karşı hukuk yolunu sonuna kadar işletmeye de gücünüz yetmez. Örneğin,Elektrik faturanız hesabınızda paranız olmasına rağmen ödenmez, elektriğiniz kesilir, dolabınızda yiyecekleriniz kokar. Ama Bankanıza hesap soramazsınız.

 

 

 

 

BANKALAR VE YANILTMA: REKLAM

 

Çok eski yıllarda televizyonlarda bir reklam filmi vardı. Biz bankanın ismini “ABC” olarak değiştirelim. İki adam yolda karşılaşırlar. Biri diğerine:

 

– ABC Bank’a mı gidiyorsun?

– Hayır, ABC Bank’a gidiyorum.

– Haaa.. ben de ABC Bank’a diyorsun zannetmiştim. Reklamdaki iki yaşlı adam karakterlerinin duyma problemi vardı.

 

Duymaz, görmez, akletmez, kayıtsız ve cahil bir toplum ve sessiz çoğunluk, Bankalar için ideal para kazanma ve hile ortamıdır. Böyle bir topluluğa hesap verebilir olmanız da, risklerinizi iyi yönetmeniz de gerekmez. Denetim mekanizmaları da işlemez. Sürekli başkalarının parasını toplar, devlete satarsınız. Kimse öz sermaye yeterliliğinize de bakmaz. Böylece hiç riske de girmezsiniz. Devletler, şirketler veya şahıslar gibi iflas da etmezler. Bu sebeple, Türkiye 2001 de yaşadığı bankacılık krizinde 50 Milyar dolar kaybetmiştir.Sonunda kimse de hesap vermemiştir.Kaçan kurtulmuş,yakalanan ise sadece kaçırdığının on da birini BDDK ya geri ödemiştir.

 

 

 

 

 

Ne dersiniz?

 

Uluslar arası derecelendirme kuruluşları mı doğru söylüyor, yoksa devletin kendi kurumları ve gazetelerin ekonomi yazarları mı?

 

Doğrusu şudur: Uluslar arası sermaye ve Türkiye yi arka planda görünmeden idare eden gerçek güç merkezleri, derecelendirme kuruluşlarından Türkiye için olumlu mesaj vermesini istemiştir ki, krizle bunalan Türk ekonomisine yönlendirilecek sıcak para ile bedavaya alımlar yapılabilsin ve yeni kriz ortamları yaratabilmek için pazarlık gücünü artırsın. Malum bu yıl sonuna doğru, önümüzde erken seçim ihtimali de var. 

 

 

ACİLEN UYGULANMASI GEREKLİ YAPISAL VE TOPLUMSAL ÖNLEMLER PAKETİ

FİNANSAL- EKONOMİK-TEKNOLOJİK- MALİ VE İDARİ DÖNÜŞÜMÜ SAĞLAYACAK EN KAPSAMLI KALICI ACİL ÖNLEMLER PAKETİ

 

Kurumsal Altyapı, Stratejik Planlama ve Kaynak Yönetimi Verimliliğinin önemi

 

Toplumsal, Mali, Ekonomik, Sosyal, Teknolojik, İdari Sistemin Hedefleri ve Öncelikleri

Türkiye Cumhuriyetinde gerek özel gerekse kamu sektörü, DPT ve MSB GenelKurmay da, İstanbul Büyükşehir Belediyesinde onlarca Telefon santrali Bilgisayar Harp Uçağı ve Ulaştırma Uçağı ihalelerine katıldım. Adam gibi şartname yazabileni risk minimizasyonu nedir bilen mühendise idareciye rastlamadım.

 

1) Firma prospektüslerine bakarak şartname hazırlanmaz; yanlış ihtiyaç tesbiti ile yola çıkarsınız

 

2) Hiçbir teknolojik ürün prospektüsünde yazılı performansı göstermez; yüklenince reel hayatta daha düşük performans gösterir

 

3) Yük altındaki gerçek sistem performansı ürün broşürlerinden değil ölçme test merkezlerinde yapılan ölçmelerle değerlendirilebilir

 

4) Bu gerçek performans ölçümlerinden sonra dünya piyasaları irdelenip araştırılır ve Benchmarking yapılır

 

5) Fiyatlar aynı sistem ve aynı performans eşlenerek karşılaştırılır

 

6) Bu süreç adımları uygulanırsa Türkiye Cumhuriyeti miılyarlarca dolar tasarruf yaparak kaynak verimliliğini artırmış olur!

 

7) Bu süreç uygulanırsa Türkiye en yüksek teknoloji transferini sağlar ve kendisi teknoloji üretir hale gelir

 

8) Siz ne istediğinizi bilmezseniz satıcılar size finansmanını da bulup sizi değil sizin vasıtanızla gelecek kuşakları borçlandırarak size işe yaramaz sistemleri çok pahalıya satarlar.

 

 

Türkiye nin tek yapacağı, ihtiyacı doğru tesbit edip adam gibi şartname yazıp/yazdırıp milli savunma, ulaşım enerji ve haberleşme IT Bilgisayar sektörlerinde her yıl alımını hiç kısmadan mühendislik ve doğru teknoloji seçimi, ihtiyacı tam tanımlayan şartnamelerle yılda 10-20 Miyar dolarlık tasarrufu yaparak bunu da ARGE de Eğitim ve Sağlık sektörlerinde kullanarak; Bankacılık sistemini by-pass edip bilgili genç 3-5 kişilik ekiplere INNOVASYON projeleri yaptırmak değer üretmektir. Faiz mekanizmasını aşarak değer üretemeyen Türkiye, sürekli borçlanmaktan kurtulamaz; reel değer olarak yerinde sayar, parasal olarak büyüse de bu kalıcı bir büyüme olamaz!

 

Enerji üretim kapasitesini artıramayan, yeni temiz enerjiyi en az kullanan bilgi yoğun sosyal ve çevre maliyeti en az, yüksek kaliteli ürün teknolojilerini rakiplerinden önce akıl edip geliştiremeyen ülkelerin şansı olamayacak gelecekte!

 

Küresel kriz ertelenebilir; ancak bilgi ve sermaye tabana yayılmadıkça kalıcı olarak çözülemez dünyada!

 

Faiz ve borçlanma girdabını aşamayan, dünya iklim ve çevre kısıtlarıyla baş edemez; büyüme teorileri artık yeni maliyet hesaplarıyla içsel olmak zorunda! Sistem yani Tabiat her şeye rağmen jiroskop misali kendi kanunlarının aşılamaz üstün güç olduğunu, ekonomist ve finansçılara da dikte ettirecek, doğrulatacaktır tez vakitte!

 

Hatalarından ders almayanlara aptal, zekalarını hafızaları ile güçlendiremeyenlere de akılsız denir!

Türk gençliği ve Türk toplumu aptal mı, akılsız mı ki artık akıllanmasınlar?

 

Kurumsal Altyapı, Stratejik Planlama ve Kaynak Yönetimi Verimliliğinin önemi

 

Adı var kendi yok kurumlarla, ünvanı var hüneri yok mühendislerle, profesyonel meslek eğitimi görmemiş kukla siyasetçilerle zaman faiz teknoloji ilişkilerini kavrayan felsefeleri nasıl üretebiliriz?

 

Toplumsal, Mali, Ekonomik, Sosyal, Teknolojik, İdari Sistemin Hedefleri ve Öncelikleri

 

Büyüme ve Kar Maximizasyonu yerine Kaynak Verimliliği ve İnsanlığın Bekası hedefi

 

Önemli Küresel Tehdit unsurları: Nüfus Artışı (Malthus Teorisi) ve yaşanabilen Dünya mızdaki ormanlar, enerji, su ve temiz hava nın sınırlı olması, çevre kirliliği, iklim değişikliği, tabii afetler deprem fırtına tsunami vs.

 

 

Dünya Bankası’nın periyodik olarak yayınlanan Global Economic Perspectives raporunda yer alan piyasa kurlarıyla hesaplanmış ülkelerin büyüme hızı tahminleri 2008 kriz yılında dünya ekonomisinde negatif büyüme beklendiğini göstermektedir. Ancak Dünya Bankası raporuna göre, Dünya ekonomisi 2008 de küçülürken büyümesini artıracağı, iyimser tahmin edilen nadir ülkelerden biri de Türkiye idi. Belki de bu yüzden 2008 yüzyıl krizinin Türkiye yi teğet geçeceği en yetkili ağızdan yanlış bir zamanlama ile iddia edilmiştir.

IMF’nin kaynaklarının 250 milyar dolardan 750 milyar dolara yükseltilmesi de Londra’daki 2009 yılı G – 20 toplantısında kararlaştırıldı.

IMF nin kurum kültürü ve önerdiği tedbirler uygulandığı hiçbir ülkeyi sürekli yapısal krizlerden ve bütçe açıklarından kurtaramamıştır. Faiz dışı fazla yöntemi de bir işe yaramamıştır. Faize dayalı önlem paketleri tekelleşmeyi artırmıştır. Serbest rekabet ortamı ve gelir dağılımı daha da bozulmuştur. Yerli sermaye erimiş tükenmiştir; ülkedeki tüm bankalar ve önemli Kamu İşletmeleri yok pahasına elden çıkarılmıştır. Borç yükümüz 400 Milyar doları aşmıştır.

Yüzyılın en büyük küresel krizinden en ağır etkilenen ülke Türkiye olmuştur.

Neden mi?

 

Başkalarının aklı (IMF, Dünya Bankası,IFC,….) ile ekonomi idare etmeye kalkanlar, ancak onların aklının akledebildiği, kendi küresel menfaatleriyle çelişmediği ölçülerde, ancak onların müsaade ettiği kadar akıllı olup krizlere dayanabilir, ancak krizlere kendi ulusal menfaatlerine uygun çözümler üretemezler. Tüm uluslar arası alışveriş ve anlaşmalara rağmen, bağımsız bir ekonomik politika izleyebilmek için, ülkede belli bir zaman diliminde üretilen tüm mal ve hizmetler ile piyasaya giren ve çıkan, kısa- orta- uzun vadeli para (döviz ve diğer menkul kıymetler) miktarı arasında sağlıklı bir oranı tutturmak gerekir.

 

Bu oran, sağlıklı ekonomilerde normal şartlarda, 1 birim mal ve hizmete karşılık, 14 birim paranın piyasada dolaşması yani 1:14 şeklindedir. 1929 buhranında bu oran 1:34 e yükselmişken 2008 yüzyılın krizinde 1:400 ler 1:800 ler mertebesine çıkmıştır. Bu da önemli ölçüde borç senetleri ve spekülatif amaçlarla oluşturulan kredi balonlarının emlak (mortgage) piyasalarından başlayarak sönmesiyle, özellikle ABD ekonomisinden başlayıp tüm dünyaya süratle yayılan önemli ölçüde değer kayıplarının oluşmasına yol açmıştır.

 

Her ne kadar Türkiye’ de TUİK istatistiklerinden GSMH hesaplanabiliyorsa da, ülkeye giren ve çıkan para miktarı Maliye, TCMB, Hazine, DTM ve DPT den oluşan ulusal ekonomi yönetiminin kesin kontrolünde değildir. Özellikle kayıt dışı ekonomi ve kara para miktarı ekonominin %50 si oaranındadır. Buna bir de kısa vadeli, kontrol dışı anlık-günlük- haftalık- aylık-üç aylık dönemlerde ki fazla miktarda sıcak para giriş çıkışları da eklenirse, ekonomi yönetimindeki belirsizlik ve dengesizlik, sık sık finansal döviz ve likidite krizleriyle karşılaşılması kolayca anlaşılabilecektir.

 

Türkiye 24 Ocak 1980 kararlarıyla 70 cente muhtaç olmaktan kurtulmaya çalışırken, ithal ikamesine dayalı, Türk Parasını Koruma kanunu ile sabit tutulan kurlarla kalkınma modelinden, Özal’ ın yüksek faiz düşük kurlu, nisbi serbest rekabet ve teşvik sistemiyle dışarıya açık, serbest dalgalı kura dayanan ihracat ekonomisi modeline geçmiştir. 1980 li yıllardan itibaren Türkiye ekonomisi, önemli ölçüde kısa vadeli, ülkenin siyasi ve sosyal yapısını, piyasasını ve ülkeyi yöneten güç dengelerini değiştirmek isteyen ve belli merkezlerce yönlendirilen önemli miktarlarda sermaye giriş çıkışlarını ve bundan kaynaklanan finansal likidite krizlerini yaşamak zorunda kalmıştır.

 

IMF tarafından verilen işaretlere göre, malum Uluslar arası Rating kuruluşları, Standard&Poors, Moody’s, Fitch.. de maksatlı kredi notlarıyla Türkiye de ve dünya da finans ve para akımlarını tek merkezden yönlendirmektedir. Uluslar arası borç para ve nakit akımları, Libor artı Spread esasıyla Londra ve New York Wall Street borsasında belirlenmektedir.

 

 

Gelin önce şu finans krizini temellerinden, para sisteminden ve faiz mekanizmasından başlayarak S.Gesell gibi W,Reich gibi K.Marx J.M. Keynes gibi temelinden sorgulayarak anlamaya çalışalım önce de sonra kriz den çıkışı konuşalım.

……………………..

 

Güneş enerjisi araştırmaları için Alman Hükümeti 40 Milyon Euro ayırıp Frauenhofer Institut a verebiliyor da Türkiye Cumhuriyeti hükümeti armut mu topluyor ki bu tür teknolojilere para ayırmıyor ama hızlı uçan kuşlar misali yetersiz donanımlı esir yazılımlı radarı ve bombası yetersiz harekat kabiliyeti sınırlı bir uçağa 26 Milyon dolar harcayabiliyor?

Neden bu uçakları test edecek bir rüzgar tünelimiz yok hala?

Neden Kompozit malzeme üretemiyoruz?

Neden uçak yapamıyoruz, motorunu satın alsak da?

Neden PTT-ARLA (TELETAŞ) yı tahrip ettik yok pahasına sattık da Telekom teknolojileri microwave teknolojileri nanochipleri üretemiyoruz?

Gen teknolojisinde neden hala patentimiz yok?

…….

 

Otomotiv sektörü yeniden keşfedilecek; en çok 4 litre/100 km tüketen hybrid araçlar yapmak,

Telekom da 4G den 5G ye geçmek, Yazılım da SAP yi Türkiye de üretmek, 10 yılda Almanya daki, dünyadaki teknolojik know how dan daha gelişmişini üretmek Türk gençlerine hedef gösterilse işsizliğe çare olamaz mı?

 

Ne dersiniz?

 

 

 

 

 

Büyüme ve Kar Maximizasyonu yerine Kaynak Verimliliği ve İnsanlığın Bekası hedefi

 

Önemli Küresel Tehdit unsurları: Nüfus Artışı (Malthus Teorisi) ve yaşanabilen Dünya mızdaki ormanlar, enerji, su ve temiz hava nın sınırlı olması, çevre kirliliği, iklim değişikliği, tabii afetler deprem fırtına tsunami vs.

 

 

Dünya Bankası’nın periyodik olarak yayınlanan Global Economic Perspectives raporunda yer alan piyasa kurlarıyla hesaplanmış ülkelerin büyüme hızı tahminleri 2008 kriz yılında dünya ekonomisinde negatif büyüme beklendiğini göstermektedir. Ancak Dünya Bankası raporuna göre, Dünya ekonomisi 2008 de küçülürken büyümesini artıracağı, iyimser tahmin edilen nadir ülkelerden biri de Türkiye idi. Belki de bu yüzden 2008 yüzyıl krizinin Türkiye yi teğet geçeceği en yetkili ağızdan yanlış bir zamanlama ile iddia edilmiştir.

IMF’nin kaynaklarının 250 milyar dolardan 750 milyar dolara yükseltilmesi de Londra’daki 2009 yılı G – 20 toplantısında kararlaştırıldı.

IMF nin kurum kültürü ve önerdiği tedbirler uygulandığı hiçbir ülkeyi sürekli yapısal krizlerden ve bütçe açıklarından kurtaramamıştır. Faiz dışı fazla yöntemi de bir işe yaramamıştır. Faize dayalı önlem paketleri tekelleşmeyi artırmıştır. Serbest rekabet ortamı ve gelir dağılımı daha da bozulmuştur. Yerli sermaye erimiş tükenmiştir; ülkedeki tüm bankalar ve önemli Kamu İşletmeleri yok pahasına elden çıkarılmıştır. Borç yükümüz 400 Milyar doları aşmıştır.

Yüzyılın en büyük küresel krizinden en ağır etkilenen ülke Türkiye olmuştur. Neden mi?

 

Başkalarının aklı (IMF, Dünya Bankası,IFC,….) ile ekonomi idare etmeye kalkanlar, ancak onların aklının akledebildiği, kendi küresel menfaatleriyle çelişmediği ölçülerde, ancak onların müsaade ettiği kadar akıllı olup krizlere dayanabilir, ancak krizlere kendi ulusal menfaatlerine uygun çözümler üretemezler. Tüm uluslar arası alışveriş ve anlaşmalara rağmen, bağımsız bir ekonomik politika izleyebilmek için, ülkede belli bir zaman diliminde üretilen tüm mal ve hizmetler ile piyasaya giren ve çıkan, kısa- orta- uzun vadeli para (döviz ve diğer menkul kıymetler) miktarı arasında sağlıklı bir oranı tutturmak gerekir.

 

Bu oran, sağlıklı ekonomilerde normal şartlarda, 1 birim mal ve hizmete karşılık, 14 birim paranın piyasada dolaşması yani 1:14 şeklindedir. 1929 buhranında bu oran 1:34 e yükselmişken 2008 yüzyılın krizinde 1:400 ler 1:800 ler mertebesine çıkmıştır. Bu da önemli ölçüde borç senetleri ve spekülatif amaçlarla oluşturulan kredi balonlarının emlak (mortgage) piyasalarından başlayarak sönmesiyle, özellikle ABD ekonomisinden başlayıp tüm dünyaya süratle yayılan önemli ölçüde değer kayıplarının oluşmasına yol açmıştır.

 

Her ne kadar Türkiye’ de TUİK istatistiklerinden GSMH hesaplanabiliyorsa da, ülkeye giren ve çıkan para miktarı Maliye, TCMB, Hazine, DTM ve DPT den oluşan ulusal ekonomi yönetiminin kesin kontrolünde değildir. Özellikle kayıt dışı ekonomi ve kara para miktarı ekonominin %50 si oaranındadır. Buna bir de kısa vadeli, kontrol dışı anlık-günlük- haftalık- aylık-üç aylık dönemlerde ki fazla miktarda sıcak para giriş çıkışları da eklenirse, ekonomi yönetimindeki belirsizlik ve dengesizlik, sık sık finansal döviz ve likidite krizleriyle karşılaşılması kolayca anlaşılabilecektir.

 

Türkiye 24 Ocak 1980 kararlarıyla 70 cente muhtaç olmaktan kurtulmaya çalışırken, ithal ikamesine dayalı, Türk Parasını Koruma kanunu ile sabit tutulan kurlarla kalkınma modelinden, Özal’ ın yüksek faiz düşük kurlu, nisbi serbest rekabet ve teşvik sistemiyle dışarıya açık, serbest dalgalı kura dayanan ihracat ekonomisi modeline geçmiştir. 1980 li yıllardan itibaren Türkiye ekonomisi, önemli ölçüde kısa vadeli, ülkenin siyasi ve sosyal yapısını, piyasasını ve ülkeyi yöneten güç dengelerini değiştirmek isteyen ve belli merkezlerce yönlendirilen önemli miktarlarda sermaye giriş çıkışlarını ve bundan kaynaklanan finansal likidite krizlerini yaşamak zorunda kalmıştır.

 

Swap işlemine neden olan farklılıklar şunlar olabilir:

1. Belirli dövizlere erişebilme yeteneği veya erişme güçlükleri,

2. Değişken faizli fon sağlayabilme yeteneği

 

 

 

Ekonomik kriz dolayısıyla, işini kaybetme korkusu yaşayan kadın çalışanlar erkek patronlarını etkilemek için seksi kıyafetler giymeye başladı. İngiltere’de yapılan araştırmada, kadın ofis çalışanlarının yüzde 78’i, diğer çalışanlarla rekabette öne çı…

 

Haydi gençler yaratıcı olmaya

 

Harcamaları artırın krizden kurtulun

 

 

 

 

GELECEĞİN RİSKLERİNİ VE OLASI GÜÇ DENGELERİNİ ÖNCEDEN GÖRMEK VE PLANLAMAK

 

 

 

Sabancı nın %0 Milyon TL.lık Nanoteknoloji Arge yatırımı yapmasıyla ilgili basında haberler yer almıştır. Bunun yarısını da DPT karşılamaktadır.

Bilenle bilmeyen bir olur mu diyerek soralım ve düşünelim: 50 Milyon TL 25 Milyon Euro eder. Türkiye için önemli kaynak olabilir ama dünya piyasalarında nanoteknoloji de rekabet kabiliyeti kazanmak için sıfırdır; okyanusta damladır.

 

G. Sabancı sadece Türkiye de tahmini pazarı 2,5 Milyar Euro olan SAP BI konusunda da bir yatırım yapsa da yarı Türkçe yarı İngilizce yarı Almanca menülerle kullandırılan SAP BI ile rekabet kabiliyetimizi artırsak da sonra da Nanoteknoloji de 250 Milyon Euro yatırımla 2-3 yıl sonra söz sahibi olsak! Sabancının BİMSA şirketi sözde SAP danışmanlığı yapmaktadır, ama SAP konusunda ilk Türkçe kitabı yazmak bana nasip oldu. Yarı Türkçe, yarı Almanca, yarı İngilizce SAP Menüleriyle dünyada hiçbir ülke SAP Lisansı sattırmamaktadır. Ama Türkiye neredeyse bir Afrika ya da Arap ülkesi kadar dahi kendi piyasa haklarını koruyamamaktadır.

Tek tohumla tarlalar yeşeriri mi? Bire on da alsanız…

 

Neden Türk Basını SAP BI İş Zekası iş İstihbaratı konudan ve benim kitabımdan hiç söz etmiyor da sadece reklam ve pazarlama amaçlı yazılar yazar? Bu kadar sığ ve yüzeysel basınla nasıl bilgi üretip yayılabilir? Halk ve gençlik neden böyle uyduruk gazeteleri okusun ki? Almanya da NRW Türk dernekleri tarafından 2009 da yılın bilim adamı seçildim. Bunun da hiç haber değeri yok mu? Türkiye yi yurt dışında kötüleyenler ise hemen hem yabancı hem de yerli basında ödüllendirilerek hemen haber yapılıyor. Bu çifte Standard neden?

 

G.Sabancı sadece kar maximizasyonu hedefiyle nanoteklojiye uzay uçuşu yapacağına önce onun altyapısını oluşturmalı! Teslimatçı yan sanayii (Zulieferer Industries) olmadan Nanoteknoloji 25 Milyon Euro yatırımla ancak baharat olur.

Okyanusta damla iş görmez. Ağzıyla kuş tutsa da Sabancı, Elektronik sanayi ve nanoteknoloji işi ekip ve ortam işidir. Alman yaklaşımıyla sektörel ARGE yatırım stratejisi geliştirip başarırlar belki. Ama önce bu konuda strateji geliştirmek ve doğru istihbarat toplamak ve eğitimini yaygınlaştırmak gerekir. Daha sonra 50 Milyon TL da iş görebilir.

 

 

Türkiye, teknoloji ağırlıklı bu yeni dünya düzeninde kendine yer açabilir.

 

dünya yüksek teknolojili ürün ihracatını masaya yatırmıştı. Çin’in % 16.9’luk payla lider olduğu bu pazarda Türkiye, % 0.02’lik (onbinde 2) payla acınacak haldeydi. Veriler, Avrupa Birliği’nin resmi istatistik organı Eurostat’tan alınmıştı.

Türkiye de şirketlerde şu an sayıları 12 bin olan Ar-Ge personelinin birkaç yıl içinde 17 bine çıkması hedefleniyordu. Son teşvik sisteminde tıbbi cihazlar, otomotiv, kimsayallar, optik cihazlar, uzay ve havacılık gibi yüksek katma değer ve yüksek teknolojili sektörlerin yer alması da tesadüf değildi.

 

Üniversitemizin inter-disipliner altyapısı ve bölümsüz olması, nanoteknoloji için avantaj oldu.

Dünyada nanoteknoloji pazarının şu anki büyüklüğü 2.5 milyar euro. SUNUM’un hedefi 3 yıl içinde dünyada ilk 10’da yer almak.

 

 

DOĞRU ZAMANLAMA İLE DOĞRU KARARLAR ALTYAPISININ GERÇEK KURUMSALLAŞMANIN SAĞLANMASI

 

NÜFUZ TİCARETİ VE SİYASİ İSTİSMAR YERİNE İYİ EĞİTİMLİ PROFESYONEL MESLEK SAHİBİ

GERÇEK GÜNDEMLERİ KONUŞABİLEN, HÜR VE AKIL SAHİBİ OLUP SORGULAYABİLEN İNSANLARIN TEŞVİK EDİLEREK ÖNEMLİ MAKAM VE MEVKİLERE GETİRİLMESİ

 

 

 

 

 

KRİZİ TETİKLEYEN YAPISAL = SİSTEM DEN KAYNAKLANAN KOŞUTLAR ve Nedenler

 

HİLE VE FİNANS Gelecek belirsizliklerinin ve risklerinin alınıp satılması, finans türevleri

 

SPEKÜLATİF KAZANÇ VE RANT GELİRİNDEN YAŞAMAK YÜKSEK ORANLARDA VERGİLENDİRİLMELİDİR

 

EMLAK PİYASASI

Küresel finansal kriz ile birlikte bir yıldan bu yana emlakta devam eden durgun seyir …..

Yeşil alanların yok edilerek ranta dönüştürülmesi

 

 

ENERJİ VE HAMMADDE PİYASALARI

 

TEK VE PTT Tekelleri rekabet ortamını yok ederek teknolojik gelişmeyi önlemiştir. Mehmet Erdaş Microwave Mühendisi olarak TEK de çalışmak zorunda bırakılmış ve böylece önemli bilgi ve kaynak israf edilmiştir.

 

İTÜ de Uydu Teknolojilerini uzaya fırlatan rampa ve motor düzenini tasarlayan projeye yeni kaynak aktarılmayarak bilgi birikimi önlenmiş, zor yetişen araştırmacı mühendis kadrosu ve akademik personeli dağıtılmıştır.

 

Dünya Bankasının %50 Termik %50 Hidrolik Kapasite Planlaması gülünç kriteri

 

Türkiye de Nükleer teknolojiye geçilmesi neden engellenmektedir?

 

Yenilenebilir Temiz Enerji kaynakşları; Su, Rüzgar, Güneş, Bioenerji ve Jeotermal Enerji teknolojileri üretiminin teşvik edilmesi

 

Tarımsal üretimin otomasyonu ve gen teknik AR-GE kanunu

 

 

 

ZOR OYUNU BOZAR. ZORLA GÜZELLİK BİLE YAPILAMAZ!

 

Geleceği bilen bu devrin enerji finans piyasa para nakit akımlarına devletler üstü konumlarıyla hükmeden sözde korku Peygamberleri, ki sayılarının 7 olduğu söylenmektedir, finans

 

KRİZ ÖNCESİ BORÇ SERVİSİ (Debt Servicing) sadece Almanya da 400 Milyar Euro bankacılık sistemine geri dönmeyen, ödenemeyen tahsil edilemeyen kayıp mali kaynak vardı.

 

VERGİ MUAFİYETLERİ TEŞVİKLER ÖTV Araba satışları kaynak verimliliği

 

Yeni ürün geliştirmek ve talep yaratmak

 

Yeni ihtiyaçlar için farkındalık yaratmak (innovation)

 

Piyasa mekanizmasında serbest rekabet ortamını kısıtlayan en önemli maliyet kalemleri finans –faiz giderleri, vergiler, enerji-elektrik, su-atıksu, haberleşme ..

 

 

KRİZİ AŞMAK İÇİN YAPISAL TEŞVİK VE TEDBİRLER PAKETİ

 

Bir kişilik istihdam yaratmak için sektörlere göre değişen asgari yatırım tutarlarının, teknoloji izleme ve değerlendirme kritrlerinin, önceliklerinin, asgari yatırım tutarlarının, iç ve dış finansman, yatırım ve işletme sermayesi belirlenirken özkaynak/yabancı kaynak oran ve ihtiyaçlarının, sermayenin geri dönüş ve dolaşım hızına göre karlılık, sosyal maliyet ve geri ödeme sürelerinin   fert-firma-sektörel-bölgesel-ulusal – bölgesel ve küresel ölçeklerde hesaplanarak   belirlenmesi

 

 

KRİZİ AŞMAK İÇİN HUKUK GÜVENCESİ VE HUKUKSAL ALTYAPININ YARGI BAĞIMSIZLIĞININ SAĞLANMASI

 

 

KRİZİ AŞMAK İÇİN ETNİK VE DİNİ AYRIMCILIKLARIN GİDERİLEREK KAYNAK TASARRUFU SAĞLANMASI

 

KRİZİ AŞMAK İÇİN ASKER SİVİL AYRIMININ VE DEVLET MEMURLARINA SAĞLANAN GELİR VE İŞ GÜVENCESİNİN KALDIRILMASI

 

KRİZİ AŞMAK İÇİN ASKERİ HARCAMALARIN AZALTILMASI

 

SAVUNMA SANAYİİ TEKNOLOJİLERİNİN YURT İÇİNDE ÜRETİLMESİ

IFF Cihazı Kıbrıs harekatında Kocatepe faciası

F-16 larda IFF ve ASELSAN Mühendisleri

 

 

KRİZİ AŞMAK İÇİN GELİR DAĞILIMININ DÜZELTİLEREK KEYNES ci tedbirlerle EK TALEP YARATILMASI

Hanehalkı gelirleri, gelir gider nakit akımları

 

 

 

KRİZİ AŞMAK İÇİN PARASAL TEŞVİK VE TEDBİRLER PAKETİ

 

KRİZİ AŞMAK İÇİN MALİ TEŞVİK VE TEDBİRLER PAKETİ

 

KRİZİ AŞMAK İÇİN EĞİTİM SAĞLIK VE HABERLEŞME ULAŞIM ALTYAPISI YATIRIM TEŞVİKLERİ

 

KRİZİ AŞMAK İÇİN DIŞ TİCARET VE ÖDEMELER DENGESİ TEŞVİKLERİ

 

İŞ ZEKASI VE KAYNAK VERİMLİLİĞİ

 

Yeni Otomotiv teknolojileri 4 litre/100 km. küçük araçlar

 

Güvenlik ve yeni yazılım teknolojileri

 

Üretimin nihai hedefi tüketimdir. Müşterisi olmayan mal ve hizmetlerin piyasa da talebi yoksa, değişim değeri olan fiyatı da oluşmaz. Bu yüzden talebi olmayan mal ve hizmet çeşitleri, dünyada faize dayalı olarak kurulu aşırı atıl kapasiteler yerine, anında talebi karşıyalayabilen, esnek, en az enerji tüketen, çevreyi en az kirleten, bilgi yoğun teknolojilerin üretimine kaynak aktarılmalıdır.

 

 

 

GİTTİKÇE KÜRESELLEŞİP KÜÇÜLEN YERKÜRE DE YÜZYILIN FİNANSAL VE EKONOMİK KRİZİNİ AŞMAK VE YAPISAL İŞSİZLİĞİ ÖNLEMEK İÇİN YEPYENİ KAVRAMLAR

SERMAYE -ENERJİ -İŞGÜCÜ TEKNOLOJİ- ZAMAN VE FAİZ İLİŞKİSİNİN TANIMI;

DEĞER ODAKLI ARZ VE TALEP YAPISININ OLUŞTURULMASI ACİLEN GEREKMEKTEDİR.

YENİ BİR UYGARLIK VE İNSANLIK FELSEFESİ PROJESİ UYGULAMAYA KONULMADIKÇA BUGÜNKÜ BÜYÜME FAİZ VE KAR MAXİMİZASYONU YAKLAŞIMI İLE BU KRİZ ANCAK ERTELENEBİLİR; ANCAK ÇÖZÜMLENEMEZ!

ACİLEN UYGULANMASI GEREKLİ YAPISAL VE TOPLUMSAL ÖNLEMLER PAKETİ

FİNANSAL- EKONOMİK-TEKNOLOJİK- MALİ VE İDARİ DÖNÜŞÜMÜ SAĞLAYACAK EN KAPSAMLI KALICI ACİL ÖNLEMLER PAKETİ

TANIMLANIP mTOPLUMSAL MUTABAKAT (YENİ ANAYASA YENİ TOPLUM YENİ DEĞER ODAKLI SİSTEM GEREKLİDİR!

 

TRAFİK KAZALARININ VE HIRSIZLIĞIN ŞİDDETİN AZALTILMASI

CAN VE MAL GÜVENLİĞİNİN SAĞLANMASI

 

 

SOSYAL VE İDARİ ALTYAPI EKSİKLİĞİ

SİYASAL BELİRSİZLİKLER VE DARBE SÖYLENTİLERİ

EKONOMİK SORUNLAR; ÖDEMELER DENGESİ AÇIKLARI, YÜKSEK FAİZ DÜŞÜK KUR POLİTİKASI

TEKNOLOJİK ALT YAPI EKSİKLİĞİ

 

ŞARTNAME YAZMAYI, İHTİYAÇ TESBİTİNİ VE TANIMINI BİLMEYEN, GELECEĞİN RİSKLERİNİ ANLAYAMAN EHLİYETSİZ KADROLAR

 

 

ABD’den ve Avrupa Finans Merkezi Londra ve Frankfurt’ tan gelen son haberler, yüzyılın krizinden çıkışın sanılandan çok daha uzun ve sancılı olacağını gösteriyor. İşsizlik hızla artmaya devam ederken, tüketici tüketimini değil de tasarrufunu artırıyor, tüketici güveni iyice azalmış durumda ve zorunlu harcamalar dışında kimse risk almıyor yatırım yapmıyor. Onca hükümet garantilerine rağmen bankalar ve firmalar arasındaki kredi çarkları dönmüyor, para muslukları açılamıyor. Durumu daha yakından bilen Bankacılık sistemi frene basıyor.

 

IMF’nin ve OECD nin 2009 ve 2010 büyüme tahminleri, Avrupa ekonomilerindeki daralmanın bu yıl % 5’e yaklaşacağını ve Avrupa’nın 2010’da da neredeyse hiç büyümeyeceğini ortaya koyuyor. Bu Türkiye için daha çok işsizlik ekonomik daralma ve küçülme, gelir kaybı demektir.

 

Son açıklanan IMF ve OECD verileri ve gelecek tahminleri de Türkiye’nin “krizden en çabuk çıkan ülke” değil de ‘krizden en ağır zarar gören, ekonomisi küçülen ülke’ olacağını göstermektedir.

 

Yüksek büyümenin iki dinamosundan, biri yurt içi tasarruflar, diğeri dış tasarrufların Türkiye’ye getirilmesidir. Türkiye’de halen iç tasarruf oranı yüzde 16-17 arasındadır ve bu tasarruflarla ancak yüzde 4-5 büyüme sağlanabilir. Daha yüksek, yüzde 7-8 büyüme sağlamak ve işsizliği azaltmak için dış kaynak kullanmak zorunludur. Türkiye gibi yükselen pazarlara yönelen uluslar arası kredilerin hacmi 2008 finans krizi nedeniyle 900 milyar dolardan 140 milyar dolara indi. Kredi hacmindeki daralmayla birlikte vadeler de kısaldı ve dış kaynağı orta – uzun vadeli yatırım biçiminde getirmek imkansızlaştı. Kısa vadeli portföy yatırımı olarak gelen sıcak paranın hem faizi yüksek olmakta, hem de çekildiğinde piyasa dengeleri kararlı olmaktan çıkmakta, oynaklaşmakta ve yurt dışına döviz fiyatlarıyla oynanarak spekülatif kaynak transferi yapılmaktadır.

Türkiye iç tasarruflarını ve kaynak verimliliğini artırmak, cari açığını azaltmak zorundadır. Kriz nedeniyle cari açık 2010 yılında gayrı safi milli hasılanın yüzde 1’ine inebilir. İç ve dış tasarruf, cari açık, yatırım dengeleri, kaynak verimliliğini ve iç tasarrufları artırarak kurulmalıdır. Cari açık, AB Maastricht kriterlerinde istendiği gibi, GSMH nın %3 ü ile sınırlandırılmadır.

 

Türkiye de ve dünya ekonomisinde, belirsizlik ve risk oranları arttı, 3 ay sonrasını kestirebilmek dahi zorlaştı. Para ve sermaye hareketlerinin yönü de değişti.

 

Para ve sermaye, artık gelişmekte olan ülkelerden zengin ülkelere akıyor. Örneğin, Çin’in kaynaklarını ABD hazine bonolarına yatırması, Hintli firmaların ABD ve AB de ortaklıklar kurmaları gibi.Karmaşık

Risk faktörlerinin zincirleme etkileşimi sonucu, hükümetlerce bankacılık sistemine pompalan trilyonlarca doların enflasyonist etkisi ve yeni para ve sermaye hareketleri, döviz piyasalarında yeni ülke risklerinin artması (İspanya, Yunanistan, Dubai gibi) nedeniyle 2012 de tetiklenecek yeni bir küresel finans kriziyle daha karşılaşabiliriz.

 

 

Türkiye ekonomisi, 2009 yılının ilk çeyreğinde son yılların en büyük daralmasını yaşayarak yüzde 13,8 oranında küçüldü. İşsizlik oranı yeniden çalışan nüfusun %16 sına yükseldi. 2009 yılının ilk çeyreğinde millî gelir içinde %24,5 paya sahip imalat sanayisinin, 2008 yılı ilk çeyreğine göre %18 küçülmesi de ihracat düşmesiyle açıklanabilir.

Bankaların BDDK tarafından yayımlanan son konsolide bilançolarına bakıldığında, mevduatta ilk çeyrekte yüzde 2,8 artış, sendikasyon kredilerindeki daralma, dış kredilerde düşüş, kredilerde yıl sonuna göre azalma ve takipteki kredilerde artış olduğu görülmektedir. Merkez Bankası tarafından yapılan faiz indirimlerinin 210 milyar TL. bono ve tahvil portföyü olan bankalara ciddi bir kâr getirdiği görülmektedir. BDDK bankaların sermaye piyasası kârlılıklarındaki artış oranının yüzde 145 olduğunu sitesinde açıklamıştır. Bu yüksek karlılığın nedeni, küresel krizi de bahane eden Türk bankalarının, yaklaşık 372 milyar TL toplam kredi kullandırdıkları ve müşterilerinin faiz maliyetlerinde, faiz düşüşüyle aynı oranda indirim yapmamaları, yüksek faiz geliri elde etmeleridir. Bankalar, düşük faizle mevduat toplarken kullandırdıkları krediler karşılığında yüksek faiz almaya devam etmişlerdir.

 

TRAFİK KAZALARININ VE HIRSIZLIĞIN ŞİDDETİN AZALTILMASI TERÖRÜN AZALTILMASI, CAN VE MAL GÜVENLİĞİNİN SAĞLANMASI

 

EDS sistemleri ve elektronik oto tarama cihazlarıyla yaygın denetim ve kontrollerin yapılması gereklidir.

 

Dünya da zamanı ölçmek ve saat yapmak, ilk önce Almanya da Schwarzwald (Karaormanlar) ve Thüringen de gerceklestirildi, ama saatçilik ekonomik sektör olarak isviçre’de gelişti ve uzmanlasti. Japonların elektronik chiplerinin üretimi ile de saatler çok ucuzladı. Uluslar arası tüm ölçü birimleri ve Standard ölçüler, tüm zaman mesafe ve diğer fiziki standardlar, Almanya-Braunschweig’ da PTB (Physikalisch Technische Bundesanstalt) de bulunmaktadir.

 

Zamanı ölçmek o kadar önemlidir ki, tüm diğer fiziksel ölçmeler ve ileri teknoloji üretimi zaman ölçme hassasiyetinin arttığı oranda gelişebilmektedir. Geçtigimiz yıl nobel ödülü verilen fizikçiler, ışık yansıması üzerinden zaman ölçme hassasiyetini artırdıkları icin ödül aldılar. Bunun askeri teknolojiler için anlamı ise, hedef isabetinde eskiden 40 metreye kadar, uzaktan kumanda ile kitalararasi hedefler vurulabilirlerken, zamanın bin kat daha hassas ölçülebilmesi sayesinde, cm. sapma ile nokta hedeflerin de vurulabilmesi saglanmiş oldu.

 

Cep telefonları ile konuşurken bir uçtan diğer uca baglantı kurulabilmesi için arkadaki yazılım ve tetikleme sistemlerinde ortalama 4000 kez zaman ölçümü (time clock triggering) yapilması gerekiyor. Elektronik sanayii aslında zamanla değişen sinyallerin ve işaretlerin çok ince ayarla zaman ve yazılım kontrollü hale getirilebilmesi demektir. Eskiden Tüplerle,Transistörlerle, Diyotlarla gerçeklestirilen ve odalara sığmayan hacimli elektronik kumanda ve kontrol devreleri yerine, bugün artık tırnak ucu kadar minyatürize chiplere, milyonlarca diyot, transistor ve mantik devrelerinin yerleştirilmesi ile gercekleştirilmektedir. Ebatlar, boyutlar gittikçe küçülmekte, hız artmakta, mesafeler küçülmektedir.

 

Çagdaş toplum olmak demek, zaman idraki artmış, enerji ve haberleşme maliyetleri ucuzlamış, vergileri azalmış, harcamaları artmış, yeni teknoloji üreterek teknolojideki hızlı gelişmeye, yeni ürünlere ayak uydurmuş, dış ticaretiyle dünya refahından daha çok pay alan toplum olmak demektir. Tokyo da randevular 11:43 a.m, 11:47 a.m. gibi dakika hassasiyet mertebesinde verilmektedir. İstanbul da ise, şehrin bir ucundan diğer ucuna gidebilmek için trafik planlaması yapamadan 4 saate ihtiyacınız olmaktadır.

 

Geliştirilen yeni üretim teknolojileri sayesinde , tüm sektörlerde , daha az enerji kullanımı ve minyatürizasyon sağlayan, daha hızlı, daha hafif ve insan eli değmeden üretim yapabilen yazilim ve program kontrollü tam otomatik fabrikalar kurulmaktadir. Çin de saatte 400 km. hızla gidebilen trenler işletmeye alınmıştır.New York – İstanbul arasının uçakla yarım saate inmesinden, uzay yolculuklarının günümüz uçak yolculuklarina dönüşmesinden söz edilmektedir. Böylesine hedeflerin gerçeklestirilebilmesi için, bugün bilinen zaman ölçme hassasiyetinin en az bir milyon kez daha artırıllmasi ve 7000 derece ısıya dayanan ve Kobalt gibi fiyatı dahi gizli olan askeri stratejik metallerin yüzey kaplamasinda yaygın olarak kullanılması anlamına gelmektedir. Kobalt in %97 si Zaire de %3 ü de Türkiye deki Çayeli Murgul Ergani Bakırları ile bulunmaktadir ve yabancılar tarafından ayrıştırılmaktadır.

 

Osmanlı İmparatorluğu zaman ölçümünün, teknoloji üretiminin, Petrol reservlerinin önemini vaktinde kavrayamadığı için tarihe gömüldü. Türkiye Cumhuriyeti’ nin de, ne bir kalıcı bilim ve teknoloji stratejisi, ne bir enerji telekom ve ulaşım planlaması, ne de yeni teknoloji üretimi, araştırma geliştirme politikası ve stratejisi yoktur. Türk ekonomisi ve pazarı, Türk hükümetlerince, Başbakanlar eliyle ve kendi ifadeleriyle, dünya tekellerine sadece pazarlanmaktadır.. AB ile 1996 da imzalanan Gümrük Birligi anlaşması, kesinlikle Türkiye ekonomisi aleyhine işlemekte; AB’ ye karşı pazarlık ve rekabet gücümüzü de peşinen ve tamamen ortadan kaldırmaktadır.

 

Türk ekonomisi, sadece parasal olarak kağıt üstünde büyüyen, ithal ikamesine dayalı, kaynak verimliliğive tasarruf oranı düşük, işsizlik oranı yüksek hantal bir ekonomidir. Rekabet kabiliyeti ve kaynak verimliliğini artırmak yerine, sürekli yüksek faiz ve dış borçlanma ve bedavaya özelleştirme ile dış kaynak sayesinde büyümektedir. Parasal olarak değil de fiziki yatırımlarla kalıcı büyüme sağlanmalıdır. Kurulu MW gücü olarak kıyaslandığında, örneğin enerji sektöründe kapasite artışı talep artisini karşılayamaz durumdadır. Yeni santral yatırımları yapılamamıştır.Türkiye enerjide %80 oranında dışa bağımlıdır ve son on yılda gerçek fiziki yatırımlara dayanan kalıcı büyüme olmamıştır.

 

Çağdaş ülke olabilmek için Türkiye’ nin Güneydogu ve Dogu Anadolu daki yeralti ve yerüstü zengin Petrol ve Dogal Maden kaynaklarina mutlaka ihtiyaci vardır. Ülkemizin bölünme tehdidi ile karşı karşıya bırakılması, tarihi anlamda cok uzun vadeli bir sevr emperyalist planının yeniden uygulanmaya konmasıdır. Ermeni Soykırımı, Kürt açılımı ve PKK tehdidi, Kıbrıs ın elimizden alınmak, koparılmak istenmesi hep aynı emperyalist bölücü planın uygulanma safhalarıdır.

 

Türk Milletini bugün idare etmek durumunda ve konumunda olanlar maalesef ehil, hünerli becerikli bilgili kadrolar değildirler. Bu ehliyetsiz bilgisiz beceriksiz imam-hatipli kadrolar bilinçli olarak madden desteklenip, siyaseten organize ettirilerek, 2001 krizi sonrasında halka seçtirilmiş ve iş başına getirilmişlerdir.

 

Küresellesme denilen olgu bir Tsunami gibi ulusal ekonomileri ve devletlerin ekonomiye hakimiyetini sona erdirmektedir. Bugün Türkiye de Merkez Bankasi faiz indirimine gittiği halde döviz fiyatı aynı kalmaktadir. Ya da döviz fiyatları arttığı halde, borsa endeksi de artmaktadır. Bu bir paradokstur. Piyasa da dolasan paranın yarısı kaynağı bilinmeyen veya Merkez bankasının devre dışı oldugu kaçak çantacı döviz trafiğinden oluşmaktadır. Devletin ekonomiyi kontrol etmesi ve yüksek faiz yükünü kaldırabilmesi önümüzdeki onyıl sonunda gittikce zorlaşacaktır.

 

Yüksek faiz politikasi ile cazip hale gelen ve karlılıkkları artan bankalarımız z birer birer yabancılarca satın alınmıştır. IMKB ye %70 oranında sıcak, kısa vadeli yabancı para hakimdir; yabancı sermaye bir koyup beş almaktadır.

 

Gençlere doktora tezi konusu olarak Enerji Piyasaları ile Finans piyasaları ilişkisini araştırıp, katma değeri sosyal ve çevre maliyetlerini de hesaba katarak, gelecek nesilde adil ve dengeli paylaştıracak, piyasalarda tekelleşmeyi önleyecek   yeni bir faiz tanımı üzerinde çalışmalarını tavsiye ederim. Arz ve talep ekonomi kitaplarında anlatıldığı gibi, kesişmiyor ve normal rekabetçi fiyat oluşmuyor artık dünya piyasalarında. Örneğin 6000-7000 derece ısıya dayanan ve araçlara stratejik uzay-atmosfer geçişini, ince yüzey kaplamasıyla sağlayan kobalt te arz sınırlı talep sonsuz fiyatı dahi gizlidir. Uranyum aynı şekildedir. Ama tüm diğer tüketim mallarında gelir dağılımı adaletsizliği nedeniyle harcanabilir gelir olmadığından yeterince arz fazlalığı ve atıl kapasite vardır dünya da; ama talep yetersizdir.

Halbuki P.A.Samuelson un ‘ Ekonomik Analizin temelleri’ kitabının ilk sayfalarında, üretimin nihai amacının tüketim olduğu; ekonomi de Say Kanunu olarak bilinen kurala göre, her arzın kendi talebini de yaratacağı iddia edilmektedir.

 

Bugünkü finans krizi en az 2013 – 2014 e kadar devam edecek ve dünyada yeni güç dengeleri kurulacaktır. Ülkeler parçalanacaktır. Bunların içinde Türkiye de vardır. Batı Emperyalizmi ve tekelci sermayesi hükümetleri araç olarak kullanmıştır ve Türkiye yi içeriden bitirmiş bölünmeye hazırlamıştır. Şimdi dünya ekonomisinde dolar veya euro sunu yen ini dolaştırarark sömüremeyince, askeri gücünü kullanarak enerji kaynaklarına askeri işgal ile el konacak ve petrol-doğal gaz havzaları ve ulaşım bölgeleri (Türkiye Kafkaslar Hazar Afganistan İran Irak Suudi Arabistan Cezayir….)güvenlik koridoruna alınacaktır.

 

 

İslam fakihi yok ki faiz nedir sorusuna cevap verebilsin. Bu işi iktisatçılar yapmak zorunda. Paul Krugman’ ın Finans krizi üzerine yazdığı kitabında, bugünkü finans sisteminin, reel ekonomiden tamamen koptuğunu yazmaktadır. Arz problemi çözülmüş, atıl kapasiteler oluşmuş, ama üretilen katma değerin adil, sosyal dağıtımı, bölüşümü, paylaşımı, borç ve faiz otomatizması,piyasalardaki tekelleşme gibi yapısal nedenlerle gerçekleştirlemediğinden, talep yetersizliği sorunu henüz çözümsüzdür. Dolayısıyla serbest piyasa mekanizması ve serbest rekabet ortamı, faiz politikalarının sonucu olan tekelci, monopol ve oligopol piyasaların oluşması ile tamamen ortadan kaldırılmıştır. Bu çözümsüzlük yeni harplerin de habercisidir.

 

 

Borçlanmak isteyen olmadan, Faiz otomatizması çalışamaz. Kontrol altında tutulabilen enflasyon ortamında büyüme teorileri de faiz olmadan olamaz. O zaman şu faiz mekanizmasını bir anlayalım sorgulayalım. Neden faiz alınır? Sermayeden ve paradan vazgeçmenin fiyatı, kira bedeli olarak faiz yutturmacasına artık son verilmelidir. Para aynı anda hem değişim, hem değer saklama ve ölçme aracı olarak kullanılamaz. Bu amaçlar birbiriyle çelişir ve para miktarı hükümetlerce ve bankalarca çarpan etkisiyle artırılıp azaltılabildiğinden varlık değerinde erime, faiz adı altında artı değer hırsızlığı yaşanır. Faiz, ekonomide mal ve hizmetlerin üretiminde, hiçbir reel değere, sosyal adalete karşılık değildir.

 

 

 

 

 

Artık uyduruk şişirilmiş spekülatif milli gelir rakamları yerine ülkelerin gelişmişlik düzeyi ürünlerin enerji muhtevası ve yüksek teknolojik vasıflı malzeme kullanımı (çevre kirliliğine etkisi katkısı, kullanılan enerji türü, bilgi düzeyi, kişi başına istihdam için gerekli yatırım tutarı….) gibi henüz iktisat kitaplarında olmayan kavramlar ve ölçülerle ölçülmektedir. Bu da başlı başına bir doktora konusudur. Örneğin daha önceleri demir çelik tekstil enerji çimento tüketimi gibi ölçüler varken bugün bunlar artık çevre kirliliği nedeniyle az gelişmiş ülkelere aktarılmıştır, yepyeni inşaat malzemeleri, yazılım ürünleri turizm önemli olup ülkelerin gelişmişlik düzeyine bakılırken tarımın ekonomideki payının %10 un altına indirilmesi de bir gelişmişlik ve hatta AB ye alınma kriteridir.

 

 

Benim araştırmalarıma göre AB nin son 2004 Doğu Avrupa genişlemesinde en önemli kriter olarak tarımın ekoomideki payının %10 un altına düşürülmüş olması ve hizmetler sektörünün payının sanayi ve endüstri üretimi seviyesinin üstüne çıkmış olması gelişmiş ekonomi olmak kriteri olarak kullanılmıştır.

 

 

Türkiye nin AB üyeliği için, gerekli ekonomik gelişme büyüme ve gelir dağılımı rakamlarını bu yazdığım kriterlere ve ana sektörlerin (Tarım Sanayi Hizmetler) ekonomideki paylarına göre araştırılmalıdır.

 

 

 

Osmanlı ya, ecdadına sövenlerin el üstünde tutulduğu, Müslümanım hamdolsun diye geçinip de, islamdaki en şiddetli yasak olan faizi, hem de dünyanın en yüksek faizini ana iktisat politikası aracı olarak kullanıp ülkesinin tabii ve insan kaynaklarını peşkeş çeken bir yönetimden ve toplumdan ne beklenir ki….? Bu dünyada gözü kör olanın, diniyle aldanan ve aldatanın, öte dünya da daha da kördür!

 

Döviz işlemleri mutlaka vergiye tabi olmalıdır. Uluslar arası normlarla Bankaların denetimi artırılmalı, yurt dışına sermaye kaçışı önlenmelidir. Sermaye piyasasından kazançlar ile reel piyasaların kazançları, GATT benzeri ayrı dolaylı teşvikler ve vergiler getirilerek yeniden düzenlenmelidir. Bölgesel ve Küresel Krizlerden önce, Maliye Bakanlığında Gelirler Genel Müdürlüğü, HDT, DPT,BDDK ve TCMB bünyelerinde, dış ticaret ve nakit fon akımlarını sürekli izleyerek, Bankaların ve şirketlerin risk yönetimlerini uyaracak güvenilir bir erken uyarı sistemi kurulmalıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

Ekonomi ve finans kitapları faiz otomatizmasına dayanan, sürekli büyüme, serbest rekabet ve ticaret teorileriyle doludur. Ancak 1960’lı yıllarda, Dennis Meadows ve Club of Rome, ‘ Büyümenin sınırları’ na gelindiğini ve kullanılan enerji ve hammadde kaynaklarının kısa sürede yenilenemeyeceğini, çevre kirliliği ve iklim değişikliğinin sınırsız büyüme teorilerini yanlışlandığını açıkca ortaya koydu. Buna rağmen dünya finans ekonomisi, enerji ve faiz otomatizmasına dayanan büyüme felsefesiyle sürekli kaynak israfıyla atıl kapasite üretmeye; spekülatif para ve sermaye akımlarıyla, insanları ve toplumları reklamla bilinç altlarını yönlendirerek, daha çok kaynak israfına, aşırı tüketime ikna ederek insanları yanıltmaya devam etti. Sonuçta gelir dağılımı bozuldu ve talep yetersizliği ve işsizlik sorunları yaşandı.

 

Tüm dünya da kaynak israfına, köyden kente göçe ve büyük şehirlere yığılmalara dayanan çarpık bir ekonomik ve finansal alt yapı ve bunu sürekli savunan, halktan ve tabiattan kopuk entelektüel üst yapı oluşturuldu. Nihayet 1990’ lara gelindiğinde tüm dünya da atıl kapasite, talep yetersizliği, likidite darlığı, sürekli artan işsizlik ve nüfus artışı sonucunda, negatif ekonomik büyüme ve varlık değerlerinde erime, dünya ticaretinin daralması ile ard arda ulusal, bölgesel ve küresel krizler yaşanmaya başlandı. Tüm oyuncuların kar ençoklamasına ve ekonomik büyüme, arttıkça hep artan refah beklentilerine odaklandığı piyasa otomatizması ve görünmez el teorileri yanlışlandı.

 

 

2008 Küresel finansal ve ekonomik krizi ile tüm dünya da kapitalizmin devlet müdahalesi olmadan kendi kendine kararlı ve tutarlı bir sistem olarak, sonsuza dek yaşayabileceği ve varlığını sağlam kaynak-harcama dengeleriyle sürdürülebileceği iddiaları da yanlışlanmış oldu.

 

Karl Marx, emeğin yabancılaşmasından sonra, sermayenin de yabancılaşacağını akledememişti. Hristiyanlığın Üçlük, yani Tanrı Oğul ve Kutsal Ruh demek olan ‘ Trinite’ iddiası gibi, Kapitalizm’ in de ‘ Negation of Negation’ yani olumsuzluğun da olumsuzluğu temeli üzerine kurulduğundan, muhakkak bir gün çökeceğini ifade etmiştir. Karl Marx, bu arada çok önemli bir konuya değinmiş; kapitalist sistemin temeli olan faiz otomatizmasının büyüme sürecinde bir gün tekelleşmeye yol açarak, piyasalarda tekel ve takım tekelleri (oligopoller) oluşacağını, serbest rekabetin ortadan kalkacağını, fiyatların da arz-talep dengesiyle değil, sermayesi en çok olan oyuncular tarafından piyasalara dikte ettirileceğini öngörebilmiştir. Faiz otomatizmasının adil kaynak bölüşümü sağlayamayacağını, talep yetersizliği ve atıl kapasitenin döngüsel ve yapısal sorunlarla, ulusal, bölgesel ve küresel ölçeklerde savaşlara yol açacağını önceden kestirebilmiştir.

 

 

Sermaye birikimini sağlayamayan az gelişmiş ekonomilerden dışarıya, uluslar arası para sistemi, döviz ve sermaye hareketleri kullanılarak sürekli kaynak transferi yapılmaktadır. Bunu yaparken kullanılan araçlar ise borsa, döviz ve hisse senetleri piyasaları, askeri müdahaleler ve enerji fiyatları ile küresel para ve bankacılık sisteminin, faiz ve döviz otomatizması, kağıt üstünde gerçekleştirilen spekülatif amaçlı küresel sermaye hareketleri olmaktadır.

 

1960 ihtilalinden sonra Türkiye’ de her on yılda bir ABD’ nin ekonomi-politik ve finansal arka plan desteği ile askeri müdahaleler yapılmış ve ihtilalci Generallerin her seferinde ilk kamuoyu açıklaması, tüm dış borçların faizleriyle birlikte eksiksiz ödeneceğine dair uluslar arası yatırımcılara kesin güvence vermeleri olmuştur.

 

Türkiye ekonomisi, uluslar arası sermaye tarafından Türkiye’ de siyasi iktidar değişimini gerçekleştirmek için önceden planlanarak uygulanan, 2001 Bankacılık krizinden sonra, 2002 – 2006 arasında, uluslar arası olumlu konjonktürden yararlanarak ucuz döviz, yüksek faiz, sürdürülebilir cari açık politikasıyla yüksek büyüme hızları yakaladı. Kişi başına milli gelir parasal olarak 10.000 dolara yaklaşırken, aynı büyüme fiziksel enerji üretimi ve yatırımlarında gerçekleştirilemedi. Örneğin, Enerji üretim kapasitesi yeni elektrik santralleri kurularak artırılamadı, yeni fabrikalar kurulamadı, yeni teknoloji üretilemedi, işsizlik oranları arttı, sonuçta gelir dağılımı emekçi geniş kitleler aleyhine iyice bozuldu. Türk ekonomisinin rekabet kabiliyeti ve kaynak verimliliği artırılamadı. Dış piyasalarda Türk firmalarının rekabet kabiliyetini belirleyen, önemli ana maliyet unsurları ve rekabet üstünlüğü sağlayan temel üretim girdileri olarak; enerji, haberleşme, ulaşım ve finansman maliyetleri, döviz fiyatları ve faiz oranları sürekli arttı.

 

 

 

 

2008 Kriziyle parasal yüksek büyümeyi sağlayan iç ve dış finans kaynağı bolluğu ve dış kredi bulabilme imkânı da 2006’dan itibaren iyice daralmaya, ihracat düşmeye başladı. Kökü 1960’ lara dayanan planlama hataları ve yanlış yatırım öncelikleri, bölgesel farklılıkları artırarak gelir dağılımını ve sosyal dengeleri de iyice bozdu. Demokratik açılım projeleri adı altında, etnik ve dinsel temelde ayrımcılık ve terör desteklendi. Türk toplumu, 1960’lı yıllar dan beri görünür de AB üyeliği hedefi aldatmacasıyla; 1990’ larda gümrük birliği anlaşması yapılarak,   ulusal sermaye ile küresel sermayenin çıkar bütünleşmesi, ulusal güçlü ordu temelinde küreselleşme paradigması süreçleri yaşatılarak, tam anlamıyla Yugoslavya yı dağılmaya götüren sürece çok benzer şekilde, bölgesel, etnik ve dinsel temelde psikolojik olarak ayrıştırıldı ve bölünmeye hazırlandı.

 

İyi organize olamayan, geleceği göremeyen bilgisiz hükümetler, hızla değişen küresel finansal koşullara göre kaynak verimliliğini artıracak, rasyonel kaynak planlamasını ve yönetimini sağlayacak yeni ekonomik ve finansal riskleri hesaba katan kalıcı ve sürdürülebilir politikalar üretemedi. Türkiye, danışıklı dövüş şeklinde yürütülen sonuçsuz IMF görüşmeleri, en yetkili ağızdan “Kriz bizi teğet geçecek” iyimserliği pompalanarak oluşturulan yapay açılım gündemleriyle sürekli uyutuldu. Türk Ekonomisi, Cumhuriyet kurulduğundan beri, adeta hiç kurtuluş savaşı verilmemişcesine, savaştığı toplumların uluslar arası sermaye kuruluşları tarafından dışarıdan yönetildi ve yönlendirildi. Özelleştirmeden sağlanan taze kaynaklar, sadece dış ve iç borç servisinde ve bütçe açıklarının kapatılmasında kullanıldı. Yeni fiziki altyapı yatırımları, demiryolları ve elektrik santralleri, limanlar, fabrikalar, barajlar, tarımın makinalaşması, eğitim ve sağlık yatırımları yapılmadı. En önemli kaynak olan zaman israf edildi, acil kalıcı ve yapısal tedbirler ihmal edildi. Bu kısır döngüyü kırmak için, doğusuyla ve batısıyla, kuzeyiyle ve güneyiyle tüm dünyada olan biteni doğru irdeleyerek, yepyeni bir uygarlık projesi üreterek, kurumsal kaynak yönetimi altyapısı ve iş zekâsı, iş istihbaratı yöntemleri, yeni teknoloji üretimi, araştırma geliştirme laboratuarları yaygınlaştırılıp geliştirilemedi.1870’ lerde kurulan PTT Araştırma Laboratuarı (ARLA) dahi TELETAŞ adıyla özelleştirildi. Dünya da hiçbir ürün ve teknoloji, satıcıların iddia ettikleri tam yük performans değerlerini, tam yük altında veremez. Telefon santralleri en kritik anlarda kilitlenir, elektrikler kesilir, test edilmeden hazır alınan teknolojiler ve üretim tesisleri tam yük şartlarında çalışamaz hale gelir. Tüm mühendislik çalışma hayatımda, laboratuarında test etmeden, çok kötü yetersiz şartnamelerle ve rüşvetle çok pahalı askeri ve sivil sistem alımlarını yaparak kaynak israf eden Türkiye den başka zengin ülke görmedim. Telefon santralleri, F-16 projesi, Elektrik Santralleri, Bilgisayar sistemleri alımlarında bulundum ve ülkem menfaatine olan doğruları araştırıp, ortaya çıkarıp söylediğim için sürekli devletten ya kovuldum, ya kendim dayanamayıp istifa ettim; ailemle birlikte çok ıstırap ve acılar çektim.

 

 Türkiye ekonomisindeki tıkanmaya yol açan ve ekonomimizin sürdürülebilir büyüme yoluna girmesini engelleyen iç ve dış kaynak daralması ve kaynak kullanımındaki verimsizlik, bütçe hedefleri ve kaynak kullanımı öncelikleri arasındaki çelişkiler işsizlik oranını azaltmak için yeniden ele alınmalıdır. Bu bağlamda;

 

– Hükümetle ordu ve iş âlemi arasında ciddi bir güven bunalımı yaşanması ve anayasal sistemde uzlaşılmaması,

– Adaletin ve hukuk güvencesinin olmaması; hukukun hızla siyasallaştırılması,

– Hür ve özgür basının olmaması; yapay gündemlerle toplumun sürekli aldatılıp oyalanması,

– Kümülâtif ölçeklerde, küresel arz-talep dengelerinde ve sermaye hareketlerinde NATO dışında yeni güç eksenlerinin, yeni paktların oluşmasını da hesaba katan esnek bir toplumsal mukabele stratejisinin belirlenememesi, toplumsal reflekslerin tüm kesimlerle uzlaşılarak harekete geçirilememesi; sadece pasif bir bekle-gör politikası izlenmesi,      

– Gerçekleşmeyecek bol ve ucuz dış kaynak bulma umudu ile yapısal sorunları çözecek yeni bir uygarlık projesi inisiyatifi ortaya koyulamaması; bu yüzden de altın ve döviz olarak halkın elinde atıl bekletilen iç ve dış tasarrufların acilen ekonomik sisteme kazandırılamaması,

 

– Kayıt dışı ekonomi, kara para, ani sıcak sermaye giriş çıkışlarının önlenememesi,

 

– Eğitim ve sağlık hizmetlerinde kalitenin, iş gücü verimliliğinin, tarım dışı istihdamın ve iç tasarrufları artırmanın yollarının bulunamaması,

 

– IMF ve Dünya Bankasının Tük ekonomisini ve Maliyesini; CIA, MOSSAD, BND.. Ajanlarının da Türk siyasetini, savunma ve güvenlik stratejisini yönlendirmesine son verilememesi,

 

-İleri teknoloji, yenilenebilir enerji, haberleşme ve işletme yönetimi, kurumsal kaynak planlaması yazılımlarının üretilememesi,

 

Türk toplumunun ve çalışan nüfusa %32 oranındaki genç işsizlerin geleceğe güvenle bakamamasına neden olmaktadır.

 

 

Açık kamu finansmanı ve rüşvete iyice açık hale getirilen ihale sistemi, doğru dürüst ihtiyaç ve risk tanımı yapabilen şartnameler yazılarak iyileştirilir ve AB standartlarında şeffaf ve herkese açık hale getirilirse, Türkiye yılda en az 20 Milyar dolarlık kaynak tasarrufu sağlayabilir. Bununla da eğitim ve sağlık altyapısını iyileştirip, iyice bozulan gelir dağılımını düzeltebilir, kaynak verimliliğini artırabilir. Ancak bunu başarabilmek için de ahlaklı ve iyi eğitimli, hünerli, bilgi ve tecrübe birikimi olan siyasi ve teknik kadrolara ihtiyaç vardır.

 

2010 yılı Türk ekonomisinde kader yılı olacaktır.

Bir taraftan açık finansman, düşen vergi gelirleri, daralan ekonomi, artan işsizlik, iyice bozulan sosyal dengeler, açılım fiyaskosu, asker-sivil, etnik ve dinsel ayrımcılık… Sosyal barışı tehlikeye atabilir. Özelleştirilecek başka devlet çiftliği ve işletmesi de kalmadığına göre, Hükümet ya zam yapacak, ya altın veya petrol bulunacak, ya da yeniden borçlanmaya gidecektir. AB ile görüşmeler iyice çıkmaza girecek, yapılan zamlar nedeniyle enflasyon ortamında durgunluk, işsizlik ve iflaslar yaşanacaktır.

 

 

Teknolojik ürünlerin değeri, yatırım tutarı ve işlevlerine göre değil, milyarlarca insanın maliyet- fayda değer hükümlerine, arz-talep dengesine göre belirlenir. Sosyal bilimler, bırakınız gelecekte olacak olanları bilmeyi, günümüzde ve geçmişte yaşanan, küresel finans krizi balonlarının patlaması gibi, son olayları dahi nedensellik ilişkileriyle açıklayacak güvenilir ve ölçülebilir, bilimsel bazda sağlıklı veriye sahip değildir. Her insan kendi genomunu belirleyip, tüm hastalık genlerini ölçtürüp bilebilse, tıp doktorlarından çok daha güvenilir ve sağlıklı, bugünkü Aristo mantığına dayanan, farmakolojik istatistiki deneme yanılma ile ilaç patentleri geliştirme yöntemleri yerine, tüm yan etkileri nedensel ve işlevsel olarak tam ölçülebilen,   gen tekniği ve kendi genomu kullanılarak üretilmiş daha hassas ve uygun dozda ilaç üretim ve tüketim yöntemleriyle kendi kendini tedavi edebilecektir. Nitekim Amerika da yeni kurulan Gen Tekniği firmaları 4000.- Amerikan dolarına insan Genomunu ölçüp belirleyerek ayrıştırmakta; yüzden fazla hastalığa sebep olan Mendel genleri, hastalıkların tüm olası belirtileriyle birlikte tüm sonuçları ve risklerini de ölçerek sunmaktadırlar. Bu 1990’ lı yıllarda haberleşme alanında yaşanan Internet firmalarının mantar gibi borsalara girmeleri ve küresel ölçekte sosyo-ekonomik ve finansal devrim (new economy) yaratmaları gibi, yepyeni bir Tıp devrimi olacaktır. Sosyal bilimlerde de devrim olabilmesi için, öncelikle GÜÇ kavramının ölçülebilir nedensellikle, işlevsel olarak tanımlanması gereklidir. Dünyada eğitim ve sağlık harcamaları, nüfus artışı ve daha kaliteli ve uzun yaşam oranında artarak, sosyal devlet anlayışıyla ve transfer harcamalarıyla finanse edilemez açıklar haline gelecektir. Hastalık sigortası ve sağlık güvencesi, hukuk güvencesi, iş güvencesi, tüm sektörlerde topyekun arz-talep dengeleri, fiyat ve piyasa mekanizması ancak sermayenin daha çok tabana yayılması halinde devlet ve özel sektörce sağlanıp korunabilecektir.

 

 

GİTTİKÇE KÜRESELLEŞİP KÜÇÜLEN YERKÜREDE YÜZYILIN FİNANSAL VE EKONOMİK KRİZİNİ AŞMAK VE YAPISAL İŞSİZLİĞİ ÖNLEMEK İÇİN YEPYENİ KAVRAMLAR SERMAYE -ENERJİ -İŞGÜCÜ TEKNOLOJİ- ZAMAN VE FAİZ İLİŞKİSİNİN TANIMI; DEĞER ODAKLI ARZ VE TALEP YAPISININ OLUŞTURULMASI ACİLEN GEREKMEKTEDİR. YENİ BİR UYGARLIK VE İNSANLIK FELSEFESİ PROJESİ UYGULAMAYA KONULMADIKÇA BUGÜNKÜ BÜYÜME FAİZ VE KAR MAXİMİZASYONU YAKLAŞIMI İLE BU KRİZ ANCAK ERTELENEBİLİR; ANCAK ÇÖZÜMLENEMEZ! ACİLEN UYGULANMASI GEREKLİ YAPISAL VE TOPLUMSAL ÖNLEMLER PAKETİ FİNANSAL- EKONOMİK-TEKNOLOJİK- MALİ VE İDARİ DÖNÜŞÜMÜ SAĞLAYACAK EN KAPSAMLI KALICI ACİL ÖNLEMLER PAKETİ TANIMLANIP TOPLUMSAL MUTABAKAT (YENİ ANAYASA YENİ TOPLUM YENİ DEĞER ODAKLI SİSTEM GEREKLİDİR!  

  

 

Bilgi kirliliği ve sürekli yapay gündemler yerine, güvenilir, saf, berrak, güncel verilerle hazırlanmış gerçek gündemler oluşturularak, toplumun ve gençlerin geleceğe güvenle bakabilecek duyarlıkta olmaları sağlanmalıdır; en ince detayda ihraç ürünleri farklılaştırılarak genç mühendislere yaratıcılık kabiliyeti ve becerisi kazandırılmalıdır. Doğru karar doğru bilgiye, en ince sezgiye, ne istediğini bilmeye, hedeflerini öncelikleriyle ardıştırabilmeye, birbirlerine etkilerini, farklılık ve bağımlılıklarını hiç hatasız bilmeye, doğru zamanlamaya ve kendine güvene (doğru özgüvene), çevreyle tabiatla eşzamanlamaya ve mükemmelliğe dayanır; enine ve boyuna kavram derinliği, kavram keskinliği, matematik eğitimiyle sağlanır. Önce kavram ve isim, sonra matematik modeli yapılarak teknoloji ve cisim, farklı yeni ürünler üretilir. Kavram kargaşası, yüzeysellik, yapay gündem belirleme ile, şans oyunları ve kumarla içkiyle bir yere, hiçbir hedefe varılamaz.

Zenginlik ve dünya refahından pay alabilmek için beşikten mezara kadar çalışmaya ve öğrenmeye, bilgi ve teknoloji açığımızı kapamaya mecburuz.

 

Küresel yatırımcılar, Brezilya, Güney Kore, Rusya gibi önde gelen gelişmekte olan ekonomilerin yatırım araçlarına ilgi gösterdikçe, bu ülkelerin para birimleri ve hisse senetleri değer kazanacaktır. Ancak bu ülkeler küresel para spekülatörlerinin ilgisinden, gelecekte krize girme korkusuyla endişe duymaktadırlar. Bu ülkeler ülkelerine gelen yabancı sermayeyi sınırlandırmak için vergi koymaktadırlar. Türkiye’ de ise böyle bir durum siyasi iktidarların övünmesine neden olabilirdi.

 

Bilgi kirliliği ve Bilgi Riski Yönetimi:

 

Uluslar arası Denetim ve Risk Değerlendirme Derecelendirme firmaları, müşterinin sistemindeki veri boşluklarını tespit eder; kredi ve operasyonel risk yönetimi için gerekli olan doğru bilgi toplama ve güncel bilgi işlem sistemitasarımı ile bilgi riski yönetimi altyapısını kurar.

 

ABD ve AB Euro – Dolar bölgesinden kriz geçmişcesine büyüme işaretleri alınsa da, Angela Merkel Almanları 2010 yılının çok zor bir yıl olacağı konusunda uyardı ve Alman halkından fedakârlık yapmalarını istedi. Özellikle Euro bölgesinde krizden çıkış bu kadar erken beklenmemekteydi.

Bu tür olumlu büyüme işaretleri, küresel yatırımcıları dolara bağlı yatırım araçlarından uzaklaştırıp, önde gelen gelişmekte olan ekonomilerin yatırım araçlarına yönlendirebilir.

G-20 Hükümetlerinin, bankacılık sisteminin çökmemesi için piyaslara pompaladıkları Trilyonlarca dolar parasal kaynağın, piyasalarda mal ve hizmet değeri olarak reel karşılığı olmadığından, piyasa dengeleri ve fiyatlar alt üst olabilir; yeni artçı krizlerle 2011 den itibaren hiperenflasyon, işsizlik ve bazı az gelişmiş ekonomilerde sosyal patlamalar olabilir.

 

Küresel krizin ana nedeni atıl kapasite, talep yetersizliği ve ABD ekonomisinin sürekli ürettiğinden çok tüketmesi ve bu nedenle de doların sürekli değer kaybetmesi olmakla beraber, özellikle ABD, Japonya ve EZB nin Euro-Dolar bölgesinde sıfıra yakın faiz seviyeleriyle, spekülatörlere “carry-trade” imkânı sağlaması da unutulmamalıdır. Batıdan Euro-Dolar bölgesinden sağlanan kısa vadeli, faizi çok düşük, ucuz döviz ve yatırım fonları Doğu Avrupa, Güneydoğu Asya, Ortadoğu ve Afrika ülkelerinin yatırımcılarını carry-trade için hesapsız risk almaya ikna etti. Döviz cinsinden risk alırken, yerel para birimi ile hisse senedi ve gayrimenkul güvencesi ile yetinen Bankacılar, Euro ve Doların değer kazanmasıyla yüksek kur riskinin altından kalkamadılar ve Asya krizi tetiklendi.

 

Petrol fiyatlarındaki artışa ve piyasalardaki aşırı likidite bolluğuna rağmen 2010 yılınin çok zor geçeceği beklenmektedir. Rusya, Brezilya ve Güney Kore gibi gelişmekte olan ekonomilerin piyasalarına küresel yatırımcılar eliyle spekülatif yüklü döviz kaynağı girişi, bu ülkelerin yerel para birimlerinin değer kazanmasına ve rekabet şanslarının azalmasına neden olacaktır. Bu nedenle de yabancı sermaye girişlerine %1-1,5% oranında vergi koymuşlardır. ABD ve AB, Çin’ e parasının değer kazanmasına izin vermesi için politik baskı yapmaktadırlar.

 

Rus devlet Başkanı Medvedev de eski ekonomik modellerin işe yaramadığını belirterek zeki, özgür ve sorumluluk sahibi insanlardan oluşan bir toplum talep ettiğini açıklamıştır.Rus ekonomisinin petrol, doğalgaz ve diğer hammadde ihracatına olan bağımlığını da “utanç verici” bedavacılık olarak değerlendirmiştir. Medvedev bu bağımlılığın Rusları tembelliğe teşvik ederek, bilgi ve yeni yüksek teknoloji üretimine dayalı büyümeyi engellediğini ifade etmektedir.

Rus lider, ekonomik krizin sorumluluğunu dış faktörlerde arayamayacaklarını da konuşmasında açıkça belirtmiştir. Medvedev’in “Hammadde zenginliğine, petrole ve doğal gaza dayalı ilkel ve hantal hazırcı bir ekonomi yerine, bilgiye ve ileri teknoloji üretimine dayanan akıllı ve rekabetçi bir ekonomik yapı kuracağız” sözleri çok önemli bir gerçeği ifade etmektedir.

 

Türkiye ekonomisini yönetenler ve Türk iş dünyası, 2008 krizinden ve Brezilya, Güney Kore, Rusya gibi önde gelen gelişmekte olan ekonomi yönetimlerinin, küresel yatırımcıların spekülatif risklerine karşı bilgi ve ileri teknoloji üretimine yönelerek uyanık davranmalarından ders almalıdır. Haberleşme, Ulaşım, Enerji ve Faiz girdilerini dünya fiyatlarıyla sağlayamayan, kaynak verimliliği düşük Türk Ekonomisi ihracat yapamaz; dünya piyasalarında Çin, Hindistan, Brezilya, Güney Kore, Rusya ile rekabet edemez.

Türkiye’nin kalkınma hızı, enerji üretim ve tüketim hızının üzerindedir. 2001 krizinden bu yana yeni enerji üretim yatırımları yapılamamış, yeni santraller kurulamamıştır. EPDK’ nın Güneş ve Rüzgar enerji üretim lisansı ihalelerini, trafo gücüne dayandırarak yapması da bilgisizliğin ifadesidir. Trafo yatırımları her zaman santral yatırımlarından daha ucuzdur. Gerekirse yeni trafo gücü kurulabilir ama tarafo gücüne dayalı yeni santral lisansları vermek, enerji üretim piyasasını kilitler. Kalıcı ve sürekli, uygun ölçeklere dayalı büyüyen ve verimli bir Enerji ve Teknoloji üretimi olmaması, Türkiye’nin en önemli yapısal kaynak planlaması sorunudur. Türkiye’de, 2008-2009 yılına geçişte 2007 yılı seviyesinde elektrik tüketilmiştir.

EPDK tarafından yapılan, hem üretim hem de dağıtım lisans ihalelerindeki fiyat seviyelerinden ve enerji sektöründeki özelleştirme ihalelerinin yüksek rakamlara ulaşılması, ileride elektrik fiyatlarının çok daha yüksek olacağının da göstergesidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

             

 

 

 

 

 

FİNANS BARONLARININ DÜNYA HAKİMİYETİ:

 

Küresel Finans Krizi, Faiz Mekanizması ve Türkiye nin geri kalmışlığının nedenleri…

 

KÜRESEL KAPİTALİZMİN 2008 YAPISAL VE DÖNGÜSEL KÜRESELLEŞME KRİZİNİN NEDEN_SONUÇ İLİŞKİLERİ VE ÖZET BİLANÇOSU


2008 yapısal ve döngüsel Küresel Kapitalizmin Küreselleşme Krizinin ardından:

EMLAK PİYASASI, SERMAYE ENERJİ EMEK TEKNOLOJİ FiYATLARI NASIL OLUŞMAKTA, DEĞİŞMEKTE, ARTIP AZALMAKTADIR?

Kesinlikle ekonomi kitaplarında iddia edildiği gibi arz ve talebe göre oluşan gerçek fiyatlara göre değil, tamamen spekülatif olarak oluşturulup yayılan ve bilgisizliğe, bilgi eksikliğine dayanan hayali gölge fiyatlarıyla, piyasalara yön vermeleri önceden belirlenmiş, kararlaştırılmış, seçilmiş kurum ve kişilerin ratingleriyle oluşturulmaktadır.

 

Şu an da örneğin Berlin de ve İstanbul da o kadar çok boş konut var, ama fiyatlar hala belli seçkin semtler de arz ve talebe göre değişmemektedir. Acil satış ihtiyacında olmayan, yeterli sermaye birikimine sahip konut yapımcıları bekleyebilmekte ve kriz onları kesinlikle etkilememektedir. Hatta olası göreceli kayıplarını, daha sonraki ekonomik büyüme dönemlerinde fazlasıyla telafi edebilmektedirler. Kapitalist Ekonomi de sermaye büyüklüğü rakiplerinden çok daha fazla olanlar geçici arz talep dalgalanmalarından, krizlerden etkilenmezler; sadece karar değiştirir ertelerler ve riske girmezler; daha sonrası büyüme dönemlerinde büyük değer ve talep artışı olacağını hesapladıkları diğer sektörlerde kapasite oluşturmaya yönelirler.

 

Tabiatın teknolojisi ve bilgisi en mükemmel teknolojidir, en mükemmel mutlak ve kesin bilgidir; çünkü tabiatta kayıp ve atık sıfırlanmakta, sıfır kayıpla enerji dönüşümü yapılmaktadır; tabiatın var oluşundan beri var olup gelen, o sonsuz hafıza kapasitesi ve sonsuz gücü ve mükemmel birliği sayesinde, belirsizlik ve ihtimal hesaplarına hiç gerek kalmamaktadır.. Halbuki insanın ürettiği tüm fiziki sistem tasarımlarında kayıp ve atık, çevre kirliliği, kaynakların daha verimsiz kullanımı söz konusudur. Tabiat mutlak ve kesin bilgiyle(deterministic), insanoğlu ise ihtimal hesapları dahilinde geleceği göreceli olarak(stochastic, probabilistic) bilebilme yeteneğine sahiptir. Mükemmel olan Tabiat, ya da Yaradan, insanı ancak eksik bilgi ve sınırlı hafıza kapasitesine sahip olarak yaratmıştır. Mutlak bilgiye sahip olmak için sonsuz hafıza kapasitesine, sonsuz güce ve enerjiye sahip olmak, alemle ya da Tanrı ile Evrenle bir olmak, birliğe kavuşarak yok olmak (Tevhid) şarttır. Bu da insanın değil, ancak Peygamber diye bilinen insanların dahi çok kısa bir süre dayanabildikleri vahiy anlarında olabilir.

 

Bilgi ve Teknoloji, zaman idrakinin keskinliği neden güçtür?

 

Bilmek demek doğruyu yanlıştan ayırabilmek, anında doğru bilgiye dayanarak doğru veya isabetli karar vermek demektir. Bu içgüdüsel ve sezgisel (analoji yöntemiyle üretilen) bilgiyle veya objektif sayılara dayanan bilgiyle(tümdengelim-tümevarım yöntemi ile üretilen) de başarılabilir. Örneğin ev alacaksınız ve uygun fiyat konusunda karar vermek durumundasınız. Mülk sahibi veya Emlakçı size bir rakam söylemiş, eşiniz de evi beğenmiş! Ne yaparsınız?

Yöntem 1: Komşularla diyaloga girip onların kaça aldıklarını ve ne zaman aldıklarını, kıyaslanabilir olup olmadığına bakarak kafanızda uygun bir eder kıyas değer, fiyat belirlersiniz. Doğru bilgilere değerlere varmak sizin şansınızla ve araştırıcı kişiliğiniz,ve insan ilişkilerindeki başarınızla doğru orantılı, isabetli olacaktır.

Yöntem 2: O şehir ve semtteki tüm emlak değerlerini, istatistiklerini bankalardan ve ilgili kurumlardan satın alır, araştırır bulursunuz ve rakamlara, geçmiş değerleri geleceğe uzatarak (extrapolation yöntemleriyle) almayı düşündüğünüz evin eder kıyas değerini matematiksel olarak hesaplarsınız.

Her iki yöntem de de doğru veya yanlış, isabetli veya isabetsiz karar verme ihtimaliniz aynı kesinlikte ve doğrulukta olacaktır.

Alacağınız evin fiyatını ise kesin olarak kümülatif arz veya talep değil, sizin alma isteğiniz le satıcının satma isteği, alıcı ve satıcı nın kararlılığı, bilgisi ve bilgi eksikliği , teknolojik donanımı, sermaye birikimi, kaynak verimliliği ve finansman yöntemleri, zaman belirleyecektir.

 

 

Türkiye’de 35 yaşın altında işsizlik oranı yüzde 32. Olan oldu. 35 yaş altı nüfus en çok verim alınacak yaş grubudur. Bu yaş grubunda işsizliğin bu oranda olması, Türkiye’nin şu anda en büyük sorunudur.”

Tekrar edelim, Türkiye’de 35 yaş altı nüfusta işsizlik oranı yüzde 32.

Sadece bu cümle bile, Türkiye’nin siyasal kaderini de belirleyebilecek bir ifadedir. Bir ülkede 35 yaş altındaki çalışabilir nüfusun üçte biri işsizse, o ülkede sadece iktidar değil muhalefet de işini yapamıyor demektir. 35 yaş altı nüfusun yüzde 32’si işsizse o ülkede iktidarın da muhalefetin de bir gün bile koltuklarında kalamaması, tüm siyasi kadrolarının yenilenmesi gerekir.

 

 

 

FAİZ MERKEZLİ BÜYÜME EKONOMİSİNİN GERİ BESLEME REGÜLASYON KONTROL ÇEVRİMLERİ

 

Küresel finans krizi ile dünya ekonomisinde sadece arz tarafını yönlendiren ve tekelleşme sonucunu doğuran faize dayalı ekonomik büyümeye, daha çok üretip daha çok tüketmeye dayanan ve dünyanın enerji temiz hava su gibi her canlının hakkı olan tabii kaynaklarının sadece gelişmiş ülkelerce kullanılarak, Afrika’ yı açlığa mahkûm eden kaynak kullanımı adaletsizliği ile nihayet büyümenin sınırlarına ulaşılmıştır. Finans sektöründeki spekülatif balonlar ve reel ekonominin gittikçe artan enerji talebinin karşılanamaması, konut sektöründe ve yatırım bankacılığında iflaslara yol açan spekülatif değer kayıpları sonucunda, üretim ve finans çarklarının tamamen birbirlerinden kopması gerçekleşmiş, para mal ve hizmet akımları ile nakit para sermaye akımları arasındaki bağlantı tamamen kopmuş, piyasalarda topyekun arz-talep dengeleri   çökmüş, dünyaya güvensizlik hakim olmuştur. Kimse kimseye güvenmemektedir, inanmamaktadır; bankalar dahi ne devleti ne de birbirlerini inanılır, güvenilir bulmamaktadır ki dünyada bankalar arası piyasalar dahi çalışmamaktadır.

 

IMF nin yetkileri yeniden tanımlanıp, dolar euro yen altın yerine yeni küresel para birimi ve finansal denetim, adaletli sosyal bölüşüm mekanizması, talep tarafını da düzenleyen yeni bir sosyal adalete dayalı faiz mekanızması kurularak, dünyada tüm yatırımlarda ve işletmelerde, bankalarda özkaynak/borç oranları en azından iki katı artırılmadıkça yeni mali dengelerin oluşturularak üretim çarklarının yeniden faaliyete geçmesi, talep yetersizliği ve mevcut atıl kapasite sonucu çöken piyasaların yeniden işlerliğe kavuşturulmaları mümkün olmayacaktır. Hükümetler, 2 Nisan 2009 da ard arda düzenlenen G-20 Zirvesi, AB , ve NATO zirvelerinde  dünyadaki mali ve ekonomik krizi tüm boyutlarıyla masaya yatırmak ve tüm sosyal boyutlarıyla üretim –tüketim, arz-talep dengelerini SOSYAL ADALETE VE YAŞAMA HAKKINA DAYALI ADİL KAYNAK KULLANIMINDA, ÜRETİLENİ  ADİL /BÖLÜŞÜMDE ADALET esasıyla irdelemek yerine, eski sistemi tüm adaletsizliği ile para pompalayarak aynen yeniden diriltmeye çabalamak yolunu seçmişlerdir.

 

Küresel finans krizi tüm dünya ekonomisini belirsizliklerle karşı karşıya bırakarak yeni dengelerin oluşmasına, yeni sosyal piyasa ekonomisi, yeni rekabet profili, kar- zarar, kanaat  ve sosyal adalet kavramlarının, yeni tüketim tercih ve kalıplarının oluşmasına da katkıda bulunmaktadır. Her sistemin belli bir ömrü değişim periyodu ve sonu vardır. Yeni dünya ekonomik düzeninde daha çok değer odaklı üretim ve tüketim kalıpları, kurumsal ve küresel kaynak planlaması (enerji, su, temiz hava….) iş zekası iş istihbaratına ihtiyaç duyulacaktır. Web tabanında yeni hizmetler üretilecek, çok daha fazla tüketiciye çok daha farklı sanal satış kanallarından ulaşılabilecektir. İş kavramı hem kapsam hem de içerik bakımından değişecek, geniş bantlı sanal haberleşme teknolojileri sayesinde ulaşım ve mobilite talebi azalacak, daha çok evden çalışma sistemine geçilecek, böylece hem yaşam kalitesi artacak hem de enerji tüketim talebi azalacaktır. Gelecekte, ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin ölçülmesin de tarım sektörünün ekonomide ki payının %5 lere, hizmetler ve üretim, yazılım uygulamaları üretim sektörlerinin %95 lere çıkması, üretilen ve tüketilen ürünlerin enerji muhtevalarının çok azaltılması, yumuşak güç ve yumuşak (soft) ürünler gibi yeni değer ve yeni ölçekler kıstaslar kaynak verimliliği ve veri kalitesi optimizasyonları esas alınacaktır.

 

 

Askeri gücün yerini de yumuşak güç olarak tanımlanan nüfüz ve etkileme ikna ile gönüllü yönlendirme kabiliyeti alacaktır.(Bakınız Joseph Nyle, 2005 Harvard University). Barack Hussein Obama nın G20 AB ve NATO zirveleri sırasında gençlere nükleer silahsız bir dünyadan bahsetmesi boşuna değildir. Hiroşima ve Nagazaki ye atılan bombalar nükleer silahlara dayanan korku ve şiddet dengeleri üzerine, yeni ekonomik ve mali kümülatif arz- talep dengelerinin, serbest rekabet ve sosyal piyasa ekonomisinin fiyat otomatizmasının oluşturulamayacağını ve uzun süre kaynak kullanımında (temiz hava, enerji, su, iklim dengeleri..) ve verimlilik artışı sağlanmasında kararlılık (stabilite) sağlanamayacağı görülmüştür. Korkuya dayanan güç bir kez kullanıldıktan sonra güç olmaktan çıkmaktadır. Bu durum yılanın zehrini akıtmasıyla ölmesine de benzetilebilir. Daha çok silahlanan daha çok korkmakta, korkunun ise ecele bir faydası olmamaktadır. Korku yerine sevgi ve gönüllü ikna, nüfuz kabiliyeti yani yumuşak güç daha kalıcı (sustainable, nachhaltig)) olmaktadır.

 

Hükümetlerce krizi aşmak için uygulalan Teşvik tedbirleri ve Kurtarma paketleri, piyasa mekanizmasının fiyat ve rekabet birikmiş arz-talep dengeleriyle kaynakların verimli kullanımının sağlanmasını, piyasa otomatizmasının fiyat ve serbest rekabet, adalet ve kaynak verimliliği dengelerini bozmaktadır.

 

Örneğin Almanya da Uygulanan ve toplam miktarı 5 Milyar Euro ya yükseltilen eski arabalar için Hurda primi (Abwrackpraemie) ile Otomotiv sektörünün desteklenmesi, birden bire kesilen dış talebi iç talep pompalamasıyla korumak ,teşvik etmek, işsizliğin daha da yayılmasını önlemek için alınan teşvik önlemler, diğer sektörlerdeki üretim tüketim dengesini fiyat mekanizmasını ve serbest rekabeti bozucu etkileri (ikinci el araba pazarı, ev aletleri ve diğer tüketim mallarına ayrılan harcama miktarındaki azalma….) nedeniyle Alman ekonomisi bilirkişilerince (Wirtschaftsweisen) de eleştirilmektedir.

 

Alman halkının artık ne bankalara ne devlete ne de firmalara, yatırım bankacılığına güveni kalmamıştır. Gelecek için tasarruf etmenin anlamsızlığından söz edilmekte ve bankaların tekrar kredi verebilir hale getirilebilmeleri için peş peşe açılan toplu durum ve kurtarma paketleri Alman tüketicilerinde 1929 da yaşanan enflasyon korkusu yaratmaktadır.

 

 

YARIN NE OLACAK? KÜRESEL FİNANS KRİZİ VE ŞEBEKE EKONOMİSİNİN ÇÖKÜŞÜ

KAPİTAL ENERJİ İŞGÜCÜ ZAMAN VE FAİZ OTOMATİZMASI; EKONOMİK DENGE ÇEVRİMLERİ

 

 

FAİZ MERKEZLİ BÜYÜME EKONOMİSİNİN GERİ BESLEME REGÜLASYON KONTROL ÇEVRİMLERİ

 

f(K,E,A, t, T)= i(t)+ji(T)

 

Elektrik akımı ile finansal fon akımlarının bir e bir Benzeşimi(Analoji, Tümevarım, Tümdengelim)

Sanal bileşen ile sosyal ve adil bölüşüm sağlanarak yapısal ve periyodik talep yetersizliğinin, atıl kapasite sorununun çözülmesi

Doktora tezimin konsepti

 

FAİZ MEKANİZMASI İLE BORÇLANMA

REEL EKONOMİ VE FİNANSAL HİLELER

 

Önemli Referanslar:

 

1)Adam Smith AN INQUIRYINTO THE NATURE AND CAUSES OF THE

 WEALTH OF NATIONS; BY ADAM SMITH, LL.D.AND F.R.S. OF LONDON AND EDINBURGH, FORMERLY PROFESSOR OF MORAL PHILOSOPHY

IN THE UNIVERSITY OF GLASGOWIN FOUR VOLUMES EDINBURGH, 1776

 

 

2)Sylvio Gesell, The Natural Economic Order, May 1918, London

http://www.silvio-gesell.de/neo_index1.htm

http://www.youtube.com/watch?v=xcbiBSarpu0&NR=1

http://www.youtube.com/watch?v=lakekNuDCTk&NR=1

http://www.youtube.com/watch?v=Q4HtgSR0Rv8&NR=1

http://www.youtube.com/watch?v=HOPIW_9NH10&NR=1

http://www.youtube.com/watch?v=2V2dgxGsSN4&feature=related

 

 

3)David Ricardo, On the Principles of Political Economy and Taxation, 1817

4)Karl Marx, Das Kapital

5)Alfred Marshall Principles of Economics

6)John Maynard Keynes, The General Theory of Employment, Interest and Money, 1936

7)Mehmet Erdaş Enerji Ekonomisi; Türkiye nin ve Geleceğin Problemlerinin Analizi, Doktora Tezi, 1982 Braunschweig

8)Paul Krugman,

DEPRESYON EKONOMİSİNDE  BANKALAR YENİDEN KREDİ VEREBİLECEK Mİ?KÜRESEL SİSTEM KRİZİ AŞILABİLECEK Mİ?

YARIN (BORSA DÖVİZ FAİZ ALTIN) NE OLACAK?

DÖVİZE SPEKÜLATİF HÜCUM NOKTASI VE OLASI DÖVİZ KAYBI MİKTARI NASIL HESAPLANIR?

DÜNYA ŞEBEKE EKONOMİSİ FİNANS KRİZİ VE FAİZ MEKANİZMASININ ANALİZİ,

 

KÜRESEL PİYASA OTOMATİZMASININ ÇÖKÜŞÜ

KRİZE KARŞI BİREYSEL VE TOPLUMSAL TEDBİRLER PAKETİ

(Collapse of World Network Economics)

 

OLAYLARI TARİHİ PERSPEKTİFLE ANALİTİK OLARAK ÇÖZÜMLEMEK; KALICI KURUMSAL ALTYAPI VE KRİZİ AŞACAK SÜREKLİ TEDBİRLER ÜRETEREK, MATEMATİK MODELLEME İLE TEDBİRLERİ ÖNCELİKLERE GÖRE ACİL UYGULAMA PAKETLERİNE EYLEM PLANLARINA DÖNÜŞTÜRMEK :

 

Tarih Hak çizgisidir!

 

Siyasetçi para sahiplerinin kuklasıdır

 

GÜÇ DENGE FAİZ TEKNOLOJİ ÜRETİMİ VE KOMPLEKS ZAMAN BOYUTU

ACİL EYLEM PLANI

BİLGİ KİRLİLİĞİ, HİLE TOPLUMSAL PSİKOLOJİ

 

KURUMSAL ALTYAPI EKSİKLİĞİ

 

GÜÇ DENGE FAİZ TEKNOLOJİ ÜRETİMİ VE KOMPLEKS ZAMAN BOYUTU

ACİL EYLEM PLANI

BİLGİ KİRLİLİĞİ, HİLE TOPLUMSAL PSİKOLOJİ

 

 

KURUMSAL ALTYAPI EKSİKLİĞİ

 

 

KURUMSAL KAYNAK YÖNETİMİ PLANLAMASI VE İŞ ZEKASI YÖNTEMLERİ

 

 

TOPLUMSAL TERCİH VE DAVRANIŞ KALIPLARI

Bilgi toplumu ve Tarım Toplumu

AB Perspektifi, alternatifsiz yegane çağdaş Uygarlık Projesi midir?

Ulusal Bağımsızlık; Cumhuriyetçilik, Devletçilik, Halkçılık, Laiklik,

Adalet duygusu, Sosyal Güvenlik, Hukuk Güvencesi

Dil, Din ve Fen; Kavram derinliği

Askeri güce dayana tarım toplumu AB ye girişe kesin engeldir.

Ulus devlet ile küreselleşme ve ümmet çelişkisi

Sosyal Bilimler ve Güç kavramı

Tabiatta En az kuvvet prensibi ve orantılı dengeli güç kullanımı

Kendi kendini düzenleyip kontrol etme ve kararlılık prensibi

Bankacılık ve Sigorta Sistemi: Ödeyemeyeceği bilinenlere ölçüsüz kaynak ve spekülatif aktarılması ile finansal balonların oluşturulması

Kelebek Etkisi; Korku, Seks ve Para; diğer sapkınlıklarda ve suç oranlarında artış

Tüketim kalıpları: Hile odaklı, değer odaklı, parasal güç odaklı bireysel tüketim tercihleri ve davranış kalıpları

Say Kanunu: Gelir azalmasına rağmen Tüketimin kısılamaması

Toplumsal Bunalım ve Kurtarıcı arayışları

Sistemin temel taşıyıcı direklerinin yönetici şahıslardan bağımsız olması

Siyaset kurumunun finans sistemi üzerinde etkin olabilecek yaptırım gücünün olmaması

 

 

DEMOKRASİ VE DOĞRUYU YANLIŞTAN AYIRDEDEBİLME KABİLİYETİ

Bana oy ver sana menfaat sağlayayım sistemi

Sosyal Farkındalık; azınlık ve çoğunluk arasındaki; en zayıf ile en kuvvetliler arasında dengeli güç dağılımı

Bireysel ve toplumsal öncelik ve hassasiyetlerin örtüşmesi

Üretmeden tüketmek

GÜVENİLİR VERİLERDEN TÜRETİLEN BİLGİLERLE DOĞRU KARARLAR ALMAK

Kalkınma Planları ve Finansman Öncelikleri

 

 

KAYNAK VERİMLİLİĞİ VE KAYNAK YÖNETİMİ PLANLAMASI

 

 

Önemli Projeler

F-16

GAP

Afşin Elbistan

 

 

DÜNYADA VE TÜRKİYE´DE DEĞİŞEN ARZ TALEP YAPISI

KAYNAK VERİMLİLİĞİ NİN ARTIRILARAK İŞSİZLİĞİN AZALTILMASI, YENİ İŞ SAHALARININ AÇILMASI

SERBEST REKABET KAVRAMI VE YÜKSEK TEKNOLOJİK SEVİYE( high-tech)

BİLİNEBİLİRLİK, ÖLÇÜLEBİLİRLİK VE NEDEN SONUÇ İLİŞKİSİ KAVRAM KESKİNLİĞİ PROBLEMİN TANIMI VE ÇÖZÜMÜ ( EXİSTENCE UNIQUENESS SOLUTIONS)

KRİZ ORTAMINDA ATIL KAPASİTELERİN DEVREYE SOKULMASI İLE GENÇLERE İŞ BULMA ŞANSI VE MESLEKİ GELECEK PERSPEKTİFLERİ SUNABİLMEK, GELİR DAĞILIMINI DEĞER ÜRETİMİNE GÖRE YENİDEN DÜZENLEMEK ( SYSTEM RELEVANCY & PRIORITIES IN RESOURCE PLANNING)

    n TURBO DEĞİŞİM HIZI, ÇEVRE ENERJİ İKLİM İŞSİZLİK SERMAYE BİRİKİMİ

   n YENİ EĞİLİMLER VE KAVRAMLAR   ( NEW TRENDS AND CONCEPTS)

     SAP’n Yi SAP YAPAN MUKAYESELİ ÜSTÜNLÜĞÜ ÖNEMLİ TEKNOLOJİK ÖZELLİĞİ NEDİR?

    n FİNANS KRİZİ, KAYNAK VERİMLİLİĞİ OPTİMİZASYONU VE KARAR DESTEK SİSTEMLERİ

     SAP ERP BWn BI SOA BOBJ NEDİR? VERİ KİRLİLİĞİ VE VERİ KALİTESİ NİN ÖNEMİ

     SAP ‘n NİN GELECEKTEKİ ÜRÜN STRATEJİSİ?

 

 

KAPİTAL ENERJİ İŞGÜCÜ ZAMAN VE FAİZ OTOMATİZMASI

 

 

Elektrik akımı ile finansal fon akımlarının bir e bir Benzeşimi(Analoji, Tümevarım, Tümdengelim)

Sanal bileşen ile sosyal ve adil bölüşüm sağlanarak yapısal ve periyodik talep yetersizliğinin, atıl kapasite sorununun çözülmesi

Doktora tezimin konsepti

 

 

FAİZ MEKANİZMASI VE EKONOMİK FİNANSAL ÇEVRİMLER

 

 

Üretim ve Atıl Kapasite Sorunu

Liquidity Trap

Arz ve Talep dengesi

Fiyat Mekanizması

Serbest rekabet

Faiz ve Tekelleşme (J.M. Keynes, Adam Smith, DAvid Ricardo, Karl Marx..)

Tüketim ve Gelir Dağılımı Dengesizliği

Sosyal Kültürel Değerler Sistemi ve Borçlanabilme/Ödeyebilme

Araştırma Geliştirme

 

 

ASKERİ STRATEJİK HEDEFLER MANZUMESİ

Bireysel ve Toplumsal Tehdit değerlendirmesinde öncelikler: Zenginleşmeden yapılan aşırı askeri harcamalar(Yıldız savaşları/Talep yetersizliğini aşma projeleri)

Savunma Sanayii Stratejisi ve Teknoloji Üretimi

Güvenlik, Enerji Ekonomisi ve Kompleks Faiz

Sermaye Birikimi

Kontrol altında tutulabilen enflasyon oranlarıyla büyüme modeli

Arz Talep yapısı

İhracat İthalat

Para ve Mal piyasaları

Ekonomik hedefler

Sosyoteknik Altyapı

Eğitim

Sağlık

Tarım

Sanayi

Tekstil

Turizm

Tabii Kaynaklar

 

 

İŞLEVSEL HEDEFLERE DÖNÜŞÜM

İşsizlik

Bozuk gelir Dağılımı

Gençlere Perspektif sunabilmek

Yalnız HR Modülünün mü var eksiklikleri?

Global SAP, Türkiye’den hiç pazarlama masrafı harcamadan milyonlarca Euro yu götürüyor! Lisans fiyatlarını bile Almanya dan daha yüksek tutuyor!

ABAP Kodlaması yapan Entwickler ler bile yarı Türkçe yarı Almanca İngilizce menülerle çalışıyorlar. Afrika ve Arap ülkelerinde bile yok böyle bir durum.

Arap harflerine bile önce İngilizceye sonra da tamamen Arapçaya tercüme ettirmek için dünyanın parasını harcıyorlar.

SAP HR Modülündeki Skills bölümünden tutun da ücret hesaplamaya yarayan vergi sigorta emeklilik ve PKI katsayıları dahi güvenilir verilere göre uyarlanmış değildir.

EN güzel yalan istatistiklerle rakamlara söyletilir diye bir söz vardır!

SAP konusunda ilk Türkçe kitabı yazan bir Bilim adamı ve tecrübeli bir SAP ERP IT Danışmanı olarak gerçekleri konuşmak yazmak zorundayım.

Ben kimsenin reklamcısı değilim; gençlere ve müteşebbislere bilgi aktarmaya, Türk idarecilerce doğru kararlar alınmasına yardımcı olmaya çalışıyorum, okadar!.

SAP ERP BW BI SOA BOBJ Paketi ve tüm modülleri adamakıllı veri kalitesi ve güncellemesi sağlanarak kullanılmazsa çok yanlış kararlara da götürebilir.

Her BMW ve Mercedes sürücüsü hedefine varır diye bir kural yok!

SAP de paket program olarak ancak ve ancak gerekli organizasyon ve süreç değişiklikleri kaliteli verilerle doğru aktarılır ve güncellenirse ancak doğru karar alma bilgi desteği vermede kolaylık sağlayabilir; aksi halde yanlış danışman ve programcı, yanlış mimari analyst ler ve sistem administratörleri pek ala vaziyeti idare de edebilirler.

Her tool ve her at , her araba sürücüsüne göre maksada uygunluğuna göre kaynak kullanımında verimlilik veya verimsizlik kaynağı olabilir.

SAP ERP BW BI IP SOA BOBJ nihayet topyekun bir paket tool dür mucize değildir; karar verici den riski almaz; ancak bilgi desteği ve veri güvenilirliği ölçülebilirlik sağlayarak belirsizlikleri hafifletebilir, bilerek karar almayı kolaylaştırabilir.

SAP Türkiye yi gerek Danışmanlık gerekse hizmet kalitesi ve fiyatlandırmasında daha rekabetçi olmaya zorlamalıyız.

Bu da ancak açık iletişim ve güven ve de kalite artışını sağlayacak bilgi alışverişi ile gerçekleştirilebilir.

Ne dersiniz SAP Türkiye müşterileri ve kullanıcıları, karar vericiler, mühendisler, programcılar, ABAP çılar, ERP ciler?

 

Türkiye’de SAP çözümleri kullanan ve kullanmayı düşünen şirketlere, SAP çözümleri konusunda danışmanlık veren kişi ve kuruluşlara referans kaynak olabilecek bir çalışma Prof. Dr. Mehmet Erdaş tarafından yayınlandı. Sektörde ihtiyaç duyulan Türkçe kaynak azlığı sorununun giderilmesinde katkıda bulunacak bu çalışmanın ismi “Kaynak Yönetim Planlaması, Ticari Bilişim ve İş Zekası, İş İstihbaratı SAP ERP, BW, BI, SOA İşlevsel ve Stratejik Planlama Yazılım Teknolojisi”.

 

 

 

KURUMSAL KAYNAK YÖNETİMİ PLANLAMASI VE İŞ ZEKASI YÖNTEMLERİ

 

TOPLUMSAL TERCİH VE DAVRANIŞ KALIPLARI

Bilgi toplumu ve Tarım Toplumu

AB Perspektifi, alternatifsiz yegane çağdaş Uygarlık Projesi midir?

Ulusal Bağımsızlık; Cumhuriyetçilik, Devletçilik, Halkçılık, Laiklik,

Adalet duygusu, Sosyal Güvenlik, Hukuk Güvencesi

Dil, Din ve Fen; Kavram derinliği

Askeri güce dayana tarım toplumu AB ye girişe kesin engeldir.

Ulus devlet ile ümmet çelişkisi

Sosyal Bilimler ve Güç kavramı

Tabiatta En az kuvvet prensibi ve orantılı dengeli güç kullanımı

Kendi kendini düzenleyip kontrol etme ve kararlılık prensibi

Bankacılık ve Sigorta Sistemi: Ödeyemeyeceği bilinenlere ölçüsüz kaynak ve spekülatif aktarılması ile finansal balonların oluşturulması

Kelebek Etkisi; Korku, Seks ve Para; diğer sapkınlıklarda ve suç oranlarında artış

Tüketim kalıpları: Hile odaklı, değer odaklı, parasal güç odaklı bireysel tüketim tercihleri ve davranış kalıpları

Say Kanunu: Gelir azalmasına rağmen Tüketimin kısılamaması

Toplumsal Bunalım ve Kurtarıcı arayışları

Sistemin temel taşıyıcı direklerinin yönetici şahıslardan bağımsız olması

Siyaset kurumunun finans sistemi üzerinde etkin olabilecek yaptırım gücünün olmaması

 

DEMOKRASİ VE DOĞRUYU YANLIŞTAN AYIRDEDEBİLME KABİLİYETİ

Bana oy ver sana menfaat sağlayayım sistemi

Sosyal Farkındalık; azınlık ve çoğunluk arasındaki; en zayıf ile en kuvvetliler arasında dengeli güç dağılımı

Bireysel ve toplumsal öncelik ve hassasiyetlerin örtüşmesi

Üretmeden tüketmek

GÜVENİLİR VERİLERDEN TÜRETİLEN BİLGİLERLE DOĞRU KARARLAR ALMAK

Kalkınma Planları ve Finansman Öncelikleri

 

KAYNAK VERİMLİLİĞİ VE KAYNAK YÖNETİMİ PLANLAMASI

 

Önemli Projeler

F-16

GAP

Afşin Elbistan

 

DÜNYADA VE TÜRKİYE´DE DEĞİŞEN ARZ TALEP YAPISI

KAYNAK VERİMLİLİĞİ NİN ARTIRILARAK İŞSİZLİĞİN AZALTILMASI, YENİ İŞ SAHALARININ AÇILMASI

SERBEST REKABET KAVRAMI VE YÜKSEK TEKNOLOJİK SEVİYE( high-tech)

BİLİNEBİLİRLİK, ÖLÇÜLEBİLİRLİK VE NEDEN SONUÇ İLİŞKİSİ KAVRAM KESKİNLİĞİ PROBLEMİN TANIMI VE ÇÖZÜMÜ ( EXİSTENCE UNIQUENESS SOLUTIONS)

KRİZ ORTAMINDA ATIL KAPASİTELERİN DEVREYE SOKULMASI İLE GENÇLERE İŞ BULMA ŞANSI VE MESLEKİ GELECEK PERSPEKTİFLERİ SUNABİLMEK, GELİR DAĞILIMINI DEĞER ÜRETİMİNE GÖRE YENİDEN DÜZENLEMEK ( SYSTEM RELEVANCY & PRIORITIES IN RESOURCE PLANNING)

n     TURBO DEĞİŞİM HIZI, ÇEVRE ENERJİ İKLİM İŞSİZLİK SERMAYE BİRİKİMİ

n     YENİ EĞİLİMLER VE KAVRAMLAR   ( NEW TRENDS AND CONCEPTS)

n     SAP’ Yi SAP YAPAN MUKAYESELİ ÜSTÜNLÜĞÜ ÖNEMLİ TEKNOLOJİK ÖZELLİĞİ NEDİR?

n     FİNANS KRİZİ, KAYNAK VERİMLİLİĞİ OPTİMİZASYONU VE KARAR DESTEK SİSTEMLERİ

n     SAP ERP BW BI SOA BOBJ NEDİR? VERİ KİRLİLİĞİ VE VERİ KALİTESİ NİN ÖNEMİ

n     SAP ‘ NİN GELECEKTEKİ ÜRÜN STRATEJİSİ?

 

 

KAPİTAL ENERJİ İŞGÜCÜ ZAMAN VE FAİZ OTOMATİZMASI

 

 

Elektrik akımı ile finansal fon akımlarının bir e bir Benzeşimi(Analoji, Tümevarım, Tümdengelim)

Sanal bileşen ile sosyal ve adil bölüşüm sağlanarak yapısal ve periyodik talep yetersizliğinin, atıl kapasite sorununun çözülmesi

Doktora tezimin konsepti

 

FAİZ MEKANİZMASI VE EKONOMİK FİNANSAL ÇEVRİMLER

 

 

 

Üretim ve Atıl Kapasite Sorunu

Liquidity Trap

Arz ve Talep dengesi

Fiyat Mekanizması

Serbest rekabet

Faiz ve Tekelleşme (J.M. Keynes, Adam Smith, DAvid Ricardo, Karl Marx..)

Tüketim ve Gelir Dağılımı Dengesizliği

Sosyal Kültürel Değerler Sistemi ve Borçlanabilme/Ödeyebilme

Araştırma Geliştirme

 

 

ASKERİ STRATEJİK HEDEFLER MANZUMESİ

Bireysel ve Toplumsal Tehdit değerlendirmesinde öncelikler: Zenginleşmeden yapılan aşırı askeri harcamalar(Yıldız savaşları/Talep yetersizliğini aşma projeleri)

Savunma Sanayii Stratejisi ve Teknoloji Üretimi

Güvenlik, Enerji Ekonomisi ve Kompleks Faiz

Sermaye Birikimi

Kontrol altında tutulabilen enflasyon oranlarıyla büyüme modeli

Arz Talep yapısı

İhracat İthalat

Para ve Mal piyasaları

Ekonomik hedefler

Sosyoteknik Altyapı

Eğitim

Sağlık

Tarım

Sanayi

Tekstil

Turizm

Tabii Kaynaklar

 

 

 

 

 

İŞLEVSEL HEDEFLERE DÖNÜŞÜM

İşsizlik

Bozuk gelir Dağılımı

Gençlere Perspektif sunabilmek

 

YÖNETİM BİLİŞİM SORUNU

Ölçülebilirlik ve Hayal Gücü

Önce İsim, sonra Cisim; Matematik ve Dil de Kavram derinliği

Nedensellik, Ölçülebilirlik; Sebep Sonuç İlişkileri

Eğitim Öncelikleri; Hürriyet, Akıl, Adalet ve sağlıkli bir suçluluk ve sorumluluk duygusu ile dünya ile bütünleşmek

Yabancı dil ve Teknoloji kullanmak ve üretmek

Hak ve Sorumluluk

Suç ve Ceza

Sosyal Güvence

Hukuk Güvencesi

İnsan Hakları

 

EKONOMİDE HERKESİ, HER FERDİ, AİLEYİ,SEKTÖRÜ, FİRMAYI VE TÜM EKONOMİYİ KAPSAYACAK ADİL, DENGELİ, ÖLÇÜLÜ VE MAKUL; HAKSIZ REKABETİ, KÖTÜYE KULLANILMAYI ÖNLEYEREK SERBEST REKABETİ VE KAYNAK VERİMLİLİĞİNİ, KAYNAK HARCAMA DENGESİNİ SAĞLAYACAK KALICI TÜM ÜLKE ÇAPINDA YAYGIN ADİL, ÖLÇÜLÜ TEŞVİK VE DENETİM SİSTEMİ KURULMALIDIR!

 

KALICI KURUMSAL VE İŞLEVSEL ALTYAPI OLUŞTURULMALI, EKONOMİDE KIT KAYNAKLARIN ETKİN VE VERİMLİ KULLANIMI SAĞLANMALIDIR!

 Herkese, her sektöre serbest rekabet şansı sağlamak  için uygulanabilecek ana girdilerde uygulanabilecek teşvik tedbirleri  paketi:

1)Vergi oranlarının azaltılması

2)Enerji maliyetlerinin ve satış fiyatlarının dünya ile rekabet edebilecek seviyede aşağıya çekilmesi

3)Haberleşme fiyatlarının ucuzlatılması, dünya fiyatlarına çekilmesi

4)Faiz giderlerinin ve diğer finansman masraflarının, harç ve vergilerin azaltılması, dünya ile rekabet edebilecek düzeye çekilmesi  

 

5)Sürdürebilir kalıcı büyüme stratejisi ile sürekli kriz korkusundan, yarın ne olacak psikozundan kurtulmak; orta ve uzun vadeli stratejik hedefler hiyerarşisini oluşturmak ve uygulanabilir işlevsel hedefler kümesini türetmek

6)Geleceğe güvenle bakabilmek için ekonomi yönetimini IMF yerine Milli Bilgeler heyetine bırakmak

7)Ülke idaresini hür düşünen akıllı becerikli zeki hünerli iyi eğitim görmüş dünya ile bütünleşmiş profesyonel ehil ellere teslim etmek, bu maksatla seçim sistemini ve siyasal partiler kanunu, Anayasa nın engel kısıtlayıcı maddelerini değiştirmek, zayıf kesimlere de sosyal hukuk güvencesini, asgari yaşam kalitesini  sağlamak

 

 

 

 

 

 

 

 

DÖVİZE SPEKÜLATİF HÜCUM NOKTASI VE TOPLAM OLASI DÖVİZ KAYBI NASIL HESAPLANIR?

 

 

 

 

 

Yeni meslek tanımları ve eğitimleri

 

Kurumsallaşma; Kalıcılık ve Sürdürülebilirlik

 

Kurumsal Kaynak Planlama ve Ticari İş İstihbaratı Danışmanı

 

 

 

 

Küresel finans krizi tüm dünya ekonomisini belirsizliklerle karşı karşıya bırakarak yeni dengelerin oluşmasına, yeni sosyal piyasa ekonomisi, yeni rekabet profil ve kavramlarının oluşmasına da katkıda bulunmaktadır. Her sistemin belli bir ömrü değişim periyodu ve sonu vardır. Yeni dünya ekonomik düzeninde daha çok değer odaklı üretim ve tüketim kalıpları, kurumsal ve küresel kaynak planlaması (enerji, su, temiz hava….) iş zekası iş istihbaratına ihtiyaç duyulacaktır. Web tabanında yeni hizmetler üretilecek, çok daha fazla tüketiciye çok daha farklı sanal satış kanallarından ulaşılabilecektir. İş kavramı hem kapsam hem de içerik bakımından değişecek, geniş bantlı sanal haberleşme teknolojileri sayesinde ulaşım ve mobilite talebi azalacak, daha çok evden çalışma sistemine geçilecek, böylece hem yaşam kalitesi artacak hem de enerji tüketim talebi azalacaktır. Gelecekte, ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin ölçülmesin de tarım sektörünün ekonomide ki payının %5 lere, hizmetler ve üretim, yazılım uygulamaları üretim sektörlerinin %95 lere çıkması, üretilen ve tüketilen ürünlerin enerji içeriklerinin çok azaltılması, yumuşak güç ve yumuşak (soft) ürünler gibi yeni değer ve yeni ölçekler kıstaslar kaynak verimliliği ve veri kalitesi eniyilemeleri esas alınacaktır.

 

 Askeri gücün yerini de yumuşak güç olarak tanımlanan nüfüz ve etkileme ikna ile gönüllü yönlendirme kabiliyeti alacaktır.(Bakınız Joseph Nyle, 2005 Harvard University)

 

 

 

 

 

2008 Küresel krizi ekonomik kriz mi finansal kriz mi?

 

Ekonomi, kıt kaynakların ve zamanın en verimli kullanılmasını öngörür. Sermaye, enerji, emek faktörleri; zaman ve teknoloji girdisiyle sağlanan üretimin esas amacı tüketimdir. Üretim ve tüketim dengesi, finans mimarisi ve faiz mekanizmasıyla sağlanır. Önceden finansmanı sağlanan üretimin miktarı ve ürün çesidi belirlenir; üretim planı yapılır. Üretimi gerçekleştirilen tüm mal ve hizmetlerin, önceden satış ve pazarlama planı yapılır. Finans-üretim-satış döngüsü, planlanan sürekli büyüme hedefi sağlanırsa, döngüsel olarak sürekli tekrarlanır, böylece ekonomik zenginlik ve refah artar. Refah paylaşımı ve kaynak kullanımı, verimli, adil ve dengeli olmazsa, arz tarafında atıl kapasite ve tekelleşme sorunu, talep tarafında ise talep yetmezliği ve likidite sorunu yaşanır; tüm ekonomik sektörlerdeki döngüsel finans –üretim -satış süreçleri ile sonuçta ortaya çıkan toplam ekonomik büyüme, zenginleşme süreci işlemez olur ve sistem yapısal olarak tıkanır. Atıl kapasite ve tekelleşme, faiz ile borçlanma mekanizmasının tabii sonucu olarak ortaya çıkar; serbest rekabet ve ticarete dayanan piyasa otomatizmasının, para sisteminin ve faiz mekanizmasının yapısal sorunudur.

 

Para, hem değer saklama aracı, hem de değişim aracı olarak sorgulanmadığı sürece değer ifade eder; gerçekte sadece karşılıklı güveni ikame eden kâğıt parçasından ibarettir. Piyasalardaki mal ve hizmetleri üretip, tüketim için piyasalara sunanların tek hedefi ve çıkarı, kendi karlarını ve kendi kişisel faydalarını ençoklamak (profit-benefit maximization) tan ibarettir. Tüketicilerin hedefi ve çıkarı ise ucuza, kaliteli ve dayanıklı mal ve hizmet satın alalarak, gelecek için de biraz tasarruf edebilmektir. 

 

Önceden finansmanı sağlanmayan hiçbir mal ve hizmet üretilemez, iş yapılamaz. Ekonomik süreçler, finans- üretim- satış döngülerinin, tüm sektörlerde güven, azami kaynak verimliliği, bilgi ve dengeye dayalı olarak, kararlılık ve süreklilik, kalıcılık esasına göre işlemesi halinde zenginlik ve refah üretir ve dağıtır. Üretilen ekonomik zenginlik ve refahın, sosyal, dengeli ve adil paylaşılmaması halinde, işsizlik, talep yetmezliği, tekelleşme, likidite darlığı gibi yapısal sorunlar ortaya çıkar. Sosyal barış ve siyasi huzur, istikrar kalmaz; sonu savaşa kadar varabilecek toplumsal gerginlikler yaşanır.

 

Ekonomik kriz zamanlarında, piyasalara mal ve hizmetleri arz eden yatırımcı ve üreticilerle, bu mal ve hizmetleri talep eden tüketiciler arasında, yaşanan çıkar çatışması sonucunda karşılıklı güven azalır ve tüketiciler paralarını harcamak istemezler. Mal ve hizmetlerin, talep yetmezliği saonucu fiyatları düşer. Atıl kapasite ve işsizlik sorunu ortaya çıkar. Düşük fiyatlarla, kar edemeyen üreticler, üretim ve satış yapılamaz olur. Bankacılık, ya da finans sistemi, para sahipleri de üreticiler borç para, kredi vermez. Yeni yatırımlar, üretim, satış, tasarruf yapılamaz. Tasarruf sahipleri, paniklerse hep birlikte paralarını bankalara hücum ederek çeker ve bankalar iflas eder. Para kredi sistemi işlemez olur. Bu durumda da ekonomik kriz, finansal krize dönüşmüş olur.

 

Burada kısaca akılda tutulması gereken, aşağıdaki basit, ama sağduyuya dayanan, ekonomi ve finans ders kitaplarında bulamayacağınız, çok önemli temel mantık kurallarını da kısaca hatırlatalım:

 

1-Müşterisi olmayan, mal ve hizmetin de siyasetçinin de kıymeti yoktur; üretimin asıl hedefi tüketimdir.

 

2-Ekonomi ve Finans sisteminde, hiç kimse tamamen kendi parası ve kaynağıyla iş yapamaz. Özsermaye/Kredi-Borç oranı dünyanın en büyük markalarına sahip firma ve bankalarında dahi %10-20 arasındadır.

 

3-Sürekli borçlanmak ve borçla yaşamak isteyen şahıs, devlet, üretici tüketici aktörler bulunamazsa faiz mekanizmasına, borçla büyümeye dayanan piyasa otomatizması da işlemez.

 

4-Doğruyu yanlıştan ayıramayan toplumlarda, bilgi kirliliği yaratılarak ve spekülasyon yapılarak sürekli yapay gündemler oluşturulur. Böyle ilkel toplumlara demokrasi getirilse de işletilemez.

 

5- Daha ileri silah sistemleri ve teknolojileri üretmeden, eski teknolojiler piyasalara sunulmaz.

 

6- Faiz mekanizması sonucunda tekelleşme ve oligopol piyasaları oluşur; fiyat mekanizması işlemez, serbest rekabet olmaz.

 

7-Müsbet bilimlerde olduğu gibi ölçülebilir bir güç kavramı tanımlanmadan, sosyal bilimlere ıspat kabiliyeti, ölçülebilirlik, neden-sonuç ilişkisi kazandırılamaz; sosyal bilimler için işlevsel bir güç kavramı tanımlanmadan bilim olma vasfı kazandırılamaz.

 

8- İleri Teknoloji üretemeyen, ‘innovation’ keşif icat olmayan ülkelerde, petrol ve altın reservleri, önemli hammadde kaynakları da yoksa firmaların gerçek ve kalıcı değer artışı olamayacağından, borsa ve hisse senedi piyasası sadece mutlaka uzak durulması gereken bir şans oyunu ve kumardır.

 

9-Günümüzde para arzı altın standardına bağlı olmadığından, parayı değer saklama aracı olarak kullananlar sonunda muhakkak varlık değeri kaybına uğrarlar.

 

10-Riske girmeden, sadece çalışarak zengin olunamaz, büyük paralar kazanılamaz. Risk yönetimi yapamayan bankalar, kısa vadeli kaynaklarla uzun vadeli kredi kullandırılar; döviz cinsinden borçlanıp yerli para ile kredi kullandırarak taşıyamayacakları kur riski üstlenirler; gayrimenkul ya da hisse senedini teminat olarak kabul ederler.

 

11-Faiz sisteminde, faizsiz bankacılık yaptığını iddia etmek ve buna inanmak deve kuşu olmak, kendini kandırmaktır. Tanrı zar atmaz ve mutlak kesin ve doğru bilgiye sahip olduğundan Tanrı yı kimse kandıramaz.

 

12- Gerçek hayat, ancak mutlak ve kesin bilgiye dayanarak, sonsuz çeşitliliği birlik ve teklik, mükemmellik esasıyla bağdaştırır. Bu yüzden de gerçek hayat hiçbir zaman kitaplara sığmayacak kadar geniştir.

 

13- Geleceği kimse bilemez, ancak belli bir belirsizlikle, olasılık dağılımlarına dayanarak tahmin edebilir.

 

14- Bilim, yanlışlanamadığı sürece doğru bilgi üretir.

 

15- Mucize, olması ihtimali sıfır olan, ancak kesin ve sonsuz bilgiyi kapsayan olaydır.

 

16-Zaman bilinci olmayan toplumlar, teknoloji de üretemezler. Zamanı sonsuza uzattığınızda geriye çözülecek hiçbir problem kalmaz.

 

 

 OLAYLARI TARİHİ PERSPEKTİFLE ANALİTİK OLARAK ÇÖZÜMLEMEK; KALICI KURUMSAL ALTYAPI VE KRİZİ AŞACAK SÜREKLİ TEDBİRLER ÜRETEREK, MATEMATİK MODELLEME İLE TEDBİRLERİ ÖNCELİKLERE GÖRE ACİL UYGULAMA PAKETLERİNE EYLEM PLANLARINA DÖNÜŞTÜRMEK :

 

Tarih Hak çizgisidir!

 

Siyasetçi para sahiplerinin kuklasıdır

 

GÜÇ DENGE FAİZ TEKNOLOJİ ÜRETİMİ VE KOMPLEKS ZAMAN BOYUTU

ACİL EYLEM PLANI

BİLGİ KİRLİLİĞİ, HİLE TOPLUMSAL PSİKOLOJİ

 

KURUMSAL ALTYAPI EKSİKLİĞİ

 

KURUMSAL KAYNAK YÖNETİMİ PLANLAMASI VE İŞ ZEKASI YÖNTEMLERİ

 

TOPLUMSAL TERCİH VE DAVRANIŞ KALIPLARI

Bilgi toplumu ve Tarım Toplumu

AB Perspektifi, alternatifsiz yegane çağdaş Uygarlık Projesi midir?

Ulusal Bağımsızlık; Cumhuriyetçilik, Devletçilik, Halkçılık, Laiklik,

Adalet duygusu, Sosyal Güvenlik, Hukuk Güvencesi

Dil, Din ve Fen; Kavram derinliği

Askeri güce dayana tarım toplumu AB ye girişe kesin engeldir.

Ulus devlet ile ümmet çelişkisi

Sosyal Bilimler ve Güç kavramı

Tabiatta En az kuvvet prensibi ve orantılı dengeli güç kullanımı

Kendi kendini düzenleyip kontrol etme ve kararlılık prensibi

Bankacılık ve Sigorta Sistemi: Ödeyemeyeceği bilinenlere ölçüsüz kaynak ve spekülatif aktarılması ile finansal balonların oluşturulması

Kelebek Etkisi; Korku, Seks ve Para; diğer sapkınlıklarda ve suç oranlarında artış

Tüketim kalıpları: Hile odaklı, değer odaklı, parasal güç odaklı bireysel tüketim tercihleri ve davranış kalıpları

Say Kanunu: Gelir azalmasına rağmen Tüketimin kısılamaması

Toplumsal Bunalım ve Kurtarıcı arayışları

Sistemin temel taşıyıcı direklerinin yönetici şahıslardan bağımsız olması

Siyaset kurumunun finans sistemi üzerinde etkin olabilecek yaptırım gücünün olmaması

 

DEMOKRASİ VE DOĞRUYU YANLIŞTAN AYIRDEDEBİLME KABİLİYETİ

Bana oy ver sana menfaat sağlayayım sistemi

Sosyal Farkındalık; azınlık ve çoğunluk arasındaki; en zayıf ile en kuvvetliler arasında dengeli güç dağılımı

Bireysel ve toplumsal öncelik ve hassasiyetlerin örtüşmesi

Üretmeden tüketmek

GÜVENİLİR VERİLERDEN TÜRETİLEN BİLGİLERLE DOĞRU KARARLAR ALMAK

Kalkınma Planları ve Finansman Öncelikleri

 ENERJİ SU GIDA ÇEVRE VE İKLİM SEKTÖRLERİNDE

KAYNAK VERİMLİLİĞİ VE KAYNAK YÖNETİMİ PLANLAMASI

 

Önemli Projeler

F-16

GAP

Afşin Elbistan

 

DÜNYADA VE TÜRKİYE´DE DEĞİŞEN ARZ TALEP YAPISI

KAYNAK VERİMLİLİĞİ NİN ARTIRILARAK İŞSİZLİĞİN AZALTILMASI, YENİ İŞ SAHALARININ AÇILMASI

SERBEST REKABET KAVRAMI VE YÜKSEK TEKNOLOJİK SEVİYE( high-tech)

BİLİNEBİLİRLİK, ÖLÇÜLEBİLİRLİK VE NEDEN SONUÇ İLİŞKİSİ KAVRAM KESKİNLİĞİ PROBLEMİN TANIMI VE ÇÖZÜMÜ ( EXİSTENCE UNIQUENESS SOLUTIONS)

KRİZ ORTAMINDA ATIL KAPASİTELERİN DEVREYE SOKULMASI İLE GENÇLERE İŞ BULMA ŞANSI VE MESLEKİ GELECEK PERSPEKTİFLERİ SUNABİLMEK, GELİR DAĞILIMINI DEĞER ÜRETİMİNE GÖRE YENİDEN DÜZENLEMEK ( SYSTEM RELEVANCY & PRIORITIES IN RESOURCE PLANNING)

    n TURBO DEĞİŞİM HIZI, ÇEVRE ENERJİ İKLİM İŞSİZLİK SERMAYE BİRİKİMİ

    n YENİ EĞİLİMLER VE KAVRAMLAR   ( NEW TRENDS AND CONCEPTS)

     SAP’n Yi SAP YAPAN MUKAYESELİ ÜSTÜNLÜĞÜ ÖNEMLİ TEKNOLOJİK ÖZELLİĞİ NEDİR?

    n FİNANS KRİZİ, KAYNAK VERİMLİLİĞİ OPTİMİZASYONU VE KARAR DESTEK SİSTEMLERİ

     SAP ERP BWn BI SOA BOBJ NEDİR? VERİ KİRLİLİĞİ VE VERİ KALİTESİ NİN ÖNEMİ

     SAP ‘n NİN GELECEKTEKİ ÜRÜN STRATEJİSİ?

 

 

KAPİTAL ENERJİ İŞGÜCÜ ZAMAN VE FAİZ OTOMATİZMASI

 

 

Elektrik akımı ile finansal fon akımlarının bir e bir Benzeşimi(Analoji, Tümevarım, Tümdengelim)

Sanal bileşen ile sosyal ve adil bölüşüm sağlanarak yapısal ve periyodik talep yetersizliğinin, atıl kapasite sorununun çözülmesi

Doktora tezimin konsepti

 

FAİZ MEKANİZMASI VE EKONOMİK FİNANSAL ÇEVRİMLER

 

 

 

Üretim ve Atıl Kapasite Sorunu

Liquidity Trap

Arz ve Talep dengesi

Fiyat Mekanizması

Serbest rekabet

Faiz ve Tekelleşme (J.M. Keynes, Adam Smith, DAvid Ricardo, Karl Marx..)

Tüketim ve Gelir Dağılımı Dengesizliği

Sosyal Kültürel Değerler Sistemi ve Borçlanabilme/Ödeyebilme

Araştırma Geliştirme

 

 

ASKERİ STRATEJİK HEDEFLER MANZUMESİ

Bireysel ve Toplumsal Tehdit değerlendirmesinde öncelikler: Zenginleşmeden yapılan aşırı askeri harcamalar(Yıldız savaşları/Talep yetersizliğini aşma projeleri)

Savunma Sanayii Stratejisi ve Teknoloji Üretimi

Güvenlik, Enerji Ekonomisi ve Kompleks Faiz

Sermaye Birikimi

Kontrol altında tutulabilen enflasyon oranlarıyla büyüme modeli

Arz Talep yapısı

İhracat İthalat

Para ve Mal piyasaları

Ekonomik hedefler

Sosyoteknik Altyapı

Eğitim

Sağlık

Tarım

Sanayi

Tekstil

Turizm

Tabii Kaynaklar

 

 

 

 

 

İŞLEVSEL HEDEFLERE DÖNÜŞÜM

İşsizlik

Bozuk gelir Dağılımı

Gençlere Perspektif sunabilmek

 

YÖNETİM BİLİŞİM SORUNU

Ölçülebilirlik ve Hayal Gücü

Önce İsim, sonra Cisim; Matematik ve Dil de Kavram derinliği

Nedensellik, Ölçülebilirlik; Sebep Sonuç İlişkileri

Eğitim Öncelikleri; Hürriyet, Akıl, Adalet ve sağlıkli bir suçluluk ve sorumluluk duygusu ile dünya ile bütünleşmek

Yabancı dil ve Teknoloji kullanmak ve üretmek

Hak ve Sorumluluk

Suç ve Ceza

Sosyal Güvence

Hukuk Güvencesi

İnsan Hakları

 

EKONOMİDE HERKESİ, HER FERDİ, AİLEYİ,SEKTÖRÜ, FİRMAYI VE TÜM EKONOMİYİ KAPSAYACAK ADİL, DENGELİ, ÖLÇÜLÜ VE MAKUL; HAKSIZ REKABETİ, KÖTÜYE KULLANILMAYI ÖNLEYEREK SERBEST REKABETİ VE KAYNAK VERİMLİLİĞİNİ, KAYNAK HARCAMA DENGESİNİ SAĞLAYACAK KALICI TÜM ÜLKE ÇAPINDA YAYGIN ADİL, ÖLÇÜLÜ TEŞVİK VE DENETİM SİSTEMİ KURULMALIDIR!

 

KALICI KURUMSAL VE İŞLEVSEL ALTYAPI OLUŞTURULMALI, EKONOMİDE KIT KAYNAKLARIN ETKİN VE VERİMLİ KULLANIMI SAĞLANMALIDIR!

 Herkese, her sektöre serbest rekabet şansı sağlamak  için uygulanabilecek ana girdilerde uygulanabilecek teşvik tedbirleri  paketi:

1)Vergi oranlarının azaltılması

2)Enerji maliyetlerinin ve satış fiyatlarının dünya ile rekabet edebilecek seviyede aşağıya çekilmesi

3)Haberleşme fiyatlarının ucuzlatılması, dünya fiyatlarına çekilmesi

4)Faiz giderlerinin ve diğer finansman masraflarının, harç ve vergilerin azaltılması, dünya ile rekabet edebilecek düzeye çekilmesi  

 

5)Sürdürebilir kalıcı büyüme stratejisi ile sürekli kriz korkusundan, yarın ne olacak psikozundan kurtulmak; orta ve uzun vadeli stratejik hedefler hiyerarşisini oluşturmak ve uygulanabilir işlevsel hedefler kümesini türetmek

6)Geleceğe güvenle bakabilmek için ekonomi yönetimini IMF yerine Milli Bilgeler heyetine bırakmak

7)Ülke idaresini hür düşünen akıllı becerikli zeki hünerli iyi eğitim görmüş dünya ile bütünleşmiş profesyonel ehil ellere teslim etmek, bu maksatla seçim sistemini ve siyasal partiler kanunu, Anayasa nın engel kısıtlayıcı maddelerini değiştirmek, zayıf kesimlere de sosyal hukuk güvencesini, asgari yaşam kalitesini  sağlamak

 

DÖVİZE SPEKÜLATİF HÜCUM NOKTASI VE TOPLAM OLASI DÖVİZ KAYBI NASIL HESAPLANIR?

 

 

EKONOMİDE HERKESİ, HER FERDİ, AİLEYİ,SEKTÖRÜ, FİRMAYI VE TÜM EKONOMİYİ KAPSAYACAK ADİL, DENGELİ, ÖLÇÜLÜ VE MAKUL; HAKSIZ REKABETİ, KÖTÜYE KULLANILMAYI ÖNLEYEREK SERBEST REKABETİ VE KAYNAK VERİMLİLİĞİNİ, KAYNAK HARCAMA DENGESİNİ SAĞLAYACAK KALICI TÜM ÜLKE ÇAPINDA YAYGIN ADİL, ÖLÇÜLÜ TEŞVİK VE DENETİM SİSTEMİ KURULMALIDIR!

 

KALICI KURUMSAL VE İŞLEVSEL ALTYAPI OLUŞTURULMALI, EKONOMİDE KIT KAYNAKLARIN ETKİN VE VERİMLİ KULLANIMI SAĞLANMALIDIR!

 Herkese, her sektöre serbest rekabet şansı sağlamak için uygulanabilecek ana girdilerde uygulanabilecek teşvik tedbirleri paketi:

1)Vergi oranlarının azaltılması

2)Enerji maliyetlerinin ve satış fiyatlarının dünya ile rekabet edebilecek seviyede aşağıya çekilmesi

3)Haberleşme fiyatlarının ucuzlatılması, dünya fiyatlarına çekilmesi

4)Faiz giderlerinin ve diğer finansman masraflarının, harç ve vergilerin azaltılması, dünya ile rekabet edebilecek düzeye çekilmesi  

 

5)Sürdürebilir kalıcı büyüme stratejisi ile sürekli kriz korkusundan, yarın ne olacak psikozundan kurtulmak; orta ve uzun vadeli stratejik hedefler hiyerarşisini oluşturmak ve uygulanabilir işlevsel hedefler kümesini türetmek

6)Geleceğe güvenle bakabilmek için ekonomi yönetimini IMF yerine Milli Bilgeler heyetine bırakmak

7)Ülke idaresini hür düşünen akıllı becerikli zeki hünerli iyi eğitim görmüş dünya ile bütünleşmiş profesyonel ehil ellere teslim etmek, bu maksatla seçim sistemini ve siyasal partiler kanunu, Anayasa nın engel kısıtlayıcı maddelerini değiştirmek, zayıf kesimlere de sosyal hukuk güvencesini, asgari yaşam kalitesini sağlamak

 

DÖVİZE SPEKÜLATİF HÜCUM NOKTASI VE TOPLAM OLASI DÖVİZ KAYBI NASIL HESAPLANIR?

 

 

 

Enerji ekonomisi, termik, hidrolik ve nükleer enerji ile birlikte yenilenebilir (rüzgar, bioenerji, güneş, termal…) enerji kaynaklarından dünya fiyatlarında elde edilen elektrik enerjisini talep(yüklenme eğrisi) durumuna göre kesintisiz ve güvenilir çalışan bir iletim ve dağıtım şebekesi kurarak tüketicilere sunabilmektir. Tüm ekonomik üretim faaliyetlerinin nihai hedefi tüketimdir.(Bkz. P.A. Samuelson, Foundations of Economic Analysis, New York, 1979, Shf. 16-57) 

Üretim ve tüketim, ancak güvenilir ve uygun fiyatlandırılmış enerji girdisi sağlanması ile mümkün olur. Güvenilir enerji sağlanmasıise günümüzde ancak dünya ekonomisi ile bütünleşmekle sağlanabilir. Dünya da fosil enerji kaynakları ( petrol ve doğal gaz) sınırlı olduğundan, yeni ve temiz, yenilenebilir (regeneative) enerji kaynaklarını kullanan çevreyi kirletmeyen teknolojilerin üretilipp kullanılması, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için mutlak zorunludur.. Enerji üretim ve tüketiminde, kaynak verimliliği, çevre kirliliği ve iklim değişikliği kısıtları, ekonomik büyümenin mutlaka temiz enerji kaynaklarına dayandırılmasını, çevreyi SOx NOx COx gazlarıyla en az kirleten standard yöntemlerle üretim ve tüketim yapılmasını gerektirmektedir.

Ekonomik gelişmişlik düzeyinin ölçülmesinde, eskiden kullanılan, demir -çelik aluminyum-çimento…gibi enerji yoğun üretim ve tüketim kalıpları, sanayi ürünleri değil, en az ve en temiz enerji kullanan, yüksek kaliteli dakik servis ve hizmete odaklanmış, yazılım teknolojilerine dayanan yüksek kaynak verimliği ile ekonomik üretim ve tüketim yapılması, çevre kirliliğinin önlenerek gelir düzeyinin artırılmasının sağlanması esas alınmaktadır. Orta ve uzun vadeli perspektifle,Türk ekonomisin de, dünya fiyatlarında güvenilir ve ucuz enerji sağlanması, otomasyon yöntemleriyle işgücü verimliliğinin, enerji- telekom ve finans sektörlerinde uzmanlaşmanın, istihdam başına gerekli yatırım tutarının, üretimde ki sermaye yoğunluğunun, kişi başına tasarruf ve tüketim eğilimlerinin artırılabilmesi, dünya ekonomisi ile kaynak üreterek sağlam kaynaklara dayanan istikrarlı büyüme stratejisi sayesinde, sağlıklı ve kalıcı bir rekabet kabiliyeti kazanarak bütünleşilebilmesi için en önemli olmazsa olmaz önşarttır. Halbuki son on yılda Türkiye de enerji üretim kapasitesinde olması gereken reel fiziki büyüme, kapasite artışı sağlanamamıştır. Enerji de dışa bağımlılık, %80 oranına yükselmiştir. Türkiye, ucuz döviz ve yüksek faize dayanan, süreksiz ve riskli bir ekonomik büyüme stratejisi izlerken küresel krize yakalanmıştır.

Dünya ekonomisinin sürüklendiği olağandışı şiddetteki 2008 küresel durgunluk ve finansal kriz ortamında, 2009-2014 yıllarında, Türkiye ye alışılmış yoğunlukta, yeni sıcak para ve sermaye girişi olamayacağı öngörülmeli, öncelikle .ekonomide mevcut kaynakların, eğitim yatırımlarıyla işgücü verimliliğinin ve hareketliliğinin artırılmasına, dünya fiyatlarında güvenilir ve ucuz enerji sağlanmasına, geniş bantlı ucuz kaliteli haberleşme teknolojilerinin kullanılmasına, sağlam finansal altyapı nın, vergilerin ve faiz giderlerinin azaltılarak sağlıklı kaynak- harcama dengesinin kurulmasına yönlendirilmesi gerekmektedir.

 

Dünya ekonomisi hem arz hem de talep tarafında iki temel yapısal sistem sorunuyla karşıyadır. Bunlardan birincisi uygulanan faiz mekanizmasının tekelleşmeye yol açmasıdır. ( Bkz. Das Kapital, Karl Marx). İkincisi ise dünya ölçeğinde düşük tasarruf eğilimine ve yetersiz verimlilik artışına, bozuk gelir dağılımına rağmen, sermaye birikimi yetersiz olan az gelişmiş ülkelerde   reklam, kredi kartı ve diğer parasal teşviklerle yüksek tutulan tüketim eğilimi sonucu uygulanan açık finansman yöntemleri, yüksek faizle borçlanma politikalarına karşılık sermaye birikimi yeterli gelişmiş ülkelerde yaşanan talep yetersizliği, üretim kapasitesinin Çin ve Hindistan a kaydırılması,dünya piyasalarında bankacılık sistemi kanalıyla arzedilen kontrolsüz riskli spekülatif finansal türevler ve fiktif nakit fon akımları ile şişirilen balonların oluşması, Irak ve Afganistan işgalleri ve silahlanmaya yarışına ayrılan kaynaklardır.

 

 

 

 

 

 

 

FAİZ MEKANİZMASI VE SERMAYE BİRİKİMİ, EKONOMİK BÜYÜME SÜRECİ:

Kısıtlar ; Çevre kirliliği, iklim değişimi, fosil enerji kaynaklarının sınırlı olması, nüfus artışı..

 

Ekonomi kitaplarından faizi çıkarsanız geriye ne kalır?

Demek ki önce faiz mekanizmasını ve sermaye birikimi sürecini anlamak lazım.

 

1982 yılında Almanya da Braunschweig Teknik Üniversitesi nde ‘Enerji politikalrı,enerji planlama modelleri; bugünün ve geleceğin Problemlerinin analizi konulu doktora tezimde, finans piyasaları ile enerji piyasaları ilişkisini araştırmış ve kompleks faiz kavramını tanımlamıştım. Elektrik Mühendisi olarak bildiğimiz aktif ve reaktif güç kavramını kullanarak yeni bir kompleks faiz tanımı yapmış, enerji ve finans piyasalarında arz ve talep dengelenmesi için ekonomi de de yepyeni bir anlayışa ihtiyaç olduğunu belirtmiştim. Mevcut ekonomik sistem de üretimi istediğiniz kadar artırabildiğiniz halde tüketimi, talep yetersizliği sebebiyle periyodik kapitalizm krizlerinden ancak bölgesel harpler ve suni belirsizlikler üretilerek çıkılabileceğine işaret etmiştim.

Elektrik te de ekonomi ve finans dünyasında da reaktif bileşen olmadan aktif bileşenle güç nakli, sistem dengelerinin kararlığı(stability) ve güvenilirliği sağlanamayacağından sürdürülemez. Aktif güç Watt ile ölçülür ve iş yapar, ancak VAr ile ölçülen reaktif güç olmadan aktif güç nakledilemez ve iş yapamaz.

 

Küreselleşen dünya da, ekonomik ve sosyal olaylara global ölçek ve tarihi perspektifle, sebep-sonuç ilişkileri ve çelişkileri bakıldığında gerçeğe ulaşılabilme şansımız yükselir. Bu maksatla şu Finansal kriz dalgalarını süreçlerini birlikte bir sorgulayalım, Ne dersiniz?

 

 

FAİZ MERKEZLİ BÜYÜME EKONOMİSİNİN GERİ BESLEME REGÜLASYON KONTROL ÇEVRİMLERİ

F(K,E,A,t,T)=i(t) + i(T)

Kültür, İnanç ve ahlaki Değerler Tüketim tercihleri kalıpları öncelik kıstasları

t fiziksel anlamda ölçülebilir zaman

j T sosyolojik anlamda değer odaklı zaman ölçeği, faizin talep ve bölüşüm için gerekli olan sosyal bileşeni

i sanal sayı

T (t, T) kompleks zaman fonksiyonu

[E, t] F&E – Regelkreis

[K, A] Teknoloji ve hüner, bilgi birikimi

K Sermaye

E Enerji

A İşgücü emek hüner

Toplum psikolojisi ve sosyolojisi

Bölüşüm ahlakı

Üretim ve Tüketim yapısı, sermaye birikimi, harcanabilir gelir

Ekonomik ve finansal geri beslemeyle kendi kendini düzenleyen yönlendiren nakit gelir akımları (cash-flows)

 

Selbstregelungssystem der weltwirtschaftlichen Dynamik als Grundmuster zur Erklärung

des Zeitspeichermechanismus als Akkumulationsverfahren f (K, E, A, t, C, )

f (K, E, A) = i (t) + j i (C)

Finans krizi ekonomist ve finasçılarca neden öngörülemedi?

Bu paralar nasıl buharlaştı? Milyarlarca Trilyonlarca dolar?

Savunma harcamaları ve spekülatif balonlar

 

Denetim şirketlerinin (KPMG,Arthur Andersen, PwC…) körlüğü vekayıtsızlığı

Türk Bankalarının 2008 yılında öz sermaye yeterliliği %13 olarak açıklanmıştır (Kaynak: Tevfik Bilgin, BDDK)

 

Krizin dalga boyu ve frekansı, artçı dalgaları, harmonikleri faz farkları ve yayılma ve sönüm periyodu nedir?

 

Ödeme Morali: İnsanlar artık borç ödemiyor!

 

 

 

Dünya finans ekonomisi ABD de konut sektöründe baş gösteren talep yetmezliği sonucu çökmüştür. Reel üretim ekonomisi ile finans ekonomisi çarkları tamamen birbirinden kopmuştur. Hayali olarak şişirilen finans türevleri (derivatives) ve hedge fonları balonları, bankalarca kullandırılan kontrolsüz konut kredileri trilyonlarca dolarlık varlık erimesine yol açmıştır.

 

Bu kriz tahmin edilenden çok daha ciddi ve uzun süreli olacak, asıl yükü sermaye birikimi yetersiz, gelişmekte olan üçüncü dünya ekonomileri büyük ölçüde kan kaybedecek, çok büyük varlık erimeleri ve sermaye kaçışları sonucunda sosyal patlamalar olabilecektir. Krizin en derin noktasına 2010 yılında gelinecek ve 2013 yılında en erken yeniden ekonomik büyüme ye geçiş olacaktır.

 

2008 yılında Ekonomi Nobeli ni alan ABD li ünlü iktisatçı Paul Krugman’ ın hesap ve tahminlerine göre Banka sistemi tamamen çökmüştür ve bankalar kredi veremez duruma gelmışlerdir. Trilyon dolarlık Ekonomik yardım ve kurtarma paketlerinin büyüklüğü yetersiz kalmaktadır. Küresel ölçekte geliri tabana yayacak yeni bir faiz tanımına ve dünya ölçeğinde talebi canlandıracak yeni tedbirlere acilen ihtiyaç vardır.

 

Tüm dünya da Bankalararası para transferlerinin yapıldığı SWIFT Bilgisayarları ABD nin Virginia Eyaletinde, 11 Eylül saldırılarından sonra her gün CIA tarafından elden geçirilmektedir. Gün de 8000 Banka nın para transaksion ları, bir anlamda ekonomik casusluk işleminden geçmekte, ticari sırlar ABD istihbaratınca değerlendirilmektedir.

 

GİTTİKÇE KÜRESELLEŞİP KÜÇÜLEN YERKÜRE DE

YÜZYILIN FİNANSAL VE EKONOMİK KRİZİNİ

AŞMAK İÇİN YENİ BİR UYGARLIK VE İNSANLIK PROJESİ GEREKLİDİR!

Avrupa Birliği (AB) ile bütünleşme yolunda önemli adımların atılmış olması

– Ekonomide IMF programının başarıyla uygulanması ve mali disiplinin sağlanması

– Kronik enflasyonun kontrol altına alınması

– Türkiye’nin ihracatında önemli artışlar olması

– Türkiye ekonomisinin yüksek büyüme hızlarına erişmesi

– Türkiye’ye doğrudan yabancı sermaye girişinde büyük artışlar olmasıydı.

ABD ekonomisinde 2007 yazında başlayan kriz, en son olarak, ülkenin en büyük beşinci yatırım bankası Lehman Brothers’ın iflası ve dünyanın en büyük sigorta şirketlerinden birisi olan AIG’nin ABD Yönetimi tarafından kurtarılmasına rağmen piyasaların sakinleşmemesiyle birlikte derinleşmeye devam ediyor. Krizin başladığı tarihten bu yana batan 13. banka olan Lehman Brothers’ın iflası ile tekrar gündemin zirvesine çıkan kriz, finans çevrelerince yarım yüzyıldır görülen en ciddi kriz olarak tanımlanıyor. Geçtiğimiz Cuma günü başlayan ve bütün haftasonu devam eden Lehman Brothers’ı kurtarma çabaları başarısızlıkla sonuçlandı ve 158 yıllık Lehman Brothers iflasını ilan etti. Batmak üzere olan Bear Stearns’i kurtaran ve daha geçen hafta sonu, konut piyasasının temel direği konumundaki finansman şirketleri Fannie Mae ve Freddie Mac’i devralan Bush Yönetimi, Lehman Brothers’ın batmasına izin verdi. Bu bankaların kurtarılması ile Amerikan vergi mükelleflerinin sırtına yüklenen yük, Lehman Brothers’ın kurtarılmasını politik olarak kabul edilemez hale getirdi.

Finans çevrelerince Bush yönetiminin bu kararı farklı şekillerde değerlendiriliyor. Bazı uzmanlar Yönetimin Lehman Brothers’ın batmasına izin vererek büyük hata yaptığını savunurken, bir grup finansçı hükümetin attığı adımların akıllıca olduğu görüşünde. Uzmanlar, Lehman Brothers’ı kurtarmanın 100 milyar dolara yakın bir maliyeti olacağına işaret ederek, başka bankaların bilançolarında yakın bir gelecekte zarar hanesine yazılacak riskli yatırımlar bulunduğunu ve bunların hepsini kurtarmanın 400 milyar dolara mal olacağını belirttiler. Bazı çevrelerde, hükümetçe batmakta olan bankalara yapılan bu tür müdahalelerin ve krizle başa çıkmak için yapılan faiz indirimlerinin tüketicileri ve şirketleri tasarruf etmek yerine borç almaya teşvik etmesinden ve her bankanın kurtarılacağı inancını yerleştirdiği için risk almayı artırıp piyasayı uzun vadede daha istikrarsız kılacağından endişe duyuluyor(moral hazard).

1

Lehman Brothers’ın iflası ile derinleşen krizin temel sorumlusu olarak ABD Merkez Bankası (FED)’nın geçmiş politikaları gösteriliyor. Eski FED başkanı Alan Greenspan’in izlediği para politikası krizi başlatan ve derinleştiren faktör olarak zikrediliyor. Bu politika, ekonominin farklı dönemlerinde farklı politikalar izlemeyi destekliyor. Bu anlayışa göre, FED büyümekte olan ekonomiye hiç müdahale etmezken, kriz döneminde, faizleri düşürerek ekonomiyi canlandırma görevini üstleniyor. Finansal bir 911 işlevi üstlenen FED, Alan Greenspan’in öncülüğünde, bugünkü krizin altyapısını hazırladı. Düşük faizler, kredi yeter koşullarının neredeyse tümüyle kalkması ve yüksek riskli kredilerin toplama oranının artması emlak fiyatlarında bir balon oluşmasına yol açtı. Sonunda, bu balonun sönmesi ise krizi derinleştirdi.

Emlak fiyatlarında yaratılan balonun en önemli nedeni 2001 yılından itibaren neredeyse %1’lere çekilen faiz oranları ve piyasada bulunan atıl fonların artışı karşısında bazı finansal kurumların güvenilirliği düşük kimselere yüksek riskli krediler (subprime credit) vermesi oldu. Bu krediler, dar gelirli grupların piyasaya dahil olmasına veya insanların imkanlarının üzerinde konutlara yatırım yapmalarına yol açtı. Bunun sonucu olarak da emlak talebi ve dolayısı ile emlak fiyatları hızla yükseldi. Yakın bir zamana kadar ABD’de piyasa faiz oranı oldukça düşük bir seviyede seyrettiği için “yüksek riskli kredilerden faydalanan” alt gelir grubundaki kişiler değişken faizli kredileri kullanmayı tercih etmişlerdi. Ancak krizin ortaya çıkmasından iki yıl evvel FED’in faiz oranlarını aşamalı olarak artırması geri ödemeleri zorlaştırdı ve emlak piyasasına talebin azalmasına neden oldu. Konut talebinin ve fiyatlarının düşmesi daha önce ipotek altına alınan evlerin kredi kuruluşları tarafından düşük fiyata elden çıkarılmasına sebep oldu ve kreditörlerin zararı büyüdü.

Emlak balonunun krizi ağırlaştıran bir başka etkisi ise “home equity loan” adı verilen ikincil ipotekler üzerinden oldu. Emlak fiyatlarındaki hızlı yükseliş çok sayıda orta ve dar gelirlinin evlerine artan emlak değeri üzerinden ikinci kez ipotek yaptırıp yeniden kredi almasına sebep olmuştu. Emlak balonunun sönmesi yükselen faizler karşısında kredilerin geri ödemelerini zorlaştırdı ve ikinci ipotekten doğan krediler de büyük oranda karşılıksız kaldı. Kredi ödemelerindeki geri dönüşün sekteye

2

uğraması, teminat olarak gösterilen evlerin fiyatlarının düşmesi ve piyasadaki riskler dolayısıyla kredi maliyetlerinin artması Fannie Mae ve Freddie Mac gibi kurumları ciddi bir darboğaza düşürdü. Krizin en son halkası olan Lehman Brothers’ın iflası da emlak piyasasındaki krizin başlattığı sürecin bir uzantısı niteliğinde. Wall Street’in sabit getirili menkul kıymetlerdeki en büyük kuruluşlarından birisi olan Lehman Brothers, ABD düşük kaliteli konut kredisi (subprime mortgage) piyasasıyla ilintili pek çok menkul kıymete yatırım yapmıştı. Analistlere göre, özellikle Bear Stearns’in çökmesinin ardından, yüksek risk taşıyan bu yatırımlarla Lehman Brothers’a güvenin azalması sürpriz bir gelişme değildi.

Amerikan finansal kuruluşlarının iş yapma biçimleri, yaşanan krizin bir başka nedeni olarak gösteriliyor. Son yıllarda, yatırım bankaları, geleneksel hizmet alanları olan müşterilerine komisyon karşılığı hizmet vermek ve aracılık yapmanın ötesine geçerek, kendi nam ve hesaplarına yatırım yapmaya ve riskler almaya başladılar. Bu amaçla da ciddi borçlar alıp, “kaldıraç” etkisinden yararlanarak büyük kazançlar elde etmeyi hedeflediler. Bu bankaların yöneticileri ve uzmanlarına verilen büyük sene sonu ikramiyeleri ve kar payları, alınan risklerin boyutunu daha da artırdı. Piyasalar yukarı yönlü iken bu kuruluşlara ve çalışanlarına büyük kazançlar sağlayan bu riskli işlemler, piyasaların tersine döndüğü bugünkü ortamda büyük çöküşlere neden olmaya başladı.

Bütün bunlara ilaveten, bankaların ve AIG gibi diğer finansal şirketlerin aldıkları finansal riskler artarken piyasa gözetimi ve denetimi yapmak durumunda olan SEC ve Fed gibi kamu kurumlarının kısmen mevzuattan, kısmen de organizasyonel yapılarından kaynaklanan zaafları yanısıra kullanılan enstrümanların komplike nitelikleri de gerekli önlemlerin zamanında alınmasına engel oldu. Yeni seçilecek ABD Başkanını ekonomik alanda bekleyen en acil konuların arasına, mali sistemdeki gözetim ve denetim sisteminin yeniden yapılandırılması da dahil olmuş durumda.

Uzmanlara göre Lehman Brothers’ın çöküşünün kısa vadede iki önemli sonucu olacak. Birincisi, Lehman Brothers ile iş yapan kurumların alacağı darbe. İkincisi ise çöküşün piyasalarda yaratacağı güven krizi. Birinci madde altında GLG Partners, D.E.

3

Shaw, Spinnaker Capital, Morgan Stanley ve Goldman Sachs gibi kurumlar geliyor. Lehman Brothers’ın finansal ağını ve krizin kimleri etkileyeceğini tam bir kesinlikle söylemek mümkün olmasa da belirtilen bu kurumlar sıklıkla zikredilenler. GLG Partners Avrupa’nın en büyük hedge fonlarından bir tanesi ve Lehman Brothers’ın hissedarı olduğu bir kurum. D.E. Shaw ve Spinnaker Capital da Lehman Brothers ile yakın ilişkide olan kuruluşlar. Lehman Brothers’ın iflası, özellikle Merrill Lynch’in Bank of America tarafından satın alınmasının ardından, Morgan Stanley ve Goldman Sachs gibi ayakta kalan diğer büyük yatırım bankalarının kendilerine daha büyük ortaklar aramalarını zorunlu kılacak. İflasın, diğer varlık yönetim şirketlerinin fiyatlarını da düşüreceği ve piyasalarda dramatik bir etki yaratacağı tahmin ediliyor. Lehman ile iş ilişkisinde bulunan diğer yatırım bankalarının da iflas edebileceğine dikkat çekiliyor. Ayrıca Lehman’ın portföyünde bulunan 32.6 milyar dolarlık gayrimenkul portföyünün satışa çıkabileceği ve bundan bütün gayrimenkul piyasasının kötü etkileneceği tahmin ediliyor. İflasın türev ürünlerde değer kaybına yol açacağı ve ABD’li sigorta şirketi AIG’nin de bu nedenle 15 milyar dolar kayba uğrayacağı belirtiliyor. Krizin ikinci etkisi ise çöküşün piyasalarda yarattığı güven krizi. Her bankanın kurtarılamayacağını bilen yatırımcıların bundan böyle yatırım yaparken daha dikkatli olmasının kredi krizinin derinleşmesine sebep olacağı ifade ediliyor.

Lehman Brothers’ın batmasına göz yuman Bush Yönetimi, çok büyük likidite krizi içerisinde olan dünyanın en büyük sigorta şirketi AIG’nin batmasına izin vermedi ve 85 milyar dolar enjekte ederek, efektif olarak şirketi devletleştirdi. Diğer yandan, ABD’nin en büyük mali kuruluşlarından Merrill Lynch, yaşadığı likidite krizi nedeniyle el değiştirerek, Bank of America tarafından satın alındı. Ancak, görünen o ki, piyasaları sakinleştirmek amacıyla yapılan bu operasyonlar ilk aşamada beklenen etkiyi yaratamadı. Bugünlerde, Morgan Stanley, Goldman Sachs ve Washington Mutual gibi diğer büyük finansal kuruluşların mali durumuna ilişkin yoğun spekülasyonlar yapılıyor. Ancak, 18 Eylül itibarıyla, birçok gelişmiş ülke merkez bankasının piyasalara enjekte ettiği likidite, en azından bugün için piyasaları yatıştırmış görünüyor. Ama, yarın ne olacağına dair ciddi bir belirsizlik var.

4

Krizin, ABD’de seçimlere gidilen bir ortamda, bu kurumların batmasından dolayı olumsuz etkilenen kişi ve kurumların çok ötesinde, geniş kitleleri ilgilendiren boyutları da olduğu açık. Krizin piyasalarda yarattığı istikrarsızlık, batan bankalarla gelen işsizlik ve kredi piyasasının daralması, ABD’de ve dünyanın her tarafında sıradan insanları da etkileyecek. ABD’de işsizlik oranı süratle artmaya devam ediyor. İşsizlik oranı %5.7’den %6.1’e yükselmiş durumda. Ocak 2008’den beri 605,000 kişi işten çıkarıldı. Sadece Ağustos 2008’de 91,000 aile evini kaybetti. Lehman Brothers’ın iflası ile 25,000 calışanın işsiz kalacağı tahmin ediliyor. Mali sistemdeki bu krizden, ilk aşamada New York ve New Jersey eyaletlerinin ciddi bir şekilde etkilenmeleri bekleniyor.

Krizle birlikte reel ekonomide de daralma bekleniyor. Bu daralma sadece ABD ile sınırlı kalmayacak. İMF Başkanı dün (17 Eylül 2008) bir açıklama yaparak, kriz nedeniyle 2008 yılı global büyüme rakamının %4 civarında kalacağını, 2009 yılına ilişkin daha olumlu beklentilerin ise, son gelişmeler ışığında riske girdiğine işaret etti. Küresel daralmanın, birçok ülkede büyümenin düşmesi ve işsizliğin artması anlamında sonuçları olacak. Gelişmekte olan ülkelere yönelmiş finansal akımlardaki daralma artarak devam edecek. Bu daralmanın tek olumlu etkisi, düşen talep nedeniyle, petrol ve hammadde fiyatlarının azalması olabilecek. Ayrıca, hem büyümedeki yavaşlama, hem de hammadde fiyatlarındaki düşüş, birçok ülkede enflasyon baskısının kontrol altına alınmasına imkan verecek.

ABD finansal sisteminde yaşanan bu kriz, birçok soruyu da beraberinde getiriyor. Serbest piyasa ekonomisinin beşiği konumundaki bir ülkede bu kadar yoğun “kamu müdahaleleri” ve “devletleştirmeler”in yaşanması, sürekli olarak piyasa sistemini yücelten Bush Yönetimi açısından büyük bir fiyasko ve çifte standart olarak yorumlanıyor. Diğer yandan, kıta Avrupa’sında yaygın olan “evrensel bankacılık” sisteminin bu krizi çok daha hafif atlatırken, piyasa sistemine dayanan ABD’nin büyük yara alması, “yatırım bankacılığı” sektöründe çok ciddi bir revizyona gidileceği ve hatta yatırım bankacılığının biteceği yolundaki beklentileri artırdı.

5

 

 Doç.Dr.Özlem Onaran’la söyleşi:Krize karşı tam istihdam ve çalışanların denetimi!- Dr.Ahmet Tellioğlu (Birgün)  

 07 Aralık 2008 –  

 

Viyana Ekonomi Üniversitesi’nde öğretim üyesi Doç Dr. Özlem Onaran daha önce İstanbul Teknik Universitesi, Massachusetts Üniversitesi, Berlin Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nde çalıştı. Araştırma alanları küreselleşme, bölüşüm, istihdam, büyüme ve finansal krizler. Onaran ATTAC üyesi ve Çalışanlar Odası ile de işbirliği içinde.

 

Dünya ekonomisinin içinde bulunduğu durum niçin “kriz” olarak niteleniyor?

Bu basit bir finansal kriz değil. Kredi daralması ile başlayan küresel bir kriz. Güçlü reel etkileri olacak. Başında sadece finans krizi sanılan kriz simdi otomotiv, perakende, taşımacılık sektörlerinden başlayarak reel sektörü işgal ediyor. Bu krizin başka önemli bir özelliği de merkezdeki ABD, İngiltere, hatta Hollanda, Danimarka, İrlanda gibi bazı ülkelerde ve özellikle cevrede doğu Avrupa ülkelerinde veya Türkiye’de şirketlerin yanı sıra tüketicilerin hane halkı borçlarının da çok artmış olması. Dolayısıyla hem yatırım hem de tüketim harcamaları, kredi musluklarının kapanması sonucu ciddi şekilde daralacak. Buna bir de şirket iflası ve işsizlik oranlarındaki artışı ve çöken tüketici ve yatırımcı güvenini ekleyin. Bütün bunların birbirini güçlendiren, hem de uluslararası düzeyde çoğaltan negatif etkilerini düşünün. Toparlanmanın nerden geleceği belli değil. Politika reaksiyonuna da bakarsak 1929 büyük bunalımından sonra dünyanın yasadığı en büyük kriz.

 

Bu kriz ekonomi dünyasında nasıl karşılandı?

Dünya 1980 sonrası dönemde 1960-70’lere oranla daha düşük bir hızla büyüdü. Ve çok riskli, borca dayalı, gelir adaletsizliğinin tavana vurduğu bir büyümeydi bu ve bir saatli bomba yarattı. Fakat borca dayalı büyüme modeli cazipti ve sorunlar kolayca can yakmadan çözülecek gibi olmadığı için müdahale edilmedi. Yani evinde gaz kaçağı olan, tamirci çağırmayan umarsız biri gibi, “amaan bir şey olmaz, zamanla piyasalar yumuşak inişle düzeltir dengesizlikleri” deyip beklemeyi tercih ettiler. Beklediler ve gördüler! Şimdi bu biriken gaz patladı. Zamanında kârlar güçlü, varlıklı özel ellerde birikmişti, simdi ise onların zararları kamulaştırılıyor; bedelini hepimiz ödüyoruz. Alman finans bakanı Steinbrück’ün Alman bankalarındaki dev sorunlar ortaya çıkmadan bir kaç gün önce krizi “Anglo Sakson krizi” olarak ilan ettiği düşünülürse sinyal ve denetleme mekanizmalarının çalışmadığını da söylemek mümkün. Ama şimdi korku egemenler arasında da artıyor: Deutche Bank CEO‘su Ackerman “piyasanın kendini iyilileştirici gücüne olan inancını yitirdiğini” söyledi. Eski Amerikan Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan ise Kongreye verdiği ifadede “şok ve inançsızlık içindeyiz” dedi.

 

Krizin kokuları aslında 2006’da çıkmaya başlamıştı. Ama 2007 Temmuz’a kadar politika reaksiyonu olmadı. Başlangıçta piyasalar V tipi bir kriz bekliyordu –yani daralma ve hızlı toparlanma; Bear Stearns’ın çöküşünden sonra W tipi bir krizden söz eder oldular, yani iki kere dibe vurma ve toparlanma. Şimdilerde U tipi bir kriz fikrinin daha çok tarftarı var –yani 18-24 ay sonra bir toparlanma. Ama eğer politika refleksleri şimdiki kadar yavaş ve geriden gelmeye devam ederse merkezde L tipi bir kriz, yani büyük bunalım kadar derin olmasa da uzun suren bir kriz de olası.

 

Krizin nedeni cidden geri ödenmesinde güçlük yaşanan ipotek kredileri mi?

Hayır, büyük resim şu: Sermaye kariını ancak ürettiğini satarsa gerçekleştirebilir, ama ücretler düşük. Emekçilerin tüketimi olmazsa kar nasıl gerçekleşecek? Dahası yeni reel yatırımları, dolayısıyla kâr yaratan mekanizmayı ne güdecek? 1990‘ların sermayesi muhteşem bir fikir buldu: Emekçilere borç verelim ve tüketimini sağlayalım. Dolayısıyla bu bir eksik tüketim veya onun aynadaki yansıması aşırı üretim krizi ve krizi zenginlerin emekçilere–en yoksullar da dahil- borç vermesi ile çözmeye çalıştılar.

 

Riskli kredilerin geri ödenmeyeceği ortadaydı, ama bu sorun değildi: Bu kredilerin bir kısmı zaten başkalarına satılmış durumdaydı; alanlar kağıtların sözde riski düşük, rating ajansına göre notu yüksek bölümünü aldığı için problem görmüyordu. Bankanın kendi elinde bu kâğıtların en iyi ve en kötu riskli bölümleri duruyordu; krediler geri dönmediğinde banka kredinin garantisi olan eve el koyabilir. Amerika’da verilmiş, ev, tüketim, ticari vs. toplam 12,3 trilyon $ kredi stoku karşılığında 10,8 trilyon $ başka finansal varlık yaratılmış durumda. 2007’de riskli ipotek piyasalarından gelen geri ödeme güçlükleri haberleri sonrasında bu kâğıtların piyasa değerleri düştü ve alım-satımları durdu. Bununla bankalar risklere uyandılar ve önce birbirine sonra da şirketlere kredi vermeyi durdurdular.

 

Ya toksik olarak nitelenen türev ürünler?

Türev ürünler borç mekanizmasını çoğalttığı için önemli. Sorun sanki Amerika’da aşırı tüketim sorunuymuş gibi anlatılıyor, ama bu yüzeysel bir açıklama. Aynı zamanda reel sektör de değişti. Firmalar eski moda “kârını tut ve yatırım yap” kapitalizminden “şirketi küçült, karları arttır ve kâr payı dağıt” kapitalizmine geçtiler. Profesyonel yöneticiler artan oranda profesyonel yatırımcı hissedarların kısa vadeli kar payı beklentilerini karşılamaya adandı. Bu karların reel yatırıma ayrılan kısmını çok azalttı ve şirket borçluluğunu da arttırdı. Borca dayalı ekonomi riskli. Ama durum iyi giderken herkes risk beklentilerini iyimserleştiriyor. En muhafazakar olanlar bile…

Bu, güzellik yarışmasında kimin birinci geleceği üzerine iddiaya girmek gibi. Senin ne düşündüğünün önemi yok, jüri üyelerinin –yani piyasadaki diğer oyuncuların- ne düşündüğünü tahmin etmek önemli. Citibank’in eski CEO’su Chuck Prince büyük çöküşten bir kaç gün önce 2007 Temmuz’da söyle diyor: “likidite açısından müzik durduğunda işler karışacak. Ama müzik devam ettiği sürece ayağa kalkmalı ve dans etmelisin”.

 

Madem bu kadar kapsamlı bir kriz, IMF, DB, dünyaya yön veren ekonomilerin ilgili birimleri ya da akademik dünya sorunu niçin fark edemiyor? Bir körlük mü var?

Liberal iktisatçılar ve IMF vs’ye bakarsak onlar 2006‘da hala finans piyasalarındaki yeni araçların riskleri kontrol altında tuttuğu görüsünü savunuyordu. Şimdi bile krizden sonra hala finans piyasalarında aşırı düzenlemeci tepkinin yanlış olduğunu savunuyorlar; finans piyasaları sayesinde dünya ekonomisinin 25 yıldır büyüdüğünü söylüyorlar; vergi cennetleri ve hedge fonları vs. kontrol altına almanın yeteceğini iddia ediyorlar.

Bu krizin geleceğini Keynesci ve Marksist iktisatçılar- Türkiye’de de dünyada da 2000‘ler boyunca söyledi. Bizler kapitalist ekonomilerin dönemsel krizlerin yıkıcılığı olmadan iç çelişkileriyle barışık olarak yasayamayacağını biliyoruz. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaşanmış onca kriz var. Biz bu döneme özgü kırılganlıkları ve bu krizin çok daha büyük risklere gebe olduğunu da doğru tespit ettik.

 

Ama 1980’lerden beri Marksistler ve Keynesçiler, cadı avı benzeri süreçlerle bütün dünyada akademiden dışlanmaya çalışılıyor. Akademide de ulusal ve uluslarası kuruluşlarda da neoliberal, sermayenin çıkarlarıyla içice geçmiş, onlar tarafından finanse edilen iktisatçılar egemen. Bizim sesimiz yok sayıldı; ya da “kriz tellalı, falcı, eski moda” olarak mahkum edildi. Kendim de bunlar arasında olduğum için iyi biliyorum. Öte yandan bu saatli bombanın patlaması sandığımızdan uzun sürdü ve dolayısıyla risklere işaret etmenin inandırıcılığı da azaldı. Bu “deprem ciddi bir risk, binalarımızı gözden geçirmeliyiz” demek gibi. Bir çok bilimci de “deprem tellallığı” ile suçlanmıyor mu?

 

Şimdi uluslararası sermayenin Türkiye gibi ülkelerden gitmekte olduğundan söz ediliyor…

Türkiye’den sermaye çıkışları hızlanıyor. Bankalarında toksik kâğıt olmamasının hiç önemi yok. Türkiye 1990’lardan beri sürdürdüğü dış sermaye girişlerine bağlı büyümenin tipik risklerini 1994 krizinden sonra olduğu gibi 2001 krizinden sonra da tekrar biriktirdi; bu politikacıların bile bile kabul ettiği yanlış neoliberal iktisat politikası. Dahası bu global kriz hiç olmasaydı da, Türkiye tekrar bir kriz yaşayacaktı. Ama simdi Türkiye ve benzeri ülkeler için durum daha da zor: Cari açığı yüksek bütün ülkelerin artık bu açıkları finanse edemeyecekleri ve önümüzdeki dönemde doğrudan sermaye yatırımlarının da duracağı korkusu yerli paranın değer kaybedeceği korkusunu körüklüyor ve sermaye bütün bu ülkelerden kaçıyor, kaçarken de bu beklentisini gerçek kılıyor.Ayrıca hane halkı ve özel şirketlerin özellikle de dövize dayalı borçları da endişe konusu. Doğu Avrupa’da da aynı sorun var. Hatta Doğu Avrupa riski yüzünden Avusturya gibi Doğu’da çok yatırımı olan ülkelerin bankalarının hisse senetlerinden de büyük bir kaçış var.

 

Bunun Türkiye”de hayata yansıması nasıl olacak?

Sanayi üretimi şimdiden yüzde 5,5 azaldı. Ne yazık ki radikal önlemler alınmazsa gerisi gelecek. 1994 ve 2001 krizinin sonuçlarına bakın: 2001 krizinde kentlerdeki işsizlik oranı yüzde 9’dan yüzde 15’e fırladı ve sonra hızlı büyümeye rağmen 3 yıl orda çakılı kaldı; son 4 yılda da düşe düşe yüzde 12’ye indi, hâlâ 2000’den daha yüksek. Reel ücretler imalat sanayinde 2001 krizinden itibaren 3 yıl içinde yüzde 24,5 düştü, 2004-07 arasında da arta arta sadece yüzde 4,9 arttı. Bu mu simdi iyi iktisat politikası? büyüme yüksekmiş, bana ne? Önce DYP-RP, sonra DSP-MHP-ANAP koalisyonu batırdı, AKP de battığı yerde sermayenin işine gelen politikalerı uygulayıp bıraktı. 2001 krizinden sonra emeğin milli gelirde zaten düşük olan payı yüzde 29’dan yüzde 26’ya düştü ve orda kaldı. İmalat sanayinde bu düşüş hala devam ediyor. Aslında Kore’de Arjantin’de, Meksika‘da bütün krizlerde emekçilerin kaderi böyle oldu.

 

İşsizlik artmaya başladı, daha da artacağı söyleniyor. Krizin başka yansımaları neler olacak? Yoksa sadece işsiz kalanlar mı hissedecek krizi?

İşsizlık başlı başına zor ama işi olanlar da krizlerde zorla ücretsiz izinlere yollanıyor. Maaşlarını alamıyor. Ayrıca biz ithalata bağımlı bir ülkeyiz, kur artınca ithal girdi maliyeti artıyor, şirketler bunu nihai fiyatlara yansıtıyor ama ücretleri de kriz bahanesiyle ve işsizlik tehdidiyle enflasyonun çok altında arttırıyor. Kur artışını emekçi yükleniyor. Bizim krizlerimiz sadece finans krizi değil, döviz kuru krizi de; bunun etkisi daha yıkıcı. Bu krizin enflasyon üzerindeki etkisinin ne kadar olacağı kesin değil –zira ki küresel kriz hammadde fiyatlarını düşürüyor ve dolayısıyla enflasyon şoku 2001’dekinden düşük olabilir. Ama toparlanma da daha uzun sürebilir ve emekçilerin ödediği bedel yine ağır olabilir.

 

Krizden bahsederken sanki sermayedarı, emekçisi herkes zarar edecekmiş gibi söz ediliyor, doğru mu?

Şimdi bankalar da zarar ediyor; ama yıllar boyunca elde ettikleri kârları ve simdi de zararlarının devlet baba tarafından devralındığını düşünürsek, oldukça iyi bir anlaşma onlar açısından, değil mi? Örneğin ABD’de JP Morgan’ın yok pahasına Bear Stearns’i devletin garantilerinin de desteği ile aldığını düşünün: Sermaye merkezileşiyor. Krizde nakiti olan kazanıyor. Ayrıca bazı alacaklı profesyonel yatırımcıların veya bankaların ellerinde patlayan türev ürünler değer kaybetse de, onlar bununla güçlerini kaybetmiyorlar. Otomobil sektörü sorun yasıyor, ama Opel hemen Merkel’le randevuyu bağlıyor. Varlıklılar kendilerini orta vadede koruyor. Dahası bir çok firma bu krizi isçilerine karşı tehdit unsuru olarak kullanıyor, stratejik işten çıkarma planlarını bu vesileyle meşrulaştırmaya çalışıyor.

 

Türkiye”deki kimi parti ve DKÖ”ler “krizin faturasını ödemek istemiyoruz” diye bir deklarasyonda bulundu. Bu nasıl bir fatura? Nasıl ödenecek?

Evet faturayı ödemek istemiyoruz ama bu ancak radikal ve örgütlü bir yanıtla mümkün: Ana talebimiz, kriz karşısında tam istihdam olmalı. Bunun da kısa vadede üç ayağı var: Kar eden özel isşletmelerde işten çıkarmalar yasaklanmalı. Zarar eden şirketlerde, isçilerin denetimi sağlanmalı.( İşverenlerin kapatmak istediği veya bırakıp kaçtığı şirketler çalışanların denetiminde kamusal kredilerle canlandırılmalı). Kamu sektörü aktif istihdam yaratma politikası başlatmalı.

Depreme dayanıklı bina inşaatı, binalarda ısı izolasyonu, sağlık, eğitim, çocuk ve yaşlı bakımı gibi alanlarda yatırıma ve istihdama zaten ihtiyaç var. Bunlar emek yoğun sektörler. Bu işlerin iç talep etkisi de var. Kör devletçilik değil ama çalışanların denetiminde demokratik katılımcı kamusal işletmeler istemeliyiz. Bir sonraki orta vade çökmüş bir ihracata dayalı büyüme safsatası yerine geleceğimiz açısından önemli seçilmiş sektörlerde, örneğin yeşil enerji sektöründe yatırıma dayalı bir kalkınma ve teknoloji politikası için demokratik ve katılımcı bir plan oluşturmak. Ayrıca ekonomi için kritik sektörlerde örneğin, finans, altyapı, sağlık, eğitim vs. özel sermayeye yer olmadığı da ortada artık.

 

Peki ama bahsettiğiniz bütün bu politikaların finansmanı nereden gelecek?

Sermaye hareketleri kontrol edilmeli. Kısa süreli olarak tamamen dondurulmalı. Dış borçlar iptal edilmeli. İç borç senetleri üzerinde artan oranlı bir servet vergisi getirilmeli. Yani örneğin emekli teyze elinde az bir devlet tahvili varsa çok düşük bir servet vergisi öderken, bankaların elindeki kağıtların belli bir miktarının ötesindeki kısmının üzerine yüzde 100 vergi konmalı –yani bu kesime olan iç borç büyük oranda iptal edilmeli. Ayrıca kapsamlı bir servet ve ciddi oranda artan oranlı gelir vergisi gerekli. Bütün finansal işlemlerinden de vergi alınmalı.

Bir de uluslararası işbirliği boyutu var: Sermaye hareketlerinin kontrolü ve vergilendirilmesi, küresel eşitsizliğe karsı bir yatırım programı için küresel bir fonun oluşturulması, kalkınmayı destekleyen yeni bir dış ticaret politikası, egemen bir para birimi içermeyen yeni bir küresel sabit kura dayalı parasal sistem.

 

Bu politikalar Bretton Woods döneminin Keynesci politikalarına benzemiyor mu? Bu politikaların uygulanmasında çatışma noktaları neler?

Bu politikalar kulağa Keynesci gibi gelse de aslında bugünün var olan mülkiyet ilişkileriyle zıtlık içeriyor ve köktenci bir alternatifi ima ediyor. Bu günün güç dengeleriyle bırakın kamulaştırmayı, tam istihdam politikası ve hatta finans piyasalarında kapsamlı bir düzenleme bile sermayenin direnişiyle karsılaşır. Amerika’nın 15 Kasım toplantısındaki tavrı bunu apaçık gösterdi. Zaten Keynescilerin önemli bir kesimi bugün finans sektöründe dahi kamulaştırma istemiyor. Sadece “kapitalizmi kapitalizmden kurtarmak” istiyor.

Son 60 yılda kapitalizm iki şekliyle de denendi aslında: Keynesci ve neoliberal küreselleşmeci.

Şimdi artık emekçilerin özyönetimine dayalı anti-kapitalist bir alternatif zamanı. Bunun uluslararası boyutu ise yeni bir Bretton Woods olamaz. Olsa olsa emek enternasyonalizmi olur.

 

Finans piyasalarında sınırlı bir düzenlemeye bile direneceğini söylediğiniz sermayenin, önerdiğiniz türden politikalara karşı tavrı ne olacak?

Kuşkusuz sermaye krizi en az zararla atlatmaya çalışacak ama eğer sol bu alternatifi inşa edemezse, kapitalizmin meşruiyet krizini ve emekçilerin umutsuzluğunu aşırı sağcı partiler milliyetçilik tellallığı ile örgütleyecek. 

En azindan haftada bir update edecegim, lakin bu kriz aylarca surecek gibime geliyor teget gecmesini bekleyenler sanirim iyi kiviriyorlar ki onalari teget geciyor tum dunya bundan etkilenirken sanirim bir MISIR bir de TURKIYE ve sanirim baska arap ulkeleri etkilenmiyecek acaba neden? Kulturumuzun bir parcasi olan gobek dansindan olmasin

TÜRKİYE

2001 krizinde ekonomisi ağır yara alan Türkiye, ABD’den başlayan küresel krizde dayanıklı kaldı. Krize neden olan mortgage ürünlerinin Türkiye’de yer almaması nedeniyle bankacılık sisteminde ABD ve Avrupa’dakine benzer sorunlar görülmedi.

 

Türkiye krize karşı henüz bir önlem paketi açıklamadı. Hükümetin son dönemde aldığı tedbirler şöyle:

Merkez Bankası piyasadaki döviz ve TL likiditesini takip ederek gerekli enstrümanları devreye soktu.

Yurdışındaki ve yurtiçindeki varlıkları ekonomiye kazandırmak amacıyla varlık barışı yasası Meclis’ten geçti.

Hisse senedi kazançlarında yerli yatırımcılara uygulanan stopaj kaldırıldı.

Mevduat sigortasının kapsamını genişletme ve sınırını artırma konusunda, 2 yıl süre ile Bakanlar Kurulu’na yetki alındı.

İmalatçı KOBİ’ler ile esnaf ve sanatkarlara yönelik 350 milyon YTL’lik sıfır faizli kredi desteği paketi uygulamaya girdi.

Vergi borçlarının 18 ay süreyle yüzde 3 faizle taksitlendirilmesi sağlandı.

IMF ile yeni stand-by anlaşması için görüşmeler başlatıldı.

 

İTİBARİ PARA : Devlet tarafından yasal ödeme aracı olarak çıkartılmış olan para.

 

SENYORAJ : Para basma tekeline sahip olunması nedeni ile elde edilen gelir (madenin değerinden çalma. Tağşiş)

 

GRESHAM Yasası: Kötü para iyi parayı piyasadan uzaklaştırır.

 

LİKİDİTE : Bir varlığın değişim aracına dönüştürülmesindeki kolaylık.(Varlığın likiditesinin yüksek olması talep mik.yükseltir)

 

KAYDİ PARA: Mevduat parası. Bankalar tarafından yaratılan para.

 

NAKİT İKAMESİ: Ekonomide yerli para yerine yabancı paranın yaygınlaşması

 

Paranın Fonks:

1.Değişim aracı olma

Alışverişi kolaylaştırır, işlem maliyeti ve zamanı azaltır. İş bölümünde uzmanlaşma

2.Hesap birimi olma: Ölçü birimi olma, Ekonomik değerlerin ölçümü için kullanılan nesne

3.Değer muhafaza aracı olMA: Satınalma gücünü elde tutma

 

Hiperenflasyon: Yugoslavyada Devlet sivaşı finanse için para basmaya başlayınca Hiperenflasyon olmuş para değer kaybetmiştir

 

Rezervler : Bankanın kasasındaki parayla merkez bankası ve diğer bankaların vadesiz mevduatları toplamıdır.

 

Kısmi Rezerv : Kısmi rezerv bankacılığı; Bankaların, mevduatlarından çok düşük bir miktar karşılığı ellerinde tutmaları

 

Mutlak Rezerv: Bankaların mevduatlarına eşit bir miktarı karşılık olarak ellerinde tutmalarına Mutlak Rez.Bank. denir

 

Serbest Rezerv: Ani mevduat çıkışlarını karşılamak ve karlı yatırım fırsatını değerlendirebilmek için bankada tutulan para

 

Zorunlu Rezerv: Bankaların yasalar gereği tutmak zorunda oldukları rezervler

 

Mer.Bank amacı bankaların iflasını engellemek iken şimdi ülkedeki para miktarını kontrol edebilmektir.

 

Toplam Rezerv: Bankacılık sistemindeki serbest ve + zorunlu rezervlerin toplamından oluşur bankaların kredi vermeyerek ellerinde tuttukları fonu ifade ettiğinden mevduat kredi akımından bir sızıntıdır.

 

İlave Rez.sağlama Mer. Bankasının ilave rezerv sağlaması:

1-Rreeskont kredisi açarak

2-Bankalardan kamu kesimi tahvilleri alarak.

 

Mer.Bankasının reeskont kredisi vermesi = Bankalardan devlet tahvili alması rezervler üz aynı etki yarat.

 

Rezerv Tahsilatı: Mer.Ban.açılan reeskont kredilerini tahsil etmesi ve açık piyasa işlemleri ile tahvil satması BANKACILIK SİSTEMİ REZERVLERİNİ AZALTIR.

 

Bankaların kullanımı yaygınlaştıkça M1 içindeki nakit miktarı azalır, kaydi para ( mevduat parası) payı artar.

 

Çeke tabi mevduatın para kapsamına alınmasında “çekin bir ödeme aracı olması” rol oynar

 

Paranın “değişim aracı olma” Fonksyonuna bağlı olarak işlem maliyetleri minimize edilebilir.

 

Paranın alternatif yatırım araçlarına üstünlüğü “değer muhafaza aracı olma özelliğindendir.

 

Değerli madenlere bağlı ödeme sisteminde sorun; madenlerin ağırlıkları ve nakliyelerinin zorluğudur.

 

Tersine nakit ikamesi: Halkın portföyünde yerli paraya oranla yabancı paranın azalması

 

Bir ekonomide M1 para arzının çoğunluğunun vadesiz mevduatlardan oluşması bankacılık sist geliştiği

 

Faiz oranlarında meydana gelen değişmeler: Faiz oranının artması vadeli mevduat hacmini arttırır.

 

M1 ve M2 para arzı büyüklükleri arasındaki farkın artması; Vadeli mevduatlardaki hızlı artışı gösterir.

 

Ekonomide yaşanan fiyat istikrarsızlıkları paranın “değer muhafaza aracı olma” fonksyonunu etkiler.

 

Bir banka bilançosunun aktifi FON KULLANIM YAPISInı ortaya koyar.

 

Merkez bankası zorunlu rezerv oranını düşürdüğünde “para çarpanı” Yükselir, “para arzı” artar.

 

Parasal tabanda meydana gelen değişiklikler direkt olarak Para Arzına yansır.

 

Para arzı; Nakit tercih oranı ve Parasal taban tarafından belirlenmektedir.

 

Yaşanan banka panikleri serbest rezerv oranının artmasına ve para arzının azalmasına neden olur

 

Yaşanan banka paniğinin yaratacağı etki; nakit oranı artacağı için para arzı azalır.

Kayıt dışı ekonomi kayıt altına alınırsa.Nakit oranı azalacağından para arzı azalır.

 

Kayıt dışı ekonomi hacmindeki artış nedeniyle; Nakit oranı artarken para arzı azalır.

 

Merkez Bankası açık piyasa işlemlerini sadece para politikası amaçları çerçevesinde yürütür.

 

Merkez Bank bağımsızlığı arttıkça enflasyon oranı düşüyor ve daha yüksek fiyat istikrarı sağlanıyor.

 

Dünyada oluşturulan ilk Merkez Bankası İsveç Merkez Bankasıdır.

TC Merkez Bankası 1930 yılında 1715 sayılı kanun ile kurulmuştur.

 

EURO ALANI Almanya, Avusturya, Belçika,Finlandiya, Hollanda, İrlanda, İspanya, İtalya, Lüksemburg, Portekiz, Yunanistan.

 

EURO SİSTEM Avrupa Merkez Bankası ve Euro kullanan birlik üyesi ülkelerin merkez bankalarının ortak ismi

 

AVRUPA MERKEZ BANKALARI SİSTEMi Euro bölgesinde bulunmayan ülkelerin merkez bankalarının sist.

 

MERKEZ BANKASININ YERİNE GETİRMESİ GEREKEN 4 FONKSİYON

 

1- PARA PİYASALARINDA İSTİKRARI SA?LAMA Para ve kredinin arzını, maliyetini ve elde edilebilirliğini;

banknot ihraç etmedeki tekelci güçleri, kredi vererek veya yatırım yaparak rezerv yaratma ve yok etme yeteneği ile yapar

Faiz or.ve menkul kıymet fiyat dalgalanmaları ve finansal kurumlar ödeme güçlükleri güvensizlik yaratır. Eko gerileme işsizlik olur.

 

2- BANKALARIN BANKASI OLMA Parasal kontrol fonksiyonu ile Bankacılık sisteminin rezervlerini tutar.

Ticari bankalara kısa vadeli avans ve kredi vermesi, para piyasalarını yönlendirmesi, Toplanan çeklerin takasına aracılık etmesi

Bozukluk ve banknotların bankalara dağıtımı, Ticari bankaların faaliyetleri üzerinde düzenleme ve denetim yetkisi.

 

3-LİKİDİTENİN SON KAYNA?I OLMA Finansal kriz, iflas ve panik önlemede kar amacı gütmeyen sorumlu.

Ödeme göçlüğündeki bankalar için kaynak elde etmenin son kaynağı olması Asimetrik Enformasyon( risk alma) sorunu doğurur

 

4- DEVLETİN BANKACILI?INI YAPMA Devletin fonlarını tutma, akrarma ve bu fonlardan ödemede bulunma.

Devlete kısa vadeli avans verme, kamu borcunun yönetilmesiile ilgili teknik hizmet verme. Devletin hazinedarlığını yapma.

 

OSMANLI DÖNEMİ: OSMANLI düzeninde; para arzının ayarlanması, kredi hacminin düzenlenmesi altın ve döviz rezervlerinin yönetimiyle

Darphane, sarraflar, vakıflar, bedestenler, loncalar ilgileniyordu. Tanzimat sonrası yeni düzenlemeler geldi. Os. İmparatorluğu

1844 Usulü Cedide Üzeri Tahsisi Ayar kararnamesi ile 2 [bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.][bubirreklamdirdikkatealmayiniz.]lli para sistemi oluşturulmaya çalışıldı.

 

1847 Bankı Dersaadet adında Os. İmparatorluğunda ilk defa dış ödemeleri üstlenen bir banka kuruldu.

 

1856 Bankı Osmani Fr ingiliz ortak sermayesi ile merkez bankasının bazı işlevlerini yerine getiren banka kuruldu.

 

Bankı Osmaninin 1863 Bankı Osmani Şahane adını alması devlet bankası niteliğini kazanması ile oldu.

 

Osmanlı Bankası banknot çıkarma tekeli (1935e kadar). Hükümet kağıt para çıkarmamayı ve başkalarına izin vermemeyi kabul etmişti.

İç ve dış borçlara ilişkin faiz ve anapara ödemelerini sadece Osmanlı Bankası yapacaktı.

 

Banka devletin hazinedarlığını ve hazinenin ödemelerini yapacak, devlet gelirlerini toplayacak, hazine bonoları iskonto edecekti

 

CUMHURİYET DÖNEMi : 11 Haziran 1930 Merkez Bankası kuruldu. (Öncesinde ise kambiyo işlemleri için konsorsiyum kuruldu).

 

1715 sayılı bu kanun 15 milyon sermayeli bir A.Ş olarak çeşitli kesimlerin sermayeye katılımını sağlamaya çalışdı.

 

40 yıl içerisinde 22 kez değişti (KİT ve hazineye daha fazla kredi verebilmek amacıyla.)

 

A grubu pay senetleri Devlete ait pay senetleri 0,25

B grubu Milli Bankalara ait pay senetleri

C grubu Yabancı bankalara ve imtiyazlı şirketlere 0,10

D grubu pay senetleri Türk Ticari işletmelerine ve Türk uyruklu gerçek kişilere ait pay senetleri.

 

1211 sayılı 14 Ocak 1970 kabul edildi. 2001 M.Bankası görev ve yetkileri, para politikasının yürütülmesi konularında önemli değişiklikler geçirdi.

1211 pay senetleri ise A- Hazineye ait 0,51 B-Milli Bankalar C- Yabancı Serm. Bankalar 15000 adet sınırlı D- Tc uyruklu kişiler

 

***

 

T.C MERKEZ BANKASININ ÖRGÜT YAPISI

 

HİSSEDARLAR GENEL KURULU: Yılda bir kez Nisan ayında toplanırlar. Genel Kurula bankanın Başkanı Başkanlık eder.

 

250.000 ada yazılı pay senetlerinin toplamı 25 milyar TL

 

BANKA MECLİSİ: Bankanın en yüksek karar organıdır. Bşkn ile genel kuruldan seçilen 6 üyeden oluşur. Ayda 1 toplanır.Görev süresi 3 yıl Her yıl meclisin 3de 1i Gen kur.da yenilenir. Para Politikası ve araçlarına ilişkin kararlar alırlar.

 

PARA POLİTİKASI KURULU: Bşk,Bşk yrd, Banka Mecl. 1 üyesi ve Bşk önerisi ve müşterek karar ile 1 kişi atanır. Görev Süresi 5Yıl

Hazine Müsteşarı veya yrd toplantılara oy hakkı olmaksızın katılabilir.. Atanacak üyenin para pol. çalışmaları akademik ünvanı 10 yıl deneyimi olmalı

1-Fiyat istikrarını sağlamak için para pol. İlkelerini belirlemek.

2- Hükümet ile birlikte enflasyon hedefini belirlemek.

3- Para pol. Hedef uygulama hakk raporları ile hükümeti ve kamuoyunu bilgilendirmek. 4-TL tedbirleri ve kur rejiminin belirlenmesi

 

DENETLEME KURULU: 4 kişiden oluşur.Hissedarlar seçer Gen. Kurulda 2 yıl için. Banka karına iştirak edemezler.

Bankanın tüm hesaplarını denetlerler. Yıl sonunda işlem ve hesaplar hakk. Raporlarını Genel kur. Sunarlar.

 

BAŞKANLIK: 5 yıl Bşk ve yardımcıları tekrar atanabilir. En yüksek icra amiri sıfatıyla Bankayı idare ve temsil eder. Kanun ve meclis kararlarının yürütülmesini sağlar. Hukuk, Maliye, Ekonomi, işletme, bankacılık ve finans lisansı yapmış en az 10 yıl deneyimli

Bşkanın önerisi ve müşterek kararla 5 yıl için 4 Bşk yrd atanır.

 

YÖNETİM KOMİTESİ: Bşk ve 4 Bşk yardımcısından oluşur. Meclis kararlarını inceler Banka Meclisine yapılacak önerileri hazırlar.

yönetmelikler ve Yönetim Komitesine bırakılan konularda karar alır.

 

ŞUBELER TEŞKİLATI: Şubeler Banka Meclisii kararı ile gerekli görülen yerlerde açılır. 21 Şubesi vardır.

 

T.C MERKEZ BANKASININ GÖREVLERİ:

 

Amacı fiyat istikrarı sağlamaktır.

1- Açık Piyasa işlemleri yapmak

2- Hükümet ile birlikte TL değerini korumak için önlemler almak, kur rejimi belirlemek.

3- Zorunlu karşılıklar hakk usul ve esasları belirlemek.

4- Reeskont ve avans işlemleri yapmak

5- TL hacim ve tedavülünü düzenlemek. Ödemeler için yöntem ve araç belirlemek.

6- Finansal sistemde istikrarı sağlayıcı para ve döviz piyasaları hakk tedbirler almak

7- Mali piyasaları izlemek.

8- Bankaların mevduat vade ve türlerini belirlemek.

 

T.C MERKEZ BANKASININ YETKİLERİ:

1- Banknot ihracı imtiyazına sahiptir.

2- Hükümetle enflasyon hedefini tespit eder ve para politikasını belirler.

3- Fiyat istikrarını sağlamak için Para Politikası araçlarını kullanmak.

4- Olağanüstü hallerde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna avans vermek.

5- Bankalara kredi vermek.

6- Mali Piyasaları izleyebilmek için istatistiki veri toplamak

 

MÜŞAVİRLİK GÖREVLERİ:

1- Banka hükümetin mali ajanı, Hazinedarı ve ekonomik müşaviridir.

2- Hükümete finansal görüş verir.

3- Banka bankalar ve mali kurumlar hakk. Görüşlerini Başbakanlık ve denetleme yetkisine sahip kuruluşl verir.

 

A- PARA POLİTİKASI YÖNETİMİ

 

BANKALAR ARASI PARA PİYASASI

*Merkez Bankası Likiditenin son kaynağı olma Fonksiyonunu yerine getirir. *Bankalararası rezerv hareketiniteşvik eder.

*Kaynakların verimli dağılımını sağlar. * Likiditenin bankalar arası dağılmını sağlar. Para Piyasası faizlerinin oluşumunu sağlar.

 

B- AÇIK PİYASA İŞLEMLERİ

Kamu kesimine ait menkul kıymetleri bankalar arası piyasada alıp satmasıdır.

Hazineye, kamu kurum ve kuruluşlara kredi vermek amacı ile açık piyasa iş yapamaz. Para piyasa işlemleri için yapılabilir.

* TL karşılığı menkul Kıymet alıp satması

* Geri satım vaadi ile alım (REPO) işlemleri 91 günü geçemez.

* Geri alım vaadi ile satım (TERS REPO) işlemleri ” ”

* TL depo alınıp verilmesi. ” ”

* Menkul kıymetlerin ödünç alınıp verilmesi.

 

C- DÖVİZ VE EFEKTİF PİYASALARI

 

POLİTİK BA?IMSIZLIKiyasi otoritenin veya baskı gruplarının etkisinde kalmadan serbestçe karar verebilmesidir. Merkez Bankasının kendi bilançosu üzerinde kendi insiyatifiyle direnebilmesi. Uzun dönemde en iyi olduğuna inandığı Para Pol. izleme olanağı verir.

 

EKONOMİK BA?IMSIZLIK:İzlenecek Hükümet Politikalarına kredi verilmesi konusunda gelen taleplere direnebilmesidir.Bilanço üzerinde direnebilmesi ve bilançosunu istediği gibi değiştirebilmesi anlamına gelir.

 

MERKEZ BANKASI BA?IMSIZLI?I:Merkez Bankası bağımsızlığıyla yıllık ortalama enflasyon oranı arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Enflasyon düştükçe (Yatay eksende sağa doğru gidildikçe) bağımsızlık artar.Yüksek fiyat istikrarına ulaşılır.Merkez Bankası Bağımsızlığının GSYİH artış oranı üzerinde etkisi yoktur.

Gelişmekte olan ülkelerde ortalama Enflasyon oranının düşmesini garantilememektedir.

Bazı iktisatçılara göre Mer. Bankasının bağımsızlığının olumlu etki yaratabilmesi için; ön koşullar gerkir

Mülkiyet hakları sistemi, iflas yasaları, adalet sistemi düzenlemelerinin yapılmış olması.

Merhaba, Neden’e hoşgeldiniz. Dünyayı sarsan ekonomik kriz, Türkiye’yi de etkisine aldı. Büyüme yavaşlıyor, talep daralıyor, yatırımlar azalıyor ve her taraftan işten çıkarma haberleri gelmeye başlıyor. Bu, krizin faturası mı, yoksa krizi fırsat bilenlerin bir uygulaması mı? İşsizlik daha da artacak mı, önlemlerle burada durdurulacak mı?

Krizin neresindeyiz? Neden’de krizin yarattığı işsizliği ve çarelerini tartışacağız bugün. İşçilerin, işadamlarının, sanayicilerin temsilcilerini hükümetle buluşturacağız ve bu krizi nasıl aşacağımızı konuşacağız. Hazır olun, Neden başlıyor. İşsizlik zaten Türkiye’nin kanayan bir yarasıydı. Hükümet istihdam paketi ile soruna çare ararken, üzerine kriz bindi ve işsizlik can yakar hale geldi. Resmi rakamlara göre Türkiye’de 2,5 milyon işsiz var. Kimilerine göre gerçek rakam 5 milyon. Aileleriyle birlikte düşünüldüğünde büyük bir kitle ve şimdi krizle bu rakamın daha da büyümesinden endişe ediliyor. Bu hafta sonu Ankara’da işsizliğe ve yoksulluğa karşı bir miting yapacak olan işçiler, her krizde ilk önlem olarak işçi azaltmayı düşünen işadamlarından yakınıyor; işadamları, kendilerine yeterince destek vermeyen hükümetten.

FİNANSAL REGÜLASYON VE PİYASA DİSİPLİNİ

Yrd. Doç. Dr. Güven DELİCE

Erciyes Üniversitesi, Nevşehir İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi

Dr. Adem DOĞAN

Cumhuriyet Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi

Dr. A. Meral UZUN

Cumhuriyet Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi

Özet

1990 sonrası dönemde yaşanan finansal krizler, finansal kurumların gözetiminin

önemini ve bu gözetim sürecinde düzenleyici – denetleyici otoritelerin ve piyasaların daha

aktif ve etkin rol almaları gerekliliğini açıkça ortaya çıkarmıştır. Bu dönemde yeniden ivme

kazanan regülasyon tartışmalarının merkezinde devlet ve piyasa mekanizması arasındaki

tercih öne çıkarılmıştır. Bu çalışmada regülasyon, denetim ve piyasa disiplininin birbirinin

alternatifi değil, tamamlayıcısı oldukları vurgulanmaktadır. İstikrarlı bir finansal sistem

için, çeşitli mekanizmalarla finansal piyasa aktörlerlerine yönelik uygun güdüler

oluşturulması gerekmektedir.

Anahtar Kelimeler: Finansal Regülasyon, Finansal Kriz, Piyasa Disiplini,

Finansal Liberizasyon

Financial Regulation and Market Discipline

Abstract

Financial crises experienced in the period after 1990 have revealed the importance

of monitoring of financial institutions and that regulatory and supervisory authorities and

markets should have more active and effective role in this monitoring process. In this

context, regulation, supervision and market discipline completes one another but are not

alternatives. A stabilized financial system requires appropriate incentives towards financial

market actors with various mechanisms.

Key Words : Financial Regulation, Financial Crisis, Market Discipline, Financial

Liberalization.

 

 

James Rothschild destekli Alexander Hamilton ile Thomas Jefferson arasındaki tartışmalara

Andrew Jackson, Nicholas Biddle de katıldı. 1873, 1893, 1907 mali krizlerinin Londra’daki

enternasyonal banker işlemleri yüzünden çıktığı tesbit edilmişti.

Paul Warburg, merkez bankası fonsiyonlarını üstlenecek sistemin adını FED koymuştu;

mülkiyeti bundan çıkar sağlayacak münferid özel kişilere ait olacaktı, sistem ulusun para ve

kredisini kontrol altında tutacaktı. Kongre’nin sistemi denetlemesi ön görülmüştü, en azından beyan

edilen buydu, ama tüm direktörler doğrudan ya da dolaylı olarak hissedarlar, yani üye bankalar

tarafından seçilecekti. Denetim mekanizması açısından bu yöntem Anayasa’ya aykırıydı (sonuçda

ABD Devlet borçları 1 trilyon USD’ı aştı ! )

“Aldrich – Planı”nın sözcüsü, eski Princeton Üniversitesi başkanı New Jersey valisi Woodrow

Wilson 1907 krizinde “Ülkemizin işleri için J.P.Morgan gibi 6-7 kamu çıkarına odaklı adamdan

oluşan bir komite atamış olsaydık bu sorunlar ortaya çıkmazdı” açıklamasını yapmıştı.

Kongre üyesi Charles A. Lindbergh de FED yasa taslağına karşı çıkanlardandı.Andrew Frame

ve daha nice muhalife rağmen tutulan çok sayıdaki propagandacı (toplumda isim yapmış kişiler,

profesörler…) etkisiyle “Taslak” yasalaştı. Cumhuriyetçiler 1910’da Kongre’de arkasından da

Senato’da kontrollerini ve 1912’de başkanlığı kaybettiklerinden “Aldrich Planı” Kongre’de hiçbir

zaman oylamaya sokulmadı.

Senatör La Follette “Para Tröstü”ne muhalif olduğundan ABD başkanlığını kaybederken

Woodrow Wilson, Aldrich Planı’nın destekçisi olduğundan Başkanlık görevi için gündeme getirildi.

“Pujo Komitesi”nin ParaTröstü’nü sorgulaması da bir tiyatro idi (6000 sayfalık rapor yazılmış

olmasına rağmen…) . Komite üyesi “Samuel Untermeyer “ örneğin Utah Copper Company ve

Bostan Consoidated ve Neveda Company’yi birleştirme işleminden 775.000 USD ücret almış

biriydi, ne senatör La Follette’i ne de Kongre üyesi Lindbergh’i araştırma kapsamına dahil etmedi.

1912’deki bu inceleme sonucunda Taslak’ın yasalaşması gerektiği savunuldu. Aynı yıl Paul

Warburg’un desteklediği Demokratların adayı Wilson 167 oy alan Roosvelt’e karşı (Taft 15 oy

almıştı) 409 oyla ABD Başkanlığı’nı kazandı. (Dünya Madencilik ve Metalurji Devi Rio Tinto’nun

Başkanı Sir Robert WILSON bu aileden mi geliyor, araştırmaya değer bir konu…Bakınız Metalurji,

Mayıs.2005, Sayı 140, Sayfa 23…))

Senatör Root, sistemin enflasyon yaratacağı uyarısını yapmıştı, ama Sistem 1929 – 1939

döneminde yaşandığı gibi “Deflasyon” da yaratmıştı.

1865’de Başkan Lincoln faizsiz yeşil dolar yüzünden, 1881’de Başkan Garfield, para emisyonunu

kontrol edenin halkın tüm faaliyetlerini ve ekonomiyi kontrol edeceğini ifade ettiği için katledildiler

(suikast sonucu öldürüldüler)

Bazı bilim adamları, FED Yasası’nın yürürlüğe girdiği 23/12/1913 gününü, ABD Halkı’nın

hürriyetinin enternasyonal bankacılardan küçük bir grubun kontrolüne geçtiği tarih olarak

değerlendirmektedir.

Sayfa 6

Ferdinand Lundberg, 1937’de yayımladığı “Amerika’nın Altmış Ailesi” adlı kitabında

ekonomiyi kontrol eden kişileri incelemiş ve irdelemiştir. 1914’de FED sisteminde hakim ortakların

dağılımı şöyledir:

FED Bank of New York : 203.053 Pay (hisse)

National Bank : 30.000 ,,

First National Bank : 15.000 ,,

Chase National Bank : 6.000 ,,

National Bank of Commerce of New York City : 21.000 ,,

Bu bankaları kontrol eden kişi ve kuruluşlar : Rothschilds, Lazard Freres, Kuhn-Loeb, Warburg

Co., Lehmann Brothers.

Altın fiyatlarını manipüle ederek enternasyonal para piyasalarını kontrol altında tutan

Rothschild’lerin J.P.Morgan Company, Brown Brothers Harriman, Warburg, Kuhn-Loeb ve

J.Henry Schröder ile çok yakın işbirliği içinde oldukları, bunların Amerikan firmaları oldukları

halde stratejik yönetim talimatlarını Londra’daki branşlarından (şubelerinden) aldıkları, altın, elmas,

esir ticareti ve çeşitli kaçakçılık işleri yaptıkları saptanmıştır. Köle ticaretinin başkenti olan Rhode

adasındaki Newport zenginliği ile bugün bile turistleri büyülemektedir. Yüzyıllar boyu köle

ticaretinin merkez üssü Venedik iken (17nci Yüzyıl’a kadar) Büyük Britanya okyanusların

hakimiyetini ele geçirince tekel olarak bu işin liderliğini sürdürmüştür.

J.P.Morgan ve Brown’ın Amerika finans sektöründeki üstünlüğü, 19ncu Asırdaki köle ticareti

başkenti Baltimore’un gelişimi ile paraleldir. Her iki firma Baltimore’da kurulmuş, Londra’da

Rothschild’lerin himayesinde şubeler açmış, sonra New York’da şubeler açarak hem finans

sektöründe hem de siyasette “Hakim Güç” haline gelmişlerdir. Savunma Bakanlığı Müşteşarı

Robert Lovett, Brown Brothers Harriman’ın ortağıdır. Kitabın yazıldığı tarihlerde ABD Başkan

Yardımcısı olan George BUSH’un babası Prescott BUSH da Brown Brothers’in ortağıdır. (demek

ki Bush Ailesi de köle ticaretinden para kazanmıştır.)

3.1 ) Bankalar, Bankerler ve Ekonomik Krizler

Alexander Brown 1801’de Londra’dan Baltimöre’a gelir ve Birleşik Devletler’in bilinen en

eski bankasını “Brown Brothers Harriman of New York” u kurar.

ABD’de 1837’de ortaya çıkan ilk parasal krizin (mali bunalımın) mimarı İngiltere Bankası’dır.

Baron Nathan Mayer Rothschild’in kontrolündeki Banka bir günde ABD ile ilgili tahvil, teminat

v.b. tüm mali evrakı geri çevirirken elindekileri piyasaya sürer, ABD tahvillerini paraya çevirmek

isteyenleri iflas ettirip ABD’de ani bir finans krizi yaratır.

Gelişen Rothschild – Peabody Morgan işbirliği ile 1857’de bir kriz daha yaşanır. Tahıl

piyasalarının çökmesi, “Ohio Life and Trust”ın ani iflası ile 900 diğer ABD firması iflasa

sürüklenir. Bu dönemde Morgan İngiltere’den önemli finans desteği aldığı için bu krizden

büyüyerek çıkar, büyük likit olanakları ile tahvilleri piyasadan ucuza toplar ve durum normale

döndüğünde yüksek kazançlar elde eder. Rothschild, Morgan vasıtasıyla ABD finans piyasası ile

istediği gibi keyifle oynamakta ve daima kazanmaktadır.

Avrupa ve ABD’de Rothschild’e karşı tepkiler arttığından 1837 ‘de ABD’ne gelen Rothschild

temsilcisi August Schoenberg adını değiştirir, Belmont adını alır ve görevini gizli tutar.

1895’de Morgan, J.P.Morgan and Company adını alır.

Cecil Rhodes, Lord Rothschild, Lord Rosebery (Rothschild’in damadı), Lord Curzon (Lozan

müzakerelerinde genç Türkiye Cumhuriyeti temsilcilerine aba altından sopa gösteren adam …)

Sayfa 7

tarafından 1891’de gizli birlik “Yuvarlak Masa Grubu” oluşturulur, şimdi artık Morgan bunların

ABD temsilcisidir. Mevcut Morgan Bank ile finansal işbirliği içinde bu grup büyüyerek Londra’da

Lazard Brothers (1901) tarafından yönetilen “enternasyonal finansçılar grubu”na dönüştürülür.

“Yuvarlak Masa Grubu”nun Inci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’deki adı “Dış İlişkiler

Konseyi”, Londra’daki adı ise “Kraliyet Uluslararası İşler Enstitüsü” olur. Bundan sonra hem ABD

hem de İngiltere’de yönetici hükümet memurlarının seçilmesi bu Konsey ve Enstitü tarafından

yapılır. Bu uygulamalar dikkat çekmeye başlayınca 1960’larda isimler değiştirilir, “Trilateral

Commission” ve “Bilderbergers” ortaya çıkar.

.

3.1.1 ) Rothschild’ler

İnsanları mutluluğa ya da felakete götürme gücünü eline geçirmeye odaklanmış bu finans

baronlarının büyük planı William Guy CARR’a göre aslında 1773’de Frankfurt’da Mayer Amschel

Bauer tarafından kendi kuyumcu dükkanından davetlisi olan 12 zengin ve etkin adam ile birlikte

kurgulanmıştır. (bu 12 + 1 sayısını hafızamızın bir kenarına not edelim, ileride başka konularda da

karşımıza çıkacak ) Dükkanının kapısı üzerinde asılı “Kırmızı Kalkan”a istinaden Mayer Amschel,

Bauer soyadını “Rothschild” olarak değiştirmişti. Reklam için kullandığı bu kırmızı kalkan aynı

zamanda Frankfurt Şehrinin armasıydı.

Rothschild’in amacı, Dünya’da çığır açıcı harekatı başlatmak, Refahın, Doğal

Kaynakların ve İnsan-Gücü’nün nihai kontrolünü ele geçirmek için bir “Eylem Planı”

yapmak üzere imkanları bir havuzda toplamaya bu adamları ikna etmekti.

Anlaşma sağlandı, proje katılımcılar tarafından müşterek kaynak havuzundan desteklenecekti.

Kombine zenginliklerinin rafine manipülasyonu ile öylesine ters ekonomik koşullar

yaratılabilecekti ki kitleler işsizliğin şiddetli açlık-sınırına itilebilecekti. Ücretli propagandacılar

aracılığı ile hükümran sınıflara karşı savurganlık, adaletsizlik, ahlaksız yönetim, sıkıntı ve zulüm

konuları işlenerek öfke ve intikam hisleri körüklenecekti. Planlarını engelleyebilecek kişiler,

aleyhlerinde rezaletler yaratılarak karalanacaktı. Rothschild hazırladığı eylem planını itina ile

okuyarak hazır bulunanlara açıklar. Buna göre;

1- KANUN, GÜÇ’ü maskelemek içindir. “Doğa’da HAK, GÜÇLÜ’ye aittir” kanunu

geçerlidir.

2- “Siyasal Özgürlük” sadece bir düşüncedir, bir vakıa değildir. Siyasi gücü gaspetmek

için gerekli araç LİBERALİZM’i örgütlemektir, böylelikle bir amaç uğruna

“Seçim” onlara güç ve imtiyaz kazandıracak, bunu da suikastçılar ellerine

geçirebilecektir.

3- Sözcü(Rothschild), ALTIN’ın gücünün, liberal yöneticilerin gücünü gaspettiğini

kesinlikle ifade etmektedir. Kurulmuş hükümetlerin iç- ya da dış-düşmanlar

tarafından tahrip edilmesi, yıkılması Plan’ın başarısı açısından önemsizdir, zira

galip gelen taraf da “sermaye” ihtiyacında olacaktır, sermaye ise tamamen bizim

elimizdedir.

4- Moral değerlerle yöneten Hükümdar (hükümran sınıf) savunmasız ve istikrarsız bir

pozisyonda olduğundan eğitimli, dirayetli bir politikacı değildir, bu itibarla nihai

amaca ulaşmak için her yöntem mubahtır.

5- Hakkımız gücümüzden kaynaklanmaktadır. HAK (Adalet) kelimesi, soyut bir

düşüncedir ve hiçbir anlam taşımaz. Ben şimdi yeni bir HAK tanımlaması

yapıyorum… GÜÇ’ün HAKKI ile saldırı, tüm mevcut kurumları yeniden

yapılandırmak, liberalizmleri içinde kendi haklarını feda ederek bize bıraktıkları

tüm hakların egemen lordu olmak amacını taşır.

6- Kaynaklarımızın gücü, “Plan” hile ile altı oyulamayacak biçimde kuvvetli yapıya

ulaşıncaya dek gizli kalmalıdır.

Toplam 25 maddelik Plan’ın 8nci maddesi ; Tüm ulusların gençliğinin alkollü içki,

uyuşturucu, rüşvet v.b. yollarla sistematik olarak moral değerleri bakımından yozlaştırılması

konusunu işliyordu.

9- Her türlü yöntemle gecikmeden mülkleri ele geçirmek hakkına sahiptirler, bu

şekilde davranarak itaati ve egemenliği sağlamış olacaklardır.

10- ÖZGÜRLÜK, EŞİTLİK ve KARDEŞLİK kavramlarını slogan olarak ilk biz

ortaya atmıştık, böylece yeni bir aristokrasi oluşturuldu. Bu aristokrasinin

yeterlik kriteri REFAH’dır, bu ise bize bağlıdır.

11- Her iki tarafın uluslarının bize sürekli bağımlı ve borçlu olmalarını sağlamak

için SAVAŞLAR tezgahlanacaktır.

12- Kamu hizmetleri için adaylar, her an her zaman kullanılabilmeleri amacıyla bize

köle gibi sadık ve itaatkar insanlardan seçilecektir.

13- Onların kombine refahı, halka açık bilgi/haber çıkışlarını kontrol altında

tutacaktır.

14- Finansal depresyon ve krizler sonuçta “Dünya Hükümeti”ni , yeni bir tek

Dünya Yönetimini doğuracaktır. V.s.

Rothschild ailesi dünya finansmanında iki asır boyunca hakim rol oynamıştır. Birilerinin bir

keresinde ifade ettiği gibi Rothschild’lerin refahı ulusların iflaslarından beslenir. “Great Soviet

Encyclopaedia” Batı Avrupa’da en önemli enternasyonal yönlendiricinin Rothschild ailesi

olduğunu, Londra ve Paris Şubelerinin Aile ile bağları dışında çok sayıda şirkete ortaklıklarının

uluslar arası tekelleri oluşturduğunu yazmaktadır.

FED sisteminin ABD’de 12 Bölge ve bir Merkez’den oluşması (1773’den 140 yıl sonra

1913’de), Lider Rothschild’in dışında Plan’a zengin ve etkin 12 kişinin imza atması yalnızca bir

rastlantı mıdır? (12 + 1 !…) Kapsamlı ve derinlemesine yapılacak bir araştırma sonucunda bu

kişilerin Rothschild gibi Musevi kökenli oldukları, FED üyesi bankaların ( 6000 banka ) da Musevi

patronların mülkiyetinde veya kontrolünde olduğunun ortaya çıkması kimseyi şaşırtmamalıdır.

İflasa doğru hızla sürüklenen günümüz Türkiye’sinde batan ya da batırılan bir Holding’in uçak,

yat v.b. bazı pahalı mülkünü bir Türk Avukat kullanarak satın alan kişinin “Sir Eveleyn

ROTHSCHILD” olduğu yerli Basında açıklanırken bu zatın fotoğrafı altındaki ibare “Paranın ve

Gücün sembolü Musevi kökenli Rothschild ailesi Amerikan Merkez Bankasının (FED) temelini attı.

Aile paranın ve gücün sembolü olarak anılıyor” şeklindeydi. Acaba Türk Basını yetkilileri FED’in

gerçekte bir Merkez Bankası olmadığını bilmiyorlar mı, yoksa ücretli propagandacıların kurbanı

mı oldular?

Saygılarımızla

Murat S e z e r Metalurji Mühendisi

Kaynaklar.

1. Büyül Larousse, Milliyet Sözlük ve Ansiklopedisi, 1986

2. Mühendislik Mimarlık Öyküleri I (1954 – 2004) TMMOB, Mahmut Kiper

3. William Guy Carr; Pawns in the Game (Piyonlar Oyunda), Özel Baskı, 1956

4. Frederick Morton; The Rothschilds, Fawcett Publishing Comp. N.Y. 1961

5. Great Soviet Encyclopaedia, Edition 3, 1973, McMillan, London, Volume 14

6. Milliyet Gazetesi, 13.Aralık.2004

7. David Druck; Baron Edmond de Rothschild, Özel Basım, N.. 1850

Neoliberal küreselleşme çağında, özellikle de finans piyasalarının ‘serbestleştirilmesinin’ ardından, çoğu 1987 sonrasında olmak üzere 20’den fazla kriz yaşandı. Her krize bir ad takıldı. Nerdeyse her bir buçuk yıla bir kriz düşüyordu. Gazeteler, televizyonlar ve radyolar bu krizleri ‘piyasalar çıldırdı’, ‘borsada panik’, ‘kara pazartesi’, ‘kara perşembe’ gibi başlıklar altında ve sansasyonel olarak sunmayı bir gelenek haline getirdi…

*Ekonomik kriz ile boğuşan ABD Yönetimi, işgal ettiği Irak’a şimdi de

milyarlarca dolarlık silah ve teçhizat satacak.*

 

 

ABD, 2003 yılında işgal ettiği Irak’a toplam 5 milyar dolar tutarında silah

ve teçhizat satacak. ABD ordusu, 5 milyar dolarlık tutarın Irak’a askeri

teçhizat ve donatım satışı ile eğitimi kapsadığını duyurdu.

Bu zaman zarfında haftanın kararmayan günü kalmadığı gibi, bazı günler birkaç defa kararmıştı. Her seferinde haber programlarına “konunun uzmanlarını” davet edip konuşturdular. Çağrılan “konunun uzmanları” hiçbir zaman ‘çılgınlığın’ gerisindeki temel nedene inmiyordu. Zaten ‘konunun uzmanı’ olmanın koşulu da odur: şeylerin gerçeğini söylemeden saatlerce konuşmak…

 

Şimdilerde medya denilen çoktan ‘bilinen anlamda’ medya olmaktan çıkıp, sermayenin kendisi haline geldiğine göre, bunda şaşılacak bir şey yok… ABD’de geçen yaz patlak veren subprime, mortgage, ipotek krizi gibi adlarla anılan finansal sarsıntı, aslında bankacılık sisteminin krizi veya finansal krizdir ama onun gerisinde de bizzat kapitalizmin ‘yapısal krizi’ yatıyor.

  

 

 

 

 

 

 

Sweezy, Paul Baran’la birlikte kaleme aldıkları “Tekelci Sermaye” (1966) adlı kitapta kapitalizmin kronik krizlere yatkınlığından söz etmiş dev şirketlerin egemenliğinin dünya kaynaklarını insafsızca kullanması, israfçılık, ve savaş ekonomisiyle bağlantılarını açıklamıştı. Monthly Review Dergisi’nin editörü John Bellamy Foster ise “Neoliberalizm ve Kriz” adlı kitapta (Kalkedon Yayınları tarafından derlenip yayına hazırlanmış) kapitalist sistemin egemen olduğu dünyanın kimsenin nasıl “başa çıkılacağını” ya da durduracağını bilmediği yeni bir krizle daha baş başa kaldığını belirtiyor…

 

Bütün dünya kriz sonrası kurtarma paketleri açıklarken Türkiye ve özellikle İstanbul hediye çeklerini, doğalgaz abonelerine yaz ortasında verilen kömür torbalarını konuşuyor. Zamlar ve zehir de cabası. Kamu ve dış ticaret bütçesi açıkları gibi gerekçelerle İMF’ye kredi için başvurulması ise seçim öncesi uygulanan sadaka ekonomisiyle çelişiyor…

 

 

Krizin 2007’den önce sinyallerini verdiği Türkiye’de neler konuşuluyor; Başbakan Dünya Kadınlar Günü nedeniyle düzenlenen bir törende genç nüfusun önemine değinip ailelere en az 3 çocuk öneriyor ve bakın ne diyor: “Benim 4 tane çocuğum var. Memnunum, keşke daha fazla olsaydı”…

 

Başbakan kadın örgütlerinin büyük tepkisini çeken açıklamasını 5 yıldızlı otelde düzenlenen Aile Şurası’nda da tekrarlıyor. Katıldığı 5. Aile Şurası’nda Eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder ile uluslararası bir toplantıda yaptıkları aile konusuna ilişkin sohbeti anımsatarak Schröder’in Alman ailelerindeki yaşlanmadan söz ettiğini “Öyle bir gün gelecek ki belki yine biz sizin kapılarınıza geleceğiz” dediğini anlatıyor ve ekliyordu: “Belki herkese iş bulamayabiliriz. Bulamıyorsak (Bu ülke demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti) diyorsak o zaman o sosyal denilen bölüm var ya onun içini iyi dolduruyoruz. Örneğin ailelere destekler vereceğiz” Kasım ayı itibariyle ihtiyaç sahibi 106 bin kişiye bakım sağlandığını itiraf eden Başbakan bu konudaki hizmetlerin artarak devam edeceğini kaydederek bütün bu çalışmaların sadece aile kurumunun güçlenmesi için yapıldığını savunuyordu…

 

19. Yy’ın sonuna doğru İngiltere’de de Türkiye’de olduğu gibi “Yoksullara Yardım Yasası” tartışılmakta ve yasanın uygulama alanı genişletilmeye çalışılmakta. Amaca ters düştüğü için bu yasaya karşı çıkar Malthus ve 1798 yılında “Nüfus ilkesi Üzerine Bir Deneme (An Essay on the Principle of Population)” adlı kitabı yazar. Ne tesadüftü ki “Ben İstanbul’un İmamıyım” diyen R.T.E. gibi Malthus da din adamı; bir papazdır fakat “Malthusçuluk” diye anılan görüşleri onunkilerle taban tabana zıttır.

 

Malthus’a göre her 25 yılda nüfus geometrik olarak artıp ikiye katlanırken gıda maddeleri artışı ise aritmetik bir dizi izler. Yardımlar aslında çocuk sahibi olmayı teşvik ederken, dolayısıyla nüfus sınırlanmadığı takdirde gelecekteki yoksulların sayısını da arttırmış olacaktı. Sonuçta Malthus da klasik bir İngiliz iktisatçısıydı, 18.Yy’da İngiltere’de de hala imtiyazlı sınıfların hâkimiyetinde iktisadi liberalizm savunulmakta idi…

 

“Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu”nda Max Weber, “Kapitalizm ve Yahudiler”de Werner Sombart üretim, birikim ve harcama gibi davranışların kökenini Protestan ahlâkı ve Yahudi dininin değerlerine dayayarak kapitalizmin yükselişi ve kapitalist üretim arasında bağ kurmaktadır. Günümüzde ise “A Farewell to Alms (Sadakalara Veda)” da Gregory Clark’ta olduğu gibi refah ve gelişimi zengin ve üst sınıfların gen farklılığına yoranlar, yoksulluktaki sebeplerinden biri olarak Malthus tezini reddediyor olsa da kapitalist değerlerin kalıtsal yayılmasına ilişkin ırkçı, dinci ve sınıfçı önermeleri insanlar arasındaki eşitsizlik ve şiddeti açıklamaya yetemiyor.

 

Karl Marks “Kapitalist Birikimin Genel Yasası”nda “nüfus teorisyenlerinin çoğu Protestan papazlarıdır” derken “bu nazik sorunun, saygıdeğer Protestan teolojisinin ya da daha doğrusu Protestan kilisesinin, dün de, bugün de tekelinde bulunması çok ilgi çekicidir” diye de ekliyordu (Kapital cilt 1).

 

 

 

 

 

Dünyadaki 6,5 milyar insan ABD’deki küçük bir grubun oligarşik (establisment) güdümündedir. Buna karşılık dünya nüfusunun yüzde 70’i açlık ve yoksulluk koşullarında yaşamını sürdürüyor. Dünya ticaretinin yüzde 70 i çok uluslu şirketler arasında cereyan ediyor. 500 en büyük çok uluslu şirket yabancı sermaye yatırımlarının yüzde 80’ini, dünya üretiminin yüzde 30’unu yapmakta. Gıda maddeleri alanındaki çok uluslu şirket yoğunlaşması çok daha büyüktür. Beş çok uluslu şirket dünya tahıl ticaretinin yüzde 90’ını denetliyor.

 

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) açıkladığı rapora göre, dünyada 1 milyara yakın insan yoksulluğun en alt sınırında yaşıyor. Maslow’un güdülere dayanan hiyerarşik sisteminin sonundaki “Topluma Katkı gereksinimi” olarak ifade ettiği basamağı gerçekleştirmek hiyerarşik sistemin daha ilk basamağındaki fizyolojik ihtiyaçları karşılanamayan milyarlar için hiçbir anlam ifade etmiyor.

 

Krizler yoksullara ayrılan kaynakların daha da kısılması anlamına mı geliyor? Dünyada bu konuda neler yaşandığını örneğin 1994’te Johannesburg’ta yaşamına son veren gazeteci Kevin Carter’ın trajik fotoğrafından anımsamalı. Kevin Carter Pulitzer ödülünü yanı başındaki akbabayla ölümü bekleyen aç bir Afrikalı çocuğun resmini çekerek almaya hak kazanmıştı. Edebiyat dalında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü alan Yaşar Kemal’in davetlilere hitaben Başbakanın da hazır bulunduğu törende yaptığı konuşmada durup dururken “milyonlarca insan açlıktan ölüyor” diyerek “Ya insanlık yok olacak ya bu sistem yok olacak” diye de eklemesi ise boşuna değil:

 

“İnsanlık çok kötü günler geçiriyor. Edebiyatım umurumda değil namusum umurumda. Dünyamız değişti. Birçok hayvanın, bitkinin, böceğin, kuşun soyu tükendi. Bu bir felaket. Yazık olur bu dünyaya insanlığın sonu gelirse”.

 

Bu sözler kaynağını Anadolu’nun börtü böceğinden ot ve çiçeğinden alan dünya çapındaki romancının isyanıdır. Başbakan ise törende öğrenciyken sadece İnce Memed’i okuduğunu açıklamıştı. Zeliş’i de okusaydı ve onu da okumuş olduğunu söyleyebilseydi keşke. Çünkü Zeliş, Necati Cumalı’nın yoksulluk yüzünden babasının borçlusuna vermeye çalıştığı genç bir kızın öyküsünü anlatır.

 

Çıplak Vatandaş (Yön: Başar Sabuncu) filmindeki gibi çarpık düzende tüm çabasına karşı ailesine para yetiştiremeyip kafayı üşüten 5 çocuklu İbrahim’in (Şener Şen) halini örnek olarak alan aklıselimler için de bu öneriye anlam vermek zordur. Hatırlarsanız daha sonra Başbakan bu kez “En az 3 diyorum” diye ekleyip farklı bir mesaj vererek yine gündemi başka bir tarafa çekmeyi başarmıştı.

 

Başbakanın 3 çocuk çağrısından sonra AKP Trabzon milletvekili Mustafa Cumur da 4 çocuk yapılmasını önermişti. Mustafa Cumur’un gerekçesi ise işsizlik, göç gibi nedenlerle nüfusun azalarak Trabzon’da milletvekili sayısının düşmesini önlemekti.

 

Türkiye’de doğurganlık oranları ortalaması yüzde 2.5 civarında. Son yıllarda düşme görülmüştür (yüzde 6-7’lerde seyrediyordu). Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ise doğurganlık oranı diğer bölgelere göre oldukça yüksektir. Batıda yüzde 2, doğuda yüzde 4-4.5 düzeylerdedir. Ortalama yıllık nüfus artış hızı Karadeniz’de de yüksektir. Bölgedeki ortalama yıllık nüfus artış hızı binde 3’dür. Doğurganlık oranı doğuda batıdan yüksektir. Türkiye’nin en gelişmiş bölgesi olan Marmara bölgesinin nüfus yoğunluğunun yüksek fakat doğurganlık oranının en düşük olması en fazla göç alan bölge olduğunu göstermektedir. Ayrıca Karadeniz bölgesinde de nüfus azalması dikkat çekmektedir. Bu durum doğurganlık oranı göreli olarak yüksek olan bu bölgeden diğer bölgelere yoğun bir göçün olduğuna işaret etmektedir.

 

Türkiye nüfus büyüklüğü açısından dünya sıralamasında 20. sırada bulunmaktadır. Az gelişmiş ülkeler gelişmiş ülkelerle nüfus özellikleri bakımından karşılaştırıldığında az gelişmiş ülkelerin doğum oranı ve nüfus artış hızının yüksek, genç nüfusun oranının fazla olduğu görülmektedir.

 

DİE’nin açıkladığı son nüfus istatistiklerine göre Karadeniz bölgesi Türkiye’nin en hızlı göç veren bölgesi, üstelik bu bölgenin doğurganlık oranı düşük de değil. Buna karşılık Trabzon kilometrekareye düşen insan sayısı bakımından 209 kişiyle Türkiye’nin nüfusu en yoğun beşinci ili. İstanbul, Kocaeli, İzmir ve Hatay’ın ardından geliyor. Karadeniz’de işsizlik ve yoksulluk çok yaygın ve burası Türkiye’nin en yüksek tarımsal istihdamına sahip bölgesi. Tarım istihdamının toplam istihdama oranı Türkiye’de yüzde 48.4 iken, Trabzon ve Rize’de yüzde 64.3, Ordu’da yüzde 73.5, Gümüşhane’de yüzde 76.5, Giresun’da yüzde 70.3 ve Artvin’de yüzde 60.9 düzeyinde. Örneğin Trabzon’da şehir nüfusunun oranı yüzde 49.1, yani nüfusun yarısı hala kırsal alanda yaşıyor. Ancak herkesin arazisi çok küçük ve doğurganlık oranının Türkiye ortalaması düzeyine düşmesinde kente göç yanında, eğitim düzeyinin yükselmesi de etken. (Kaynak: Karadeniz Krizini Asıl Şimdi Yaşıyor İşte Bölgenin Ekonomik Resmi, Abdurrahman Yıldırım, Sabah Gazetesi, 03 Ağustos 2005)…

 

Kendi halinde yaşayıp giderken nereden çıktı şimdi yine bu kriz diyen sokaktaki sade vatandaş bile İMF’den hayır gelmeyeceğini anlamışken alınan bu borç niye diye de sormadan edemiyor. Kriz, kimine göre seçim kimine göre geçim, kimine göre mikro ekonomik kimine göre makro ekonomik sebepten ister istemez hakkında çok yazılıp konuşulan konuya dönüşünce sır ve ezoterik bir kavram olmaktan çıktı. Tabi ki bazen sıkça başvurulan teürji ve safsata gibi çareler kriz gibi kapitalizm için başlıbaşına sorunsal olan konularda sökmediğinden herkes yaşamını normal akışıyla sürdürmeyi sağlayacak bir çözüm (ya da önlem paketi) uygulanmasını istemekte. İMF’yle yapılan kredi anlaşmasının gündeme gelmesinde ise iktidar kadar patronlar klübünün de etkisi olmuştu.

 

Hükümetlerin ise önlem paketlerini açıklarken borç aldığı IMF’nin talimatlarını göz önünde bulundurmaları kaçınılmazdır. IMF Başkanı Dominique Strauss- Kahn, “Hiçbir ülke finansal krizden muaf değil” demişti. Bütün hükümetler İMF’ci değil miydi zaten, AKP de diğer hükümetler gibi İMF’nin çizdiği programa sadıktır. Başbakan’a ait “bize bir şey olmaz”, “bizi teğet geçti” ve “kriz inişe geçti” gibi söylemler başlı başına bir anlam ifade edebilir mi? Yeni İMF Başkanı “Borç verirken kendi ideolojik çizgimiz ve kriterlerimizi göz önünde bulunduracağız” şeklindeki sözlerle de bunu açıkça ifade etmektedir.

 

İngiltere’de yayınlanan sol eğilimli The Independent Gazetesi de Batı’nın Türkiye’deki otoriter laiklerle Müslüman demokratlar arasındaki gerilimde AKP’nin yanında yer alma eğiliminde olduğunu ifade ediyordu. AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn AKP’nin kapatma davası sırasında AKP kapatılırsa Türkiye’nin tam üyelik müzakerelerinin askıya alınabileceğini ifade etmesi AB’ye bağımlı bir ülke olan Türkiye’de aslında daha fazla reform bekleyen Batı için liberal AKP’nin daha akla yatkın bir seçenek olduğunu gösteriyor…

 

TC sermayesinin dışa bağımlılık hali proaktif olmasına asla fırsat tanımaz. Fakat nedense mücbir sebepten farz edilen ekonomik ve sosyal hadiseler karşısında her daim Türkiye’de reaktiflik, emekçilere karşı sanki haklı gösterilip kendini savunma bir tür müziç bir iztirar hali mevcuttur. 1970’lerde otoriter ve totaliter (bütüncül) şeklinde ülkeleri sınıflayan da ABD’dir. Totaliter yapı Amerikan tarzı propagandist bin bir hile ve düzenle kısmen ortadan kaldırılmış olsa da otoriter (buyurgan) yapı yine ABD tarafından dayatılmıştır. 1950’lerden sonra başlayan Amerikan destekli kurumsallaşma (iktidar erki, medya erki vs.) 12 Eylül’den sonra tahkim edilerek sekterizm ve sol anti-emperyalist mücadelenin sindirilmesiyle sonuçlanmıştır.

 

Küresel ekonomik kriz paradan para kazanma döneminin ürününden de başka bir şey değildi. “Borç almak köleliğin başlangıcıdır” diyen büyük yazar Victor Hugo’nun sözünü hatırlayalım. Ancak tarihin en sistemli iaşe ve yakacak organizasyonuna karşı sedatif etki ile tepkileri bir derece pasifize edilen biçare ve pek mümeyyiz görünmeyen toplum için hem ekonomik konjenktür (gidişat) hem kralın çıplak olup olmadığı sonuç itibariyle anlaşılacaktır. Bir süre daha tatlı sözlerle ve çeşitli hediyelerle oyalanmak halk tabiriyle ağza çalınan bir parmak bal anlamına da geliyor.

 

Sonunda bedava sirkenin baldan mı tatlı yoksa matah bir şey olup olmadığını zaman mutlak surette gösterecek ancak emekçiler açısından daima kendi sırtına yüklenmesi demek de olacaktı. Çünkü İMF’den gelecek olan 25 milyar dolarlık kaynağa karşılık eski ödeme planına göre 1 yıl içinde İMF’ye geri ödenecek 50 milyarlık borç daha var. Borcun yeni bir borçla ödenecek olması İMF’nin asgari ücret pazarlığında da görüldüğü gibi taraflık ve ücretlere tahdit dayatması anlamına geliyor…

 

Din siyasette araç olarak kullanılmış, 12 Eylül ırkçı ve gerici partilerin iktidar yolunu açmıştır. Dünya’da ve Türkiye’de sosyal devlet ve ulusal politika arayışları gündemde ancak ANAP ve 1980 sonrası özelleştirme uygulamalarıyla dış pazarlara bağımlılık arttırılmıştır.

 

İleri teknoloji transferi ve istihdam yaratmak amacıyla baş tacı edilen yabancı sermaye gelişmekte olan ülkelerin öz kaynaklarını (vergi muafiyeti, ucuz arazi vs.) teşviklerle ele geçirmekte şirket satın alma ya da birleşmeler yoluyla da ulusal ekonomileri denetim altına almaktadır. “Küreselleşme ve Direniş” adlı kitabıyla tanınan ABD’li sosyolog ve siyaset bilimci James Petras “Türkiye Derviş ile özelleştirme ve liberalizasyon, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi, emek pazarının kuralsızlaştırılması sürecini başlatmıştı” diyordu. AKP ise “babalar gibi satarım” diyerek Halk ve Ziraat Bankası dışında Türkiye’nin banka ve finans sektörünün yarısını yabancılara devretti. Hizmet sektörünün yüzde 75’i yabancıların kontrolü altına girdi. KİT’ler tasfiye edildi. Tarım, sanayi, iletişim ve enerji gibi işkollarındaki önemli kuruluşlar yabancı sermayeye aktarıldı.

 

Erol Manisalı, 10 Kasım 2008 tarihli yazısında gerçeğin üstüne basarak “Amerikan başkanları ise kapitalist oligarşinin emirlerine uymakla yükümlü yöneticilerdir” demekte. Ilımlı İslâm projesi Türkiye’de BOP’un bir parçası olarak devreye sokulmuştur…

 

İMF (İnternational Monetary Fund), emperyalistlere hizmet en önemli kuruluşlardan birisidir. Sermayesinde ve kararlarında ABD’nin tayin edici rol oynadığı bir finans kurumudur. Bretton Woods Konferansı sonucunda (ABD’de) 1945’te kurulan İMF 1947’de finansal operasyonlarına başlamış ve 1998’den bu yana neoliberal programı uygulamaktadır. Amacı doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını (yabancı bankalar, yabancı şirketler ve tarımsal üretimin kısılması) teşvik etmektir. İthalat, tüketim ve yüksek faizli borçlarla ulusal ekonomileri batağa sürükleyen İMF tekellere ve çok uluslu şirketlere bağımlı kılarken özelleştirme, hayat pahalılığı ve işsizlik gibi sorunlara yol açmaktadır. Güney Asya ülkelerinde siyasi istikrarsızlık ve vahim sonuçlara yol açan başarısız bir neoliberal politika aracı olmuştur.

 

IMF’yle yapılan anlaşmalar stand-by adını alır. Kullanmak amacıyla üye ülkelere kota koyar. Aslan payı ABD’nindir. Japonya, Almanya, İngiltere ve Fransa onu izler. İMF emri altına giren ülke istikrar ve ödemeyi garanti edecek programı yani niyet mektubu (letter of intention) taahhüd eder. Türkiye ise İMF’nin en sadık müşterisidir…

 

Kapitalist liberal politikalar krize girdiğinde yine kapitalist sosyal demokratik keynesyen politikalar devreye girer. Keynesyen model kapitalist pazarın canlandırılması için devlet harcamalarının arttırılmasından başka hiçbir şey değildir. Aslında yaşanılan her kriz yeni yeni tekelci oluşumlara yol açmaktadır. Bütün büyük krizler (buhranlar) büyük kârları hedefleyen kapitalist spekülatörlerin eseridir. Ergin Yıldızoğlu, “salt sermaye için değil sınıflar arası ilişkiler açısından kriz bir yenilenme anıdır” diyor (Cumhuriyet, 22 Ekim 2008). Marks, kapitalist krizi yok oluş olasılığının ortaya çıktığı an değil aynı zamanda sermayenin yenilenme ve temizlenme süreci olarak görüyordu (Kapital Cilt 1-3). Krizler verimsiz yapılar, fazla kapasite, fazla mallar ve fazla işgücü tasfiyesine neden oluyor. Bazıları devlet tarafından korunmak isterken ayrıcalıklı sınıflar krizin maliyetini ise topluma yüklüyor ve sermaye merkezileşip emek süreleri yeniden düzenleniyor.

 

Mustafa Sönmez “kriz son tahlilde sermaye birikimi sürecinin aksaması, kâr oranlarının veri bir duruma göre düşme eğilimi göstermesi demek” diyor (100 Göstergede Kriz ve Yoksullaşma, İletişim Yayınları, 2002). Krizin aşılması demek sermayenin yeniden üretimi için yeni bir model yeni bir format bulması demektir diyen Sönmez her krizin bir yeniden yapılanma bir ayıklanma süreci olduğuna işaret ediyordu. Karl Marks’ın deyimiyle sadece sermayedarların çalışanları mülksüzleştirdiği bir dönem değil kapitalistlerin de kapitalistler tarafından mülksüzleştirildiği bir dönemdir. İşletmeler açısından sonuç iflas, tasfiye, el değiştirme veya birleşmeler idi.

 

Yeniden şekillenme ekonomik olduğu kadar politik ve sosyal alanda da yaşanır. Türkiye’de ise Anayasa, “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyor ama milli servetin önemli kısmını paylaşan aile sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. KİT ve bütçe açıkları, fonlar ve yerel yönetim harcamaları derken 2001 krizinin Türkiye’ye faturası 130 milyar dolardı. Sabancı (döviz spekülasyonu yapan) ve Oyak gibi (bankacılık ile finans ve çeşitli faaliyet alanlarını birleştiren) holdingler 2001 krizini büyük kârlarla kapatmıştı. Buna karşılık hortumlanan, döviz borcu kabarık ve öz sermaye yapısı zayıf olan yerel ölçekli bankalar ve işletmeler batmıştır.

 

1929’daki Büyük Buhran (The Great Depression) insanlık tarihinde bir kez oldu bir daha yaşanmaz deniyordu. Yeni küresel krizle bu sözler de anlamını yitirmiş oldu. 1929’da 4 bin banka batmış, 50 milyon kişi işini kaybetmişti. Toplam üretim yüzde 42, dünya ticareti yüzde 65 azalmıştı. Dünya’nın 1929’da yaşadığı büyük kriz 2.Dünya savaşının yol açtığı ekonomik canlanmayla kurtulmuştur. Sıcak savaşlardan daha ucuza gelen bir yatırım olarak ortaya sürülen liberal felsefenin “neo”su da iflas etmiştir.

 

ABD’de geçen yıl konut piyasasında başlayan ve Birleşmiş Milletler’in ”yüzyılın krizi”, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) ise ”dünya ekonomisinin 1930’larda bu yana karşılaştığı en tehlikeli finansal şok” olarak nitelendirdiği küresel finansal kriz, dünya gündeminin en önemli maddesi olmayı sürdürüyor. 2008 başında petrol ve altın fiyatları yükselmiş, borsa düşmüş, mortgage kredileri geri dönmeye başlamış ve işsizlik oranı yükselmişti. İngiltere’de halkın önemli bölümü yoksullaşmıştı. Bankalar battı. Belçika’da enerji ve gıda fiyatları yükseldi. Almanya’da yoksulluk 4’te 1 oranında arttı. İtalya’da sosyal güvenlik, gelir adaletsizliği ve fiyat düzeyinin artışına sebep oldu. Türkiye’de ise kriz üretim ve talebin düşmesi, işyerleri kapanışları, büyümenin azalması, işsizlik, devlet ve reel sektör borçlarının artışıyla sonuçlanmıştır.

 

Yabancı ülkelerde önlem paketi mevduat güvencesi ve geçici mevduat sigortası devreye sokuldu. Dünya genelinde ülkeler toplam 5,5 trilyon doları aşkın kurtarma paketleri açıklamasına rağmen hala kontrol altına alınamayan küresel kriz, başta otomotiv sektörü olmak üzere reel sektörü de etkilemeye başladı. Küresel krizle baş edebilmek için Amerikan Merkez Bankası (Fed) ve diğer merkez bankaları tarihte görülmemiş şekilde koordineli olarak faizleri düşürürken, AB ve diğer bazı ülkeler bankalardaki mevduat garantisini artırırken, bazıları ise tam güvence getirdi. AB içinde kendi bankalarına yüzde 100 mevduat güvencesi sağlayan ilk ülke İrlanda oldu.

 

ABD 700 milyar dolarlık finans sektörü kurtarma paketi uygulamaya soktu. Almanya tüm banka hesaplarını güvence altına aldı, en büyük ikinci kredi sağlayıcısı Hypo Real Estate ve ikinci büyük bankası BayernLB kurtarıldı. İngiltere mortgage bankası Bradford Bingley’e el koydu. 350 milyar dolarlık bankacılık destek paketi devreye sokuldu. İspanya’da 30 milyar euroluk fon oluşturuldu. Hollanda’da Fortis kısmen kamulaştırıldı. İzlanda’da ise devlet ülkenin üçüncü büyük bankası olan Glitnir Bank’ın yüzde 75 hissesini devraldı. Bu krizde Rusya borsası 2/3 oranında değer kaybederken, 1998’de de serbest piyasa ekonomisine geçtikten sonra kısa vadeli dış borçlarını ve hazine kâğıtlarını ödemekte zorlanmıştı. Rusya’da başta yolsuzluk, gelir dağılımı dengesizliği ve işsizlik olmak üzere sorunlar gün geçtikçe artıyor.

 

1970’lerden sonra başlayan aşırı üretim ve kapasite fazlası, finans sektörünün devreye girmesi (aşırı sermaye birikimiyle Avrupa ve Japonya’da) ve ABD Merkez Bankası’nın (Fed) sistemin hakimi haline gelerek piyasalara faiz yoluyla müdahale etmesiyle krizler peş peşe başlamıştı. ABD merkezli kapitalist sisteme entegre olmuş yoksul veya az gelişmiş ülkelerin etkilenmeyeceğini öne sürmek (decoupling hipotezi) inandırıcılıktan yoksundur. Ekonomik Krizin asıl kurbanları her defasında yoksullar ve orta sınıf oluyordu. Meksika, Arjantin, Türkiye, Asya, Rusya vs arka arkaya krizler yaşamıştır.

 

Türkiye’de 2006’dan itibaren büyüme azalırken tüketim harcamaları düşmeye başlamıştır. TEPAV (Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı) gibi kuruluşlar krizin Türkiye’yi de vuracağını açıklamıştı. Örneğin TEPAV’a göre kriz; kredi, portföy, tüketici davranışları ve dış ticaret olmak üzere Türkiye’yi dört koldan vuracaktır (2007 – 2008 Küresel Finans Kriz ve Türkiye: Etkiler ve Öneriler Raporu – TEPAV). Türkiye bu krizin de asıl altında kalacak ülkeler arasında gösterilmektedir. Krize karşı henüz ciddi bir önlem paketi açıklanmamıştır. İlk aşamada ise küresel kriz Türkiye’ye ihracatın azalması, yabancı ülkelere döviz aktarımı (sıcak para akışıyla portföyün boşaltılması), büyümede gerileme, kredi kaynaklarının tıkanması ve işsizlik artışı olarak yansımıştır.

 

 

 

 

Evini bırakıp ormanda yaşayanlar!

Mortgage destek planı gündemde… ABD Hazine Bakanı’nın bu hafta içinde açıkladığı banka destek paketine ilişkin belirsizlikler ve paketin piyasaları tatmin etmemesi global piyasaları olumsuz etkilerken, Obama hükümetinin mortgage ödemelerinde zorlanan konut sahiplerine yardımcı olacak bir mortgage destek planı hazırladığı haberleri ABD borsalarının toparlanmasını sağladı. Paketin bir hafta içinde açıklanması bekleniyor. Piyasalar gün içinde Almanya ve Euro bölgesi 4. çeyrek büyüme verilerini takip edecek

 

 

Bu durumun Türkiye’de iş yapan yatırımcılara iki değişik pazara açılma şansı tanıdığına da işaret edilen makalede, bunlardan birincisinin AB ülkelerinin sofistike batı ekonomisi ve belki daha az gelişmiş ama büyümekte olan Orta doğu ve eski Sovyetler birliği ekonomileri olduğu vurgulandı.

Türkiye’nin nüfusunun yüzde 99,8’inin Müslüman olduğu, ancak Türkiye’nin bir liberal demokrasiye sahip bulunduğuna da dikkat çekilen makalede, ülkenin kapılarının bütün diğer dinlere ve inançlara açık olduğu ifade edildi.

Derginin yazısında, “Ayrıca bizim aksimize Türkiye’de devletin borçları azaltıldı, enflasyon oranı düşürüldü ve 2001’de yaşanan krizden sonra inanılmaz bir toparlanma kaydedildi” denildi.

Yazıda, Türkiye’de umut veren sektörlerin başında da çevre ve finansal hizmetler ile tarım ve bilgisayar teknolojisinin geldiği belirtildi

Kim, kimi nasıl kurtaracak? 

 

Global krizin koyulaştığı bugünlerde bir hususta tam bir kaos yaşanıyor. Şöyle ki; krizden kim kimi nasıl kurtaracak hiç belli değil. Ülkeler bazında ABD geleneksel kurtarıcı rolünü oynamaya hiç meraklı değil, aslında buna imkanı da yok. Çünkü ABD önce kendisini nasıl kurtaracağını bilemiyor.

 

İşte, 850 milyar dolarlık kurtarma paketinin yasalaştığı gün borsa endeksleri düştü. Bu vesileyle bir kez daha gördük ki, parasal önlemlerin etkili olabilmesi sürpriz teşkil edecek şekilde hızla kararlaştırılıp uygulanmasına bağlı. Bir sürü spekülasyon, lehte ve aleyhte yorumlar, tartışmalar, kurtarma paketinin büyüsünü tamamen bozdu. Öte yandan, halkın ve demokrasilerde onun sesi olan basının benimsemediği bir önlemin başarı şansı çok az. Kurtarma paketi sözü edilmeye başlanan günden beri bir türlü inandırıcılık kazanamadı. Mesela, ABD basınında okuduğumuz son yorumlarda, kurtarma paketi için ayrılan paranın tek kuruşunun bile vergilerin azaltılmasına tahsis edilmemesi, hepsinin devlet harcamalarına ayrılması öneriliyor.

 

Öte yandan, bankacılık ve finans sektörünün bataktan kurtarılması için, devletten 2 trilyon dolar sermayeli bir varlık şirketi kurulması ve bu parayla banka ve diğer finans kuruluşlarının elindeki kötü kredilerin satın alınmasından bahsediliyor. Ancak, ekonomi yazarları, krize neden olan bankalara devlet bütçesinden trilyonların verilmesine şiddetle karşı çıkıyor. Bunun yerine, hiç kabahati olmadan krizin kurbanı olan insanlara yardım edilmesi gerektiği savunuluyor.

 

Bu arada, himayecilik fikri ABD medyasında giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor ve işsizliğin pençesine her gün biraz daha düşen halkta yansımasını buluyor. Japonların ABD otomobil piyasasına hakim olduğu 1970’lerden bu yana zemin kazanmakta olan iç sanayii koruma eğiliminin bu kez devlet yöneticilerini de tesir altına almasından endişe ediliyor. “Şirketlerimizi ve işlerimizi neden Japonlara ve Çinlilere kaptırıyoruz?” itirazı artık iyice ciddiye binmiş durumda. Yani, ABD, dünyayı kurtarmak bir yana, ona kızgınlık içinde.

 

Avrupa Birliği (AB), ekonomik bir birlik olarak doğdu ve gelişti, sonradan siyasi birlik hedefiyle müşterek Avrupa idealini pekiştirdi. Her türlü ittifak kendini özellikle zor zamanlarda belli eder veya etmelidir. Zaten, ittifak etmenin başlıca amaç ve hedefi üyelerin müşterek karar ve aksiyonlarla, bireysel olarak baş edemeyecekleri meseleleri güç birliği yaparak aşmalarıdır. Ancak, kriz patlak verdiğinden bu yana, AB’nin tüm birliği ve dünyayı salaha kavuşturma yönünde doğru dürüst bir karar alamadığı görülüyor.

 

Batı dünyasının bugüne kadar bedava yararlanmaya alıştığı Ortadoğu sermayesi de krize son derecede ihtiyatlı şekilde yaklaşıyor. ABD ve Avrupa’da yaptıkları yatırımlardan dolayı zaten önemli kayıplara uğramış bulunan bu ülkeler, petro dolarları için güvenli limanlar arayışı içinde. Geçmiş krizlerden ders çıkarıp hatasız davranmak istiyorlar. Bu bağlamda, ellerindeki imkanın bir bölümünü kendi ülkeleri içinde yapacakları fiziki yatırımlara harcamayı planladılar. Kurtarıcı rolünü oynamaya hiç hevesli değiller.

 

Rusya, hiç kabahati olmadığı halde çok etkilenen ülkelerden birisi, ne yapacağını bilemez halde. Japonya, kendi derdine düşmüş, ekonomisini bir türlü durgunluktan çıkaramıyor. Kendine hayrı olmadığı için, kimseye de hayrı olacak bir vaziyette değil. Çin, kapitalizmi kısmen de olsa tatbik etmeye başladığından bu yana, ilk kez işsizlik sorunuyla tanıştı. Ne yapacağı merakla bekleniyor. Ama yapacakları arasında herhalde başkalarını düşünmek yok.

 

‘DAYANIŞMANIN ÖNEMİ ARTIYOR’

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yaşanan olumlu gelişmelere rağmen, işsizliğin arzulanan oranda gerilemediğini bildirdi. Küresel kriz sürecinin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de iş ortamını, iş gücü piyasasını ve sosyal yapıyı olumsuz etkileme riski bulunduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, “Küresel krizin ekonomiyi etkilediği bu ortamda sosyal dayanışmanın ve yardımlaşmanın önemi daha da artıyor” dedi.

Erdoğan, Ekonomi Koordinasyon Kurulu Toplantısı’nın başında yaptığı açıklamada, hükümet olarak, son 6 yılda atılan ve atılacak her adımda ilgili sosyal tarafların görüşlerini, önerilerini, eleştirilerini ve katkılarını almaya büyük önem verdiklerini ve bunun devam edeceğini söyledi.

AB’ye katılım sürecinden, demokratik reformlarına, sosyal güvenlik reformundan, istihdama yönelik tedbirlerden her alanda ilgili kesimlerin temsilcileriyle kendisinin ya da bürokratlarının bir araya geldiğini hatırlatan Erdoğan, “Esasen sosyal diyaloğun olmadığı, sosyal diyaloğun kurumsallaşamadığı bir düzlemde demokrasinin de iyi işlemeyeceğine inanıyorum. İstişare mekanizmasını, müzakere mekanizmasını değişik birçok platformda işletiyor ve ortaya çıkan fikirlerden de mümkün olan en azami derece istifade ediyoruz” dedi.

İŞSİZLİK

Erdoğan, 6 yıl boyunca başta ekonomi olmak üzere her alanda elde edilen sevindirici gelişmelerin de temelinde bu istişare mekanizmalarının bulunduğunu ifade etti. Ekonomide yaşanan istikrarlı büyüme süreciyle, bunun yanında ortalama hane halkı gelirleri ve harcamalarının artığını, yoksulluğun azaldığını ve gelir dağılımının iyileştiğini kaydeden Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

“Yaşanan olumlu gelişmelere rağmen, işsizlik arzuladığımız oranlarda

gerilememiştir. Ancak istihdamdaki artışın karşılanmış olması, düşen enflasyon ortamında işsizliğin daha yüksek seviyelere çıkmamış olması da önemli başarıdır. Bu alandaki çalışmalarımız çok boyutlu olarak devam ediyor. İçinden geçmekte olduğumuz küresel kriz sürecinin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de iş ortamını, iş gücü piyasasını ve sosyal yapıyı olumsuz etkileme riski bulunuyor. Ancak yine geçmişte yaşadığımız krizlerin aksine toplumun bütün kesimlerinin yaşam kalitesinin, bu krizden en az etkilenmesini hedefliyoruz. Bunu sağlayacak tedbirleri yürürlüğe koyma iradesini güçlü bir şekilde ifade etmek istiyorum. Krizin ülkemiz üzerindeki olası etkilerini geçmişte olduğu gibi ağırlıkla çalışan kesimlere, dar gelirlilere, ücretlilere yansıtılmaması konusuna büyük önem veriyoruz.”

DAYANIŞMA VE YARDIMLAŞMA

İktidara geldiklerinden bu yana sosyal harcamalara bütçeden büyük pay ayırdıklarını ifade eden Erdoğan, gelecek dönemde sosyal harcamalar ve etkinliğin artırılması yine öncelikler arasında yer alacağını söyledi. Eğitimin, kamu bütçesi içerisinde en büyük kalem olmaya devam edeceğini belirten Erdoğan, uygulanan sağlık politikaları sayesinde toplumun her kesiminin sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaştırıldığını bu sürecin de iyileşerek süreceğini dile getirdi. Erdoğan, istihdam paketiyle getirilen yenilikleri örneklerle de anlattı.

GAP, DAP, KOP gibi projeler ile bölgeler arasındaki gelişmişlik farklılıklarının giderilmesinin ve özellikle az gelişmiş bölgelerde sosyal yapıyı iyileştirmeyi ve güçlendirmeyi amaçlandıklarını vurgulayan Erdoğan, çiftçi ve esnafa yönelik kredi imkanlarının da kolaylaştırıldığını bildirdi. Erdoğan, şöyle devam etti:

“Ayrıca sosyal yardımlar için de yoksul kesimlerin ekonomik ve sosyal hayata katılımlarını artıran uygulamalar ağırlık verdik, veriyoruz. Önümüzdeki süreçte de bu çalışmalarımıza devam edeceğimizi, sosyal devlet olmanın sorumluluğunu en iyi şekilde yerine getirmeye çalışacağımızı bilmenizi isterim. Küresel krizin ekonomiyi etkilediği bu ortamda sosyal dayanışmanın ve yardımlaşmanın önemi daha da artıyor. Bu anlayışla, toplumun ilgili tüm kesimleriyle istişarelerimizi sıklaştırmış durumdayız. Bu toplantılarda küresel krizin toplumsal kesim için oluşturabileceği sıkıntılar ve bunların muhtemel çözümlerini ele alıyoruz. Bir önceki toplantıda küresel finansal krizin reel ve finansal sektöre etkileri konusunda istişarelerde bulunduk, ilgili kesimlerin beklentilerini ve yaklaşımlarını arkadaşlarım dinlediler.

Gelişmelerin makro ekonomik dengelere, üretim ve ihracata muhtemel olumsuz etkilerini en aza indirmeye yönelik birlikte atılabilecek adımları değerlendirdik. Bugün ise çalışanlarımız, kadınlarımız, gençlerimiz, özürlülerimiz, tüketicilerimiz, çiftçilerimiz, esnafımız gibi değişik kesimleri temsil eden sivil toplum kuruluşlarımızı ve sendikalarımızı bu konular üzerinde konuşmak ve görüş alışverişinde bulunmak üzere buraya davet etmiş bulunuyoruz. Bugün yapacağımız toplantıda krizin bu kesimler üzerindeki muhtemel etkisi ve alınabilecek tedbirleri istişare edeceğiz. Toplantının tüm kesimler için hayırlı sonuçlar doğuracağına inanıyorum.”

İsrail İran a saldıracak mı? İRAN PETROL VE Doğal gazı!

finans kapital yahudilerin elinde

2008 de Türkiye Milli Geliri 750 Milyar dolar Kaynak:RTE

750.000.0000:70.000 eder kişi başı 10.714 Dolar

Ama gelir dağılımı çok bozuk (skewed) olduğundan

Tarım kesimi yıllık 2000 dolarla yaşıyor

Ehhh onlara da Buzdolabı Çamaşır Makşnası Kömür erzak vs. dağıtıyor adamlar

Oyları da topluyorlar!

Onların bu oyununu bozacak babayiğit de yok ortada

Deniz Baykal ve Bahçeli ye millet güvenmiyor ve istemiyor!

Hülasa herkes memnun ki yerinden dönen yok seferinden!

Şair aslında ölüler için söylemiş bu sözü ama bugünkü

Türkiye nin yokolan toplum reflekslerini ve halini çok güzel anlatmıyor mu?

 Delilikle deha ışıkla gölge gibidir. Biri diğerine muhakkak eşlik eder tabiatta.

Picasso nun Transformasyonu gibi daha çok farklı hikayeleri vardır Muhan Soysal ın!

 “Bölünmeyin birlik olun yoksa zayıf düşersiniz diyor Tanrı kutsal kitaplarında”

 Bölünmeyin birlik olun yoksa zayıf düşersiniz diyor Tanrı kutsal kitaplarında

Cengiz Han oğullarına birer ok verip kırdırmış ama 12 Oku birleştirince kimse kıramamaış

GELİN BİR OLALIM GÜÇLÜ OLALIM ERENLER!

ondan dolayı müslümanlık ve hristiyanlık onlarca mezheplere bölünmüş,

 

uyanık yahudilerde bölünme yok,

Sonuç: Manyaklara anlayışlı olamayanlar, manyakları olduğu gibi kabul edemeyenler bilge lerle dost olamazlar, hakikate yaklaşamazlar, hep nakarat tek düze her günü aynı geçen bir hayatı yaşar giderler!

HAYATTA BİR TEK ÖLÜM KESİNDİR! Gerçeklere aklı ermeyenler hep sessiz ve korkaktırlar!”

 

DİĞER HERŞEY İHTİMALDİR; BAŞARI VE ZENGİNLİK HİLEDİR!

İHTİMAL DAĞILIMLARI İLE DÜŞENEMEYENLER MÜHENDİS EKONOMİST OLAMAZLAR!

Bu finansal kriz ile birlikte Ekonomi artık ekonomistler için çok karmaşık, anlaşılamaz ve öngörülemez oldu.

GELECEĞİ GÖRMEK VE HAYATI OTOMATİZE ETMEK TANRI İÇİN HİÇ SORUN DEĞİL

ANCAK İNSANLAR TANRI YA ANCAK İHTİMAL HESAPLARI VE MATEMATİK MODELLERLE YAKLAŞABİLİRLER!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KÜRESELLEŞME OLDU; YARIN NE OLACAK?

DÜNYA PİYASA( ŞEBEKE) EKONOMİSİ ÇÖKTÜ

FİNANS KRİZİNE KARŞI TEDBİRLER 

FAİZ MEKANİZMASINA DAYANAN PİYASA OTOMATİZMASI SERBEST PİYASA REKABET ORTAMI YENİDEN KURULABİLİR Mİ?

(Financial Collapse of World Markets and Network Economics)

 

OLAYLARI TARİHİ PERSPEKTİFLE ANALİTİK OLARAK ÇÖZÜMLEMEK; KALICI KURUMSAL ALTYAPI VE KRİZİ AŞACAK SÜREKLİ TEDBİRLER ÜRETEREK, MATEMATİK MODELLEME İLE TEDBİRLERİ ÖNCELİKLERE GÖRE ACİL UYGULAMA PAKETLERİNE EYLEM PLANLARINA DÖNÜŞTÜRMEK :

 

Tarih Hak çizgisidir, nice devletler milletler sistemler gelmiş geçmiş Sultan Süleyman’ a kalmamış bu dünyadan. Düşünmek, yeni alternatifler üreterek karar vermek, problem çözmek, yaradılışın ve tabiatın sırrına ermek demektir. Önüne konulan kötü seçeneklerden iyisini, kötünün iyisini seçmek değildir düşünmek; düşünmek en iyi alternatifi üretip doğru bilgiye, gerçeğe göre en iyi kararları verebilmektir. Okuma alışkanlığı olmayan düşünebilir mi? En iyi alternatifi sorgulayarak üretebilir mi?

 

İşte bu kriz ortamında, başkalarının akıl edemediğini akıl etmektir, her şeye rağmen ayakta kalabilmektir düşünmek. Düşünen vardır, var olur, var olacaktır ancak! Düşünemeyen, çözüm üretemeyen, en doğru kararları devrin teknolojik haberleşme ve bilgi işleme altyapısını kullanarak anında veremeyenler yok olup gideceklerdir. Hayat bir yarıştır ve bu yarışın varoluş kuralı da ‘ survival of the fittest’ yani tabiatın seçim kuralıdır. Tabiat kuvvetlerine, ekonomik sisteme ve finans krizi spekülatif fırtınasına akıl erdirmek, kuvvetini ve tüm imkanlarını, ilişkilerini istediği gibi kullanabilen bilgili insanlar güçlüdür; yani sermaye para sahibidir. Bu kriz de, işsiz kalma yok olma tehdidi en çok bilgisiz hünersiz güçsüz alt gelir gruplarına odaklanacaktır. Kütlesi az olan cisimler nasıl yüksek şiddetli bir fırtına da, Newton un kuvvet tanımı olan F=m.a kuralına göre yüksek bir ivmeyle, yaprak misali göğe savrulursa, sermaye birikimi, parasal ve bilgisel hünerleri, reservleri ve risk kavramı sığ, çeşitsiz yetersiz olan fertler, aileler, firmalar, uluslar da öylesine savrulacaktır bu küresel kriz fırtınasında. Bu kriz bugüne kadar görülen krizlerin en şiddetlisidir, en uzun sürecek olanıdır. Türkiye daha krizi hissetmemiştir. Nobel Ödüllü Amerikalı İktisatçı Paul Krugman ın hesaplarına göre krizin dibi en erken 2001 de görülecek ve en erken 2014 yılında bu krizden çıkılabilecektir.

 

Peki nedir bu krizin tanımı, hazırlayıcı sebepleri ve birdenbire, uluslar arası ekonomik ve finansal rating kuruluşlarının dahi ortaya çıkmasını önceden kestiremediği, öngöremediği bu felaketin sebep- sonuç ilişkileri?

Bu ekonomik ve finansal kriz, yıllardır ertelenen ve bölgesel harplerle, yıldız savaşları projeleriyle ötelenen talep yetmezliği sorununun, dünya enerji kaynaklarının sınırlı olması nedeniyle birden bire aşırı değerlenmesi sırasında, Amerikan Federal Reserve tarafından en aşağı değerlere çekilen faiz oranlarının, mortgage kredisi yöntemi ile yüksek yoğunlukta emlak piyasalarına yönlendirilen çok düşük faizli kredilerin geri dönmemesiyle birlikte tetiklenmiş ve 15 Eylül 2008 de Amerikan Hükümetince Lehman Brothers’ ın iflasına müsaade edilmesiyle de, zincirleme olarak domino etkisiyle tüm dünyaya yayılmış, artık önüne geçilemez ertelenemez ve ötelenemez hale gelmiş yapısal bir sistem krizidir. Daha önce yaşanan, 1929-1933 dünya ekonomik krizi de dahil , hiçbir ekonomik ve finansal kriz, Amerika’ da aşağıdaki grafikte görüldüğü gibi yüzlerce Banka batmasına rağmen, bu derinlikte ve hacim de küresel kaynak kaybına yol açmamıştır. 

1914-1918 Birinci Dünya Savaşından sonra yaşanan 1929-1933 Dünya Ekonomik Krizi (Great Depression) sonucunda John Maynard Keynes 1936 yılında İngiltere de de anormal artış gösteren İşsizlik sorunu sonucunda ünlü ‘ The General Theory of Employment Interest and Money ‘ kitabını yazmıştı.

Keynes, Almanya’ nın 1914-1918 Harp tazminatı görüşmelerinde 1944 Bretton Woods anlaşması ve IMF in kuruluşu ile sabit döviz kurlarının oluşmasında da önemli rol oynamıştı.

xxxxxxxxx

2008 yılının ikinci yarısından itibaren dünya ekonomisine ABD, AB, Japonya, G-20 Ülkelerince toplam yaklaşık 4 Trilyon dolarlık yeni parasal kaynak şırınga edilmesine rağmen Bankacılık sistemi kriz öncesinde olduğu gibi kendilerini ve müşterilerini kredilendirememektedir. Gerek Amerikan Dolarına, gerekse bankalara, devletlere ve piyasalara güven duyulmamaktadır; tüm dünyaya yayılmış bir GÜVEN KRİZİ oluşmuştur.

 

 

 

 

 

FAİZ MERKEZLİ BÜYÜME EKONOMİSİNİN GERİ BESLEME REGÜLASYON KONTROL ÇEVRİMLERİ

 

28 Mayıs 1982 de, DAAD Burslusu olarak Almanya’ nın Braunschweig Teknik Üniversitesi Ekonomi, Finans ve Yöneylem Araştırması Enstitüleri Kürsü Başkanları olan Prof. Berr , Prof. Wilhelm ve Prof.Engeleiter’ in ortaklaşa tez danışmanlığı ile tamamladığım ‘ Türkiye Enerji Ekonomisi ve Enerji Politikası-Bugünün ve Geleceğin Problemlerinin Analizi’ konulu doktora tezimin 1.1,1.2, 1.3, 1.4 Bölümlerinde Enerji Ekonomisini tüm ekonomik faaliyetlerin, üretim ve tüketimin olmazsa olmaz önşartı olarak tanımladıktan sonra, 1980 lerde yaşanan Enerji Krizi ve Silahlanma yarışından yola çıkarak, Enerji Güvenilirliği ve Büyüme Ekonomisinin, Küresel ölçekte yeni bir kompleks faiz kavramının tanımlanarak BM, IMF ve IBRD, IFC, IEA gibi uluslar arası kurumlarca, çevre iklim ve işsizlik sosyal adalet kavramlarını da içine alacak şekilde, yeniden ekonomik ve finansal büyümenin enerji temini ve dünya barışını koruyacak şekilde ayarlanması ve dünya ölçeğinde yeni kaynak-harcama dengelerine oturtulması gerektiği hakkındaki düşüncemi ifade etmiştim.

İktisat kitaplarından faiz kavramını çıkarsanız geriye ne kalır? Zaman boyutu hiç kale alınmaz ve geriye sadece uygulaması olmayan kuru bir teori kalır. Bu gerçeğin farkında olarak, doktora tezim de enerji ve finans piyasaların, tüm dünya da ferdi firma ulusal ve küresel boyutta tüm harcama- kaynak, ekonomik ve finansal para nakit akımları ile güç dengelerinin, faiz mekanizması üzerinden sağlandığına işaret ederek, sitemin yapısında olan ve dönemsel talep yetmezliği krizlerine çözüm olabilecek sanal sosyal bölüşüm bileşeninin aynen LİBOR artı Spread tanımına eklenmesi gerektiğini önermiştim.

Burada tanımladığım Faiz Merkezli Küresel Büyüme Modelin ana hatlarını, bugün yaşanan küresel ekonomik ve finansal krize çözüm olacağına inandığımdan kısaca özetlemek, açıklamak gerektiği kanaatindeyim:

 

Aynen Elektrik Mühendislerinin bildiği aktif ve reaktif güç ten oluşan kompleks güç kavramında olduğu gibi, bugünkü faiz mekanizması, ekonomi de sadece kümülatif arz tarafını, yani üretim sorununu çözebilmekte ve piyasalarda tekelleşmeye yol açarak serbest rekabeti monopol ve oligopol piyasaların oluşmasıyla kesinlikle önlemektedir. Bu yüzden son iki asırdır sürekli olarak gerek Bankaların gerekse Firmaların satınalmalar ‘ Mergers&Acquisitions’ yoluyla tekelleşme eğilimiyle serbest rekabeti önlediğine ve piyasa otomatizmasının etkin kaynak dağılımını sağlayamadığına şahit olmaktayız. Halbuki, Kümülatif Talep tarafının da, yani faiz tanımına aynen Spread de olsuğu gibi sanal sosyal kaynak bileşeninin de eklenerek, sosyal ve adil gelir paylaşımı ile talep yetersizliğinin önlenmesi sağlanabilir. Nitekim John Maynard Keynes de, ‘ The General Theory of Interest and Unemployment’ kitabın da faiz oranları ile işsizlik konusunu birlikte ele almakta ve Kümülatif Arz ile Kümülatif Talebin çakışması veya dengelenmesinin de ancak faiz oranları ayarlanmak suretiyle gerçekleştirilebileceğini ifade etmektedir.

Xxxxxxxx

Merhaba Dostlar!

Sizin için 2010 da hakkınızda hayırlı olan tüm dileklerinizin gerçekleşmesini dilerim.

Özledim sohbetinizi

Anlatırken geçmişinizi yaşadıklarınızı

Yeniden heyecanlanıyor duygulanıyorsunuz farkında olmadan

Duygularınız ve tutkuların gözlerinizde aynen okunuyor

Sanki aynı anı yeniden yaşıyorsunuz!

Ben de de vardı bunun aynısı genç iken

Demek ki samimi olan unutmuyor unutamıyor geçmişini öyle kolay kolay;

Çünkü tüm içtenliğiyle yaşıyor; zamanı aşarak, ölüm korkusunu da aşıp ebediyete koşarak!

Sevgiyle kalınız!

Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele el ele verin çocuklar

Bir dünya bırakın biz çocuklara
Islanmış olmasın göz yaşlarıyla
Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele el ele verin çocuklar

Bir bahçe bırakın biz çocuklara
Göklerde yer açın uçurtmalara
Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele el ele verin çocuklar

Bir barış bırakın biz çocuklara
Ulaşsın şarkımız güneşe aya
Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele el ele verin çocuklar

Bir dünya bırakın biz çocuklara
Üstüne yazalım sevgili dünya
Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele el ele verin çocuklar

 

 

 

ENERJİ SU VE GIDA SEKTÖRLERİNİN KAYNAK VERİMLİLİĞİNİN HAYATİ ÖNEMİ:

KENDİ KENDİNE YETEBİLMEK HAYATI DEVAM ETTİREBİLMEK!

Küresel Yönetilebilirlik kavramı

 

KAYNAK YÖNETİMİ VE SOSYOEKONOMİK DEĞERLER SİSTEMİ

Çelişkiler, Hileler ve Gerçekler

Bilim Dünyası Ekonomi –Finans Dünyası ve Hükümetler

Güç Nedir? Başarı nedir? Dengeler, Değerler, Fiyatlar ve Oranlar

Ekonomik Fikirler, Teoriler , Bağımlılıklar ve Menfaatler

Gerçek Yönetim Problemi nedir? IWF IBRD WTOve WTO öncesi GATT…

Serbest Ticaret ve Rekabetle Büyüme

Koruma ve Küreselleşme

1980 lerde Latin Amerika Ülkelerinin Borçlanma Krizleri

1997/98 Asya Krizi

2001 Arjantin Krizi

 

 

TARİHSEL PERSPEKTİF VE EKONOMİK ANALİZ:

 

 Keynes, J. Maynard, İstihdam Faiz ve Para Genel Teorisi, (Çeviren: Asım Baltacıgil, Minnetoğlu Yayınları, İstanbul, 1980) adlı temel eserinde, gelir dağılımı konusundan kısaca söz etse de teorisinin özünde gelir dağılımı konusuyla pek ilgilenmediği görülmektedir. David Ricardo ise ekonomistlerin büyüme ve refah artışı kadar, bu büyüme ve refah artışının üretime katılanlar arasında nasıl paylaşılacağının araştırmaları ve tartışmaları gerektiğine inanmaktadır. Esasen ekonomik anlamda işlevsel bir güç kavramı tanımlanamadıkça, ekonomik karar süreçlerinde bilimsellik, ölçülebilirlik ve neden sonuç ilişkilerinden bahsetmek de mümkün değildir.

 

 Ekonomik büyüme ve refah teorileri boş ve aldatıcıdır. Nitekim faiz mekanizması sayesinde, dünya da üretim sorunu halledilmiş ve dünya ekonomisinde muazzam atıl kapasiteler oluşmuştur. Asıl önemli olan ise paylaşım sorununun çözülerek talep yetmezliğine ve işsizlik sorununa çözüm bulmaktır. Bireyler için işsizlik nasıl bir tehdit ise şirketler için de atıl kapasite aynı tehdidi ifade etmektedir.

 

Karl Marx, Sermaye ‘Das Kapital’ adlı temel eserinde, emeğin değer teorisini salt yalın zaman değeri üzerine kurmuştur. Halbuki emeğin kalitesi ve hüneri, verimliliği, teknolojik know-how bilgisi, emeğin salt yalın zaman değerinden çok daha önemlidir. Marx, herhangi bir malın değerinin belirlenmesinde, üretim sürecinde harcanan emeğin salt yalın zaman değerinden çok bilgi ve hüner değeri, emeğin kalitesi ve verimliliği, sermaye değeri, bilgi yoğun kaliteli emeğin sermaye birikimine en az sermayenin kendisi kadar katkıda bulunabileceği (Innovation) gerçeğini göz ardı etmektedir. Diğer taraftan tüm ekonomik süreçlere zaman değerini katan faiz kavramıdır. Faiz mekanizmasının işlerliği, ekonomide sürekli borçlanmayı kabul edenlerin bulunmasına bağlıdır. Faiz mekanizması sayesinde sermaye birikimi zaman otomatizmasına bağlanmaktadır. Marx’ ın en önemli ve doğru tesbiti ise faiz mekanizmasının ekonomi de serbest rekabeti yok ederek, piyasalarda tekelleşme sonucunu doğuracağına işaret etmesidir.

Paranın hem piyasalarda üretilen tüm mal ve hizmetlerin değişim aracı olması, hem de değer saklama aracı olması birbiriyle çelişen amaçlar olmaktadır. Diğer taraftan paranın küresel bankacılık sistemince istenildiği kadar çarpan etkisiyle çoğaltılabilmesi ile piyasalarda hem gerçek değere dayalı mal ve hizmet değişimi, hem de paranın gerçek zaman değerinin -miktarıyla oynanarak- değiştirilebilmesi yüzünden piyasalarda hiçbir zaman gerçek arz ve talebin kesiştiği yerde fiyatların oluşamaması, piyasa mekanizmasının ekonomi kitaplarında anlatıldığı şekilde işleyememesi sonucunu doğurmaktadır.

 

DERS KİTAPLARINDA OKUTULAN EKONOMİK TEORİLERİN YANLIŞLANMA KRİZİ :

 

2009 yılında, Avrupa ve Avustralya Üniversitelerinde Ekonomi Profesörleri, Prof. Bernd Senf ve Prof. Jürgen Kremer FH- Berlin ve Prof.Steve Keen, Associate Professor in Economics and

Finance an der Universität von Western Sydney, Makro ve Mikro Ekonomik Teorinin temelinde önemli mantıksal ve matematiksel hatalar ve çelişkiler bulunduğundan, düzeltilmesi, hatta tamamen yeniden yazılması gerektiğini yaptıkları yayınlarında ifade etmektedirler. Önemli temel ekonomik büyüklüklerin (milli gelir, faiz, döviz,..) tamamen statik ve tek boyutlu olarak realite dışı tanımlandıkları; bunların zaman boyutlu değişkenliklerinin ve reel dinamizmlerinin tamamen yok sayıldığı; talep eğrisinin kesinlikle yatay olmadığı, marijinal verimliliklerle marijinal maliyetlerin eşitlenmesinin, kar maximizasyonu sağlamadığı da mantık ve matematik olarak ıspatlanmıştır. İşletmelerde Marshall Teorisinin yerini de artık Keen Optimizasyonu almaktadır. Ekonomik teori Steve Keen yaklaşımıyla, matematiksel olarak yanlışlandığında, geriye hiçbir önemli geçerli ekonomik bilgi çıkarımı da kalmamaktadır. Keen, piyasalarda ders kitaplarında anlatılan serbest rekabetin olmadığını, isteyen firmanın ya da piyasa oyuncusunun teoride varsayıldığı gibi piyasalara girip çıkamadığını, fiyatların ve üretim miktarının marijinal maliyetlere göre ve rakip firma sayısına göre değil, tekelci piyasa yapısı ve piyasada sadece tek bir firma varmışcasına, bazen de karşılıklı firmalararası gizli anlaşmalarla belirlendiğini, marijinal verimlilik artışı ile marijinal maliyet artışları eşitlendiğinde, kar maximizasyonu hedefine kesinlikle ulaşılamayacağını ıspatlamaktadır. Bakınız ‘Steve Keen (2001). Debunking Economics: thenaked emperor of the social sciences, Pluto Press & Zed Books, Sydney & London; Steve Keen (2004). Deregulator: Judgment Day for Microeconomics, Utilities Policy, 12: 109 —

125.;Steve Keen (2004). Why economics textbooks

must stop teaching the standard theory of the

firm, www.debunking-economics.com.; Steve Keen and Russell Standish (2005). Irrationality

in the neoclassical definition of rationality,

American Journal of Applied Sciences

(Sp.Issue): 61-68.; Steve Keen and Russell Standish (2006). Profit maximization, industry structure, and competition: A critique of neoclassical theory. Physica A370: 81—85 ; Steve Keen and Russell Standish (2006). Debunking the theory of the firm–a chronology, American Review of Political Economy

(http://www.arpejournal.com), (forthcoming) ; Steve Keen (2007). Warum Wirtschaftslehrbücher

die Standard-Theorie des Unternehmens

nicht mehr unterrichten dürfen, in Bernd Lu-

derer (Hrsg.) Die Kunst des Modellierens,

Mathematisch-Ökonomische Modelle, Teubner’.

 

Bundan 52 yıl önce Ekonomi dalında Nobel ödülü alan, George Stigler’in 1957 de yayınladığı makalesinde; bkz. George J. Stigler (1957), Perfect competition, historically contemplated. Journal of Political Economy 65: 1-17, ekonomi teorisindeki temel çelişkilere değindiği, ancak ders kitaplarında buna hiç değinilmediğini de hatırlatalım. Merkantilist teorinin, ilgili menfaat sahibi tüccarlarca, İngiltere’ de zamanın Üniversite profesörlerine rüşvet dağıtılarak ve maaş bağlanarak yazdırılan kitaplar sayesinde kitlelere yayıldığı iyi bilinmektedir.

 

Yahudi kökenli Hedge-Fonds zengini, ünlü finans spekülatörü George Soros’ un da, bugün kendi mali ve ekonomik hedeflerine ve çıkarlarına uygun olduğundan olsa gerek, milyarlarca dolar harcayıp medyatik sosyal vakıflar kurarak, gelişmekte olan ülkelerde kendi ürettiği Refleksivite teorisini yaymaya çalışması, kendi reklamını yapması da pazarlama yatırımı değil midir?. Hayatta hiç birşey boşuna, kendiliğinden ve bedava yapılmamaktadır; her eylemin arkasında kesin önemli bir çıkar ve neden-sonuç ilişkisi yatmaktadır.

 

Ders kitaplarında anlatılan klasik ekonomi teorilerinde temel kavramlar ve analizler hep statiktir; zamana bağlı milli gelir ve varlık serileri, tasarruf ve yatırım analizleri, kompleks faiz ve stochastic borç servisleri, risk tanımı yoktur.1981 yılında Almanya’ da Braunschweig Teknik Üniversitesinde yazdığım ‘ Türkiye de ve Dünya da Enerji Ekonomisi; Bugünün ve Geleceğin Problemlerinin Analizi’ konulu doktora tezimde yaptığım kompleks faiz tanımı ile enerji ve finans piyasaları arasındaki bire bir bağımlılığı ve denge ilişkisini tanımladığımda, doktora tezi danışmanlığımı yapan Alman Profesörler, Ulrich Berr, Wilhelm ve Engeleiter, bu konuda ekonomik literatür bulamayacağım gerekçesiyle, bu bölümü doktora tezimden çıkarmamı istediklerinde, doktor ünvanı almayacağımı ifade ederek şiddetle karşı çıkmıştım.

 

Klasik makro ve mikro ekonomi ders kitaplarından yanlış ve eksik, sadece üretim ve arz sorununu çözen, ancak tüketim ve talep tarafını tamamen göz ardı ederek, sürekli atıl kapasiteye ve döngüsel ekonomik finansal krizlere; tekelleşmeye yol açarak, piyasalarda serbest rekabeti ve fiyatların oluşmasını önleyen faiz ve faize dayanan sermaye birikimi; ekonomik büyüme kavramını çıkarsanız, geriye milli gelir, tasarruf, yatırım, sermaye birikimi, varlık değerleri, gelir dağılımı, işsizlik gibi tüm önemli temel ekonomik kavram ve değişkenlerin, zamana göre değişimini, tutarlı ve dinamik, ölçülebilen ekonomik verilere, güç tanımına dayanan neden- sonuç ilişkileri kurarak, bilgi türetme derinliği ve kavram sistematiğine tutarlılık, berraklık, derinlik ve bilimsellik katacak, karar vericilere zamana bağlı empirik verilere dayanan karmaşık ve dinamik bir ekonomik analiz; risk ölçme, test ve değerlendirme yapabilme imkânı ve kabiliyeti kalmamaktadır.

 

 

Makro ve Mikro Ekonomi Klasik Ders kitaplarında verilen basit gezginci tüccar, dondurma satıcısı, süt ve inek çiftliği gibi yalın misaller ve bunlarla ilgili basit ve uyduruk veriler, gerçek ekonomik hayatın karmaşıklığını, çeşitliliğini, derinliğini, karar seçeneklerini, risk kavramının ihtimal dağılımları üzerinden zamana bağımlılığını kapsayabilebilecek mimari ve fonksiyonel, bilimsel ve sistematik özellikte değildir. Bu yüzden de, büyük ekonomik ve finansal krizler hiçbir zaman ekonomistler tarafından sağlam ve güvenilir, ölçülebilir verilere dayanan bilimsel analiz yöntemleriyle, kapsamlı olasılık tanım ve dağılımlarıyla, neden sonuç ilişkileriyle önceden tahmin edilememektedir. Finansal risk ölçme, geleceğin belirsizliklerini doğru değerlendirme, IT-destekli iş zekası yöntemleri kullanıp belirsizliği en aza indirgeyerek, azami kaynak verimliliği artışı sağlayacak doğru kararlar alma, ölçülebilir verileri değerlendirip tutarlı ve kalıcı bilgi türetme, bilimsel anlamda dinamik ekonomik analiz yapma, ancak en üst düzeyde soyut, dinamik ve tüm amaç, araç ve kısıtların limitsel bağımlılık (boundary conditions and stochastic transition probalities) sınır ve ihtimallerini kapsayıcı en soyut matematiksel yeni ekonomik kavramların ve nihayet sosyal bilimlerde işlevsel ve standart bir güç kavramının uzlaşılarak tanımlanmasıyla mümkündür. 

 

Faiz kavramı ancak borç kavramı ve borçlanmayı kabullenenlerin olması halinde anlam kazanacağından ekonomi kitaplarında önce bu kavramların ve ilgili zaman serilerinin berraklıkla ve tutarlılıkla tanımlanması gerekir. Halen ekonomi kitapları, Tanrısı ne pahasına olursa olsun, insanı ve insan haklarını, tabiatın sınırlarını dahi yok sayarak sadece büyümeyi ve maddi refahı amaç edinmiş, salt analojiye dayanan, bilgi kaynağı sadece vahiy olan benzetme temelli (ikonik) kutsal din kitaplarına benzemektedir. Ekonomi kitaplarında anlatılan uyduruk ve yüzeysel ekonomik varsayımlar ve kabuller, hayatın sonsuz çeşitlilikteki gerçeklerini, tekliğini ve en üst düzeyde makro ve mikro seviyede karmaşıklığını kesinlikle kapsamamaktadır.

 

Referans Listesi:

Alan Blinder, E. Canetti, D. Lebow, and J. Rudd

(1998). Asking About Prices: a New Approach

to Understanding Price Stickiness, New York:

Russell Sage Foundation.

 

Paul Downward and Fred Lee (2001). Post Key-

nesian pricing theory reconfirmed? A critical re-

view of Asking About Prices. Journal of Post

Keynesian Economics 23 : 465-483.

 

Bernhard Felderer, Stefan Homburg (2005). Makroökonomik

und neue Makroökonomik, 9. Auf-

lage, Springer.

 

Steve Keen (2001). Debunking Economics: the

naked emperor of the social sciences, Pluto Press

& Zed Books, Sydney & London.

 

Steve Keen (2004). Deregulator: Judgment Day

for Microeconomics, Utilities Policy, 12: 109 —

125.

 

Steve Keen (2004). Why economics textbooks

must stop teaching the standard theory of the

firm, http://www.debunking-economics.com.

 

Steve Keen and Russell Standish (2005). Irrationality

in the neoclassical definition of rationality,

American Journal of Applied Sciences

(Sp.Issue): 61-68.

 

Steve Keen and Russell Standish (2006). Profit

maximization, industry structure, and competi-

tion: A critique of neoclassical theory. Physica A

370: 81—85

 

Steve Keen and Russell Standish (2006). Debunking

the theory of the firm–a chronology,

American Review of Political Economy

(http://www.arpejournal.com), (forthcoming).

 

Steve Keen (2007). Warum Wirtschaftslehrbücher

die Standard-Theorie des Unternehmens

nicht mehr unterrichten dürfen, in Bernd Lu-

derer (Hrsg.) Die Kunst des Modellierens,

Mathematisch-Ökonomische Modelle, Teubner.

 

N. Gregory Mankiw (2001). Grundzüge der

Volkswirtschaftslehre, 2. Auflage, Schäffer-

Poeschel.

 

Robert H. Nelson (2001). Economics as Religion,

From Samuelson to Chicago and Beyond,

University Park: Pennsylvania State University

Press.

 

P.G. Rosput, (1993). “The limits to deregulation

of entry and expansion of the US gas pipeline

industry”, Utilities Policy, 1: 287-294.

 

George J. Stigler (1957), Perfect competition,

historically contemplated. Journal of Political

Economy 65: 1-17.

 

Stiglitz, J.E. (1999), Volkswirtschaftslehre, 2.

Auflage, Oldenbourg:17

 

 

 

 

BANKACILIK , SİGORTACILIK VE FİNANS SİSTEMİ:

 

Mevcut küresel bankacılık ve sigortacılık sistemi sayesinde, sermayenin riski sıfırlanmaktadır. İnsanların gelecek korkuları sigorta kavramıyla paraya dönüştürülmekte ve kağıt üzerinde alınıp satılmaktadır. Sigorta ve finans matematiği, finans türevleri denilen ve sürekli borçlanma mekanizması sonunda piyasaların faiz mekanizması nedeniyle tekelleşmesi, sürekli atıl kapasitelerin oluşturularak gelir dağılımının bozulmasına, likidite darlığı sonucunda periyodik olarak talep yetersiziği oluşmaktadır.

Böylece sonuçta üretimin asıl hedefinin tüketim olduğu gerçeği yok sayılarak serbest rekabet ortamı da yok edilmektedir.

 

Harcanacak geliri(disposable income) olmayan kitlelerin reklamla tüketime yönlendirilmeleri de mümkün olmadığından, bu kitlelerin sürekli borçlandırılmalarına yönelik kredi kartları, vadeli çekler senetler ve diğer finans türevleri piyasalara sunulmaktadır. Böylece ekonomik sistem de herhangi bir gerçek üretim ve tüketim talebine karşılık olmayan, herhangi bir gerçek ekonomik mal ve hizmet değeri ifade etmeyen hayali kâğıtlarla sistemde parasal şişme sağlanmaktadır. Henüz hiçbir gerçek mal veya hizmet karşılığı olmadan, herhangi bir gerçek üretim değeri ve tüketim talebini ifade etmeyen trilyonları bulan hayali para, gelecekte oluşacak hayali zaman serileri, nakit gelir akımları olarak bankacılık ve sigortacılık sistemince çarpan etkisiyle çoğaltılmaktadır. Bu durum, her on yıllık döngüsel yapısal krizlere, finans balonlarına neden olmaktadır.

 

 

 

Dengeli ve adil gelir dağılımıyla, işsizlik sorunu nedense, hem ekonomik modellerde, hem de insanlık tarihinde en önemli çözülmesi gereken temel sorunlar olarak tanımlanmamıştır. Özellikle piyasaların tekelleşmesi sonucu artan işsizlik ve bunun sonucunda gelir dağılımının gittikçe daha da bozulması sonucu oluşan talep yetmezliği ve atıl kapasite meselesi çözümsüz sorunlar olarak son yüzyılda varlığını daha çok hissettirmiştir. Bilinen modern ekonomi teorisyenlerinin insanlığa sunduğu tüm ekonomik modeller, ihmal edilen işsizlik ve gelir dağılımı, talep yetmezliği, likidite darlığı ve atıl kapasite sorunu hakkında çok fazla temel ve gerçekçi çözüm önerememiş ve üretememiştir. Örneğin serbest piyasa ekonomisi, özelleştirme furyasından sonra Bankalardan başlayarak yeniden devletleştirme dönemine girmiştir. Ekonomik teoriler ve sistemler, gelirin adil dağıtılması ve tekelleşmenin önlenmesi konusunda, ekonomik büyümenin sağlanması konusunda olduğu kadar iyi bir çözüm ortaya koyamamıştır. Nitekim büyüme ve refah artışının, artı değerin adil dağıtılamaması da yüzyılın ikinci yarısında sosyal refah devleti anlayışının meydana gelmesinde en büyük rol sahibi olmuştur. Bu bakımdan, üretilen katma değerin ve refahın, kabul edilebilir makul ve adil paylaşımı, yapısal işsizliğin önlenmesi her ulusal ekonomi için üzerinde önemle durulması gereken esas konudur.

 

ABD’de 2008 Eylül ayında patlak veren mortgage krizin ardından, küresel finans piyasaları son zamanların en kötü güven ve likidite krizi dönemini yaşıyor. Neredeyse felç durumunda olan finans sektörüne, ABD tarafından hazırlanan 700 milyar dolarlık kurtarma planı da yetmedi.

 

158 yıllık geçmişiyle ABD ye göç eden üç Alman tarafından kurulan dünyanın en büyük yatırım bankası ve beşinci büyük bankası olan Lehman Brothers, piyasaları şoka sokarak iflas edince, hemen Wall Street tahtalarından adı silindi ve LB yerine, yeni sahibi olan Barclays Capital adı yazıldı. Milyarlarca dolar kazanmak, kaybetmek, hafızalardan silinip unutulmak küresel finans piyasalarında bu kadar çabuk olabilir mi?

Amerika daki Kuzey-Güney İç Savaşını, İki dünya savaşını, 1929 daki Büyük Krizi ve 11 Eylül 2001 Terör saldırısını aşan Lehman Brothers 2008 Küresel Krizini aşamadı ve Titanic misali 15 Eylül 2008 de aniden battı.

 

Battığın da geride defter değerinden çok daha fazla risk bırakmıştı. Bankacıların gözlerini bürüyen aşırı kar ve kazanç hırsı gerçeklerle akıl mantık bağlarını koparmıştı. O zamanın ABD Başkanı George W. Bush un yeğeni olan George Walker, Lehman Brothers Varlık Yönetimi Sorumlusu olarak Başkan a telefonla ulaşmak istedi ancak başaramadı. Sonuçta 6 Trilyon Dolarlık CDS(Credit Default Swaps), 30 Milyar Dolarlık Köprü Kredisi, 60 Milyar Dolarlık Konut İpotek Kredileri, 40 Milyar Dolarlık Borsa Hisseleri ile muazzam bir varlık değeri olan Lehman Brothers Yatırım Banklası, 15 Eylül 2008 de, Pazar gecesinden Pazartesi gecesine Küresel Finans mekanizması çarklarınca iflasa mahkûm ediliyordu.

 

15 Eylül 2008 de Lehman Brothers ın iflasıyla derinleşen küresel kriz ABD ekonomisini olduğu kadar Avrupa ekonomilerini de çok olumsuz etkilemeye başladı. Avrupa Yatırım Bankaları (Örneğin HypoVereinsbank) ve Yerel Yönetimleri de önemli miktarda Lehman Brothers hisselerini yatırım aracı olarak satın almışlar ve müşterilerine satmışlardı. Gelişmekte olan ülkeler ise henüz böyle yüksek riskli ve yüksek getirili finans yatırımları yapamadıklarından henüz krizin etkilerini kısa vadede belirgin bir şekilde hissetmeye başlamadı. Dünyaca ünlü Paul Krugman, Joseph Stiglitz gibi ekonomistler, ABD subprime krizinin sadece ABD finans sistemi içinde kalmasının beklenemeyeceğini, işsizlik ve şirket iflaslarının artacağını, tüketici güveninin ve piyasa istikrarının yeniden sağlanması için en az dört yıl geçeceğini söylüyorlar. Frankfurt’tan Paris, Londra ve Washington’a, Hong Kong’tan New York ve Tokyo’ ya kadar dünyanın çeşitli bölgelerinde alınan tüm devlet garantisindeki teminat ve tedbirlere, açıklanan yüklü kurtarma paketlerine rağmen dünya ekonomisinde toplam varlık değeri kaybı 4 Trilyon doları aşmıştır. Bu kaybın refinansmanının yeniden sağlanması ve eriyen varlık değerlerinin eski seviyelerine ulaşması yıllarca sürecektir. Nasıl ki 1929 Dünya Ekonomik Buhranı sonucu dünya da oluşan işsizlik ve ticaretin daralması, 1933 de Almanya’ da Hitler in İktidara gelmesine ve 1945 de İkinci Dünya savaşının başlamasına zemin hazırlamışsa, 2008 Küresel Finans Krizinin siyasal, ekonomik ve askeri güç etkileri de muhtemelen onyıllar sonra dünya güç dengelerinin değişmesine yol açabilecek yeni işsizlik dalgaları ve sosyal patlamalar ve borç krizleri, devletlerin iflası şeklinde görülecektir.

 

Her şey ABD’nin küçük subprime pazarında başladı. Bankalar, düşük gelirli, hatta işsiz ailelere çok kolay şekilde kredi sağladılar. Konut fiyatları yükselirken, bu sistem açıktan fiyat artışlarıyla kendi kendini finanse ediyordu. Ancak 2007 de ABD’deki konut fiyatları gerilemeye başladığında, mekanizma tersine döndü. Kredi alanlar, borçlarını ödeyememeye başladılar. Onlara kredi vermiş olan kredi kurumları ise iflas etmeye başladı. Bunun ardından kriz, aktiflerin menkul kıymetleştirilmesi ile tüm finans sistemine yayıldı. 1970 yıllarında ortaya çıkan titrizasyon tekniği, bir bankanın kredi risklerinin diğer bankalara veya bankacı olmayan yatırımcılar arasında yeniden dağıtımını sağlamaktadır.

 

Daha genel bir açıdan bakıldığında ise, kriz ABD kredi piyasalarındaki likidite fazlalılığın bir sonucu olarak gösteriliyor. 1990 yıllarında ABD Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan tarafından uygulanan gevşek para politikası, krediyi çok ucuzlatan sıfıra yakın düşük faiz oranları, 1990 lardan itibaren New York borsasında, İnternet şirketleri(New Economy) başta olmak üzere, spekülatif finans balonlarının ve sadece kağıt üzerinde varolan şirketlerin oluşmasına yol açtı. Bu balonlar nihayet 2000 yılının ilk çeyreği sonunda patlayınca, Amerikan Merkez Bankası Federal Reserve (FED)’in para politikası, ABD ekonomisinin ayağa kalkmasını sağlamak için yeniden gevşetildi. FED Başkanı Alan Greenspan, ‘The Age of Turbulence’ adlı kitabında tüm felaketin başlangıcı olarak gördüğü 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından faiz oranlarını yüzde 1’e kadar indirdi. Bu faiz indirimi sonuçta iç tüketimi ve ev satışlarını artırdı, şirketlerin yatırımlarını çok ucuza borçlanarak finanse etmlerini sağladı . Bununla birlikte   finans sektöründe farklı kredi verme yöntemlerinin ve finans türevlerinin, yeni borçlanma ürün ve yöntemlerinin gelişmesine yol açtı. Nihayet konut kredilerindeki “aşırı artış” ve konut sektöründe varlık değerlerinin düşmesi, borcun borçla çevrilememesi sonucuna yol açtı. Milyonlarca Amerikalı evsiz ve işsiz kaldı. Bankalar arasında dahi para alışverişleri durdu ve bu likidite krizi sonucunda bankalar verilen garantilerle devletleştirildi. 

 

Dünya ekonomisini ve finans sistemini birbirini çeviren dişli çarklar ve bu çarkların senkronizasyonunu sağlayan zaman otomatizması şeklinde düşünürsek, domino etkisiyle ABD konut sektöründe geri dönmeyen kredilerin ve varlık değerlerindeki erimenin tüm sistemi felç edeceğini, kümülatif arz ve talep dengelerinin bozulacağını akledebiliriz.

Kriz sadece ABD mortgage kredilerini değil, tüm bankacılık sistemini ve menkul kıymet haline dönüşen tüm kredi türlerini (otomobil, tüketim vs) de, olası tüm para değeri ve varlık değerlerini eritmiştir.. Etkilenen kredilerin toplam değeri binlerce milyar dolara ulaşıyor. Mortgage kredileri ise sadece 1 300 milyar doları temsil ediyor. Kriz sadece, mortgage kredileri veren kurumları değil, menkul kıymetleştirme yoluyla bankalar, hedge fonları, sigorta şirketleri, emeklilik fonları gibi kredi piyasalarına yatırım yapan tüm finans aktörlerini ilgilendiriyor. Interbank, yani bankalar arası piyasalarda dahi yaşanan güven kaybından dolayı bankalararası para alışverişleri de kilitlendi; devlet müdahalesi kaçınılmaz oldu.

 

ABD’nin beşinci büyük bankası Lehman Brothers gibi bir banka iflas edebiliyorsa, 150 yıllık geçmişi olan bir kurum birkaç hafta içinde buharlaşabiliyorsa, borsa da işlem gören hiçbir şirket, hatta devletler dahi kendilerini güvende hissedemez.. Bugün en fazla risk altında olan bankalar, dünün en aktif ve dünyanın en güçlü yatırım bankalarıydı.

 

UBS ve Credit Suisse gibi büyük İsviçre bankaları dışında, Avrupa’nın büyük bankalarına bakıldığında, bu bankaların çok uzmanlaşmış bankalar olmadığı dikkat çekiyor. Avrupa bankalarını küresel krizin etkilerinden koruyan unsurlardan biri de bu. Öte yandan perakende bankacılık faaliyetlerinden de önemli kar sağlıyorlar.

 

4.Dünya çapında bir borsa krizi söz konusu olabilir mi?

Banka iflaslarının birbiri ardına geldiği ve krizin ABD ve Avrupa ekonomilerini etkilediği dikkate alınırsa, yatırımcıların çok fazla umutlu olmasını gerektirecek bir durum yok. Fakat eğer bu kriz, ekonomistlerinin dediği gibi, iki ay içinde Wall Street’in yüzde 48 oranında değer kaybetmesine yol açan 1929 krizi kadar kötüyse de, piyasalar hala ayakta durmayı başarıyor. Teknik olarak borsa krizinden söz etmek için bir seansta yüzde 10’un altında bir düşüş yaşanması gerekiyor. Oysa ABD ve Avrupa borsalarında en kötü panik durumlarında bile yüzde 7’nin üzerine çıkan bir değer kaybı yaşanmadı.

 

Uzmanlara göre, 1987 yılında yaşanan krizin ardından, bugün piyasaların hemen çökmemesine yönelik alınan sıkı koruma önlemleri var. Öte yandan petrol üreticisi ülkelere ait olan petrodolarlar ve merkez bankalarının sağladığı para enjeksiyonları sayesinde küresel likiditenin fazla olması da çok sert çöküşlere engel oluyor. 

 

5.Kriz dünyanın geri kalanını neden etkiliyor?

Başta tahmin edilenin tersine, subprime krizi sadece ABD toprakları ile sınırlı kalmadı. Uzmanların dediği gibi “ABD tüm sorunlarını da dünya geneline ihraç etmeyi başardı.” Dünyaca ünlü ekonomist Joseph Stiglitz de “Küresel bir dünyada, subprime bulutunun ABD sınırlarını aşmayacağını düşünmek gerçekçi olmazdı” diyor. Finansal küreselleşmenin son senelerde hız kazanmış olması, bu salgının daha hızlı yayılmasına yol açtı. ABD’de yaşanan her şok, tüm dünyada etkisini hissettiriyor.

 

6.Küresel finans krizi reel ekonomiyi nasıl etkiliyor?

Reel ekonomi, yani sanayi üretimi, yatırımlar, istihdam gibi alanlar uzun bir süre dayanıklılık gösterseler de, sonunda finans krizinden etkilendiler. ABD’de işsizlik oranları haftalardır artış içinde. AB ve Japonya’da 2008 yılının ikinci çeyreğinde negatif büyüme gerçekleştirdiler. Hammadde fiyatlarındaki artışa eklenen finans krizi, farklı kanallara yayıldı. Bunlardan biri kredi fiyatlarının yükselmesi oldu. Merkez Bankaları’nın parasal piyasalardaki gerilimi düşürmek için gösterdikleri çabalara rağmen, faiz oranları yükseldi. Bankalar faiz verme şartlarını zorlaştırdı. Meydana çıkan kredi krizi, yatırımların ve tüketimin önemli ölçüde azalmasına yol açtı. Bu da büyümeyi olumsuz etkiledi. Bunun yanı sıra bankacılık sistemindeki istikrarsızlık ve kredi kurumlarının birbiri ardına iflas etmesi, ekonomik oyuncuların moralini olumsuz etkiledi. İş dünyası karar vermeden önce, fırtınanın dinmesini bekliyor. Bu da ekonominin felç olmasına yol açıyor.

 

7.Gelişmekte olan ülkeler krize dayanabilecek mi?

Büyük ekonomileri olumsuz etkileyen finans krizi, şu ana kadar gelişmekte olan ülkelere bulaşmadı. Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin ekonomilerinde büyüme oranları çok negatif bir tablo yansıtmıyor. Hatta Çin’de yüzde 10 seviyelerinde kalmaya devam ediyor. Güney ülkelerinin kuzey ülkelerine bağımlılığını ortaya koyan daha önceki krizlerin tersine, subprime krizi, bu yeni ekonomik güçlerin bağımsızlıklarını güçlendirdiklerini ortaya koydu büyük ölçüde. Dünya Bankası rakamlarına göre doğu Asya ülkelerinde 1981 yılında yüzde 80 olan fakirlik oranı, 2005 yılında yüzde 18’e düştü. Bu arada, tüm ekonomistler Çin gibi diğer gelişmekte olan ekonomilerin subprime krizi ile mücadele edebileceği düşüncesini onaylamıyor. Ekonomik Analiz Merkezi (CAE) uzmanlarından Jacques Mistral, “Amerikan kapitalizminin zayıflaması bir gerçek, fakat gelişmekte olan ülkeler sanıldığından çok daha zayıflar” diyor. Mistral’e göre, Çin, batı ekonomilerindeki dalgalanmalara diğer ülkelere oranla daha hassas konumda. Bunun nedeni de, Çin mallarının başlıca ihraç edildiği pazarların ABD ve Avrupa pazarları olması.

 

8.Krize yönelik çözümler neler?

Ekonomistlerin ortak görüşü bu tür bir krizin, sadece likiditeyi artırarak çözüme ulaşamayacağı yönünde. Yani bankaların kendilerini finanse edebilmeleri için finans sistemine para enjekte etmek çözüm değil. Finans sisteminin tüm düzenlemelerinin yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor.

 

Çözümlere yönelik tartışmalara birkaç konu üzerinde odaklanıyor: Finans alanında düzenlemelerin olmadığı bölgelerin kaldırılması; şirket kredi risklerini değerlendiren derecelendirme kuruluşları için daha katı kuralların belirlenmesi; G7’nin yerini, gelişmekte olan ülkelerin bir araya toplandığı G20’nin alması ve bu ülkelerin sahip olduğu fazla likidite sayesinde küresel krize çözüm üretilmesi; Avrupa’da bankacılık sektörünü kontrol altına alacak bir üst mekanizmanın oluşturulması bu konulardan bazıları. 

Dünyanın en büyük bankaları

 

Dünyanın dördüncü büyük bankası iken Merrill Lynch’i satın alan Bank of America, Industrial & Commercial Bank of China’nın (ICBC) ardından ikinci sıraya yerleşti.

 

2009 yılında toplam piyasa değerleri temelinde dünyanın ilk 20 bankası şöyle sıralanıyor:

 

    

 

     1- ICBC 206 milyar dolar

 

     2- Bank of America/Merrill 198 milyar dolar

 

     3- HSBC 191 milyar dolar

 

     4- China Construction Bank 168 milyar dolar

 

     5- JP Morgan Chase 141 milyar dolar

 

     6- Bank of China 123 milyar dolar

 

     7- Wells Fargo 113 milyar dolar

 

     8- Banco Santander 101 milyar dolar

 

     9- Citigroup 98 milyar dolar

 

     10- Mitsubishi UFJ 87 milyar dolar

 

     11- BNP Paribas 84 milyar dolar

 

     12- UniCredit 71 milyar dolar

 

     13- Royal Bank of Scotland 69 milyar dolar

 

     14- Intesa SanPaolo 66 milyar dolar

 

     15- Royal Bank of Canada 62 milyar dolar

 

     16- BBVA 62 milyar dolar

 

     17- UBS 61 milyar dolar

 

     18- US Bancorp 59 milyar dolar

 

     19- Societe Generale 55 milyar dolar

 

     20- Credit Suisse 52 milyar dolar

 

 

 

 

 

 

Küreselleşme faiz mekanizmasının karşı durulamaz ve önlenemez tabii sonucudur. Küreselleşen dünya ekonomisinde devletlerin gücü, uluslar arası şirketlerin ve tekellerin eline geçmiştir. Kümülatif arz ve talep yapısı, üretilen mal ve hizmetlerin enerji yoğunluğu değişmiş , dünyada yeni güç dengeleri ve güç eksenleri oluşmuştur. ABD dolarına bağlı dünya para sistemi bu yeni güç dengelerini yansıtmamaktadır. Küresel ölçekte, likidite bolluğuna ve faizlerin neredeyse sıfırlanmasına rağmen talep yetmezliği, atıl kapasite ve işsizlik, nüfus artışı, iklim değişikliği ve çevre kirliliği en önemli çözümsüz yapısal sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Matematiksel olarak, kapitalist ekonomik sistemde işsizlik çözülmesi gereken bir sorun olarak değil, atık bir değer (residual value) olarak tanımlanmaktadır. Bu yüzden de işsizlik sorununa çözüm hiçbir ülkede bulunamamaktadır.

 

Bilimseşl anlam da , herhangi bir problemin çözümünü bulabilmek için, önce problemin kendisini tam doğru ve tek (unique) olarak tanımlamak, ölçülebilir hale getirmek, ve ancak ondan sonra da çözmek mümkün olabilir. Kontrol altında tutulabilen enflasyon ortamında, sadece büyüme ve refah artışı sağlamaya yönelik, kaynak verimliliğini, kaynakların yerine koyma ve tekrarlanabilme özelliğini (reproduction) göz ardı eden ekonomik ve finansal teoriler boş ve aldatıcıdır. Esas ekonomik problem, adil paylaşım sorunudur. Ekonomide herhangi bir dönemde üretilen refah ve katma değer artışının, üretime katılılanlar arasında adil ve kalıcı ölçeklerle paylaşılabilmesi, böylece gelir dağılımının düzeltilerek talep yetersizliğinin aşılması, atıl kapasitelerin önlenebilmesi için mutlaka şarttır. Mevcut faiz tanımı bu işlevi yerine getiremediğinden acilen düzeltilmesi gerekmektedir.

 

Piyasalara ne kadar ek kaynak ve likidite pompalanırsa pompalansın, mevcut parasal ve finansal sistem, uluslar arası bir uzlaşma ile yeni bir zaman otomatizmasına ve küresel ölçekte dünyanın yenilenemez enerji kaynaklarının adil sosyal bölüşümünü sağlayacak yepyeni bir kompleks faiz tanımına ve savaş sonrası dünyada oluşan yeni güç dengelerini yansıtacak yepyeni bir para birimine kavuşturulmadıkça yüzyılın bu en derin yapısal ekonomik ve finansal krizini aşmak mümkün olamayacaktır.

 

 

Krizler, nasıl meydana gelirse gelsin, kim sebep olursa olsun, sonuçta esas vergi yükünü taşıyan ve kendini savunamayacak durumda olan çoğunluğa daha çok faiz yükü, daha çok borç ödeme yükümlülüğü getiririr ve böylece geleceklerini ipotek altına alır. Güvencesiz, hilekâr açık finansman araçları, uyduruk bilanço ve muhasebe oyunları, kredi-borç türevleriyle, kâğıt üstünde dahi önceden geri ödenemeyeceği bilinen trilyon dolarlar mertebesindeki ipotek kredileri kullandırılarak, kısaca üretmeden tüketerek, imkânlarının üzerinde aşırı enerji tüketip, lüks yaşamak için aşırı borçlanan ABD ekonomisinde başlayan küresel ve bölgesel ekonomik ve finansal krizlerin asıl yükünü, yine kaynakları sömürülen dünyanın diğer yoksul sömürge ülkeleri mi taşımak zorunda kalacaklar? Bu sanal faiz ve finans politikalarıyla aşırı değerlendirilmiş ABD dolarından ve vahşi büyüme politikalarından kaynaklanan küresel doğal enerji ve hammadde kaynakları hırsızlığına insanlık ne zaman dur, yeter artık diyecektir?

 

 

PARASAL İSTİKRAR NELERE BAĞLIDIR;

 

Ekonomide Verimlilik artışları/Parçabaşı Maliyet azalışları sağlanmadan yapılan keyfi ücret artışları

Karşılıksız basılan para ile para miktarındaki artışlar

Kaynak verimliliği artışıyla dengelenemeyen yanlış faiz oranları

…..

 

http://www.ludwig-erhard-stiftung.de/files/orientierungen120.pdf sayfa 17 ve EZB- Aylık Bülteni Temmuz 2006, Sayfa 75–86, özellikle sahife 80 ve sonraki sahifeler

 

Milli Gelirin Yüzdesi olarak AB ülkelerinde 1999-2008 Ödemeler dengesi açıkları ve fazlaları

 

 

 

 

 

 

Kan su ve para

Elektrik Petrol Doğal Gaz

Faiz enflasyon ve sermaye stoku ilişkisi

 

Arz ve Talep dengeleri; Atıl kapasite, likidite tuzağı ve dengeler

 

Kelebek etkisi; asıl işe yarayan bilgi detayda gizlidir. Örneğin Yapay zeka kavramını duyarsınız, ama nasıl gerçekleştirildiğini, uygulanmasını bilmezseniz sadece, bu kavramı uygulayıp ürüne dönüştürenlerin açık pazarı, esiri ve kölesi olursunuz.

…..

Parasal/Fiziksel Büyüme ve paylaşım; kalıcı zenginleşme

 

 

 

TAbiatta en az kuvvet prensibi ve suyun kaldırma kuvveti

 

Faiz mekanizması sonucu Tekelleşme ve Kolonileştirme Döngüsel Yapısal Krizler ve Kurumsal Kaynak Planlaması

 

Ekonomik sistemin kuruluş ve varoluş maksadı, insanları mutlu etmektir. Acaba Türk insanı mutlu mu?”

Sosyal Devlet ve yeni Sosyal Bankacılık

Evini bırakıp ormanda yaşayanlar!

Küresel Finans Krizi tekrarlanabilir mi? Kriz Nasıl Kontrol altına alındı?

Tekrar Küresel bir kriz olur mu?

YAŞANAN KÜRESEL LİKİDİTE KRİZİ Mİ;YAPISAL VE PARASAL BİR SİSTEM KRİZİ MİDİR?

Tabii para ve yapay (banka)para ile tabii kan ve yapay kan analojisi

Doğru teşhis edilemeyen, virüsü veya mikrobu doğru tanımlanamayan bir enfeksiyon hastalığının, alışılmış geleneksel tıp yöntemleriyle nedensel ve bünyesel olarak kalıcı tedavisi mümkün olabilir mi?

 

Tabii kanın yerini alacak yapay kan tüm işlevsel ve fizyolojik faktörleri ile üretilebilse ölüm de önlenebilir mi?

Ölüm önlense, ilahi adalet insan tarafından sağlanabilir mi?

Tıp müsbet bilim olsa, acıyı dindirmek ve azaltmakla yetinmez; insan ömrünü de uzatabilirdi?

Küresel Finans Krizinin Yük Akışı; Dağılımı,Bedeli ve Sosyo-Ekonomik Ertelenmesinin Analizi;

Küresel Finans Krizinin Parasal ve Kurumsal Analizi,Yönetimi, Denetimi, İş İstihbaratı Yöntemleriyle Çözümü?

Küresel Enerji Kaynaklarının Güvenliği ile Finans Krizinin ilişkisi nedir?

Sosyal Bilimlerde Kompleks Faiz ve Kompleks Güç kavramının yeniden işlevsel olarak tanımının önemi; ölçülebilirlik, neden sonuç ilişkisi, nesnel güvenilir doğrulanmış işlevsel bilginin üretimi ve aktarılması, doğruluk testleri; isbat yöntemleri; ahlak ve bilimsellik bağdaştırması nasıl olmalı?

Veri kirliliği ve Veri kalitesi?

 

GRC: Governance Risk Control kavramları neyi ifade etmektedir?

Faize odaklı borçlandırma ve sömürü (sözde Büyüme) Ekonomisinin geleceği;

KAPİTALİZM VE SOSYALİZM DEN SONRA TABİATIN UNİVERSAL EKONOMİK DÜZENİNE EVRİMSEL GEÇİŞ NASIL OLACAK?

Kontrol altında tutulabilen enflasyon ortamında parasal ve fiziksel büyüme teorileri?

 

Faiz oranlarına 3-4 puan ile banka personel ve genel şubelerin toplam giderlerini de eklediniz mi gerçek enflasyon oranlarını vebulabilirsiniz?

Aynen uluslararası LİBOR + SPREAD faiz hesabın da, bileşenlerden LİBOR sermayenin sabit küresel marijinal kaynak verimliliğini, SPREAD ise politik riski ifade ettiği gibi FAİZ +BANKA GİDERLERİ= ENFLASYON

Olamaz mı?

 

Parasal ekonomi ile reel (fiziksel) ekonomi nasıl kelepçelenir ki parasal balonlar ve yapısal krizler önlenebilsin?

 

TEKNİK SOSYO-EKONOMİK VE FİNANSAL GELECEK SENARYOLARI

 

KÜRESELİŞ İSTİHBARATI ve Türkiye nin geri kalmışlığının parasal ve fiziksel analizi (sosyolojik, kültürel, geleneksel ve dini değerler ve davranış kalıpları, küresel ahlak, ahlaklılık, değer odaklı sistemler, askeri,teknolojik, idari, ekonomik ve finansal) sistem yaklaşımıyla nedenleri nelerdir?

Adam Smith, John Maynard Keynes, Silvio Gesell, Wilhelm Reich, David Ricardo, Karl Marx, Milton Friedman…

Charles Darwinİn Biyolojik Evrim Teorisinin ana hatları ile özeti

 

EKONOMİK EVRİM TEORİSİ VE TABİİ EKONOMİK DÜZENE GEÇİŞ

 

KAR MAXİMİZASYONU YERİNE KAYNAK VERİMLİLİĞİ MAXİMİZASYONU; EN UYGUN ENERJİ ÜRETİMİ VE TÜKETİMİ İLE EN AZ VE EN UYGUN ENERJİYİ KULLANAN; ENERJİ MUHTEVASI EN AZ YOĞUN YENİ YUMUŞAK ÜRÜNLER VE YENİ ÜRETİM TEKNOLOJİLERİNİN KAYIP VE ATIK MİNİMİZASYONU SAĞLANARAK GELİŞTİRİLMESİ;

ÇEVRE VE VERİ KİRLİLİĞİ NASIL

DENETLENEBİLİR KONTROL ALTINA ALINABİLİR?

YENİ SİLAHSIZ ASKERİ GÜVENLİK KONSEPTİ VE EN AZ KUVVET, EN AZ GÜÇ KULLANIMI PRENSİBİ VE EN AZ GÜÇ KULLANIMI İLE KORKUYU GÜVENE DÖNÜŞTÜRMEK VE KALICI BARIŞI SAĞLAMAK İÇİN YENİ YUMUŞAK GÜÇ KONSEPTLERİ, YENİ KÜRESEL FELSEFELER VE YENİ KÜRESEL DEĞER SİSTEMLERİ

 

REKLAM VE TÜKETİM TERCİHLERİ İLE DEĞERLER SİSTEMİNİN ETKİLEŞİMİNİN ANALİZİ

YENİ ZAMAN BOYUTU YENİ RİSK VE GÜÇ TANIMI VE YENİ KARAR TEORİLERİ

KÜRESEL RİSK, KAYNAK VERİMLİLİĞİ, HAVA SU İKLİM ÇEVRE VE ENERJİ KAYNAKLARININ SÜREKLİLİĞİ VE GÜVENLİĞİ

SCIENCE FİCTİON‘ LA HEDEF ŞAŞIRTMA YÖNTEMLERİ

YENİ RİSK VE GELECEK PROFİLLERİ

KORKUYU GÜVENE DÖNÜŞTÜRECEK YENİ FELSEFELER

YARADILIŞIN KÖKÜ;

DUALİTE VE EVRİM

 

PARASAL VE FİZİKSEL EKONOMİK BÜYÜME

ÜRÜNLERİN ENERJİ MUHTEVASI

TEKNOLOJİ ÜRETİMİ VE ZAMAN İDRAKİ VE ÖLÇÜMÜNÜN İLİŞKİSİ

FAİZ MEKANİZMASI VE

BORÇLA BÜYÜME TEORİLERİ

KÜRESEL FİNANS KRİZİNİN TEKRARLANMAMASI NASIL MÜMKÜN OLABİLİR

 

Aralık 1983 te yeni Başbakan olan Turgut Özal‘ a Asteğmen Üniformasıyla, zamanın DPT Uzmanı olarak F-16 Projesinin ilk Montaj Paket Projesinin mutlaka yeniden ele alınarak gözden geçirilmesi gerektiğini   söylediğimde:

 

-Ben henüz yeni Başbakan oldum. Askerler bu projeyi çok istiyor, General Dynamics Firması da bizim için lobby faaliyetleri yapacak Washington da. Ben bu güçleri karşıma almak istemiyorum.! demişti.

………

 

EYLÜL 2009 DA MEHMET ERDAŞ IN YENİ KİTABINDA!

DÜNYADA VE TÜRKİYE´DE DEĞİŞEN ARZ TALEP YAPISI

KAYNAK VERİMLİLİĞİ NİN ARTIRILARAK İŞSİZLİĞİN AZALTILMASI, YENİ İŞ SAHALARININ AÇILMASI

SERBEST REKABET KAVRAMI VE YÜKSEK TEKNOLOJİK SEVİYE( high-tech)

BİLİNEBİLİRLİK, ÖLÇÜLEBİLİRLİK VE NEDEN SONUÇ İLİŞKİSİ KAVRAM KESKİNLİĞİ PROBLEMİN TANIMI VE ÇÖZÜMÜ ( EXİSTENCE UNIQUENESS SOLUTIONS)

KRİZ ORTAMINDA ATIL KAPASİTELERİN DEVREYE SOKULMASI İLE GENÇLERE İŞ BULMA ŞANSI VE MESLEKİ GELECEK PERSPEKTİFLERİ SUNABİLMEK, GELİR DAĞILIMINI DEĞER ÜRETİMİNE GÖRE YENİDEN DÜZENLEMEK ( SYSTEM RELEVANCY & PRIORITIES IN RESOURCE PLANNING)

n     TURBO DEĞİŞİM HIZI, ÇEVRE ENERJİ İKLİM İŞSİZLİK SERMAYE BİRİKİMİ

n     YENİ EĞİLİMLER VE KAVRAMLAR   ( NEW TRENDS AND CONCEPTS)

n     SAP’ Yi SAP YAPAN MUKAYESELİ ÜSTÜNLÜĞÜ ÖNEMLİ TEKNOLOJİK ÖZELLİĞİ NEDİR?

n     FİNANS KRİZİ, KAYNAK VERİMLİLİĞİ OPTİMİZASYONU VE KARAR DESTEK SİSTEMLERİ

n     SAP ERP BW BI SOA BOBJ NEDİR? VERİ KİRLİLİĞİ VE VERİ KALİTESİ NİN ÖNEMİ

n     SAP ‘ NİN GELECEKTEKİ ÜRÜN STRATEJİSİ?

 

Önemli Referanslar:

1)Adam Smith AN INQUIRYINTO THE NATURE AND CAUSES OF THE

 WEALTH OF NATIONS; BY ADAM SMITH, LL.D.AND F.R.S. OF LONDON AND EDINBURGH, FORMERLY PROFESSOR OF MORAL PHILOSOPHY

IN THE UNIVERSITY OF GLASGOWIN FOUR VOLUMES EDINBURGH, 1776

2)Sylvio Gesell, The Natural Economic Order, May 1918, London

http://www.silvio-gesell.de/neo_index1.htm

http://www.youtube.com/watch?v=xcbiBSarpu0 <http://www.youtube.com/watch?v=xcbiBSarpu0&NR=1&gt; &NR=1

http://www.youtube.com/watch?v=lakekNuDCTk <http://www.youtube.com/watch?v=lakekNuDCTk&NR=1&gt; &NR=1

http://www.youtube.com/watch?v=Q4HtgSR0Rv8 <http://www.youtube.com/watch?v=Q4HtgSR0Rv8&NR=1&gt; &NR=1

http://www.youtube.com/watch?v=HOPIW_9NH10 <http://www.youtube.com/watch?v=HOPIW_9NH10&NR=1&gt; &NR=1

http://www.youtube.com/watch?v=2V2dgxGsSN4 <http://www.youtube.com/watch?v=2V2dgxGsSN4&feature=related&gt; &feature=related

3)David Ricardo, On the Principles of Political Economy and Taxation, 1817

4)Karl Marx, Das Kapital

5)Alfred Marshall Principles of Economics

6)John Maynard Keynes, The General Theory of Employment, Interest and Money, 1936

7)Mehmet Erdaş Enerji Ekonomisi; Türkiye nin ve Geleceğin Problemlerinin Analizi, Doktora Tezi, 1982 Braunschweig

8)Paul Krugman,

DEPRESYON EKONOMİSİNDE BANKALAR YENİDEN KREDİ VEREBİLECEK Mİ?KÜRESEL SİSTEM KRİZİ AŞILABİLECEK Mİ?

 

YARIN (BORSA DÖVİZ FAİZ ALTIN) NE OLACAK?

DÖVİZE SPEKÜLATİF HÜCUM NOKTASI VE OLASI DÖVİZ KAYBI MİKTARI NASIL HESAPLANIR?

DÜNYA ŞEBEKE EKONOMİSİ FİNANS KRİZİ VE FAİZ MEKANİZMASININ ANALİZİ,

KÜRESEL PİYASA OTOMATİZMASININ ÇÖKÜŞÜ

KRİZE KARŞI BİREYSEL VE TOPLUMSAL TEDBİRLER PAKETİ

(Collapse of World Network Economics)

OLAYLARI TARİHİ PERSPEKTİFLE ANALİTİK OLARAK ÇÖZÜMLEMEK; KALICI KURUMSAL ALTYAPI VE KRİZİ AŞACAK SÜREKLİ TEDBİRLER ÜRETEREK, MATEMATİK MODELLEME İLE TEDBİRLERİ ÖNCELİKLERE GÖRE ACİL UYGULAMA PAKETLERİNE EYLEM PLANLARINA DÖNÜŞTÜRMEK :

Tarih Hak çizgisidir!

Siyasetçi para sahiplerinin kuklasıdır

GÜÇ DENGE FAİZ TEKNOLOJİ ÜRETİMİ VE KOMPLEKS ZAMAN BOYUTU

ACİL EYLEM PLANI

BİLGİ KİRLİLİĞİ, HİLE TOPLUMSAL PSİKOLOJİ

KURUMSAL ALTYAPI EKSİKLİĞİ

KURUMSAL KAYNAK YÖNETİMİ PLANLAMASI VE İŞ ZEKASI YÖNTEMLERİ

TOPLUMSAL TERCİH VE DAVRANIŞ KALIPLARI

Bilgi toplumu ve Tarım Toplumu

AB Perspektifi, alternatifsiz yegane çağdaş Uygarlık Projesi midir?

Ulusal Bağımsızlık; Cumhuriyetçilik, Devletçilik, Halkçılık, Laiklik,

Adalet duygusu, Sosyal Güvenlik, Hukuk Güvencesi

Dil, Din ve Fen; Kavram derinliği

Askeri güce dayana tarım toplumu AB ye girişe kesin engeldir.

Ulus devlet ile ümmet çelişkisi

Sosyal Bilimler ve Güç kavramı

Tabiatta En az kuvvet prensibi ve orantılı dengeli güç kullanımı

Kendi kendini düzenleyip kontrol etme ve kararlılık prensibi

Bankacılık ve Sigorta Sistemi: Ödeyemeyeceği bilinenlere ölçüsüz kaynak ve spekülatif aktarılması ile finansal balonların oluşturulması

Kelebek Etkisi; Korku, Seks ve Para; diğer sapkınlıklarda ve suç oranlarında artış

Tüketim kalıpları: Hile odaklı, değer odaklı, parasal güç odaklı bireysel tüketim tercihleri ve davranış kalıpları

Say Kanunu: Gelir azalmasına rağmen Tüketimin kısılamaması

Toplumsal Bunalım ve Kurtarıcı arayışları

Sistemin temel taşıyıcı direklerinin yönetici şahıslardan bağımsız olması

Siyaset kurumunun finans sistemi üzerinde etkin olabilecek yaptırım gücünün olmaması

DEMOKRASİ VE DOĞRUYU YANLIŞTAN AYIRDEDEBİLME KABİLİYETİ

Bana oy ver sana menfaat sağlayayım sistemi

Sosyal Farkındalık; azınlık ve çoğunluk arasındaki; en zayıf ile en kuvvetliler arasında dengeli güç dağılımı

Bireysel ve toplumsal öncelik ve hassasiyetlerin örtüşmesi

Üretmeden tüketmek

GÜVENİLİR VERİLERDEN TÜRETİLEN BİLGİLERLE DOĞRU KARARLAR ALMAK

Kalkınma Planları ve Finansman Öncelikleri

KAYNAK VERİMLİLİĞİ VE KAYNAK YÖNETİMİ PLANLAMASI

Önemli Projeler

F-16

GAP

Afşin Elbistan

D